14. Bölüm
Hiraৎ / Biz (Us) / 14: Yarım Kalan Öpücüğün Devamı

14: Yarım Kalan Öpücüğün Devamı

Hiraৎ
hirainthebuilding

aatler sonra Seungmin, Chan, Hyunjin ve Changbin, Jisung’un evinden ayrıldılar.

Changbin dikiz aynasından arka koltukta oturan Seungmin’e baktı. “Seung-ah, Chan hyung’un evine mi gidiyorsun?”

Seungmin cevap vermek için dudaklarını araladığında, Chan ondan önce atıldı. "Evet."

Hyunjin’in gözleri parladı. "Oh, bence de bu harika bir fikir. Jisung’la ilgilenirken birbirinize hiç vakit ayıramadınız."

Seungmin sonunda konuştu. "Ama..."

Bütün gözler ona döndüğünde, arabayı süren Changbin bile dikiz aynasından ona bakıyordu. "Ne oldu? Gelmek istemiyor musun?"

Seungmin, Chan’ın kırılabileceğini düşünerek hemen yanıtladı. "Ah, hayır. Tabii ki gelirim, sorun değil."

Chan, Seungmin’e gülümsedi. Hyunjin, Seungmin’in koluna dokundu ve sessizce konuştu. "Bir sorun mu var?"

Seungmin, Hyunjin’e gülümsedi. "Hayır."

"Peki!"

Hyunjin tekrar pencereye dönüp dışarıyı izlemeye başladı. Changbin arabadaki sessizlikten rahatsız olmuş olmalı ki konuşmaya başladı.

"Sizce de Chan hyung’a 'baba' dememiz gerekmiyor mu? O herif Jisung’a ne yaşattıysa hepsini o üstlendi. Hepimize kendimizden bile daha iyi bakıyor. Bundan sonra Chan hyung’a baba diyeceğim."

Chan gözlerini devirdi.

Hyunjin’in gözleri yine ışıldadı. "İyi fikir! Bundan sonra sana baba diyeceğiz. Ama..."

Hyunjin sessizce gülümsedi. "Seungmin için farklı bir lakap düşünebiliriz!"

Seungmin hâlâ pencereden dışarı bakıyordu. Konuşulanları dinlemiyordu. Hyunjin sessizce omzuna dokundu. "Seungmin, neyin var?"

"Efendim? Ne oldu? Eve mi geldik?"

Changbin cevap verdi. "Geldik ama..."

Chan, Changbin’in sözünü kesti ve arabadan indi. "Hadi gidelim."

Changbin devam etmedi. "İyi geceler!"

Chan, Seungmin’i arabadan çıkardı ve kapıyı kapattı. "Dikkatli gidin!"

Changbin ve Hyunjin uzaklaşırken, Seungmin kollarını birbirine dolamış, üşümüş bir halde kapının önünde bekliyordu. "Ah, seni unuttum!"

Seungmin cevap vermedi. Chan hızla kapıyı açtı. "Üşüdün mü?"

"Hayır."

Chan, Seungmin’in eline dokundu. "Donuyorsun. İçeri gir. Bir battaniye getireceğim!"

Chan hızla merdivenlerden yukarı koşarken Seungmin oturma odasına geçti. Seungmin koltuğa otururken Chan elinde battaniyeyle içeri girdi. "Koltuk takımını değiştirmişsin."

"Ah, evet. Geçen sefer mağazada gördüğümüzü beğenmiştin. O yüzden bunu aldım."

Seungmin cevap vermedi. Gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Chan ellerinde iki kahve kupasıyla hızla yanına geldi ve onları masaya bıraktı. "Kahve yaptım. Sana sormadım ama içersin, değil mi?"

Seungmin, Chan’a baktı. "Canın yandı mı?"

Chan kaşlarını çattı. "Ne?"

Seungmin, Chan’ın elini tuttu ve avuç içlerine baktı. "Ellerin kızarmış. Kahve çok sıcaktı. Neden bana söylemedin? Ben getirirdim."

"Sorun değil."

Chan’ın yüzündeki gülümseme soldu. İfadesi ciddileşti. "Seung-ah, neyin var?"

"Ne?"

"Son zamanlarda çok dalgınsın."

Chan elindeki kahve kupasını bıraktı. Isıtmak ister gibi Seungmin’in buz gibi ellerini tuttu. "Bir sorun mu var sevgilim?"

"Jisung için çok endişeleniyorum. Ya tekrar üzülürse?"

Chan yüzüne mahcup bir gülümseme yerleştirdi. "Jisung aynı hatayı iki kez yapmaz. Bu sefer Minho’ya gerçekten güveniyor. Minho da pişman görünüyor, onunla kısa bir süre konuştuk. Onun hayatının da normal gitmediği çok açık. Bu sefer endişelenecek bir şey yok. Her şey benim kontrolüm altında. Tamam mı?"

Seungmin kendini gülümsemeye zorladı. En azından biraz rahatlamış hissediyordu.

"Hadi, kendini gülümsemeye zorlamayı bırak. İçini rahatlatmak için ne yapabilirim?"

Seungmin bir an düşündü. Dudaklarını araladığında Chan’ın telefonu çaldı. Chan gönülsüzce Seungmin’in ellerini bıraktı ve telefonuna uzandı. "Jisung!"

"Channie hyung! Nasılsın?"

Seungmin, Jisung’un sesini duyar duymaz Chan’a yaklaştı. "Jisung-ah!"

"Birlikte miydiniz? Bilseydim aramazdım!"

O sırada arkadan Minho’nun sesi duyuldu. "Hey, siz çıkıyor muydunuz? Neden bunu yeni öğreniyorum?"

"Sana sonra anlatırım. Channie hyung, meyveleri aldın mı?"

"Evet, yemen için aldım. Neden sordun?"

Jisung telefonun ekranını çevirdi. Minho film izlerken bütün meyveleri yiyordu.

Jisung kıkırdadı. "Sanırım birileri meyvelerin Jisung için olduğunu unuttu. Buna ne diyeceksin Lee-Min-Ho?"

"Jisung-ah, beni yakından çekme!"

"Hadi ama, gerçekten çok yakışıklısın!"

Minho, Jisung’un iltifatıyla utancından kızardı ve bu kameradan net bir şekilde görünüyordu. Jisung, Minho’ya bakarken yutkundu; Seungmin ve Chan ise kahkahalara boğuldu.

"Yanlış bir şey mi söyledim?"

Minho gözlerini kırpıştırarak Jisung’a baktı.

"Ah, üzgünüm. Bir yetişkin olarak size iltifat ettiğim için özür dilerim Bay Lee. Lütfen beni affedin!"

O sırada Seungmin telefonu Chan’ın elinden aldı. "Neden özür diliyorsun? Sanki yanlış bir şey söylemişsin gibi. Chan da aynısını yapıyor. Geçen gün siyahın ona çok yakıştığını söyledim ama kombinim nasıl diye soran oydu! Utançtan kızarıyorlar, sonra da suçu bize atıyorlar. İsyan!"

Chan telefonu Seungmin’in elinden geri aldı. "Jisung-ah, telefonu kapatıyorum. Bu köpecik ile ilgilenmem gerek!"

Jisung kıkırdadı. "Tamam hyung. Görüşürüz!"

Chan telefonu kapattı ve Seungmin’e döndü. Seungmin ise sadece bekliyor, kafasını korumak için yastığa sarılıyordu.

"Beni öldürme! Yalvarırım!"

Chan, yastığı Seungmin’in elinden tek hamlede aldı ve ona yaklaştı. Eğilip sessizce fısıldadı. "Bana daha çok yalvaracaksın, Kim Seungmin."

Seungmin’in kalp atışları hızlandı, nefesi kesildi. Chan ona iyice yaklaştı.

Chan, Seungmin’i nazikçe öperken, Seungmin karşılık vermekte önce tereddüt etti. Sonunda o da karşılık verdi. Böylece 3 yıl önce yarım kalan o öpücüğü tamamladılar.

Bölüm : 26.02.2026 20:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...