

"Han Ji, iyi misin?"
Jisung, onlarca kabusun içinden Seungmin'in sesiyle uyandı. Neler olduğunu anlamadan önce birkaç saniye Seungmin’e boş boş baktı. "Uyumak istiyorum," diye mırıldandı.
Seungmin boğazını temizledi. Jisung ise yorganı tekrar başına çekip arkasını döndü. Seungmin acı bir sesle, "Daha kaç kez rüyalarında onunla yaşayacaksın Han Jisung?" diye sordu.
Jisung hızla yataktan kalktı. Yutkunarak ona baktı, gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Seungmin ona üzüntüyle bakıyordu. Jisung’un eline dokunup konuşmaya devam etti: "O gitti Jisung. Gitti ve bir daha asla dönmeyecek. O vazgeçti. Sen de vazgeç, yoksa çok acı çekeceksin."
Gözyaşlarına hakim olamayan Jisung, oturduğu yataktan kalkıp Seungmin’e doğru yürüdü. Onu yakasından tuttuğu gibi duvara yasladı. "Eğer bir daha bana bunu dersen..."
"Gitti işte. O artık yok. Seni istemiyor. Bunu artık anla!"
Seungmin gerçekten öfkelenmişti. Seungmin’in bu ağır sözleriyle Jisung’un öfkesi yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Olduğu yere çöktü. Dizlerini göğsüne çekip başını dizlerinin arasına gömdü. Seungmin birkaç dakika boyunca duvara yaslı halde öylece bekledi. Jisung sessizce ağlıyordu ama bir süre sonra hıçkırıkları çığlığa dönüştü. Bağırmaya devam ediyordu. Seungmin onu tutmaya çalıştı. "Lütfen geri gelsin. Lütfen bir mucize olsun."
Jisung, Seungmin’e yalvarırken Seungmin onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Jisung perişan haldeydi. Elleri ayakları titriyor, destek almadan ayakta duramıyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Kendini sağa sola atarak Seungmin’e yalvarıyordu. Jisung tamamen kontrolünü kaybetmişti, durdurulamaz durumdaydı. Seungmin bir yandan onu tutarken bir yandan da telefonundan Bang Chan’ı aramaya çalıştı.
"Han Jisung, lütfen sakinleş. Yalvarırım dur artık."
"Kimseyi arama! Kimseyi istemiyorum!"
Jisung’un sesi bağırmaktan kısılmıştı. Nefes almakta ve yutkunmakta zorluk çekiyordu. Sonunda pes edip aynanın yanındaki duvara yaslandı. Yavaşça yere çöktü. Başını aynaya yaslayıp kendisini izledi. Seungmin bu fırsatı değerlendirip hemen odadan çıktı ve Bang Chan’ı aradı: "Chris, çabuk gel. Jisung hiç iyi değil."
Seungmin daha sözünü bitirmeden, odadan gelen sesle telefonunu cebine atıp içeri koştu.
"HAN JİSUNG!"
Jisung aynayı kırmıştı. Parmakları kan içindeydi ama elindeki acı umurunda bile değildi. Sanki içindeki acıyı dindirmek istercesine aynaya vuruyor, son gözyaşlarını döküyordu. Birkaç saniye sonra Bang Chan ve Hyunjin odaya daldı; gördükleri manzara karşısında şoke oldular. Jisung’un gözleri yavaşça kapandı ve bilincini kaybederek Seungmin’in kollarına yığıldı.
Saatler sonra gözlerini açtığında hastanedeydi. Görüşü bulanıklaşırken yavaşça doğruldu. Kolunda bir serum vardı ve beyaz bir hastane yatağında yatıyordu. Görüşünün netleşmesi için birkaç saniye bekledi. Tam o sırada perde aralandı. İçeri kahverengi saçlı biri girdi. Jisung’un kalp atışları hızlanmaya başladı. Nefesi kesildi, üşüdüğünü hissetti. Acaba gelen o muydu? Umutla gözlerini ovuştururken, karşısındakinin sadece bir doktor olduğunu anlaması birkaç saniyesini aldı. Derin bir nefes alıp başını yastığa koyduğunda, doktorun seruma enjekte ettiği ilacın etkisiyle yeniden bilincini kaybetti.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.56k Okunma |
170 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |