
hellosuuu size müqqo bir bölüm getirdimm
bakın bölümü uzun yaptım bol bol yorum istiyorum ona göree
sınır:60 oyy🎀
başlıyorumm🌟
Hepsi-Kaç Yıl Geçti Aradan
*KISA BİR SÜRE SONRA*
*SUDE'DEN*
Üzerimdeki gece mavisi elbiseye baktım. Oldukça şık ve sadeydi.
İçeriye geçtiğimizde herkes toplanmıştı. Büyük mekanı dolduracak bir sürü insan vardı.
Biraz bekledikten sonra içeriye annem girdi. Elindeki pastayla bana geliyordu. Arkaya o klasik şarkı girdi:
"Doğum günün kutlu olsun Sude,
yeni yaşın kutlu olsun Sude."
Pasta önümde durduğunda bir dilek diledim.
Belki bu yıl yeniden...
Üzerinde 26 yazan mumlara üfledim ve etraftaki herkes beni alkışladı. Herkesten hediyelerimi aldım ve sarılma faslını bitirdik.
Sona Fatih abi kalmıştı. Elindeki paketi bana verdi ve bir baba sıcaklığıyla bana sarıldı. Ayrılmak üzereyken, “Telefonuna bak,” dedi.
Merakla ondan ayrıldım ve telefonumu açtım. Fatih abi bana bir mesaj atmıştı.
"Yeni yaşın umarım güzel geçer." yazıyordu.
Ama asıl önemli olan şey, mesajın üzerindeki “iletildi” yazısıydı.
Yani bu mesaj...
Evet, ondandı.
yazar notu:

Kabul olacağını bilseydim direkt onu dilerdim. Bu kadar yeterdi.
Ben üç yıl beklemiştim ama o, gittiği yerde mutluydu. Ne bir açıklama yapmıştı gitmeden önce ne de bir konuşma. Benden habersizce çekip gitmişti.
Neden?
Koca bir hiç.
Sorularımın cevabını merak ediyordum ve alacaktım da. Çok değil, yarın akşama onun mekanında olacaktım. Gözlerine bakacak ve her şeye değip değmediğini soracaktım.
Yani o gücü kendimde bulabilirsem...
(...)
Güzel bir gecenin sabahına uyanmıştım. Dün gece eğlenceli ve huzur vericiydi. Tek eksikliği de bugün bulmaya gidiyordum.
Valizimi arabama yerleştirdim ve eve girdim. Annem ve Fatih abi verandada beni bekliyordu.
Annem dudağını büzdü ve, “Çok kalma olur mu?” dedi.
Ben de dudağımı büzdüm ve kafamı salladım. Annemle sarıldıktan sonra Fatih abiyle bakıştık.
“Gel kız buraya,” dedi ve beni kendine çekti. “Şimdi çok sessiz olur buralar sensiz.”
Ona sarılırken, “Gitmeden önce aynısını ona söyleseydin ben de gitmezdim abi,” dedim.
Vedalaşma faslından sonra Melis’in evine geldim. Hızlıca onun valizlerini de arabama attık ve önümüzdeki yola koyulduk.
“Heyecan var sanki sende biraz,” dedi yanımda oturan Melis. “Sence biraz mı?”
Kafasını salladı. “E, hakkın zaten kızım.” Ona cevap vermeyince devam etti: “İki yıl ya, iki,” dedi parmaklarıyla üç yaparken.
“Ama o gittiği yerde mutluysa?”
“O zaman sen de cevabını alır ve geri gelirsin.”
Haklıydı. O beni bırakmıştı ve benim oraya gitmemin tek amacı sorularımın cevabını almaktı.
Melis telefonunu açtı ve, “O zaman bu şarkı size,” dedi.
“Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı,
bitsin artık bu hasret, buluşalım gayrı.”
Açtığı şarkı tam da bize yazılmış gibiydi.
Üç saatlik bir yolculuğun ardından gelmiştik. Kiraladığımız ev dokuz katlı bir apartmandaydı. Yarın gideceğim mekanın hemen karşısındaydı.
Valizlerimizi alıp yukarı çıktık. Asansörde karşılaştığımız bir teyze bize döndü ve, “Merhaba kızım,” dedi.
Gülümseyerek, “Merhaba teyzeciğim,” dedim.
“Yenisiniz galiba evladım?”
Melis’le kafamızı salladık. “Evet teyzeciğim, şimdi ilk defa geçiyoruz eve,” dedi Melis.
“Güle güle oturun kuzularım. Siz hangi kattasınız?”
“Altıncı kattayız biz.”
Kaşları kalktı ve bize sır veriyormuş gibi yaklaştı. “O katta bir daire var...”
Melis ve ben merakla teyzeyi dinlemeye devam ettik. “Valla içeride iki adam var, eşek kadar olmuşlar ama evlerinden sürekli bir ses geliyor.”
Melis’le göz göze geldik. İlk günden sorunlu komşularımızın olduğunu öğrenmek pek de içimize sinmemişti ama yapacak bir şey yoktu.
“Artık evde ne yapıyorlarsa sürekli güm güm diye ses geliyor.”
Teyzenin ineceği katta durduğumuzda iyi akşamlar dilekleriyle bizi uğurladı.
Valizleri eve sürüklerken Melis’e döndüm. “Ne güzel, bir sorunlu komşularımız eksikti,” dedim gülerken.
Melis de kafasını salladı. “Bir de yan dairenizde oturuyorlarmış.”
“Ay aman Allah korusun,” dedim ve anahtarı yuvasına sokup çevirdim.
İşte bizim küçük evimiz.
Melis’le içeri girdik ve evi incelemeye başladık...
Mutfak ve salon birleşikti, Fransız mutfak ikisini ayırıyordu. L şeklinde duran koltukların bir tarafında TV ünitesi, diğer tarafında da balkon kapısı vardı. İçeri doğru uzun bir koridor uzanıyordu. Yolun sağında, solunda ve en sonunda kapalı kapılar vardı. İkisi bizim odalarımız, biri de banyoydu.
Yüzümdeki heyecanlı gülüşle Melis’e döndüm.
“Melsem,” dedim.
Koştu ve bana sarıldı. “Bu ev çok güzel!”
Eşyalarımızı tek tek yerleştirdikten sonra sipariş ettiğimiz lahmacunlar gelmişti. Pijamalarımızı giydik ve koltuğa atladık. Uzun ve yorucu bir gündü ama asıl olay yarın başlıyordu.
Melis gülerek yemeğinden bir ısırık aldı. “Şu an çok mutluyu—”
Sözünü kesen şey yan duvardan gelen “güm güm” sesleriydi.
“Hadi ama,” dedim yüzümü buruştururken. “Cidden yan dairemiz mi?”
Bir süre, belki yapmazlar diye bekledik ama yok; ses kesilmiyordu. İçeride sanki birileri maç yapıyordu. Boks maçı.
Nereden biliyorsun diye sormak en büyük hakkın. Nereden biliyorum biliyor musun? O gittikten sonra, belki geri dönerse diye öğrendim. Belki geri döndüğünde yüzüne sağlam bir yumruk geçirebilirim diye.
yazar notu:

Melis hiddetle ayağa kalktı ve yan duvara yumruk yaptığı elleriyle vurmaya başladı. Bir an, sadece kısa bir anlığına, ses kesildi. Melis gülümseyerek bana dönerken sesler tekrar gelmeye başladı.
“Yeter bu kadar,” dedim ve ayağa kalktım.
Arkamdaki Melis de beni takip etti. Hızlıca kapıyı açtım ve yan dairenin kapısını çaldım.
Evet, bu çok riskliydi ama bunu yaptım.
Biraz bekledikten sonra kapı açıldı. Bir adam dışarı çıktı ve içeriyi göstermek istemiyormuş gibi kapıyı ardından kapattı. Yere bakan yüzümü kaldırdım ve kapıyı açan kişiye baktım.
Karşımda duran adam, soran gözlerle bana bakıyordu.
“İyi akşamlar hanımefendi,” dedi kibar bir sesle.
“Maalesef ki akşamım iyi geçemiyor,” dedim, ellerimi belime yerleştirirken.
“Bunun bizimle ne ilgisi var?”
Arkamdaki Melis, varlığını göstermek istercesine beni çekti ve önüme geçti.
“Ya kardeşim, biz yeni taşındık hemen yan dairenize. Biraz sessiz olun da dinlenelim,” dedi çirkef bir mahalle teyzesi edasıyla.
“Kusura bakmayın, arkadaşlarımın kabahati. Biraz daha sessiz olmaya çalışacağız.”
“Lütfen yani,” dedim.
“Tekrardan iyi akşamlar,” dedi ve kapıyı açıp içeri girdi.
Ellerimi kaldırdım. “Kusura bakmayın…” diye adamı taklit ettim.
Melis’le gülerek evimize geri girdik.
Yemeğimizi bitirdikten sonra Melis’e yarınki planlarımı anlatmaya başladım.
“Sonra gözünün içine bakacağım ve—”
Sözüm kesilince bağırdım: “Yeter!”
Bu sefer ben ayağa kalktım ve iki yıllık antrenmanın verdiği güçle duvara son gücümle vurdum. Evet, ses yine birkaç dakikalığına kesilmişti ama tekrar geliyordu.
Aklıma gelen son şeyle içeriden ses bombamı aldım. Telefona bağladım ve sesi fulledim. Bugün en çok dinlediğim şarkıyı açtım ve duvara dayadım.
“Ne olur sormasınlar bana,
ne olur söyletmesinler derdimi…”
Melis’le bağırarak şarkıyı söylemeye başladık.
“Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı,
bitsin artık bu hasret, buluşalım gayrı!”
Bu sefer onlar susmuştu fakat bizim susmak gibi bir düşüncemiz yoktu.
Yarım saatlik bir sürenin ardından bu sefer bizim kapımız çaldı.
Açtığımızda az önceki adam ve yanında biri daha vardı.
“İyi akşamlar beyefendi,” dedim, az önce onun dediği gibi.
Çocuk, “Ya biraderim, siz susmak nedir bilmiyor musunuz?” diye sordu.
Kafamı salladım. Arkamdaki Melis, “Az önce de siz susmadınız,” dedi.
Yanındaki kumral çocuk devam etti: “Ne yani, sidik mi yarıştıralım şimdi?”
Tabiriyle yüzümü buruşturdum. “Siz susun, biz de susalım.”
Konuşan çocuk, “Abicim, biz sustuk; siz hâlâ susmuyorsunuz,” dedi.
Melis, “Ya bunlar nasıl kelimeler? Biz size ‘aşko’ ya da ‘baciko’ diyor muyuz?” dedi.
Kumral devam etti: “Oradan bakınca bacikona benziyor muyuz?”
Ben de, “Biz oradan bakınca biraderine benziyoruz yani,” dedim.
Kumral kendini açıklamaya çalıştı. “Yanlış anladı—”
“Sus be,” dedi Melis. “Geldiğimizden beri evinizde ne yapıyorsunuz bilmiyoruz ama yeter be!” dedi ve soluklandı.
uazar notu(anlık melis):

Ben onun yerine devam ettim: “Eğer o vıddırı vızdık şeyi yapmazsanız biz de son ses müzik dinlemeyiz.”
Kapıyı açan çocuk hayretle, “Vıddırı vızdık mı?” dedi. “Hanımefendi, sizin o aşağıladığınız şey bizim hayatımızı adadığımız bir şey.”
Sabır dileyerek göz devirdim.
Acaba bu muhabbetin sonu nereye gidecekti?
“Ya bakın, siz gidin o hayatınızı adadığınız şeyi yapmaya devam edin,” dedi Melis. “Ama mümkünse daha normal saatlerde yapın.”
Uğraştığımız şeye bak ya…
“Normal bir saatte değil miyiz?”
Dişlerimi sıktım. “Lan oğlum,” dedim hiddetle, “eve gittiğinizde yine bizi rahatsız ederseniz yemin ederim kötü olur.”
Ee, iki yıl boyunca o kadar antrenmanı boşuna yapmamıştık.
birkaç sorum olacakk
sizce bölüm nasıldıdııı
yeni karakterleri sevdiniz mii
sizce ileriki bölümlerde ne olacak?
bu bölümde sizi güldüren bir yer oldu muu?
veya sizi üzen bir yerr
sanki birilerinin yokluğunu hissettik gibi

bölümleri böyle uzun yapayım mıı?
oy vermeyi unutma böcüğümm 💋
seviliyorsunn 🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |