29. Bölüm

"Ölümün Soğukluğu..."

Gulay Karademir
gulay.k

“Kardeşimi görmeye geldim Destan.” İkili kucaklaşırken elindeki orkideye dikkat etti.

“Hoş geldin!”

“Nasıl, iyi mi?”

“İyi, ben çıkarken uyuyordu.”

Hastanedeki ilk gecelerinde genç çifti yalnız bırakmak istemedi Murat. Genç adamı zor ikna edebildi. Yanlarında Ayşe Hanım kaldı. Kocası da olsa hala çekiniyordu. Odanın önüne geldiklerinde kapıyı açtı. İçeriye girdiğinde yatak boştu anneside yoktu. Lavaboya gitmiş dese annesi kapının önünde dururdu. Yinede baktı. Kapıyı çalarak içeriye girdi. Boştu. “Ufaklık...”

Murat endişeyle konuştu. “Asiye nerede Destan?”

“Bilmiyorum, annesiyle birlikte yürümeye çıkmıştır.”

Destan karısını odada göremeyince içine korku düştü, onu görmeden atlatamayacağını biliyordu. Koridorlarda tabiri caizse deli danalar gibi karısını aradı. Karşısına ilk çıkan hemşireye aceleyle karısını sordu. Söyledikleri kulağında çınladı, geriye doğru adım atıp arkasını döndüğü gibi koşmaya başladı. Asiye'nin sancıları tutmuş ve doğumhaneye almışlardı. Doğumhanenin önüne geldiğinde Ayşe Hanım yere oturmuş ağlıyordu.

“Ufaklık!” Sesini kendide tanıyamadı. Ayşe Hanım damadının sesiyle başını kaldırıp yaşlı gözlerle genç adamın gözlerinin içine baktı. Titreyen eliyle doğumhaneyi işaret etti. “Do-ğum-haneye al-dılar.”

Murat, “Siz neden söz ediyorsunuz daha vakti vardı.”

“Karım!” Destan soluğu doğumhanenin kapısında aldı. “Açın kapıyı karımı göreceğim!” Murat durdurmaya çalışsada genç adamın gücü buna izin vermiyordu. “Açın şu lanet kapıyı karımı göreceğim!” Kendisine sıkıca sarılan adımın çekiştirmesiyle mücadele etti. Kurtulmaya çalıştı ama başaramadı. Kendini yerde buldu. Murat teselli etmeye çalıştı, gözlerinden yaş akarken.

“İyi olacak kardeşim, o kapıdan kızınızla birlikte çıkacak.” Destan'ın bir kulağından girip diğerinden çıktı. Genç adam sırtını duvara dayadı, gözlerini doğumhaneden ayırmadı bir an bile. Kaç dakika geçti, kaç saat ya da asır bilmiyordu. Yüzünde hissettiği eller kendisine bakmasını sağladı. Nergis Hanım. Bir saniye sürdü yeniden doğumhaneye çevirdi gözlerini, sanki onu görebilecekmiş gibi.

Doğumhanenin kapısı açıldığında kendinden beklenmeyecek çeviklikle yerinden kalkıp doktorun kollarından tuttu. Yüzündeki ifadeden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Destan kekeleyerek boğazına oturan yumruyla sordu. “Adalet Hanım ka-rım kı-zım iyi mi?” Adalet Hanımın gözünden akan yaşla kara haberi aldı. Duymaya hazır değildi, kenara iterek doğumhaneye girdi. Hemşire karısının üzerini örtüyordu. Hemşireyle göz göze geldiğinde bakışlarını kaçırıp yere indirdi. Gözleri yaşarmış hatta ağlıyordu.

Nasıl ağlamasın ki. Kısa sürede genç kızı tanımış ve sevmişti. Bebeği için verdiği mücadele, güzel kalbine, aşkına, pozitifliğine, sarsılmaz inancına hayran kalmıştı. Kalbini çalıştırmak için çok mücadele etmiş ama döndürmeyen Allah ikinci bir şansı vermemişti. Gençliğinin baharında aşkına, hayatına doyamadan kara toprağın altına girecekti. Uğruna ölümü göze aldığı kızıyla birlikte. Karşısındaki genç adamın acısı çok büyüktü. Aynı anda hayatının hem yarısını hem de parçasını toprağa verecekti. Ona

hissettiği merhametti. Sevdiklerini kaybeden birine edebileceği duayı etti. “Allah sabır versin.”

Destan bir adım atmıştı ki yeni fakına vardığı gerçekle durdu. Ağlama sesi yoktu. Ağır ağır başını beşiğe çevirdiğinde bebeğinin de üzerini örtmüşlerdi. “Kı-zım...” Başını sedyede yatan cansız karısına çevirdi. “Ka-rım...” Kekeleyen adamın gözleri kızı ve karısı arasında mekik dokudu.

“Maalesef ikisinide kaybettik başınız sağ olsun!”

Genç adamın kulağında hemşirenin son sözleri yankılanıp durdu. İkisinide kaybettik... İki kelime... Bir insanı öldürmeye iki kelime yeter miydi. İkisinide kaybettik... Sanki bedeniyle birlikte ruhuda uyuşmuştu. Yok... Yok... Kabus bu. Uyuya kaldığını, birazdan uyanacağını ve kabusun biteceğini düşündü. Yatağa uzanmış güzelini, uyuyor bulacaktı. Yanına uzanıp kokusunu içine çekecekti. Bir türlü niye bitmiyordu bu kabus. Uyanmalıydı. Kendisini çimdiklediği sırada arkasından gelen feryat sesleri yaşadıklarının gerçekliğini haykırdı. Gözü karardı.

“Kızımmmmm...” Ayşe Hanımın feryadı kulaklarına doldu.

“Kardeşim...”

“Beyefendi iyi misiniz?”

Destan soluğu karısının yanında aldı. Titreyen elleriyle çarşafı yüzünden çektiğinde masum yüzü solmuş, bembeyazdı. “Ufaklık!” İçini titreten, kalbini attıran sesi artık yok mu? Diliyle delirtemeyecekmiydi şimdi. “Ufaklığım hadi aç gözlerini, bak ben geldim.” Sesini duyurmak istedi, duyamayacağını bilerek.

“Kızımız...” Bebeğin beşiğini yanına çekip örtüyü kaldırdı. Yeni doğmuş, teni pespembeydi, kırışıktı. Kucağına canını yakmaktan korkarak aldı. Kızını kucağına cansız alacağını hiç düşünmemişti. Ne hayaller kurmuştu: Parmağını küçük narin eliyle tutmasını, yumuk yumuk gözlerini açmadan açım diye ağlayarak ortalığı yargaraya vermesini, kendi elleriyle beşiğine yatırmayı, okyanus gözlüsünün birken iki olduğunu gün gün izlemeyi, işten geldiğinde soluğu yanında almayı...

Hepsi bir hayal kadar uzaktı. Genç adam burnunu soğuk tenine değdirip kokusunu içine çekti. Cennet kokuyordu. Karısınıda kollarının arasına alıp duvar dibine çöktü, onu durdurmaya çalışan hemşireleri umursamadan.

“Destan!”

Genç adam önünde diz çökmüş ağlamaktan gözleri kızaran Murat'a baktı. “Karım ölmedi.” Sesi varya yok arası çıktı. Melek kadar güzel karısına döndü. “Bak sevgilim abin ne diyor, senin öldüğünü söylüyor ama bilmiyor ki sen beni bırakmazsın.” Alnını öptü. Teni buz gibiydi. Boğazındaki yumru giderek büyüdü, boğuluyordu. Ağlaması gerekiyordu ama gözleri sahra çölü kadar susuzdu. Onları kaybettiğine inanamıyordu. İnanmak istemiyordu. Geç bulduğu kadınını erken kaybetmişti.

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye gözlerini huzursuzca açtı. Hafiften kendini gösteren ağrısı uykusunu bölmüştü. Genç kız karnını okşayarak kızıyla konuştu. “Kızım doğmak için bu kadar acele etme, biraz sabırlı ol.” Anne karnındaki bebeğine uyarıda bulunmuştu. Dudağı kıvrıldı. Mavi hareleri birleştirdiği ellerini yanağının altında derin uykuda görünen annesini buldu. Dudağı hafifçe kıvrıldı. Bakışlarını annesinden çekip sol tarafına tekli koltuğa sere serpe yayılan kocasına çevirdi. Boyuna, cüssesine küçücük kalmıştı koltuk. Kendisi koskoca yatakta yatarken, kocasının koltukta yatmasına içi cız etti.

Asiye yataktan ayaklarını sarkıtıp ayağa kalktı. Kocasının yüzü gerilmişti. Alnı kırışmış, kaşlarını

çatmıştı. Boncuk boncuk terlemişti. Gözünden akan damla loş ışıkta parladı. Kabus görüyordu. Genç kız uyandırmaya yanına yaklaştı. Omzunu dürttü. “Destan uyan.” Aniden uyanan adamla geriye çekildi. Kolunu indirirken bileğini kavradı.

Destan boş boş göz gezdirirken yaşadıklarının gerçekliğini sorguluyordu. Karısı, kızı kucağındaydı cansız bedenleriyle. Nefesi kesildi. Gece karası irisleri yatağın boşluğuyla irileşti. Akan iri damlalar sakallarını ıslatıp çenesine yol aldı. Yanağında hissettiği sıcaklık ve baskı, kulağına ulaşan inci sesle başını yukarıya kaldırdı.

“Destan iyi misin?” Destan yaşlı gözlerini karnına indirdi. Kocaman karnıyla bebeği ordaydı. Bu da mı rüya düşüncesi korkuttu. Karısını kendine çekti, kucağına oturtup sıkıca sarıldı. Asiye beklemediği hareketle kollarını boynuna doladı. Her saniye sıkılan kollarla nefes almakta zorlandı. “Destan ne-nefes alamıyorum.”

Destan kollarını gevşetti. Karım, kızım kollarımın arasında. Allah'ım sana şükürler olsun. “İyi...” Şeker pembesi dudaklarına kapanarak susturdu. Genç adam sert öptükçe gerçekliğinden emin oldu. Asiye acıyan dudaklarıyla şaşırsada başta, karşılık vermede geçikmedi.

Ayşe Hanım seslere gözünü açtığında kızını kocasının kucağında öpüşürken buldu.

Destan elini kızın baldırına koyup kendine bastırdığında ağzının içine inledi. Ciğerleri oksijensiz kalan Asiye geri çekildi. Nefes nefeseydi. Siyah irislerdeki yoğun tutkuyla tepeden tırnağa titredi. “Des...” Destan alınlarını birleştirdi. Kokusunu içine çekip sakinleşti. Genç kız sormadan kelimeler dudaklarından bir bir döküldü. Kabusunu anlatırken adeta tekrar yaşadı.

Kocasından uzaklaşıp yüzünü ellerinin arasına aldı. Hastalığının onu derinden etkilediğini bilmiyordu. Kendisi yüzünden acı çektiğini bilmek gözlerini doldurdu. “Destan bende kızımızda iyiyiz.” Kocasının elini tutup karnına koydu. Menesa tekmeyle babasına burdayım dedi. Destan ilk anki heyecanıyla baskı uyguladı. Gözlerinden akan iri damlalar bu kez mutluluktandı. Bakışları yukarı çıktığında okyanus vadisi aktı akacaktı.

“İncilerini akıtmanı sevmediğimi biliyorsun.”

“Bende senin ağlamanı istemiyorum.”

Karısı büyük stres yaşarken kabusunu, korkusunu yansıtamazdı. Aklını başka yöne çekmeliydi. Dakikalardır kırmızı sinyal veren bedenini duyan Destan başını aşağıya indirdi. Karısı tehlikeli noktada oturuyordu. Dudağı sinsice kıvrıldı. Muhteşem manzara seyretmenin zamanı gelmişti.

Asiye kocasının yüz ifadesinin bir anda değişmesine anlam veremedi. Kaşlarını hareket ettirerek bir şey anlatmaya çalışan adama kaşlarını çattı genç kız. Destan, “Ah!Safım benim,” kulağına yaklaştı. Dudakları kulak memesine değerken nefesini üfledi. Genç kız gözle görülür titredi. Boğuk sesiyle fısıldadığı edepsiz sözlerle gözleri irileşti. Yanakları pembeleşti, nefes almayı unuttu. Destan istifini bozmadan seyretti.

Asiye hala kocasının kucağında oturduğunu hatırladığında kalkmak istedi. Destan izin vermedi, karısının dudaklarına yapışıp kendine bastırdı. Asiye ne annesini ne de pozisyonunu düşünecek durumda değildi. Kendini baştan çıkaran dudaklara bırakmıştı.

Genç adam lezzetli dudaklarla iradesini kaybetmek üzereyken son anda kendine hakim oldu. Tutkunun etkisiyle boğuklaşan sesiyle fısıldadı. “Uyuyalım!” Asiye gözlerini açtı, ikiside birbirlerine tutkuyla harmanlanmış arzuyla bakıyorlardı. Bakışları dudak ve gözlerinde mekik dokuyordu. Her an biri iradesine yenik düşüp dudaklara yapışacak gibiydi.

İlk toparlanan Asiye oldu. Kocasının kucağından kalktı, kızaran yanaklarına eliyle yelpaze yaptı. Odaya çöken sessizlikle arkasını döndüğünde kocası, yatağa uzanmış, kolunu açarak kendisini bekliyordu. Yatağa uzanıp başını göğsüne koydu. Parmakları yumuşacık saçlarında dolanırken diğer eli karnındaydı. “Sahilde kumların üzerinde, kollarımın arasında oturmuş denizi seyrettiğimizi hayal etmeni istiyorum.”

Asiye kocasının isteğini yerine getirdi. Gözlerini kapattı. Menesa kumların üzerinde kumdan kale yapıyordu. Güzelliğini annesinden almış, simsiyah uzun saçları rüzgarda uçuşuyordu. Başını kaldırıp baktı, gülümseyerek el salladı. Destan kucağında bir yaşındaki kızıyla el salladı Menesa'ya. Asiye çipil çipil mavi gözleriyle kendisine bakan kızını öperek kucağına aldı. Menesa'da yanlarına gelip kumlu elleriyle sarılıp öptü. Destan kızlarının başına öpücük kondurdu, kafasını eğip, “bu da senin için kızım,” karısının karnından öptü. Kıkırdadı.

“Hadi ikincisini anladım neden üçüncüsü kız bari oğlan olsun.”

“Sonsuzluğunda kaybolduğum mavilerini kızlarımda da görmek istiyorum. Böylelikle hem benim aşık sayım artacak hem de bana aşık sayısı. Bir taşla iki kuş.”

“Egoist! Adama bakya kendini tatmin etmek için kız istiyor. O zaman bende erkek çocuğu istiyorum; gece karası gözlü, babası kadar yakışıklı ve bana aşık.”

“Desene oğlumla çok can yakacağız.”

“Desene kızlarımla çok can yakacağız.” Kocasını kendi silahıyla vurdu.

“Size bakanın kemiklerini kırarım, siz benimsiniz sonsuza kadar.”

“Sonsuza kadar.” Asiye'nin sesi kısık çıkmıştı.

“Ufaklığım.”

“Hımmm!” Mırıltılı sesiyle uykuya dalmak üzereydi.

“Allah'ım iki kez evlat acısı yaşamış biri olarak senden karımı da kızımı da bana bağışlamanı diliyorum.” Aynı anda duanın benzeri Ayşe Hanımın kalbinden geçti. “Allah'ın birbirlerine aşık evlatlarımı ayırma, evlatlarıyla mutlu bir yuva kurmalarına izin ver.”

“Âmin...”

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye hastane bahçesinde bankta yalnız oturuyordu. Yattığından beri bir saniye yalnız bırakmayan kocası ve annesi yoktu. İyi de oldu aslında, düşünmek için de fırsat buldu. Karnındaki ağrıyla yüzünü buruşturdu. “Kızım ne bu acele, senin için daha erken.”

Sabah gözlerini açtığında Destan'ı göremedi. Odada yalnızdı. Doğrulduğu sırada kapı açıldı. İçeriye Adalet Hanımla annesi girdi. Genel muayenede ağrılarından bahsetti. Doğumun yaklaştığının habercisiydi. En iyi ihtimalle bugün ya da yarın erken doğum gerçekleşecekti. Odadan çıkar çıkmaz sezaryan hazırlıklarına başlayacaktı.

“Hay maşallah ay parçası kadar güzelsin.”

“Bir şey mi dedin teyzecim?”

“Çok güzelsin dedim!”

Asiye'yi annesi ve ablası zorla giydirmişti. Bahar esintili yuvarlak yaka elbiseydi. Büyüyen karnını tamamen sarıyordu. Bahçede insanların bakışlarına maruz kaldı. Hastadan çok hasta ziyaretine gelen biri gibi duruyordu. Yaşlı kadın ayakta duramayacak kadar güçsüz hissediyordu kendini. Genç kızdan müsade isteyip yanına oturdu. Başta düşünemediği için kendine kızdı Asiye. “Benim torun!”

Asiye adama baktı. Siması tanıdık geldi genç kıza ama nerden çıkartamadı. O an içinde düşenmek istemedi. “Hastaneye getirdi.” Kadına baktı. “Neyiniz var?”

“Rutin kontrol.”Asiye'nin sevinci yüzüne yansıdı. “Ee söyle bakayım seninki kaç aylık?”

“Benim ki?”

Yaşlı kadın genç kızın safça sormasıyla gülümsedi ve kaşıyla karnını işaret etti. “Altıncı ayın ortalarına geliyoruz.” Dedi büyük bir gururla. Dünyaya bir can getirmek başlı başına gurur değil mi?

“Kızım senin anne olmak için yaşın küçük değil mi?”

“Teyzecim bazı kararlar insanın elinde değildir ama hangi yolda yürüyeceğin senin kararındır. Ben içimde filizlenip büyüyen can, doğup büyüsün istedim. Kararım bana hem olumlu hem de olumsuz geri döndü. Kızımın babasına aşık oldum. Evlendim. Şimdi sırat köprüsündeyim. Düşersem ölücem, geçersem kocamla, kızımla birlikte olacağım.”

“Ufaklığım!”

“Destan.” Kocası beyaz tşört ve pantolonla nefes kesiciydi. Akıllara ziyandı bu adam. Kaşlarını çatmıştı. Neden? Bakışlarının muhatabı kendisi değil, baş ucunda dikilen adamdı. Destan karısının önünde diz çöküp ellerini ellerinin arasına aldı. Neden ağladığını sorgularken gözyaşını sildi. “İyi misin sevgilim?”

“İyiyim.”

Yaşlı kadın yerinden kalkıp birbirine aşık çifte baktı. “Allah ayırmasın ne bu dünyada ne de öbür dünyada. Allah sağlıkla bebeğinizi kucağınıza almayı nasip etsin. Analı babalı büyütsün.” Asiye teşekkür edip geçmiş olsun dedi. Torunu kadının koluna girdi. Yavaş adımlarla ilerlerken genç adamın bakışları kızı buldu. Kocasına gözleri parıldayarak bakıyordu. Bilinçsizce eli yumruk oldu.

Destan karısının burnunu parmaklarının arasına alıp sıktı. “Yaaa...” Huylanan genç kız burnunu kurtarıp adama kızdı. “Yapma, sevmiyorum, huylanıyorum.”

“Ben de senin ağlamanı sevmiyorum.”

Asiye yoğun bakışlardan babasını görmesiyle kurtuldu. “Aşkım.” Yanından kalkarken kocasının başını salladığını gördü. Koşar adımlarla babasına gittiğini gören Destan endişelenerek arkasından bağırdı. “Yavaş...”

Asiye özlemle sarıldı, belki bir daha sarılamayacaktı. Bunun bilincinde sıkıca sarıldı. Kollarında endişeden arındığı iki erkek vardı: Babası ve kocası. Hayatının iki erkeğinin kollarında nasıl bir sihir varsa, endişeden arınıyordu, kendini güvende hissediyordu. “Güzel kızım benim, nnasılsın”

“İyiyim seni gördüm daha iyi oldum.”

“Niye koşuyorsun ufaklık.” Asiye azarlayan kocasını küçük çocuklar gibi babasına şikayet etti. Ömer Bey çocukların bu haline güldü. Kızını kolunun altına alırken Asiye'de kocasının koluna girdi. Bir yanında en büyük aşkı, diğer yanında aşık olmam dediği adam. Nefesi. Allah'ım bu iki adam hep mutlu yaşasın ben olmasamda.

🌗🌗🌗🌗🌗

Asiye odaya girdiğinde gözlerine inanamadı. Odayı kısa süre içinde süslemişlerdi. Pembe tonlarında. Gül kokusu odaya yayılmıştı. Duvara, 18 YAŞ GÜNÜN KUTLU OLSUN. İYİKİ DOĞDUN ASİYE, yazısı yazılmıştı. Masada resminin bulunduğu doğum günü pastası vardı. Mum ve maytaplar yakılıydı. “İyi ki doğdun Asiye, iyi ki doğdun Asiye. Mutlu yıllar sana.”

Sevdikleri bir odaya doluşmuşlardı. Genç kızın bugün doğum günü değildi. Birkaç gün erken kutlamasının ne önemi vardı. Sevdikleriyle beraber geçireceği belki son gün, belki son saat, belki de son dakikalardı. Kim bilebilir.

“Kızım...”

“Ufaklık...”

Asiye gözyaşlarını silip gülümsedi. Kimse onu mutsuz hatırlayıpda üzülmeyecekti. Hayal, “Canım mumları üfle!” Asiye söndürmeye eğildiğinde aniden hatırına düşenle durdurdu. “Hayır, hayır dilek tutmadan mumları üfleyemezsin.” Asiye gözlerini kapattı. “Öleceksemde tek dileğim Allah'ım son nefesimi vermeden önce kızımın cennet kokusunu içime çekmeme izin vermen. Amin...” Gözlerini açtı. Kocasının elini tutarak mumları üfledi. Alkış koptu.

Asiye ilk babası ve annesine sarıldı akan incileriyle. Her türlü çileme, hırçınlığıma, asiliklerime öf demeden bir kere bile keşke demeden ilgilenen ailem. Allahım sen onları hep mutlu et. Hediyeleri künyeydi. Kızı ve kendi ismi yazılıydı.

Asiye kayınvalidesi ve kayınpederinin elini öptü. Aile yadigarı zümrüt seti hediye ettiler. Kayınvalidesinden Nergis Hanıma ondan gelinine, yani gelinden geline aktarılan aile geleneği. Asiye bir an düşündü. Oğlunun büyüdüğünü, evlendiğini ve gelinine aile yadigarını verdiğini hayal etti. Düşüncesi gözlerini buğulandırdı.

Asiye Hayal'in verdiği kutuyu açtığında sarı çicekli bir elbise vardı. Yanında da şalı. “Bu ne,” dercesine baktığında, “İnşallah bir gün sende başını örtersin.” Dedi içtenlikle. Ablasına sarılıp kulağına fısıldadı. “İnşallah.”

Murat hediye konusunda Hayal'den yardım aldı. Kardeşinin ne sevip sevmediğini bilmiyordu. “İyi ki doğdun Asiye.” Pırlantayla döşenmiş yusufçuktu. “Sağ ol Murat abi.”

Dağhan ve Su çekirdek ailesiyle geçirdiği anları ölümsüzleştiriceği fotoğraf albümü hediye ettiler. Ayda ve Deniz geç haber aldıklarından hediye almaya vakit bulamadılar. En son kocasından hediyesini aldı. Mavi renkteki kutuyu alıp açtı. Güneş tasarımlı, her bir ucu küçük renk renk değerli taşlarla süslenmişti. Ve küçük çekirdek ailesinin isimlerinin baş harfleri yazılıydı. Boynuna atıldı. “Çok güzel.” Kocasına büyülenmiş sesiyle teşekkür etti.

“Senden daha güzel değil.” Karısını kollarından tutup kendinden ayırdığında elindeki kolyeyi aldı. Önemli bir sır verecekmiş gibi baktığında genç kız kaşlarını çattı. Güneşi iki tarafından tutup açtı. İkisinin resimleri vardı. “Takar mısın?” Arkasını döndü. Kolyenin zincirini boynunda hissettiğinde tüyleri dikelmedi değil. Kopçasını taktığında döndü. “Nasıl görünüyorum?”

“Muhteşem görünüyorsun.”

“Artık pastayı kesme zamanı.” Asiye eline bıçağı aldı. Kocasının gözlerinin içine baktı. “Aşkım...” Genç adam gözlerini kocaman açıp, 'bana mı dedin dercesine' tek kaşını havaya kaldırdı. Babasına dönmesiyle kahkaha atması bir oldu. Destan başını salladı. “Ufaklık sen yok musun sen.”

“Aşkım gelir misin?” Asiye babasını yanına çağırıp pastayı birlikte kesmek istedi. Büyük aşkları... Birlikte pastayı kestiler, çatalıyla küçük bir parça alıp babasına yedirdi. Alnına bir öpücük kondurdu. “İyi ki benim kızımsın ve tüm dileklerin kabul olur.” Destan pastadan bir parça alıp genç kıza yedirdi.

“İyi ki doğdun okyanus gözlüm.”

Asiye'nin beklemediği misafir bomba gibi düştü.

🌗🌗🌗🌗🌗

“Bensiz doğum günü mü kutlanır!”

Asiye Demir'i görmeyi beklemiyordu ama kuzenini çok özlemişti. Kuzenler birbirine sarılacağı sırada arkadan boğaz temizleme sesi geldi. Destan ağzının içinde homurdandı. “Bu çocukda nereden çıktı şimdi.” Karısına sarılacağını gördüğünde boğazını temizledi. Ciğerci kedi gibi bakması izin vereceği anlamına gelmiyordu. Eğer karısıda öyle bakmasaydı. Karısının yavru kedi bakışına gardını indirdi. Demir'e işaret parmağını sallayarak tehdit etti.

“İki saniyen var. İki saniyeyi geçerse başına ne geleceğini biliyorsun?” Demir dediğini yapacağını iyi bildiğinden vakit kaybetmeden kuzenine sarıldı. Kendini mayının üstünde hissediyordu. Adamın ateşli bakışlarından sarılmasıyla ayrılması bir oldu.

“Beni unutmayın, bende kuzenime sarılmak istiyorum. Benim başım kel mi?” Oktay'la tepesi atan Destan adeta kükredi. “Lan sizi bana sayıyla mı verdiler?” Oktay gerilerken Demir bıyık altından kıs kıs gülüyordu. Asiye “Destan onlar benim kuzenlerim...” Kocasının kendisine dönen ateşli bakışlarıyla sözlerini yutmak zorunda kaldı.

“Ben görüşmenize ya da konuşmanıza karşı değilim. Sadece sana dokunamayacaklarını söylüyorum. Yoksa karışmam.” Dedi tükürürcesine. Genç kız cevap vermek için ağzını aralamıştı ki babası müdahale etti.

“Tamam çocuklar bu kadar yeterli, oturunda pastamızı yiyelim.”

“Enişte kuzenimize doğum günü hediyesini vermeden olmaz.” Destan karısını yatağa oturttu. Asiye Demir'in elinde kutuyla dönmesine merakla baktı. Demir kutuyu yatağa bırakıp ucuna oturdu. Oktay, “Senin için babaannemizin zulasını patlattık.” Gözlerini pörtletti genç kız. İnanmıyorsan aç bak bakışlarıyla kutuya saldırdı.

Destan karısını hayretle izledi. Kutuyu açmaktaki sabırsızlığını hediyeleri açarken göstermemişti. Genç kızı heyecanlandıracak kadar içinde ne olduğunu merak etti. Kutu açılıp içindekileri gördüğünde daha da şaşırdı: Turşu, salça, reçel...

“Gerçekten babaannemin zulasını patlatmışsınız.” Sesindeki hayranlıktan kıskandı. Kutuyu içindekilerle birlikte parçalama isteğiyle doldu taştı.

“Ne sandın kızım?” Demir kutudan aldığı acur turşusunu açmaya kalkıştı fakat başaramadı. Genç kızdan papara yemeside gecikmedi. “Madem açamayaçaksın ne diye oyalıyorsun beni!” Asiye hışımla elindeki kavanozu alarak kocasına uzattı. “Açar mısın?” Destan tek hareketle kavanozun kapağını açtı. Turşuyu iştahla yerken, “Kocam kadar güçlü ol,” bakışı attı. Demir genç adama baktı, kıskançlığının boyutunu gördü.

“Kocan seni kızından kıskanabilir, benden söylemesi.” Genç kız kocasının kendisini kızından kıskanmasına ihtimal vermedi. “Destan beni kızımdan kıskanır mısın gerçekten?”

“Seni değil kızımdan, ilerde doğacak oğlumuzdan, gözüne değen güneşten, inci tanesi döktüğün gözyaşlarından, kalbinde benim dışımdaki sevgilerden bile kıskanıyorum. Yalnızca beni sevmeni istiyorum.” Genç kızın içinin yağları erimişti. Aşkını iliklerine kadar hissetti.

“Çok zor bir şey istiyorsun.” Turşuyu ağzına attı.

“Öyle mi?” Asiye omuz silkmekle yetindi. Kendi dünyasına dalan aile kapının açılıpda erkek hemşirenin tekerlekli sandalyeyle girdiğini fark etmediler. Boğazını temizledi. “Affedersiniz!”

“Evet.”

“Asiye Hanımı almam gerekiyor, kontroller için.”

“Şimdi mi?”

“Evet.”

“Önemli değil Destan, gider gelirim.”

“Bende seninle geliyorum!”

Asiye kocası ayağa kalkacakken elini tutarak engelledi. “Gerek yok canım.” Yanağına öpücük kondurup sarıldı. Kokusunu içine çekti. “Seni çok seviyorum.” Destan alnından öptü. “Bende seni çok seviyorum bu dünyada da öbür dünyada da kalbimin tek sahibi sensin!” Destan hiç ayrılmak istemesede, ayrılmak zorunda kaldı. Sandalyeye oturduğu anda kapıya yöneldi, yandan sarkıp kocasına baktı. Karısının göz kırpmasıyla dudağı yukarı kıvrıldı. Gözleri sırasıyla tüm sevdiklerinde gezindi; yüzlerini aklına, kalbine kazıdı. Gözleri annesiyle babasına takıldı. “Ben sizden razıyım inşallah sizde benim evlatlığımdan razısınızdır,” el salladı kapı kapanırken.

Asiye neden boş odadayız diye sorgularken burnuna tutulan pamukla şaşkınlıkla kalakaldı. Korkuyla gözleri irileşti, son çırpınışları bir işe yaramadı. Yaşlı gözleri karanlığa teslim olurken başı yana, elleri de hareketsizce iki yanına düştü. Bilinci kapanmadan son yakarışı Allah'a oldu.

“Emanetin sana emanettir rabbim!”

Yaşattıklarının bedelini ödemenin zamanı geldi küçük hanım...

 

Bölüm : 28.03.2025 17:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...