

Ortam sessizdi ve herkes fotoğrafa bakıyordu. Bang Chan fotoğrafı Han'ın elinden aldı, kutuya geri koydu, boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.
"Biri bizimle oyun oynuyor. Jisung'un doğum gününün mahvolmasını istemezsin, değil mi Changbin?"
"Ah, evet."
"Hadi pastayı keselim!"
Seungmin mutfaktan getirdiği bıçakla pastayı kesmek üzereyken, Bang Chan bıçağı Seungmin’in elinden aldı. Bang Chan pastayı keserken, Seungmin ona kaşlarını çatarak baktı. "Elinin kesik olduğunu unuttun sanırım."
Seungmin koltuğa oturdu ve sızlandı. "Hadi ama çocuklar. Alt tarafı küçük bir kesik!"
Jisung kaşlarını çatarak Hyunjin’e baktı. "Ne yarası, benim neden haberim yok?"
"Seungmin bu sabah mutfakta elini kesti. Ondan bahsediyorlar."
"NE—"
"Jisung, Chan gibi başlama sen de. İyiyim diyorum işte."
"Pastalar hazır!"
"Gerçekten geçirdiğim en sade ve sakin doğum günüydü."
Herkes pastasını yerken bir yandan da fotoğrafı düşünüyordu. Changbin uzun sessizliği bozdu. "Çok tuhaf..."
Bang Chan pastasını yemeye devam ederek cevap verdi. "Tuhaf olan ne?"
Changbin masadaki kutuyu işaret etti.
Jisung yavaşça kutuyu eline aldı. "Gerçekten garip. Kutu tamamen benim zevkime hitap ediyor, bunu gönderen kişi beni çok iyi tanıyor olmalı."
"Peki bizden başka arkadaşın var mı?"
"Sorun da bu zaten. Mezuniyetten sonra lise arkadaşlarımla hiç konuşmadım."
"Annen göndermiş olamaz mı?"
"Annem doğum günümü bile bilmez."
Uzun bir sessizlikten sonra herkes aynı şeyi düşünüyordu ama kimsenin bunu söylemeye cesareti yoktu. Hyunjin konuyu değiştirmek için derin sessizliği böldü: “Pastanın tadı harika değil mi?”
"Ah, evet. Changbin, bunu nereden aldın?"
"Sadece yiyin işte. Hiçbir şey bildiğim yok, biraz susar mısınız? Pastaya odaklanamıyorum."
Herkes Changbin’in bu haline gülerken Seungmin ayağa kalktı. "Herkese kahve yapıyorum."
"Tamam anne!"
Jisung’un gözleri saate kaydı, Seungmin ise Hyunjin’e göz devirip mutfağa doğru yürüdü. Saat on olmuştu bile. "Kahveler hazır."
Seungmin ellerinde dört kupayla geri döndü. Bardakları masaya bırakıp oturdu. "Sen içmiyor musun?"
"Hayır, içmek istemiyorum."
Jisung kahvesinden yudum alırken gülen arkadaşlarını izledi. Kısa sürede onun ailesi, hayatı, her şeyi olmuşlardı. Onları kaybetmek Jisung’un ölümü demekti ve Jisung ne pahasına olursa olsun buna izin vermeyecekti. Kendi hayatı pahasına onları peşinden sürükleyemezdi. Kötü şansını onlara bulaştıramazdı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.56k Okunma |
170 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |