

"Seung-ah, uyan!"
Seungmin gözlerini kırpıştırarak uyandı. "Ne oluyor?"
"Sabah oldu sevgilim. Jisunglarla kahvaltıya gidiyoruz. Hadi, kalk da üzerimizi değiştirelim!"
Chan, Seungmin’i yattığı yerden kucağına alırken Seungmin stresle yanıtladı: "B-ben kendim değiştiririm."
"Tamam bebeğim. Benim odamda hazırlanırsın. Kıyafetlerini yatağımın üzerine bıraktım. Buradayım!"
"Tamam."
Seungmin hızla üst kata çıktı. Chan’ın odasına girdi. Odada biraz etrafa bakındıktan sonra Chan’ın yatağının üzerindeki kıyafetleri fark etti. "Lanet olsun. Bunlar çok güzel."
Seungmin hızla kıyafetlerini değiştirdi. Merdivenlerden aşağı indiğinde Chan çoktan hazırlanmış, onu bekliyordu.
"Seni çok mu beklettim?"
"Hayır sevgilim. Ama Changbin bizi beklemekten ağaç olmuş olabilir."
Dışarı çıkarlarken Seungmin mırıldandı: "Yandık."
Changbin arabanın yanında bekliyor, onlara öfkeli bir suratla bakıyordu. "Yarım saatten fazladır bekliyorum. Keşke yarım saat sonra arasaydınız!"
"Çok konuşma. Hadi, Jisunglar bekliyor!"
Hyunjin, Seungmin’i görünce ona sarıldı. "Sadece Jisung ve Minho mu geliyor?"
Chan alçak sesle mırıldandı. "Şey, hayır."
"Başka kim gelecek ki?"
"Lee Felix."
Changbin arabayı çalıştırdı. "Doğru ya, Jisung’u o kurtarmıştı!"
"O Felix değildi."
"NE?!"
"NE?!"
"NE?!"
"Şimdi bunu düşünmenin sırası değil. Felix’e karşı nazik olun yeter. Özellikle sen Changbin. Hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi davran. Changbin, buradan sola döneceksin."
"Tamamdır!"
Birkaç dakika daha yol gittikten sonra her yerin yemyeşil olduğu bir piknik alanına geldiler. Minho, Jisung’a dokunup Seungmin’i işaret etti. Jisung ayağa kalkıp onlara el salladı.
Hyunjin gözlerini devirdi. "Jisung-ah, seni görebiliyoruz. Neden el sallıyorsun?"
"Hyunjin, kes sesini."
"Tamam be. Jisung’unu yemedik!"
"Biraz daha devam edersen Minho’nun seni diri diri gömeceğinden emin olabilirsin."
"Ah, gerçekten korkutucu. Jisung ipek kıyafetleri içinde çok tatlı görünüyor! Ama Minho... Siyah kot pantolon ve siyah gömlek. Bir de dikenli kemer?!?!"
Seungmin güldü ve Hyunjin’e vurdu. "Dikenli kemer mi?"
"Hey, sonunda geldiniz!"
Hyunjin yine takıldı. "El sallamasaydın seni bulamazdık!"
Jisung şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Ciddi misin?!"
Chan onun yerine cevap verdi. "Hayır, şaka yapıyor."
Jisung mırıldandı. "Sikik."
Minho, Jisung’un bu sinirine güldü. Felix bir köşede, sanki onlardan farklıymış gibi oturuyordu. Chan, Felix’in yanına gitti. "Neden yalnızsın?"
"Çünkü abim ve Jisung hyung dışında hiçbirinizi tanımıyorum."
"O zaman tanışalım."
Chan, Felix’i oturduğu yerden kaldırdı ve Seungmin’in yanına götürdü. "Seung-ah, yeni biriyle tanışmak ister misin?"
Seungmin nazikçe Felix’in sırtına dokundu. "Benimle gel. Yeni arkadaşlar edineceksin."
"Ahh, tamam."
Seungmin, Changbin ve Hyunjin’e seslendi. "Çocuklar, buraya bakın!"
Changbin ve Hyunjin aynı anda başlarını çevirdiler. Changbin, Felix’e baktı. "Hey, Lix. Sen abinden daha mı uzunsun? Bana mı öyle geliyor?"
Jisung uzaktan bağırdığını duymuş olmalıydı. "Changbin-ah, Felix senden 4 santim daha uzun! Ayrıca Minho da senden 5 santim uzun. Daha sayayım mı?"
Changbin gözlerini devirdi. "Adın Lee Felix’ti, değil mi?"
"Evet ama Yongbok ismini de kullanıyorum."
"Gel bakayım, seninle konuşalım. Bu salaklar durumu ciddiye almıyor."
Seungmin elini Felix’in omzuna koydu. "Deminki çocuğun adı Seo Changbin. 1999 doğumlu. Hiçbir şeyi ciddiye almaz. Diğeri de Hwang Hyunjin. O da 2000 doğumlu. Normalde bu kadar sessiz değildir."
Seungmin dönüp Hyunjin’e baktı. Hyunjin onlara bakıyordu ve Seungmin ile göz göze gelince kafasını çevirdi. "Peki o kim?"
"O Chan. Aramızdaki en büyük o. 1997 doğumlu."
Felix gülümsedi. "Çıkıyor musunuz?"
"Ah, evet. Nereden anladın?"
"Sana çok farklı bakıyordu."
Seungmin gülümsedi. "İnan bana, bir süre sonra hiçbirimizi yabancılamayacaksın!"
"Pekala!"
Konuşmaları Jisung’un sözleriyle bölündü. "Seung-ah, hadi!"
"Geliyoruz! Onları çağırıp geliyorum. Siz gidin."
Seungmin, Felix’i bırakıp Changbin ve Hyunjin’in yanına gitti.
"Felix, buraya gel!"
Felix hızla Jisung’un yanına yürüdü. "İstersen buraya oturabilirsin. Sana kahve vereceğim. Olur mu?"
"Kahvemi kendim alabilirim."
Minho, Jisung’a baktı. "Jisung-ah, o bebek değil."
Jisung, Minho’ya ters bir bakış attı ve sonra kahveyi getirdi.
Chan, Minho’ya güldü. "Bırak istediğini yapsın. Yoksa seni öldürme ihtimali çok yüksek."
"Gerçekten korkmaya başlıyorum. Renkli kıyafetlerine rağmen bir katil gibi görünüyor."
Jisung, Minho’nun sırtına dokundu. "Efendim canım? Ne dedin?"
"Hiçbir şey demedim!"
"Abimi ilk defa bu kadar korkmuş görüyorum."
"Gerçekten!"
Seungmin söylenerek geldi. "Of, bu lanet olası Changbin neden her şeyle dalga geçmek zorunda?"
Changbin sızlandı. "Ben ne yaptım ki?"
Chan sakince cevap verdi. "Changbin. Kendini durduramıyorsun. Az önce Minho ile bile dalga geçtin."
Changbin küçük bir çocuk gibi inkar etti. "Hak etmişti!"
Minho cevap verdi. "Sana hiçbir şey yapmadım!"
"Yaşıyor olman bile benim için bir hata."
Minho cevap vermedi. Jisung onun kafasını okşadı. "Changbin, eğer biraz daha bağırırsan seni buradan aşağı yuvarlarım."
Hyunjin atıldı. "Aslında iyi fikir. Gürültü kirliliğini önlemiş oluruz!"
"Neden ayaktasınız? Neden oturmuyorsunuz?"
Changbin söylendi. "Bu sıcakta kahve içmek doğru mu?"
"Changbin, neyin var senin?"
Chan güldü. "Bu sabah bizi çok bekledi ya, o yüzden sinirlendi."
"Hatırlatma şunu."
Hyunjin, Felix’in yanına oturdu. Kahve çok uzaktaydı ve uzanamıyordu. Felix bunu fark etti ve kahvelerden birini Hyunjin’e uzattı. Hyunjin mırıldandı.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Seungmin sessizce Chan’a seslendi ve Hyunjin’i işaret etti. Felix ile konuşurken Hyunjin'in gözlerinin içi gülüyordu. Sonra Hyunjin herkesin onlara dik dik baktığını fark etti. "Neden bize bakıyorsunuz?"
"Göz bizim değil mi arkadaşım, bakarız."
"Ah, siktir. Bu çok rahatsız edici."
Jisung sessizliği bozdu. "Lix, saçların ne zamandan beri sarı?"
Felix çekinerek konuştu. "Uzun zamandır böyle. Neden?"
Seungmin cevap verdi. "Gerçekten her saç rengi sana yakışıyor!"
Jisung devam etti. "Mesela kumral ya da açık mavi. Ah, bu gerçekten çok güzel olurdu!"
Minho, Jisung’un Felix’e bu kadar ilgi gösterdiğini görünce susmadı. "Bu kadar yeter, Han Jisung."
Jisung yutkundu. "Tamam."
Chan ve Seungmin fotoğraf çekilirken Changbin, Felix’in yüzüne baktı. "Senin çillerin de mi var?"
"Ah, evet."
Hyunjin de Felix’in yüzünü inceledi. "Vay canına, gerçekten çok güzeller."
"T-teşekkür ederim."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.56k Okunma |
170 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |