27. Bölüm

"Yeni Başlangıç: Düğün..."

Gulay Karademir
gulay.k

Genç kız son kez odasında gözlerini gezdirdi. Ne anılar biriktirmişti bu odada. İlk okulda arkadaşına kızıp, ben okula gitmeyeceğim diyerek kendini yatağa atarak ağlaması, halasını sinirlendirip odasına kaçışları, müzik dinleyerek tasarımlar yapması, ablasına sarılıp uyuması, Ayda'ya aşkını itiraf ettiği odaydı. Ayrılık acısı yaşadığı da. Kızı için günlerce yattığı yatak, adeta mabedi haline gelen odaydı. Dün gece son kez yattığı yatağına baktı. Bu geceden sonra yeni evinde, yeni odasında ve yeni yatağında kocasının kollarında uyuyacaktı. Bu düşünce içini kıpır kıpır ediyordu.

Asiye dışarıdan gelen korna sesleriyle gitme zamanı gelmişti. Yerinden kalkıp cama yaklaştı. Perdeyi araladı, kocasını gördü. Üzerindeki beyaz smokiniyle genç kızın nefesini kesti.

Destan hayatına beyaz sayfa açtığından hayatının en önemli gününde saflığın, duruluğun simgesi beyazı tercih etmişti. Arabadan indiği andan itibaren kalbi genç ve tecrübesiz zamanlarındaki gibi atıyordu. Bu hızla devam ederse gelinini gördüğünde durmasından korkuyordu. Allah korusun, tam gelinime kavuşmuşken olacak şey mi bu. Omzuna elini koyan Murat'a baktı. Gidip gelinimizi alalım diyen bakışlarını görünce gülümsemeden edemedi. Acaba en başından kardeşi olduğunu bilseydi yinede onları bir araya getirmek için mücadele eder miydi? Hem ederdi hem de kardeşini kimseyle paylaşmak istemezdi.

Destan, bir yanında ikizi diğer yanında kuzeni omuz omuza birlikte bahçeyi adımladılar. Genç adam üzerinde hissettiği bakışla başını kaldırdı. Görmek istediği okyanus gözlüsü yoktu ama perdenin kımıldaması izlediğini gösteriyordu. Dudağı kıvrıldı.

Asiye kocasının yukarıya bakmasıyla kendini geriye çekti. Kalbinin üzerine elini koydu. Sakinleşmeye çalışırken annesinin heyecanını hisseden Menesa hareketlendi. “Annecim hissettin değil mi, babanın bizi almaya geldiğini.” Karnını okşadı. Ayda'nın sesini duyunca pencereye yaklaştı.

Merdivenleri çıktıklarında bayanlar karşıladı. Murat sevdiği kadına ışıldayan gözlerle baktı. Göğsü taşlarla hareketlendirirmiş kırmızı abiyenin içinde çok güzeldi. “Çok güzelsin ela gözlüm, çakallar etrafını sarmasın diye gözüm hep üzerinde olması gerekecek.”

“Aynısı senin içinde geçerli.”

Ayda, “Enişte gelini görmek istiyorsan,” elini uzatıp parmaklarını birbirine sürterek devam etti. “Canlıyı görelim.”

“Sen benden para mı istiyorsun?”

“Evet, geleneğimiz hepimize vereceksin yoksa gelinini unut.” Ayda tehdit ederken ellerini beline koydu. Destan genç kızın duyabileceği tonda, “Deniz, sevgilin cadı biliyorsun değil mi?” Gözlerini kısan Ayda'ya sırıtarak baktı.

Deniz, “Biliyorum.”

“Sana benden bir tavsiye Deniz, yol yakınken vazgeç. Bir ömür bu cadıyla geçmez ömrünü yer ömrünü.”

“Doğru söze ne denir.” Ayda sinirinden kıpkırmızı kesilmişti. Deniz sevgilisini kızdırmayı çok seviyordu. “Öyle mi ben se...”

“Kalbim yolun başında olsaydı dediğini düşünürdüm belki!” Genç adam gözlerini de sevgilisinin

gözlerinden bir an ayırmadı. “Ama çoktan son evreye girdik. Ve söküp atmam imkansız. Başa gelen çekilir artık ne yapalım çok seviyorum.”

“Çekeceksin tabii, sana bu söylediklerini ödeteceğim unutma.”

“Allah yardımcın olsun.”

Ayda karşılık vermeye ağzını açtığında Hayal araya girdi. “Artık konumuza dönsek olmaz mı?” Ayda'nın şimdi seni göreceğiz bakışını umursamadan planını devreye soktu.

"Murat sağdıcımdır, benim yerime o verecek."

Destan kapının önünde yeni yetmeler gibi terledi. Avuç içini silerek kapının kulpunu yavaşça indirdi. Kapıyı ardına kadar açtığında beyazlar içinde, ellerini şişmiş karnında birleştirmiş gelini bekliyordu. Onunda genç adamdan farkı yoktu. Derin derin nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Gözlerini gelininden ayırmadan kapıyı kapattı.

Destan gelinliğin tasarımını kendi elleriyle çizmişti. Rüyadakine tıpa tıp benzeyen gelinlik. Çizerken aklında dönüp dolanan içinde nasıl görüneceğiydi. Hayalide, rüyasıda karşısındaki güzellik karşısında halt etmiş.

Asiye eğdiği başından sadece siyah ayakkabılarını görüyordu. Heyecandan ayaklarının bağı çözülecekti. Önünde durup duvağını kaldırdı. Destan başını kaldırmayan karısını çenesinden tutup kaldırdı. Okyanus gözlerini görmek istiyordu. Aceleye getirmeden tadını çıkara çıkara kaldırdı, gözleri gözlerini bulduğunda anladı ki sonsuza kadar kalbini hem hızlı attırıp hemde -allah korusun- durduracak güce sahipti. Gözlerinde gördüğü parıltıyla yutkundu. Dudakları yüzüne yaklaşınca gözlerini kapattı.

Destan'ın dudakları önce sağ sonra sol gözünü buldu. Dudaklarının değdiği yer ateş gibiydi. Nefesini burnuna üfleyince gözlerini aralayıp baktı. Kocasının dikkati aralık dudaklarındaydı. Aralarındaki mesafe çok azdı, birazcık daha yaklaşsa...

Gözlerini tekrar kapatıp itiraf edemesede beklentiyle bekledi öpmesini. Genç adam birkaç santimlik mesafe kala kendini tutabildi. Hızlı nefes alıp veriyordu. Birkaç saniye sonra dudakları alnındaydı. Hayal kırıklığına uğramadı değil. Alınlarını birleştirip gözlerine baktı.

“Gelinim!”

“Destan...”

“Çok güzelsin, cennetten benim için indirilmiş bir meleksin. Seni seviyorum.”

“Seni seviyorum.”

“İnelim mi, bizi bekliyorlardır.” Asiye başını sallayarak onayladı. Destan kulağına geceyi fısıldayıp harekete geçti karısınıda peşinden sürükledi. “Gece baş başa kaldığımızda şeker pembesi dudaklarının tadına bakacağım.”

Aşağıya indiklerinde baba ocağından uğurlamak için ailesi bekliyordu. Asiye babasının gözlerinde gördüğü yaşla kocasının elini bırakıp sarıldı. “Aşkım.” Dolu dolu aşkım demesine içi gidiyordu. Bir gün duyabilecek mi çok merak ediyordu.

Ömer Bey kızını kendisinden ayırıp yüzünü avuçlarının arasına aldı. “Güzel kızım babasının evinden ayrılıyor.” Asiye başını salladı. “Kendi yuvanı kuracaksın, ben senin yokluğuna nasıl alışacağım.”

“Asıl ben senin yokluğuna nasıl alışacağım aşkım?”

“Onu da kocan sağlayacak.” Kızının yanağını okşadı.

“Aşkım.” Sesi itiraz dolu çıktı.

Sinan elinde kırmızı kurdeleyle geldi. Kurdeleyi üç kez sırasıyla beline dolayıp çözdü. Sıra sonuncusuna geldiğinde Murat kurdaleyi bağladı. Herkesin bildiği ama genç kızın bilmediği sırla. Asiye son kuşağı Murat'ın bağlamasına çok sevindi. İlk gördüğü andan beri abisi olarak benimsemişti. Murat kardeşinin yanaklarını avuç içine hapsetti. Alnından öptü. “Hayatın tüm renkleri, tüm mutlulukları bir ömür boyu seni ve yuvanı bulsun. Mutluluklar ddilerim”

“Asiye, ikizim canını sıkarsa hiç çekinmeden bana gelebilirsin. Seve seve sana yardım ederim.” Asiye göz kırpan Dağhan'a gülümsedi. Sultan Hanıma döndü, elini öpüp sarıldı. “Uşağum kocanla yavrunla ömür boyu mutluluklar dileyrum.”

“Teşekkür ederim babaannem.”

Ayşe Hanım, “Yavrum kızınla, kocanla bir ömür mutluluklar dilerim.” Asiye annesine sarıldı. Ayrıldıklarında kızının gözyaşlarını sildi. “Ağlama güzel kızım hep gül.” Fadime Hanım duygusal havayı dağıtmak istedi. “Sonunda seninle baş edecek adamı buldun, ben şimdi kiminle uğraşacağım.” Diye hayıflandı.

“Merak etme hala, kızımı doğurup sana vereceğim. Menesa'm sana beni aratmaz.” Şakasına gülerek karşılık verirlerken altındaki manayı kimse anlamadı. Destan'a baktı, yüzünde buruk bir gülümseme vardı.

Asiye abisine sarıldı. “Gidiyorsun diye sakın üzülme, bir telefon uzağındayız.” Ayda, Deniz, kuzenleri vedalaşmaları ağlamayla bitti. Destan karısının ağlamasına dayanamayarak evden çıkardı. Çipin arka koltuğuna oturmasına yardımcı oldu. Karısının yanındaki yerini alırken, Murat'la Hayal öne oturdu. Kornalar eşliğinde çiftliğe sürdü.

“İyi misin ufaklığım?” Uzanıp elini tuttu. “İyiyim.” Kocasının gönlünü ferahlatmak istedi. Kendini yorgun hissetsede, ayakları şişip zorlasada kimseye hissettiremezdi. Özelliklede Destan'a. Bugünü mahvetmek istemiyordu. Yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmeyecekti.

🌗🌗🌗🌗🌗

Destan karısının elini sıkıca tuttu. Yanındayım... Okyanus gözlerdeki kaygıyı yok etmek istedi. Allah’ım nasıl bir heyecan bu. Kalbim özgürlüğüne kavuşmak isteyen kuş gibi hızlı atıyor. Karısınında kendisinden bir farkı olmadığını biliyordu. Siyah irisleri mavileri buldu. Parıldıyordu. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Allah'ım ben nasıl yürüyeceğim. Kocasının elini sıkmasıyla gözleri siyah irisleri buldu.

‘Korkma düşmene izin vermem,’ bakışlarıyla rahatladı Asiye. Yusuf Güney'in 'Ördü Kader Ağlarını' şarkısı eşliğinde, beyaz ve mor gül yapraklarının döküldüğü, irili ufaklı camlı mumluk fenerlerin ve renkli lambaların aydınlattığı yolda yürüdüler. Nedimeler her adımlarında sepetlerindeki gül yapraklarını başlarından aşağıya attılar. Rengarenk konfetiler havada uçuştu.

Gelinle damadı gören misafirler ayağa kalkıp alkışla karşıladılar. Dans pistine doğru yol aldı genç çift. Asiye titreyen elini kocasının omzuna koydu. Karısının narin beline elini dolayıp kendine çekti. Gözleri birbirine kilitlendi. “İlk dansımıza hazır mısın karıcım?”

“Hazırım kocacım.” Kocam diyen ağzını yerim ben senin. Ağzının içinde homurdanan adama

gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Asiye bir an yıldızların gökyüzünden düştüğünü zannetti. Söğüt ağacın dalları gibi sarkan beyaz mini led lambalarıyla kendini yıldızların arasında hissetti. “Beğendin mi?”

“Evet, kendimi yıldızların arasında hissettim.”

Özellikle istemişti Duygu Hanımdan. Gökyüzündeki yıldızları karısı için yeryüzüne indirmişti. Yüzü gülsün istedi. Gözlerinin içi yıldız gibi parlıyordu. Girdap maviler geceyi misafir eden irislerde kayboldu. Dünyadan soyutlandılar adeta. Kopan alkış sesleriyle kendine gelen çift müziğin bittiğini duymamışlardı. Dansa katılan çiftler ayrılırken onlar danslarına devam etmişlerdi. Genç kızın yanakları utançtan kızardı.

Nikah memurunun elinde defteriyle gelmesiyle nikah töreni başladı. “Şahitlerde hazırsa başlayalım.” Destan karısının oturması için beyaz kurdela ile tutturulan bir tutam lavanta çiçeğiyle süslenmiş sandalyeyi çekerek oturmasına yardımcı oldu. Genç adam yerine geçerken, Sinan Hayat Hanımın oturmasına yardımcı oldu. Asiye'nin şahitliğini yapmak için gelmişti. Mutluluklar dileyip ilk uçakla Parise gidecekti. Orada düzenleyeceği defilede çıkan sorunu halladip geri dönecekti. Beyaz ve mor güllerin arasına serpiştirilmiş lavantanın kokusu buram buram geliyordu.

Nikah memuru, “Değerli konuklar bu mutlu geceye hoş geldiniz. İyi eğlenceler diyor ve nikah ahdine başlıyorum.” Genç kıza döndü. “Adınız, soyadınız?”

“Asiye Karaca Karabey.” Ardından aynı soruyu Destan'a sordu. “Sizin adınız, soyadınız?”

“Ali Destan Karahanlı.”

Nikah memuru devam etti. “Birbirinizle evlenme isteğinizi bize yazılı olarak beyan ettiniz. Yapılan araştırma sonucunda, birbirinizle evlenmenizde hiçbir sakınca olmadığı tespit edildi. Şimdi bir kez daha şahitler ve misafirler huzurunda soruyorum.

Siz sayın Asiye Karaca Karabey yanınızda oturan sayın Ali Destan Karahanlıyı sağlıkta hastalıkta, iyi günde kötü günde hiçkimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan özgür iradenizle kocanız olarak kabul ediyor musunuz?” Siyah irisler heyecandan titreyen mavileri buldu. Karnındaki elini tutup sıktı. Kocasının gözlerinin içine bakarak yüksek sesle bağırdı. “Evet.” Alkış sesleri yükseldi.

“Siz sayın Ali Destan Karahanlı yanınızda oturan sayın Asiye Karaca Karabeyi sağlıkta hastalıkta, iyi günde kötü günde hiçkimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan özgür iradenizle karınız olarak kabul ediyor musunuz?”

“Evet.” Dedi mavilerinde kaybolarak.

“Sizlerde şahitlik ediyor musunuz?”

Sinan ve Hayat Hanım, “Evet,” diyerek onayladılar. Destan memurun uzattığı defteri karısının önüne koyarak önce onun imzalamasını sağladı. “Ayağına bas,” tezahüratlarıyla kocasına yan bakış atıp ayağını ezdi. Yüzünde mimik bile oynamadı.

Destan ayağında hissettiği minik baskıyla sırasının gelmesini bekledi. Çok değil birkaç dakika içinde istediğine kavuştu. Nikah memurunun ayağa kalkmasıyla yerlerinden doğruldular. “Bende İstanbul Büyük Şehir Başkanının bana verdiği yetkiye dayanarak sizi karı koca ilan ediyorum. Bir ömür boyu mutluluklar dilerim.” Evlilik cüzdanını genç kıza uzattı. Güneşi kıskandıracak gülümsemesi, “Gelini öpebilirsiniz!” sözüyle kaybolurken kocasının dudağının kıvrıldığına emindi.

“Büyük bir zevkle,” diyen adama döndü, sırıtıyordu. Destan yüzünü avuçlarının arasına alıp

alnından öptü. Ayrılmadan kulağına buğulu sesle fısıldadı. “Öpücüğün vakti yaklaşıyor küçüğüm, kendini hazırlasan iyi edersin.” Ayrılıp hiçbir şey olmamış gibi nikah memuruna teşekkür edip elini sıktı. Asiye hızla toparlanıp düğün çiçeğini atmak için arkasını döndü. Üçe kadar sayıp attı. Azra'nın kucağına düştü.

