
Asiye günlerdir sabırsızlıkla beklediği defile için dakikaları sayıyordu. Hayat Hanıma toplantıda mekandan, dekorasyonuna dair fikirlerini sundu. Defileye çıkacak tasarımları seçerken kararsız kaldığı yerde kararı Hayat Hanıma bırakıyordu. Kimseyi kırmamaya özen gösterdi bu süreçte. Genç kız çizim yaparken ya da toplantının ortasında koyun sayar gibi karpuz sayıyordu. Destan üst üste aşerdiğinden her ihtimale karşı Derya'dan getirtti taze taze karpuzları hazırda bulundurdu.
Asiye iştahla bitiriyordu karpuzları. Hayatı boyunca karpuzu ağzına almayan kız, yıllardır hasretmiş gibi tüketiyordu adeta. Babaannesinin dahi başaramadığını doğmamış bebeği başarmıştı. Bütün bu hengamenin içinde Mert'in defileden sonra gideceğini öğrendi. Hayat Hanımla bir süre daha çalışmayı düşünürken, aniden kararını neyin değiştirdiğini merak etmedi değil.
Mert telaşla kulise girdi. Kaşlarını çatıktı, endişeyle sordu. “Sorun ne?”
“Defile başlıyor.” Asiye gülümsemeden edemedi. Mert heyecanını bastırmaya çalıştı. İlk defilesi olmasada hala ilk günkü heyecanını yaşıyordu. Genç kızın sorun bu mu bakışına gülümseyerek karşılık verdi. Kulisten müzikle birlikte ilk çıkan, kırmızının etkileyici duruşuyla üstü tül ve güpür abiyeydi. Arkasından dantel piliseli, mint yeşili etek, üzeri beyaz şifon gömlek takip etti. Sırasıyla da diğerleri.
Asiye mide bulantısının kulisin boğucu havasından mıdır yoksa saçların kokusundan mıdır bilemedi. Hava almak için el çantasını da alarak çıktı. Derin bir nefes alırken midesinin kalkmasıyla kendini tuvalete zor attı. Klozetin kapağını açıp içinde ne var ne yoksa dışarıya çıkarttı. Sifona bastı, suyu açarak ağzını safra tadından temizledi. Aynada kendine baktı. Teni solgundu. Aniden aklına gelen gerçekle gözleri dört açıldı.
Dört ay önce...
“Adalet abla kötü bir şey mi var?”
Genç kadın Asiye’nin sorusunu cevapsız bıraktı. Cihazı karnında belli bir noktada gezdirdi. Karnından çekip yerine koydu, kağıt havlu uzatıp temizlemesini istedi. Asiye gözlerinin içine bakmadan kalkıp giden kadının arkasından baktı. Asiye hızla karnını jelden temizleyip üzerini düzeltti. Bir an yüzü gülerken bir an sonra asılmasının sebebini bilmek istiyordu. Karşısındaki sandelyeye oturdu, gözlerini dikti.
Adalet Hanım, “Asiyecim nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, bunu yumuşatmanın bir yoluda yok.” Adalet Hanım beklentiyle gözlerinin içine bakan kıza söylemekte zorlandı. “Hamileliğinin ilerleyen döneminde gebelik zehirlenmesi geçirme ihtimalin var.”
“Ne?”
“Hemen en kötüsünü düşünme sadece bir ihti...”
“Gerçekleşirse tedavisi ne olacak?” Asiye tırnaklarını avucuna batırdı.
Adalet Hanım ilerleyen zamanda yaşayacaklarını genç kıza anlattı. Asiye bir yerden sonra Adalet Hanımı dinlemedi, dinleyemedi. Ayağa ne zaman kalktı, odadan, hastaneden ne zaman çıktı, bir sis bulutunun ardındaydı. Bebeğimi göremeyecek, kokusunu içime çekemeyecek, gülüşünü, yürüyüşünü, ilk kelimesini duyamayacaktım. Allah'ım sen yardım et.
“Ya gebelik zehirlenmesi başladıysa.” Başını sallayarak inkar etti. “Hayır... Hayır... Asiye hemen en kötüsünü düşünme. Kaç gündür defile için uğraşıp duruyorsun. Bedenin yoruldu, sana tepki veriyor. Mide bulantısı, solgun yüz... Evet, evet kesinlikle çok çalışmaktan.” Asiye elini yüzünü yıkadı. “Toparlan, kimse seni bu halde görmemeli, yoksa üzülürler.” Karnına baskı uyguladığının farkında değildi. Tuvaletin kapısı tıklatıldı, bakışlarını aynadan alıp kapıya çevirdi. “Asiye Hanım.”
“Evet.” Genç kız tuttuğu nefesi verdi.
“Hayat Hanım geldi ve sizi çağırıyor.”
“Tamam geliyorum.” Dedi titrek sesle. Kadının anlamamasını umdu.
“İyi misiniz?”
Asiye evet diyerek geçiştirdi. Topuklu ayakkabısının çıkardığı sesten uzaklaştığını duydu. Aynadaki haline kısa bir an bakıp çantasından allık ve ruju çıkardı. Solgun yüzüne renk katıp son kez aynaya baktı. Yüzüne gülümsemesini takınıp tuvaletten çıktı.
Potyuma ilerlerken Hayat Hanım yarın gelecekti bugün değil. Neden bu kadar erken geldi acaba? sorusuna yanıt bulmaya çalışıyordu. Anonsla ne yapacağını bilemedi. Gözleri kocasını aradı.
“Baylar ve Bayanlar beni tanırsınız, kolay beğenen birisi değilim. Beni ilk etkileyen Destan'dı, şimdiyse Asiye. Benimle çalışması için çok ısrar ettim ama her defasında okulumu okumadım, kimsenin hakkını almak istemiyorum gibi bahanelerle reddetti. Kimse kaderini değiştiremez, Asiye'nin kaderinde moda dünyasında bizimle birlikte olmak var.” Alkış sesleri yükseldi. “Çok uzatmadan şunu söylemek istiyorum. Uzun zamandır düşünüp verdiğim kararı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben Hayat Tekdaş büyük bir gururla varisimi ilan ediyorum. Asiye Karaca Karabey...”
Kocasının parlayan siyahlarını buldu irisleri. Herkes varisin Destan olacağını düşünürken dağdan gelip bağdakini kovmuş gibi hissetti genç kız. Asiye kocasının gözlerinde hayal kırıklığı yerine, çocuğunun başarısıyla gururlanan bir baba sevincini gördü. Göğsü hindi gibi kabarmıştı, karısıyla gurur duyuyordu. Karısı başarıdan başarıya koşarken her anında yanında olup destek vermeye kararlıydı. Asiye ailesinin gururlu bakışlarına karşılık gülümsedi. Genç kız kollarını açmış bekleyen Hayat Hanıma sıkıca sarıldı.
Asiye insanların bakışlarından, içerinin doluluğu ve yaşadığı stresle nefes almakta zorlandı. Hava almaya ihtiyacı vardı. Hayat Hanıma hava alıp geleceğini söyledi ve itiraz etmesine fırsat vermeden yanından ayrıldı. Dışarıya kendini atar atmaz derin bir nefes aldı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Genç adamın karısının üzerinden bir saniyeliğine gözünü ayırması yetti ortadan kaybolmasına. İçerde aradığını bulamayan Destan dışarıya çıktı. Adını duymasıyla durdu. Arkasını döndü. Pariste bir zamanlar birlikte olduğu Hazal karşısında duruyordu. Üzerindeki şaşkınlığı atıp sordu.
“Sen... Senin burada ne işin var?”
“Sanada merhaba Destan!”
Hazal bir zamanlar birlikte zaman geçirdiği adamı eskisinden daha yakışıklı bulacağını tahmin etmemişti. Yıllar Destan’a yaramıştı. Siyah simokin vücuduna tam oturmuştu. Siyah gür saçlarını topuz yapmıştı. Hazal genç adamı beğeni dolu bakışlarla süzdü. Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırdı. Destan’ın bu hareketi kışkırtıcı bulduğunu unutmamaştı. Hazal’ın atladığı karşısındaki adamın yıllar önceki adam olduğunu düşünmesiydi.
