
Destan günlerdir okyanus gözlüsünün ne sesini duydu ne de kaybolduğu mavilerini, görür görmez de çok özlediğini anladı. Karşısına hemen çıkmayıp zaman tanımak istedi. Düşünsün, hislerinden emin olsun istedi. Bilseydi Asiye'nin ne düşündüğünü asla o zamanı tanımaz çıkar karşısına sevgilimsin derdi.
Kaya'dan mezuniyet gecesine gittiğini öğrendi. Üstelik siyah gece elbisesiyle, kim bilir nasıl güzel olmuştur. Defile gecesi üzerindeki pudra esintili abiyeyle bile çok güzeldi. Sivrisinekleri çeken güzelliği dikkat çekiyordu. En kötüsü de kızın farkında olmadığını biliyordu. Kapı ağzından içeriye baktı, küçük ceylanıyla göz göze geldi.
Mavilerini ortaya çıkartan siyah kalem, hafifçe sürülmüş siyah far, hacimleştirilmiş kirpikleri, elmacık kemiklerine allık ve dudaklarına parlatıcı sürmüştü. Saçları dağınık topuzdu. Mavileri parladı bir saniyeliğine, parladığı gibi de söndü. Genç adam söz verdi kendine bir daha parıltılarının sönmesine izin vermeyecekti. Asiye'nin bitirmek için geldiğini düşündüğünü biliyordu. Genç adam çarpık gülümsemesini takındı. Arada birkaç adım kalınca durdu.
“Destan Karahanlı. Burada ne işi var? Kimin için geldi? Ay çok yakışıklı...” Fısıldaşmaları genç adamı sadece gülümsetti. Tüm gözlerin üzerinde olduğunu umursamadan tek bir kişiye odaklandı. Masaya yaklaştığını gören genç kız önündeki bardağa dikkatini verdi. Genç adam parmaklarını masaya vurarak ses çıkarmaya başladı. Ortama çöken sessizliği bozmak istercesine.
Oğlum Destan tam bir belaya çattın işin var senin, benimle böyle inatlaştıkça aklıma inadını nasıl kıracağım geliyor. Evlenene kadar istediğin kadar inadınla beni delirt ufaklık. Ben sana nikahı basayım kollarıma aldığımda inadından eser kalmayacak. Vahşi kedilikten evcil kediliğe terhis edeceksin, yalnızca akşamları... Aklına üşüşen düşünceleri geldikleri yere yolladı.
“Ufaklık!”
Mavilerini korkusuzca siyahlara dikti. “Kaç kere söyleyeceğim sana bana ufaklık deme diye aşırı gelişmiş kas yığını.” Günlerdir uzak kaldığı okyanus gözlüsüne baktı. “Ufaklık tek sebepten geldim."
Asiye kalbini korkuyla attıran o sözleri duymak istemiyordu. Elleriyle kulaklarını kapatmamak için kendini zor tuttu. Okyanus gözlerine bakarken zordu, derin nefes alarak elini uzattı. Ve, “Eğer elimi tutarsan ölene kadar bırakmam. Sevgilim olmanı istiyorum. Kabul edersen seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım, sana layık olmak içinde. Ufaklığım geçmişimle, günahlarımla beni kabul edersen elimi tutman yeterli.” Kızın cevabını bekledi. Suskunluğu ömre bedeldi. Saniyeler, dakikalar geçmek bilmedi. Umudunu yitirmek üzereydi. Elini indirecekken hızla tuttu. Dudaklarını araladığında ne diyeceğini merakla bekledi.
“Nefret ettiğin özelliklerime rağmen mi?” Diye sorduğunda bir oh çekti adam. “Bir söz vardır: Gülü seven dikenine katlanır diye bizimki de o hesap.”
“Gıcık sen bana diken mi diyorsun?" Genç kız cırladı.
“Hayır, gül diyorum safından.” Elini çekmek isteyen kızla elini daha sıkı kavradı. “Tutmadan önce düşünecektin, çok geç.” Boştaki elini beline koydu. “Özgür dünyada yaşıyoruz, kararımı değiştirdim.” Sesi öfkeliydi lakin gözlerine yerleştirememişti. Asiye'yi kendine çekti, aradaki mesafe çok azdı. Ne olduğunu anlamadan kendini adamın dibinde bulan Asiye güçlükle yutkundu.
“Ufaklık!” Mavileri köpürdü. “Sen benim kim olduğunu unutuyorsun galiba. Bana ait nesne veya kişiden vazgeçmem, benden başka bir şıkkın yok. Bana aşkla bakmadığın gün ikinci şıkkın olur o zamana kadar benimle idare edeceksin.”
“Bizde ederiz.” Adamın gözlerinin içine aşkla baktı. Ömür boyu sürmesini istedi; aşkının, bakışlarının... Biraz daha bana böyle bakarsa kendimi tutamayıp öpebilirim. Saçmalama Destan tam kavuştum derken sonsuza kadar kaybedersin. İradene hakim ol, mantıklı tarafını dinledi. Masadaki çantasını alıp yürümeye başladı. Genç kızın takip etmekten başka şansı yoktu. Meraklı ve kıskanç bakışların arasında spor salonundan çıktılar. Deniz şaşkınlıkla bakarken Ayda arkadaşı için mutluydu.
“Destan Bey.” Bey kelimesi genç adamı durdurdu. Döndü sesinin sert çıkmasını engelleyemedi. “Ne dedin sen?” Adamın sert bakışlarından kekeledi.
“Destan B-Bey.”
“Senin patronun değilim ben artık sevgilinim, bir daha bey dediğini duymayacağım.”
“Ama...”
“Aması maması yok ben ne diyorsam o." Kestirip attı. “Destan B...” Adam sertçe bakınca sustu, yutkunarak dudaklarını araladı. “Destan...” Bey diyecekken sustu genç kız. “Şirkette bey demezsem yanlış anlayabilirler.” Sevgilisiydi ama kendisinden uzak tutuyordu. İlk kez yaşadıklarından bocalıyordu genç kız, öğrenecekti biz olmayı.
“Neyi yanlış anlayacaklar?”
“Aramızda geçenler, torpil..." Saçmalık, dayanamadı. “Yeter kes, sen benim sevgilimsin Destan Karahanlının.” Adını bastırarak söyledi, bir şeyleri anlaması gerekiyordu. Dayanamadı, başkalarını düşüneceğine artık kendini düşünmeyi öğrenmeli. “Sana söylenecek tek bir söz, bana söylenmiş sayarım. Demek kimsenin öğrenmesini istemiyorsun.”
Bu gece senin çevren kendi gözleriyle gördü ufaklık şimdi benim çevremde. Arabaya önce onu bindirdi, yanındaki yerini alan Destan Şükrü'ye tek kelime etti. “Babam.” Dikiz aynasından şaşkın bakan adamı başını eğerek onayladı, arabayı çalıştırdı. Asiye'nin, “Nereye gidiyoruz?” sorusuna gidince görürsün cevabını vererek arkasına yaslandı.
Ne dedim de bu kadar kızdı şimdi, alt tarafı kimsenin öğrenmesini istemiyorum dedim haklı değil miyim? Hayır değilsin adam sana sevgilimsin dedi kimsenin bilmesini istememekde nedir? Adam bu yaştan sonra gizli aşk mı yaşayacak? Ben nasıl bunu düşünemem. Daha önce sevgilin mi oldu da ne yapman gerektiğini bileceksin. Asiye nefesini dışarıya üfleyerek arkasına yaslandı. Geceyi Asiye'yle geçirmeyi planlarken o kimsenin öğrenmesini istemiyordu, genç adamı delirtmeye yetti.
Araba durduğunda meraklı hareleriyle etrafına bakındı. Gözleri buluştu. “Burası neresi? Neden geldik?” Okyanus gözleri öfkenin dışında bile çok güzeldi. “Aşağıya in.”
“Bana nerede olduğumuzu söylemezsen inmeyeceğim.” Tehdit etti genç adamı. İnip kapısını açtı. “Aşağıya in.”
“İnmeyeceğimi söyledim.” Hiç değişmeyecek hala kafa tutuyor. En çok da bu özelliği hoşuna gidiyordu. Bileğini kavrayıp çekiştirerek inmesini sağladı. “Destan...”
“Sus birazdan öğrenirsin.” Küçük sevgilisinin parmaklarını kenetleyip yürümeye başladı. Asiye'nin yüreğine görkemli villayla bir korku yerleşti. Neden beni buraya getirdi ki şimdi? Ne yapmayı planlıyor. Ne planlayacak kızım seni yemeyi planlıyor... Aklıda yüreği de genç adamdan emindi ama yine de korkusunu engelleyemiyordu. Asiye'yi peşinden sürükledi, sus demesine rağmen konuş demiş gibi sorular sordu. Duymazlıktan gelip bahçeye yöneldi. Havuz başına giderken müzik ve kahkaha sesleri geliyordu. Aile dostları, arkadaşları, tanıdıkları...
Destan'ı gören Murat, “Sonunda kendi doğum gününe gelebildin.” Kalabalığın ilgisini iki aşığın üzerine çekti. Asiye'yi kendine çekti, bakışlar Asiye'nin üzerinde gezdi ardından birleştirdikleri ellerinde. Asiye adamın duyabileceği tonda sordu. “Destan burası neresi, bu insanlar kim ve neden toplandılar.”
“Ailemin evi, onlarda aile dostlarımız. Doğum günümü kutlamaya geldiler.”
“Neden söylemedin?”
“Pek sevmem kutlamayı, yıllardır kutlamıyorum bıkmadan usanmadan da hazırlıyorlar.”
“Neden sevmiyorsun?” Asiye başka bir soru yönelttiğinde cevap veremeden Murat sıkıca sarıldı Destan'a. Ayrılıp genç kıza, “Asiye seni tebrik ediyorum canım bizim doğum günü kaçağını getirdin.” Destan'a döndü. “Kardeşim bugün hayatının hediyesiyle gelmişsin umarım bir daha ayrılmazsınız.” Destan Asiye'nin rahatsızlığını fark etti. Eğilerek kulağına fısıldadı. “İyi misin?”
“Evet.” Gülümsemeye çalıştı, içtenlikle vermediği tepkilerde başarısızdı. “Bilseydim hediye...”
“Bana en güzel hediyeyi sen verdin, elimi tuttun.”
🌗🌗🌗🌗🌗
Ayşın uzun zamandır Destan'ı bekliyordu. Yıllardır kendi doğum gününe gelmeyen adam bu gece mi gelecekti? Babası istedi diye sıkıcı partiye katlanıyordu. Kadehini bir dikişte içti. Enes, “Biraz yavaş git, gecenin başında sarhoş olmak istemezsin.” Gözlerini baydı kadın. Şimdiden sıkılmıştı, gecenin sonuna kadar dayanabilir miydi bilmiyordu. Murat'ın anonsuyla başını kaldırdı. Destan gelmişti. Elinden tuttuğu küçük kız çocuğuyla birlikte. Kim bu çocuk? Destan'la ne alakası var ve neden el eleler? “Sevgilisi çok güzel...”
“Ne sevgilisinden bahsediyorsun sen Enes. O küçük kız mı Destan'ın sevgilisi?” Neden onu seçti? Benim veremediğim ne vermiş olabilir? “Yatakta mı iyi?”
“Meselenin yatak olduğunu sanmıyorum...”
“Ne o zaman? Bende olmayan ne varda onu seçti?”
“Aşk... Tanıdığım süre içinde kimseye ona baktığı gibi baktığını görmedim. Benden sana tavsiye, Destan Karahanlıyı unutmaya bak.” Sadece Ayşın'a bir tavsiye değildi. Kızım sana söylüyorum oğlum sen anla...
Ayşın küçük kıza bakışlarından kabullenmişti elde edemeyeceğini. Avni Beyin kesin talimatı vardı. Herhangi bir olay çıkartırsa bugüne kadar sağladığı ayrıcalıkları elinden alacağını beyan etmişti. Bir adam buna değer miydi? Bu geceden sonra değmezdi. Nerede durması gerektiğini bilecek kadar kendindeydi. Ama tebrik etmekten bir zarar çıkmazdı.
Ayşın son kadehini içti. Boş bardağı masaya gelişi güzel bıraktı. Genç çifte doğru adım atmaya başladı. Destan tehlikeli yılan edasında gelen kadınla gözlerini kıstı. Saçmalamasından en çok da küçüğünü üzmesinden endişeleniyordu. Ayşın Destan'ın sert bakışlarından korksada küçük sevgiliyi tebrik etmek istiyordu. “Merhaba Destan, beni tanıştırmayacak mısın küçük sevgilinle?”
“Sevgilim!” Sert bakışların ı kadından çekip küçüğüne çevirdi. “Ortağımın kızı Ayşın Hanım.”
Destan'ın tükürürcesine söylemesi dikkatinden kaçmadı Asiye'nin.
“Tanıştığımıza memnun oldum, bende Asiye.” Ayşın uzatılan ele burun kıvırdı. Genç kızı aşağılayan bakışlarla süzdü. Sesine de yansıdı. “Çok merak ettim Destan...” Genç adam kaşını tehditkar bir şekilde havaya kaldırdı. Asiye kadının ne söyleyeceğini merak etti. “Bana tercih ettiğin küçük kız seni taşıyabiliyor mu?” Destan'ın gözleri alevlenirken, Asiye'nin altında yatan manayla yanakları kızardı. Destan kadına haddini bildirmek için dudaklarını araladığı sırada Asiye ondan önce davrandı.
“Destan'ı.” Sevgilisinin elini tuttu. “Taşıyıp taşıyamayacağımı ancak evlendiğimizde öğreneceğiz.” Asiye kendinden emin konuştu. Enes genç kızın son sözlerini duydu. Meselenin yatak olmadığını biliyordu. Birbirlerine aşıklardı. İçinden, ‘şanslı adam' diye geçirdi. Enes kadının koluna girdi. “Ayşın gidelim.”
“Bir dakika ya!” Adamın kıskacından kolunu kurtardı. “Neden ben değilde o, bende olmayan ne varda onda buldun. Söylesene...” Asiye genç kadının gözlerinde acıyı gördü. Ve biliyordu, aşk değildi sadece reddedilmenin acısı. Enes genç çiftin özür dileyerek kadını uzaklaştırdı. Destan sevgilisinin yüzüne baktı. Ne düşündüğünü anlamaya çalıştı. Asiye mavilerini giden kadının üzerinden siyah irislere çevirdi. “Birlikte mi oldun?”
“Kiminle...”
“Onunla.” Asiye adamın kollarında giden kadını gösterdi başıyla. Destan yan bir bakış atıp kimi ima ettiğini anladı. “Hayır.” Kesin bir dille reddetti. “Benden önce olan bir şey için sana kızacak değilim. Saklamana gerek yok.”
“İnan bana saklamıyorum. Dediğin gibi bir şey olsaydı senden saklamazdım.”
“Ayşın Hanımın öfkesi bana, seni elinden aldığımı düşünüyor olmalı.”
“Heveskar bir kadın, istediğini almak için her şeyi yapar. İstediği olmadığında ise oyuncağı elinden alınmış küçük bir çocuk gibi davranıyor. Olgunlaşması gerekiyor ve birinin ona hayır demesi...”
“O kişide sensin.” Asiye aklını kurcalayan soruyu sordu. “Ayşın Hanım çok güzel bir kadın neden onunla birlikte olmadın.” Destan aralarındaki mesafeyi bir nefeslik kalacak kadar bıraktı. Buğulu sesiyle fısıldadı. “Nasıl senin kırmızı çizgin varsa benimde var.” Şirkette duyduklarım doğru. En başından beri senin hakkında yanılmışım sevgilim.
🌗🌗🌗🌗🌗
Destan küçük sevgilisini kısa süreliğine hiç istemesede yalnız bırakmak zorunda kaldı. Murat'ın yoğun ısrarı üzerine ve tepkisini merak ettiğinden kabul etmişti. Birazdan sevgilisi hayatının sürpriziyle tanışacaktı.
Asiye havuz başında genç adamın gelmesini bekledi. Tanımadığı insanların arasında kendini yalnız hissetti. Destan'ın yalnız bırakmasına içerlendi. Hem beni tanımadığım insanların arasına getiriyor hem de yalnız bırakıyor. Madem yalnız bırakacaktın neden getirdin. Hayır yani insan bir düşünür. Ben bu kızı peşimden sürükledin, kimseyi tanımaz etmez, tedirgin olur, korkar der yalnız bırakmaz. Ama nerede. Kendimi kurtların arasına bırakılmış kuzu gibi hissediyordum. Asiye kendi içinde düşünceleriyle boğuşurken seslenen adamı duymadı. Omzuna dokunan adamla irkildi.
“Özür dilerim sizi korkutmak istememiştim.” Adamın sesi endişeli çıktı. Kumral 1.80 boylarında, kirli sakallı, yeşil gözlü bir adamdı. “İyi misiniz?”
“Evet, iyiyim bir an boş bulundum.” Asiye meyve suyundan bir yudum içti.
“Size seslendim ama beni duymadınız?”
“Dalmışım, kusura bakmayın...”
“Asıl siz kusura bakmayın, bu arada ben Arda kendimi tanıtmayarak kabalık ettim.”
“Ufaklık...” Asiye sevgilisine döndü. Karanlık kuyuyu andıran gözleri elini uzatan adamdaydı. Destan küçük sevgilisinin elini tuttu. “Ufaklığım seni tanıştırmak istediğim biri var.”
“Bir süreliğine yalnız bıraktım seni, çevreni aç kurtlar sarmış.”
“Sende yalnız bırakmasaydın, getiren sensin, yalnız bırakan sensin. Bana mı kızıyorsun, kızması gereken biri varsa oda benim. Hem beni kiminle tanıştıracaksın.”
“Abla.” Üzerinde dizüstü, kat kat putra pembesi elbisesiyle manken edasındaki kadın çok güzeldi. Demek Destan'ın ablası. Genç adam farkında değildi. Küçük sevgilisi ailesiyle tanıştırmamasına kırılmıştı. Ablasıyla tanıştırarak bilmeden yaptığı hatayı telafi ediyordu.
“Sizi tanıştırayım ufaklık Nazlı, ablam ufaklığım.”
“Asiye.”
Asiye beklemediği sarılmasıyla afalladı. “Seninle tanıştığıma çok memnun oldum Asiye'cim, kardeşimin hayatına iyiki girdin.” Ayrıldıklarında Nazlı’ya sıcacık gülümseme sundu. Nazlı Destan'ın koluna vurdu. “Senden beklemezdim...” Adam kaşlarını çattı. “Bugüne kadar yanında gördüğüm en güzel kız, tebrik ederim!” Murat bir anda ortaya çıkıp genç adamın koluna girdi. “Hanımlar izninizle Destan'ı bir süreliğine sizden alıyorum.”
“Tabii keyfinize bakın bende Asiye'yle kardeşimi çekiştireyim.” Kıza göz kırptı. “Dikkat et abla bir kere konuşursa kolay kolay susmaz, çok gevezedir.” Asiye alaycı konuşmasına çok öfkelendi. Ağzının payını verecekti ki Nazlı ondan önce davrandı.
“Bir bayanla böyle konuşmaya utanmıyor musun yıkıl karşımdan.” Dedi sahte kızgınlıkla. Çok tatlı kadındı, içten ve sıcacıktı, Destan'ın tam zıttı. Bu sırada yanlarına tek omzu açık, taşlı, diz üstü elbisesiyle çok güzel bir kadın geldi. Kadının üzerinden gözlerini alamadı Asiye. Sıcak kahverengi gözleri dikkat çekiyordu. Su gibi güzelliğe sahipti. “Destan madem sana geveze geliyordu neden sevgili oldun?” Destan'a soru soracak kadar yakın olduklarını anladı ama hala kim bilmiyordu. Kadın Asiye'ye dönüp kendini tanıttı. "Merhaba ben Su." Kısa tanışmanın ardından Hayat Hanımı gören Nazlı hayranlığını dile getirdi. “Yıllanmış şarap gibisiniz Hayat Hanım.”
“Teşekkürler canım.”
Asiye Murat'ın anonsuyla arkasını döndü. “Yok artık.” Gözlerine inanamadı. Karşısında bir değil iki Destan Karahanlı vardı. Tıpa tıp benziyorlardı. Saçlar, sakallar, gözler, kıyafetler... Allah'ım sen bu kulunu neyle sınıyorsun. Birken ikiye mi çıkarttın baş belası patronları. Ben biriyle zor baş ediyordum.
“Baylar ve Bayanlar bugün toplanmamızın sebebi ikiz Karahanlıların doğum günüdür. Bir ilke tanıklık ediyoruz. Yıllardır Dağhan'la kutladığımız kutlamalara ikizi Destan da katıldı en sonunda. Kendisini ve sizleri bekletmeden doğum günü pastamız geliyor.” İki garson, mum ve maytap yakılı üç katlı pasta getirdiler. Destan'la gözleri birleşti mutluluğu uzaktan da görülüyordu. İkizinin omzuna elini attı. Murat, “Bir, iki, üç...” Üç dediğinde birlikte mumları üflediler mutlu yıllar sana şarkısıyla. Birbirlerine coşkuyla sarıldılar.
Nazlı genç kızı elinden tutarak peşinden sürükledi. “Yanlarına gidelim.” Yanlarına geldiklerinde Murat, “Asiye bakalım sevgilini bulabilecek misin?” Herkesin gözü Asiye'ye döndü. “Seni sevgilinin yanına alalım.” İkizler merakla genç kıza baktı. Destan Asiye'nin kendisini tanıyacağından emindi. Nasıl bilmiyordu?
Fiziksel özelliklerinden çok kişisel tercihleri farklıydı, ikizleri ayırt etmesini kolaylaştırdı. Destan saati sol bileğine takarken, Dağhan sağ bileğine takıyordu. Dağhan'ın gözlerinin içine baktı. Bakışları yumuşaktı, aşık olduğu bakışlar değildi üstelik kalbini de hızlı attıramadı. Tamam o anda kalbi hızlı atıyordu ama Destan'a baktığında kalbi yerinden çıkacak gibi attı. Bakışları sert aynı zamanda yumuşacıktı da, nasıl başarıyor bilmiyordu. Derin nefes alarak sağdaki ikize yöneldi göz ucuyla soldaki ikize baktı. Gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Asiye'nin Dağhan'a yönelmesi hayal kırıklığına uğrattı. Çok emindi Asiye'nin kendisini tanıyacağına, o da diğerleri gibi karıştırdı.
“Doğum gününüz olduğunu bilmiyordum, bilseydim hediyeyle gelirdim. Doğum gününüz kutlu olsun Dağhan Bey.” Asiye'nin dudaklarından kardeşinin ismini duymasıyla rahatladı Destan.
“Teşekkürler, ikizimin yanındasın, onun mutluluğu benim hayatımda alabileceğim en güzel hediye. Senin varlığın hediye canım.” Bakışlarında minnet vardı. Su Dağhan'ın koluna girmişti. İkisinin parmağındaki yüzükten evli olduklarını anladı. Destan'ın karşısında durdu.
“Doğum günün kutlu olsun kas yığını.” Elini işaret eden adamın isteğini hemen kabul etmemesi gerekiyordu ama bugüne özel istisna yapabilirdi. Destan Asiye'nin elini tutmasıyla, “Benden bu kadar.” Çok bile durmuştu. “Oğlum nereye biraz daha kalsaydın?” Nergis Hanım itiraz etsede oğlunu kararından vazgeçiremedi. “Anne sevmediğimi biliyorsun...”
“İzin vermiyorum gidemezsin, ablan geldi ve sen gidecek misin?”
“Abla sevmediğimi biliyorsun.” Ablasını ikna etmeye mi çalışıyordu. İstediği her şeyi yapan adam söz mü dinleyecekti. “Ben kardeşlerimi yanımda görmek istiyorum, gitmek falan yok.” Nazlı otoritesini ortaya koydu. Destan tuttuğu nefesini dışarıya bıraktı. “Ufaklık!” Bakışlarını genç adama çevirdi. “Yoruldun mu?”
“Biraz...”
“Abla gitmiyorum ama içeride kalacağız siz keyfinize bakın.” Son sözünü söyleyip sevgilisinin elinden tuttuğu gibi içeriye yöneldi.
🌗🌗🌗🌗🌗
Asiye modern ve klasik tarzın uyumuna hayran kaldı. Beyaz menteşeler ve siyah mandallar ile güzel bir ada mutfağıydı. Sandalye ve tavandaki ahşap pervaneli vantilatör, ahşap tezgahla otantik bir hava katmıştı. Soluk meşe zemin mutfağı tamamlamıştı. "Nergis Hanım zevkli kadınmış..."
Destan ceketini çıkartıp sandalyeye astı. Gömleğinin kol düğmelerini çıkartıp ceketinin cebine koydu. Kollarını dirseğine kadar kıvırdı. “Canın ne istiyor?”
“Menemen...”
“Menemen.” Destan tek kaşını kaldırdı. Başını evet anlamında salladı.
“Soğansız...” Soğansız menemen mi yenir bakışı attı. “Pişmiş soğan sevmiyorum.” Destan buz dolabından menemen malzemelerini çıkardı. Asiye hayretler içinde izledi. “Destan sen...”
“Ben ne?" diye üsteledi eğlenerek. "Menemen yapmama mı şaşırdın?" sorusuna başını salladı
genç kız. Devam etti. “Yurt dışına okumaya gittiğimde,” Açıklama yaparken soğanları ince ince doğruyordu. "İçine ne koyduklarını bilmediğimden kendi yemeğimi internet aracılığıyla öğrenip kendimi geliştirdim, zamanla da ustalaştım."
“İş başa düşünce öğreniyor insan değil mi?”
“Öyle.” Doğradığı soğanları bir tabağa koydu. Biberlere geçti. “Soğanı genel olarak mı sevmezsin yoksa sadece pişmiş soğanı mı sevmezsin?”
“Pişmiş soğanı sevmem sadece.” Adamın elleri çok hızlıydı takip etmekte zorlandı. “Yurt dışına neden gittin?” Genç adam başını kaldırıp sertçe baktı. Asiye karşılaştığı sert tepkiyle yutkundu. Keşke sormasaydım dedi içinden. Keyfinden merak etmedin herhalde... Ortamdaki soğukluğu eritmek amacıyla, “En sevdiğin yemek ne?” Asiye'nin çabasını gördü. “Yaprak sarması...”
“Ben de en çok zeytini severim.” Tıbkı senin gözlerin gibi dedi içinden. Siyah irislere hayranlıkla baktı. Kendisine aşkla bakan mavilerden kurtulup yemeğe devam etti. Yakalanmanın verdiği utançla Asiye'nin yanakları kızardı. Destan'la göz göze gelince hemen başını indirdi.
“Bana aşkla bakmana hayranım!” Utançla yanakları kızardı. Destan sevgilisiyle biraz daha uğraşmak istedi ama kıyamadı. Soğanlı ve soğansız iki ayrı menemen yapmıştı. Soğansız menemeni servis tabağına koydu, ayırdığı soğanları da. Meyve sularını koyup karşısına oturdu. Asiye çiğ soğanları menemenin üzerine serpti. Ekmekten bir parça alıp tadına baktı.
“Immm çok güzel olmuş bu kadarını beklemiyordum açıkcası.” Asiye ağzında yayılan çıtır soğana bayılıyordu. Adama ellerine sağlık demeyi unutmadı. Utanmasa parmaklarını da yalayacaktı.
“Afiyet olsun, yalnız senin için değil prenses için de.”
“Yalnız o prensesin bir adı var.” Dedi ağzına lokma atarken.
“Prensesin ismi ne?”
“Menesa.”
“Manası?”
“Unutturan demek.” Asiye karnını okşayarak devam etti. “Kızımı kucağıma aldığımda tüm yaşadıklarımı unutacağım. Sadece o ve kokusu kalacak.” Dışarıdan duyulan bağırış sesleriyle kaşlarını çattı Destan. Duydukları kadın sesi Nazlı'ya aitti. “Sinan dur yapma.” İkiside aynı düşünceyle aynı anda sordu. “Ablamın sesi mi o?”
“Nazlı ablanın sesi mi o?”
“Dikkat et Sinan.” Ses kesinlikle Nazlı'ya aitti. Destan bahçeye çıkarken, “Ufaklık sen içerdi kal sakın çıkayım deme...” Aklının kalmasını ve zarar görmesini istemedi. “Nazlı geri dur,” sesi tanıdı, abisinin sesiydi. Asiye şaşkınlıkla ne yapacağını bilemedi. Nasıl olur, abim ne zaman geldi? Aklında dolanan soruları şimdilik bir kenara bırakıp bahçeye çıktı. Tanık olduklarıyla gözleri iyileşti.
Sinan iki-üç adamla kavga ediyordu. Nazlı'ysa engellemeye çalışıyordu. Destan, Murat ve Dağhan'a yardıma gitti. Başta ayırmaya çalışsada Murat'ın yediği yumrukla konuşturdu yumruğunu. Zavallı adamları ellerinden alacak kimse yoktu, taki Sinan'ın sözlerine kadar. Duyduklarıyla donup kalan adamlardan kurtulup kaçtılar, bir kişi hariç.
Sinan karısını öpmeye çalışan adamla kendini kaybetti. Ne ara adamın üzerine atladı, vurmaya başladı hatırlamıyordu. “Sen benim karımı öpmeye nasıl cüret edersin lan şer...” Sinan yumruğunu havaya kaldırdığında, havada asılı kaldı. Nazlı biraz daha beklerse adam kocasının elinde kalacaktı. Düşünmeden havaya kaldırdığı kolundan tutarak durdurdu. Kocasının kırmızıya çalan gözlerle ilk defa karşılaştı, yutkundu. Her zaman aşkla bakan gözleri şimdi öfkeyle bakıyordu. Nazlı'nın dudaklarından güçlükle kelimeler döküldü. “Bırak adamı.” Gözlerinin de yaşarmasına engel olamadı. Dolan gözlerle bakan karısına şefkatle baktı, çuvala dönen adamı bırakarak karısını kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Kulağına teskin edici sözlerle sakinleştirmeye çalıştı. Kendisinden uzaklaştırıp yanağını okşadı.
“İyi misin?”
“İyiyim sadece senin için çok korktum.” Sevdiğine kıyamayan Sinan alnından öpüp sarıldı. “Korkma ben hep yanında olacağım.” Nazlı kocasından ayrılmak istemezcesine sarıldı. “Sakın beni bırakma.” İki sevdalı yüreğin dile dökülmemiş dualarına Aminiydi.
“Seni çok severken nasıl bırakabilirim ki, hem daha seni ailenden istemedim.” Kocasının sözleriyle Nazlı daldığı dünyadan çıkıp gerçek aleme döndü. Parti, ailesi... Karısının gerildiğini hisseden Sinan uzaklaştı. Genç kadının bakışları arkasındaydı. Nedenini kavrayan adam arkasını döndüğünde hiç beklemediği kişiyle karşılaştı. Kardeşi anlamaya çalışan gözlerle bakıyordu. Asiye'nin burada ne işi var? Kiminle geldi? Neler dönüyor? Genç adamın aklında dönüp dururken, öne çıkan Nazlı suçluluk duygusuyla kendini açıklamaya girişti. “Baba böyle öğrenmenizi istemezdim, her şey bir anda oldu...” Konuşmasını bölen annesinin sorduğu soruyla gözleri büyüdü.
“Hamile misin?”
“Saçmalama anne hamile değilim.” Nergis Hanım kızına kaşını kaldırıp hafif bir imayla konuştu.
“Bilmem, hızlı evlenmenin ardında bu tür saçmalıkları düşünebiliyor insan.” Nazlı'dan beklemediği hareketle hayal kırıklığı yaşadı Nergis Hanım. Hastalandığı dönemde Makbule Hanımla birlikte eli kolu olmuştu. Aralarındaki bağ daha da güçlendi sanırken, kendisine danışmadan, haber vermeden evlilik kararı almasına doğrusu içerledi. Kızının gözlerinde kocasına duyduğu aşkı görmesi içini bir nebze de olsa rahatlattı. Hayal kırıklığı yaşayan tek kişi Nergis Hanım değildi, babası Osman Beyde yaşadı.
İlk göz ağrısı, biricik kızı birgün sevgilisinin elinden tutup baba biz evlenmeye karar verdik diyeceği o güne kendini hiç istemesede hazırlarken, bir anda kızının evlendiğini öğrenmek istediği son şey bile olamazdı. Yaşadığı hayal kırıklığıyla arkasını döndü. Babasının gözlerinde gördüğü hayal kırıklığıyla gözlerinin dolmasını engelleyemeyen Nazlı giden babasına yetişip kolundan tutarak durdurdu. “Babam,” içi giden adam kızının gözyaşlarıyla yelkenleri suya indirdi. Nasıl indirmesin ki her baba gibi kızını dibinde isterken mutluluğu için de her şeyi yapardı. Kızının ağlamasına dayanamayan Osman Bey kollarının arasına alıp saçlarını okşadı.
“Baba Sinan'ın tayini İstanbul'a çıksın diye bu kadar hızlı evlendik. Yoksa sizin izniniz olmadan evlenir miyim ben.”
“Tamam geçti artık sonra konuşacağız bunları.” Nazlı babasının kollarından uzaklaşarak kardeşlerine baktı. Gözleri Destan'da takılı kaldı. İkinci anne gördüğü ablasının evlendiğini öğrenen Destan, biricik ablasını kırmamak için aracına yöneldi, arkasından sesini duysada durmadı. Asiye Destan'la abisinin arasında kaldı. Kendisine zarar vermesinden endişe ettiği adamın peşinden gitti. Seslensede sesini duyuramadı. Son anda araca binmeyi başardı. Kemerini takarken gözleri genç adamın üzerindeydi, direksiyonu sıkmaktan parmak boğumları beyazlamıştı.
Destan'ın peşinden giden Nazlı'yı durdurdu Hayat Hanım. “Bırak gitsin.” İtiraz eden genç kadını
susturdu. “Seni kırmamak için gidiyor, sakinleşsin sonra konuşursunuz adam akıllı.”
Sinan kardeşinin Destan'ın peşinden gitmesiyle aklında bazı şüphelerle Nazlı'nın yanına gitti. Aileye kendini tanıttıktan sonra Nazlı'ya adamın peşinden giden kızı sordu. Aldığı cevapla küçük çaplı bir şok yaşadı. “Kardeşimin sevgilisi.” Duyduklarına kahkaha atan adam karısını endişelendirdi. Kocasının koluna girdi.
“İyi misin canım?”
“İyiyim Nazlı'm.” Sadece senin kardeşinle benim kardeşimin sevgili olmasına şaşırdım biraz. Bu nasıl bir tesadüftür ki iki kardeş aynı aileden iki kardeşe aşık oldular. Boşuna söylememişler dünya küçük diye.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.83k Okunma |
881 Oy |
0 Takip |
30 Bölümlü Kitap |