4. Bölüm

3 -Ruha Yöneliş

Özlem Durmuş
kumsallardagezen12

 

 

" Dünya siyah ve benim karanlığım siyahtan daha kara. "

 

Acılarımın üzerinde koyu bir sis gölge yapmış, rüzgar gelip geçiyor ama bu sis acılarım üzerinden çekilip, acıların unutulmasına mani oluyor. Rüzgar yok etmekten çok açığa çıkarmak için çabalayıp duruyordu. Ve başarıyordu da. Acılarımı geçmişte tutarak geleceğime yön vermeme mani oluyordu. Etrafımda bulunan renkleri yok etmem için uğraş veriyor bu rüzgar. Sadece tek bir rengi ağırlamamı sağlıyordu. Siyahı...

 

Hislerim aklıma gelince aslında onları renklendiren hiçbir anının olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Belki de tek hayatımda var olan renk siyahtı olamaz mı? Bundan şikayetçi olmaktan çok bununla yaşamaya çalışıyorum. Hayatın bana sunduğu şey bu ve benim bununla yetinmem için diğer koşullardan uzak durmamı sağlıyordu.

 

Bu kapkaranlık evren bana dünyanın renklerini değil dünyanın karanlığını sunduğu için yaşamım kasvetli. Yaşamın engellere dolu ve bu engellerin sonunda beni bekleyen bir uçurum var. Ya o uçurumdan atlayacağım ya da geriye dönerek karanlığın beni tamamen ele geçirmesine izin vereceğim. Renklerin olmadığı bir dünya mı yoksa aniden gelen bir ölüm mü benim için daha değerli? Ben renklerin olmadığı ama uzun yaşadığım bir dünyada sonsuz bir acıyla yaşamaya devam etmektense, ani bir ölümle tüm acıların benden alınmasını isterim. Belki en zoru ama en doğru olanı bu.

 

Kaybetmeyip her daim kazanmam için mücadele etmem gereken son bir yaşama olan inancım var. Ve bu yaşam bana hiçbir iyilik sunmadı. Daha çok kendimi bu iyilikleri yaparken buldum. Ben aslında huzurlu bir hayat yaşamak istedim ama bu huzuru kendim için değil bir başkası için var etmem ne kadar garip değil mi? Bazen aslında içinde olduğun yaşam senin anıların için değil bir başkası için yaşaman için sana sunulmuştur. Ve sanırım ben bu yaşamı kendim için değil etrafımdakiler için yaşamaya başlamıştım. Kendime dair yaptığım şeylerin onların iyiliğine çıkan yol olduğunu fark ettiğim an bunu anlamış oldum.

 

Hiç dünyada kendi yaşamının katili olduğunu hissettin mi? Ben hissetmekle kalmayıp yaşadım. Kendimi yok ederek yeni bir kimlik var ettim. Yeni hisler var ettim. Yeni umutlar var ettim. Yeni güvenler var ettim. Ve yeni yarınlar inşa ettim. Her adımım aslında bir diğer güne basamaktı. Sağlam güvenilir ve umut dolu bir basamak. Ben çevremde bulunanlara çok şeyi aşıladım. Güvenmeyi, inanmayı, sevmeyi, umut etmeyi... Peki sonra ne mi oldu? Ben yok oldum. Sanki hiç yaşamlarında izim var olmamış gibi. Beni hiç tanımamışlar gibi. Sanki benim için bu bir görevdi ve görevim bitince terk etmem gerekiyordu bulunduğum yeri. Ben böyle olacağını sanmamıştım. Daha farklı şeyler olur sandım ama başarılı olamadım.

 

Sabah olmuş ve ben güneş ışıklarının odama doğmasını izlemiştim. Huzurun beni terk ettiği bir anda, kendime sahte bir yaşam inşa ederek oradaki sahte duyguları hissetmeye kendimi zorluyorum. Belki de dışarıdan zavallıca gözükebilir ama elinizde tek bu seçenek varsa, bununla yetinmeye itersiniz kendinizi.

 

Odamda fazla durmadan erkenden hazırlanıp bahçeye inmiştim. Malikane bahçesinde kendime ait bir alan vardı. Sera... Bu sera da kendim için çiçekler ekip onlarla ilgileniyorum. Kafamı dağıtmak için en iyi yöntem buydu. Yalnızdım. Kimseyle muhatap olmadan bu kendi küçük dünyamda bana iyi gelecek şeyi yapıyordum. Seraya bu kadar erken saatte gelmem bahçedeki tüm korumaların merakla bana bakmasını sağlamıştı. İkizler bile daha uyanmış değildi. Neredeyse herkes uykuda olurken ben, uykusuzluk içerisinde burada bulmuştum kendimi. Seraya gelir gelmez buradaki çiçeklerimin ve bitkilerimin bakımını yapmaya başlamıştım. Bir saate yakın burada zaman geçirmiş ve artık büsbütün günün başlamasıyla olduğum yerde yavaştan son kalan işlerimi halletmeye başlamıştım.

 

Önümdeki küçük kaktüs fidanın yeni saksısına koyarken birden arkamdan huysuz ve uykulu bir ses duymuştum.

 

"Hangi insan uyanır uyanmaz kendini seraya atar ki?" diyen Asaf yavaşça seranın açık kapısından içeri girip çaprazımda bulunan üst üste konulmuş küçük sandıkların üzerine oturmuş ve bana garip bir ifadeyle bakmaya başlamıştı.

 

Uyanmasına rağmen hâlâ uykulu gözlerle bana bakan Aysar sessizdi. Eminim ki hâlâ zihni uyuyor haldeydi yoksa çoktan o da bana iğneleyici laflarını söylemiş olurdu.

 

"Uyku tutmadı." dedim basit bir şekilde. Aslında ikizlere karşı dürüst olurdum çoğu an. O an ne hissedersen söylemekten kaçınmazdım. Şimdi olduğu gibi.

 

"Peki hiç tekrardan uyumaya çalıştın mı?" dediğinde en sonunda Aysar kafamı sallamıştım.

 

"Son zamanlarda çok fazla uykuların düzensizleşti. İstersen bunun için bir doktora gözük." diyen Asaf 'la dediği şeyle anında yapmam gerekiyor mu diye düşündüm. Sahiden kabuslarım bir yardımla benden çekilip alınabilir miydi? Gecelerim iyi sonlanır mıydı? Artık her gece aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaktan kurtulur muydum? Yavaşça bakışlarımı Asaf' a çevirdim.

 

"Doktorun bu konuda bana yardımcı olacağını sanmıyorum. Bu biraz zihinsel bir şey. Bir hastalık sebebiyle değil." dedim bunun bir faydası olmayacağını belli ederek..

 

"Kubat beyin gelişinden sonra sanki daha fazla sıklaştı bu şey." dediğinde Aysar, yaptığı bu çıkarım benim sadece alaycı bir gülümsemeyle ona bakıp, içten içe kendime olan yüzleşmelerimi açığa çıkardı.

 

Çünkü onun gelişi demek yaptığım hatanın her gün yüzüme vurulması ve olanları hatırlamam demekti. Unutmak için etrafımda hatamın yüzüme vurulmaması demek ama bu artık tamamen imkansız hale geldi.

 

"Onun varlığı sadece huzursuzluk veriyor diyebilirim diğer türlü yaşadığım bu uykusuzluktan başka bir şey yüzünden." dedim saydam olmayı tercih ederek.

 

"Ronay.." dedi usulca Asaf. Bakışlarım onun söyleyeceği şeyi tahmin edercesine ılımlı bir hal aldı. "Ne yaşarsan yaşa günün sonunda yine eski gücüne ulaşacağını bil. Bu konuda sana inancım tam." dedi Asaf babacan bir tavrıyla.

 

Başımı sadece salladım tamam edercesine. Bakışlarımdaki minnet yanımda oldukları içindi. Aslında belki de bu dünyaya ayak bastıktan sonları onları tanımış olmam ve onlarla bu yolda olmak benim için çok değerliydi. Yalnız değildim bazı anlarda. Yalnız değildim bazı hüsranlarda. Onlarla çoğu şeyi beraber göğüs gelmiş, onların yardımıyla bu dünyada kendimi kanıtlamıştım.

 

Üçümüzün arasında patron çalışan ilişkisinden çok abi ve kız kardeş ilişkisi vardı. Ben yok etmeye çalışandım onlarsa bu yok ettiklerimi silen taraftı. Ortaya çıkmasını önlüyordular. Kaç kere ses getirecek şeyler yaptım ve bunlarla ölümümü hazırladım ama onlar tamamen bu yaptıklarımı ört bas ederek beni yarına çıkardılar. Ben buraya geldiğim anda onlar çoktan vardılar ama samimiyet yoktu taki onların gerçek anlamda canımı kurtardığı ana kadar. İşte o günden sonra onlarla daha çok yakın oldum. O samimiyetsiz ortam yok oldu. Ve şu ana gelebildik.

 

"Ne o dalıp gittin? Hayırdır bu yakışıklı yüz seni etkiledi mi? Şimdiden söylüyorum evli kadınlar dikkatimi çekmiyor." dediği anda bu haline güldüm. Sırf Ruh halim değişsin diye bana takıldığını biliyorum. Buna rağmen ona burun kıvırıp, başımı ondan yana çevirdim ve önüme döndüm . Kaktüsü saksıya yerleştirip sonra onu usulca arkamdaki yere koyarken Asaf 'ın söylediği cümleyi duyan Aysar anında ona takılmaktan geri durmadı.

 

"Ne o evli olmasa onunla evlenmeyi düşünüyor musun? Oğlum hayırdır gözün mü var kızda?' diye şüpheci bir ifadeyle bakıp sonra Aysar omzunu seranın kapısına yaslamış ve kollarını göğsünde kavuşturup, cümlesine devam etmişti." Varsa söyle anında Kubat beye söylemezsem namerdim." dediği andan sonra gür bir kahkaha atarak ondan kurtulma isteğini açıkça dile getirmişti.

 

"Sonrasında mezarıma gelip ağıt yakarsın bu yaptığınla." diye huysuz bir şekilde konuşunca Asaf kardeşi ona sanki dediği çok güzel bir fikirmiş gibi parmağını şaklatıp, olduğu yerden ona pişkin pişkin gülmüştü.

 

"Ah sanırım o anlarda daha çok Kubat beyden almış olduğum çeki bozdurmakla meşgul olabilirim. Cenazeye geç gelmem kabalık olur mu?" diye birde masumca sorunca Aysar onun bu dediğine aniden Asaf sansürlü küfürle karşılık vermişti.

 

"Birbirinize takılmadan duramıyorsunuz. Küçük çocuklar gibisiniz." demiş ve ellerimdeki toprak kalıntıları elime aldığım bezle temizleyip, bezi aldığım yere koyduktan sonra yavaşça seradan ayrılmak için hareket geçmiştim. Benim çıkacağımı anlayan ikizler usulca ayağa kalkıp seradan çıkarak beni dışarıda beklemiştiler. O sırada bile ikisi birbirine laf atıp duruyor, altta kalmıyordu biri diğerinden.

 

Sonunda seradan çıkınca yavaşça arka bahçede yanımdaki korumalarımla ilerlemeye başladım. Şimdi yapılması gereken onca şey vardı ve onlarda anında o ciddiyete bürünüp, bana istediğimi verdiler. Tam ikisinin ortasında ilerliyordum. Asaf sağ tarafımda Aysar sol tarafımda bulunuyordu. Üçümüz yan yana sakin adımlarla ilerlerken bugün günün programı üzerinden geçmeye başladık. Onlar yakınımda ilerlerken ben zihnimi istila eden gerçeklerle karşı karşıya geliyordum.

 

Yanımda ilerleyen Asaf ellerini ceplerine koyarak benim adımlarıma eş değer adımlar atarken, konuşmaya başladı.

 

"Bizden istediğin işi dün gece hallettik." dediğinde Asaf dalgın bakışlarımı usulca yoldan çektim. Ona yandan bir bakış atıp, kafamı anladım dercesine sallamış ve derin bir nefes almıştım. Önüme düşen saç tutamlarımı omzumun gerisinden arkaya atarak, düz bir ifade barındırmayan sesimle konuştum.

 

"Tamam o zaman o halde planladığımız gibi ikinci aşamaya geçiyoruz." diye onlara yapmaları gereken şeyi söyledim. Aslında bu planı dün geceki yemekten sonra planladım. Kubat 'ın sözleri beni dumura uğrattığı için daha eve gelmeden her şeyi planlayıp, ikizlere ne yapması gerektiğini mesajlarla anlatmış, odaya gelincede onların harekete geçmesini istemiştim. Ben sözlerimi bitirince adım atmayı kesince Aysar, bende ister istemez durmak zorunda kaldım.

 

"Emin misin bunu yapmakta?" dedi Aysar hâlâ geriye bir dönüş olduğu için vazgeçebileceğimi ima ederek. Hiç tereddüt dahi etmeden bana sorduğu soruya anında cevapladım.

 

"Evet." dedim kuru bir sesle. Sesim hiçbir şeyi yansıtmıyor bir robot misali emirlerini verip, onların yerine getirilmesini istiyordu. Hiç itiraz istemeyen, hayır cevabını kabul etmeyen bir tavırla hemde. Benim kararlılığım onların bundan geri dönüş olmadığını anlamalarını sağladı ve bir daha bunu üstelemedi ikisi de. Ama tabii alaycı tavırlarını göstermektende geri kalmadılar.

 

"Kim kendi evlilik yıldönümünü kutlamasını baltalamak ister ki?" deyince Asaf kinayeli bir sesle konuşup bir yandan da beni işaret ederken. Bu cümlesi sonrasında ona alaycı bakışlarımı çıkardım ve rahat kendinden emin bir şekilde konuştum.

 

"Ben isterim." dedim buna hevesli olduğumu asla saklamadan. Sesimdeki gizemli tını kendini o kadar iyi saklamıştıki bunu neyden dolayı istediğinin gerçek sebebini değil sahte bir nedenini öne sürmüştü.

 

"Neden kutlamasını istemiyorsun? Sana bir zararı olmayacak ki?" dedi Aysar anlamaz tavrı ve meraklı sesiyle. Yavaşça ellerimi belimin arkasında bağlayıp, usulca ıan doğru dönemden bakışlarımı ileriye çevirdim. Gözlerimi kısmış ve sanki o anı zihnimde canlandırıyormuş gibi bir ifadeyle sorulan soruya cevap vermiştim.

 

"Kubat'ın yersiz güç gösterimi içinde olmak istemiyorum. dedim ve devam ettim." Bunun içinde olabildiğince bu saçma davetin olmaması için ve orada bulunmamak için her şeyi yapmaya razıyım. "dememle ikisi bir ara bakışıp, birbirleriyle beden diliyle iletişim kurmuştu. Hiç görmemiş gibi yapıp, yavaşça ellerimi ayırıp ilerlemeye devam ettim. Onlar birkaç saniye sonra durdukları yerden harekete geçip yeniden yanımdaki yerlerini almıştı. Yanıma geldikleri anda soru sormayı bırakmadılar.

 

"Ya öğrenirse?" diye sordu Asaf. Bu sorusuna şu an cevap verecek bir şey bulamadım. Çünkü şu an bunun olma ihtimalini düşünmemiştim hiç. Belki de ondan dolayı yoktu aklımda bir fikir. Sorusu yanıtsız kalmasın diye geçiştirircesine onu cevapladım.

 

"Onuda o zaman düşünürüz." dedim basit bir şeyden söz edercesine. Sonra üçümüz birkaç saniye sessizce yan yana yürümeye devam ettik.

 

Taki bir şeyi fark edene dek. Üzerime çevrilmiş başka bir gözü fark edince, bakışlarım etrafa çevrildi ve onu bulmak isteyen bir istekle aramaya başladım.

 

Ve sonunda o kişiyi buldum. Anında adımlarım usulca durdu. Kubat teras katında durmuş,olduğumuz tarafa bakıyordu. Çoktan üzerini değiştirmiş ve takım elbisesi içerisindeydi. Elinde tuttuğu kahve bardağını terasın mermer korkuluğuna bırakmış, hafifçe eğmiş olduğu başı, çatık kaşları arasından bize daha doğrusu bana bakıyordu. Bir şeyler onun açısından rahatsız edici olmalı ki bir an önce bu rahatsızlığın yok olmasını isteyen bir hali vardı. Üzerimdeki bakışlarını yok sayıp yürümeye kendimi zorladım.

 

Tam o sırada ikizler bendeki garipliği anlamaya çalışarak etraflarına bakmaya başlamış ve her ikisi de ona tersçe bakan Kubat 'ı fark eder etmez jet hızıyla ikiside yanımdan ayrılıp gözle görülür bir mesafe koymuştular. Sırf Kubat' ın azabından kendilerini korumak için. Nedense Kubat onlara olan bu yakın halimden rahatsızlık duyuyor ve bir şekilde bunlarla normal bir iletişim kurmamı istediği hissiyatına kapılıyordum.

 

Neden bu düşüncede olduğunu anlamıyorum ve bunun üstüne düşmüyorumda. İkizler anında bakışlarını yere çekip benle göz temasından kaçtıkları an bu hallerine hem göz devirdim hemde hoşnutsuz bir şekilde Kubat 'a tekrar baktım. Bu sefer yüz ifadesi düz bir hal almış, beyaz önce olanlar sebebiyle keyfi yerine gelmiş görünmüştü gözüme. Bir anda surat asmam ve ona bakmam beyefendinin keyfini yerine getirmişti. Ah hakimiyet kurması onun o devasa egosunu tatmin ediyor ama ben ona yapacağımı biliyorum ve bunun için en kısa zamanda ile koyulacağım. Bundan hiç şüphesi olmasın.

 

Bakışlarım Kubat 'tan çekildi ve şu an bana sevimsiz gelen korumalarıma çevrildi. Donuk yüz ifadem onları kısa bir süre izledi. Hâlâ bana karşı soğuk ve mesafeliydiler. Bezgin bir nefes verip kollarımı göğsümde kavuşturup konuşmaya devam ettim.

 

" Kubat'tan bu kadar korkmayın. Sizi öldürecek değil. Bir anda onu görünce renginiz atıyor. Sanki gören yanlış bir şey yaptınız sanır Alt tarafı konuşuyoruz. Bunda bu kadar korkulacak bir şey yok." dedim bu yaptıklarına son vermeleri için ve bu konuda fazla gergin oldukları için.

 

" Sen öyle san. "dedi dişleri arasından kısık bir sesle Aysar. Öyle ki hâlâ benimle konuştuklarını çaktırmamaya çalışıyordu. Bu hali daha çok sinirimi bozdu. Kubat 'ın kendi has adamlarım üzerinde böyle bir hakimiyeti olması canımı sıkıyordu. Pişkin herif birde bundan keyif almıyor mu deli oluyorum!

 

"Tabii senin tuzun kuru." dedi ve anında kendisini ve ikizini gösterdi. "Biz diken üstündeyiz. Adam açığımızı arıyor bizi öldürmek için. Ve bil bakalım ne oluyor? Sen adamın eline koz veriyorsun şu an. Ölmek istemediğimi sana söylemiştim." dedi Asaf isyan eden bir sesle. Ve bu isyanı nedense Kubat 'a karşı değil bana karşıydı. Nasıl oluyor da benden yana yakınıyor bunlar? Onlara ne yaptım ki? Ben mi diyorum Kubat' a onlara böyle davranması için? Ben sessizce onları sindirirken tekrar Aysar konuştu.

 

"Aynen senin yakınında olan herkes Kubat beyin gözüne batıyor ve bir bakalım şu an hedefinde kim var?" diye sorunca sorusunu anında kendisi yanıt verdi ben bir şey diyemeden. "Biz varız." diyerek kendini işaret parmağıyla gösterir. Ne yapmamı bekliyor bunlar? Onlar gibi Kubat yakınımda olunca anında uzaklaşmamı mı? Çok beklerler! Kimse için kendi konforumdan ödün vermem.

 

Kollarımı çözüp belimin her iki yanındaki boşluğa düşmesine izin verip, isteksiz adımlarla ilerlemeye başladım. O sırada onlar benim arkamdan beni takip ederken bende bir yandan konuşuyordum.

 

"Size bir şey yapamaz korkmayın." demiş ve onları sakinleştirmek ve korkularını azaltmak için devam ettim cümleme. "Eğer böyle bir şeye kalkışırsa ona ne yapacağımı çok iyi biliyor." dedim ses tonum sona doğru kindar bir hal alırken.

 

Ben bunları dedikten sonra anında olduğu yerden merakla adımlarını hızlandıran Aysar yanımda bitmiş ve konuşmuştu.

 

"Ne yaparsın ki ona ?" diye meraklı sesiyle konuşunca Aysar yavaşça dudaklarım iki yana kıvrıldı. Gözlerime yerleşen şeytani parıltı aslında az çok ne yapacağımı belli eden cinstendi. Uzun zamandır aslında bu aklımda olan bir şey. Ve bunu Kubat 'ta anlamıştı yakın zamanda.

 

" Onun en sevdiği şeyi elinden alırım." diyince gizemli bir sesle konuşup her ikisinin daha çok meraklanmasını sağlayıp, az önceki hallerinden sıyrılmasını sağlamış ve bu koydukları mesafeyi kısa süre yok etmelerini sağlamıştım. Ve o an ikisi de önümde bitip akıllarına takılan şeyi aynı anda sordular. Tabii meraklı bir şekilde bakmaya devam ederken.

 

"En sevdiği şeyden kastın ne?" dediği anda ikisi yavaşça başımı arkamızda kalan Kubat' ın olduğu terasa çevirdim. Kubat çoktan orayı terk etmişti ama sanki hâlâ oradaymış gibi terasa uzun uzadıya bakmış ve sorulan soruya cevap vermiştim.

 

"Tabii ki de bu şey dedesi oluyor." dedim bir sırrı açığa çıkarmanın verdiği keyifle. Bunu dediğim anda ikisi birbirine bakıp durmuş ve doğru duyup duymadığını anlamaya çalışmıştı. Ve sonunda ikna olunca konuşma cesaretini gösteren Asaf olmuştu.

 

"Bizim için gerçekten bunu yapar mısın?" deyince onun bu saflığına sadece güldüm. Ve alaycı bir gülümsemeyle onlara üsten bakıp soruya cevap verdim. Cevabımı duyar duymaz ikisi de bir an bu konuda ümide kapılıp durdukları için hüsrana uğrayıp sonra aniden bana kırılmış bir şekilde bakmaya başlamıştılar. Yavaşça başımı yana atıp, onlara kindar bir ifadeyle bakmıştım.

 

"Tabii ki de hayır." diye sertçe konuşup sonrasında devam etmiştim cümleme. Ağırlığımı tek bacağıma verip, onları yok sayan bakışlarımı yavaşça etrafa çevirmiş, şımarık, küstah bir ifade takınıp öyle konuşmuştum. " Umurumda bile değilsiniz haberiniz olsun. Fakat Ali beyi öldürme gibi bir şansım var. Sizce bunu hiç teper miyim?" diye bu fırsatı asla kaçırmak istemeyen bir tavırla. Aniden ikisi de gözlerini kısarak bana kınayan bir şekilde bakmış ve Asaf beni göstererek konuşmaya başlamıştı.

 

" Bir an senin gerçekten bir kalbe sahip olduğu düşüncesine vardım. "diye yaşadığı hayal kırıklığı ile konuşunca ona alaycı bir gülümsemeyle baktım. Tabii o bunu yok sayıp konuşmaya devam etti.

" Ama bu bir an için geçerli oldu senin sayende. "diyince Asaf o an beni bir gülme aldı ve sesli bir şekilde güldüm. Bunun beni üzmesini bekliyorsa yanılıyor. Sadece buna aynı bu şekilde gülerim. Zaten onlarda bu tepkiyi vermiş olmama rağmen sıcak bakışlarla bana bakmış ve keyif almam onların hoşuna gitmişti. Bana takılıp durduklarını biliyorum ve bende onların bu oyuna katılıyorum. Onların yanından geçip gitmeden hemen önce onları yeren kendimi öven o cümlemi dile getirdim.

 

"Hadi ama tatlım bir koruma gider bir diğer koruma gelir." dedim çok basit bir şeyden söz eden ses tonuyla konuşmuş ve hemen sonra devam etmiştim. "Önemli olan sadece benim hâlâ hayatta olmam." diye küstah bir sesle konuşarak onları yermiş ve malikaneden içeri geçmiştim.

 

Tabii onların arkamdan söyledikleri kınayan cümleleri yok sayarken.

 

⫘⫘⫘ ⭑⃝ ⫘⫘⫘

 

Malikaneye girdikten sonra tekrardan odama çıkmış ve üzerimdeki günlük kıyafetleri değiştirip, daha şık ve göz alıcı kıyafetimi giymiş ve hazır olduktan hemen sonra kahvaltı etmek için aşağı inmiştim. Merdivenlerin olduğu yerden yemek salonuna doğru giderken, çalışanların yemek salonunu terk ettiklerini görünce servisi yapıp çıktıklarını fark etmiş ve daha aceleci adımlarla açık olan kapıdan içeriye girip, birkaç adım uzağımda bulunan yemek masasına doğru ilerlemiştim. Ben içeri girince anında içerideki konuşmalar kısa bir süre kesilmiş ve sonra devam etmişti. Konuşan kişi Kubat 'tı.

 

Beni görünce bakışları dedesinden bana doğru kaymış, beni üsten süzüp sonra önüne çekmişti bakışlarını. Hemen masanın yanından ilerleyip yerime geçmiş ve sessize yerime oturup kahvaltımı etmemeye başlamıştım. Ben sessizce yemek yerken göz ucuyla masadakilere bakmayı ihmal etmemiştim. Tam karşımda Eşref kahvesini yudumluyor, olabildiğince dedesi ve Kubat 'ı yok sayıyordu benim gibi. Sağımda Kubat solumda Ali bey bulunuyordu.

 

Ali bey olduğum tarafa bakmasamda hoşnut bir şekilde baktığından eminim. Benim varlığım onun yakınında olsa anında yüzünü ekşitir, bana yönelik hislerini saklama gereği duymazdı şu an olduğu gibi. Bunun beni kıracağını sanıyorsa bundan daha ağır şeyler yaşamış biri için bu çok basit kalır. Bakışlarım usulca yanındaki boş çay bardağına kaydı. Kendi servisimi kendim yapmam gerekiyordu. Tam önümde bulunan porselen çaydanlığa ulaşacağım an benden önce davranan Eşref usulca olduğu yerden hafifçe kayıp çay servisi yapmıştı bana.

 

Bu ince davranışı için minnetle ona küçük bir tebessüm ettim. Eşref 'se bana çaktırmadan göz kırpıp yerine geçmişti. Parmaklarımla çay bardağını kavramış tam çayımdan yudum alacağım an birden Ali beyin huysuz, alttan iğneleyici sesini duydum. Ondan yana bakamadım ama hissediyorum bu konuşmanın bana yönelik olacağını. Bunun için donuk yüz ifademi takınıp, ondan gelecek kınamayı dinlemeye koyuldum.

 

"Dün ki yemek nasıl geçti?" dedi Ali bey zaten bu soruyu aslında torununa yani Kubat 'a sormuştu.

 

Benimle asla muhatap olmak istemediğini biliyorum. Zaten sorma amacı yine yaptığım herhangi bir sorun olup olmadığını öğrenmekti. O arada karşımdaki Eşref' le bakışınca bana, yine başladı kabir azabı soruları dercesine kaş göz işareti yapıp, bezgin bir nefes vermişti. Aynı durumda olduğumu belli edince Eşref bıyık altından gülüp bakışlarını benden çekmişti. Yoksa Ali bey onu fark edecek ve kendi payından düşeni istemeye istemeye alacaktı. Biz kendi aramızda işaret yaprak konuşurken o sırada benim cevap vermeyeceğimi anlayan Kubat konuşmuştu. Tamda o sırada Kubat cevap verirken ben içimden sorulan soruyu yanıtladım.

 

Tam anlamıyla berbat ve sıkıcı geçti dün ki gece...

 

"Gece yemek sakin geçti." diye kısa bir cevap verip sonrasında devam etmişti. "Çok kalmadan Ronay 'la geri döndük." dedi düz bir sesle Kubat. Ve hemen bakışları kısa bir süre beni bulmuş ve o bir andaki ışıltılı ifadeyle bana bakıp, benim aniden bunu fark edişim ve gözlerimi irice açmamla Kubat usulca benden bakışlarını çekmek zorunda kalmıştı duyduğu cümleyle.

 

" Bazıları sorun çıkarmadı yani?" diye iğneleyici bir sesle Ali bey konuşarak üzerime gelmeye devam edince bu haline sadece göz devirip , rahat bir şekilde arkama yaslanıp çayımı yudumlamaya başlamıştım. İnsanda iştahta bırakamıyor ki! En iyisi şirkete geçince kahvaltı etmek.

 

Tabii cümlesinde kast ettiği sorun tam olarak bendim ve bunu irdeliyordu. Dediği imayı anladım ama anlamazlıktan geldim. Zaten ne zaman dediği şeyi umursar oldum ki? Hiçbir zaman. Huysuz ihtiyar yine bana takmıştı. İşi gücü bana laf atmak ve onu deli ettiğim gibi benimde delirmemi istiyordu ama ona istediğini asla vermeyeceğim. Bana ne derse desin onu asla takmıyorum ki.

 

Sanki kimin hakkımda ne düşündüğüyle bu zamana kadar ilgilendim de bana şu an kelime oyunu yapıyor. Hiçbir şekilde dediği cümleleri kaale almıyorum. Onu yok saydığımı ne zaman anlayacaktı?

 

Ben bunları düşünürken Kubat dedesinin ne demek istediğini anlamıştı. Kafasını yok dercesine sallayarak cevap vermiş ve kaldığı yerden kahvaltısını etmeye devam ederken ben bakışlarımı Ali beye çevirmiş ve ona alaycı bir ifadeyle bakıp rahat bir şekilde çayımı içmeye devam etmiştim. Bu halimi görünce yaşlı bunak anında sinirden kırmızıya dönmüş ve bana nefret saçan bir bakış atıp önüne dönmüştü. Beni yok sayıyordu kendince. Ne yaptığıyla ilgilenmiyorum ki?Elimde olsa ömür boyu benimle asla iletişim kurmasına mani olurdum ama böyle bir imkan maalesef elime hâlâ geçmedi. Kahvaltıdan sonra direk şirkete geçmemiş kendim için alışverişe çıkmıştım.

 

Bize ait olan bir avm' ye gelerek ilk önce kendim için bir mücevher mağazasına girmiş ve daha öncesinden kendim için özel sipariş verdiğim tasarımlara bakmaya başlamıştım. Daha önceden buraya gelmiş ve aklımdaki takı tasarımını söylemiştim. Şimdi ise zihnimdeki tasarımı görme zamanıydı. Mağaza müdürü ve çalışanlar benim için şimdilik mağazayı kapatmış ve sadece benimle ilgilenmeye başlamıştı.

 

Tasarımları incelemiş ve her biri istediğim gibi olduğu için memnuniyetle hepsini beğenmiştim. Sonrasında mağazadaki diğeri ürünlere bakıp durmuş, hediye olarak birkaç şey almıştım. Hiçbir zaman aldığım şeyleri takmayan Ali Beye , gümüş safir taşa sahip özel tasarım bir yüzük , gümüş küçük kravat iğnesi, ve özel tasarım gömlek düğmesi. Aynı benzeri şeyleri Eşref için başka bir model almıştım. Hepsi için aslında özel tasarımlı hediyeler alıyordum.

