14. Bölüm

"Mezuniyet Gecesi"

Gulay Karademir
gulay.k

Asiye asansör kabininin önünde gelmesini bekledi. Kalbi göğüs kafesine girmeme konusunda ısrar ediyordu. Heyecanı yavaş geçen saniyelerde daha da arttı. Kendine itiraf edemese de Destan'ı özlemişti. Sesini duysa da gece karası irislerini ve kokusunu özlemişti. İçi kıpır kıpırdı, midesinde kelebekler uçuşuyordu.

Asiye kalbiyle savaştığı sırada Destan aklında küçüğü şirkete adımını attı. Rayından çıkan kalbiyle etrafta gezen dalgın hareleri aradığını buldu. Sert ve kendinden emin adımlarına inat kalbi ürkek ve bir o kadar da umut doluydu. Adımları yaklaştıkça yatıştırıcı Hindistan cevizi kokusu genzine doldu. Öfkesini yatıştırsa da kalbini yatıştıramadığı bir gerçek.

Asiye kulaklarını dolduran güm güm kalp atışlarından başka bir ses duyamaz oldu. Tenini yakıp kavuran ılık nefes, burnuna hücum eden çam kokusu... Aman Allah'ım o tam arkamda. Destan hızla nefes alıp veren küçüğüyle, astım krizi geçirdiğini düşündü başta ama çok geçmeden heyecanlandığını anladı. Dudağı kıvrıldı.

Asiye asansörün açılan kapısıyla içeriye girdi, ardından Destan. Kapanan kapıyla kızın elini avucunun arasına hapsetti. Asiye elindeki sıcaklıkla irileşen gözleri Destanı buldu. Dudağı yukarı kıvrılan adamın hoşuna gidiyordu verdiği tepkiler. Kızaran yanakları, şaşkınlıkla açılan gözleri... “Destan Bey ne yapıyorsunuz bırakın biri görecek.” Elini kurtarmaya çalıştı biri görecek paniğiyle.

“Umurumda mı sanıyorsun?”

“Destan Bey.”

“Özledim.” Adama hayretle baktı. Destan dudaklarının tenine değme ihtiyacıyla alnından öptü. Asansörün kapı sesiyle ikili kendine geldi. Önüne döndü, yanakları allaştı. Bir türlü alışamadı sevdalığa. Daha önce hiç sevgilisi olmadı bocalaması bu yüzden.

“Kendini yorma.”

Dosyalara dalıp vaktin nasıl geçtiğini anlamadı Asiye, telefonun çalmasıyla yerinden sıçradı. Ancak üçüncü çalışında açabildi. Acaba yemek yedi mi? Ateşi tekrar çıktı mı? Karnı aç mı? Çizime daldığından unutmuştur yemeği. Destan yemek siparişi verdi. Yemekler gelince Asiye'yi aradı: “Ufaklık...”

“Kas yığını...”

Genç adamın dudağı kıvrıldı. “Hemen odama gel.” Yine emir kipi kullanmıştı kızın sinirlendiğini bilerek. Asiye sinirlerine hakim oldu. “Anlamadım efendim s...”

“Anlaşılmayacak bir durum yok, hemen odama gel.” Adamın sesi otoriter çıktı. “İşim henüz bitmedi, ge...” İşini bahane eden kıza, hiç istemese de sert konuştu. Şimdiden pişman oldu genç adam. “Sana benim sözümü ikiletmemen gerektiğini söylemiştim hemen odama gel.” Telefonda gürledi. Az daha telefonu elinden düşürüyordu. “Anlaşıldı mı?” Şimdi gözleri nasıl bir girdaptır.

“Anlaşıldı.”

Kızın telefonu yüzüne kapatan adamla gözleri doldu. Akan birkaç damla incisini silerek telefonu yerine koydu. “Sakin ol kalbim.” Kalbinin üzerine elini koydu. “Neden şimdi benimle böyle konuşuyor, hem sevgilim diyor hem bağırıyor. Şamar oğlanı değilim ben.” Yanağındaki ıslaklığın yerini yeni inciler alırken sinirle sildi. Odasından çıkıp kapısına vardığında öfkeyle kapıya sert vurdu. İçeriden, “Gir,” sesini duyunca kapı kolunu indirip içeriye girdi. Tam karşısında durdu.

“Buyrun Destan Bey, beni neden çağırdınız?” Destan mavi harekete baktığında haklılığını gördü. Girdaba dönmüştü. Ah be ufaklığım dik dik bana bakacağına aşağıya baksaydın neden çağırdığımı anlardın.

“Otur.”

“Emir vermemeniz gerektiğini size söylemiştim.”

“Acıkmadın mı?”

“Evet açıktım da neden sordunuz?”

“Hesap sormadan önce sehpanın üstüne baksaydın neden çağırdığımı anlardın.” Asiye başını eğip baktı. Sehpanın üstünde yok yoktu; zeytin yağlı yaprak sarması, dolma biber, ıspanaklı börek...

“Otur da birlikte yemek yiyelim.”

“Birlikte mi?” Adamın gözlerinin içine şaşkınlıkla baktı. “Evet.” Genç adam koltuğa oturdu ve eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. “Otur.” Dik dik bakan kıza "Lütfen"i de ekledi. Yemekler öyle güzel kokuyordu ki, kokusuna hayır diyemedi, oturdu ve çatalı eline alıp besmele çekerek yemeye başladı. Ağzında yemek varken konuştu. “Yemekler çok güzel.”

“Afiyet olsun.” Adamın gece karası gözleri gülüyordu. Yemeğini bitirip sehpanın üzerindekileri toparladı. “Yemek davetinize teşekkür ederim.”

“Teşekkür etmene gerek yok ufaklık, yemek senin için değil.” Asiye'nin kanı kaynamaya başladı. “Kimin için?”

“Çok güzel bir melek için.” Asiye sinirle ayağa kalktı. “Sizin birlikte olduğunuz kadınları dinleyecek vaktim yok Destan Bey.” Kapıya yöneldi. Genç adam sözleriyle kalakaldı. “Yemek, masum bebeği ve onu yaşatmaya çalışan anneye.” Az önce kıskandığı kız kendi kızıydı. Ayağa kalkıp elini tuttu. “Beni kıskanman hoşuma gitti.”

“Ben sizi kıskanmadım.” Genç kız kendini savunmaya geçti.

“Kıskanmadığından mavilerin köpür...”

“Kıskanmadım.” Adamdan elini kurtarmaya çalıştı ama başaramadı her zaman ki gibi. “İzin verirseniz işimin başına geçmek istiyorum.” Gece karası içişleri bakmamaya çalıştı, bakarsa yanında kalmayı isteyeceğini biliyordu.

“Çıkmak üzereyken haber ver evine bırakayım.”

“Hayır.” Kızın sesi cılız çıktı kendi sesini zor duydu, duyduğundan da şüpheliydi. “Neden?”

“Beni başka biri bırakacak.”

“Baban mı?”

“Hayır.”

“Kim o zaman?” Dedi sertçe.

“Benim için önemli biri.” Asiye'nin yüzü yerdeydi, gözlerinin içine bakmaya korkuyordu. Ben kendisi için önemli değil miyim? diye geçirdi genç adamın aklından. “Erkek mi?” Adamın sesinde tehdit kokan tını vardı. Başını sallayınca nefesini seslice dışarıya verdi. Destan bileğini serbest bırakınca vücudu ürperdi.

“İyi istediğini yapabilirsin şimdi çık dışarıya.” Genç adam kıskançlıktan ne dediğini duymadı. Bu kadar mıydı yani? Akmaya fırsat kollayan yaşlar önce bir iki derken çoğaldı. Başını kaldırdı. Destan sözlerinin yarattığı sert etkiyi yerine oturduğunda gördü. Gözleri buğulanmıştı ağlama diyecekken, yaşlarını silip odasından çıktı. Kalbinin üzerine elini koyup sakinleştirmeye çalıştı. “Neden bu kadar öfkelendi.”

🌗🌗🌗🌗🌗

Murat aklında onca soruyla boğuşurken gelmişti hastaneye. Destan'la yaptıkları konuşmanın da etkisi vardı. “Murat konuşmadan bilemezsin, bir gün yanında başka adam gördüğünde, keşke sorsaydım şimdi yanındaki adam ben olurdum demezsin en azından.” Korku iliklerine kadar sirayet etti. Ya haklı bir açıklaması varsa, kendi hatam yüzünden kaybedersem...

“Bir açıklaması var mıdır sence?” Haklı çıkmak istese de aklı haksız çıkacağını düşünüyordu. “Keşke demek istemiyorsan bir an önce konuşmaya bak!" Kandıracak birine benzemiyor. Hastası geldi, ilgilenirken de zamanı unuttu, hatırladığında geldi. Ürettiği senaryolarla bıkkınlıkla nefesini verdi. Destan'ın dediği gibi keşke demek istemiyorsam karşısına çıkıp nedenini sormalıyım. Sonuçta kaybedecek bir şeyim yok hatta kazanacağım bir kalp olabilir.

Araba boğucu geldi. Gömleğinin üst düğmesini açtı. Nefes almakta zorlandı. Arabadan inip parka yürüdü. Banklardan birine oturdu. Gözleri çocukların üzerinde gezinsede aklı sorulara cevap bulmakla uğraşıyordu. Biraz daha devam ederse beyni yanacaktı. Düşünmeyi bıraktı. Telefonunu çıkarttı, günlerdir silip silmemek arasında kaldığı numaranın üzerine tıkladı. Cevap vermesini beklerken nefesini tuttu.

“Alo...” Narin sesiyle nefesini verdi. Çok özlemişti. “Benim Murat..." Sessizlik oldu. Hayal'in nefes verişini dinledi. Hayal arkadaşlarıyla birlikte kahve molası vermişti. Arayana bakmadan açtı. Kulağında yankılanan genç adamın sesiyle sözü yarıda kaldı. Arkadaşlarının dikkatinden kaçmadı.

“Hastanenin önündeki parktayım. Konuşmamız lazım...” Murat reddetmesine fırsat tanımadan yüzüne kapattı. Hayal adamın sesindeki soğukluğu hissetti. Murat'ın beklediğini hatırlayınca ayağa kalktı. Arkadaşlarının şaşkınlığını umursamadan çıkışa yöneldi.

Murat arkasına bakmaktan korktu. Gözlerini çocuklara dikti. Allah'ım sevdiğim kadını bana bağışla. Kalpler senin elinde. Kalbini bana ısındır. Hayal her adımında kalbinin ağzında atmasına anlam veremedi. Allah'ım sen hakkımızda hayırlısını nasip et.

Murat burnuna dolan bahar kokusuyla başını yana çevirdi. Ela gözleri dolmuştu aynı zamanda ışıldıyordu. Geldiğime sevindi mi? Sakin ol Murat. Hemen umutlanma... Hayal bakışlarından bir şey anlamadı. Gözlerindeki ışıltıyı bir anlığına gördü. Yanlış gördüğünü düşündürtecek kadar hızlıydı. Sıcak çikolata bakışlarını özlemişti. Çocuklara başını çeviren adamla umutları söndü. Hayal kırıklığıyla yarına oturdu. Aralarında rahatsız edici sessizlik oluştu. İlk konuşan Hayal oldu. Kendini açıklamaya çalıştı.

“Özür dilerim Murat, her şey için...” Hayal akan bir damla gözyaşını silip kaldığı yerden devam etti. “Sözümü tutup seni tanımak için gelmek istedim. Yolda hastaneden aradılar, dönmek çorunda kaldım. Zincirleme trafik kazası... Çok yaralı vardı. Bırak sana haber vermeyi, başımı kaşıyacak zamanım yoktu. Son ameliyattan sonra saat geçte olsa geldim. Bir umut...” Sustu. Derin nefes aldı. Murat’ın tepkisiz kalması canını yaktı. Gözyaşlarını sildi. “Neyse...Beni yanlış tanımanı istemem. Verdiğim sözü mutlaka tutarım.” Hayal ayağa kalktı. “Seni tanımak güzeldi. Hoş çakal...” Genç kız durdurmasını istedi. Bir harekette bulunmayınca arkasını dönüp hastaneye hareket etti.

Murat bileğinden tutarak gitmesine engel oldu. Murat duyduklarıyla en çok kendine kızdı. Arasa ya da hastaneye gitse ilişkilerine adını koymuş olacaklardı belki. Bütün bunların içinde Murat'ın kalbini dört nala koşturan 'seni tanımak için gelmek istedim' oldu. “Ela gözlüm...”

Hayal şaşkınlıkla döndü. Bir daha duyamayacağını düşündüğü hitabı özlemişti. Gözleri farklı bakıyordu. Işıldıyordu. İlk tanıştıklarında... “Beni tanımak istedin...”

“Evet.”

“Neden aramadın?”

“Sen neden aramadın?” Adamın sorusuna soruyla karşılık verdi.

“Aptallık etmişim. Çok pişmanım, affet beni!”

“Asıl sen beni affet...”

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye gece için hazırlanırken aklında Destan vardı. Uzun süredir arayıp sormamasına içerledi. Gözünde değersiz olduğunu düşünmeye başladı. Canı yansada kararını verdi, düşünmeyecek ve gözyaşı dökmeyecekti fakat aklına düştüğü anda gözünden bir damlanın akması bir oluyordu. Kızının tekmesiyle karnını okşadı. “İyiyim Menesa'm, şu aralar duygusalım, bir süre idare edeceksin anneni.” Dolan gözleriyle aynaya baktı. Yansımasına hayran kaldı. Acaba Destan beni görseydi nasıl tepki verirdi. Kesinlikle şaşkınlıkla bakardı. Gözlerine inanamazdı.

Hani düşünmeyecektin Asiye, sen onu düşünüyorsun da bakalım o seni düşünüyor mu? Hayır... Akmaya zorlayan incilerini çenesini yukarıya kaldırdı, kirpiklerini hızla oynatarak geri itti. “Ağlamak yok Asiye.” Karnında hissettiği kıpırtıyla okşadı. “Menesa'm annen ağlamıyor merak etme, hem o kaybetti bizi. Biz ikimiz birbirimize yeteriz.” Annesinin sözlerine karşılık veren Menesa duruldu. Uzun zaman sonra içten kahkaha atan Asiye şimdiden kızıyla iyi anlaşacaklarının sinyallerini aldı. Siyah çantasını alarak aşağıya indiğinde Deniz ailesiyle sohbet ediyordu. Bir an Deniz'in yerinde Destan'ı görür gibi oldu. Kendine gel Asiye her yerde onu görür oldun, kafayı mı yemek istiyorsun sen.

Fadime Hanım yeğenini gördü. “Hay maşallah benim güzel yeğenime.” Kulağını çekti, parmağının boğumuyla masaya vurdu. "Kırk bin kere maşallah nazar değmesin.”

“Çok güzel...”

“Çok güzel!” Hep bir ağızdan çıkan iltifatlar genç kızı utandırdı. Deniz ayağa kalkarak müsaade istedi. Ömer Bey Deniz'in omzuna elini koydu. “Kızım sana emanet vakitli getir.” Kafasını dağıtmanın iyi geleceğini biliyordu.

Evden çıkıp arabaya yöneldi, Deniz ondan önce davranıp centilmence kapıyı açtı. Yerini aldığında Deniz'de şoför koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırıp yola koyulduklarında Ayda aradı. “Çıktınız mı? Ne zaman geliyorsunuz?” Deniz'in meraklı bakışları üzerindeydi.

Okulun spor salonunun önünde arabayı durdurdu. Araçtan inip ağaçların altındaki banka oturdu. Deniz'i beklerken okuldan tanıdığı Soner geldi. Sarışın, renkli gözlü, eğlenceli biri ve Asiye'yle belli etmesede ilgileniyordu. Onun gibi doğal bir güzelle daha önce hiç karşılaşmamıştı. Hayranlıkla

genç kızı süzdü. “Çok güzel görünüyorsun, kavalyen gelmedi mi?”

“Teşekkürler sende çok şıksın, Deniz arabayı park ediyor." Siyah smokin yakışmıştı. Pelin üzerinde kırmızı, ince askılı vücudunu saran mini elbise gelmişti. “Asiye çok güzel görünüyorsun, seni elbiseyle görmek ne güzel.” Asiye'ye kıskançlıkla laf soktu. Gözlerini devirerek teşekkür etti. Soner'e döndü. “İçeriye geçelim mi canım?” Olumlu cevap verdi Soner. “İçerde görüşürüz.”

Ayda kuzeniyle birlikte geldi. Sarışın, 1.70 boylarında, gamzeli yakışıklı bir delikanlıydı. Asiye'nin dikkatini çekense siyah gözleriydi. Aklına gece karası gözler geldi. Gözleri dolunca bakışlarını kaçırdı. “Çok güzel olmuşsun.” Asiye teşekkür ederken ayağa kalkıp sarıldı. V yakalı omzundan dirseğe kadar şeridi açık pembe elbise giymişti. Dize kadar yırtmaca sahipti. Saçlarını kıvırcıklaştırıp yandan bağlamıştı. “Sende çok güzelsin kardeşim.” Ayrılan kızlara Burak iltifatıyla ikisinin de yanakları kızardı. “Asiye iltifat etmiyoruz gerçekten çok güzelsin.”

“Teşekkürler.”

Deniz'in geldiğini kimse görmedi. Alıcı gözle kızı süzdü. Asiye'nin yanında birkaç sefer görmüştü ama küçük diye yaklaşmamıştı. Şimdiyse bir afete dönüşmüştü. Karşısında genç bir kadın duruyordu. Deniz'den farkı olmayan Ayda, baştan sona süzdü Deniz'i. Yakışıklığını giydiği siyah takımla çekici hale getiren adama aşık oldu o saniye. Kendilerinden geçen iki aşığa bakıp gülümseyen Asiye ve Burak aynı anda boğazlarını temizleyerek girdikleri trastan çıkardılar. Kendini çabuk toparlayan Deniz Asiye'ye döndü. “İçeriye geçelim.” Göz ucuyla da Ayda'ya baktı. Afallamış ve parıldayan gözlerle kendisine bakıyordu. Deniz'in hoşuna gitti.

Boş masalardan birine geçip durdular. Spor salonu gece için özel hazırlanmıştı; masalara atıştırmalıklar, çerezler, içecekler konulmuştu. Potanın altına platform yerleştirilmişti sanatçı için. Deniz bardağa içecek koyduğunda canlı müzik başladı. Ayda Burak'a, “Dans edelim mi?” diye sordu. “Havamda değilim.” Kuzeni teklifini reddetti. Ayda dans etmeye kararlıydı. Deniz'e sorma gereği duymadan elini tutup yürümeye başladı, adamı arkasından sürükledi. Genç adamında canına minnet. “Ayda Deniz'i götürür sana söyleyeyim.”

“İkiside birbirinden daha iyisini bulamaz.”

“Öyle...” Burak gözüne kestirdiği kıza yönelirken Asiye birbirlerinin gözlerinin içine bakarak dans eden, dünyadan soyutlanan çifte baktı. Kendisini unutmalarına kızsada, eğlenmelerine sevindi.

Asiye kalbinin hızlı atmasıyla gözünü kapatıp kalbini dinledi. Tek bir isim bağırıyordu kalbi: Destan Karahanlı. Gözlerini hemen açtı. Burada mı yoksa. Yok canım daha neler? Günlerdir aramayan adam mezuniyet geceme gelecek değil ya. Bitirdiğini söylemeye mi geldi? Başka ne için gelecek? Belkide duymak istediğimi söylemeye gelmiştir olamaz mı? Aklı iyice karıştı. Bir sus, kendi kendine konuşmayı bırak, belki kalbin yanılıyordur.

Hayal kırıklığı yaşayacağını düşünerek etrafına göz gezdirdi. Sonunda gözleri aradığını buldu. Kalbi maraton koşusuna çıkan atlar kadar hızlı atarken genç adamı süzdü. Giydiği siyah yelekli takım elbiseyle çok yakışıklıydı. Saçlarının yarısını topuz yapmış geri kalanı kıvırcıklığını ilan ediyordu. “Her haliyle yakışıklı be!”

 

Bölüm : 13.12.2024 22:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...