2. Bölüm
Hiraৎ / Biz (Us) / 02:İntihar

02:İntihar

Hiraৎ
hirainthebuilding

Gözlerini ikinci kez açtığında bu sefer hastane odasında değildi. Gözlerini kırpıştırarak masada oturan diğerlerine baktı. Gözleri umutla onu arıyordu. Onu göremeyince derin bir nefes aldı ve Seungmin'in yanına oturdu. "Jisung, iyisin değil mi?"

Jisung cevap vermedi. Sadece orada oturdu ve yere baktı. Kimse ne diyeceğini bilemediği için sessiz kaldılar. Sessizliği Bang Chan bozdu. "Elin acıyor mu?"

"Acımasının umurumda olduğunu mu sanıyorsun?"

"Umurunda olmadığını biliyorum ama kendine dikkat etmen gerekiyor. Sana bir şey olmasından korkuyoruz." Jisung diğerlerine baktı. Herkes ona bakıyordu.

"Bunun suçlusu sen değilsin. O aptal seni bu hale getirdi ve şimdi iyileşmen lazım. Lütfen. Sana yalvarıyorum. Tamam mı?"

Jisung cevap vermeden sadece Bang Chan'a baktı. Hafifçe başını salladı ve sandalyeye yaslandı. Titrek bir nefes verdi.

"Sonunda düzgünce bir araya geldik. Hadi bir şeylerden konuşalım."

"Eğlence parkına falan mı gitsek?"

"Korku evine gidelim. Ne dersiniz?"

Jisung konuşmalarına katılmak istemiyordu. Gözleri yavaşça kapandı ve hatırladığı son şey Seungmin'in üzerini bir battaniyeyle örtmesiydi. Ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Gözleri hâlâ kapalıydı ama uyanıktı. "Han Jisung bizimle gelmez. Bakın, onu öldürseler bile sesi çıkmaz."

O an herkesin gözünün üzerinde olduğunu hissetti. Bir süre Changbin'in cümlesini düşündü. Sonra konuşanları dinlemeye başladı. Hyunjin, "Kolu daha ne kadar böyle kalacak?" diye sordu.

Seungmin güçlükle yutkundu. "Bilmiyorum. Hâlâ atlatamadım. Korkunç bir andı. Ne yapacağımı bilemedim."

"Tamam, bitti gitti. Bak, şimdi iyiyiz."

Bang Chan'ın sözlerinden sonra herkes Jisung'a döndü ama Jisung hâlâ uyuyormuş gibi yapıyordu. "O da iyi olacak. Eğer Minho dönerse..."

Gözyaşlarını tutarak bekledi. İsmini duymak bile onu üzüyordu. Bir süre sessizce bekledi. Sonra gözlerini açtı ve sanki yeni uyanmış, hiçbir şey olmamış gibi davrandı.

Yorgun gözlerle herkese baktı, gözleri acıyordu. Oturduğu yerden yavaşça kalktı ve oturma odasına doğru yürüdü. "Han Jisung, nereye gidiyorsun?"

"Uyuyacak, bırakın uyusun."

Jisung kapıyı kapattıktan sonra sohbet eden arkadaşlarına baktı. Sonra gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldamaya başladı. "Benim yüzümden hayatınızı mahvetmenize izin veremem."

Beklemeden sessizce evden çıktı. Üzerinde basit siyah bir hırka vardı. Hafif yağmur sanki onu engellemeye çalışıyor gibiydi. Kimseye görünmeden ön kapıdan çıktı. Birkaç metre yürüdü ve apartmanın önüne geldi. Yukarıdaki geniş ve mütevazı terasa baktı. Eskiden burada Minho ile oturup konuşurlardı. Hızla merdivenleri tırmandı ve terasa ulaştı. Her şey hâlâ eskisi gibiydi. Ardından telefonunun kilidini açtı. Gece yarısına az kalmıştı. Hava kötüleşmişti. Yağmur şiddetlenmiş, şimşekler ritmik bir şekilde çakıyordu. Jisung derin bir nefes aldı ve yere oturdu. Dizlerini göğsüne doğru çekti.

"Neredesin, Lee?"

Jisung oturduğu yerden ayağa kalktı. Terasın mermer kısmına çıktı. Tüm şehir ayaklarının altındaydı. Önce bir süre bekledi ve şehrin muhteşem manzarasına baktı. Yutkunup aşağıya baktı. Bunu yapacak mıydı? Gözlerini kapattı. Güzel anlar son kez gözlerinin önünden geçti. Saçları... Gülüşü... Ona sevgiyle bakmayan gözleri...

Ölüme birkaç adım daha yaklaştı. Ölüm onu istiyordu. Ölüm onu çağırıyordu. Nefesini tutmuşken, arkadan bileğini tutan bir el yüzünden mermerden düştü. Hızla yağan yağmur görüşünü engelliyordu. Bu da kimdi? Uzun boylu, sarışın bir adam önünde durmuş ona bakıyordu.

"K-kimsin sen?"

Jisung tüm gücüyle bağırdı. Sesi titriyordu ve korkmaya başlamıştı. Görüş alanı daralıyordu. Sarışın yabancı doğruldu ve Jisung'a baktı. Cebinden telefonunu çıkarıp birini aradı. Jisung o an başının döndüğünü hissediyordu. Hiçbir şeyi net göremiyordu.

"Abimin görevini tamamladım." Abimin görevi mi? Bu yabancı kimdi? Jisung tekrar ayağa kalkmaya çalıştı ama yere düştü. Sarışın çocuk telefonunda birkaç yere tıkladıktan sonra hızla dışarı çıktı.

"Han Jisung!" Jisung duyduğu sesle başını çevirdi. Gözlerini kıstı. Bu Seungmin'di.

"Git, git şimdi." Jisung tüm gücüyle bağırarak terasın mermerine yaklaştı.

"Jisung, ne yapıyorsun? Hemen oradan uzaklaş!"

Jisung köşeye gittikçe yaklaşıyordu. Seungmin, Hyunjin, Bang Chan ve Changbin ona bakıyordu. "Tabii, söylemesi kolay."

Jisung gözyaşları içinde devam etti. Sonra Bang Chan sessizliği bozdu. "Jisung, ne diyorsun sen-"

"Neden bahsediyorsun? Hyung, sevdiğin kişi hemen yanında. Şu an birbirinizden bir adımdan daha az uzaktasınız. Onunla istediğin zaman konuşabiliyorsun."

"Jisung, saçmalamayı kes-" dedi Seungmin ama Jisung onu tekrar susturdu. "İstediğin zaman elini tutabilirsin. İstediğin zaman ona sarılabilirsin. Ya ben? Yıllardır sevdiğim çocuk için kendimi mahvettim. Çok fazla ilaç kullanıyorum. Psikolojik olarak iyi değilim. Psikolojik olarak ölüme yakınım. Ama bıktım artık. Yoruldum. Onu ne kadar sevsem de olmuyor, gelmiyor."

Changbin, "Jisung, ağlama. Beni dikkatle dinle. Bize konumunu gönderdi. Minho'nun kardeşi Felix olduğunu düşünüyoruz. Yemin ederim Minho'yu bulacağım," dedi.

Seungmin, Bang Chan ve Hyunjin şaşkınlıkla Changbin'e bakarken; Seungmin, Changbin'in koluna sanki onu susturmak ister gibi dokundu. "Onu iyileştirmenin tek yolu buysa, bunu yapmalıyız. Jisung'un mutlu olmasını kendimizden çok istiyoruz."

Jisung küçük, alaycı bir kahkaha attı. "Az önce söylediğine inanıyor musun?"

"Ben söylediklerime değil, mucizelere inanırım Jisung."

Jisung gözlerini Changbin'e çevirdi. Bunu yapabilirler miydi? Sonra Seungmin'e döndü. Sanki onay bekliyor gibiydi. Seungmin ona acı bir şekilde gülümseyince gözyaşları içinde yere çöktü. Changbin ona doğru yürüyüp sarıldı.

"Bir şey söylemene gerek yok. Seni anlıyorum."

Hyunjin ve Seungmin birbirlerine tuhaf bakışlar atıyorlardı ama kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Changbin Jisung'a mı yürüyordu?

"Yardım edin. Onu aşağı indirelim."

Jisung'u arabaya güç bela bindirdiklerinde bir rahatlama hissettiler. "Bir Quokka kurtarma vakfı falan mı açsak? Ne dersiniz?"

"Changbin, aptal mısın?"

"İltifatın için teşekkürler."

Jisung cama yaslanıp yağmuru izlerken binanın girişindeki bir silüet gözüne çarptı. O sarışın çocuktu. Yani Lee Felix. Ama aşağı inip bakacak hali yoktu. Yorgunluk tüm vücudunu ele geçirmişti.

Yazarın notları:

Bu sefer daha uzun oldu. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Umarım yazdıklarım yeterli olmuştur. Sonra görüşürüz 🎀😻

Bölüm : 19.02.2026 07:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...