 

Ben işimi hallettikten sonra yanıma gelen ikizler Kubat 'a bir şey alıp almayacağımı sorunca anında cevap verdim.

 

"Hiç sanmıyorum. Onun için bir şey almak gibi bir düşüncem yok." demiş ve ikram edilen kahvemi keyifle içmiştim. Kahvenin kokusuyla usulca gözlerimi kapatıp derin bir nefes almıştım. Yavaşça gözlerimi açınca karşımda duran Asaf 'la göz göze gelmiştik.

 

Kaşlarını çatan Asaf bu cümlemden sonra aklına takılanı sormuştu.

 

"Ali Beye alıyorsunda neden Kubat 'a almıyorsun?" dedi meraklı bir ses tonuyla. Bunu diyince Asaf bezgin bir nefes verdim. Hadi ama birde cevap mı bekliyordu? Başka biri olsa asla vermezdim ama işte ikizler söz konusu olunca konuşmaktan geri durmuyorum.

 

"Nedir senin bu Kubat sevdan Asaf? Hem amacım Ali Beye yaranmak değil. Sinirlerini bozmak. Onun için ona alıyorum. Yoksa onu düşündüğümden değil. Anlaşıldı mı dediklerim?" dediğim anda bu sefer soru soran Aysar oldu. Ah bitmiyor çilem.

 

"Kubat Beyi' de sinir etmeye bayıldığını sanıyorum ve ona da alabilirsin." diyerek bu açıdan bakmamı sağlamaya çalıştığı an ona anında cevap verdim.

 

"Kubat alacağım en ufak hediyeden başka bir anlam çıkarabilir. Onu önemsediğimi sanır." dediğim anda ikiside aynı anda konuştu.

 

"Zaten önemsiyorsun ki." diye aynı şekilde cevap verdikleri an burnumdan nefes alıp verirken onlara gözlerimi dikerek alttan baktım. İkisi tam karşımda dikiliyor ve bana üstten bakıyordu. Mağaza müdürü ve çalışanı siparişleri hazırlamaya gittikleri için yalnızdık. Ve rahat rahat konuşabiliyorduk. Bu kapalı odada önümdeki masanın tam birkaç adım arkasında duruyordu ikisi. Bende onların tam karşısına iki kişilik koltukta oturuyordum.

 

"Hiçte bile." dedim sakin ve hissiz görünmeye çalışırken. Ne önemsemesi! Ölse umurumda olmazdı! Olmazdı değil mi? Ne saçmalıyorum ben ya? Kafamı karıştırdı bu ikisi.

 

"Hadi ama Ronay eğer Kubat 'tan nefret etseydin ona kurmuş olduğun tuzaklar sahici olurdu. Ve çoktan dul bir milyoner olurdun." diyen Asaf' a gözlerimi kısarak baktım.

 

Ben bunlara çok yüz verdim anlaşılan ondan bana bu kadar açık konuşuyorlardı. Hem dul bir milyoner olma ihtimali aklıma yatmadı değil. Biden benim bu dediği şeyi düşündüğümü anlayan Aysar aniden korkuyla kasılmış ve ne yapacağını bilememişti. Sanki söylediği şeyin aklıma kazınmış olması yüzünden kendine yönelik bir öfke vardı.

 

"Manyak kadına bak birde bunu düşünmüyor mu çıldıracağım! Kızım bu kadar kocana sevgi besleme gözlerim yaşarıyor." diye yarı alaycı sesiyle konuşunca ona tehlikeli bir gülümsemeyle baktım. Hadi ama bu fikri bana benimseten oydu. Neden kızıyor ki şimdi? Uyarısını asla zaten kaale almayacaktım bile.

 

"Hadi ama bunu siz aklıma soktunuz . Az önce Kubat 'a bile isteye zarar vermediğimi sanıyordunuz ya işte şimdi görün siz ben ona neler yapıyorum. Şu ana kadar ona kurtulma imkanı olan tuzaklar kurdum ama bugünden sonra ona öldürücü hamlelerle gafil avlayacağım."dediğim anda ikisi de aklıma bu fikri soktuğu için kendilerine küfredip durdu. Sanki bu olursa ikisi mezarı boylayacakmış gibi sertçe yutkundu. Bunun hayali bile yüzlerinin beyazlamasını sağlamıştı. Gerçek olsa kalpten giderlerdi kesin. Kubat fobileri vardı bu ikisinin.

 

" Allah aşkına kızım kim kocasını bu fikirle öldürmek ister ki ? "diye ayıplayan ve dehşete düşen Asaf 'ın cümlesini duyunca kendimi gösterdim.

 

" Aslında o ben olabilirim. "diye kendimi işaret etmiş ve cümleme devam etmiştim kaldığım yerden." Ama sor neden bir diye? "diye masum bir ses tonuyla konuşunca aniden Aysar korkuyla bana bakmıştı. Sanki bunun olması için gerekli ve gerçekçi bir nedenim varmış gibi konuşmuştum.

 

" Birde bunun için neden mi sunuyorsun bize? Sen iyiden iyiye kafayı yemişsin! "diye yavaştan iyice sinirleri bozulan Asaf konuşmuştu.

 

" Sormasak bile cevap vermeye kararlısın değil mi? "diyen Aysar 'a başımı salladım. Tabii ki beni kimse susturamaz aklıma gelenler dahiyane fikirler sebebiyle.

 

" Düşünsenize tek güçlü kişi ben oluyorum ve herkesin kökünü kazıyor ve bu piyasayı yerle bir ediyorum. Artık kimse bu piyasaya ayak basamaz benim izinim dahi olmadan . "diye açıklama yapınca Asaf olduğu yerden bana doğru birkaç adım attı.

 

" Bunu Kubat' ı öldürmeden de yapabilirsin diye tahmin ediyorum. "dedi birde bu açıdan bakmamı isterken. Bunun daha makul olduğunu sesinden anlamıştım ama bilmezden geldim. Bunu istemiyorum ki ama ben.

 

" Evet ama neden engelleri önümden çekmeyeyim?"dedim masum bir ifadeyle.

 

" Buradaki engel olan kişi Kubat oluyor değil mi? "diye Asaf sorunca kafamı sallayarak sevimli bir şekilde ona baktım. Daha çok keşke olmasaydı dercesine konuşmuş ve bu hali bana çok sevimli gelmişti. Engelin Kubat olması onun sakin kalmak için birkaç kere derin nefesler alıp vermesini sağlamıştı. Tabii ki engel burada o. Hemde ne engel!

 

" Umarım bu onun kulağına gitmez. Yoksa sonuçlar hiç bizim açımızdan iç açıcı olmaz. "diyen Aysar 'a ne olabilir dercesine baktım. Alt tarafı küçük bir suikastla ölürlerdi. Bu tahmin edilecek bir gerçekti. Ama bunu dile getirmedim ve konuyu kendime yorumladım.

 

" Beni mi öldürmeye çalışacak benim ona yapmaya çalıştığım gibi mi ? Bu onu ama çok kötü bir eş yapar? "dedim gücenmiş gibi. Bana bu yapacağı şeyin nasıl kalleşçe olduğunu bildirerek.

 

Asaf bana dehşete kapılmış bir şekilde bakıp , hayretler içindeymişçesine yardım istedi ikizinden ama Aysar duyduklarını sindirmeye çalışıyordu.

 

" Bunu ona asıl senin yapmaya çalıştığını unutmadın değil mi? "diye sorunca tabii unutmadım dercesine bakmış ve sonra Asaf cümlesine devam etmişti." O yapınca kötü, sen yapınca iyi mi oluyor? Bu nasıl bir saçma denklem ya? Sen iyiden iyiye kafayı yemişsin! Kubat'a Allah bol sabır versin. Çünkü hayatının geri kalanında çok ihtiyacı olacak. Adam onu öldürmek için can atan bir kadınla evli. " diyince Asaf o an ona kinayeli bir gülümsemeyle bakınca bu halim dikkatinden kaçmadı . Hadi ama o kadar kötü bir eş değilim bir kere.

 

"O kadar yaşayacağını hiç sanmıyorum. " diye kendi kendime konuşurken beni ikisi de duymuş olmalı ki bir anda Asaf olduğu yerde çattık dercesine kardeşine bakıp benimle ne yapacaklarını düşündü. Hadi ama Kubat ölse onlar için bir şey değişmez ki? Sonuçta patron benim burada o değil.

 

"Acaba doğru mu yaptık seninle çalışmak konusunda?" diyen Asaf 'la benim açımdan sorun yok dercesine bakıp, sessizce onun konuşmasına devam etmesini beklemiştim. "Çünkü sen bu önüne gelen herkesi öldürme isteğin çok yakın bir zamanda başımıza iş açacak gibi geliyor bana. " diye eninde sonunda başlarına gelecek sonu söyleyince olduğum yerde ona dik dik baktım. Hadi ama bu kadar endişe etmeleri yersiz. Sonuçta bu dünyadan en çok sana yakın olan şey ölüm değil mi? Ben mi yanılıyorum acaba diyeceğim ama sanmıyorum.

 

"Korkuyorum bir gün bunun yüzünden canlı canlı öldürülmekten." dedi Aysar ikizine beni gösterip, sanki bu olursa bütün suç benden kaynaklı olacağını bildirirken. Abartıyor bence. Belki bir çatışmada ölür. O zamanda mı ben suçlu olurum? Olmam bence.

 

Yüzümdeki ifade eninde sonunda bunun olacağını yansıtıyorum. İyice baksalardı anlardılar. Hadi ama ölümleri bile çok sıradan olmayacak benim sayemde. Burada mutlu olmaları gerekiyor ama onlar nankörlük yapıyor bunun yerine. Ah ne kıymet bilmeyen kişi çıktı bunlar. Düşüncelerimi içimde tutmayarak dile getirdim.

 

" Ne var ya en fazla ölüm anınızı adım adım yaşarsınız. Size eşi benzeri olmayacak bir ölüm sunuyorum ama beğenmiyorsunuz." demiştim onları azarlamaktan geri durmayan bir halde sonra ikisine teker teker bakıp devam etmiştim. "Nankörlük konusunda sınır tanımıyorsunuz. Söyleyeyim de sonra ileride bunu anımsarsınız." demiş ve onları birde kınayan bir üslupla eleştirip daha çok çileden çıkmalarına sebebiyet vermiştim.

