20. Bölüm
Hiraৎ / Biz (Us) / 20: 5 Yılın Telafisi

20: 5 Yılın Telafisi

Hiraৎ
hirainthebuilding

"Seung-ah, teşekkür ederim!"

 

"Önemli değil."

 

Seungmin hızla odadan çıktı. Beynini binlerce soru kemirirken bir yandan da Minho'nun dediklerini düşünüyordu. Eğer Chan sorarsa konuyu nasıl değiştirecekti? Düşünceler Seungmin'in zihninde birbirini yerken oturma odasına geldi. Herkes bir şeylerle uğraşıyordu.

 

Hyunjin ve Changbin telefonlarına bakıyordu. Felix, Hyunjin'in yanında oturmuş, sadece ellerine bakıyordu. Seungmin korkuyla Chan'a baktı. Oradaydı. Tek gördüğü onun dalgın olduğuydu. Pencereden dışarı bakıyordu. Güneş ışığı onun kahverengi saçlarına vuruyor ve gözleri parlıyordu. Felix, Seungmin'in geldiğini duyunca başını kaldırdı ve ona gülümsedi. "Abim nasıl?"

 

Seungmin'in sesi titriyordu. "İ-iyi."

 

"İyi misin?"

 

"İyiyim, sorun yok!"

 

Seungmin yavaşça Chan'ın yanına oturdu. Bir şekilde konuyu açmamalıydı. Konu açılırsa nasıl kapanacaktı? Belki Minho ona yardım edebilirdi. Seungmin bunları düşünürken, Chan göz ucuyla Seungmin'e baktı. Seungmin bunu fark etti ve gözleri birleşti. Seungmin ona utangaçça gülümsedi. Chan hiçbir şey söylemeden yerinden kalktı ve odadan çıktı. Seungmin derin bir nefes alıp başını öne eğdi.

 

"Kahve ister misin?"

 

"Hyunjin ve Changbin'e sor."

 

"Uyudular."

 

Seungmin başını kaldırdı. İkisi de telefona bakarken uyuyakalmıştı.

 

"Bence önce onları götürmeliyiz. Sen yakışıklı prensi odasına götür. Ben de şu domuzcuğu kenara çekeyim!"

 

Seungmin, Changbin'i sertçe dürttü, "NELER OLUYOR?!"

 

"Kalk, odanda uyu."

 

Seungmin, Changbin'in kolundan tuttu. Onu odasına götürmek için salondan çıktı. Felix uyuyan Hyunjin ile yalnız kalınca yutkunarak yavaşça ona baktı.

 

Kendine engel olamayarak fısıldadı. "Ah, uyurken bile çok yakışıklısın!"

 

Felix onu nazikçe dürttü (Seungmin'in Changbin'i dürtmesine kıyasla oldukça yavaştı). Hyunjin yavaşça gözlerini açtığında karşısında Felix'i gördü.

 

"Odanda uyumaya ne dersin?"

 

Hyunjin yavaşça kanepeden kalktı. Birkaç saniye Felix'e baktıktan sonra, kalkmasına yardım etmesi için elini uzattı. Felix onun elini tuttu ve onu ayağa kaldırdı. Felix koridorda yürürken, Hyunjin yavaşça onu takip etti. Hyunjin'in odasının kapısına geldiklerinde Felix durdu.

 

Hyunjin gözlerini ovuşturdu. "Tişörtün çok güzelmiş, Yongbokkie."

 

Felix şaşkınlıkla ona baktı. "Yongbokkie mi?"

 

"Adın Yongbok değil miydi?"

 

"E-evet, doğru."

 

Hyunjin yatağına uzanırken battaniyeyi üzerine çekti. "Lakaplarda bir sorun görmüyorum. Ayrıca adın çok güzel. Lee Yongbok."

 

Arada uzun bir sessizlik oldu. Sanırım Hyunjin uyuyordu ve Felix donup kalmıştı. Hyunjin ona bir lakap takmış ve isminin güzel olduğunu söylemişti. Dudakları yavaşça kıvrıldı ve küçük bir gülümseme belirdi. Odadan çıkıp kapıyı sessizce kapatırken hâlâ gülümsüyordu.

 

"Hey, Felix! Neden bu kadar mutlusun?"

 

"Oh, Seungmin."

 

"Hyunjin beraber uyumayı mı teklif etti yoksa?!"

 

"Hey, ne saçmalıyorsun sen? Sessiz ol."

 

Seungmin ve Felix gülerek oturma odasına girdiler.

 

O sırada Minho'nun odası gerginlikle doluydu. Chan odadaki küçük koltuklardan birinde oturuyor, Jisung ise kolları bağlı şekilde duvara yaslanıyordu. Minho yatakta oturuyordu.

 

Jisung konuşmaya başladı. "Chan. Sorun ne?"

 

"Hm?"

 

"Kaç gündür aklın bir karış havada? Eğer sorun Yeonjun'un Seungmin'le çıkmasıysa, bunu hallederiz. Eğer değilse..."

 

Jisung merakla Minho'ya baktı. Minho gözlerini kırpıştırdı ve bekledi. "Eğer Yeonjun değilse, yine hallederiz."

 

Chan sanki bütün gün bunu bekliyormuş gibi aniden konuşmaya başladı. "Ah, gerçekten buna inanamıyorum! Yeonjun lisedeyken benim en büyük düşmanımdı. Yeonjun'la çıktıktan sonra nasıl benimle olabilir?"

 

Minho derin bir nefes verdi. "Seungmin'le kavga etmeden önce sana gerçek hikayeyi anlatayım; Seungmin ve Yeonjun'un ilişkisi bir aile isteğiydi. Seungmin asla onunla birlikte olmak istemedi."

 

Jisung, Minho'nun sözlerini devam ettirdi. "Sonra, nişanlanmaya yakın bir gece pencereden kaçtı. Ailesi onu bir daha asla aramadı. Evden çıkar çıkmaz beni aradı ve ben de ona yardım ettim. Yeonjun'dan nasıl kaçtığı hakkında hiçbir fikrim yok ama..."

 

Jisung bir süre sessizce bekledi ve fısıldadı. "Lisedeyken seni çok çekici bulduğunu söylemişti. Hatta bir ara senden hoşlanmış! Evden kaçtığında lise son sınıfta okulu bıraktı. Lütfen bunu benden duyduğunu ona söyleme!"

 

Chan duydukları karşısında şok olmuştu. Kelimeler zihninde uçuşup duruyordu. İlişki... Nişan... Evden kaçmak... Ailevi sorunlar yüzünden evlilik...

 

Minho, Chan'ı dürttü, "Ne bekliyorsun? Git Seungmin'den özür dile. Kim bilir ne kadar kırılmıştır!"

 

Jisung, Chan'ı tutup kapıya götürdü. "Bol şans hyung!"

 

Kapıyı Chan'ın suratına kapattı ve Minho'ya döndü, "Başardık!"

 

"Bu, bir hasta olarak üstlendiğim en başarılı görevdi. Gerçekten harika!"

 

Jisung kıkırdadı. "Evet!"

 

Arada uzun bir sessizlik oldu. Minho sonra boğazını temizleyerek konuştu. "Jisung-ah. Yanıma uzan."

 

Jisung, Minho'nun teklifiyle beklenmedik bir şekilde sarsıldı. "Ahh, şey. Ben iyiyim-"

 

Minho yatağa doğru işaret etti. Sesi itaatkârdı. "Jisung-ah."

 

Jisung utangaçça yatağa doğru yürüdü ve sessizce onun yanına uzandı. "Jisung-ah. Beraber kahve içmeye gittiğimiz o zamanı hatırlıyor musun? Kahvemi dökmüştüm ve sen yenisini almak zorunda kalmıştın."

 

Jisung güldü. "Ah, evet. Bir hafta sonra da ben dökmüştüm. Bu yüzden sen bana almıştın."

 

"Dün gibi hatırlıyorum ama 6 yıl önceydi."

 

Jisung'un içini tuhaf bir üzüntü kapladı. "Evet."

 

"Bazen kendime kızıyorum. Keşke gitmeseydim... Sana 5 yıl boyunca harika anlar yaşatabilirdim. Birlikte olabilirdik. Üzgün olduğunda yanında olabilirdim. Ama aptal olduğum için bunu yapamadık. Hepsi benim hatam. Özür dilerim Jisung."

 

Minho'nun sesinde tuhaf bir soğukluk ve pişmanlık vardı. Jisung mırıldandı. "Özür dileme. Hiçbiri senin suçun değil."

 

"Peki kimin suçu?"

 

"Hepsi kaderin suçu, Minho. Böyle olması gerekiyordu. Oldu bitti. Bunu açmak istemiyorum. Başka bir şeyden konuşalım."

 

Minho yataktan kalktı. "Jisung-ah."

 

Jisung onun arkasında oturdu. "Hm?"

 

Minho yavaşça Jisung'a yaklaştı. Jisung nefesini tutmuş, sadece Minho'ya bakıyordu. "Hayatının geri kalanı boyunca bu öpücüğü asla unutmamanı sağlayacağım, sevgilim."

 

Minho dudaklarını nazikçe Jisung'unkilere değdirdi. İkisi de nefesini tuttu. Dışarıda hayat devam ediyordu ama ikisi odanın içinde hayatlarını birleştiriyordu. Minho, Jisung'u özlemle öptü. Onu ilk kez öpüyor olması bunu daha da tutkulu kılıyordu. Dudakları birbirine ihtirasla dokunuyordu ve bu an saniye saniye hafızalarına kazınıyordu. Minho, Jisung'dan yavaşça uzaklaşırken kalbinin ne kadar hızlı attığının farkında değildi.

 

Jisung beceriksizce ellerini Minho'nun boynuna dolayarak dudaklarının tekrar birleşmesini sağladı. Minho'nun eli Jisung'un belindeydi. Birbirlerini tutkuyla öpüyorlardı. Birbirlerinin ağzından nefes alıyorlardı. Bu her çiftin yaptığı klasik bir yatak odası sahnesi değildi. Bu, konuşmadan hasret gidermekti. Jisung yavaşça ondan uzaklaştı. Alnını Minho'nunkine yasladı ve Minho'nun yüzünü ellerinin arasına aldı.

 

"Seni çok seviyorum sevgilim."

 

"Ben de seni seviyorum bebeğim"

Bölüm : 28.02.2026 20:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...