Asiye aile büyüklerinin duasını almak istedi. Kocasının sesiyle arkasını döndü. Mikrofon elinde gözlerinin içine bakıyordu. “Bizi en mutlu gecemizde yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. Çoğu gözlerde merak görüyorum. Destan Karahanlı gibi bir adam küçük kızda ne buldu? Neyine aşık oldu da evlendi? Sorularını tahmin etmek zor değil. Haklısınız...

Sizin sorduğunuz soruları bende kendime sordum günlerce. Belki duymuşsunuzdur hatta içinizde yaşamış olanlarınız dahi vardır.” Genç kız kaşlarını çattı. Kocasının sözlerini anlamaya çalıştı. “Kaçan kovalanır...” Kimi yüzlerde gülümseme peydah oldu. “Ufaklığımla ilk karşılaşmamız kucağıma düştüğü defile değildi.” Utançla yanakları kızardı. Şimdi ne gereği vardı bunu söylemeye. Defilede karşılaşmadıysak nerede karşılaşmış olabiliriz. Hafızasını zorladı. Ama aklına defileden önce onu gördüğüne dair anı gelmedi.

“Murat kaza geçirmişti. Hayatını değiştiren kazaydı. Aşkını buldu. Ve benim kaderimde o gün değişti. Taburcu işlemlerini halletmiş odaya dönerken küçük bir kız çocuğuyla çarpıştım. Yüzünü görmedim ama hıçkırıklarını duydum. Bir saniyeliğine elinin elime -teni tenime- değmesi yolunda giden tren nasıl rayından çıkarsa benim kalbimde öyle rayından çıktı.”

Bebeğinin kurtulduğu o günü unutması imkansızdı. Kızının babasının Destan olduğunu öğrenmişti. Yüreği korku ve kendi bebeğinin sevincini yaşıyordu. Gözyaşlarının arasında önünü zor görüyordu. Çarptığı adamın yüzünü görememişti. Durup özür dileme fırsatıda yoktu. Hastaneden çıkma isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Aleladele biri zannetmişti.

“İlk defa yaşadığım kalp çarpıntısını yok saydım. Ben yok saydımda bana ihanet eden aklım ve kalbim her an onu düşündü. Toplantıda, evde, gece, gündüz... Kaçtıkca kovaladı. Bir daha görmem dediğim kızı defilemde gördüm. Başta tanımadım ama havada yakaladığımda kokusundan tanıdım. Hindistan cevizi... Beni sakinleştirme özelliğine sahipti.

Ufaklık dediğimde köpüren mavilerine hapsoldum. Ve bir dahada karayı bulamadım. Saflığına, masumluğuna zarar gelsin istemedim. Sert davrandım. Benden uzaklaşsın istedim. Ne zaman bana meydan okuduğunu öğrendim, uzaklaştırmayı istediğim kızı burnumun dibine kadar getirdim. Bir nevi kendi bacağıma sıktım. İnsan kaderinden kaçamıyor. Bende kaçamadım. İyiki de kaçamamışım. Benim gibi bir adama kalbimin sahibini ve canımın parçasını verdiği için nefes aldığım her an şükrettim. İki kızımda benim şükrüm.

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum...”

Destan'ın susmasıyla alkış tufanı koptu. Asiye kocasının sesiyle büyülendi. Genizden gelen tok sesine hayran kaldı. Atilla İlhan'ın 'Ben Sana Mecburum' şiirini kocasının dudaklarından duymak kalbini çoşturdu. Kocasının gözlerinin içine bakamak şiir okuyacağını kırk yıl düşanse aklına gelmezdi. Küçük süprizlerde her kadın gibi ruhunu okşuyordu.

🌗🌗🌗🌗🌗

Destan karısını üniversiteden arkadaşı Derya ve eşi Çağla'nın masasına yönlendirdi. Çağla genç anneye sarıldı. “Ömür boyu mutluluklar dilerim. Bir yastıkta kocayın.” Çağla sıcak kanlı bir kadındı ve genç kıza kanı ısınmıştı. Çağla ayrılsada ellerini bırakmadı. Gözlerini genç kızdan alamıyordu. Duru güzelliği adeta büyülemişti. “Çok güzelsin.”

Asiye'nin utançtan yanakları kızardı. “Sende çok güzelsin.”

“Senin yanında sönük kaldım.”

“Karım haklı Asiye. Gecenin en güzel kadını sensin ve seni tebrik ediyorum.” Genç kız merakla bekledi. “Sert adamımdan romantik bir adam çıkardın. Bütün kalbimle seni tebrik ederim.” Destan gözlerini baydı. “Atilla İlhan'ın ben sana mecburum şiirini çok güzel okudun kardeşim.”

“Kesinlikle, bende bayıldım.”

Destan karısının elinden tutup masadan uzaklaştırdı. Arkalarından utandı dediğini duysada oralı olmadı. Dün gece tanıştığı Murat'ın babaannesi Kevser Hanımın masasına ilerlerken gözleri Bafra'ya ilişti. Kendisine nefretle bakıyordu. Farklılıkda yok değildi. Acı ve hüzün... Ben ne yaptım da nefretini kazandım. Bakışları kocasına kaydı. Gözleri ışıldadı. O an anladı. Kocasına karşı duyguları vardı. İçi acıdı. İstemesede kendini Bafra'ya üzülürken buldu.

“Babaanne!” Kocasının yaşlı kadına sarılışını izledi. Melike Hanım ve İkra'nın tebriklerini kabul edip sarıldı. Kevser Hanımın elini öptü. “Bir ömür boyu kocanla mutluluk içinde yaşa.” Asiye kocasına bakıp tanımadığı baba-oğula döndü. Yıllardır görmediği dayı kızına kendini tanıtmada tez canlı davrandı. “Merhaba ben Sarp.” Asiye elini uzatan kendisinden iki yaş büyük görünen çocuğa baktı. Kırmadan nasıl geri çevireceğini düşünürken, kocası onu bu dertten kurtardı.

“Karım.” Aitlik takısını sertçe bastırarak söyledi. Karısının beline elini koyup kendine çekti. “Erkeklerle tokalaşmıyor.” Sarp genç adamın sözlerindeki gizli tehdidi anladı. Hoş anlamasaydı bile seve seve kafasına vurarak anlamasını sağlardı.

Asiye ağzı açık kocasına bakakaldı. Daha nazik konuşabilirdi. Kaba konuşmasına ne gerek vardı. Tam ağzını açmış nazik konuşması konusunda nutuk atacaktı ki, ateşli bakışlarıyla dudaklarını birbirine bastırdı. Kuzenlerinin dokunmasına tahammül edemeyen adamın öz kuzenine izin vermesini düşünmek aptallık olurdu. Melike Hanımın kocası Tuncay Beyle tanıştırıp izin alarak ayrıldılar.

“Destan abim amma ballı adam. Dünyanın en güzel kızını kapmış. Çok da aşık.”

“Nereden çıkardın bunu.” Bafra'nın kıskançlığı sesine yansımıştı.

“Elime öyle bir bakıyordu ki, bir an kırmasından çok korktum.” Gerçekten korkmuştu Sarp. “Onu ilk defa bir kadını kıskanırken görüyorum.”

Asiye davul sesini duydu. “Sonunda,” diyen kocasına baktı. Gecikmelerinden endişelenmeye başlamıştı. “Anlamadım.” Gözlerinin içine baktı. “Birazdan anlarsın.” Karısını elinden tutup yürümeye başladı. Nereye gittiklerini, davul sesinin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Destan durduğunda çarpmamak için durmak zorunda kaldı. Gözlerine inanamadı. Çılgın kuzenleri yapmıştı yapacaklarını. Beyaz... Bu yıl çiftliğe gitme ve atı Beyaz'ı görme fırsatı bulamamıştı. Oktay davulcuya durmasını işaret etti. Ellerini havaya kaldırdı.

“Sürpriz!”

Demir, “Kuzen düğün hediyemizi beğendin mi?” Kişneyerek şaha kalkan Beyazda en az sahibi kadar heyecanlıydı. Yerinde duramıyor, sahibine gitmek istiyordu.

Destan karısının atına doğru adımlamasıyla peşine takıldı. Delirmiş gibi hareketlenen atla endişelenmişti. Müdahale edebilecek kadar yakınında olmak istiyordu. Sonunda iki heyecanlı yürek buluştu. Asiye'nin kafasına dokunmasıyla sakinleşti Beyaz. “Çok özledim seni kızım.”

“Ufaklık fazla yaklaşma...”

“Kuzen dedik bağrımıza bastık, hain çıktı. Beyaz'ı görünce bizi unuttu. Sanki kuzeni biz değilde Beyaz.” Demir ikizi Oktay'a sitemde bulundu. ‘Demek bir tek beni unutmuyor,’ diye içinden geçirdi Destan.

“Hain, diyecek bir şey yok. Kuzen atsan atamazsın satsan satamazsın.” Destan gözlerini kısarken genç kızın cevap vermesi geçikmedi. “Bana kendi fikrinizmiş gibi çaka satmayın. Babaannem sizden istemiş.” Asiye kaşını kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi.

“Babaannem istedi ama getiren, zahmeti çeken biziz. Seninle Beyaz'ı buluşturduk.”

“Çok mu yoruldunuz siz. Kıyamam!” İkili başlarını salladılar aynı anda. Asiye dayanamadı sarıldı. İkizlerin gözleri Destan'ı buldu. Gözlerini kıstı. “Öldük biz...” Az kaldı üzerlerine atlamamak için zor tutuyordu kendini. Daha fazla temas etmelerine izin vermedi. Karısını belinden tutup kendine çekti. “Yeterli...”

“Destan Beyaz...”

Karısını atının yanına gitmesine izin vermedi. İtirazlarını, “Doğumdan sonra istediğin kadar seversin,” diyerek durdurdu. Oğuz'dan Karayel'in yanına götürmesini istedi. Genç kız atının gidişini hüzünle izledi. Hasret giderememişlerdi. Karısının üzgün bakışlarına dayanamadı.

“İstediğin zaman görebilirsin?” Gözleri ışıldadı. Uyarmayıda ihmal etmedi. “Ama yanında ben olacağım. Bensiz yanına gitmeyeceksin.” Başını salladı. Yanağından süzülen yaşı takip etti gece karası irisleri. İncilerini dökme dedikçe sebepli sebepsiz döküyordu.Yanaklarını avuçlayıp gözyaşlarını sildi. Alnından öptü. “İncilerini dökme demiştim.”

“Davulsuz zurnasız düğün mü olur. Çal davulcu...”

Düğün gecesinde Asiye'nin ağlamasına izin vermeyecekti. Ekibi peşlerine takarak bahçeye geçtiler. Destan çabalarını takdir etti. Gece tüm hızıyla devam ederken Destan'ın karısına süprizleri bitmemişti.

Asiye ayakta durmaktan isyan eden ayaklarıyla oturmak zorunda kaldı. Babet ayakkabıları ayaklarını sıkmıştı. Aslında ödemden ayakları şişmişti. Kimseye çaktırmadan babetlerini çıkardı. Birazda olsa rahatladı. Ayaklarını uzatmak isterdi. Destan'ı dinlemediğine pişman oldu. İçeriye geçelim biraz dinlen demişti. Misafirlere ayıp olur endişesiyle reddetmişti. Gözlerini misafirlerin üzerinde gezdirip kocasını aradı. Kendisini oturtup nereye kaybolmuştu.

Erik Dalı gevrektir türküsüyle hiç beklemediği bir süpriz yaşadı. Abisi, kuzenleri, Murat, Dağhan ve ortalarında Destan Erik Dalı oynuyorlardı. Genç kız bunu hiç beklemiyordu. Ne ara bir araya gelip de koreografa çalıştılar hiç bilmiyordu. Hareketlerdeki uyumu bir günde elde edemezlerdi. Asiye kocasını hayranlıkla izledi. Onun Erik Dalı oynayacağını kırk yıl düşünse tahmin edemezdi. Dün ve bugün art arda süprizler yaşıyordu.

Akşamın ilerleyen saatleri yaklaşınca misafirler yavaş yavaş ayrılmaya başladılar. Geriye aile

üyeleri kaldı. Onlarla vedalaşmak genç kız için çok zor olmuştu. Özellikle babasıyla. “Aşkım.” Baba kız birbirine sarıldığı an tutmakta zorlandığı incileri ardı ardına döküldü.

Ömer Bey gözyaşlarını silip alnından öptü. “Bir ömür mutlu ol kızım.” Çiftlikten ayrılan son araba Sinan'ın arabasıydı, oda kalkınca başbaşa kaldılar.

 

Bölüm : 14.03.2025 18:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...