 

"Kızım sen nasıl bir manyaksın ve mantığa sahipsin ki yaşamaktan çok öldürme arzusu taşıyorsun? Biz yanında ölmek için değil yaşamak için bulunuyoruz, sanırım sen her şeyi yanlış anladın." diyen Asaf 'a saf saf bakmıştım. Asaf bir şeyleri anlamamı sağlamaya çalışıyordu ama ben daha çok anlamak istediğim şeyi dile getirince çileden çıkması kaçınılmaz oluyordu.

 

"Koruma dediğin yeri gelir sahibi için ölmeyi göze alır. Sizde bu ters işliyor sanırım." dedim düşünür gibi. "Hatalı olan sizsiniz ama gelip burada beni kınıyorsunuz." diye birde onlara surat asıp , ikisine tavır almaya başladım. Daha falda burada durup hakarete uğramak istemiyorum. Olduğum yerden usulca kalkıp mağazanın diğer kısmına doğru ilerledim. Elimdeki çantamla ilerlerken bir yandan onların arkamdaki konuşmalarına kulak kesildim. Fazla şapşaldılar.

 

" Bence yol yakınken bu yoldan vazgeçelim. Başka bir yerde de çalışabiliriz. Daha güvenli olacağımız ve daha sadist olmayan bir patronla çalışmak istiyorum ben." diyen Aysar benimle çalışmak istemediğini başka bir patron bulmak istediğini dile getirdi. Bunu dedikten sonra anında söylediği şeye verdi ikizi.

 

"Yok oğlum bizimle maytap geçiyor." dedi Asaf bunun gerçek olmasını uman bir sesle. "Bazen geliyor buna ondan böyle deli deli hareketler yapıyor. Yoksa asıl kendi düşüncesi değil bu? Ama çekeceğimiz varmış ki sınanıyoruz. Eşine böyle şeyleri yapmak isteyen kadın has düşmanını kıtır kıtır keser. Rabbim sabır versin düşmanlarına. Çünkü bu acımasız kadın kimseye acımayacak biri. "demiş Asaf ve ikisi sessizce arkamdan beni takip etmişti.

 

Ben onların cümlelerine gülerken onlar suratsız bir şekilde yanımdaki yerini almış ve benimle birlikte mağazanın kasasına ulaşmış, ödeme işlemini yapmıştı. Asaf kredi kartını çıkarıp satın almak istediğim mücevherleri ve hediyenin parasını öderken o sırada mağaza müdürü beni dumura uğratacak o cümleleri dile getirmişti.

 

Tabi o sırada bu duyduğum gerçek şok olmamı sağlamıştı. Hiç böyle bir şey diyeceğini beklememiştim. Mağaza müdürünün sıradan bir şey diyeceğini sanan ben duyduğum şeylerle büyük bir yanılgı içerisinde olduğumu anlamıştım. Bunu demek zorunda mıydı?

 

İyiden iyiye keyfimi kaçırmıştı.

 

"Ah aslında söylemek istemiyorum Kubat bey çok ısrarcı oldu ama içimde tutmayacağım. Evlilik yıl dönümü hediyesi olarak size özel tasarım bir yüzük tasarlattı burada hemde kendisi içinde. Birkaç güne burada olur. Daha buraya gelmeden önce sipariş verdi. Sanırım buraya sık sık gelmeniz onun gözünden kaçmamış. "dediği şeyle anında yanımdaki Asaf 'a çevrildi gözlerim. Ben o an bir şey diyemeden Asaf benim yerime konuştu.

 

" Ne siz söylediniz ne biz duyduk. "dedikten sonra ödemeyi yapmış ve çalışanın verdiği paketleri almıştı. Ben şaşkın halimden sıyrılmadan usulca arkamı dönüp mağazayı terk etmeye başladım. Aysar benim için kapıyı açıp çıkmamı beklerken, ben vakit kaybetmeden hızla mağazadan çıkıp avm 'nin yürüyen merdivenlerinin olduğu kısma doğru ilerlemiştim. Tabii baş belası ikizler bu konu hakkında üzerime gelmeyi ihmal etmemişti.

 

Yanımda ilerleyen Asaf ilk konuşan olmuştu.

 

"Bak sen adama mağazadan bir şey almıyorsun ama adam senin için tasarım yüzük yapıyor." demiş ve susmamaya yemin etmiş bir şekilde düşüncelerini aktarmaya kaldığı yerden devam etmişti. "Hem kendisi içinde yapıyor aynı yüzüğü. Kendisi de takması için. Peki sen ne yapıyorsun? Ben söyleyeyim. Sende anca adamı eleştir dur her konuda. Bir de Kubat 'ı beğenmiyorsun. Bak sana nasıl ince bir nezaket yapmış. Kim olsa verir parasını sade herkesin alacağı bir yüzük alır ama o bunu yapmadı. "diye beni çileden çıkaracağı cümleleri dile getirip durduğu her an derin nefesler alıp, sakin kalmaya kendimi zorladım.

 

Ben nereden bileyim adam bana özel tasarım yüzük yapacağını? Hem çokta önemli bir şey yapmıyor ki. Sadece kendini kibar ve düşünceli biri gibi gösteriyor ama öyle biri değil. Aniden olduğum yerde durup işaret parmağımı Asaf 'a doğrultup konuştum.

 

"Senin bu Kubat sevgin beni şüphelendirmiyor değil hayırdır kocamda gözün mü var?" dedim onu sıkıştırmak adına ama tabii işe yaramadı. Hiç dediğime alınır mı? Asla. Durduğum an bana üsten bakıp kinayeli sesiyle beni deli etmeye çalıştı.

 

"Sanki olsa çokta umurunda olacak. İşine gelir senin asıl. Seni bilmiyor muyum bu fırsatı kendi lehine çevirirsin sen." dedi Asaf bir bana bir işaret parmağıma bakıp dururken. Aniden geriye çekilip, sert ve emin adımlarla ilerlemeye devam ettim. Ama amacım yüz ifademi saklamaktı.

 

Bu laftan sonra bakışlarımı yere çevirdim ve onlara çaktırmamaya çalışarak sırıttım . Asaf ve Aysar arkamdan beni takip ederken gülümsememi yok edip, dudaklarımı araladım.

 

"Tabii ki bu işime gelir." demiş ve son basamağıda inip avm 'nin çıkışına doğru yönelmiş bunu yaparken kaldığım yerden devam etmiştim cümleme. "Seni malikaneye yatıya alır bu sayede her geceyi Kubat 'a zehir ederim. Sence bu fıtratı teper miyim hiç ben? Bunun Kubat' ın da bilmesini sağlarım ki eğlencem daha çok olsun." diyince Asaf sessiz kalmış onun yerine Aysar o an içten bir kahkaha atarak durumun komikliğine tepki vermişti. Avm 'den çıkınca birkaç saniye olduğumuz yerde dikilmiş aracın gelmesini beklemiştik. Kendine gelmeyi başaran Asaf sonunda konuşunca ona göz ucuyla bakmış ve avm 'nin önüne gelen araca doğru ilerlemiştim.

 

" Ah tabii bu sayede ölümüme giden yolu benim için kolaylaştırırsın. Sana minnettarım Ronay gerçekten. Her konuda bizi yakmak için bu çaban beni berhudar ediyor." diye yakınınca bu hali daha çok keyif almamı sağlamıştı. Hadi ama bu fırsatı o bile elde etse değerlendirirdi. Ben niye bunu yapmayayım ki?

 

Asaf bu dediğine güldüğümü fark edince boş olan eliyle benim için kapıyı açmış ve bana alıngan bir ifadeyle bakınca o an ona şımarık bir edayla bakmış ve açılan kapıdan içeri girmiştim. Yerime geçtiğim anda Asaf 'ın paketleri aracın ön tarafına bıraktığını görmüştüm. Birkaç dakika diğer araçtaki korumalarla konuşmuşlardı.

 

Aysar ve Asaf ciddi yüz ifadeleriyle adamlara emir verip dururken ben içeride sessizce bekliyor ve onların gelmesini gözetliyordum. Neden bu kadar oyalandı bunlar? Birkaç dakika sonra ikisi oldukları yerden hareket edip araca doğru ilerledi. İçinde olduğum araca benimle birlikte Aysar ve Asaf 'ta araca geçmiş ve önümdeki koltuğa oturmuşlardı. Asaf bana dik dik bakarken, o sırada Aysar telefonuyla ilgileniyordu. Bana bakmaya devam eden Asaf' a burnumu kırıştırıp bakmış ve üzerine gitmeye devam etmiştim.

 

"Her şey senin iyiliğin için. Bu kadar kızman yersiz bence ." dedim onun gönlünü almak isteyen bir sesle. Bunu duyunca daha çok çatıldı kaşları ve bana alaycı bir ifadeyle baktı.

 

"Ya kesin öyledir. Seni bilmesem dediğine inanacağım." demiş ve bakışlarıyla beni göstermişti. "O senin iyiliğin için olmasın mı? Kızım manyaklık konusunda gerçek anlamda çoğu insanı geçtin. Senin ki hangi seviye artık anlayamıyorum. Ve bu ürkütüyor." diyince aracın camına yaslı olan elimi çenemin altına yerleştirip, mağrur bir ifadeyle ona bakıp sessizce onu izledim. Tabii bu halim onu daha çok gerdi. Ve birden beklemediğim bir şey istedi.

 

" Ben bir kafa tatili istiyorum. " pat diye Asaf bunu diyince son kurtuluş olarak. Yavaşça dediği şeyi düşünmeye başladım. Bunu fark edince ikizi de konuştu.

 

"Bende istiyorum." diyen Aysar 'la aniden beyaz ışık yandı zihnimde. Onları vazgeçirecek şeyi bulmuştum. Benden kuruluşları yoktu ve ikisinin bu istediğini kursağında bırakmaya kararlıyım.

 

"Ah aslında çok güzel bir düşünce." demiş ve onlar tam sevinecekken söylediklerim umutlarını yerle bir etmişti. Sazanlar kabuk edeceğimi sanmıştı. Kıyamam ya. "Uzun zamandır gitmek istediğim bir yer var. Oraya gidebiliriz aslında çok güzel olur. Hem bu arada malikaneden uzak kalmak bana iyi gelir." dedim usulca. Anında buna karşı çıktı Aysar.

 

"Kızım sen anlamıyorsun biz sensizliğin var olduğu bir yere gitmek istiyoruz. Sen diyorsun bende geleceğim. Aman kalsın almayayım ben." diye söylediğine pişman olan Aysar 'a gücenmiş gibi bakıp sonra düz bir sesle konuştum.

 

"Öyle bir yer yok maalesef. Benden kurtuluşunuz maalesef yok unutun bunu. "dedim büyük bir kararlılıkla. Tabii bu ikisinin canını sıktı. Ve bunu umursamadığımı hal ve hareketlerimle açıkça belli ettim.

 

" Kafama sıkacağım bu gidişle. "diyen Asaf 'a hemen cevap verdim.

 

" Belindeki silahı kullanabilirsin. "diyince Asaf sinirden güldü. Bu gerçek duygudan çok uzaktı." Gideceğini yerin ne olduğunu tahmin ediyorsun değil mi? "Bunu diyince Asaf bana bıkkınlıkla bakmıştı." Sorun değil nereye gittiğiniz umurumda değil. Sizi gittiğiniz cehennem ya da cennettede asla rahat bırakmam ki. "dedim takıntılı bir ifadeyle.

 

Bu cümlem onların bana çekingen bir şekilde bakmalarını sağlamıştı. Duyduğu cümle Aysar 'ın olduğu yerde bana öfkeyle yakınmasını sağladı.

 

" Sapık mısın kızım sen? "dedi anlamaya çalışır bir şekilde." Git Kubat' a sar bize neden sarıyorsun? Burada ters etki tepki var. Biz seni iterken sen bize yaklaşıyorsun ama Kubat seni çekerken sen uzaklaşıyorsun. Bir şeyleri gerçek anlamda yanlış anlıyorsun ve bir an önce U dönüşü yapıp doğru yola sapar mısın acaba? Hemde hemen. Yetti ama mağazaya geldiğimiz anda beri ikimize işkence ediyorsun ve bu sadece cümlelerinle oluyor bunu faaliyete soksan ne olur tahmin etmek dahi istemiyorum. "diye uzun cümlelerini sıralayıp sonra başını bende yana çekip bakışlarını dışarıya çevirip akıp giden yolu seyretmeye başlamıştı.

 

Onun yan profilden görüyordum ve bir şeyleri yumruklama istediğini görebiliyorum. Benden rahatsız değillerdi aslında sadece onları çıldırtıyorum ve bu biraz sabırlarını zorladığı için sinirlenip duruyordular. Onları tanımasaydım bu dediklerinde sahici olduklarını düşündürdüm ama öyle değildi. Aysar hâlâ olduğum tarafa bakmazken yavaşça kollarımı göğsümde kavuşturup bakışlarımı bende onun gibi dışarıya çevirip yolu izlemeye başladım. Tabii o sırada konuşmayı ihmal etmedim.

 

"Kubat çok sıkıcı. Onunla muhatap olmak istemiyorum." dedim çocuksu bir serzenişte bulunurken. Tabii bu cümlem Asaf 'ın sinirle gülmesini sağladı.

 

"Hah sanki biz hiç sıkıcı tipler değiliz." diye kendilerinin de pek eğlenceli olamadığını ima edince kısa bir süre bakışlarımı Asaf' çevirmiş, cümlemi söyledikten sonra tekrar dışarıyı izlemeye başlamıştım.

 

"Evet ama onun kadar değilsiniz." dedim bir şeyleri anlaması için. Tabii bu onun ikizi gibi sabrının sonuna gelmesini sağladı. Hadi ama hep onlar mı beni zorbalayacaktı? Birazda ben yapayım bunu ve fazlasıyla onları bugün zorbalamış sinir sitemi diye bir şey bırakmamıştım onlarda. Laflarımla bu kadar sinirlenecek olduklarını düşünmemiştim ama yaptığım şeyden hiçbir pişmanlık duymuyorum. Duymayacağımda. Tabii Aysar 'ın son cümlesi artık susmam gerektiği noktada olduğumu belli edince maalesef malikaneye gidene kadar susmamı sağlamıştı. Şirkete bile geçmemiştim bu yüzden. Neyse ki bugün yapılacak pek bir şey yoktu.

 

"Kendime küfretmemi sağlayan tek kişi sensin Ronay." demişti tersçe. "Sal bizi kızım bir ya! Kafa diye bir şey kalmadı. Varya sen öyle dışarıdan kendi halinde biri gibi duruyorsun ama bu yalan. Senin dışın ayrı için ayrı insanı dumura uğratıyor." demiş ve bu alttan alttan gülmemi sağlamıştı. Tabii güldüğümü fark edince sesli bir şekilde öksürüp bunu saklamaya çalıştım." Birde gülüyor hanımefendi! Baya eğlendin bugün sen. Akşam yemeğine iyice moral motivasyon topladın sayemizde. "diyince ona burun kıvırıp telefonumla ilgilenmeye başladım.

 

Sonunda malikaneye gelince aracın kapısı açılmış ve ilk ikizler inip, ardından ben inmiştim. Sert ve güçlü adımlarla ilerlerken kapıyı açan çalışan kıza paketleri alıp beni takip etmesini söylemiştim. Direk odama doğru ilerlemiştim. Odama geçince, kendi paketlerimi ayırıp diğer aldığım şeyleri Eşref ve Ali Bey için olanları çalışan kıza söylemiş ve siyah paketlerin Ali Bey için beyaz paketin Eşref için olduğunu söylemiş ve sonra dinlenecek olduğumu ve akşam yemeğine kadar rahatsız edilmek istemediğimi dile getirmiştim. Dediklerimi dinledikten sonra odayı terk edip ondan yapmasını istediğim şeyleri yapmaya gitmişti.

 

Bende günün yorgunluğunu atmak için duşa girmiş, duştan çıkıp işlerimi halledip direk alt katta bulunan bana özel kişisel çalışma odama doğru geçmiştim. Geldiğim gibi yapmam gereken bir takım işlerimi halledip hemen sonra biraz film izlemiş, bana iyi gelecek şeyler yapmaya başlamıştım. Bununla birlikte çalışma odamdaki raftaki kitaplarımın tozunu almış, bazı kitaplarımı başka raflara yerleştirip, ufak tefek değişiklikler yapmıştım odamda. Bugünü tamamen kendime ayırdığım için biraz da olsa kendi iç dünyamla baş başa kalmış ve kaçtığım gerçeklerle karşı karşıya kalmıştım.

 

Her ne kadar düşünmesemde bazı tedirginlikler yaşıyorum. Neye karşı diyecek olursanız geleceğe karşı ve onun getireceği yüzleşmelere karşı. Masamdaki telefonu alıp uzun zamandır yazışmadığım arkadaşıma yazdım.

 

Ben: Nasılsın? Uzun zamandır yazamadım. En son görüşmemizden bu yana herhangi bir sıkıntı oldu mu? Varsa söyle çekinmeden.

 

Belki de o bu dünyadaki tek ailem oydu ve onu çok az görüyorum. Bu canımı sıkan en büyük sıkıntımdı. Ama onunla ne kadar çok bir araya gelsem bu o kadar tehlike doğuruyordu benim için ve onun için. Onun için dikkat etmem ve ne onu ne de kendimi tehlikeye sokmamam gerekiyordu. Mesajıma birkaç dakika sonra cevap vermişti.

 

S: Gayet iyiyim. Sen nasılsın? Uzun zamandır seni görmüyorum lütfen beni ziyarete gel yakın zamanda. Ve herhangi bir sıkıntı yok. Bu arada istediğin gibi bahçeye senin çiçeklerini ektim. Yakında görmek için gel.

 

Mesajı okumak yüzümde saf bir mutluluk yarattı. Benim gerçek iyi tarafımı ve hislerimi bir tek o ortaya çıkarıyordu.

 

Ben : Seni seviyorum yakında görüşürüz.

 

Bunu yazdıktan sonra telefonu kapatıp masaya geçtim. Gelen e posta kutuma bakıp bazı yazışmalara cevap vermem gerekiyordu. Nerdeyse bir saate yakın bilgisayar başındaki işlerimi halledip sonra çalışma masasını terk edip, mutfağa geçtim. Acıktığım için bir şeyler yemek istedim.

 

⫘⫘⫘ ⭑⃝ ⫘⫘⫘

 

Mutfakta yemek yedikten sonra odama çekilmiştim. Akşam yemeğini bile tek başıma yemiştim. Ne evde Eşref vardı ne de diğerleri. Evin tim fertleri ben hariç dışarıdaydı. Üçününde bir anda eve gelmemesi beni şüphelendirsede pek şu an dikkate almamış, bunu sonra öğrenmeye çalışacaktım. Odama geldiğimde rahat bulduğum gecelik takımını giymiş, pencerenin önündeki markize oturup sevdiğim bir romanı okuyordum. Neredeyse üç saattir odamdayım ama hâlâ evin fertleri gelmiş değildi. Merak edince yanımdaki sehpa üzerinde bulunan telefonuma uzandım. Elime aldığım gibi hemen ikizlerle olan gruba girip mesaj çektim.

 

Ben : Kahir 'lerin akşam akşam nereye gittiğini biliyor musunuz?

 

Mesajı yazar yazmaz iki tik oldu ve birkaç saniye sonra ikizlerin aynı anda yazıyor mesajı düştü önüme.

 

Asaf : Ne o sıkıldın mı yoksa evde tek başına olduğun için?

 

Aysar : Yoksa Kubat' ı mı özledin?

 

Asaf : Ya da Ali Beyi?

 

Ben : Saçmalamayı kesin! Üçüde aynı anda yok. Ve bu meraklanmamı sağlıyor.

 

Aysar : Yoksa senin için bir planları olduğunu mu düşünüyorsun?

 

Ben : Eşref hariç diğer ikisi bunu kesin yapar. Eşref'se yapmaz ama şimdilik. Ta ki başındaki iki Kahir yok olduktan sonra. Onlar yok olunca o zaman belki işimi bitirmek ister ama şimdi böyle bir düşüncesi yok diye tahmin ediyorum.

 

Asaf : Yani bunu bilmene rağmen hâlâ Eşref 'in arkasını kolluyorsun? Ne ayak?

 

Aysar : Aynen sonuçta o da senin için tehlike arz etmiyor mu?

 

Ben :Şimdilik değil. O zaman gelene kadar rahatım.

 

Bunları yazdıktan sonra birkaç saniye bekledim. Çünkü birazdan üçünün nerede olduğu bilgisini alırdım. Bakalım neredeler. Eşref hakkında yazdıklarım tabii ki gerçeği yansıtmıyor. Belki üç yıl öncesinde bunu düşünüyordu ama bu geçirdiğimiz üç sene içerisinde çok şeyi birlikte atlattık. Ve o bunu bile bile bana zarar vermez.

 

Daha doğrusu veremez. Bana gerçek anlamda değer veriyor. Kim ne derse desin Eşref beni yenge olmaktan çok bir kız kardeşi gibi görüyor. Hiç sahip olmadığı bir kız kardeş. Evet benden üç yaş büyüktü. Eşref yirmi dokuz yaşındaydı. Bende yirmi altı. Kubat 'sa otuz yaşındaydı. Aramızda dört yaş fark vardı. Ama dışarıdan bakılınca yaşına göre hem Eşref hemde Kubat çok genç duruyordu.

 

Üvey kardeş olsalarda Kubat gerçekten Eşref' e değer veriyor ama çaktırmıyordu. Keza Eşref 'te öyle kaç kere Kubat için neler yapmış neleri gözden çıkarmıştı sırf onun iyiliği için. Dışarıdan birbirlerini sevmediklerini sanırsınız baktığınızda ama öyle değil işin aslı. Bildirim dolayısıyla telefon titrediği anda bakışlarım telefona çevirdim.

 

Asaf : Şu an bir iş yemeğinde olduklarını öğrendim. Ama işin aslı bu değil ve ne olduğunu tam olarak anlamış değilim. Anladığım an seni haberdar ederim.

 

Ben :Tamam haber bekliyorum senden.

 

Bunları dedikten sonra telefonu bırakıp, kitap okumaya devam etmiştim. Kitap okumam neredeus iki saat sürmüş ve ben ne ara uyukladığımı bile anlamdan tepemde çalan telefonla aniden olduğum yerde sesin geldiği yere elimi atıp telefona ulaşmaya çalıştım. Sonunda telefonu elime aldığım anda kısılmış bakışlarım arasından aramaya cevap verip, kulağıma telefonu yaslamıştım.

 

Telefonu açınca hemen Asaf'ın sesini duymuştum.

 

"Ronay hemen hazırlan aşağı gel." diyen sesiyle olduğum yerde doğrulup ayılmaya çalışmıştım.

 

"Ne oldu?" diye sorup cevap almayı beklemiştim.

 

"Adamlar Eşref yine bir olaya karışmış haberini verdi. Gidip şunu alalım." diyince tamam demiş ve olduğum yerden hızla kalkıp banyoya koşmuş, yüzümü yıkayıp ayılmaya çalışmıştım.

 

Sonra hemen Banyodan çıkıp giyinme odasına geçerek üstüme bir şeyler seçmeye başlamıştım. Siyah gömlek, pantolon ve deri bir ceket alıp giyinmiş, ayağıma kısa topuklu ayakkabımı geçirip, giysi rafında bulunan saç tokasıyla saçlarımı ensemde toplayıp hızla odadan çıkmıştım. Malikanenin bahçesine gelince aracın çoktan hazır olduğunu, ikizlerin bir düzüne adamla beni beklediğini fark ettim. Yanıma geldikleri anda Asaf bana bir silah uzatınca hemen silahı alıp belime yerleştirdim.

 

"Sorun ne tam olarak?" diye merak içinde konuştum. Bu sorumla aniden bana sırtı dönük olan Aysar adamlara komut verip araca binmelerini işaret etmiş daha sonra bana dönerken sorumu yanıtlamıştı.

 

" Eşref ona ait olmayan Aziz' in mekanında olay çıkarmış. Eh sayıca üstünlük onda olamadığı için şu an bir depoda alıkonuluyor. Eşref 'in arkadaşı Emre söyledi olanı arayıp. Sende biliyorsun bu Ali Beyin kulağına giderse olacakları. Onun için seni aradık. Uyuyor olduğunu düşünemedik. Bilsek sensiz giderdik. "diyen Aysar' a sorun yok dercesine bakmış ve araca doğru ilerlemiştim. Benim olduğum araca Asaf ve Aysar 'da binmişti.

 

Araca geçince aklıma takılanları sordum.

 

" Bunlar en son iş yemeğinde değil miydi? "dedim anlamaya çalışarak.

 

" Öyleydi. İş yemeğindeki kişiyle Kubat ve Ali Bey başka bir yere geçmiş ama Eşref iş yemeğinden sonra onlara katılmamış. Sonrasında nerede olduğunu ve ne yaptığını biliyorsun. "diyen Asaf 'a tamam dercesine başımı sallamıştım. Araç yol aldıktan sonra benimde içinde olduğum araçla birlikte yedi araçla Eşref' in tutulduğu yere doğu gitmeye başlamıştık.

 

" Umarım biz eve varmadan Kubat ve Ali bey gelmez yoksa her türlü anlarlar. Sonuçta gece vakti dışarıda olmamız bir şey olduğunu açıkça ortaya serer." dedim bu ihtimalin olmamasını umarak.

 

"Kubat 'ın şu adamı Tekin olanları bildiği halde bir şey söylemese iyi olur. Çünkü Kubat buraya geldiğinden beri evde ne oluyor, sen nereye gidiyorsun diye ona görev vermiş halde. Evi arayıp bir sorun olup olmadığını sorgulamazsa Kubat ve Ali Bey eve gelene kadar hiçbir şey anlamaz. "dediği anda Aysar kaşlarım usulca çatıldı.

 

Bak sen Kubat 'a olan bitenleri birde rapor alınması için adam görevlendirmiş.

 

" Çoktan haberi olduğunu düşünüyorum. Belki de Eşref Bey ders alsın diye bir şey bile yapmıyordur. Keza Aziz asla Eşref Beye zarar veremez çünkü karşısına Kubat beyi almaktan çekinir ama en çokta seni almak onun sonu olur. Çünkü çok iyi biliyor ki Eşref için ikinizin sayısız kan dökmekten çekinmeyecek olduğunu. "dediğinde Asaf sessiz kalmıştım.

 

Dedikleri doğruydu. Eşref 'e kalıcı bir sorunu bile yaratsa Aziz son nefesini ellerim arasında verir.

 

" Tabii bu onu küçük bir işkence yapmaktan alıkoymaz. "dedi Aysar çoktan Eşref' in bu yüzden acı çektiğini tahmin edercesine konuşmuştu.

 

" Evet haklısın. "demişti Asaf oturduğu yerden kardeşini onaylarken.

 

" İşte burada devreye biz giriyoruz çünkü daha bir şey olmadan Eşref 'i kurtarmamız gerek. Umarım biz Aziz' in gelenek haline getirdiği işkence aşaması başlamadan oraya ulaşırız. "dedim bunun olmasını canı gönülden isterken.

 

" Şansı yaver giderse Eşref daha ilk aşamada olmalı ve onu kurtarırız daha umduğun şey olmadan. "dedi Asaf beni yatıştırmak istercesine konuşurken. Umalım öyle olsun demiş ve susarak, yaşadığım gerginliği azaltmaya çalışıp durmuştum yol boyunca.

 

Sonunda Eşref 'in tutulduğu mekana gelince araçlar mekana uzak bir yerde kendini belli etmeden durmuştu. Hepsi vereceğim komutu bekliyordu. Aklımda aslında basit ve etkileyici bir plan vardı. Ve onu gerçek kılarsam çok kolay bir şekilde buradan ayrılacaktık.

 

"Aklındaki plan nedir?" diye sorunca Aysar bakışlarım önümüzdeki tel örgünün arkasında bulunan eski depoya kaydı.

 

Deponun önünde birden fazla terk edilmiş eski araçlar vardı. Küçük bir ses herkesi bahçeye toplardı. Nereye baktığımı gören Asaf yavaşça olduğu yerden kalkıp aracın açık kapısından dışarı çıkmıştı.

 

"Doğru anladıysam bu eski araçları patlatma düşüncesindesin. O halde istediğini gerçek kılma zamanı." diyen Asaf onun yanına gelen birkaç korumaya ne yapmaları gerektiğini anlatmaya başlarken bende aracın içinde bulunan çelik yeleği giyip, korumaların sessizce etrafa dağılıp, aklımdaki planı yerine getirmesini izledim. Birkaç saniye içinde Asaf aracın kapısının önünde belirdi.

 

Bana şimdi ne yapacağız bakışı atarken ben yavaşça yerimden kalkıp, araçtan çıktım. Yere ayak basınca hemen diğer planı gerçekleştirmek için konuşmaya başladım.

 

"Birkaç adam bizle deponun arkasına gelsin. Diğerleri diğer korumaların olduğu alana gitsin ve bende işaret alınca eski araçlara yerleştirmiş oldukları düzenekleri patlatsın ve o sırada biz içeri girelim. Zaten sesi duyan dışarı çıkar birkaç kişi içeride kalır bizde onları hallederiz. Dışarıya çıkanlarıda diğer korumalar halleder. İçerideki adamlar sistem dışı kalınca Eşref 'i de alıp depoyu terk ederiz. Sonra depoya Aysar sen şu kırmızı planlar için kullandığımız patlayıcıları yerleştirip orayı terk edersin. Sonrasında güzel bir havai fişek gösterisi izleriz. "diye sakin, kaygılardan uzak sesim herkesin ne yapması gerektiğini söylerken başlarını sallamış ve dediklerimi yapmaya koyulmuştu.

 

Bende o sırada karanlıkta deponun arka tarafına kendimi belli etmeden ilerlemeye başladım. Tabii arkamdan beni Asaf 'ta birkaç adamla takip etmeye başlamıştı. Aysar' sa bizi işi bitince ulaşırdı. Korumalarla sessiz sedasız bir şekilde sonunda deponun arka tarafına ulaşmıştık. Deponun arka tarafında bulunan birkaç korumayı silahlara takılı olan susturucularla etkisiz hale getirmiş ve kimse anlamdan deponun arka kapısına ulaşmıştık. Kapıyı açıp içeriye giren üç koruma temiz işareti verince yavaşça olduğum yerde harekete geçip kapıdan içeri girmiş ve önümdeki uzun geniş koridorda ilerlemeye başlamıştım. O sırada korumalar etrafı tarıyor herhangi bir kişi varsa anında onu sessizce indiriyor ve önümü açıyordu.

 

Sonunda çoğu korumanın olduğu alana geldiğimiz anda sakladığımız geniş kalın kolonlar arasından adamları izliyorduk. Korumalar benden işaret bekliyordu sessizce oldukları yerde. Asaf bana bakınca o an yavaşça şimdi derecesine başımı salladım ve o an da Asaf kulağındaki kulaklıkla korumalara haber verdi. Saniyeler içinde deponun ön tarafından üst üste patlama sesleri gelince deponun içindeki Aziz 'in adamları aniden koşarak dışarıya çıktı.

 

Onlar çıktıktan sonra birkaç korumaya ön ve arka kapıya gitmelerini işaret etmiş ve kendimizi güvence altına almıştık. Geri kalanlarla Eşref' in etrafını çevreleyen on beş adamı haklamaya çalışmıştık. Belimdeki silahı parmaklarımla kavradığım gibi Eşref 'e tam yumruk atacak adamı kafasından vurup pat diye yere düşüp diğer korumaların saldırmasını sağlamıştım. O sırada iki taraf birbirleriyle silahlı çatışmaya girerken ben olduğum yerden hızla kurşun yememeye dikkat ederek Eşref' in olduğu tarafa doğru ilerlemeye başladım.

 

Tabi o sırada önüme çıkan her adamı ustalıkla öldürmek zorunda kalıyordum. Birkaç kere Asaf 'ın dur durduğun yerde Ronay diyen sesini duysamda onu dinlememiş ve açık hedef halinde olan Eşref' e doğru ilerlemiştim. Neyseki Eşref son anda arkasında bulunan kolona saklanmış ve vurulmaktan kendini kurtarmıştı. Birkaç kere Aziz 'in adamları beni hedef almıştı ve üzerime kurşun sıkmıştı ama Asaf ve diğer adamlar bunu fark edince hemen beni koruyup adamları indirmişti.

 

Arkasında olduğum kolondan başımı çıkarıp kaç adam kaldığına bakınca altı asma vardı ve hepsi bana arkası dönüktü. Yavaşça onların arkasından dolanıp, kendimi onların beni vurmayacağı bir alana atınca elimdeki silahla iki adamı kafasından direk vurup sayıyı azaltmıştım. Kalan dört adam diğer korumalarla mücadele ederken ben sonunda Eşref 'in olduğu alana gelmiş ve onun saklandığı kolona doğru diğer dört adam fark etmeden koşarak yerimden çıkarak kendimi tehlikeye atmıştım. Eşref bunu görünce yerinde kal diye bağırsada onu dinlememiş ve hemen birkaç adımda yanına varıp birden Eşref' in beni tutup saklandığı duvarın arkasına çekmesine mani olamamıştım.

 

"Aklını mı kaçırdın sen? Nasıl pervasızca gelirsin? Ya vurulsaydın?" diye yüksek sesle konuşup sesini bana duyurmaya çalışınca ona alaycı bir gülümsemeyle bakmıştım.

 

"Çok mu üzülürdün yoksa vurulsaydım?" dedim sanki bir çatışma ortasında değilmişim gibi.

 

Sinirden kast katı olan yüzü aniden söylediklerimle daha çok daha çok öfkelenmesini sağlamış ve çenesini sinirden sıkarken aniden bana bağırmamak için kendini zor tutmuştu.

 

" Ölmeni istemem yenge hanım hele benim yüzümden hiç istemem. Bu yüzünden usulu dur." diye beni ikaz etikten sonra zincirli olan elleriyle beni tam önünde tutmuş ve ikide bir arkasına bakarak çatışmanın bitip bitmediğini anlamaya çalışmıştı.

 

Bir ara kalan adamlardan biri bizim olduğumuz tarafa kurşun sıkınca hemen elimdeki silaha davranıp, tam açımda olan adamı sırtından iki kurşunla vurmuş ve yere düşmesini sağlamıştım. Hadi ama Eşref bıraksa daha iyi iş çıkarırdım. Ama buna engel oluyordu. Eşref hızla kolumu tutup beni geri çekince bezgin bir nefes verdim.

 

Sonunda sesler susunca tam kafamı çıkarıp bakacağım an bana olan bakışıyla yerimden kıpırdamamış ve sessizce olduğum yerden Asaf 'ın bana seslenmesini beklemiştim. Sonunda Asaf her yer temiz dediği anda hem depo içi hemde depo dışı içinde bulunan her adamın öldüğünü anlamış oldum. Yavaşça geriye çekilip yerde ölenlere baktım. Ben çıktıktan sonra Eşref' te duvarın arkasından çıktı ama elindeki zincir onun daha fazla ilerlemesine mani oldu.

 

Asaf yanıma geldiği anda dikkatim ona kaydı.

 

"Korumalar dışarıdakileri halletmiş. Aysar 'da istediğin görevi yerine getirmiş. Bizim çıkmamızı bekliyor." dediği anda tok sesiyle tamam demiş ve yönümü tekrar Eşref' in olduğu tarafa çevirip ona üsten bir bakış atmıştım.

 

"Yine her zamanki gibi başını belaya sokmuşsun Eşref." diye yılmış bir şekilde ona bakmış ve etrafımı ona gösterip sonrasında devam etmiştim. "Ne yapacağız senin bu bitmek bilmeyen sorularını?" diye sorunca onun tabii bu dediklerimle kızarıp bozaracağını düşünmüyorum ama bari biraz yüzünde pişmanlık göreyim. Ama benim gördüğüm tek şey. Keyfi yerine gelmiş ve gördüğü bu görüntüden memnun olan bir Eşref 'ti. Bakışları etrafı izlemeyi bitince bana çevirdi. Ona seninle ne yapacağım ifadesiyle bakmış ve

 

olduğum yerde durmaya devam edince bakışlarımı etrafımda sessizce bekleyen iki korumaya çevirdim. Onlara baktığımı fark edince iki korumaya Eşref' i gösterdim. Ne isteğimi anlayan korumalar oldukları alandan usulca Eşref 'in olduğu alana ulaştılar. Korumalar duvara asılı olan zincirleri çözmeye başladılar. Neyseki anahtarı ölü bedenlerden birinin cebinde bulmuş bu sayede kolayca zinciri çözmeye başlamıştılar.

 

Eşref iki kolundan zincirlenmiş, hareket alanı kısıtlanmıştı. Biz gelmeden önce güzel bir ağırlama yaşıyormuş ki yüzü gözü kan içindeydi. Yediği yumruklar sebebiyle burnu kanamış, dudakları patlamış, yanağı şimdiden morarmış haldeydi. Eminim bedeninde buna benzer morluklar vardır. Bu adam hiç akıllanmıyor ki! Zincire vurulmuş haline hoşnutsuz bir bakış attım. Herkes Eşref 'e bakarken o ise sırıtıyordu. Sanki bu halinden hiç rahatsız değil gibiydi.

 

"Ah yengecim geciktiğinin farkında mısın? Ben seni daha erken bekliyordum." dediği anda gözlerimi devirdim.

 

"Kusuruma bakma uykudan uyanıp buraya gelmem uzun sürdü. Bir dahaki sefere olmaz." diye onunla alay edince bu onun daha çok genişçe gülmesine sebebiyet verdi. "Hem sen onu bunu bırakta nasıl yine kendini bu duruma düşürdün bana söyle!" diye yarı kızgın yarı anlam vermeyen bir şaşkınlıkla konuşunca Eşref sonunda zincirlerden kurtulmuş ve olduğum alana bileklerini sıvazlarken gelmişti. Arkamdaki Asaf 'a küçük bir baş işareti yapınca bunun onun dilinde teşekkür mahiyeti olduğunu anladım. Sonra bakışları tam karşısında olan beni buldu ve onu azarlayıp duran bir anneymişim gibi beni geçiştiren cümlelerini sıraladı.

 

"Ah yengecim inan ki olayların buraya nasıl geldiğini ben bile bilmiyorum. Olayları idrak ettiğimde kendimi burada buldum. " dedi sanki hiç kabahati yokmuş gibi. Onun bu rahat hali hiçbir şeyi ciddiye almayan tavırları gerçekten insanı deli ederdi. Yüzü gözü dağılmış ama sanki hiçbir şeyi yokmuş gibi davranması sadece bıkkın bir nefes vermemi sağladı. Etrafıma kısa bir bakış atıp onun bir şeyi anlamasını umarak konuştum.

 

"Bunu abin öğrense peki ne yapmayı düşünüyorsun?" dedim bu gerçeği düşünmesi adına. Bakışları kısıldı ve sanki çok önemli bir şeyi saklamamı isteyen bir sesle konuştu.

 

"Sen söylemezsen nasıl öğrenecek ki? " dedi safça. O an derin bir iç çektim. Çoktan Kubat bunu biliyor olmalı ama bir şey yapmadı. Var bunun altında bir neden ama öğrenirim yakında. Bakışlarım onu bir gerçeği anlamasıyla ışıldadı.

 

"Ah aslında söylemem ama bunun için bir bedel ödemen gerekiyor sevgili kayınbiraderim ." demiş ve bununla nasıl bir tepki vereceğini beklemiştim.

 

" Ne istersen yaşasın yengecim. "diye uslu bir çocuk edasıyla konuşunca hemen kabul etmesine sadece kaşlarımı çattım. Konu ben olunca hiçbir şeyi irdelemiyor sanki onu zora sokmak için değilde işine yarayacak bir şey yaptıracağımı biliyor gibiydi. Bu kadar kolay kabul etmesine anında gülümsedim. Bakışlarımı korumalara diktim ve biran önce burayı terk etmek için işaret verdim.

 

İşareti aldıktan sonra tüm adamlarla birlikte deponun arka tarafında çıkmış ve araçların olduğu yere ulaşmıştık. Araca binmeden önce tam yanımda bulunan Aysar elindeki düzeneği çalıştırıp birkaç saniye içinde deposunda havaya uçmasını sağladı.

 

Depo havaya uçarken ben sakince patlamayı izliyordum.

 

"Bunu yapmak zorunda değildin." diyen yanımdaki Aysar 'a bakmadan cevap verdim.

 

"Dışarıdan bir nevi göz dağı aslında ama asıl sebebi Aziz' in o iğrenç adamlarını ortadan kaldırmak. Biliyorsun ki bu adaların Aziz 'in mekanındaki kadın çalışanlara iğrenç bir şekilde askıntılık yapıyor ve Aziz pisliği asla bunu umursamıyor. Bende bunu bile bile hiç onlara güzel bir ağırlama yapmasam içimde kalırdı. Bu adamlara toprak çok bile. Bedenleri yanarken yok olmayı çoktan hak ettiler. "demiş ve çekinmeden neden bunları yaptığımı Aysar dahil diğer korumalarında duymasını sağlamıştım.

 

Bu konuşmadan sonra araca binip buradan uzaklaşmaya başladık. Geldiğimiz gibi sessiz sedasız burayı terk etmiş ve malikanenin yolunu tutmuştuk. Umarım gelişimiz kadar gidişimizde sakin olurdu. Beklemeyen bir şey olmasını istemiyorum. Ve Kubat umarım evde değildir. Ona açıklama yapmak hiç ama hiç istemiyorum.

 

 

 

 

 

⫘⫘⫘ ⭑⃝ ⫘⫘⫘

 

 

Bölüm : 17.10.2025 19:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...