Destan aklı karısında Hazal’a boş boş bakıyordu. Küçüğüm defileden neden ayrıldı? Sancı mı tuttu? Ne yapıyor şu an? Yanında olmalıydım.
Hazal genç adamın boş bakışlarına sinirlendi. Adımlarını harekete geçirdi. Genzine dolan çam kokusuyla kendisine dair bütün anıları sildiğine emin oldu. “Bizim yaşadığımız tutku unutulamaz.” Hazal hırsla genç adamın dudaklarına yapıştı.
Destan tenini yakan sıcaklıkla kendine geldi. Vücudu birkaç saniyeliğine taş kesildi. Destan dudaklarını yakan sıcaklığın sahibinin eski sevgilisine ait olduğunu anladığında Hazal’ı hızla kendinden uzaklaştırdı. “Ne yaptığını sanıyorsun Hazal!”
“Ne var canım sanki daha önce yapmadığımız şey!”
Destan elinin tersiyle dudaklarındaki izi sildi. Hazal’ın dalga geçmesi Destan’ı delirtti. “O zamanlar sevgiliydik, şimdi değiliz.” Destan’ın sert sözleri genç kadını incitti. Haklıydı kızmayada hakkı yoktu.
“Destan bir açıklama yapmadan beni terk ettin.”
“Nedenini çok iyi biliyorsun, benden habersiz bebeğimizi aldırdın ne yapmamı bekliyordun?” Uzun zaman önce gerçekleşmesi gereken yüzleşme şimdi gerçekleşiyordu. Hazal’ın gözlerinde pişmanlık vardı.
“Hata yaptım kabul ediyorum, kariyerimi değil seni ve bebeğimi seçmeliydim. Çok pişmanım.” Defileden döndüğü gün bir notla Destan'ın gittiğini öğrendi. Defalarca kez arayıp özür dilesede genç adamın bitirmesine engel olamadı. Destan'ın küçük sevgilisini internetten öğrendi, gururuna yediremedi. Destan küçük bir kızla değil gerçek bir kadınla birlikte olmalı.
“Artık önemi yok, başkasıyla birlikteyim Hazal, yakında onunla evleneceğim.”
Hazal sesindeki kararlılıkla histerik bir kahkaha attı. “Bebek için evlendiğini biliyorum Destan. Başkasının çocuğuna sahip çıkıyorsun bunu kendine yapma. Sana küçük bir kız çocuğu değil seni taşıyacak biri lazım. Onun buna gücü yet...”
“Yeter kes, onun hakkında bir daha...”
“Yalan mı? Küçük bir kız çocuğu senin ihtiyaçlarını karşılayamaz.”
Destan karısını küçümseyen kadının kolunu tuttu. “Karşımdaki erkek olsaydı şimdiye bütün kemiklerini kırmıştım, dua etki kadınsın yoksa...” Destak kadının kolunu serbest bırakıp derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Bakışlarını kadına çevirdi, sert bakışlarından korkarak bir adım geri attı. “Ufaklığın karnındaki benim bebeğim, olmasada fark etmez. Kolayca bebeğinden vazgeçmeyen bir kızla evleniyorum.”
Hazal'ın kahkahasıyla sustu. “Sen sevdiğin için evlenmiyorsun sırf çocuğu alabilmek ve soyadını verebilmek için evleniyorsun. Ve o kız bunun farkında değil. Ya da farkında ama sırf seni elde etmek için bebeğini kullanıyor.”
Destan başkası hakkında söyleseydi inanırdı ama Asiye'nin böyle ucuz numaralara başvurmayacağını iyi biliyordu. “Yeter Hazal ufaklığı tanımıyorsun bile, bebeğimizi kullanacak biri değil eğer olsaydı çok...” Destan hızlı atan kalbiyle başını sağa çevirdi. Okyanus gözleri bulutlanmıştı. Gördün değil mi o yüzden mavilerin sulandı.
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye duyduklarına mı inansın, yoksa kocasının eski sevgilisiyle öpüşmesine mi? İlişkide güven en
az aşk kadar önemlidir. Güven sarsılırsa ilişkinin temeli de çatırdar. Asiye aklı ve kalbi arasında sıkışıp kaldı. Kocasının bir adımına karşın geriye bir adım attı. Kocasının yalvarışına kulakları kapalıydı. Karısının gözlerinde gördüğü hayal kırıklığı açıklama yapmaya itti.
“Ufaklık önce beni dinle lütfen!”
Asiye geriye bir adım daha attı. Genç kız merdivenin sonuna geldiğinin farkında değildi. Destan endişeyle yaklaştığında karısının geriye attığı adım boşlukta kaldı. Dudaklarından yeri göğü inleten çığlık koptu. Son anda karısının elini tutup kendine çekti. İki sevdalı kalp bir kuşun kalbi kadar hızla attı. Gözlerini kapattı, genç adamın gömleğinin yakasını kavradı, hızlı hızlı nefes alıp verdi korkudan.
“Senin düşmene asla izin vermem ufaklığım!”
Kocasının boğuk sesiyle gözlerini açtı ve kaygılı irislerle karşılaştı. Öpüşme anı aklına üşüşünce hızla kollarından kurtulmaya çalıştı. “Bırak beni!” Destan istemesede kollarında debelenen karısını incinmemesi için bıraktı. Kolayca bırakmasına şaşırsada umursamayıp geldiği gibi hızla merdivenleri indi. Söyleyeceği hiçbir şey o öpüşmeyi unutturamazdı.
“Ufaklığım beni dinle.”
“Seni dinlemek istemiyorum, sesini dahi duymak istemiyorum.”
“Yargısız infaz yapıyorsun masumum ben, sana ihanet etmedim.”
“Umurumda değil, rahat bırak beni!” Asiye sonlara doğru sesini yükseltti. Destan karısının yüzüne bakmadan konuşmasına içerlensede, o anda öfkesini korudu. Tepkisine hak verdi. Kısa bir anlığına empati kurdu. Şeker pembesi dudaklara başkasının dudakların değdiğini görseydi, aklını kaybederdi. Asiye'nin verdiği tepkiyi verir miydi? Sessizce gider miydi? Kesinlikle hayır. Ortalığı birbirine katar adamı hastanelik ederdi. Sonrada karısını kollarının arasına alıp izi silene kadar öper kendi izini bırakırdı.
Asiye, “Sen beni bir adamla öpü...” Sözü yarıda kaldı. Destan az önceki düşüncelerin etkisiyle, karısının bileğini tutarak kendine çevirdi. “Destan ne yapıyorsun bırak beni,” demeye kalmadan kedine çekip ellerini arkasında birleştirerek etkisiz hale getirdi. Nefesini yüzüne sertçe üfledi. “Bir daha başka bir adamla öpüşmeyi ne aklından geçireceksin ne de dilinden duyucağım.” Dişlerinin arasından tısladı. Kocasının gözlerinden korkmadı değil.
Asiye kocasının gözlerinde gördüğü ateşle kurduğu cümleye pişman oldu. Genç adamın gözlerindeki ateş tüm cihanı yakabilecekken, aynı ateş sevdiğini ısıtacak güçteydi. “Beni dinleyeceksin saçma sapan sebepten bana kızamazsın.”
“Neyi dinleyeyim yalanlarını mı?”
“Sana yalan söylemedim hem de hiç, şimdi de söylemeyeceğim.”
Asiye kollarında debelenmekten vazgeçti, kendini yormaktan başka bir işe yaramıyordu. Karısının bakışlarından ne düşündüğü belli değildi. “Destan hemen bırak beni.”
“Bırakmıyorum.”
“Destan bırak beni yoksa...”
“Yoksa ne? Bırakmazsam ne yaparsın?" Adamın imalı sorusuna gözlerini kıstı. “Kasıklarına vururum.” Destan kahkaha attı, bugüne kadar incitmekten çekinen kızı bugün inciteceğini söylüyordu. Gülme be adam bitiriyorsun beni, içim eridi resmen. Ne saçmalıyorsun Asiye kendine gel başkasıyla öpüşmüş adama hesap soruyorsun. Sönen öfkesi harlanarak geri geldi ve kollarından çıkmak için debelendi.
“Ama ilerde lazım olacak, çocuklarımız için.” Göz kırpan adamla ağzı açık kaldı. Edepsiz adam nelerde söylüyor böyle. Utançtan yanaklarının pembeleşmesine bayılıyordu, zevkle izledi. “Edepsiz.” Diyen karısıyla dudağı kıvrıldı. “Hem seven sevdiğini incitmezmiş ufaklığım. Sen beni incitmezsin bende seni.”
“Öyle mi? Ama az önce beni incittin başkasıyla öpüşerek.” Dakikalardır güçlükle tuttuğu yaşlar birer birer akmaya başladı. Destan dayanamadığı gözyaşları her an kırılacak cam hassasiyetiyle sildi.
“Sana bunu yapabileceğime gerçekten inanıyor musun?”
“Hayır, inanmıyordum bana bunu yapmaz diyordum ama yanılmışım. Beni sevmediğini öptüğün kadından anladım. Senin derdin kızımı benden almak.” Acımasızca konuştu. Canı yanmıştı kocasınında canını yakmak istiyordu. Başardı da. Bileklerindeki eli gevşedi, şaşkınlığından yararlanarak kollarından kurtuldu. Kocasının gözlerinde, yaşadığı hayal kırıklığı vardı. Ona arkasını dönmek çok zordu ama yaptı.
Destan karısı uzaklaşmadan bileğinden tutup çekti, kendini yeniden kollarının arasında buldu. Karnı karnına değince Menesa tekme attı. Destan'ın bakışları karnına indi. “Menesa'm annenle konuşmamızı bitirelim sonra babana tekme atmanın hesabını soracağım.”
“Konuşacak bir konu yok, ayrıca kızıma da bir hesap soramazsın.” Kocasının yüzüne çemkirdi. “Ufaklık!”
“Bana ufaklık deme aşırı gelişmiş kas yığını.”
“Bana inanmalısın.”
“Sen o kadını öptün.”
“Öpmedim kadın öpmedim...”
“Senin dudakların değilde başkasının mı dudaklarıydı?”
“Ufaklık ben öpmedim o beni öptü!”
“Ne fark var, öpüştünüz mü öpüşmediniz mi?”
“Çok fark var.” Farkı ne dercesine kaşını kaldırdı. “Bak bilmediğin için açıklıyorum. Öpmekle öpülmek arasında fark vardır. İlk hareketi ben yaparım ve ilk yaptığımda alt dudağını kavramak olur.” Genç kızın yanakları kızarırken alt dudağını dişledi. Bakışları bir anlık dudağına kaydı. Ağzının içinde söylenip yutkundu. Gözlerinin içine baktı. Tuttuğu nefesini verdi. “Öpülmek ise karşı tarafın yaptığı bir harekettir. Hazal'ın gelmesini beklemediğimden karşımda görünce şaşırdım ve ne olduğunu anlamadan beni öptü. Kendime gelince de uzaklaştırdım durum bu.”
“O seni öptü.”
“Evet.”
“O zaman söyledikleride yalan.” Destan karısına kaşlarını çatarak baktı. Asiye devam etti. “Benimle evlenmenin nedeni bebeğime soyadını vermek ve onu almak mı?”
“Hayır seninle evlenmemin sebebi bu değil.”
“Ne o zaman? Benimle neden evleniyorsun?”
---
Sessizliği sinirini bozdu, öfkeyle yakısına yapıştı. “Kızımı benden almak için benimle evleniyorsun değil mi?” Destan'ın aklından dahi geçmemişti. Gözleri ateş saçtı. “Saçmalamayı kes, kızımı senden ayırmak gibi bir niyetim yok, hiçbir zaman olmadı.”
“Neden evleniyorsun benimle!”
“Cevap ver.”
“Çünkü sana aşığım, hayatımı seninle geçirmek istiyorum!”
“Ne dedin sen?”
“Dedim ki sana aşığım, seninle evlenmek istememin tek sebebi sana deliler gibi aşık olmam.”
“Ohh be!” Asiye bir oh çekti. “Sonunda sana söyletebildim aşık olduğunu.”
“Nasıl yani şimdi sen...” Destan şaşkınlıktan sözlerini unuttu, onun yerine karısı gerisini getirdi. “Evet, ben sana oyun oynadım, üzgünüm ama sana söyletmek için yaptım. Aslında hiç üzgün değilim hatırlarsan kursda benimle iddiaya girmiştin. Söylet söyletebiliyorsan dedin. Hazır önüme seni konuşturabileceğim fırsat gelmiş kaçırırmıyım. Ben kazandım bir isteğimi yerine ggetireceksin”
Destan ikinci kez oyuna getirilmenin öfkesi yaşadı. Sert irislerini mavilerine dikerek adım attığında yer yerinden oynadı. Yutkunarak geriye adım attı ve sırtı metale çarpınca durmak zorunda kaldı. Karısını kıskacı altına aldı. “Sana çok kızgınım inanmayacaksın diye endişelendim ve az önce yaptıklarının nedeni sırf seni seviyorum dedirtmek içindi.” Destan tek kaşını kaldırdı, hala inanmakta zorlanıyordu.
“Evet.”
Destan işaret parmağıyla karnını gösterdi. “Yat kalk karnındakine dua et yoksa ben sana yapacağımı biliyorum. Sonsuza kadar kurtulduğunu sanma doğumdan sonra soracağım.” Büyük bir tehditdi ve gerçekleştireceğini biliyordu ama nasıl olacağını bilmiyordu. Bakışlarını karnına çevirdi. “Kızım çok kısa süre içinde annene yapacaklarımdan dolayı beni affet. Çünkü annene ceza kestim.” Bakışlarını karısına çevirdi.
“Cezam neymiş?” Diye sordu hızlı nefes alıp verirken. “Bu hafta sonu resmi olarak karım olacaksın ve kollarımın arasında. Öpmekle öpülmek arasındaki farkı bizzat uygulamalı olarak göstereceğim ben sana küçüğüm!” Asiye’nin utançla yanakları kızardı. Hiç utanması yok bu adamın. Aklından geçenle dudaklarından dökülen başkaydı. “Na-nasıl?”
“Üzümünü ye bağını sorma...”
Asiye sormadan cevap vermeyeceğini biliyordu. Üst elemeye gerek duymadı. Destan karısını alnından öptü. Dudaklarından fısıltıyla, “Sevgilim,” kelimesi döküldü. Arkasını döndü. Kiminin gözlerinde şok, kiminin gözlerinde şaşkınlık, kiminin gözlerinde hayranlık vardı. Üzerlerinden ilk şoku atan Dağhan oldu.
“Helal be yenge, Destan'ın hakkından gelmeyi başaran tek kişisin. Boşuna dememişler dinsizin hakkından imansız gelir diye.” Asiye başını eğip bıyık altından güldü. “Kes sesini Dağhan, getirtme beni çok fena olur.” Karısına döndü. Asiye şirinlik maskesini takınarak baktı. Tabii ki yemedi, bir anlığına gözleri yumuşar gibi oldu ama kendini çabucak toparladı. “Seninle sonra görüşeceğiz.”
Asiye kocasını öpen kadının Destan'ı süzdüğünü görünce ona nişanlı olduğunu hatırlatmak istedi. Hızlı adımlarla kocasının yanına varıp elini tuttu. Karısının bu tavrına şaşırsada, bakışlarını takip ettiğinde amacını anladı. Kendisini sahiplenmesine içten içe sevindi.
“Seni seviyorum ufaklığım.”
🌗🌗🌗🌗🌗
Genç kız sahil kenarında geçen vapuru donuk gözlerle izliyordu. Gözleri manzarada olsada aklında Adalet Hanımın sözleri yankılanıp durdu. Hastaneye gitmeyi hiç istemedi, duyacaklarından korkuyordu. Açıkcası yüzleşmek istemedi ama... Cesaretini toplayarak geldi. Adalet Hanımın karşısına oturmuş kötü bir haber almamak için Allah'a dua ediyordu. Boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.
Genç kıza acı haberi vermek içini acıtsada başka çaresi yoktu. Durumu çok ciddiydi. 20 haftalık gebelikken yapılan test sonuçlarında gebelik zehirlenmesi (PREEKLAMPSİ) geçirmediği ortaya çıkmış ve her ikiside rahat etmişti. Ama bugün yapılan sonuçlarda preeklampsinin en tehlikelisiyle karşı karşıyaydılar. Kendini bugüne kadar gizleyen, sinsi sinsi çıkan tansiyonla genç kızı zor günler bekliyordu.
Hafif preeklampside ilaç tedavisiyle 37. haftada doğum gerçekleştirilirken, ağır preeklampside ise 34. haftada mecburi doğum gerçekleştiriliyordu. Asiye ve kızı için doğumdan başka seçenek yoktu. Adalet Hanım genç kıza yaşayacağı süreci, nelerin beklediğini en ince ayrıntısına kadar anlattı. “Asiye bir an önce hastaneye yatman gerekiyor.”
“O kadar çabuk mu?” Sesi titrek çıktı, tırnaklarını avuç içine bastırdı. Gözyaşlarını ise içine akıttı. “İkinizin iyiliği için.” Asiye başka çaresi olmadığını biliyordu. Hastaneye yatmalı ve doktor gözetiminde süreçi geçirmeliydi.
Asiye birkaç gün sonra evleneceğini düşündü. Nasıl olacaktı? Herkes herşeyi öğrenecekti. Oysa tek istediği Destan'la birkaç gün de olsa kızına anlatabilecekleri güzel anlarının olmasıydı.
Genç kız vapurun sesiyle sıçrayarak kendine geldi. Damağını kaldıracak takati yoktu. Fiziksel ve ruhen çökmüş durumdaydı. Dumanlı gözleriyle izledi. Hayat telaşında hızlı hızlı yürüyen insanları, el ele yürüyen sevgilileri, çocuklarının ellerinden tutmuş anne babaları, üniversite hayali kuran gençleri... Hayat onlar için devam ediyordu.
Asiye artık bu kervanda değildi. Onun için her gün ölüme giden yoldu. Masum hayallerini gerçekleştiremeyecekti. Tanınan bir modacı olamayacak; saten, ipek gibi kumaşlarda elini gezdiremeyecek, kokusunu içine çekemeyecekti. En önemlisiyse oğlu Efraim'i kucağına alamayacak olması. Destan'a benzeyen bir oğlu olmasını çok istiyordu. Kulaklarını dolduran müzik dikkatini çekti, sesin nereden geldiğine baktığında yolun karşısında bir mağaza açılışı vardı. Giyim üzerine... Sanatçının sesi hiç yabancı gelmiyordu. Biraz düşününce sevdiği dizi ve şarkıların sanatçısı Aytekin Ataşdı.
Dur işaretler kayboldu yürüme, Neler kaybettim ne geçti elime
Her geçen gün biraz daha geceler uzak sabaha
Adım adım yaklaşıyorum ölüme
Asiye şarkı sözlerinde kendini buldu.
Anne, baba, dostlarım, kardeşlerim, Ve göğsünde yaşlandığım sevgilim
Bir garip limana vardık gözlerinde nur yok artık
Ben şimdi o eski ben değilim, Bak hayat bazen birden bire yavaşlar
Ağır ağır süzülür havada kuşlar
Bahar gelir kıştan sonra bembeyaz gülüşten sonra
Herşey bitmek için başlar... Herşey bitmek için başlar...
Asiye 17 yıllık yaşamını düşündü. Yıllar önce geçirdiği kazada hayatta kalmasının nedeni hikayesinin bitmek için başlamısı mıydı? Ailesi, bebeği, Destan... Hayatına girmeleri bir son için mi?
“Ufaklık!”
Kocasının sesini duyduğunda başını çevirdi.
“Destan.”
Asiye hızla ayağa kalktı. Birkaç adımda yanına varıp sarıldı. Başını göğsüne koyar koymaz bir türlü gelmeyen gözyaşları şelale misali aktı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |