

"Daha gelmedik mi?"
"Neredeyse geldik."
Piknikten sonra herkes evlerine dağılmıştı. Jisung da ilk kez Minho'nun evine gidiyordu. Açıkçası nerede yaşadığını çok merak ediyordu ama sormanın tuhaf olacağını düşünmüştü. Bu yüzden onun davet etmesini beklemişti. Minho arabayı görkemli ve devasa bir evin önüne park etti. Kapıyı açıp hızla dışarı çıktı. Daha sonra Jisung kapıyı açmak için eğildiğinde Felix onu durdurdu. "Bekle."
Jisung ona inanamayarak baktığında Minho'nun kapıyı açtığını gördü. Jisung bir gülümsemeyle arabadan indi ve Minho, Jisung indikten sonra kapıyı Felix'in suratına kapattı. "Minho, ne yapıyorsun?"
Jisung kapıyı açıp Felix'e baktı. Felix yüzünde bir asıklıkla arabadan indi. "Teşekkürler hyung."
Minho, Felix'in surat asmasına bayılmış gibiydi. Burası tıpkı dizilerdeki gibi lüks bir malikaneydi. Bahçede dekoratif bir havuz bile vardı. Jisung çaktırmadan etrafı süzdü. Kapının önünde siyah elbiseli bir kadın onları bekliyordu. Minho'yu görünce duruşu değişti. "Hoş geldiniz, Bay Lee."
Minho onaylarcasına hafifçe başını salladı. Jisung onu uzun zamandır görmemişti ve o artık eski Minho değildi. Jisung, Felix ile birlikte ritmik bir şekilde yürüyordu.
Minho önden ilerliyordu. Çalışanlar Minho ve Felix'i gördüklerinde saygı göstermek için eğildiler. Onlar uzaklaşırken arkalarından konuşuyorlardı. Felix sessizce fısıldadı. "Onlara aldırış etme. Seni görmeyi beklemiyorlardı."
Merdivenleri çıkarken Minho arkasına dönüp Jisung'a baktı. Jisung da ona gülümsemeye çalıştı. Merdivenlerin altındaki koridor ikiye ayrılıyordu. Minho, sol koridora doğru Felix'e başıyla işaret verdi. Felix onlardan ayrıldı, soldaki koridorda yürüdü ve ilk odaya girdi. Jisung, Minho'nun arkasından yürüyordu. Malikanedeki herkes ona saygıyla eğiliyor ve herkes emirlerine itaat ediyordu.
"Ah, bu senin ilk seferindi, değil mi?"
Sesi çok sakindi.
"Evet."
"Bu babamdan kalan küçük bir miras."
Jisung başını salladı. "Bayağı küçükmüş."
Minho, Jisung'a döndü. "Geceyi geçirmek istersin diye senin için bir oda ayırttım. Ne yapmak istersin?"
Jisung kararsızdı. "Sen nasıl istersen."
"Ah, tamam. Ne yapacağımıza yolda karar veririz."
"Olabilir."
Jisung merdivenlerden Minho'yu takip etti. Evin büyüklüğünden bunalan Jisung, eşofmanının yakasını gevşetti. Minho merdivenlerde durdu. "İyi misin?"
Jisung gülümseyerek ona baktı. "Sorun yok. Hadi gidelim."
Devasa bir evde bunalmış hissetmesi normal değildi ama bunu Minho'ya söylememeliydi. Birkaç dakika sonra dışarı çıktıklarında Minho'nun arabası kapının önündeydi. Girişte siyah takım elbiseli uzun boylu bir adam vardı. "Bay Lee..."
Minho, adam cümlesini bitiremeden cevap verdi. "Gerek yok. Ben halledebilirim."
Minho ön koltuğun kapısını Jisung için açtı. Sonra arabanın önünden dolanıp sürücü koltuğuna oturdu.
Arabayı çalıştırırken bir yandan da Jisung'a bakıyordu. "Şimdi daha iyi misin?"
"İyi olduğumu söyledim. Endişelenme. Sorun yok."
Yola çıktıklarında Jisung'un merakı artıyordu. Jeongin'e ne olmuştu? Derin bir nefes aldı. Sormak için dudaklarını araladığında Minho ondan önce davrandı. "Jeongin hakkında konuşmak yok. Güzel bir gün geçireceğiz."
"Ama..."
"Başka bir konuya geçiyorum. Changbin'in doğum günü."
"NE?!"
Tamamen unutmuştu. Oysa doğum günü için ne kadar çok hazırlık yapmıştı. "Ve işin garibi, Changbin kendi doğum gününü de unuttu. Diğerleri de öyle. Ben arayıp haber verdim ve bir yer ayarladım. Doğum gününü kutlayacağız."
"Peki ya kıyafetlerimiz?"
Minho arabayı durdurdu. Dışarıyı işaret etti. Bir alışveriş merkezine gelmişlerdi. Jisung'a göz kırptı ve arabadan indi. Jisung da onu bekletmemek için hızla indi. Minho, Jisung'un tek başına indiğini görünce gülümsedi ve tutması için elini uzattı. Jisung önce tereddüt etti ama yavaşça eline uzandı. Jisung onun elini tutar tutmaz Minho'nun sıcaklığını kemiklerinde hissetti. Kalbi hızlandı ve nefesi daraldı. Sonra binaya doğru hızlı ama emin adımlarla ilerledi. Jisung ona yetişmeye çalışıyordu. Sonra Minho bunu fark edip biraz yavaşladı.
"Ellerin neden titriyor?"
"Ha, ne?"
Jisung boşta kalan eline baktı. Gerçekten titriyordu. Yutkundu ve ona baktı. Ona, 'Elini tuttuğum için heyecanlandım,' diyemezdi.
Minho sırıttı. "Anlıyorum."
Gülümsemesini saklamaya çalışsa da belli oluyordu. Jisung'un kendisi yüzünden heyecanlanması hoşuna gidiyordu. Alışveriş merkezine girdiklerinde Jisung kalabalık bir yer bekliyordu ama içerisi oldukça sakindi. "Hangi mağazaya gitmek istersin?"
"Önemli değil."
İlerideki mağazayı işaret etti. "O zaman oraya gidelim. Sana yakışacak kıyafetler olduğuna eminim."
"Olabilir."
Mağazaya girdiklerinde Jisung hızla kıyafetleri inceledi. O koridorları tararken Minho arkasında belirdi. "Buna ne dersin?"
Elinde tuttuğu siyah ipek gömlekle Jisung'a bakıyordu. "Eğer istiyorsan olur."
"Altına da şu dar siyah pantolonları giyersin diye düşündüm."
"Ah, tabii ki."
Jisung soyunma kabinine girdiğinde hemen üzerini değiştirdi.
"Hyunjin, sadece mumları yak."
Seungmin söylenirken Hyunjin mumları yakmaya çalışıyordu. "Yanmıyorlar. Bu mumlar bozuk!"
Felix, pastayı almak için Hyunjin'in yanında bekliyordu. Hyunjin çakmağı yakamayınca Felix'e verdi. "Mumları benim için yakabilir misin?"
"Tabii ki." Felix çakmağı Hyunjin'den aldı ve mumları yaktı.
"Minho ve Jisung nerede? Changbin şimdi gelir."
Hyunjin, Felix'in mumları yakışını izlerken Chan'a cevap verdi. "Bence Minho duvara arabayla girmeyi planlıyor."
Seungmin gözlerini devirdi. "Saçmalama."
"Belki de... 'İyi ki doğdun Changbin!' Sonra da Jisung ve Minho mekana sürerler!"
Chan, Hyunjin'e baktı. "Aslında mantıklı. Ama cam duvarlar çok pahalı."
Felix pastayı masaya getirdi. "Abimin cam duvarın fiyatını dert edeceğini sanmıyorum."
Herkes sohbet ederken kapı açıldı.
Hyunjin arkasını döndü. "CHANGBIN-AH!"
"Sence Changbin'e mi benziyoruz?"
Jisung ve Minho gelmişti. Herkes onlara bakıyordu. Jisung kaşlarını çatarak onlara baktı. "Neler oluyor?"
Minho onun kulağına eğildi. "Sevgilim, sana bakıyorlar."
Hyunjin eliyle ağzını kapattı. "Vay canına! Yürüyen karizma!"
"Ohaa! Jisung-ah. Bu sen misin? Jisung'a ne yaptınız?"
Jisung sırıttı. "Abartmayın."
"Changbin geliyor!"
Herkes masanın altına saklandı. Changbin kapıdan içeri girdi ve etrafa bakındı.
"İYİ Kİ DOĞDUN CHANGBİN!~"
"İYİ Kİ VARSIN CHANGBİN-AH!~"
"MUTLU YILLAR CHANGBİN!~"
Herkes bağırırken Changbin tepkisizdi. Sadece baktı. "Bugün benim doğum günüm mü?"
"EVET!"
"Vay be! Gerçekten mi! Unutmuşum!"
Hyunjin ona sarıldı. "Ama biz unutmadık!"
Minho'nun dudaklarından küçük bir kahkaha kaçtı.
Jisung fısıldadı. "Lee!"
"Tamam, sustum!"
Chan telefonunu çıkardı. "Bu anı ölümsüzleştirelim!"
Chan birkaç selfie çekti ve sonra fotoğrafı onlara gösterdi.
Changbin ekrana bakmak için gözlerini kıstı. "Bir dakika bekleyin."
Ekrana iki kez tıklayarak fotoğrafı büyüttü. Arkada biri vardı. Hepsi aynı anda arkasını döndü.
Choi Yeonjun.
Yeonjun duvara yaslanmış onlara bakıyordu. Felix'in eli istemsizce Hyunjin'in kolunu tutarken Yeonjun onlara sırıtıyordu.
Jisung'un sesi titriyordu. "Minho."
Minho, Jisung'u sakinleştirmek için geri çekti. "Ben halledeceğim."
"Vay be, sevgilini de korurmuşsun. Kalpsiz bir insan aşık olunca bambaşka birine dönüşüyor."
Chan öfkeyle ona doğru yürüdü. "Sikeyim. Ne istiyorsun?"
Seungmin, Chan'ı tuttu. "Chan, dur."
Yeonjun sırıtan bir çehreyle alay etti. "Evet Chan. Dur."
Yeonjun belinden silahını çıkardı ve Seungmin'e doğrultu. "Yoksa birileri ölebilir, Chan."
"Sikik herif. Bizden ne istiyorsun?!"
"Öncelikle sakin ol. Sadece erkek arkadaşımın doğum gününe katılmak istedim. Bir sorun mu var?"
Hyunjin tısladı. "Sorun sensin, orospu evladı."
"Tch. Sen de şu korkak Felix'ten farklı değilsin. Başkalarına tutunmadan yaşayamıyor. Bak. Ona hiçbir şey yapmamış olmama rağmen senden destek alıyor. Bu çok utanç verici!"
Yeonjun'un söylediklerinden sonra Felix, Hyunjin'in kolunu bıraktı. Hyunjin, gözlerini Yeonjun'dan ayırmadan Felix'in bileğini nazikçe kavradı.
Minho öfkeyle tısladı. "Yeonjun, bunun yanına kalmasına izin vermeyeceğim."
Yeonjun alaycı bir tavırla Minho'ya baktı. Silahı Jisung'a doğrulttu. Onları sevdikleriyle tehdit ediyordu. "O kadar çok seçenek var ki. Hangisinden başlasam? En büyüğünüzden mi?"
Bu sefer silah Chan'a döndü. Seungmin öfkeyle ona doğru yürürken Yeonjun atıldı, Seungmin'in boğazına kolunu doladı ve silahı Seungmin'in alnına dayadı.
"Yoksa en eski arkadaşının arkadaşından mı başlamalıyım? Ne dersiniz?"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.56k Okunma |
170 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |