

"Günaydın bebeğim!"
Seungmin yatakta esneyerek gülümsedi.
"Sana da günaydın, ihtiyar!"
"Bugün nasılsın?"
"İyi görünüyoru- AH!"
Seungmin'in ağzından hafif bir inleme kaçtı ve acıyla karnını tuttu.
"SEUNGMİN, İYİ MİSİN?!"
"Evet, evet. Karnıma tekme yediğimi unutmuşum."
"Yeonjun'u öldüreceğim."
Seungmin mutlu bir şekilde gülümsedi.
"Banyoya gitmem lazım. Sen aşağı in."
"Tamam ama sakın bir daha kaçırılma!"
"Tamam. Dikkatli olacağım."
Chan merdivenlerden inerken Seungmin tuvalete girdi. Aynada yüzüne baktı. Yüzünün her yerinde kanayan çizikler ve büyük yaralar vardı. Sonra eli karnına gitti. Yavaşça tişörtünü kaldırıp baktı. Karnında büyük morluklar vardı; gerekenden daha büyüktüler. Öfkeyle karnını örttü ve tuvaletten çıktı. Merdivenlerden inerken Yeonjun’a küfrediyordu. Minho, Seungmin'i fark etti.
"Günaydın Seungmin! Ağrın var mı?"
"Taş gibiyim!"
"Emin misin? Karnına falan bakmadık. Yaralı mısın?"
Chan nazikçe Seungmin'in karnına doğru eğilince, Seungmin geri çekildi.
"H-hayır, iyiyim. Kontrol ettim."
Jisung endişeyle ona baktı. "Umarım yalan söylemiyorsundur."
Changbin söylendi. "Jisung benim için bu kadar endişelenmezdi! Ben yere düşünce 'Hadi kalk, geç kalıyoruz!' falan derdi."
Jisung bağırdı. "O benim en iyi arkadaşım!"
Changbin karşılık olarak bağırdı. "Ben neyim peki?"
"Kapa çeneni Changbin. Şu an senin inkarlarınla uğraşamam. Yemek yiyorum!"
O sırada Chan, endişeyle Seungmin'e bakmakla meşguldü. Seungmin sadece Chan'ın duyabileceği bir şekilde fısıldadı. "İyiyim! Gerçekten!"
"Karnındaki morlukları biliyorum."
Seungmin'in içtiği su boğazına kaçınca, Jisung hızla ayağa kalktı ve nazikçe sırtını sıvazladı. Chan ona baktı. "İyi misin?"
"E-evet."
"Bugün bir yere gitmeli miyiz?"
Hyunjin aniden bağırdı. "Lunapark!"
Changbin kulağı acıyınca bağırdı. "25 YAŞINDASIN, GERİZEKALI!"
Felix yemeğine devam ederken mırıldandı. "Denize gidebiliriz."
Jisung alçak sesle mırıldandı, "Ama Seungmin..."
Seungmin reddetti. "Hey, ben iyiyim!"
Chan, Jisung’a döndü. "Siz gidin. Ben Seungmin ile evde kalacağım."
Seungmin, Chan'a yalvardı. "Chan lütfen!"
Chan söylendi. "Hayır, Seungmin."
"Ama neden?"
Chan, Seungmin'e baktı. "Nedenini burada söylememi ister misin?"
Changbin ve Hyunjin sırıttı. "Bence söylememelisin!"
Chan sırıtan Changbin ve Hyunjin’e baktı. "Sizin zihniniz doğuştan kirli. Sadece biraz dinlenmesi gerekiyor."
Changbin haince sırıttı. "Onunla beraber mi dinleneceksin?"
"Changbin. S*ktir git."
Felix araya girdi. "Bu arada, sormalı mıyım bilmiyorum ama Jeongin nerede?"
Minho cevap verdi. "Onu Yeonjun'un yerini bulması için gönderdim."
"Ah, bana Yeonjun demeyin. O pisliği kendi ellerimle boğarak öldürmek istiyorum. Ya da beni bağladığı aynı iple onu boynundan asmalıyım. Eğer o işe yaramazsa, boynunu bir motorlu testereyle keseceğim!"
Chan şaşkınlıkla ona baktı. "Seni Jisung mu eğitiyor?"
Seungmin sırıttı. "Hayır. Onu ben eğittim."
"NE?!"
Changbin anlaşılmaz bir şekilde bağırdı. "YAVRU KÖPEK SEUNGMİN, VAHŞİ QUOKKA JİSUNG’U MU EĞİTTİ?!"
Jisung öfkeyle reddetti. "Hey, ben Bebek Quokka Jisung’um!"
Minho, Jisung’a döndü, "Bize göster bakalım sevgilim."
Jisung yanaklarını havayla doldurdu ve gözlerini kırpıştırdı.
Changbin başını salladı. "Evet, o hâlâ bebek quokka Jisung-ah."
Hyunjin, Changbin’e katıldı. "Bence vahşi bebek quokka da Jisung olabilir."
Felix kıkırdadı. Ortam tamamen sessizleştiğinde Felix nazikçe başını eğdi ve özür diledi.
"Size şakalarımın komik olduğunu söylemiştim!"
Seungmin ona mırıldandı. "Seni hala anlayamıyorum. Neye gülüyorsun be manyak?"
Jisung bağırdı. "ÖĞLEN GELİYOR! NE ZAMAN ÇIKACAĞIZ?!"
Minho, Jisung’un yüksek sesini duyunca dudaklarını birbirine bastırdı. Jisung onu fark etti. "Ah, özür dilerim! İstemeden oldu!"
Changbin, Minho’ya fısıldadı. "Seni öldürmek istiyor."
Jisung öfkeyle bağırdı. "Seni öldürmek istiyorum Changbin! Seni Yeonjun'un kullandığı aynı iple mi asayım, yoksa kafanı baltayla mı keseyim?"
"Kendimi öldürürüm daha iyi! Zahmet etme!"
"Kesinlikle!"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.56k Okunma |
170 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |