
selamm yine benn 😝
başlama tarihin ??
sınır:30 yorumm 50 okunmaa
başlıyorumm
Kıraç-Kan Ve Gül
ANIL’DAN
Saat bir olmuştu ama uyuyamıyordum. Yastığı kulağıma kapattım ve
“Yeter lan!” diye bağırdım. Şanslıydım ki babamların odası yukarı kattaydı.
“Kan ve gül, gülle diken aşkım ve sen
Birbirine dönük sırt, sen ve ben”
Yaklaşık yarım saattir Sude’nin kendi odasında yaptığı konsere zorla şahit oluyordum.
“Kan ve gül, gülle diken aşkım ve sen
Birbirine dönük sırt, sen ve ben”
diye bağırmaya devam etti.
“Bilmem anlatabiliyor muyum?” diye bağırdığında yataktan kalktım, odadan çıktım ve onun kapısının önünde durdum. Kapıyı iki kere çalmama rağmen açmayınca yavaşça kapıyı açtım.
“Seviyorum, seviyor musun?” diye bağırıyordu ki beni görünce sustu.
“Bilmem, seviyor muyum?” diye dalga geçince kaşlarını çattı.
“Sapık mısın lan sen, niye çalmıyorsun kapıyı?” diye üzerime doğru adımladı.
“Kızım saat gece bir. Bu saatte avaz avaz şarkı söyle diyen kimdi sana?” dediğimde gözlerini devirdi.
Gözüm, benden habersiz vücudunu keşfe çıkmıştı. Siyah ve belini güzel gösteren cropunun altına kırmızı-siyah çizgili bir eşofman giymişti. İtiraf ediyorum, güzel gözüküyordu.
“Daha ilkel olmayan yöntemlerle de halledebilirdin bu işi. Ya çıplak olsaydım? Ya da başka bir şey olsaydı?” diye konuşmaya devam etti.
“Eğer azıcık akıl sağlığın yerinde olsaydı çıplak olup şarkı söylemezdin. Yani evet, akıl sağlığın az biraz yerinde. Tebrik ederim,” diye zıtlaştım.
Mümkünmüş gibi kaşlarını biraz daha çattı.
“Defolup gider misin odamdan?” dedi.
Kafamı salladım.
“Büyük bir zevkle. Çünkü az önce içine ettiğin uykuma dönmek istiyorum,” dedim ve arkamı dönüp kapıya doğru yürüdüm.
Arkamdan “aptal” diye bağırsa da pek kulak verdiğim söylenemezdi.
Odama girdiğimde çatılan kaşlarım normale döndü.
Ben bu aptal kızla nasıl aynı evde yaşayacaktım acaba?
SUDE’DEN
Sabah yüzüme çarpan güneş ışıklarıyla uyandım. Hava, bir aralık ayına göre fazlasıyla iyiydi.
Bugün annemle Fatih Abi’nin düğünü vardı ve hazırlanmamız lazımdı.
Üzerime gri eşofmanımı ve siyah cropumu giydim. Dışarı çıktığımda annemlerin aşağıdan sesi geliyordu.
“Hadi hayatım, yemekler hazır,” dedi annem.
“Geliyorum canım,” dedim.
Merdivenlerden inerken,
“Günaydın,” dedim.
“Günaydın Sudecim,” dedi Fatih Abi.
“Günaydın kızım. Gelmeden Anıl’ı da uyandırır mısın?” dedi annem.
Geri döndüm ve Anıl’ın odasının önünde durdum. Kapısını yavaşça tıklattım ama içeriden ses yoktu. Aslında habersiz içeri girmek gibi bir hakkım vardı.
Kapıyı yavaşça ittim ve içeri bir adım attım. Anıl, karşımdaki çift kişilik yatakta sırtüstü yatıyordu.
Yanına gittim ve kolunu dürttüm. Uyanmamıştı. Tekrar dürttüm ama ses soluk yoktu.
“Anıl,” diye seslendim ama yine uyanmadı.
Elimi burnuna doğru götürüyordum ki ani bir refleksle elimi tutup sırtımı yatakla birleştirdi.
Şu an o üzerimdeydi, ben yataktaydım ve yüzlerimiz birbirine çok yakındı.
yazar notu:

Dudaklarımı araladım ama burnuma gelen erkeksi kokusu konuşmama engel oldu.
Neden bilmiyorum ama bu kadar yakınımdayken mantıklı düşünemiyordum.
O boğazını temizlerken ben de,
“Şey…” dedim.
Bana sorgular gözlerle bakarak,
“Ney?” dedi.
“Kalksana üstümden be,” dedim ve onu itekledim.
Yatakta oturduğunda,
“Sakin ol,” dedi; ellerini teslim olur gibi kaldırmıştı.
Sonra ellerini iki yanımda yatağa bastırdı.
“Yatağıma gelen sensin,” dedi ve göz kırptı.
Ağzım açık kaldı.
“Ne yatağına gelmesi be?” diyerek onu ittim ve yataktan kalktım.
“Gidiyorum ben,” dedim ve kendimi kapıdan dışarı zor attım.
Daha ilk günden bu kadar aksiyon yeterdi de artardı.
“Uyandırdın mı kızım?” diye sordu annem.
“Evet,” diyerek geçiştirdim.
Masaya oturduğumuzda Anıl da gelmişti. Göz göze geldiğimizde bana göz kırptı.
Kahretsin… etkilenmemeliydim.
Yemekten sonra hazırlanmak için odama girdim. O sırada Melis’le görüntülü konuşuyorduk.
“Oha kızım, bu kadarı benim hayal dünyamı bile aşar,” dedi bağırarak.
“Melis, abartma. Alt tarafı bir burun buruna geldik,” dedim makyajımı yaparken.
Üzerime siyah, göğüs dekolteli bir elbise; altıma da uzun siyah botlarımı giydim.
“Ya bilmiyorum ama benim de hoşuma gitmedi deği—” diyordum ki kapının çalınmasıyla sözüm kesildi.
“Gel.”
Kapı açıldı ve içeri Anıl girdi. Her zamanki gibi çok şıktı. Üzerinde siyah bir gömlek vardı, ilk iki düğmesi açıktı. Altında ise siyah bir pantolon.
“Hazır mısın?” diye sordu.
Kafamı salladım.
“Her zaman.”
“Babamlar mekâna geçmiş, biz de çıkalım mı?” dedi.
“Olur,” dedim; sesim yanlışlıkla cilveli çıkmıştı.
Çantamı aldım ve yanına ilerledim.
“Hadi gidelim abi,” dedim; son kelimeye bilerek vurgu yaparak.
Eliyle belimi sardı, beni kendine çekti.
“Gidelim abim,” dedi, aynı vurguyla.
Elim refleksle omzunu buldu ama ne o elini çekti ne de ben.
Arabaya geldiğimizde elimi omzundan çektim ve yan koltuğa bindim. Arabası siyah bir BMW’ydi ve kombinlerimize çok yakışıyordu.
Evet… bizim kombinlerimiz gerçekten de birbirine çok uyuyordu.
Arabadaki koku yine erkeksi ve hoştu. O da arabaya bindiğinde ikimiz de derin bir sessizliğe büründük.
Mekâna girdiğimizde girmem için kolunu işaret etti. Elimi koluna yerleştirdim ve kırmızı halıdan içeri girdik.
İçerisi çok kalabalıktı; yaklaşık 150–250 kişi vardı. Çünkü hem annem hem de Fatih Abi ünlü iş insanlarıydı.
Bir masaya geçtik ve yaklaşık beş dakika sonra annemle Fatih Abi çok güzel bir şarkıyla sahneye çıktılar.
Annem en sevdiği şarkıyla çıkış yapacağını söylemişti ve evet, yapmıştı:
“Senin aşkın beni düşürdü dile
Neçe âşık olur bülbüller güle…”
İlk nakaratta dans ederlerken videolarını çekiyordum.
“Evet, bütün konuklarımızı dansa davet ediyoruz,” anonsuna kulak vermesem de yanıma gelen Anıl’la şaşırdım.
“Benimle dans eder misin?” diye sordu, elini uzatarak.
Elimi onun eline bıraktım ve sahneye doğru yürüdük. Eli tekrar belimi buldu, ben de tek elimi boynuna sardım. Diğer ellerimiz hâlâ kenetliydi.
Şarkıyı söylerken gözlerine bakmam tamamen tesadüftü…
Ama diğer nakaratı bana bakarak söylemişti.
Ne oluyordu bu aşağılık düğünde?
Şarkı bittiğinde mekândaki dev ekranda Anıl ve ben vardık.
“Gelin ve damadımızın çocuklarına da bir alkış,” denince coşkulu bir alkış koptu.
Sanki düğün bizimdi… Utançtan hızlıca yerimize geçerken hâlâ Anıl’ın elini bırakmadığımı, durduğumuzda fark ettim.
Sandalyeme oturduğumda kafamı eğdim. Yüzüm kızarmıştı.
Neden böyle oluyordu?
“Pişt, baksana bir,” dedi Anıl.
Kafamı kaldırdığımda beni görmek için elini çeneme koydu ve yüzümü yukarı kaldırdı.
“Utanma, ne de olsa biz üvey kardeşiz,” dediğinde yutkundum.
Sorun üvey kardeş olmamız değildi.
Sorun, kardeş olarak anılmamızdı.
Kimse kardeş olarak gördüğü biriyle dans ettiği için kalp atışlarının hızlandığını hissetmezdi…
Değil mi?
nasıldıdıı ??
beğendiysen oy vermeyi unutmaa
hadi bakalımm sınır ne zaman dolarsa o zaman yenş bölümm
seviliyorsunn 🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |