
"Üzgün bir ruhun verdiği acı hiçbir acıya benzemezdi..."
Bazı geceler bana acının bile bir yerden sonra yaşamı vaat ettiğini hissettirdi. Neden mi çünkü bir anda ansızın gelen bir mucize beni yaşamın o ince ölümün kıyısından çekip aldı ve bana bambaşka bir hayat yaşamımı sundu. Peki bu yaşam daha önceki yaşamımdan daha mı iyiydi? Bilmiyorum yaşamdan bilemeyiz değil mi? Yaşayıp sonrasında karar vereceğim. Doğru mu yaptığıma yoksa işleri daha da çıkılmaz bir yola mı saptırdığıma.
Yaşam bana güzelliklerle değil engellerle sunuldu ve ben bu engelleri her aşmaya çalıştığım anda yeni bir engel geldi ve geriye doğru tökezleyip düşmemi sağladı. Her düşüş yeni bir acı demekti. Her düşüş daha derin bir iz demekti tenimde. Acının sessizliğinde yarına ulaşmaya çalıştım. Yılmadan mücadele etmek için çıkış yolları aradım durdum. Tam bitti derken yeni bir yol çıktı karşıma. Biri elini uzattı ve bana yardım etti. Çekindim ilk başta o eli tutmaktan ama sonradan tuttuğum için mutluda oldum mutsuzda. Belki de çektiğim acılar bana bu yaşamı seçmek için verilmişti. Bundan kaçışım olmasın diye. Kendimi değiştirmeye çalışayım diye.
Çürümüş zihnimde kaçışan anılarımın izleri sürgün hayatı yaşıyordu. Geçmişi unut diyordu ama nasıl olurdu? Nasıl geçmişin şimdiyi şekillendirdiğini bile bile onu unutmaya çalışırdım. Ben geçmişi unutursam geleceğimde kim olduğumu nasıl bilebilirim. Ben o zaman gerçekte kim olduğumu nasıl ayrıt edebilirim. Herkes bir kere de olsa istemediği şeyleri yapmıştır, onun içerisinde olmuştur ama ya hiç size ait olmayan yaşamın içerisinde tamamen size ait olmayanları size aitmiş gibi sahiplendiğiniz oldu mu?
Benim oldu. Her şeyin bana ait olduğunu yansıttım tüm evrene ve herkese. Siz hiç size ait olamayan hayatı yaşadınız mı? Siz hiç size ait olmayan bir ismi bir soyadını taşıdınız mı? Hiç size ait olmayan bir yüzüğü parmağınıza taktınız mı? Hiç olmamanız gereken kişi yontarak baştan bir yaşama adım attınız mı? Ben bunların hepsini yaptım ve bunun ağırlığı altında her geçen gün kahroluyorum ve sesimi duyan kimse maalesef ki yok.
Siz hiç bir hatayı hayatınız yaptınız mı? Hemde her şeyiyle. Baştan sona kendinizde bir değişiklik gösterdiniz mi? Saçlarınızı, konuşmamızı, yürüyüşünüzü, bakışlarınızı ve daha nice şeyleri... Gecenin ıssız karanlığında kendimi saklamam lazımdı. Geçmiş beni ele vermesin diye. Gelecek beni açığa çıkarmasın diye. Düşlerimin acımasız o hain planlarını yok etmekten kaçınmamalıydım. Çünkü onlar benim sonum olacaktı. Düşlerim belki de gerçeği açığa çıkaracak ve eninde sonunda ben kendimi ele verecektim hatalarımı çoğalta çoğalta. Belki de son belliydi ama ben onun hemen gelmesini engellemiştim yaptığım onca şeyden sonra.
Kırık incileri sakladım; yüreğimin en dipsiz hislerinde. Yıpranmasın, kırılmasın, yok olmasın diye.
Yıkımı hissettim; zihnimde, bedenimde, ruhumda ve hislerimde... Yıktı geçti her darbe yarına olan çabalarımı. Hayatta kalmak için verdiğim mücadelelerimi. Ve içerisinde olduğum yalan dünyayı. Yansımasında saklı olan kimliğimi. Ruhumdaki farklı bedenlerin izlerini.
İki farklı hayatı buluşturdum ruhumda. İki farklı hayat iki farklı kişi ama tek bir beden. İşte belki de onca darbe alan bedenime en çok zarar veren bu seçimim olmuştu. Beni son ulaştıran, yıkacak tek güç bu olmuştu. Zordu rol yapmak ama bir zaman sonra kim olduğumu unutuyordum. Sahi aslında ben kimim? Sahipsiz o acıyla sarmalanmış olan kişi mi yoksa bir gölge altında saklanan kişi mi? Bilmiyorum...
Ve gerçeğe çıkan o yolları sonsuza dek boşluğa uğurladım. Kimse neyin ne olduğunu bilmesin diye. Açığa çıkmasın diye.
Ben kim miydim?
Ronay Kahir. Bu acımasız dünyada sözünü geçirmek için herkesi ve her şeyi deviren ve kendi krallığını baştan kuran kadınım. İlk mafya kadın lideri unvanı taşıyan kişiydim. Türkiye'deki en tehlikeli bölge lideriyim. Kendi saltanatını kendi kuran ve kimseye eyvallahı olamayan tek kadın liderim.
Kahir soyadını taşıyan ve kendi kocamın bile saltanatının sallanmasını sağlayan bir kadındım.
Kocam kim miydi? Türkiye 'de acımasızlığıyla kendi ismini tarihe altın harflerle kazıya Kubat Alphan Kahir' di. Ve şimdi bana cephe almış bir vaziyette aynı sahada karşılıklı birbirimize karşı mücadele ediyorduk. Onu daha da yakından tanıyacaksınız. Keza bende öyle.
Aynadaki yansımama uzun uzun bakmaya devam ettim. Yüzümdeki makyaja, kulağımdaki pırlanta küpelere,boynumdaki mücevher kolyeye bakıp durdum. Hiçbiri beni yansıtmıyordu. Gerçek ben bir yansımadan bana acıyla tebessüm ediyor ve saklı olduğu alandan onu açığa çıkarmamı istiyordu. Bense onu orada uzun süre tutmaya kararlıyım. Aynaya düşen yansımam nede gerçek bana yabancı ama. Zihnimdeki uğultular aslında içimdeki doğruları bana çığlıklar eşliğinde söylemek istiyordu ama ben onu elimden geldiğince susturmaya çalışıyorum.
İki elimi lavabo tezgahının kenarlarına yaslamış, yavaşça aynaya doğru eğilmiş vaziyette duruyordum. Az da olsa gürültünün ve yalanların arasından uzak kalmak için kendimi buraya atmış ve benliğimle yüzleşiyorum. Gözlerimi kıstım ve başımı yavaşça yana atıp kendime baktım. Bir yabancıya bakarcasına. Omzumun üzerinde biten kahverengi kıvırcık saçlarıma, yüzümdeki ağır makyaja kaydı bakışlarım. Sonra bakışlarımı aşağı çektim. Üzerimdeki bordo renkli saten elbiseye kaydı bakışlarım. Derin göğüs dekoltesine sahip elbisenin sıfır kollara sahipti. Ellerimde duran ve aynı elbisenin kumaşından olan eldivenlerim dirseğime dek uzanıyordu. Bu cüretkar kadın bana çok yabancıydı.
Bir davetteydim. Ve şu an dışarıdaki gürültü ve sahte yaşamla aramdaki tek engel içerisinde bulunduğun lavabonun kapsıydı. Burada tek başımaydım ve lavabonun kapısını kilitlemiş dışarıdan gelecek herhangi biri için bir engel koymuştum. Kapalı alanlarda bulunmak beni rahatsız etmişti bu zaman dek ama şu an sığınacağım tek yer burasıydı ve şu an bunu göz ardı ediyorum el mecbur. Bakışlarım kısa süreliğine kapıya çevrildi ve sanki dışarısını görür gibi gözlerimi kısarak beni kapının önünde beklediğini düşündüğüm kişinin orada olduğunu sezdim.
Ah bu dünyada bulunuyorsanız her daim sizi gözetleyen birileri olur. Has korumamdan biri olan Asaf kapının önündeydi. Bundan eminim. Diğer ikinci korumamsa davet alnında olduğunu ve oradaki olan biteni izlediğini tahmin etmek zor değil. Bakışlarım tekrardan yansımama çevrildi ve biraz daha baktıktan sonra kendime başımı eğdim ve her daim kendimi telkin ettiğim cümleleri dile getirdim.
'Sakin ol. Yapabilirsin. Her zaman yaptığın şey.'
Hayır değil çünkü bu sıradan davetlerden biri değildi. Her daim bu camiada davetler olur ve ona katılırdım ama bu seferki çok başka çünkü üç yıldır ayrı olduğum sevgili kocamın gelişi için düzenlemiş bir davetti bu ve ben biraz gerginim. Aslında baya baya gerginim. Nedeni aslında uzun zamandır bir arada olmayışımız değil. Sakladığım şeyleri fark edeceği korkusu ve onca zaman uzaktan uzağa onunla olan mücadelem. Bakalım gecenin sonu nasıl bitecekti? Tek temennim alnıma bir silah dayamamasıydı. Yoksa bu gece çok kan dökülürdü. Benden kaynaklı olarak.
Kalp atışlarım düzensizleştiği anda iyiden iyiye kontrolü kaybetmiştim. Kendimi kapana kısılmış hissederken birden kapının tıklatılmasıyla hızla bakışlarım kapıya kaydı. Dışarıdan içeriye dolan sesle daha çok gerildim.
"Ronay Hanım bir sorun mu var?" diye düz bir tonda söylenen bu cümleyi duyunca korumanın içeride çok durduğum için merak ettiğini anlamış oldum. Ne kadar durdum bilmiyorum içeride ama hâlâ kendimde o cesareti toplamış değildim. Asaf birkaç saniye durmuş ve benden bir ses beklediğini anlayınca derin bir nefes alıp kendimi bu amansız gerginlikten kurtardım.
Sesimi hislerden arındırıp konuşmaya başladım.
"Bir sorun yok birazdan çıkıyorum." dedim ve buna en çok kendimi ikna etmeye çalıştım. Umarım dediğimi yaparım. Sesimi duymuş olmalı ki bir daha konuşmadı. Bende o sırada aynada kendime çeki düzen verip adımlarımı kapıya doğru yönlendirdim. Kapının önüne gelince her zaman takındığım o güçlü ve yenilmez ifadeye bürünüp kapının koluna uzanıp kapıyı açtım. Kapıyı açınca birkaç adım önümde bana sırtını dönmüş olan Asaf 'a baktım. Benim çıktığımı fark edince usulca bana dönmüştü. Bende o sırada baştan sona onu inceledim.
Asaf' ın boyu 1.90 civarındaydı
Bakışlarım bedeninde birkaç saniye oyalandı. Asaf iri yapılı olduğu kadar güçlü kaslarada sahipti. Omuzları geniş, duruşu ise disiplinli ve tehditkâr ama olabildiğince kontrollüydü. Saç rengi ateş kızılıydı, saçları kısa kesilmiş, yan tarafları hafif daha kısa, üst kısmı ise geriye doğru taranmış halde duruyordu. Bakışlarım saçından yüzüne doğru usulca kaydı. Kaşları da saçları gibi kızıl renge sahipti. Uzun kirpiklerinin ardından bana bakan kahverengi hareleri sessizce beni izliyordu. Her ne kadar bana bakıyor olsa da Asaf son derece dikkatli biriydi. Bende olan bakışlarına rağmen ara sıra etrafı sürekli süzen bir tetikte bir hali vardı. Sanki her an olabilecek bir sorunu erkenden müdahale etmek için zaman kolluyordu.
Sert yüz hatlarına sahipti ; belirgin elmacık kemikleri, neredeyse kareye yakın çene hattı ve kalın çizgili dudaklarıyla dışarıdan açıkça bir korumaya yakışan bir karizma taşıyordu. Ve mesleğini açıkça yansıtıyordu. Kirli sakallarıyla etrafa hem vahşi hem de ciddi bir hava katıyor esasına sahipti. Bakışlarım bedenine usulca kaydığında üzerinde siyah, vücuduna tam oturan ama hareketlerini asla kısıtlamayan bir takım elbise vardı. Ceketinin içinde gizli telsiz kulaklığı bulunuyordu ve bu diğer adamlarla iletişimini sağlıyordu. Belinin yanında görmediğim halde her daim taşıdığı silahı olduğunu biliyordum. Gömleği kömür siyahı, kravatıysa aynı gömleğinin tonlarındaydı. Ayaklarında siyah parlak ama rahat tabanlı ayakkabılar vardı. Ona incelemem bitince Asaf yanımda benimle ilerlerken onun alaycı sesini duymuştum.
"Bilmesem bana aşıksın sancağım. Ne bu uzun uzun incelemeler?" diye alaycı ama bir o kadar da bu halimden keyif alan ses tonunu duyunca. Ona yandan bir bakış atıp hissizce konuştum.
"Sadece seni öldürmeye nereden başlasam diye düşünüyordum." dediğim anda başını eğip bana çaktırmamaya çalışarak güldüğünü gördüm. Sakladığı gülümsemesi konuşmaya devam etmemle yarıda kaldı. "İstersen gülerek ölümünü hızlandırma Asaf!" uyarıcı sesim sabrımın sonuna geldiğimi belli ediyordu. Asaf anında kendine çeki düzen verdi ve düz bir ifadeyle bana bakıp eliyle beni gitmem gereken yere doğru yönlendirdi. O an sessizce gösterdiği yere doğru ilerledim. Yanından geçtiğimiz aynadaki yansımamıza bakınca, Asaf birkaç adım arkamda duruyordu, sanki bir gölgeydi ve beni varlığıyla sarmalıyordu.
"Çok mu kalabalık?" dedim aynadaki yansımadan bakışlarımı çekip önüme çevirip ilerlemeye devam ederken.
O sırada Asaf başını evet anlamında sallarken benim içimdeki kasvet daha da büyümüştü.
"Eh sonuçta Kahir geliyor, onun gelişi için düzenlemiş bu davete kim icabet etmezse ölümünü hazırlamış olur. Bildiğin gibi Ali bey bu konuda çok pimpirikli." diyince ne demezsin bir de gel bunu bana sor dercesine ona bir bakış atmıştım.
Ali Kahir sevgili kocamın dedesi oluyordu. Aslında bu evlilik onun vasıtasıyla olmuştu ama sonradan bu yaşama ayak basınca bana olan sevgisi nefrete dönmüş ve yaptığım hiçbir şeyi beğenmemekle kalmamış birde üstüne üstlük laflarını da bana karşı asla esirgememişti. Yani Kahir ailesinin saf nefretinin simgesi bendim.
Adım atmayı bırakıp etrafımda kısa bir bakış attım. Bugün bize ait olan beş yıldızlı otelin geniş ve gösterişli lobisinde bulunuyordum. Etrafımda onca çalışan oradan oraya gidip duruyor ve davetliler için hizmet ediyordu. Burada durmamın sebebi bugün gelen eşime aldığım hediyenin biraz sonra bana burada verileceği içindi. Özel bir siparişle onun gelişini kutlamak istedim. Ah aslında hiç gelmemesi için neler yapmazdım ki.
Sonunda hediyeyi getirecek kişi gelince ben olduğum yerden ayrılmadan Asaf olduğu yerden adama doğru ilerlemiş ve hediyeyi adamdan aldığı gibi yanıma gelmişti. Başımla işaret yapıp hediyeyi açmasını istediğim anda siyah dikdörtgen şeklinde olan kadife kutuyu açmış ve içindeki hançeri çıkarmıştı. Ah kim eşine hançer alır diyorsunuz değil mi? Ama kimse Kahir simgesinin hançer olduğunu bilmiyor değil mi? Her mafyanın bir simgesi vardı ve Kahir soyadının simgesi buydu. Bende eşime böyle bir hediye yaptırmak istemiştim.
Asaf elindeki hançere bakınca kaşlarını çatmış ve bana ciddi misin dercesine bakınca ona tehlikeli bir parıltılı ifadeyle bakmıştım.
"Çok basit bir hediye değil mi?" diye sorunca ona alaycı bir üslupla bakmıştım.
"Sıradan duruyor ama bu hançer özel tasarım ve hançerin içi zehirli. Yani bunu kimle öldürürse sonsuza dek ondan kurtulmuş olur. Hançer özel yapım. İçindeki zehir tekrar tekrar doldurulabilir özelliğine sahip." diyerek ona hediyeyi basite almaması gerektiğini belirtmiştim.
" Ah kime ne diyorum sende kocan kadar kaçıksın. Kim eşine zehirli bir hançer yaptırır ki? Amacın onun seni öldürmesi ise doğru yoldasın. Malum son üç yıldır yeterince adamın damadına bastın. Böyle yaprak önünü açıyorsun." diyerek yanlış yaptığımı söyleyen Asaf 'a sadece düz bir ifadeyle baktım.
Yavaşça davet alanına kayınca bakışlarım aklıma düşen sessiz çığlığı cümlelerimle ört bas ettim.
" Belki sona ulaşmaya gerek kalmadan sonu ben getiririm herkes için. "dedikten sonra kaldığım yerden devam ettim ilerlemeye. O sırada Asaf 'ta beni arkamdan elinde tuttuğu hediyeyle takip etmişti.
Yürürken aklıma takılanlarla tekrar konuşmuştum.
" İkizin ne alemde?"dedim
Evet yanlış duymadınız ikizi. Asaf' ın bir kardeşi vardı. Ve onlar tek yumurta ikiziydi. Birbirlerine tıpatıp benziyordu. Aralarındaki tek fark Asaf kızıldı ama Aysar kumraldı. Ama Asaf kendisini kardeşinden ayırmak adına saçlarını kızıla boyuyordu. Tek farkları bu olması büyük bir şaşkınlıktı.
"Davet alanında ve bir an önce oraya gelmemizi istiyor, birazdan Kubat Bey gelecek. Ve Ali Bey orada olmadığınız için şimdiden huysuzluk çıkarmış." dediği yanlış yaptığımı açıkça söylemekten çekinmeden.
Yeterince gözüne battım. Daha fazla benden istese dahi nefret edemez. Hem uzun zamandır görmediğim sevgili kocamı özlediğimi düşünmüyor değil mi? Sonuçta bu evlilik aşk evliliği değil iş evliliğiydi. Ali bey ve sevgili annem kendi çıkarları için bizi evlendirdi. Kocamın gelişi beni heyecanlandırmaktan çok kaygılandırıyor ve bu sinirimi bozuyordu. Ah ne zaman tam anlamıyla huzur beni bulacak?
Ve ne zaman her şey benim istediğim şekilde sonlanacaktı? Sonunda davet alanına geçiş yapmıştım. İçeriye tam girmeden bakışlarımı içeride dolaştırdım.
Gözlerim usulca mekânın bu abartılı kalabalığı süzüyordu isteksiz bakışlarla . İçerisinde olduğum mekan loş ışıklarla aydınlatılmış geniş bir salona sahipti. Bakışlarım yukarı doğru çıktığı anda tavandan sarkan devasa kristal avizelerde kısa bir süre oyalandı. Avizenin her kıvrımından çıkan ışığı bin parçaya bölünüp salona muazzam derecede bir ihtişam katıyordu. Davet alanının parlak mermer zemini üzerindeki zarif desenli halılar dikkat çekiyor. Mekanı izlemeyi kesip buradaki insanlara bakışlarımı çevirdim. Onlara dönen bakışlarımda hissiz ve tahammülsüzlük her alıyordu.
Davete gelen kadınlar şık elbiseler ve erkekler takım elbiseleri içinde, ellerinde şampanya kadehleriyle hafifçe fısıldaşarak dolaşıyordu. Sohbetleri koyu bir hal almışken. Samimiyetsiz halleri sadece buradan biran önce gitme isteğimi doğuruyordu. Kadınların üzerindeki ışıltılı elbiseleri, boyunlarındaki taşlı takıları ve topuk sesleri davet salonun uğultusuna karışıyor, müzikal içerisinde yavaşça kayboluyordu. Erkekler arasında bazı kimseler sahte gülüşlerle konuşurken bazıları ise yüzlerinde maskeli bir ciddiyetle etrafı kolaçan ediyor sanki her an büyük bir arzuyla bekledikleri avın içeri girmesini bekleyen bir halleri vardı. Buraya geliş amaçları çok farklıydı ve bunu saklamaktan kaçınıyordular. İnsanlardan çektiğim bakışlarımı masalara çevirdim.
Masaların üzerindeki kristal kadehler, gümüş şamdanlar ve hoş kokulu çiçek aranjmanları vardı. Orkestranın çalmış olduğu hafif caz Melodisi arka fonda yavaşça yankılanıyor, fakat insanların gülüşmelerini ve konuşma seslerini bastıramıyordu. Herkes o sırada müziğe değilde daha çok kendi konuşmalarına odaklanmıştı.
Benim kişileri izlemem gibi yanı başımda duran Asaf 'ta davet alanını inceliyordu. Ama onu dikkat ettiği şeyler daha farklıydı. O daha çok şüphe çeken bir şeyin olup olmadığına bakınıyordu. Zaten ikiz kardeşi Aysar' da birkaç adım uzağımda duruyor, benim buraya gelişimle birkaç saniye olduğum yere baktıktan sonra tekrar davet alanında usulca ilerliyor, ona yanlış gelen bir şey varsa müdahale etmek için gözlem yapıyordu.
Bu içerisinde bulunduğum salon, başkaları için belki büyüleyici bir davet alanı olabilirdi. Benim içinse bu davet alanı ihtişamın gölgeleri ardında saklanan sahte yüzlerin bulunduğu, her şeyin bir çıkar uğuruna kurulup böyle devam eden bir sahte anlaşmaların bulunduğu bir yerdi.
Daha fazla olduğum yerde dikilmekten vazgeçip yavaşça içeriye doğru küçük ve yıkılmaz adımlarla ilerledim. Her yanından geçtim kişi dönüp bana bakıyor, sahte bir tebessümle bana selam veriyordu. Bense sadece yanlarından geçerken durgun halimle ilerlemeye devam ediyordum. Saklamanın bir anlamı yok çünkü herkes bilir ki bu evlilik bir anlaşma evliliğiydi. İçinde aşk olmayan bir beraberlik dışında bir şey değildi. Olmasını isteyen de maalesef yoktu zaten.
Herkes olanları bildiği halde bilmiyormuş gibi davranmakta fazlasıyla ustaydı. Sonunda insanlar arasından geçip giderken varmam gereken yere vardım. Sevgili kocamın kıymetlisi olan büyük babasının bulunduğu masaya ulaşınca Ali Bey anında yanındaki sadık adamını küçük bir baş işaretiyle gönderip masada benim ve onun yalnız kalmasını sağladı. Zaten masaya yaklaşınca Asaf yavaşça benden uzaklaşıp ikizi olan Aysar 'ın yanına geçmişti.
"Geciktin." diye huysuz bir sesle konuşan Ali Beyin sesini duyunca kendimi sakin kalmak adına zorladım. İhtiyarın bakışları fazlasıyla benden rahatsız olduğunu açıkça belli ederken ona nasıl ılımlı bir bir şekilde davranabilirim ki? Zaten o da benim ondan rahatsız olduğumu biliyordu. İkimiz de zoraki bir sebep olmadıkça yan yana gelmezdik. Hatta aynı evde olsak bile kendi alanımıza çekilir, birbirimizi yok sayardık.
"Sevgili eşim için süsleniyordum." dedim düz bir sesle. Yüzüme dönen bakışları bu olduğum halden fazlasıyla rahatsızlık duyduğumu belli ettiği için yüzünü buruşturup bana öyledir kesin dercesine bakıp, kısa bir süre beni baştan aşağı incelemişti.
Ah doğrusu eşimin gelişi benim için bir işkence ve yastan farkı olmadığı için bu geceye siyahlar içerisinde gelmek istemiştim ama Ali Bey bunu duyunca siyah dışında bir renk giymem için ricada bulunmuştu. Altını çiziyorum ricada... Son anda dolapta bulduğum üzerimdeki bordo elbiseyle istemeye istemeye buraya getirilmiştim. Hadi ama buraya gelmek istemediğimi bilirken nasıl mutlu olmamı bekler ki? Ben dışında herkes aklını kaçırmış olmalı.
"Bilmesem seni dediğine inanacağım. Seni bile buraya zorla getirdim. Son anda kalkışa kalkan uçağının havalanmasını durdurdum. Kocanı görmeye çok isteklisin maşallah." dediğinde tehlikeli bir gülümsemeyle dudaklarım kıvrıldı.
Ah doğru söze ne denir ki. Son anda kimse bilemeden birkaç günlük tatile çıkacağım an maalesef Ali Beyin olanları öğrenmesiyle suya indi ve uçuşum iptal oldu. Belki ben kocamın gelişini beklemiyordum. Ne diye beni buraya zorla getiriyordu ki?
"Sadece tatil yapmak geldi içimden." dedim daha da öfkeden çıldırması için uğraşırken.
"Kocanın geleceği hafta mı?" dediğinde neden olmasın ki dercesine baktım ona. Sonuçta yıllardır yoktu. Onu birkaç gün daha görmesem hiçbir şey olamazdı. "Evli olduğunuzu unutuyorsun anlaşılan. En çok senin burada olman gerek." diye ikazda bulunduğu anda bıkkın bir nefes alıp masadaki kadehlerden birine uzandım.
"Hadi ama evli olduğumu unutturduğunuz bir an bile yok. İstesem dahi unutamam bunu. Ve buraya sizin zorunuzla geldim. Şu sıralar eşimi görmek gibi bir niyetim yok. Aslında bir ömür boyu görmek gibi bir niyetim olamadığını söylesem abartmış olur muyum?" diye sorunca aniden öfkeden kıpkırmızı kesildi ve bana olan nefreti ortaya çıktı.
" Haddini aşıyorsun Ronay. "diye tehditkarca konuşunca, hiç gerilmeden ona doğru dönüp bakışlarımı kısarak cevap verdim.
" Ne o beni yeniden öldürmeye mi çalışacaksınız? Bunu daha önce yaptınız ve bedeli ağır oldu. "dedim soğuk ve hissiz bir sesle.
En sevdiği korumasını gözlerinin önünde öldürmüş ve ona bir daha bu olursa sıra torununa gelir demiştim. Şakam olmadığını bildiği için bunu bir daha denemedi. Ya da sevgili kocama yapmış olduğum suikast girişimlerinden haberdar olunca denemekten kaçındı. Çünkü bu konuda gözümü kararttığımı biliyordu.
" Kubat senden üç yıl önce boşanmalıydı." dedi bunun olmaması canın sıkarken, bana bakmadan masadaki kadehine ulaştı ve yavaşça kadehindeki içeceğini yudumladı.
"Boşanmadı ama." dedim bunun olmasını çok isteyen bir sesle. "Ona açmış olduğum onca davaya gelmediği gibi hakimlere sunduğu kanıtlarla işime çomak soktu. Ve sonra bende pes ettim. Ta ki onun saltanatını yerle bir etmeye başlarken. Bu sefer o beni boşamak için çabalarken ben istemeyen taraf oldum. Ve bu sayede ikimizde bu toksik ilişkide birbirimizi mahkum ettik bu evliliğe. Yani anlayacağınız sonsuza kadar gelininiz olarak kalacağım. "demiş ve ona artık bu konuda yakınmasının saçma olduğunu ve bunu kabul etmemek için geç kaldığını ima etmiştim.
" Soyumun senden devam edecek olması gerçeği canımı sıkıyor. "dediği anda gözlerime yerleşen korkuyu görmedi çünkü bunu bakışlarımı yere çevirerek sakladım.
Düşüncesi bile beni korkuturken bunun istemiyorum. Anne olmak asla ama asla istemiyorum. Yaşadığım onca şeyden sonra yaptığım onca kötülüklerden sonra bunun olması benim için bir idam olurdu. Bu içerisinde olduğum hali anında ört bas edip her daim takındığım o vurdum duymaz üslubuma geri dönmüştüm.
"Sorun yok bence torununuz birinden çocuk sahibi olur ve bu sayede bir torununuz olmuş olur. Merak etmeyin çok iyi bir cici anne olacağım. Hem zaten rahmetli oğlunuzda bunu yapmadı mı? Eşini aldatmış ve Kubat 'ın bir üvey kardeşi olmasını sağlamıştı. Sahi onu göremiyorum yoksa buraya gelmesini önlediniz mi? Ah hiç yakışıyor mu bu ayrımcılığınız? Sonuçta o da sizin torununuz değil mi?"demiş ve damadına damarına basamaktan çekinmemiştim.
Huysuz ihtiyar bu cümlemle elindeki kadeh bardağını parmaklarıyla sımsıkı tutarken, sakin kalmak için derin derin nefesler almaya çalışmıştı. Gözünün seğirmesi ve çenesinin kas katı kesilmesi çoktan küplere bindiğinin göstergesiydi. Onu durduran şeyse onca kişinin arasında oluşumuz. Eğer bunları ikimizin tek kaldığı bir yerde söylemiş olsaydım çoktan elindeki kadehi bana fırlatmış olurdu. Neyseki işimi iyi biliyorum ki bu cümleyi her daim kalabalıkta söylerdim.
Sakin kalmak için kendini zorladığı bu süreçte bana dönmüş ve öfkeden irileşmiş gözleriyle bana bakmıştı.
"Sen nasıl bir kadınsın? Bu tür şeyi nasıl istersin? Bir daha bu konu hakkında konuşmayacaksın! Bir daha rahmetli oğlumu diline dolamayacaksın!" dediğinde ona üsten bir bakış atıp beni sözleriyle sindirmeyeceğini bariz belli ettim. Tabii bu onun şu an pek umurunda değildi. Yavaşça yerimden ayrılmadan hemen önce ona küstah bir bakış atıp sorularını cevaplamıştım.
" Ben nasıl bir kadınım öyle mi? Ben o öve öve bitiremediğiniz torununuzun karısıyım. Hatırlatırım beni onula siz evlendirdiniz. Ve bu evliliğin ne şartlarda yapıldığını iyi biliyorsunuz. Ne ben ondan haz ediyorum ne de o benden. Bıraksın bu toksik ilişkimiz biz ölene dek sürsün. Yoksa iki taraftan biri bir diğerini öldürmeden durmayacak gibi. "dedikten sonra onun yanından ayrılmış ve biraz ileride bulunan boş masaya doğru ilerlemiştim. Çünkü birazdan çok sevgili kayınbiraderim burada olacaktı ve bu partinin çekilir yanı onun gelişiyle başlayacaktı.
Eşref Kahir...
Ailenin üvey torunu olmasına rağmen en çok anlaştığım kişiydi. Mizahi yönü bu hayatın çekilir kılınmasını sağlıyordu. Yıllar önce Polat Kahir yaptığı bir iş seyahati sırasında yaşadığı yasak ilişkisi sonuncunda Eşref dünyaya geliyordu. Bir müddet kimse bu olayı bilmiyordu.
Ta ki bunu sonradan ortaya çıkmasını sağlayan Ali bey tarafından, her şey onun bunu ortaya çıkarmasıyla başlamıştı. Sonrasında Eşref 'te aileye katılmış ve Kubat gibi ailenin torunu olarak görülmüş ona göre muamele yapılmış. Neyseki Kubat kadar kasıntı biri değildi. Eğlenceli yönü onunla anlaşmamızı sağlıyordu. Çoğu zaman onun yaptığı onca pisliği ortadan kaldırmam için başımı belaya sokmaması dışında onunla bir sorunum olamazdı.
"Ah kimleri görüyorum kimleri. Sevgili yengemde buradaymış." diyen bir ses duyunca arkamı dönüp bakmadan cevapladım onu.
"Zevzekliği kes!" diye sertçe konuşmuş ve onun yanıma gelerek benim gibi davette bulunanlara boş bir bakış atıp sonrasında tüm ilgisinin bana çevrilmesini sağlamıştım.
"Ah abimin bir gelişini ben istemiyorum birde sen. Neden olduğu yerde yaşamaya devam etmiyor ki?" diye sızlandığı anda aynı fikirde olduğumu söylemek istedim. Neden geliyordu bu adam? Keşke ömür boyu gittiği yerde dursaydı. Ama maalesef her güzel şeyin bir sonu vardır ve biz o sona gelmiştik. Bakışlarım Eşref 'e dönünce ona baştan sona baktım.
Eşref kemiksi yüz hatalarına sahipti. Abisi gibi kumraldı. Uzun yüz sert hatları, uzun kirpikleri, çok kalın satılmayacak kaşları, ela gözleri, küçük biraz kemikli burnu, ince dudakları, çıkık elmacık kemikleri ve belirgin yanak kaslarına sahipti. Yeni kestirmiş olduğu siyah saçları hafif dalgalı halde bulunuyordu. Kısa kesilmiş olan seyrek sakalları ona karizmatik bir hava katıyordu. Boyu ne çok kısaydı ne çok uzun. Tahminimce 1.86 üzerindeydi. Giydiği lacivert takım elbisesi ona tam oturmuş, kaslı vücudunu ortaya koymuştu. Her daim eksik etmediği baş harfinin bulunduğu işlemeli mendili ceketinin ön cebinde bulunuyordu.
Her kızın görüp hayran kalacağı biriydi. Zaten çapkınlığıyla nam salmıştı. Az bu konuda vukuatları olmamıştı. Ve bazı durumlarda onu ölümlerden ben kurtarmıştım. Onu incelemem bitince bu rahat duruşuna sadece göz devirip aklıma gelen soruyu sormuştum.
"Gelmezsin sanıyordum." dedim bundan emin olan bir sesle. Çünkü geleceğine olan itimadım hiç yoktu.
"Bende seni bir tatilde olacağını sanıyordum ama bak ikimizde maalesef ki buradayız." dedi isteksizce. Bakışlarıyla dedesinin olduğu tarafı gösterdi. "Bugünün anlamını biliyordum. Kimse beni bulmasın diye tam birkaç günlük ortalıktan kaybolmak için tımarhaneye gitmek için plan yapmıştım. Ne güzel orada kafa dinlerken dedemin adamları geldi ve onlarla gelmesem kollarımdan ve ayaklarımdan vurulma emri aldıklarını söylediler. Sayıları çok olmasaydı dediklerini yapmazdım ama işte bir kişiye karşı on beş adam gönderen dedemin çok ciddi olduğunu anladığım için el mecbur geldim buraya. "dedi Eşref ve sonra ne aklına geldiyse sonrasında büyük hüsrana uğradı.
O an bana belli etmeyerek küfürler savurdu. " Harbi beni vurdurtacaktı diğer torunu için. Kimin dedesi bunu yapar ki? "diye sorunca alaycı bir sırıtışla ona baktım. Bu hareketinle Eşref 'te sesli bir kahkaha attı." Sevgili yengecim nasıl manyak bir aileye gelin geldin sen diyeceğim ama seninde az manyak olduğunu söylemek isterim. Aranızda az normal benim. "demesiyle ona öylemi dersin bakışı attım.
" Ailenin bu konuda başını çeken sensin hatırlatırım. Aramızda en sorunlu kişi sensin. Başına gelen bela sayısı bitmek yerine her geçen gün dahada artıyor. Kusura bakmayın ama Kahir 'ler olarak etrafımı sarmalamışsınız ve benim sizden kurtuluşum yok." diyince aniden Eşref işaret parmağını bana doğrulttu.
" Ah yengecim kendini bu kadar küçük görme seninde nasıl bir kaçık olduğunu tüm mafya dünyası biliyor. Kimse seni karşısına almak istemiyor ve bu sayede sebep olduğum sorunlar senin vasıtanla son buluyor. Bana yaptığın yengeliği unutacak değilim. Abim bile bana abilik yapmadı. "diyerek bana olan saygısını ve sevgisini dile getirdi.
Bir sır verir emmiyetiyle konuştum.
" Kahir 'ler arasında en çok seni seviyorum diğerlerinin canı cehenneme. "dediğimde gür bir kahkaha koparması davette bulunanların gözünden kaçmadı.
Ona sus bakışları atınca bunu takmadı.
" Ah yengecim bunu zaten biliyorum. Bende en çok Kahir olarak ilk kendimi sonra seni seviyorum. "dediğinde onun beni ikinci sıraya koymasından dolayı yüzümü buruşturup, ondan yana dönmüştüm." Lütfen küsme yengecim. İnsanlar arasında ilk sırada sen varsın ama Kahir 'ler arasında ikinci sıradasın. "diyince daha fazla konuşma bakışı attım ona. Çünkü konuşunca daha çok batırıyordu kendini gözlerimin önünde.
" Tam bir pisliksin biliyorsun değil mi? "diyince evet anlamında başını salladı.
" İltifatların için teşekkür ederim yengecim. "diye birde pişkince sırıtıp durunca ona gözlerimi devirip onu yok saymaya başladım." Böyle yaparak kalbimi kırıyorsun ama yengecim. "dedi onu görmezden geldiğimi fark edince.
" Bir kalbin olduğu konusunda şüpheliyim. "diyince dudakları iki yana kıvrıldı. Haylaz bir çocuk gibi bana bakmaya başladığı anda bu cümlenin onu üzmekten çok mutlu ettiğini anladım." Sahi senin için kalp ne anlama geliyor. "dedim gerçekten buna vereceği cevabı merak ederek.
" Kan pompalamak dışında başka bir görevi olduğunu bilmiyorum. Sen biliyorsan aydınlat beni sevgili yengecim. "diyince ona sen iflah olmazsın dercesine bakmış ve bu halimden keyif alıp daha çok sırıtmasını sağlamıştım." Dikkat ettimde gecenin başından bu yana seni çok mutlu görmedim. İnsan kocası geldiği için bu kadar da üzüldüğünü yansıtmaz dışarıya. Düşmanlarımıza alay konusu veriyorsun. Hiç olmadı bu yaptığın yenge hanım." diye birde beni kınayınca ona sert bir bakış atarak susması gerektiğini belli ettim.
Eşref elindeki kadehteki içeceğini bitirince yanından geçmekte olan garsonun elinde tuttuğu servis tepsisinden bir tane daha almış ve kaldığı yerden içmeye devam etmişti.
"Çok fazla içmiyor musun?" diye sorunca yavaşça elindeki kadehe bakmış sonra bana dönmüştü bakışları.
"Bu geceye tahammül etmem için içmem lazım." dediği anda elindeki kadehe baktım.
"İçipte yargara çıkarırsan deden bu sefer gerçekten topuklarına sıkar görürsün. Ve şimdiden söylüyorum büyük bir zevkle izlerim sadece. Seni korumamı asla bekleme şimdiden haberin olsun. "diyerek ona yardım etmeyeceğimi söyleyince elindeki kadehi bana doğru doğrultup işte bu dercesine güldü.
" Senden beklediğim performans işte bu sevgili yengecim. Ama sanmıyorum bu gece dedemin gözde torunu geldiği için yapacaklarımı maruz görecektir bu seferlik. Nede olsa bugün hiç sorun çıksın istemiyor." demiş ve işaret parmağını bir yeri göstererek kaldırıp durduğu anda nereyi gösterdiğine baktım." Baksana ne denli mutlu. Bu gece yurt dışından gelen ben olsaydım. Bence gece boyunca somurtmak dışında bir şey yapmazdı. "diyince ikinci planda olmasının canını sıktığını fark ettim.
Evet Ali Bey en çok Kubat 'ı seviyor. En değerli torunu oydu. Eşref ikinci sırada yer alıyordu ve bu onun canını sıkıyordu.
" Sorun etme benim içinde Kubat ikinci planda. "demiş daha sonrasında hata yaptığımı fark edince düzeltmiştim." Aslında hiçbir şekilde değer verdiğim insanlar sıralamasına girmiyor. "diyince bu sefer Eşref mutluluk sebebiyle gülümsemiş ve göz kenarları usulca kırışmış ve bana eyvallah dercesine bakmıştı. Az da olsa bozulan ruh durumunu kurtarmak için bunu yaptığımı fark etmişti.
Birkaç dakika süren sessizliği yine ben bozmuştum.
" Beyefendi gelmek için artık neyi bekliyor?" dedim sıkıldığımı belli ederek.
"Görende assolist sanır kendisini. Millet bekleye bekleye sıkıldı." dedi ve sonra bir şeye açıklık getirmek için açıklama yaptı. "Buradaki millet ben ve sen oluyoruz . Davete gelenler asalak olduğu için beklemekten sıkılmış gibi durmuyorlar. Elimde olsaydı biraz daha geç gelirdim ama maalesef elimde değildi." diyince Eşref bende aynı durumda olduğumu belli ettim.
"Sanki herkes onun gelişini bekliyor sanır. Hepsinin amacı ve çıkarı farklı olduğu için burada ama ben ve sen buraya hiçbir çıkarımız olmadan zorla getirildik. Gecenin sonunda buradan kaçmak için elimden geleni yapacağım." diyince sanki çok güzel bir fikri ortaya atmışım gibi Eşref parmaklarını şaklatıp bende aynısını yapacağım demişti.
" Bu lanet gece bir bitsin de parti vermeyi düşünüyorum. Gelmek istersen davetiyeni gönderirim. "dediğinde yok kalsın demiştim.
Eşref 'in parti anlayışı çok müstehcen olduğu için onun partilerine gitmekten çok diri diri mezara gömülmeyi tercih ederim. Ki zaten bunu denemişliğim var ve bu daha az rahatsızlık veriyordu. Toprağın altında olmak zor ve acı vericiydi. Tabii sonunda aldığım ödül buna değmişti.
Şimdi diri diri kim toprağa kendisini gömer diye soruyorsunuz ama tek çareniz buysa bunu tercih etmekten kaçınmazsınız. Eski günlerin zihnime dolup bendeki acıyı açığa daha fazla çıkarmasının önüne geçerek dikkatimi şu ana vermeye çalıştım. Davet alanında bir hareketlilik olduğu anda beklediğimiz anın çatıp geldiğini anlamış oldum.
"Ah bak assolist geliyor." dediği anda Eşref beni o an bir gülme tuttu. Güldüğümü fark edince Eşref 'te gülmüştü. O sırada bakışlarımı kapının olduğu tarafa çevirmiştim. İşte o an nefes almamı kesen bir olay oldu. Kubat içeri girmiş ve girer girmez önünde dikilenleri yok sayıp gözlerini hızla içeride gezdirmeye başlamıştı. Bu adam kimi arıyordu?
Bulamadığı her an daha hızlı gözlerini içeride dolaştırıp duruyor, sabırsızlığı açığa çıkıyordu. Aradığı kişi kim diye bende etrafımda bakışlarımı gezdireceğim an birden bakışlarımız buluşunca yavaşça bedenini olduğum tarafa döndürdüğünü ve baştan aşağı beni hedefi yaptığını fark ettim. Yüzümdeki gülümseme yavaşça solarken yanımdaki Eşref konuştuğu anda Kubat ona soğuk ve yadırgayan bir ifadeyle bakmıştı. İkimizin de yan yana olması onun keyfini kaçırmış gibiydi.
Kubat olduğu yerde dedesinin ona sarılmasına izin vermiş, ona hoş geldin diyenlerin iyi dileklerini kısa bir cümleyle cevaplamıştı. Sanki olduğu yerden biran önce ayrılmak isteyen bir hali vardı.
"Baksana kasıntı herife nasılda suratsız? Sanki herkes buraya senin o mükemmel suratını görmek için geldi." diye yakınan Eşref 'e sus dercesine bir bakış atınca Eşref sadece umursamazca omuz silkmişti. "Bende bir sevgili abimi görmeye gideyim." dediği anda suratsız bir şekilde olduğu yerden ayrılırken onun bu hali gülümsememi sağlamıştı. Bakışlarım tekrar Kubat' ın olduğu yöne çevrildiği anda onun bakışlarının üzerimde olduğunu en çokta gülümsememde takılı kaldığını gördüm.
Kaşları çatık bir şekilde bana bakarken onun bakışlarının üzerimden olması gerilmemi sağlamıştı. Bakışlarımı ondan çekip Ali Bey 'e çevirdiğim anda onun bana baktığını ve sanki Kubat' ın keyfini kaçırdığım için yine her şeyi mahvetmiş olduğumu bakışlarından anladım. Beni başıyla olduğu yere çağırınca Ali Bey hiç oralı olmadan olduğum yerde dikilmeye başlamam onun olduğu yerde sinir krizi geçirmesine sebebiyet verdi.
Hiçbir şeyi umursamadan olduğum yerde dikilmeye devam ettim. Birisi birinin ayağına gelecekse o ben değil karşımdaki kişi olur.
Zaten çoğu davetliler soluğu Kubat 'ın yanında almış ve ona geçiş izni vermemişti. Bende o sırada uzaktan Kubat' ı izliyordum. Sahiden fotoğraflardakinden daha yakışıklı duruyordu. Şimdi diyeceksiniz ki kocanı hiç görmedin mi? Evet canlı canlı görmedim. Zaten bu evlilik kadar benimde bu hayatta olmam karışık ve hayli uzundu. Zamanı gelince buna da değinmeyi düşünüyorum.
O sırada çaktırmadan Kubat 'ı baştan sona izlemeye başladım. Bakışlarımı nasılsın ilk durağı yakışıklı yüzü olmuştu.
Kubat köşeli ve belirgin bir çene hattı bulunuyordu , yüzü sert ama karizmatik bir ifadeye sahipti. Kaşları ne gür ne inceydi, hafif çatık, bakışlar eşliğinde etrafını saranları izliyor, derin ve etkileyici haliyle yanındaki kadınları etkisi altına alıyordu. Bakışlarımı derin bir kuyuyu andıran gözlerine çevirdim . Gözlerinin rengi koyu kahverengiye çalan kehribar tonuna sahipti. Burun yapısı düzgün, hafif keskin hatalıydı. Yavaşça bakışlarım aşağı inince dudaklarının ne çok ince ne de kalın olduğunu gördüm.
Yanak kemikleriyse oldukça belirgin olmakla birlikte ten rengi buğday rengine yakın duruyordu. Bakışlarım hemen yüzünden saçlarına kaydı. Saçları koyu kestane rengi, hafif dalgalı olmakla birlikte kısa kesilmiş, alnına birkaç tel dağınık halde düşmüş vaziyette duruyordu. Sakallarına baktığımdaysa kısa, düzenli ama ona maskülen bir hava kattığını gördüm.
Genel olarak yüzüne baktığımda o an aklıma şu gelmişti; yüzünde hem asalet hem de gizemli bir sertlik havası vardı. Belki de ona bakan kişi bunları görürdü ilk bakışta ama ben ona bakınca ilk bakışta tehlikeli ve acımasız bir karakter görüyordum. Çünkü dış görünüşü bana bunu yansıtıyordu açıkçası. Bakışlarım yüzünden bedenine kaydığı anda ilk izlenim olarak boyu dikkatimi çekti.
Uzun boylu olmasının yanında her daim yıkılmaz ve özgüvenli bir duruşu vardı. Üzerindeki kıyafete bakışlarım çevrildi. Vücuduna tam oturan, buradan bile bakılınca özel dikim olduğu anında anlaşılan siyah bir takım elbise vardı. Giymiş olduğu ceket omuzlarını ortaya koyan keskin hatlara sahipti. Ceketin düğmeleriyse siyah saten detaylıydı. Ceketin cep kısmındaysa beyaz baş harflerinin işlendiği bir mendil dikkat çekiyor. Kahir'ler bunu bir gelenek haline getirmişti.Tüm Kahir erkekleri kendi isim harflerini taşıyan mendilleri ceketlerinin ön cebine yetiştirmeyi eksik etmezdi. İçinde giymiş olduğu gömlek saf beyaz jilet gibi ütülenmiş , kravatıysa siyah üzerinde ince gümüş çizgileri bulunuyordu. Pantolonu ceketiyle aynı kumaştandı.
Ayağında parlak siyah deri ayakkabılar vardı. Belindeki kemer tokası sade olduğu kadar zevkli bir detay olarak göze hafifçe çarpıyordu.Bileğindeyse ince, metal kordona sahip klasik bir saat göze çarpıyordu.
Onu incelemem bitince başı birkaç dakika daha kalabalık olduğunu anlayınca olduğum yerden ayrılıp biraz ileride kapısı açık olan geniş ve loş ışıklarla aydınlatılmış balkona doğru ilerledim. Birazda olsa içerideki gürültü ve yapmacık insanlardan uzak durmak bana iyi gelecekti. Balkona çıktığım gibi ayaklarımın altına serili olan şehri ve şehrin ışıklarını izlemeye başladım. Ne kadar oldu acaba bir köşeye çekilip huzurla akan zamanı izlemeyi? Gözlerimi kapatıp birkaç dakika zamanın acımasız melodisi arasında soluklanmaya başladım.
"Gürültünün her daim seni rahatsız ettiğini biliyordum." diyen sesi duyunca aniden arkamı döndüm. Karşımda Kubat 'ı asla beklemiyordum. Uzun bir zaman davetlilerle meşgul olur sanan ben onun karşıma çıkmasıyla kalp atışlarım hızlanmıştı.
Sessizce ona bakarken Kubat yavaşça yanımdan geçip benim az önce yaptığım gibi şehri izlemeye başladı.
"Neden buradasın?" sorusu pat diye dudaklarımın arasından döküldüğü anda yandan bir bakış attı ve bana saçma bir soru sormuşum gibi baktı.
"Ne o karımın yanına gelemez miyim?" diye hesap sorunca birkaç dakika bir şey diyemedim ama sonradan kendimi toparlayıp konuştum.
"Sadece misafirlerinle ilgilenmen gerekmez miydi?" dedim konuyu toplamak adına.
"Buraya herkesle ilgilenmek için değil ailemle ve işlerimle yakından ilgilenmek için geri döndüm." diye soğuk, sınır belirten bir tonda konuşunca bir şey demedim ve birkaç saniye sustum. "Gördüğüm kadarıyla değişen çok şey olmuş ve buraya kendi düzenimi geri getirmeye geldim." diye konuşunca aniden iğneleyici bir kıkırdama dudaklarımdan dışarıya salındı. Bunu duyunca başını yana atarak bana baktı.
"Unuttuğunuz bir şey var artık buradaki tüm düzenin sahibi benim." dediğim anda yavaşça dudakları tehlikeli bir kıvrılmayla genişledi.
"Unuttuğun bir şey var karıcım bu şehrin kralı benim ve sende benim karım olduğuna göre sahip olduğun düzende benim varlığımla var oldu. Yani bana ait bir şeyi bu kadar kararlılık içerisinde koruman hoşuma gitti." dediği anda kaşlarımı çatarak ona saf bir nefretle baktım." Ah işte geceden beri ilk kez gerçek duyu ifadesi görüyorum. Ve bu beni mutlu etti. "dediği anda onunla daha fazla yan yana kalmak istemedim ve burayı terk etmeye hazırlandım.
" Kendi dünyanda sana iyi eğlenceler dilerim. "diye kibirli bir sesle konuşup davet alnına geçmiştim. Ben orayı terk edince onunda beni takip ettiğini gördüm." Ne o beni mi takip ediyorsun? "dedim ilerlemeye devam ederken.
Arkamdan gelen adım sesleri arasında konuşmasını duydum.
" Hâlâ bana hoş geldin hediyesi sunmanı bekliyorum karıcım. "diye ikide bir o rahatsız olduğun kelimeyi söylediği için yüzümü buruşturup biraz ileride olan Asaf 'a işaret yaptım yanındaki hediyeyi getirsin diye.
Asaf buraya gelirken ilerlemeyi yarıda bırakıp ona döndüm. Anında duran adımlarımla birden onunla burun buruna geldim. Birkaç saniye birbirimizi izledik. Kehribar harelerine bakarken yoğun bir ifade gördüm ama ne olduğunu anlayamadım. O sırada Kubat biraz başını eğip yüzümüzün arasında hiç mesafe bırkmazken nefislerimiz birbirine karıştı.
Aramızda aniden gelişen amansız çekim Asaf' ın varlığıyla son buldu. Birkaç adım geriye çekildim ve Asaf 'ın hançeri ona vermesini sağladım. Uzatılan hançeri dağılmış yüz ifadeleri arasından alıp incelemeye başladı. Kubat dikkatli bir şekilde hançeri izlerken bende az önce yaşadığım o garip çekimi yok etmeye çalışıyordum. Ne oluyordu bana böyle? Saçma sapan duyguların esiri olmayacak kadar başka amaçlarım bulunuyordu. Kubat hançeri aldığı gibi kutudan usulca düz bakışlar eşliğinde incelemeye başladığı anda bende aramızdaki sessizliği konuşmamla bozdum.
"Özel tasarım. İçerisinde zehir bulunduran bir hançer bu. Ve istediğin zaman zehri yenileyebilirsin." diye küçük bir açıklama yapınca bana bakışlarını çıkarmış ve sahiden dediğim gerçek mi diye bakmıştı.
Hançeri yerine koyduktan sonra çatık hale gelen kaşlarıyla bana bakıp konuşmuştu.
" Bu hançerle sana herhangi bir zarar vereceğimi düşünemedin mi? "diye uyarı dolu bir sesle konuşunca ona sırıtmış ve omuz silkerek ondan yana bakmayarak konuşmuştum.
" Böyle yaprak seni öldürmem için bana bir neden sunarsın. Her daim yanımda panzehir taşıyorum ama sen aniden sana saldırmam sonuncuda kendini nasıl kurtarırsın bilmiyorum. Bildiğin gibi burada artık senin pek bir hükmün yok. Tüm mafya liderleri artık beni tanıyor ve benden yana karar verirler. Senin borun artık ötmüyor burada anladığın üzere. "diye sevimli sayılacak bir ses tonuyla konuşunca kaşlarını çattı ve dediklerimi hiç umursamıyorcasına davranıp etrafındaki insanlara bakarak konuştu.
" Onlara nasıl hükmettiğini biliyorum ve bu konuda hakkını yiyemem ama unutuyorsun sevgili karıcım. Aslan benim sen değil. Ortalıkta olmamam güçsüz olduğum anlamına gelmez sadece sana alan tanıdım. Ve şimdi o alanı yok etme zamanı." demiş ve Kubat yavaşça yanımdan hareketlendiği gibi dedesinin olduğu yöne doğru ilerlemişti.
O giderken arkasından sırıtarak baktım.
" Ne yaptığınızı bilseydi bence bu cümleyi kurmazdı.. "diyen Asaf 'ın iç çeken ve ne yapacağını bilmeyen sesini duyunca ondan yana döndüm.
" Bırak düşündüğü gibi her şeyin onun olduğunu sansın. Gün gelecek ve aslında benim kim olduğumu ve neler yapacağımı anlamış olacak. O zamana kadar saf kızı oynamaya devam edelim değil mi?" dedikten sonra bende olduğum yerden ayrılıp davet alanında bazı tanıdık yüzlerle konuşmaya başladım. O sırada gece boyunca Kubat 'ın tüm bakışlarının üzerimde olduğunu hissettim. Ne zaman onun olduğu tarafa yanlışlıkla baksam onunla her daim göz göze geliyor ve bakışlarındaki şüpheci ifadeyle karşılaşıyordum. Sanki bir şeyler farklı geliyor gibiydi ona.
Üzerimdeki bakışlarını yok saydım gecenin sonuna doğru. Zaman akıp gitmiş ve ben artık sıkıldığım için burayı erkenden terk etmeye karar vermiştim. Uzağımda bulunan Asaf 'a işaret verince yanıma doğru gelmişti.
"Bir şey mi oldu efendim?" diye sorunca etrafımı kısa bir süzüp sonrasında konuşmuştum.
"Arabayı hazırla buradan ayrılıyorum." dediğim anda Asaf ilk bana sonra birkaç metre uzağımda bulunan Ali Bey' e bakmış ve bu vermiş olduğum kararın sorun yaratacağını açıkça belli etmişti bakışlarıyla.
Düz ifadem karşı çıkılmasını istemediğimi belli edince anında kulağına eli gitmiş ve Aysar 'a arabayı otelin girişine getirmesini istemişti. İstediğim olduğunu görünce yavaşça olduğum yerden hareketlenip yavaşça çıkışa doğru ilerlemeye başlamıştım. O sırada harekete geçtiğimi gören Eşref başına bela aldın dercesine bana bakmış, onun yanından geçerken bakışlarını görmezden gelerek davet alanının olduğu yer terk edip otelin lobisine ulaşmıştım. Arkadan bana eşlik eden Asaf daha fazla dayanamamış olmalı ki konuşmaya başlamıştı.
"Yanlış yaptığınızı söylemek istiyorum." dediğinde daha fazla gerçek anlamda zorla tutulduğum o partide durmak istemiyorum. İsterse akşam yargara koparsın Ali Bey ama bu gece umurumda değil. Daha fazla burada durarak kendime hakaret etmeyeceğim.
"Bu benim sorunum. Sen sadece beni eve götür yeter." demiş ve otelin çıkışına ulaşan adımlarım durmuş ve arabanın bir an önce otoparktan olduğum alana gelmediniz beklemiştim.
Saniyeler sonra araba önümde durunca arabaya doğru ilerleyip, Asaf 'ın benim için kapıyı açmasını beklemiştim. Tam açılan kapıdan içeriye gireceğim anda arkadan Kubat' ın emir veren cümlesini duyunca hareket etmeyi kesmiştim.
"Arabayı ben süreceğim. Siz arkadan bizi takip edin. 'diyen buyurgan sesiyle aniden ona doğru dönmüş ve ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken şoför koltuğuna geçip benimde araca binmemi beklemişti.
Etrafta insanlar var diye sorun çıkmasın diye bir şey demeden Asaf' ın ön şoför koltuğunun diğer tarafındaki kapıyı açmasını beklemiştim. Asaf kapıyı açınca sakin adımlarla aracın ön tarafına geçip, kemerimi takıp sessizlik içerisinde arabanın hareket etmesini beklemiştim. Araç yol alırken, arkadan bizi takip eden birkaç araç daha olmuştu. Ellerim dizlerimin üstünde dururken akıp giden yolu seyretmeye başlamıştım. O sırada Kubat 'ın ara sıra yoldan çektiği bakışlarını üzerime çevirip durduğunu hissediyor ama ondan yana bakmıyordum. Sessizliğim sanki hoşuna gitmemiş gibi konuşan ilk o olmuştu.
"Sessiz olmanı ne borçluyum? Şu an aynı araçta olmamızın seni rahatsız ettiğine dair cümlelerini duymayı tahmin etmiştim." dediği sırada alaycı sesi sadece içimden ona hakaret etmemi sağladı.
"Bu gece gövde gösterisi yapmana izin verdim diyelim. Ama bu seferlik. Malum misafirsin bu gece için. Bozulmanı istemedim otel önünde." dediğim anda olduğum tarafa kısaca bakıp, sonra bakışlarını yola çevirmişti.
Tavırları ve ifadeleri beni küçümseyen bir haldeydi ama ben ona ne olduğumu ve kim olduğumu bariz belli edeceğim. O güne kadar kendini kral sanmasına izin verip onun eğlenmesini sağlayayım.
"Bunun için sana teşekkür mü etmem gerekiyor?" diye sorunca hayır anlamında başımı iki yana salladım. Yavaşça bakışlarımı yoldan çekip ona baktım.
"Gerçek olmayan teşekkürleri kabul etmeme gibi bir huyum var." dediğimde yavaşça dudaklarının kıvrılmasını ve bu söylediğim cümleden keyif duyduğunu gördüm.
"O halde hiçbir zaman benim tarafımdan gerçek bir teşekkür almayacaksın." demişti kibrinden sıyırılmayarak.
"Merak etme böyle bir niyetim yok olamayacakta. Senden gelecek hiçbir şey ilgimi çekmiyor haberin olsun." diyerek altta kalmadım.
"Erken konuşuyorsun Ronay." dediğinde ismimi söylerkenki telaffuzu sinirimi bozuyor. Çünkü normal bir şekilde dile getirmiyor, her harf onun dudaklarından başka bir şekilde dökülüyordu. İsmimi mi ezberliyordu kendince anlamış değilim. Ben o geldiğinden beri çok ismini zikretmemişken o çoğu kez ismimi söylemekten kendini almamıştı.
"Sende beni fazlasıyla hafife alıyorsun. Unuttuğun bir şey var sen ve dedenin yapamadığı her şeyi ben başardım. Kahir soyadı benimle güçlendi gerçek anlamda." dedim kimi küçümsediğine dikkat etsin diye.
"Ben yaptıklarını küçük görmüyorum sadece sen benim olmayışım nedeniyle kendini bu liderlik olayına fazla kaptırmışsın. Şunu unutuyorsun karıcım kral geri döndü ve gerçek lider nasıl olur görme zamanı." diyerek gerçek gücün şimdi ortaya çıktığını ima ediyordu. Ama onun için yapmış olduğum plandan habersiz olduğundan neden böyle rahat durduğumu bilmiyor yanımda kasım kasım kasılmasına izin verdiğimi anlayamıyordu.
" Seninle daha fazla konuşmak istemiyorum rica etsem yolun geri kalanında sessiz olur musun?Yorgunum ve başımın gereksiz yere ağrımasını istemiyorum. Sen istediğini düşün bir şey demiyorum ben." demiş ve başımı sağa çevirip camdan dışarıyı seyretmeye başlamıştım.
Yeterince yorgundum. Zaten sabaha doğru gördüğüm kabuslar sebebiyle uyumamıştım. Şimdi uykusuzluk yüzünden çektiğim baş ağrısı sebebiyle yorgundum. Yol boyunca ondan istediğimi yerine getirdi ve malikaneye varıncaya kadar hiç konuşmadı.
Malikanin bahçesinden içeri girince aracın kapısını açtığım gibi hızlı adımlarla ilerlemeye başlamış, çalışan kızın açtığı kapıdan hemen içeriye adım atmış ve uzun geniş holden yukarı çıkan merdivenlere doğru yönelip, basamakları hızlıca çıkmaya başlamıştım. Sonunda ikinci katta bulunan odamın olduğu koridora ayak basar basmaz sola doğru dönüp yorgun adımlarla önümdeki kapıya doğru usulca ilerlemiştim. Kapının önüne gelince kapının kolunu aşağı indir kapıyı öne doğru itmiş ve içeri girmiştim.
Kapıyı arkamdan kilitleyip yavaşça karanlık odada ilerlerken bir yandan da ayağımda bulunan topuklu ayakkabılardan kurtulup, yaptığımın olduğu tarafa gidip gece lambasını açmıştım. Oda az da olsa gece lambasıyla aydınlanınca bakışlarım banyoya kaymıştı. Banyoya geçiş yapıp üzerindeki her şeyi çıkarıp sıcak suyun altında duş almaya başlamıştım. On beş dakika sonra duştan çıkıp, bornozu üzerime geçirmiş ve biraz ileride bulunan banyo aynasının karşısına geçip, oradaki yansımama uzun uzadıya bakmıştım.
Bakışlarım titreşirken içimdeki tarifsiz hislerin bendeki hükmüyle derin bir iç çekip hep yaptığım gibi unutmaya ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettiğim anlardan birini yaşadım. Aynanın karşısından sonunda çekildikten sonra banyonun ışığını kapatıp, odamdaki giysi odasına doğru ilerlemiştim. Giysi odasında kendim için saten bir gecelik takımı seçip sonrasında giyinip saçlarımı kurulamaya başlamıştım.
Saçlarımı kurutma makinesiyle kurutup sonrasında taramış ve yatağıma doğru geçip dinlenmeye başlamıştın. Uykum var mıydı? Evet. Peki uyuyacak mıydım? Hiç sanmıyorum. Bugün bende açığa çıkan ve uzun zamandır bastırıp durduğum hisler beni ele geçirmiş ve nefes dahi almamı engelliyordu. Loş ışık altında gözlerim tavana çevrili halde uzun bir müddet uzanmış ve zamanın akıp gitmesini beklemiştim. Aşağıdan sesler duymaya başladığım halde hiçbirini önemsememiş ve hâlâ sakince uzanmaya ve her şeyi yok saymaya devam etmiştim. Kimin ne yaptığıyla ve ne düşündüğüyle ilgilenmiyordum.
Zaten payıma düşen öfkeyi elbet alacaktım. Ha şimdi ha sonra ne fark eder ki? Ali Bey erkenden ayrıldığımız için oğluna kızmasada benden hıncını çıkarmadan durmazdı. Zaten pekte ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. Akıp giden zaman içinde evde sessizlik olmuş ve sesler yavaşça saklı karanlığın gölgesine sığınmıştı. Beni derin düşüncelerden çıkaran şey kapıma doğru atılan adım sesleri olmuştu. Adım sesleri kapımın önünde durunca kilitli olan kapım açılmaya birkaç kere çalışılmış başarılı olunmayınca kısık bir ses kapının ardından duyulmuştu.
"Ronay uyanık mısın? Uyanıksan konuşmak istiyorum." içten gelen bu derin sese ilk birkaç dakika ses vermemiş ve kendi haline bırakmak istemiştim ama sonradan içimi kemiren duygularla olduğum yerden usulca kalkarak kapıya doğru çıplak adımlarla ilerlemiş ve kilitli olan kapıyı açıp tekrar yatağıma doğru ilerlemiştim. Yatağın içerisine girip bakışlarımı kapıya çevirince birkaç saniye sonra kapının açılmasını ve içeriye usulca Kubat 'ın girmesini izlemiştim.
Odaya girdiği anda kehribar bakışları karanlıkta beni buldu. "Uyumamışsın." diye izlenimini aktarınca sessiz kaldım. Uyuduğumu sanıyorsa ona nasıl kapıyı açabilirdim ki? İçerideki varlığı beni gererken sakin kalmak için kendimi zorladım.
Neden buradaydı? Ne istiyordu benden? Tedirgin bakışlarım onun üzerinde gezinirken onun yavaşça odanın loş ışığından rahatsız olduğunu ve içerisinin aydınlanması için tüm ışıkları açmasını izledim. Birkaç saniye yoğun ışık yüzünden gözlerim kapanmış ve ışığın rahatsız edici etkisinin geçmesini beklemiştim. O sırada yavaşça ışığa alışınca gözlerimi aralamış ve biraz ileride kapının önünde hâlâ dikilmekte olan Kubat 'ı kısa bir süre incelemiştim.
Üzerindeki kıyafeti ona sade ama şık görünüm katmıştı. Düz kesim siyah pantolonunun hemen üzerine sade siyah bisiklet yaka bir tişört giymişti. Ayağında siyah spor ayakkabı bulunuyordu. Dışarıya mı çıkacaktı? Bu saatte ne işi vardı acaba?
Yavaş adımlarla olduğu yerde ilerlerken ben yatağın içerisinde ona sessizce bakıyor ve ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum. Amacı neydi bu saatte odama gelmekteki niyeti? Umarım yine onun küçümseyici cümlelerini duymak zorunda kalmazdım. Kubat biraz ileride pencerenin önünde olan geniş çift kişilik koltuğa rahatça oturup kendine yer edinirken kehribar hareleri usulca odamı izliyordu. O sırada bakışlarım onun bakışlarını takip etti.
Kubat 'ın hareleri odada ilk içerideki renk uyumuna çarptı. Gri ve siyahın kusursuz bir şekilde uyumuyla dizayn edilmiş, zarif olduğu kadar modern bir kimlik kazandırdığım odada usulca bakışları her köşeye değinip durmuştu. Bakışları duvarlara kaymıştı, açık gri tonun hâkim olduğu duvarlardan bakışlarını çekip, odayı ferah kılan mobilyalara bakmış ve mobilyalar üzerindeki siyah vurgularda gözleri çok oyalanmadan benim olduğum tarafa bakışları çevrilmişti.
İçinde olduğum yatağın geniş başlığı siyah kapitone deriyle kaplanmış, üzerine serilmiş olan gri saten nevresim takımıyla yatak sofistike bir görünüm almıştı . Yatağın üstünde bulunan yastıklar siyah, gri ve gümüş tonlarında çeşitlenmiş ve, uzandığım için birkaçı olduğu yerden düşmüş halde bulunuyordu.
O sırada bende içerisinde her daim bulunduğum odaya kendi bakışımdan baktım. Odamdaki pencereyi örten gri tüllerin hemen arkasında siyah kalın perdeler bulunuyordu. Karanlığı çok sevdiğim için çoğu zaman perdeler kapalı halde durur ve nadiren gün ışığını odamda bulunmasın sağlardım. Perdeden uzaklaşan bakışlarımı şifonyere doğru kaydırdım.
Şifonyerin üzerinde zarif gri bir abajur, gümüş detaylı bir ayna ve birkaç parfüm şişesi bulunuyordu. Odamın zeminiyse gri renkti ve üzerindeki halı düz desensiz bir halıydı. Tam karşımda ise küçük bir makyaj masası yer alırken ve hemen onun üstünde siyah çerçeveli ayna bulunuyordu. Makyaj masası üzerinde gri tonlu kozmetik düzenleyicileri bulunuyordu. Düzeni severdim ve çoğu zaman odamı kendim toplardım. Bakışlarımı odamdaki eşyalardan çekip Kubat 'a çevirdim ve onunda sonunda incelemesini bitirip düşünceli bir halde bana baktığını gördüm.
Sanki bir şeyler değişmiş ve bunun farkına varan bir hali vardı. Sonunda uzun süren sessizlik onun konuşmasıyla bitti.
"Eskiden bu kadar kasvetli değildi odan. Daha kadınsı ve renkliydi. Ama şimdi gri ve siyah renkler var. Makyaj aynası olmasa ve eşyalar bir kadına ait olduğunu yansıtmasa burası bir erkek adama göre dizayn edilmiş oda sanırdım." demesine karşı sadece düz bir ifadeyle ona baktım.
Ne bekliyordu rengarenk bir odada olmamı mı? Renkleri sevemezdim. Uzun bir zamandır beri. Katlanabildiğim tek renk siyah ve gri renk diyebilirim. Renkler bana geçmişi anımsatıyordu ve bunun önüne geçmek için renkleri yaşamından çıkardım. Uzun zamandır odamda bu renkleri barındırdım. Kubat 'ın bu yorumuna sessiz kalmam onun bakışlarının odamdaki eşyalardan çekip benim yüzüme çevrilmesini sağladı. Ben konuşmadıkça o konuşuyor ve bende gözlemlediği her şeyi çekinmeden bana söylüyordu
"Eskiden bana karşı bu kadar soğuk değildin.. Sanki bir şeyler farklı gibi. " diye bir şeyleri anlamaya çalışırcasına bakınca bana ona çaktırmadan kendimi sakinleştirip gergin halimi perde arkasında saklamıştım. Ona dikmiş olduğum bakışlarım soğuk, iğneleyici ve taviz vermeyen bir tondayken konuştum.
"Ne o bu halimi pek sevmemiş gibi duruyorsun." amacım daha çok dikkatini dağıtmaktı ama pek başarılı olmamış gibiydim. Bakışlarında bunu görmüştüm.
Kubat 'sa bu iğneleyici üslubuma karşı sadece sessizce karşılık vermiş ve birkaç saniye beni baştan aşağıya incelemiş ve sanki görebilirmiş gibi gözlerimin en derinine bakamaya çalışmış ve bir şeyleri anlamak için öylece konuşmadan durmuştu. Ama ne olduğunu anlamayınca pes etmiş ve sonunda konuşmuştu. Hiç konuşmamasını istediğim bir an olmuştu.
"Değişmişsin." dedi bariton, yargılayıcı bir sesle. İlk an aklına düşenleri dile getirdi. Sonra yavaşça olduğu yerden ayrıldı ve benim olduğum yere doğru geldi. Yavaş adımları yatağın kenarında durunca usulca yatağa oturdu ve şimdi daha yakından bana bakmaya başladı. Bana bu kadar yakından bakması nefes almamı kesmiş ve pür dikkat onu izlememi sağlamıştı. Sonra yavaşça cümlesine devam etti. "Bakışların ürkek bakmıyor artık bana. Hissiz ve tahammül edemeyen bir bakışla bana bakıyorsun. Bazen gergin bazense endişeli. Sanki bir şeyleri anlamamdan kaçınıyor gibi bir halin var her an." dedi tok sesiyle. O anda Kubat yavaşça bana doğru eğilmeye başladı. Gözlerim yavaşça irileşti ve kalbim küt küt atmaya başlarken Kubat 'ın eli yukarı doğru kalktı. O an yelkenleri suya düşürmemem gerektiğini fark edince kendime son anda geldi.
Tam Kubat elini yanağıma dokunduracağı an hızlı davranıp elini atik bir refleksle tuttum. Elini tuttuğum anda bakışları kısıldı ve yakışıklı yüzü ne yapmaya çalıştığımı anlayamadı.
"İznim olmadan bana dokunma sakın!"diye soğuk bir sesle konuştum. Sesim aramızdaki sınırı belirliyor, sınırı aşmaması için ona açıkça haddini bildiriyordu.
O an yavaşça Kubat kaşlarını çattı ve dediklerimi umursamayarak bu sefer sol eliyle dokunacağı an tekrar hızla sol kolundan tutup, atik bir hareketle kolunu sırtında sabitleyip onun acıyla yüzünün buruşmasına sebebiyet verdim. Bu hareketimle daha çok yakınlaşmış ve yüz yüze gelmiştik. Nefes nefese kalkmışken birden Kubat hiç beklemediğim bir şey yapmıştı.
O an birden ne olduğunu daha anlamadan sol kolunu tutuşumda ani bir hareketle kurtarıp, beni belimden tutarak göğsüne çekmişti. Bunu beklemediğim için aniden şaşkınlığım nefrete çevrilmişti. Belimdeki sıkı tutuşu yüzlerimizin karşı karşıya oluşu ve onun bu yakınlığı sinir sistemi alaşağı etmişti. Kubat o an şeytani bir parıltıyla bana bakmıştı. Bu hali yaptığı şeyden keyif aldığını belli ediyordu.
Ve bu daha çok sinirden deliye dönmemi sağlıyordu. Aldığım hızlı nefesler ardından ona dikmiş olduğum bakışlarımla bu durumdan rahatsız olduğumu belli ettim. Ama pek umursamadı ve kehribar hareleri büyük bir keyifle bana bakarken konuştu.
"Gözlerindeki bu nefreti çok sevdim." dedikten sonra yavaşça belimdeki elini daha da tenime bastırdı ve aramızdaki mesafeyi umursamadan yavaşça yüzümün her detayını izledi ve o an yaşadığım şey yüzünden birden tenim bir ateş gibi yanmaya başladı.
Gözleri aheste aheste tüm yüzümü detaylıca inceledi. Kehribar gözlerin ilk hedefi gözlerim oldu. Gözlerime anlam veremediğim bir ifadeyle bakmış daha sonrasında yavaşça gözleri haylaz bir çocuk gibi bakmaması gereken noktalara değinmişti. Dudaklarımda oyalanan bakışları, kalp atışımın bir anda dört nala koşmasına sebebiyet vermiş, hızla açıp kapattığım kirpiklerim arasından ona bakmaya ve biran önce bu durumu sona erdirmesini bekledim. Kubat bu yaptığı şeye birkaç saniye daha devam etmiş daha sonra yavaşça elini bedenimden çekti ve yataktan kalkıp uzaklaştı. O yavaşça odada turlarken ben ona saf nefretle bakıyor ve bir an önce odamı terk etmesini istiyordum.
"Buraya konuşmak için geldiğini sanıyordum." dedim bir şeyleri fark ettirmeye çalışarak.
Bu cümlem onun olduğu yerde durup bana yandan bir bakış atıp, kaldığı yerden odamı izlemesini sağladı.
"Ne o yoksa başka bir şey için gelmemi mi istersin?" diye imalı sorusunu sadece yüzümü buruştururcasına bakıp cevaplamıştım. "Merak etme seni yemem." Zaten uzun zamandır evliyiz Ronay. İkimizde bu evliliğin nasıl olduğunu biliyoruz. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyeceğimide bilmen lazım. Buraya gelme sebebim bazı yaptığın şeylerin canımı sıktığını ve biran önce buna son vermeye başlaman içindi." dedi düz, itiraz istemeyen bir sesle.
" Sen ve emirlerinin canı cehenneme. Dediğin hiçbir şeyi yapmayacağım. Ben senin emir erin değilim. O yüzden bana ne yapmam gerektiğini söylemezsen sevinirim. Yoksa inan ki canını sıkacak daha çok şey yaparım. Bunu daha önce deneyimledinde." dediğim anda birden tam konuşacağı an telefonunun çalmasıyla, cebindeki daha önce fark etmediğim telefonunu çıkarıp hemen cevaplamıştı.
Kubat telefonu kulağına yaslayıp odayı terk ederken ona ne yapmaya çalışıyor dercesine bakmıştım. Odayı terk ettikten sonra bende hemen yataktan kalkıp kapıya doğru ilerlemiştim. Kapıyı kapatıp ardından kilitleyip bir daha beni rahatsız etmesine izin vermemiştim.
Sanıyorum ki bir daha bu gece gelmez. Eminim yapacağı çok şey vardır ve bu süreçte bana bulaşmaz. Kapıdan sonra tüm ışıkları kapatmış ve sinirli ve gergin bir şekilde yatağıma doğru gitmiş, yatağına içerisine girer girmez yastığa kafamı gömüp uyumak için koyunları saymıştım. Sonra her daim beni ele geçiren kabusların ziyaretçim olmasını izlemiştim.
Sabah yoğun acı verici kabuslardan sonra gözlerimi açmamı sağlayan baş ucumda çalan alarm olmuştu. Hemen telefona uzanıp, çalan alarmı kapatıp yataktan isteksizce çıkmış ve kendime gelmek için banyoya doğru uykulu gözlerle ilerlemiştim. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkamış, kendime geldikten sonra yavaşça küvete doğru geçip bedenimin yaşadığım dün geceki izlerden ve kabuslardan arınmasını için sıcak bir duş almaya karar vermiştim.
Duşu aldıktan sonra üzerimdeki bornozla giysi odasına geçip orada bugün giymem için kendime bir kıyafet seçmeye başlamıştım. Dolaptan aldığım acı kahverengi olan bir takımı dolaptan almış ve üzerime giymeye başlamıştım. Yüksek bel palazzo pantolon ve üzerindeki blazer ceketi ve aynı tonda bulunan acı kahverengi gömleği giydikten sonra ayağıma siyah yüksek topuklu ayakkabı giymiş giysi odasındaki işim bitince odama geçmiş ve makyaj aynasının önüne geçip oturmuştum. Çok abartı olmayacak bir makyaj yaptıktan sonra saçlarımı yapmaya koyulmuştum. Ensemde sıkı bir topuz yapmış, takı olarak geniş halkalı bir küpe takmış sonra bileğime saat ve bir ince şeritli bileklik taktıktan sonra el çantama koyacağım bazı makyaj malzemesini yerleştirip odayı terk etmiştim.
Odada çıkar çıkmaz adımlarım beni merdivenlere yönlendirdi. Merdivenlerden inip kahvaltının yapılacağı alana doğru ilerlemiştim. Her adımımda kulağıma ulaşan konuşma sesleri herkesin çoktan kahvaltıya indiğini belli ediyordu. Bugün üç kişilik olan kahvaltı masası Kubat 'ın gelişiyle dört sayısına çıkmıştı. Benim adım sesleri içeriye ulaşınca, sesler kesilmiş ve herkes benim olduğum alana doğru bakmıştı. Bakışlarım ilk masaya kaymıştı. Her daim masanın bir ucunda Ali bey ve ben otururduk. Ama Kubat geldiği ilk gün hemen benim daima oturduğum yere oturmuş halde onu gördüm. Üzerindeki siyah özel dikim takım elbisesiyle sandalyesine kurulmuş ve hiçbir şey yokmuşçasına kahvaltısını ediyordu.
Ali Beyse oturduğu yeden gerim gerim geriliyor, torununun gelişinin onu nasıl memnun ettiğini yansıtmaktan çekinmiyordu. Bakışlarım Eşref 'e kayınca herhangi bir boş bulduğu sandalyeye geçmiş ve orada keyifsiz bir halde kahvesini içtiğini görmüştüm. Eşref bugün dışarıya çıkmayacak olmalı ki üzerinde beyaz bisiklet yaka tişört ve aynı renkte olan beyaz pantolon vardı. Benim gelmemle az da olsa keyfi yerine gelmiş ve bana kimseye çaktırmadan göz kırpıp kendince günaydınlar demişti.
Anında onun bu işaretine aynı şekilde karşılık verdim ve masada her daim oturduğum yere oturamayacağımı bildiğim için tamda Eşref 'in olduğu kısmın tam karşısına geçip oturdum. Hiç kimseye günaydın demeden biraz ileride duran çalışan kıza işaret verip servise başlamasını emrettim. Kız anında yanına gelip bana servis yapmaya başladı. Fincana doldurduğu şekersiz kahvemi yavaşça içmeye başladığım sıra Ali Beyin rahatsızlık veren sesi kulağıma ulaştı.
"Gece uyumadın sanırım geciktin." diye kendince beni iğneleyici sesiyle alt etmeye çalışırken anında ona karşılık verdim.
"Bildiğiniz gibi rahatsız olduğum her yere geç kalmak huyumdur. Bugünde öyle bir gün." dediğimde karşımda bulunan Eşref bu lafımla eğlencesini bulmuş gibi bakışlarını etrafta gezdirmeye ve biraz sonra başlayacak laf dalışlarını izlemenin ve duymanın vereceği heyecanla yerinde kıpırdandı.
Tam Ali Bey beni azarlayacak hale bürüneceği an devreye Kubat girdi. Gelin ve kayınbaba tartışmanız bittiyse kahvaltı edelim mi? "Bu sakin ama sınır belirleyecek sesi Ali Beyin susmasını sağlamıştı. Bense gözlerimi devirip kahvemi içmeye devam ettim. Eşref 'le aramızdaki gizli konuşma iletişimiyle haberleşmeye başlamış ve ona neden evde olduğunu sormuştum. Çünkü çoktan gece ülkeyi terk edeceğini düşünmüştüm.
Eşref çaktırmadan Kubat' ın olduğu tarafı gösterdi ve böylece gitmesine mani olanın Kubat olduğunu anlamış oldum. Yine ne yaptıysa bizi bu yere mahkum etti. Bugün olabildiğince evden uzak kalıp , işlerden sonra bile malikaneye gelmemeyi düşünüyorum. Umarım istediğimi başarırım. Yoksa biraz daha bu dede torunla aynı ortamda kalırsam kafayı yemem kaçınılmaz olurdu. Çünkü ikisi de huysuzluk konusunda birbiriyle yarışır ve berabere kalırlardı. Olabildiğince kendimi işlerime vermem ve eve en geç saatlerde gelmem lazım.
Kahvaltı nedense sonrasında sessiz geçmiş ve Kubat ona gelen bir telefon sonrasında kahvaltıdan hemen kalkmış ve malikaneyi terk etmişti. Bu kadar apar topar gitmesini sağlayan şeyi merak etsemde eninde sonunda kulağıma ulaşacağı için şimdilik görmezden gelip, kahvaltımı yapmaya devam etmiş ve doyduktan sonra olduğum yerden kalkıp malikaneden çıkıp, şirkete geçmiştim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |