25. Bölüm

🔞

Kumsalın Ötesi🏖
kumsalinotesi

şimdilik bununla yetinin ballarımm

sınır:67 oyy

 

*flashback*

*İLAHİ BAKIŞ AÇISI*

anıl ve ömer bir masada etrafa bakarken sude ve melis çoktan sarhoş olmuştu. anıl her zamanki gibi gözlerini sudeden çekemiyordu.

sude yaklaştı ve melise bir şeyler dedi. lavaboya gideceğini söylemişti. melis kafasını salladı ve onu beklediğini söyledi.

sude gözleri kararırken dengesini korumaya çalışıyordu. bir yandan duvara tutunarak yürüyor bir yandanda kendini azarlıyordu.

ne vardı bu kadar içecek?

tuvalete gitti ve kısa sürede yüzünü yıkadı. ayılmak istiyordu ama ayılmasada olurdu. sonuçta yanında anıl vardı.

tuvaletten çıktığında başı döndüğü için kendini duvara yasladı. yürüyemeyecek gibi hissediyordu. bu kadar etkiyi alkolün göstereceğini zannetmiyordu. bu sanki bir çeşit şey gibiydi...

şey gibi...

kelimeyi hatırlamak için zihnini zorladı sude. hah evet şey gibiydi, bir çeşit uyuşturucu.

mahirin kokteyline attığı uyuşturucu gibi.

ardından yanına tanıdık bir sima yaklaştı. gözleri karşısındakini netleyemiyordu ama sanki gelen anıldı.

"anıl" diye mırıldandı sude. "özledim" dedi ve ellerini karşısındaki adamın boynuna sardı. alkol sandığı uyuşturucu kanında gezerken gözleri her şeyi bulanık görmeye başlamıştı.

"bende özledim" dedi karşısındaki. elini beline sardı. sude her şeyden habersiz mutlu bir şekilde gülümsedi. "hemde çok özledim sude"

ardından dudaklarını sudenin dudaklarına kapattı. sude heyecanlanmayı beklerken sadece rahatsızlık duygusunu tatmıştı. oysaki anıl ona ne zaman yaklaşsa sude elektirik akımına kapılmış gibi titriyordu. ama şuan hissettiği şey sadece rahatsızlıktı.

anıl gördüğü şeye inanamıyordu. karşısında aşık olduğu kadın eski sevgilisini öpüyordu.

hayır, dedi kendi kendine anıl. olamaz sude yapmaz bunu sana.

yapmıştı. her şey yoluna girecekken sude gidip mahiri öpmüştü.

ne hissetmesi gerekiyordu anılın? öfke? kin? nefret?

hayır, kızgın ve kırgındı o. kendine kırgındı en çokta. ikna edemediği kalbine.

ve şuan karşısında başkasını öpen kadına.

hızlıca dışarı çıktı ve haftalardır onu yanına çağıran dayısını aradı.

arabaya geçti ve kısa bir ainir krizinden sonra düşünmeye başladı.

artık kalsa ne olacaktı? nasıl vazgeçecekti sudeden? her şey yoluna girdi derken buna nasıl göz yumacaktı?

yapamazdı, kalamazdı yanında, bu ihanetini görmezden gelemezdi.

belki dr o çok abartıyordu. belki de sude onun gibi hissetmiyordu.

sadece onu kullanmış ufak bir heyecan uğruna duygularını harcamıştı.

evet, dedi anıl kendi kendine. sude seni hiç sevmedi.

*SUDEDEN*

bugün yeni evimize taşınalı on üç gün oluyordu.

melisin çalıştığı yere bende başlamıştım. ama bugünü önemli kılan şey onca uğraşımın bir sonucu olmasıydı. kaydolmuştum.

sonunda hep kovulduğum o spor salonuna kaydolmuştum. sonunda o spor salonuna gidecek ve anılla yüzleşecektim.

önlüğümü çıkarttım ve simaya döndüm. "ben çıkıyorum"

gülümseyerek kafasını salladı. "tamam sude. kolay gelsin şimdiden sana"

nende teşekkür ettikten sonra melisin yanına gittim.

heyecanla ellerini çıptı. "bugün o gün mü?"

kafamı salladım ve bir an önce işten çıkmak adına melise yardım ettim.

simayla beraber dükkanı kapattıktan sonra arabaya koştuk ve ezberlediğimiz yola koyulduk.

hava çoktan kararmıştı ve yollar boştu. bu yüzden bir an önce eve varmıştık.

"melsem ben çok heyecanlandım. ya yapamazsam?"

o da kafasını salladı. "kendine güvrn aşkım srn yapabilirsin"

hızlıca üstümüzü değiştirdik ve aşağı indik.

karşıdaki spor salonuna yürüdük ve o kocaman adamla karşılaştık.

"yine mi sen?"

gözlerimi kıstım ve elimdeki kartı ekrana okutup içeri bir adım attım.

kafamı çevirip adama baktım ve yüzümde alaycı bir gülüş oluştu.

spora başladıktan neredeyse on beş dakika sonra içeriye bir kalabalık akın etti.

hepsi bir yere gidiyordu.

melise baktığımda soran gözlerle bana göz kırptı.

çalıştığı aleti bıraktı ve bana doğru geldi. kulaklığımı çıkarttım ve ona baktım.

"ne olur acaba?" diye sordu.

omuz silktim. "spor yapacaklardır"

melis kaşlarını kaldırdı ve "hepsi aynı yerde aynı anda mı yapacak?" dedi.

merakımıza yenik düştük ve neredeyse beş dakikada herkesin gittiği yönü takip ettik.

bir yere giriyorlardı ama girmeden önce gişeye para verip ekrandaki iki isimden birine dokunuyorlardı.

sanki bir çeşit bahisti.

sıra bize geldiğinde tüm yüzsüzlüğümle yirmi lirayı gişeye bıraktım ve ekrandaki iki isime baktım.

kaya mı demir yumruk mu?

nedensizce kayaya bastım ve içeri geçtim.

meliste beni takip etti.

gördüğüm manzarayla gözlerim açıldı.

evet haklıydım bu bir bahis oyunuydu.

uzakta olduğumuz için göremediğim ringte iki kişi dövüşüyordu.

merakla gözlerim etrafı taradı belki anılı görürüm diye. ama ortalıkta yoktu.

melisin elini tuttum ve bağıran kalabalığın içinde yürümeye başladık. gözlerim etrafı tarıyordu ama hiçbir yerde anılı göremedim.

en aşağı geldiğimde kalabalıkta aradığım yüzü görememiştim. bizde herkes gibi yapıp merdiven zemine oturduk.

ellerimi avcuma yasladım ve kafamı kaldırıp ringe baktım.

"anıl" diye fısıldadım gördüğüm yüzle. ayağa kalktım ve heyecanla melise karşıyı gösterdim. merakla karşısına baktı ve ringte gördüğü kişiyle gözleri şaşkınlıkla açıldı.

"anıl değil mi o?"

kafamı salladım ve onu daha iyi görmek için ringe doğru yaklaştım. değişmişti. iki yıl ona iyi gelmiş olmalıydı ki vücudu baya yapılı olmuştu. esmer saçları terden alnına yapışmıştı.

hayır dedim kendi kendime. yine ona kapılmayacağım sadece son bir konuşma yapıpı hayatımdan tamamen çıkartacağım onu.

dikkatli bir şekilde rakibine hamle yaptığı esnada karşı taraf elini tutup bükmüş ve sert yumruğunu anılın yüzüne geçirmişti. anıl ani gelen yumrukla geriye doğru savrulmuştu. boşluğunu gören rakip karnına yumruğu geçirmişti. ve bir yumruk daha.

ikinci yumrukta gözümü sımsıkı kapatmıştım. sanki ben görmeyince canı acımayacakmış gibi.

belki o yumruklar benim yaşattığımı yaşatmazdı ona ama yine de canı acısın istemedim.

artan çığlıklarla gözlerimi açtım ve "anıl" diye bağırdım ürkek çıkan sesimle.

biliyorum yapmamalıydım. ona sinirliydim hatta ondan nefret ediyordum ama o bu haldeyken başka yapacak bir şeyim yoktu.

onca kalabalığın içinden sesimi nasıl duydu bilmiyorum ama kafasını çevirip sesin geldiği yere baktı. "anıl yap şunu" diye bağırdım tekrardan.

göz göze geldiğimizde bir an duraksadı. güven vermek istercesine kafasını salladı ve önüne döndü.

onu izleyen rakibi atak için elini kaldırdığında anıl hiç beklemediği bir şey yaparak karnına tekme attı. geriye savrulan adamın üstüne gitti ve ard arda yüzüne yumruk atmaya başladı. adam kendini savunmak istesede anıl izin vermiyordu.

sesler mümkünmüş gibi daha da artımıştı.

en sonunda anıl adamı yere serdi ve hakem saymaya başladı.

rakip yerden kalkmaya çalışsada bir türlü kalkamıyordu.

"iki bir"

rakipten ses çıkmayınca anıl kazanmış oldu.

bir alkış tufanı koptu ve anıl kendini ipe attı. yorgun olduğu baya belliydi. yüzü kan içerisindeydi ve elmacık kemiği çok kanıyordu.

canıma değsin dedi içinden bir ses. umarım her yeri kanar.

olmaz dedi öbür sesim. acımasın canı.

kafasını çevirdi ve bana baktı. dudaklarını oynatarak "ne işin var burada?" dedi. "konuşmaya geldim"

kafasını salladı ve eliyle bir tarafı işaret etti. gösterdiği yere baktığımda vip yazan yeri gördüm. "oraya gidin"

kafamı salladım ve "kazan" dedim soğuk çıkartmaya çalıştığım sesimle. "söz" diye onayladı beni. ötekileri tutmadın ama umarım bu sözünü tutarsın Anıl Selim.

melisle beraber göstediği yere gittiğimizde orada ömeri ve komşumuz olan çocukları gördük. kaşlarım çatılırken ömerle göz göze geldik. "sude?" kafasını çevirdi. "melis"

omuz silktim ve "anıl gönderdi" dedim.

bizi lüks koltuklara otutturdu ve "ne işiniz var burada?" dedi. "ömer ne dönüyor burada?" dedim telaşla. "ne oluyor aşağıda?"

"bunu anıl açıklasa daha iyi olacak sude" kafasını çevidi ve melise baktı. melis gülümserken ömer göz kırptı.

kafamı çevirdim ve bukunduğumuz yeri inceledim. lüks kıyafetli otoriter insanlara benziyordu hepsi. ortalama otuz kişi falan vardı ve bunların neredeyse onu kadındı.

koltuklar bölüm bölüm ayrılmıştı ve bizim oturduğumuz bölümde ömer, komşular ve üç kişi daha vardı. bir adam "ne yaptı o aptal az önce?" dedi. kapıyı açan çocuk "sakin ol" dedi.

kafamı çevirdim ve ringe baktım. anıl ellerini ipe yaslamış yanındaki adamı dinliyordu. koçu normala göre oldukça yaşlı gözüküyordu. ortalama elli beş atmış yaşındaydı.

anıla hırsla bir şeyler söylüyordu anıl ise gözünü karşı taraftan ayırmıyordu. yaşlı adam geri çekilmeden önce anılın omzuna vurdu.

anıl kafasını çevirdi ve bizim olduğumuz bölüme baktı. gözleriyle bu bölgeyi iyice taradı ve sonunda gözlerimiz kesişti. bana göz kırptığımda bende kafamı salladım.

hakem düdüğü çaldığında tekrar dövüşmeye başladılar.

az önce anılın yanında olan yaşlı adam yanımıza geliyordu.

elindeki bastonuyla merdivenleri çıktı ve kendi yerine doğru ilerledi. göz göze geldiğimizde kaşlarını çattı ve ömeri çağırdı. büyük ihtimalle kim olduğumuzu soracaktı.

düşündüğüm gibi ömer bir şeyler söyleyince adam kaşları havalandı ve bize doğru geldi. oturduğumuz yerden kalkarken adam "hoş geldiniz" dedi.

gülümseyerek "hoş bulduk" dedik melisle.

"nolmuş dayı?" dedi komşumuzun ikincisi.

"kontrolü kaybetmiş bu yüzden odaklanamamış" dedi adam. "ama aynısı olmayacak" sesi netti. "hele bir kontrolünü tekrar kaybetsin" dedi bastonunu sallarken.

ömer "tamam dayı sakin ol" dedi.

ne oluyordu burada? bu dayı dedikleri adam kimdi? anıl neden böyle bir şey yapıyordu?

ve asıl önemli olan bu gece nasıl bitecekti?

 

nasıldıı

sonraki bölümde anılla sude yüzleşecek merak etmeyin

seviliyorsunn 🤍

Bölüm : 08.03.2026 20:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...