
"Saatler geçiyordu zaman geçiyordu ama benden hiçbir şey geçemiyordu."
Aslında bu koca dünyada tek bir kelimeden ibaretim ; yalnız... Sonsuz bir boşlukta kendi başına yaşayan kimsenin varlığı altında var olmayan bir insandım. Hep yalnızdım. Her daim yalnız büyüyen biri olduğum için tek başıma her daim mücadele ettim. Her adımım sadece yarını düşlemek için değil, yarını kendim için güvenli kılmaktı. Her verdiğim kararlar ister doğru olsun ister olmasın sadece kendi güvenliğimi düşünmek zorunda kaldım. Belki de bu bencillikti ama kim kendisi için bencil olmaz ki? Herkes olur benim olduğum gibi.
Bu koca evrende tek bir cümleden ibaretim ; tükenmiş bir ruh... Her aldığım darbe beni güçsüz kılmak yerine her daim daha çok çabalamak ve kendimi her darbeden korumak için güç sundu. Her şey bir yalan boşluğunda asılı duruyor aslında kişidir onu doğruya ulaştıran. Ben bundan kaçındım bu zaman diliminde çünkü bunu mecbur kaldım. Yalanlar söyledim. Yalanlarla dolu bir dünya inşa ettim. Belki de çok yanlıştı ama hayatta kalmamı sağladı. Beni vereceğim daha büyük bir hatadan uzak tuttu. Suçlayıcı bir dünyada yaşayan insanlardan biriyim.
Kötülükler dünyamı sarmalamış, bana zarar vermek için mücadele ediyorken ben nasıl kendimi korumak istemeyip, ona boyun eğeyim? Tam tersi yolumu değiştirdim ve kendimi yeni bir yolda güvenli bir dünyada korunaklı hale getirdim. Bu dünya da masum değildi ama kendi sahip olduğum güçle var oldum ve kendimi yarına çıkardım. Yılmadım. Tükenmedim. Çünkü devam etmem gerekiyordu. Bunun olmasını sağlayan biri olduğu için bunu yaptım. Pişman mıyım? Bunu sormak istemedim kendime çünkü vereceğim cevap her şeye son verebilir ve kendimi değil sevdiğim kişiyi riske atabilirdi. Bundan dolayı yumdum gözümü, susturdum düşüncelerimi. Zordu ama başarmak için bir dayanağım vardı.
Bu koca dünyada tek bir alıntıdan ibaretim ; ruhunu karanlıkta kaybetmiş o küçük savunmasız kız... Buydum aslında ama bunu yok etmek için mücadele verdim. Yalanların arasında dolaştım. Sisler arasında kararlar verdim. Karanlığa sığınıp, onu limanım yaptım orada en zorlu kararları verdim. Güçsüzlükle yüzleştiğim her an şunu unutmamak için çırpınıp durdum. Sorun kaybetmek değildi hayatımda hep. Sorun kaybedecek olsam dahi her darbeyi sadece benim göğüslemem gerekti. İşte bundan mütevellit kendi acımı kendim dindirdim.
Kendi düşüncelerime kendim bir başıma yön verdim. Çalıştım çabaladım mücadele ettim. Mecburum aslında ama bunu kimse anlayamaz. Bu yola ilk an kendim için adım atmak istedim ama sonradan şunu fark edince anında yolu kendim için değil sevdiğim o kişi için yürüdüm. Canım yandı ama onun yanına varınca tüm her şeyi unutup ona odaklandım. Onun yanında kendi kimliğimi hissettim ve onun yanında kim olduğumu unutmadım ama kim olmam gerekiyor onu hatırladım. Zorunluluk muydu beni bu hayata iten yoksa bir kaçış mı? Bunun cevabını bulamadım. Ama şunu fark ettim ;her kaçış bir kurtuluş değil bir darbeyle sonsuza kadar yaşam sürdürmekti. Ve ben bunu bile bile kabullendim.
Bu koca dünyada tek bir paragraftan ibaretim ; ruhu can çekişirken, o ruhunu çoktan bedeninden söküp atmış, yaptığı seçimler sonrasında tamamen kendi kişiliğini yitirmiş bir kişiydim. Bazı anları nedense asla anımsayamıyorum, kim olduğumu, neyi sevdiğimi neyden mutluluk duyduğumu neyi çok sevip onunla mutlu olduğumu... Sahi en son kendim için ne yaptım? Hiçbir şey aslında vereceğim cevap. Sırf sevdiğim için bir şey almadım kendime.
Almam gerektiğini düşündüğüm için aldım. Hiç kendim olamadım. Olmam gereken kişiye sadece yol verdim. Renkleri çıkardım hayatımdan. Sessizliği sığdırdım o küçük dünyama. Karanlığı sevmesemde onunla yaşamaya mecbur bıraktım kendimi. Saklandım, herkesten ve her şeyden. Sustum; kendi düşüncelerime, çığlıklarıma ve korkularıma. Unuttum ;geçmişi ve beni bu geleceğe tutsak eden gerçeklere. Kaçtım ; kendi hayallerimden ve amaçlarımdan. Sığındım ; beni yalnızlığa iten bu dünyaya, beni hissizleştiren bu insanların bulunduğu kötü dünyaya.
Ölüm, beni sıkıca sarmalamak istiyor kaçmayayım diye...Ama ben hala bu yaşamı gerçek anlamda hiç hissetmedim ki... Hiç var olduğumu yoğun bir şekilde kavrayamadım. Bu yaşamın içerisinde dolu dolu kahkaha atmadım hiç bir an bile olsun. Amaçsızca kararlar vermiş olduğum hiç olmadı. Düşünmeden bir adım atamadım. Kendi hislerimle yarına yönelmedim. Hiç kendim için bir şey yapamadım. Sevilmedim hiç bir an bir adam tarafından, hiç güvende hissedilmediğim bir karanlık içerisinde, hiçbir bakışın altında asla içim yumuş yumuş olmadı. Hiç birine sonsuz bir güven hissi beslemedim ki sorunlarımı o halletsin diye durmak zorunda bırakılmadım.
Şefkati hissetmedim kimse tarafından. Bana sevgiyle bakan olmadı aslında bu hayatta. Hep yapmak zorunda kaldığım için bir şeyler yaptım. Aslında yapmak istediklerimiz değil yapmamak istediklerimi yaparken buldum kendimi hep. Hiç soluklanmadım. Hep arkama bakarken ilerledim bu hayatta. Sevgi nedir onu bile dışarıdaki insanları izlerken fark ettim. Çünkü sevgi içerisinde doğmadım. Soğuk hissiz bir dünyaya adım attım orada hayatta kaldım.
Kimseye koşulsuz şartsız sırtımı yaslamadım. Güvenmediğim için değil böyle biri olamadığı için. Düştüm ama yaralarımı kendim sardım.Yaralandım kendim pansuman yaptım. Ağladım ama kendimi yine teselli eden oldum. Çığlık atmak istedim ama kendimi susturmak zorunda kaldım. Bunca zaman sonra bile kimse ağlamadım, kimseye kolayca dert yanmadım. Sorunlarımı kendi başıma halletmem gerekti. Her sorunu hep kendim göğüslemek zorunda kaldım. Ben her şeyi kendi başıma üstlenip, bunu tek başıma çözüme kavuşturup durdum. Daima bu hatta tek başıma mücadele eden oldum.
Gece Kubat yanımdan gittikten sonra bir daha uyanmamış ve sabah olunca huzurla uyanmış ve kalkar kalkmaz banyoya gitmiş elimi yüzümü yıkayıp, banyoyu terk edip, giysi odasına doğru ilerlemiştim. Bu gece müzayede vardı ve sabahtan yapmam gereken işleri halledip sonra erkenden malikaneye gelerek hazırlanmaya başlayacaktım. Hazırlanınca direkt aşağı inmiş ve kahvaltı etmeden dışarı çıkmıştım. Avluya gelince anında ikizlerin yanına doğru ilerledim. Beni görünce o sinsi gülümsemeleriyle bana bakmıştılar.
"Günaydınlar Ronay Hanım. Bu ne keyif. Akşamki olay dolayısıyla mı?" diye alaycı bir tutumla bana takılan Asaf 'a burnumu buruşturup bakmış ve benim için açılan arabanın kapsından içeri girmiştim. Ben girince Asaf ve Aysar' da içerideki yerini almış ve tam karşımdaki yerlerini almıştı. Araç yavaştan harekete geçip avluyu terk ederek malikanenin sınırlarından çıkmaya başladı.
" Hâlâ cevap vermedin. Dün akşam ne oldu? Asım Bey sorun çıkardı mı?" diye olayın almış olduğu sonucu merak eden Aysar 'ı fazla bekletmeden sorusunu yanıtladım.
"Aslında beklediğim gibi geçti." demiş ve onları kısa bir süre izlemiştim. İkisi de kaşlarını çatarak nereye varacağımı merakla bekliyor, sessiz kalarak tüm olanı biteni anlatmamı bekliyordu. "Miray tatlıyı yedi ve alerjik reaksiyon yaşadı. Tabii bunu yapanın ben olduğumu anladı anında Asım Bey ama o bir şey yapmaya kalmadan anında Ali Bey ve Kubat devreye girdi ve müdahale etti. Zaten geçmişteki olayı onun sözleriyle belli ettim ve o an bocaladı zaten. Sonra zaten orayı terk ettiler. Aslında şaşırdığım nokta Ali Bey 'ın tutumu oldu. Bana sorduğu sorular ve daha önceden varmış olduğu bazı çıkarımları söyledi bana. Sonra zaten herkes bu olayı neden yapmak istediğimi anladı ve pek üstüne düşmedi. Gece oldu herkes odasına çekildi. "dedim dünkü akşamki olayı kısa ve öz bir şekilde aktarırken.
" Büyük tepki vermemişler ne güzel. Peki Miray ne yaptı? "dedi Asaf en çok onun verdiği tepkiyi merak ederken.
" Ah önce madura yatmak istedi ama baktı pas veren yok karşı cepheden yine özüne döndü. En çok mutlu olduğum Kubat ve Ali Beyin onun yaşadığı olayı yok sayıp anında bana destek olmasıydı. "diye açıkçası beni şaşırtan ama en çok mutlu eden noktaya değindim.
" Yani evvelden beridir Miray Hanımı pek sevmez Ali Bey. Konu o olunca hiçbir zaman onun tarafında olmaz çünkü bilir onun hiç masum biri olmadığını ve ne yaşarsa yaşasın hep bu olanları hak ettiğini bilir. Akşamda bu düşüncede olmuş olmalı ki sen bu olayda haklısın ve bedelini gecikmiş olsada ona ödettin. "dedi Asaf olduğu yerde kıpırdamadan dururken gerçekleri dile getirdi. Bakışları aslında yüzümde başka bir şey arar gibiydi ama çok belli etmeye çalışmıyor gibi bir hali vardı.
" Neyse bu konu bittiğine göre bizim konuya gelelim mi? "diyince Aysar o an bugün olacak müzayededen onları haberdar etmediğimi fark edince anında konuya girdim.
" Bunu şimdi ertelemek gerekiyor çünkü dün akşam Ali Bey düzenli olarak katıldığı şu müzayedeye Kubat, Eşref ve benim gitmemi istedi. Hiçbirimiz itiraz etmedik. Hem zaten oraya gitmek istediğim zamanlar olmuştur ve şu an geri çevirmedim. Gerçi şaşırmadım değil. Çünkü böyle bir teklif yapacağını hiç tahmin etmezdim. "diyerek şaşkınlığın hâlâ etkisinde olan yüz ifademle konuşup, olanları onlara aktardım eksiksiz bir şekilde.
" Ali Bey acaba öleceğini öğrendi de ondan mı sana bu kadar ılımlı davranıyor? "diye şaşkınlıkla konuştu Aysar.
" Hiç sanmıyorum o adamı ölüm bile iyi hale getirmez. Burada aslında bizim fark etmediğimiz bir şey var ama yakında öğreniriz. "diye gizemli bir sesle konuştu Asaf. Sanki bir şeylerden şüphe etmiş ama tam olarak bunu ortaya çıkarmadığı için gündeme getirmiyor gibi bir hali vardı.
"Ne oldu bilmiyorum ama ben her ne kadar şaşkınsamda bundan memnunum çünkü ikide bir onun nefret saçan bakışlarıyla karşılaşmak yerine, bu uysal halini daha çok benimsemek isterim." dedim bu olan bitenin beni düşündürsede memnun ettiğini söylerken.
"Yani haklısın adam üç yıl boyunca sana dünyayı dar etti şimdi iyi davranması şüphelendirsede memnun etmiyor değil." diyen Asaf 'a başımı sallayarak cevap verdim.
"Müzayedeye kaç gibi gideriz?" diye sorunca Aysar gerekli hazırlıkları yapmak için saati öğrenmek isterken anında cevap verdim.
"Kubat' a sorarım kaç gibi orada olacağınızı sonra sana yazarım. Bugün çok bir şey yapamayacağım ama bir görüşmem var ve onu halleder halletmez anında malikaneye geçip akşam için hazırlık yapmam lazım." Bunları dediğim anda ikizler tamam dercesine başını sallamıştı.
Birkaç konu hakkında daha konuşmuş sonra Asaf 'ın yüzük parmağıma kayan bakışlarını görünce anında bende parmağıma bakıp, dünden beri taktığım yüzükleri kısa bir süre izlemiş sonra bakışlarım hâlâ yüzükleri incelerken konuşmuştum.
"Dün akşam için hazırlık yaparken birden Kubat geldi ve bu evlilik yıl dönümü için hazırlattığı yüzükleri takmamı istedi." demiş ve derin bir soluk alırken zihnime düşen dünkü olayları tekrar tekrar hatırlarken bakışlarım yumuşamış ve ruhumda küçük bir esinti esmişti." Bir şeyleri telafi etmek isteyen bir yanı var. Buna ilk olarak taktığım yüzüklerden başladı. Bana ait bir yüzük takmamı istediği için bunları özel olarak yaptırdığını söyledi." dedim dalıp gitmiş bir halde.
Zihnim bazı şeyleri ima ediyordu ama sessiz kalıyor ve bunu geri plana atıyordum.
" Sende kabul ettin hayır demeden?"diye kurcalayan Aysar 'a bakışlarımı çıkardım.
" Hayır dememi mi isterdin? "diye soru sorarak geçiştirmeye çalıştım.
Tek kaşımı kaldırıp onun vereceği cevabı beklerken Aysar usulca başını iki yana salladı.
" Hayır kabul etmen nazik bir davranış olmuş. Bu sayede Kubat'ın bazı şeyleri konusundaki cesaretini ilk dakikada kırmamış olmuşsun." dediğinde kurduğu cümle altında yatan imayı fark etmemek imkansızdı.
Belki de benle birlikte onlarda bir şeylerin farklı aktığının bilincinde ama herkes susmayı ve gündeme getirmemeyi hedefliyordu.
" Geldiği andan beri bir farklılık var onda ve bu ürkütmüyor değil. Sebebini merak etmiyorum ama yakında bunu bana söyleyip aklımı karıştırmak için çabalayacağının farkındayım ama olabildiğince bunu ertelemeye çalışacağım." dedim yine kaçarak her şeyi bir kere daha ertelemek için çabalarken.
" Peki bunu yapman sana ne kazandıracak ? "dedi usulca Asaf.
Sanki her şeyi akışına bırakmak daha faydalı olacakmış gibi bu cümleyi dile getirdi. Derin bir nefes dudaklarımdan sızıp dışarıya salındı. Bakışlarımda bir savaşı kaybedecek kişinin ifadesi vardı. Ve bu bilmediği bir cephede mücadele verecek bir askerin ifadesiydi. Şaşkın ve korkuyordum çünkü hiç bilmediğim aşina olmadığım bu hisleri yaşamayı bırakın, yanlış bir dünya da var olduğum halde yaşamak aslında benim gözümü korkutuyordu.
Çünkü hak etmiyor ve insanları kandırıyorum buna rağmen bu olanlara itiraz etmemek acınası bir şeydi. Bundandı korkum ve geriye doğru tökezlemem. Olabildiğince kendimi geriye çekip Kubat'a geçiş izni vermeyeceğim. Bu olursa herkesle birlikte bende mahvolurum sanki hiç daha önce olmamış gibi.
"Böylelikle kalbimi korumuş olacağım muhafaza ettiğim yerde. Bu bana yaşamaya devam etmem konusunda yardımcı oluyor. Ve bunu kaybetmemi sağlayan herkese cephe alacağım." demiş ve konuyu kapatmış bir daha üzerine konuşulmasına engel olmuştum.
Sonrasında istediğimi yerde araç durmuş ve olduğumuz yerde beklerken Asaf ve Aysar neden bekleme halinde olduğumuzu merak ediyor ama meraklarına yenik düşerek soru sormaktan kaçınıyordular. Birkaç dakika sonra arabanın önüne küçük yaşlarda mendil satıcısı yaklaştı ve onu görür görmez kapıyı açmasını emredince şoföre kapı yavaşça açıldı ve mendil satıcısı olan küçük erkek çocuk bana doğru baktı. Yüzündeki o masum tebessümle bana bakarken ikizler diken üstünde durmuş, herhangi bir tehlike karşısında ani bir pusuya yatmış haldeydi.
Sonra yavaşça eli cebine gitti ve usulca cebinden bir şey çıkardı. Küçük erkek çocuk cebinden çıkarmış olduğu mendili bana uzatınca ilk birkaç dakika Asaf bana bakmış ve ne yapacağımı kestirmişti. Yavaşça uzatılan mendili aldım ve çocuğa bir bakış atarak olduğu yerden hızla ayrılmasını emrettim. Emrimi anında yerine getirdi ve bulunduğu yerden koşarak uzaklaşıp gitti. Saniyeler içinde gözden kaybolunca tekrar arabanın seyir almasını emrettim. İkizler anlamayan bir ifadeyle bana bakınca ilk birkaç dakika onları yok sayıp elimde tuttuğum mendili inceledim.
Elime alır almaz içindeki ağırlığı fark ettim. Bu yolla almam gereken bir flaş bellek vardı ve onu elde etmiştim. Araba tekrardan eve doğru giderken bende mendilin ambalajını yırtıp, parmaklarımı içerisine daldırdım. Parmaklarım aradığımı bulunca usulca olduğu yerden flaş belleği çıkarıp avuç içimde tutmaya başladım. İzleyeceğim yer burası değildi. Bu avucumda tuttuğum bir krallığın sonu olacaktı. Ama şu an kimse bundan haberdar değildi. Olmasının da isteyen yok.
" Ne oldu az önce?" diye şaşkınlıkla konuşan Aysar 'a her zamanki deli bir gülümsemeyle bakar oldum.
"Bu ifadeden her daim korkuyorum. Yine ne planladın? Kimin sonu olacaksın?" diye üst üste konuşan Asaf olduğu yerde sıkıntılı bir nefes alıp verdi ve benden yanıt almak için sessizleşti. İkisi de biran önce konuşmamı bekliyordu.
"Çok güzel şeyler olacak. "dedim hevesle aklıma gelen kötücül senaryoları hayal ederken. Ve bu beni daha çok keyiflendirmişti. Düşünmek bile mutluluğu aşılıyorsa, gerçek olursa ne olurdu kim bilir? Ben bunları derken Asaf başını yana doğru eğip , alttan bir bakış atarak, ifademi çözmeye çalıştı. Amacı ne kadar ileri gideceğim kestirmekti. Bunu üstü gizli bir soruyla dile getirdi.
"Kimin için peki?" diye karşılık verdi usulca cümleme. Asaf bunu sorunca dudaklarım genişçe kıvrılıp, şu anki keyifli halimi açığa çıkardı.
"Bizim için tabii ki..." dedim munzur bir sesle. Yerime rahatça yaslanmış ve akıp giden yola ara sıra bakarken, zihnimde başlatılmış o isyan bir an önce açığa çıkarak gerçek kılmak istiyordu kendini ama daha zamanı vardı ve ben her şeyi bir plana ve zamana göre uygular, bu sayede tamamen amacıma ulaşırdım.
"Çok can yakacağım diyorsun." diyen Aysar alaycı bir tonda konuştu. Bunu der demez anında usulca başımı aşağı yukarı salladım, dediği şeyi onayladığımı belli edercesine. Bu hareketim yeterli gelmeyince konuşarak ikinci kez ona cevap vermiş oldum.
"Öyle diyorum. "diye bilmişlikle konuşup, nefeslendim yavaşça.
Zihnimin karanlık zifirisinin o derin kuyusundaki canavar çoktan açığa çıkmış ve kendi açığa çıkarıp katliam yapmak için sabırsızlanıyordu. Onu durduran şu an bendim ama bu sadece belli bir zaman için geçerli duruyordu. Sonrasında özgür kalıp herkese haddini bildirecekti usulca ama izler bıraka bıraka.
"Gazabımız mübarek olsun o zaman ne diyeyim ki." Asaf olacakları kestirir bir ifadeyle önce bana sonrasında yanında duran ikizine bakarken.
Korkusu yapacağım şeyler dolayısıyla değildi. Korkusu eğer bir tehlike olursa ben ve kardeşinin alacağı zararın büyüklüğüydü. Olabildiğince bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağına hiç şüphem yoktu. Belki de üçümüzün arasında en koruyucu tutumu sergileyen Asaf 'ken, en uysal olanı Aysar' dı, en oyunbaz ve tehlikelerle dolu bir hayatın içerisinde olan kişi bendim.
Zaten benim sebep olduğum belalarla genelde ilgilenirlerdi ve hiçbir zaman bununla ilgili bir şikayeti olmamıştı ikisinin de gerçek anlamda. Her daim üçümüzde birbirimizi kollayıp koruduk. Hiçbir zaman bir konuda birbirimizi suçlu bulup durmadık. Bir sorun mu oldu anında ona çözüm bulmak için elimizden geleni yaptık ve hepte yapacağız ölüm bizi bulana dek. Onları sakinleştirmek adına yatıştırıcı bir sesle konuşmaya başladım.
"Ah aslında çok kolay olacağını söyleyebilirim." dedi çok kolay bir şey dermiş gibiydi ses tonum.
Aslında öyle olacaktı. Çünkü bu konuda ince eleyip sıkı dokumuş olduğumu belli etmek istiyorum. Çok ince ayrıntısına kadar güzel bir plan yapmış ve üzerine uzun uzadıya düşünüp durmuştum. Ve sonunda istediğim fırsatı ve imkanı bulmuştum.
"Sana göre öyledir ama bir de karşı tarafa sormak gerek." dedi Aysar başını vah vah dercesine sallarken.
Her daim karşı taraf için üzülmeleri bana daha keyif veriyordu. Çünkü ikisi de her daim yedek planların olduğu düzenek içerisinde bir ana plan taslağı oluşturduğumu bilirdi. Onun içindi bana koşulsuz şartsız güven duymaları ve planıma sadık olmaları.
"Karşı taraftan geriye hiç bir şey kalmayacak " diye kararlı bir sesle konuştum dikkatini çekmek adına.
Öyle de oldu. Bakışlarım ve ses tonum yapacağım bu katliamı belli eden bir cinstendi ve onlarda bilirdi asla kendimi tekrarlamaz hep daha çıtayı yüksek tutup, akılları bulandıran bir şey yapardım. Ve her daim ses getiren bir sonla, katliam son bulurdu. Bu hep böyle oldu ve hepte böyle olacak. Çünkü bildiğim şey buydu aynı böyle son buldurduğum için her şeyi.
"Yok oluşu hedeflediler diyorsun." diye sordu bana Asaf esrarlı bir sesle. Anında kafamı evet dercesine salladım. Çünkü amacım zaten buydu ve bunu elde etmek için elimden geleni yapacağım.
"Acıdım ya şimdi ben onlara." dedi yarı ciddiyetle ve yarı alaycı bir sesle Aysar. Onun bu hali daha çok gözlerimdeki tehlikeli ışıltının artmasın sebebiyet vermiş oldu. Aysar bunu der demez Asaf omzuyla, Aysar 'ın omzuna dokundu ve konuştu.
"Bende be kardeşim kimin insafına kaldılar bilmiyorlar maalesef." sesindeki ima çok açıktı. Bana yönelikti. Amaç kınamak değil, potansiyelimi ortaya sermekti.
"Yazık ya garibanlara." dedi keyifli bir tonlamayla Aysar ikizine katılırken. Asaf ondan çektiği bakışlarını bana çıkardı ve sakallarını sıvazlarken usulca konuştu.
"Hemde ne yazık...Ne yazık." dedi yüzündeki yarım tebessümle. Onun bu halini sadece sakin bir ifadeyle izlemiş ve sonrasında dayanamayarak gözlerimi devirmiştim. Çünkü amacı bana takılıp sinirlerimi bozmaktı. Hedefine ne yazık ki ulaşmış ve ona burun kıvırıp ondan yana dönmüştü bakışlarım yola doğru. Kalan yol boyunca konuşmamız olmamıştıda.
Malikaneye varır varmaz araçtan inmiş ve içeriye geçmiştim. Akşam için olan hazırlığa başlamadan önce yapmam gereken kısa konuşma olacaktı. Onun için direk odamdan gizli tuttuğum ve alsa dinlemesi ihmal olmayan telefonu elime aldım. Odada saklı tutuyorum ama kimse dönüp bakmayacak bir yerde bu telefonu ve birçok şeyi daha muhafaza ediyordum. Orası neresi miydi?
Odamın tamda sağ köşesinde, ilk bakışta diğerlerinden farksız gibi görünen sade, mat dokulu bir duvar vardı. Bu duvarı iki yıl önce kimse evde yokken kendi adamlarıma yaptırmıştım. Bu odadan haberdar olan iç kişi vardık. Bu gizli duvarı yaptıran ekip maalesef hayatta değildi ama bunun taslağını üstelenen iki adamım şu an benimle birlikte çalışmaya devam ediyordu. Ama bu iki adamımda bu gizli duvar hangi evde ve hangi odada olduğunu bilmiyordu. Çünkü kimsenin bu odadan tamamen haberdar olmasını istemiyorum. Duvarın önünde duran adımlarım sonrasında usulca duvarı açma girişimini sağladım.
Tamamen yalnız kaldığım anda önce perdeleri örttüm ve odanın ışığını açtım. Odada yalnız kalmam sonrasında, duvarın kendisi küçük bir dokunuşumla olduğu yerde yavaşça geriye doğru çekilip, içindeki gizli oda kendini usulca açığa çıkardı. Sanki görünmez bir el parmak uçlarıyla itiyormuşçasına ağır ağır duvar gözümün önünde arkaya doğru kaydı . Duvar hiçbir mekanik ses çıkarmadan duvarın ardında saklı tuttuğu odayı tamda karşımda görüyordum.
Duvar tamamen yerinden ayrıldığında ardında karanlık, derinliği şu an belli olmayan bir geçit belirirdi. Usulca bir adım attım duvara ve yavaşça karanlık içerisinde elim ışığı açmak için düğme aradı. Parmak uçlarım kavrayınca anında ışığı açtım ve bir anda aydınlanan odaya kısaca baktım. Sonra elimde hâlâ tutmaya devam ettiğim flaş bellekle içeriye girip tekrardan bir dokunuşla duvarın gizli odayı örtmesini sağladım ve içerideki işlerimi halletmeye başladım.
Önce bana verilen flaşı biraz ileride masanın üstünde duran laptopa takmış, ve içerideki belgeleri, resimleri incelemeye başladım. Nerdeyse yarım saat süren bu işlemden sonra bakışlarımı masanın çekmecesine çevirmiştim. Anında orada kilitli halde bulunan çekmeceyi anında masanın kalem kutusunun gizli bölmesinde bulunan yerden anahtarını alıp usulca çekmeceyi açtım ve telefonu olduğu yerden çıkarıp yapmam gereken görüşmeyi başlattım. Normal bir görüşme değildi bu yapacağım şey. Telefondan aramayı başlatır başlatmaz bilgisayar ekranına bir şifre geldi ve hemen şifreyi girdim. Anında ekranda yazışma ekranı çıktı.
Sonrasında yavaşça şifreli konuşmaya başladım. Ne olur ne olmaz diye eğer bu bilgisayar hacklenirse hiçbir şey açığa çıksın istemiyorum. Yavaşça yazışmayı başlattım.
Ben : Görüşmeler yapıldı mı?
Anında bildirim gider gitmez ekranda VYM yazıyor ifadesi yer aldı.
VYM : Evet dediğin gibi her görüşme sorunsuz bir şekilde yapıldı. Sana çoğu görüşmenin biraz sonra hem video halini hemde ses kaydını atacağım.
Ben : Peki dediğim gibi plan için şirketle konuşmaya başladınız mı?
VYM : Evet dediğin gibi istediğin kişinin hediye emri için şirketle konuştum. Ama hâlâ zaman ve mekanı onlara söylemedim. Sen emri verince onları plana göre yönlendirmeye başlayacağım.
Ben : Tamam peki diğer konuları hallettin mi?
VYM : Sipariş verildi. Hediyeler yolda yakında ulaşacak istenilen noktaya. Ve diğer mesele için araştırmalar ve görüşmeler devam ediyor yakında her şeyden haberdar olacaksın.
Bu ekrandaki son konuşma oldu. Yavaşça laptopu kapattım, telefonu yerine koydum, flaş belleğide aynı telefonun bulunduğu kısma koyup, buradan ayrılmaya başladım. Bu odada küçük bir odaydı. Kabin küçüklüğü içerisinde, içerisinde bir masa bir küçük oturma koltuğu ve çalışma masası rafları üzerinde birkaç kitap vardı. Son kez bakıp usulca gizli odayı terk edip hemen yatak odama geçip, akşam için yapmam gereken hazırlığa başladım. Saat çoktan 15: 00 olmuştu. Ancak hazırlığı bitirdim. Birden aklıma hâlâ Kubat 'a kaçta gideceğimizi sormadığım aklıma gelince anında ona mesaj çektim. Çantamda bulunan normal telefonu alıp WhatsApp' tan Kubat 'a yazdım.
Ben : Kaç gibi hazır olmam gerekiyor? Çünkü ikizler ona göre ayarlama yapacak.
Bu açıklamadan sonra birkaç dakika beklemiştim.
Kubat : Seni tam 18: 00 alacağım. Ancak müzayede yerine varırız çünkü yol çok uzak.
Ben : Tamam o saate hazır olurum.
Bunu yazdıktan sonra sesli mesaj ikizlere atıp hazırlanmaya başladım. Akşam için çok güzel ve şık olmak istiyordum çünkü. Önce kısa bir duş almıştım. Duştan çıkınca saçlarımı kurutup, direkt yatak odasına geçip bu gece giyeceğim kıyafeti seçmeye başladım. Dolaptan giyeceğim elbiseyi beğenince yavaştan giyinmeye başladım. Giyinmem bitince sonraki işlemlere başladım. Hemen makyaj masama doğru geçip oturdum ve kısa bir göz gezdirip nasıl bir makyaj yapmam gerektiği konusunda düşünmeye başladım. Birkaç dakika içerisinde karar verince yapmaya başladım.
Aynaya usulca yaklaştığım an makyajımın elbisemle aynı uyumu taşımasını istedim ve buna göre bir yol izledim. İlk an gözlerimden başlamıştım. Kahverengi saçlarıma ve siyah elbisemin ağır havasına yakışacak şekilde, göz kapaklarıma derin bir füme-siyah buğulu far uyguladım. Gözlerimin dış köşelerine doğru gölgeleri daha da koyulaştırdım. İşte tamda o an bakışlarım bir anda daha keskin ve daha dikkat çeken, gizemli bir hal aldı . Sonrasında kirpiklerimi uzatan yoğun bir maskarayla gözlerimin etrafına o dramatik ama göze hoş gelen çerçeveyi ekledim. İnce ama oldukça kararlı bir eyeliner çizgisi çektiğim an , bakışlarımı usulca tamamladı.
Ten makyajım pürüzsüz ve doğal olmasını istemiştim. Cildimi çok fazla ağırlaştırmadan, ışığı olabildiğince yumuşakça yansıtan bir fondöten sürmüştüm. Elmacık kemiklerimi ise belli belirsiz şekillendiren hafif bir kontur ve üzerine sürülen soğuk tonlu şeftali-pembe bir aydınlatıcı kullandığım anda yüzüme taze bir parlaklık katmıştı. Elbisemin iddiasına rağmen yüzümün canlılığını yanında kaybetmesini istemedim. Sonrasında diğer kalan işlemeleri halletmeye devam etmiştim. Dudaklarımda biraz daha cesur bir dokunuş olsun istedim ama bunu çok fazla da abartmadan yapmıştım . Bundan dolayıda koyu gül kurusu bir ruj seçmiştim. Bu ruj, hem siyah elbiseyle hem de buğulu göz makyajımla uyumluydu, sofistike bir renk olmuştu diyebilirim.
Dudaklarım olduğundan daha fazla dolgun ve belirgin görünüyordu. Son olarakta burun kemiğime ve kaş altıma minicik bir aydınlatıcı kullanmıştım . Sanki kendi ışığımı taşıyormuşum gibi bir imaj yaratmıştım bu sayede . Makyaj faslı biler bitmez yavaşça ayağa kalkıp boy aynasına doğru ilerledim. Aynadaki yansımama uzun uzadıya bakmıştım.
Siyah balık model elbisemi üzerimdeki kumaşın, tenimde bıraktığı serinliği hissettim ve çok güzel bir histi. Elbisemin vücuduma tam oturan kesimi, aşağı doğru zarifçe genişleyen balık formu...
Hepsi tamda istediğim gibiydi bakışlarımı bacaklarıma doğru kaydırdım. Sağ bacağımdan yukarı doğru uzanan derin yırtmaç, her adım attığımda kendini zarifçe gösteriyor; sanki elbise benimle birlikte canlılık kazanıyordu. Elbiseden çektiğim bakışlarımı önce makyajla daha çok ön plana çıkan güzel yüzüme hemen ardından saçlarıma çektim. Kahverengi uzun saçlarım omuzlarıma dökülürken kahküllerimse yüzüme yumuşak bir gölge bırakıyordu. Saçlarımda herhangi bir aksesuar yoktu. Bu güzel görünümü tamamlamak için usulca yatağın üzerine koyduğum eldiveni olduğu yerden aldım ve tekrar ayna karşısına geçtim.
Elimdeki uzun parlak siyah saten eldivenlerimi giydim ,dirseğimin çok üzerine kadar çıkan bu eldivenler, üzerimdeki elbiseyle birlikte kendimi hem asil hem de biraz teatral hissetmemi sağlıyordu. Tek eksiklik ise takılarımdı aniden tekrar makyaj masasına doğru ilerlemiştim orada daha önce çıkardığım takıları alıp boynuma takmıştım hemen sonra yine kendimi aynanın önünde bulmuştum. Takılarım sade ama göz çarpıcıydı. Kulaklarımdan aşağı doğru sallanan gümüş ve siyah taşlı küpeler, her hareketimde hafifçe oldukları yerde titreşiyordu.
Boynumda ince bir gümüş choker bulunuyor; tam ortasındaysa küçücük koyu taş, siyahın asaletiyle daha çok parıldıyor. Eldivenlerimin üzerine takmış olduğum, zarif bileklik ise sade bir dokunuştu. Fakat görünümümü tamamlayan çarpıcı bir dokunuş olduğunu söyleyebilirim.
Ve tabii ki en son kalan şey ayakkabılarımdı. Giyinmeden önce ayanın yanına bırakmış olduğum ayakkabıyı ayağıma geçirdim ve sonra ayanda ayağımdaki duruşunu inceledim.
Siyah ince bantlı, yüksek stilettolarımın metalik gümüş topukları adımlarımı daha da belirgin kılıyor. Elbisemin yırtmacı her adımımda ayakkabılarımı açıkça ortaya çıkarıyordu. Ve şu an kendime bütün olarak baktığım anda tamamen tam olduğumu görmüş oldum. Müzayede için tamamen hazırdım. Ve bu halimi çok beğenmiş ve keyfim gayette yerine gelmişti. Bakalım Kubat bu gece renk olarak bana eşlik edecek mi? Çift olarak aynı renk uyumunu yapacak mıydık diye gereksiz bir meraka yenik düşmüştüm.
Bakalım bu gece beni neler bekliyordu? Fazlasıyla meraklı ve sabırsız olduğunu söylemek istiyorum.
Hazırlanalı yarım saat olmuş ve odada kendi kendime takılırken çalışan kız odamın kapısını çalıp, Kubat'ın geldiğini bana bildirmişti. Ona biraz sonra geleceğimi söyleyip, usulca yatağın üzerindeki çantamı alıp, aşağı inmek için odamı terk etmiş ve merdivenlerden zemin kata inmek için basamakları hızla inmiştim. Aceleci adımlarım geç kalmak için değil daha çok merakım yüzündendi. Kubat'ın hangi rengi tercih ettiğini görmek istiyordum açıkçası. Sonunda merdivenleri inmeyi bırakmış ve zemin kata ulaşmıştım.
Bakışlarım ilk Eşref 'i görmüştü. Duvara yaslanmış ve başı yere eğilmiş bir şekilde dururken hızla yeni fark ettiğim kişiyi buldu bakışlarım. Kubat tamda evin açık olan kapısında bana sırtı dönük vaziyette dururken, telefon konuşması yapıyordu. Hâlâ beni fark etmemişti. Eşref acelesiz bakışlarını bana çıkarınca baştan aşağı izlemiş ve bana yönelik beğeni dolu bakışlarıyla şu anki halimin hoşuna gittiğini belli etmiştim. Hatta olduğu yerden bana doğru gelip, bir yandan da beğeni dolu cümlesiyle varlığımı Kubat'ın fark etmesine sebep olmuştu.
"Vay canına yenge hanım bu gece herkesin gözü senin üzerinde olacak. Bu ne güzellik böyle." diyen samimi sesiyle hafiften utanmış ve abartma dercesine ona bakmıştım. Eşref yanıma gelmiş ve sol elimden beni tutup etrafımda bir tur dönmemi sağlamıştı. Olduğum yerde sonunda durunca hafif bir açıyla başını eğip tekrar konuşmuştu. "Gecenin en güzel kadını olduğundan hiçbir şüphem yok." diye birde ekleyince yok artık abartma demiş ve ondan elimi kurtarıp, göz ucuyla olduğu yerde sessizce bana bakan Kubat'a bakmıştım. O an çekingen halim onun yoğun bakışları atında daha çok gerilmem ve ne düşündüğüyle ilgili senaryolar üretmemi sağlıyordu. Sahiden beğenmiş miydi?
O an zihnim şunu sormuştu. Bundan sana ne ister beğensin ister beğenmesin seni ne ilgilendirir ki? İç sesime rağmen yine de Kubat'ın söyleyeceği şeyi ve vereceği tepkiyi merak içerisinde beklemiştim.
"Eşref haklı çok güzel olduğunu söylemek isterim. "dedi tüm samimiyetiyle. Olduğu yerde beni hiç gözünü kırpmadan izlemesi tenimin karıncalanmasına sebebiyet oluyor, ruhumda hiç aşina olmadığım duygularla baş başa kalmamı sağlıyordu.
Kubat yanıma doğru gelince Eşref ufaktan yanımızdan çekilmiş ve avluya doğru yol alıp holden çıkmıştı . Eşref çıktıktan sonra Kubat bana doğru attığı adımlarını tamamlamış ve tam karşımda durmuştu. O an sadece ona bakmakla yetinmiştim.
"Renk uyumumuz mükemmel." dedi bu dan baya keyif aldığını belli eden bir sesle. O bunları diyince kısa bir iç geçirdim. "Zaten malikaneyi arayıp evdeki çalışana sordum ne renk giyeceğini. Siyah olduğunu öğrenince bu akşam için senin gibi simsiyah bir takım tercih ettim. "dediğinde Kubat o an dediklerini duyunca afalladığım için gözlerim irice açılmıştı. Onun delici ve yoğun bakışları beni izlerken ne yapacağımı bilemedim ilk birkaç saniye.
Demek onun için bir ara bana kahve getirmişti. Amacı ne giyeceğimi öğrenmekti. Zaten çalışan kızın neden kıyafetime uzun uzadıya baktığını anlamamıştım ama şimdi cevap bulmuştum. Kubat'ın dediklerine o an bir karşılık veremedim. Sonra onun bakışları beni kıskıvrak yakalamışken birden kendimi onu uzun uzadıya izlerken buldum. Aslında onu kısacası incelemek vardı aklımda ama çoktan rotasını kaybetmiş bir yolcu gibiydim.
Ona baktığım anda ilk dikkatimi çeken şey, üzerindeki siyah takımının mükemmel bir kusursuzlukla üzerine oturması değildi. Tabii her ne kadar kesimi ve çizgileri kusursuz bir zarafet taşıyor olsa da. Beni asıl dumura uğratan , o koyu ambiyansın içindeyken bile daima parlayan kehribar gözleriydi. Her an avizenin ışığı üzerine düştükçe gözleri renk değiştiriyor gibiydi. Zaman zaman bal rengine yaklaşan sıcacık bir ton, zaman zamansa daha keskin, neredeyse altın bir ışıltıyla kendini açıkça belli ediyordu. Gözlerine derin derin baktığım her an gözlerinin içinde saklanan düşüncelerini hiçbir an tam olarak göremiyor ne düşündüğü konusunda bir fikre varamıyordum.
Uzun boyu her daim başımı geriye atarak ona daha dikkatli bir şekilde incelememe olanak tanıyordu. Kubat hakkında şunu söyleyebilirim ki ne abartılı bir özgüven sergiliyorsun her daim ne de fazlasıyla sakin görünüyordu. Diyeceğim şey şu olurdu bu iki dediğim şey arasında, ölçülü bir gücün verdiği o tuhaf ama göz kamaştırıcı denge hâlinden söz edebilirim. Kubat hiç konuşamasa da olduğu yerde sessizce dursa bile tüm dikkati üzerine çekecek biriydi.
Bakışlarımı saçlarına kaydı, kahverengi saçları özenle taranmıştı ama mükemmeliyet arayışıyla değil, doğal bir düzenliliğin sonucuymuş gibi. Her daim aynı saç stilini tercih ederek o yakıcı erkeksi ifadesine güzel bir dokunuş ekliyordu bu şekilde. Bu saç sitili bana göre ona karizmatik bir ifadeden çok yüzüne daha da yumuşak bir ifade katıyordu. Tabii yine de bu yumuşaklığın içerisinde belli belirsiz bir sertlik kendini açığa çıkarıyordu. Bakışlarım bu sefer yüzünden bedenine kaydı.
Siyah takım elbisesinin kumaşı mat bir zarafet taşıyordu. Takımın içerisine giymiş olduğu simsiyah gömleği takımının aurasını tamamlıyordu. Takmış olduğu kravatı ise sade, gösterişten uzaktı. Ceketin omuzlarına tam oturması, uzun gövdesinin çizgilerini daha da belirginleştirmişti.
Tam yakınında olduğum için , parfümünün keskin olmayan ama kalıcı kokusu buram buram hissediliyordu. En çokta bakınca keyfimin yerine gelmesini sağlayan bana armağan ettiği alyansın diğer tekini büyük bir mutlulukla parmağına takmasıydı.
Yavaşça geriye çekilip onu izlemeyi bıraktım onun aksine. Çünkü Kubat hâlâ gözlerini benden alamıyor ve derin derin alıp verdiği nefesler arasından beni izlemeyi bir türlü bırakamıyordu. Onu durduran şeyde ben olmuştum.
"Geç kalmıyor muyuz? Çıkmalıyız." diye konuşunca Kubat önce tamam dercesine başını usulca sallayıp, önden benim geçmem için elini uzatınca yavaşça onun yörüngesinden çıkıp, kapıya doğru ilerlemiştim.
Avluya ulaşınca çoktan herkesin araçlar içerisinde bizim gelmemizi beklediğini görmüş ve ilk birkaç an duraksama yaşamıştım. Çünkü Kubat'ın beni götüreceğini tahmin edebiliyorum ama onun aracını şu an bahçede görmeyince bocaladım. Ben bunları düşünürken birden tam yanımda biten Kubat ilerde çalışır vaziyette bulunan aracı gösterdi.
"Aracına ne oldu?" diye merakla konuşunca Kubat bana kısa bir bilgilendirme yapmıştı.
"Bugün başka bir araçla gideceğiz. Hatta aracı ben değil bizim adamlardan biri kullanacak." dediği anda usulca başımı sallayarak gösterdiği araca doğru ilerledim.
Ben aracın önüne gelir gelmez avlu içerisinde bulunan adamlardan biri benden önce davranıp hızla benim için kapıyı açtı ve araca binmemi bekledikten sonra aracın kapağını kapatıp gerisingeri yerine geçti. Bir diğer korumada Kubat'ın kapısını açtı ve Kubat yanımdaki yerini alınca araç avludan ayrılıp, yola koyuldu. Eşref bizi kendi hususi aracıyla takip ederken bizde sessizce yol boyunca konuşmamıştık.
"Gergin misin? "dedi Kubat o an yumuşak bir sesle. Sanki zihnimdeki o can yakan düşüncelerden haberdar gibiydi. Ve bu konuda bir şey yapacak edasıyla bana usulca bedeni çevirip vereceğim cevabı sabırla bekliyordu.
" Biraz diyebilirim. İlk kez bu tür bir müzayede katılıyorum ve merak ediyorum. Bu da ister istemez gerilmeme sebebiyet veriyor." diye yalın bir şekilde düşüncelerimi dile getirdim ama bu Kubat için sanki yeterli değil gibiydi. Ve beni yatıştırmak için elinden geleni yaptı.
" Her zamanki müzayedelerden biri gerilmene gerek yok. Herhangi bir şey olmayacak, unutma ben yanındayım. "dedi ve dizimin üzerinde duran sol elimi kavradı ve yanındayım dercesine bir sahiplenmeyle varlığını alalen belli etti. Sadece derin bir nefes almış ve başımı tamam dercesine sallamıştım.
Bunu demesinin sebebi geçen ki davette kaçırılmam yüzünden olduğunu biliyorum ama benim gerginliğimin sebebi farklı bir ortam olacağı için yoksa başıma gelecek bir olay yüzünden değil. Ama Kubat bu konuda farklı düşünüyor olmalı ki geçenki o konuya yoruyordu. Ne dersem onu ikna edemeyeceğimi bildiğim için susarak bu konuyu fazla dillendirmedim. Sonrasında zaten kalan yolu sessiz bir ortamda tamamladık.
Sonunda müzayede alanına geldiğimiz anda burasının normal bir davet alanı olmadığını anladım. Özel mülkiyet olan bir arazide bulunan geniş ve oldukça görkemli bir alana kurulu olan mekan vardı. Girişte sayısı oldukça fazla olan korumalar bulunuyor, gelen davetlileri karışlayarak içeri girmelerini sağlıyordu. Oldukça her detayı özenle hazırlanmış bu alan etrafında birçok çiçeği ve ağacı barındırıyordu.
Giriş kısmına uzun kırmızı bir halı serilmiş ve bu halı mekanın içerisine dek uzanıyordu. Çoğu koruma etrafa dağılmış ve sıkı bir güvenlik hattı oluşturmuştu. Arabanın kapısı açılınca usulca araçtan çıkıp, birkaç adım atarak arabanın yanından uzaklaştım. Çoktan araçtan inen Eşref iner inmez yanımıza gelmişti. Ben o sırada ikizlere kısaca bir bakış atarak güvenliği sağlamalarını ima etmiştim. Hem ikizler hemde diğer korumalar çoktan etraftaki yerini almıştı.
"Bizle korumalar içeriye girmeyecek." diye bilgilendirme yapınca Eşref kaşlarımın çatışmasına mani olmamıştım.
"Neden peki bir sorun mu var yoksa?" diye sorarken buldum kendimi aniden.
"Hayır yok." diyen Kubat 'la aniden onun olduğu tarafa bakmış ve yanıma doğru gelmesini sessizce izlemiştim. "Kural bu müzayedeye gelen her davetli kendi korumalarını mekanın dışında bırakır. Zaten bu zamana kadar herhangi bir sorun hiç çıkmadı çünkü her daim içeride bulunan kendi adamları sorunları kendileri halletmiştir. Ve belki merakını çekmiştir diye söylemek isterim ki burada ne alınırsa alınsın, satılan her ürün, kimsesiz çocuk esirgeme kurumlarına bağışlanır. "diye sözünü tamamlayınca belime Kubat elini yaslamış ve ilerlemem için yol göstermişti. Anında onun adımların ayak uydurdum.
Demek onun için her daim Ali Bey bu müzayedeye katılmaktan geri kalmamıştı. Amacı burada çaka satmak değil burada yardım kuruluşlarına destek olmaktı. Düşünce silsilesi içerisinde aklıma gelen diğer şeyi sorma gereksinimi gösterdim.
"Peki içeride herhangi bir etkinlik var mı?" diyince anında Eşref lafa girdi.
"Bende bunu çoktan merak edip dedeme sordum. Öyle büyük bir etkinlik yok. Sadece kısa bir dans, yeme içme ve müzayede zamanı anı ürün alımı var. Çok basit bir etkinlik diyebilirim." diyen Eşref merakımı gidermiş ve kalan yolu yan yana yürüyüp içeriye kadar ilerlemiştik herhangi bir sıkıntı olmadan.
Neyseki Kubat ve diğer davetliler yanındaki silahları teslim etmemişti. Bu sayede bende az da olsa ferahlamıştım. Çünkü olası bir durumda silah çok yardımcı olacaktı bizlere. Ne olacağı belli olmazdı burada. Hele ki buraya tamamen yabancı sıfattayken. İçeri girer girmez bizi uzun geniş bir davet alanı karşılaşmıştı. Devasa yükseliği olan tavanında beş adet kocaman büyük avizeler yer alıyordu.
Mekanın orta kısmı boş bırakılmış, köşelere yuvarlak, geniş neredeyse on beş kişilik masalar yer alıyordu. Her masada gümüş şamdanlar, gümüş renkte bardaklar , çatallar ve bıçaklar yer alıyordu masa örtüsü simsiyahtı. Ahşap gri renkli zemini, her geniş ve uzun penceresi önünde beyaz yere kadar uzanan perdeleri bulunuyordu. Tam mekanın ucunda orkestra yer alıyor hafiften fon müzikler çalınıp duruyordu. İçeride sayısız güvenlik için koruma, misafirlere ikramda bulunan çalışanlar yer alıyordu.
Bakışlarım mekandan çekildi ve bizi karşılayan bir çifte kaydı. Orta yaşlarında bulunan bir adam ve kadın bizi gülen yüzle karşıladı.
"Hoş geldiniz." diyen Kadına hafifçe tebessüm etmiştim. Kubat adamla tokalaştıktan sonra Eşref 'te adamla selamlaşmış ve bize ayrılan alana kadar bir çalışan kadınla ilerlemeye başlamıştık.
Yanımda ilerleyen Kubat belimdeki elinin tutuşunun baskısıyla anında gözlerimi ona doğru çevirmiştim.
"İçerisi baya dikkatini çekti anlaşılan." diye konuştuğu an başımı onaylarcasına salladım.
"Evet baya özenilmiş olduğu belli. Güzel bir alanda hem mekan. Ve oldukça kalabalık belli ki davet uzun sürecek." diye konuşunca bir ileride bulunan kadın sola dönünce bizde ona ayak uydurmuştuk. O sırada Kubat tekrar konuştu.
"Sıkılırsan söyle erken ayrılırız. Sonuna kadar burada bulunmak zorunda değiliz. Eşref 'i bırakıp eve geri döneriz." demişti Kubat.
O an bunu söyleyeceğini düşünmediğim için ufak bir şaşkınlık yaşadım. Gerçekten benim için erken ayrılıp eve döneceğimizi mi söyledi. Dedesi için ne kadar önemli olduğunu bildiği bu davetten? Kubat beni şaşırtmaya kaldığı yerden devam ediyordu.
"Neden ben burada kalıyorum bu sıkıcı yerde? Bir şey olursa ben Ronay 'la giderim. Hem bu tür sıkıcı yerler tam sana göre." diye aniden karşı çıkıp, konuşmamı engelleyen Eşref' e bakarken birden Kubat ona yandan bir bakış attı. O an nasıl baktı bilmiyorum ama Eşref anırma u dönüşü yaptı. Zaten yaptığı ima Kubat'ın daha çok ona kızmasını sağladı ama Kubat şimdilik bunu görmezden geldi.
"Ah aslında haklısın ben kalayım. Sen ve Ronay gidebilsin." dedi ve istemeye istemeye kabul etti onun isteğini.
Ben ikisinin bu haline sadece tebessümle karşılık verdim. Sonra zaten çoktan bizim için ayrılmış masaya geçip oturduk. Oturduktan sonra birkaç saniye sonra Kubat masadan ayrılmak zorunda kalınca ben ve Eşref baş başa kaldık. Evet masada birden fazla kişi vardı ama bize yabancı yüzlerdi bunlar. Onlarla pek muhatap olmadan öylece ben ve Eşref kendi aramızda konuşmaya başladık.
"İşin aslı şu ki hiç buraya gelmek gibi bir niyetim yoktu ama dedem isteyince mecbur kaldım." dedi burada olmak istemediğini yüz ifadesine bile yansıtmışken. Bense etrafa kısa bir bakış atıp konuşmuştum. İçerideki müzik bazı sesleri bastırsada Eşref 'le yan yana olduğumuz için sesimizi birbirimize duyurmayı başarıyorduk.
" Ben gelmekten rahatsız değilim aksine buraya gelmek istedim. Çünkü merak etmiştim hep burada ne olup bittiğini. Ve bu sayede öğrenmiş oldum." diye kendimce açıklama yaparak burada olmanın bana bir zararı olmadığını söylemiştim.
"Yani yenge hanım benlik ortamlar değil biliyorsun burası." diye etrafa attığı isteksiz bakışları arasından konuşurken.
"Bilmez miyim sen daha renkli, canlı ve akıl almaz davetler ya da partilerde bulunmayı seversin. Burasının sana sıkıcı gelmesi normal ama şu açıdan bak olaya burada o her zamanki aşırı faaliyetlerinden biraz uzaklaştın. Bu açıdan bak bu olaya." diye ona başka bir çerçeve sununca yanımda bulunan Eşref omuz silkti ve başını usulca iki yana salladı.
" Sence ben içerisinde olduğum ortamdan bıkmış gibi mi duruyorum? "diye sorunca alacağı cevabı çok önceden tahmin eden bir sesle. Ona yandan bir bakış atıp, gözlerimi kısarak durum tespiti yapar edasıyla konuştum.
" Daha çok elinde olsa burayı aniden terk edecek bir haldesin ama mecbur olduğun için geceye kadar dayanmak zorunda olan bir halin var. Ve eminim ki burayı terk eder etmez o rahatsızlık hissi veren partilerinden birine gitmeyi bile düşünüyorsun değil mi?" diye sorunca aniden yan profilden onun keyifli bir tebessümle yüzünün aydınlandığını gördüm.
" Ah yengecim beni ne kadar da iyi tanıyorsun. Tabii ki bu ızdırap verici ortamı unutmak için elimden geleni yapacağım. Bu da en sevdiğim mekana ayak basmamla olacaktır." diyerek sabırsızca o ana ışınlanmak isteyen bir istekle konuşmuştu.
Bakışlarım biraz ileride bulunan ve bir adamla ayakta konuşan Kubat 'ı buldu. Onu izlerken birden dudaklarımı araladım." Senin aksine Kubat burada olmaktan rahatsız değil gibi. "diye kendimce çıkarımda bulununca Eşref' in de benim baktığım yöne baktığını fark ettim.
" Kubat bu tür sıkıcı ortamlarda olmayı seven bir tip ama ben öyle değilim."diye kendini gösterdi başını aşağı eğip kendini işaret edince." Zaten burada olmamın bir diğer sebebi seninde olman."dediğinde bunu söylemesini beklemiyordum." Sen olmasaydın kesin gelmemek için bahane sunardım Kubat'a ama sen geldiğin için bunu yapmadım. Keza Kubat'ın da senin gelmek istediğini fark etmesiyle dedeme itiraz etmedi. Yoksa itiraz ederdi çünkü bildiğim kadarıyla sabahtan gitmesi gereken bir yer vardı iş dışında ama onu erteledi. "Bu farkında olmadığım gerçeği söyleyince Eşref ne dercesine ona baktım.
" Emin misin? "diye sorup bunu tekrardan onaylanmasını sağladım.
" Evet çünkü bende bu görüşme anında onun yanındaydım ve kesinlikle geleceğini söylemişti ama şu an bütün gün burada olduğuna göre sanırım bunu erteledi. Yani anlayacağın önceliği artık işi değil sensin." Bu yalın açıklaması birkaç saniye nefes almamı engelledi.
Hatta bu gerçeğin bendeki o küçük ama etkisi büyük darbesi örtülü halde bulunan ve saklı tuttuğum hislerin günyüzüne çıkmasına vesile olmuştu. O an bakışlarım Kubat'a kayınca bana baktığını fark ettim. Yanındaki adam onunla konuştuğu an. Anında bakışlarımı ondan kaçırdım. Eşref olduğu yerde rahatça oturmuş, benim vereceğim tepkiyi ve söyleyeceğim cümleleri duymayı bekliyordu ama ben ne diyeceğimi be ne tepki vereceğimi bilmiyorum. Ne zaman konu buraya gelirse elim ayağım titriyor ve nasıl bir karşılık vermem gerektiğine karar veremiyorum.
"Bu senin kendi kuruntun." diyerek olanları tekrardan yok saymaya devam ettim. Sadece kendimi değil onuda bu konuda yanıldığını ima ettim. Eşref 'de gözlerini bana dikmiş ve yapma dercesine bakıyor ve artık bazı şeyleri kabul etmemi benden istiyordu ama ben bunu istemiyorum. Ne kadar inkar etsem sanki o kadar gerçek olması engellenir sanıyorum ama bu boşa bir çırpınış ve ben bunu bildiğim halde bu yolda ilerlemeye devam ediyorum..
"Yapma ama Ronay." dedi Eşref artık geri kaçmamam için. Sanki artık bununla yüzleş der gibi bakıyordu. Kabul etmemi ve ona göre bir karar almamı istiyordu ama ben bunu yapmak istemiyorum. "Sende farkındasın ama yok sayıyorsun. Bu yanlış. Bak eskisi gibi değil Kubat herkes bunun farkında. Seni yok sayıyormuş gibi bir hali yok sende bunun farkındasın. Baksana ona bir." demiş ve onun olduğu yöne doğru bakışları kaymıştı. O sırada dediğini yapınca Kubat'ın olduğu yerde hâlâ o adamla konuştuğunu ve şu an bizim ona baktığımız fark etmediğini gördüm." Sana olan bu tutumunu, üzerine bu kadar titremesini, gözlerinin içerisine baktığını sende biliyorsun ve buna rağmen onu yaptıklarını yok sayıyorsun. Eski Kubat olmadığını gör ve ona göre davran." dedi artık bu aramızdaki soğukluğu, benim kaçışlarımın ve umursamayışlarımın son bulmasını ikaz ederken.
"Birde bu konuya benim açımdan baksana bir. "demiş ve dikkatini üzerime çekmiştim. Dört yıldır umursanmadığım eşim artık farklı davranıyor bana ve bunu hemen kabul etmemi mi istiyorsun benden?" demiş ve başımı hayır bu olamaz dercesine iki yana sallamıştım. "Benden ilk zamanlar onu eşim olarak görmemi istedi ve bende bunu yaptım. Ama şimdi her şeyi geride bırakıp onun istediği gibi davranmamı bekliyor benden ama ben bunu yapmak istemiyorum. Alıştığım düzeni yıkmak gibi bir düşüncem yok. Kubat istedi diye yapmak hiç istemiyorum çünkü öncesinde belirlemiş olduğu kurallara uymam için yaptığı her şeyi sende biliyorsun ve şimdi gelmiş bana yine Kubat'a göre mi hayatımı değiştirmemi talep ediyorsun? "dedim ve uzun zamandır içimdeki birikmiş her hissi açıkça ona anlatmıştım ama sanki bunu ona değilde kendime söyleyen bir hâlim vardı. Sanki bir konuda kendime sınır çizmem gerekiyor ve bunu ancak bu şekilde yaparım kararına varmış gibi hissediyorum.
" Yapma bir şans ver bu evliliğe." dedi Eşref koyduğum katı sınırları yok etmemi isteyen bir istekle.
Olamaz dercesine başımı salladım. "Ben umudumu ve inancımı çoktan rafa kaldırdım ve şimdi onu yeniden günyüzüne çıkarmak gibi bir niyetim yok. Her şey Kubat'a göre yaşayacak değilim Eşref. O istedi diye bu evlik oldu o istedi diye bizim evliliğimiz kağıt üzerinde var oldu ve şimdi gerçek olmasını istemesi hiçbir şeyi değiştirmez. "dedim tüm kararlılığımla.
" Bak zor biliyorum senin için ama ona baksana nasıl pişman sebep olduğu şeye. Bence onun bu uğraşını engelleme. "diye tüm kalbiyle buna izin vermemi isteyince derin bir nefes alıp konuyu kapatma girişiminde bulundum.
" Burası bu konun konuşma zamanı ne de yeri. Başka bir zaman konuşuruz. "diye kestirip atmamı sadece öyle olsun dercesine başını sallayarak karşılık verdi.
Kubat'a çaktırmadan bakınca hâlâ etrafını saran adamlarla konuştuğunu gördüm. Eşref 'le yaptığımız konuşanın yakın zamanda Kubat' la tekrar yakışacağını biliyorum ve bunu nasıl önleyeceğimi bir türlü bilmiyorum.
Birkaç dakika boyunca masada sessiz sedasız dururken sonunda Kubat yanındaki adamların arasından çıkıp yanımıza gelmiş ve hemen sağ tarafımdan boş sandalyeye geçip oturmuştu. Oturduğu anda bile masadaki insanları yok sayıp direkt bana doğru yönünü çevirmişti. Onun bana bakmasıyla nasıl davranmam gerektiğini bilememiştim. Zaten Eşref ve ikizlerin varmış olduğu fikirler aklımdan çıkmıyorken, Kubat'ın bu kadar rahat yanımda bulunması tedirginlik yaşamamı sağlıyordu. Ben olabildiğince Kubat 'ın varlığını yok saymaya çalışırken birden Kubat bana doğru eğilip ve kulağıma doğru o sert ve tok sesi yankı yaptı.
"Ben gelene kadar Eşref' le uzun uzadıya konuşup duruyorken neden benim gelişimle birden sessizliğe gömüldün?" dedi bunun cevabını sabırsızlıkla beklerken. "Hatta beni görmezden geliyorsun Ronay. Canını sıkacak bir şey mi yaptım yoksa?" diye tedirgin olmuş bir sesle konuşunca olduğum yerde ona dönüp bakamadan cevapladım. Zaten istesemde bakamazdım adam dibime kadar girmiş, yüzümü ona dönsem çok yanlış hallerde olacaktık.
" Hayır bir şey yapmadın. Benim kendi sensizliğim. "diye onu geçiştirmeye çalıştım ama üzerime gitmeye devam etti.
" O halde bu sessizlik ben yanında olunca başlıyor çünkü ben etrafında bulunmasam gayet konuşkan oluyorsun. Bende seni rahatsız eden bir şey mi var? "diye anlamaya çalışır bir ifadeyle bakınca bana derin bir nefes alıp usulca başımı geriye doğru çekip başımı hafifçe yana atarak ona baktım.
Adama diyemem ki senin komple varlığın susmama sebep! Bunun yerine daha ılımlı bir cümle seçtim.
" Yok buna nereden kapıldın ki? Hem biz ne zaman seninle konuşur olduk ki? Hep aramızda derin bir sessizlik yok muydu? Bu şimdi mi canını sıkmaya başladı?" diyerek bu sefer ben onun üzerine gidip onu sıkıştırmaya başladım ki üzerime üzerime gelip beni savunmasız bırakmasın.
Bu cümlemle yavaşça gözleri kısıldı ve düz bir ifadeyle bana bakıp, gözlerimle bakışmayı kesmeden tane tane konuşmaya başladı. Ama her kuruduğu cümle beni daha çok germekten başka bir şeye yaramadı. Kehribar hareleri bir avcı gibi bana pür dikkat bakıyor, hiçbir tepkimi kaçırmamak için zamanla mücadele ediyordu.
"Çünkü ne zaman yanına gelsem ya da yanında bulunsam garip davranıyorsun. Evet belki eskiden çok uzaktık birbirimize ama şimdi bunu ortadan kaldırmak istiyorum." dediği anda sesli bir şekilde yutkundum.
Ciddi miydi? Neden peki? Ben ondan böyle bir şey istemedim ki? Hem her şeye kendi başına karar verip sonrada benim verdiği karara ayak uydurmamı beklemesi acımasızlık değilde ne? O sırada Kubat'ın bana doğru hafifçe eğilip masanın altına, dizimin üstünde duran elimin üzerine avcunu yasladı. O an tüm hücrelerimin harekete geçmesini sağladı. Temas kurmadan konuşamıyor mu bu?
Elimi tutmadı sadece parmakları usulca elimin tersini okşamaya başladı.
"Ve sen ne kadar kaçarsan kaç Ronay her daim benim sınırlarım içersinde olacaksın." diye baskın bir tonda bunları eklemişti. Ve bende o an bu adamın beni kıskıvrak yakalamak istediğine tamamen karar vermiştim.
Tam bir cevap vereceğim an birden dans müziği çalmış ve tüm çift konuklar usulca dans alanına doğru ilerlemişti. Bir anda ortam ambiyansı değişince yavaşça elimi Kubat 'ın parmaklarının temasından kurtarmak için harekete geçeceğim an Kubat olduğu yerde ayaklanıp, ne ara tuttuğunu anlamadığım elimle beni kendisine doğru çekiştirip dururken , masadaki herkesin bakışları üzerime düştü.
Onca çift bir anda bana bakınca el mecbur Kubat 'ın bu ani dans etme isteğine itiraz edemez oldum. Ne kadar isteksiz olduğum yüzümden belli olmalı ki Eşref ben masadan ayrılırken bana halime üzülmüş bir bakış atmıştı. Bende dudaklarımı büzüp yardım istememek için zor dayanmıştım. Kubat'ın yönlendirmesiyle yan yana el ele tutuşmuş vaziyette dans eden çiftlerin arasına doğru ilerledik. Tabii o sırada söylenmeyi ve ona öldürücü bakışlarımla bakmayı ihmal etmemiştim.
"Bu yaptığın zorbalık!" diye sessizce karşı çıktım ona. Tabii beyefendi umursadı mı? Koca bir hayır.
"Bana göre değil." derken çoktan dans alanına doğru gelmiş ve karşı karşıya kalmıştık. "Ve yaptığım bu şey için özür dinlemeyeceğim. Karımla dans etmemin neresi zorbalık ki?" dedi hayretler içerisinde bir ifadeyle. O sırada gözlerimi kısıp ona kızgın bir ifadeyle baktım. Tabii benim aksime beyefendi kendi halinden memnun olduğu için gayette beni sinir eden bir tebessümle bana bakıp duruyordu. O sırada derin bir nefes aldım ve şu an herkesin hedefinde bulunduğumuzu fark ettim. Çünkü uzun zamandır Kubat 'la bir davete katılmışlığım yoktu ve şimdi birden bire onunla burada dans edecek oluşumuz herkesin dikkatini çekmişti.
Gerildiğimi fark edene Kubat sakin ol dercesine bana bakmıştı. Bense o an etrafımdaki seslere odaklandım.
Müziğin ilk notası koca salona usulca yayıldığında, içimde tarif edemediğim hafif bir ürperti yükseldi. Ve o an Kubat bana usulca yaklaşıp bir elini belime bir elinide yukarı kaldırıp, avcunun içerisine elimi koymamı beklemişti. O an ona ayak uydurup benden istediği gibi davrandım. Yavaşça ona bir adım daha yaklaştığım gibi avucuna kendi elimi bıraktığım gibi bakışlarımı ona çıkardım. Bunun yapınca o an sanki olduğum ortamdan bir anda soyutlandığımı ve sadece ben ve Kubat'ın var olduğunu hissettim. Sanki bütün davette ki herkes bir anda yok oldu.
Etrafımdaki tüm konuşmalar, gülüşler, bardakların birbirine çarpan sesleri bir an zihnimdeki sis perdesi ardına çekilip, varlıklarını yok ettiler. O an Kubat'ın kemikli ve uzun parmaklarının sıcaklığı avucuma değdiği anda birden içimdeki o tüm gerginlik yavaşça olduğu yerde silinip kendini yok etmeye başladı. Ve o an bir dokunuşla olduğum zaman dilimini, içerisinde bulunduğumuz o koca gürültünün bir anda silik bir hale gelmesine ve kendini sessizliğe bırakmasına hayret ettim. O an etraftaki müzik değildi bizi yönlendiren zihnimdeki o kısık ama güzel hoş melodiydi.
Adımlarımı dans ritmine bütünüyle uyduğunda, ayaklarımın altında parlak zemin sanki beni taşımıyorda bana yön veren bir hale büründü. Ve o an her şeyi kabullendim. Zihnimdeki o koca öfkeyi susturdum. Gerçekleri körelttim. Sadece bu ana odaklandım ve diğer her şeyi yok saydım. Ve kendimi Kubat'ın o sarsılmaz kollarına bıraktım. O an yavaş ritimle dans ederken Kubat'ın da benim gibi tüm dikkatini benim ona verdiğim gibi bana verdiğini fark ettim.
İlk kez bu kadar yakınlık vardı bizim aramızda. Benim onunla ilk temasımdı bu aslında. Diğerleri onun benimle kurmuş olduğu temastı. Ama şimdi bende onunla bu kadar yakın oluyor, bir nefes kadar onunla bir hissediyordum. Aramızda bu garip sessizlik ilk kez huzursuzluk vermiyor tersine huzurlu olduğumu hissediyordum.
Bir şey söylemek istedim ama başaramadım. Acaba söylemem mi gerekirdi? Yoksa bu aramızdaki bu hissi bozmamam mı gerekti? Sonrasında karara vardım ve hiçbir şey söylemedim. Artık aramızda o koca mesafeler şu an bulunmuyor, o ördüğüm duvarlar çok geride kendini şimdilik muhafaza ediyordu. Ara sıra göz ucuyla etrafa bakıp duruyordum. Salonun merkezinde bulunan kişilerin hâlâ gözlerinin üzerimizde olduğunu görebiliyordum. Bunu fark etmeme rağmen hâlâ onları umursamamaya devam ediyordum.
"Gerginliğin azaldı." diye konuşmaya başladığı anda Kubat usulca başımı sallayarak onayladım onu. "Aslında seninle şu an bile konuşmak istiyorum ama çok tedirgin olman beni durduruyor." diye zihinden geçenleri dökünce sadece tebessümle karşılık verdim ona.
"Ne o yoksa kimseden çekinmeyen Kubat Alphan Kahir benden mi çekiniyor?" Bunu sorduğum anda yüzünün almış olduğu o ifade garip hissetmeme sebep oldu.
Yavaşça başını eğip yüzlerimizi tamamıyla karşı karşıya getirdi. Benden uzun olduğu için her daim biraz başını eğerek benimle konuşurdu şimdi olduğu gibi.
" Adımı söylediğin bu ses tonu hoşuma gidiyor. Senden ismimi her farklı duygular ardından duymak hoş bir ezgiyi dinlemek gibi. Ve şu an en sevdiğim ezginin bu olduğunu söyleyebilirim." diye yalın ve saf duygularını bana itiraf edince gözlerim usulca irice şaşkınlıkla açıldı. Tabii bu onun daha çok keyif almasını sağladı." Ah en çok seni mutlu etmeyi seviyorum ama şaşırttığım anları bir ayrı sevdiğimiz itiraf etmeliyim. "diye muzur bir şekilde bunu dile getirmesi tenimde Yakıcı bir ürpertinin kol gezmesini sağladı.
Bu akşam bu kadar açık sözlü olması beni kesinlikle kalpten götürecekti. O an bir şey dememe izin vermedi. Usulca beni olduğum yerde hafifçe döndürdü. Bense sadece ona ayak uydurdum. Kendi etrafımda hafifçe döndüğümde elbisemin yırtmacı hafifçe açılmıştı. Bunu fark edince Kubat usulca beni kendine doğru çekmiş ve belimdeki elleri tekrar yerini korumuştu. Kubat'ın belimi kavrayan eli daha belirginleşirken içimde tekrar kısa bir ürperti dolaştı. Bana her dokunuşunda böyle mi hissedecektim? Ve hep böyle mi tedirginlik yaşayacaktım? Her iki duygunun altında yatan gerçekler beni darmadağın edecek güce sahipti. Aklımda sadece bir şey vardı.
Nasıl bir yol izlemem gerekiyordu ki en az zararı almam için? Belki de buna verecek şu an ya da sonrasında bir cevabım yoktu kim bilir? Kendime bile dürüst olamıyordum artık. Dansımız kusursuzdu çünkü Kubat 'la olan uyumumuzu ben bile şu an hissetmiştim . Sanki gerçek bir partnerdik ve uzun zamandır böyle yakıcı duygular içerisinde dans ediyor gibiydik ama öyle değildi ki?
Kusursuz adımlarımız, derin bakışmalarımız dışarıdan kim görse gerçek bir çift sayardı ama öyle değildi ki. Oysa gerçekte birbirimize neredeyse tamamen yabancıydık. Ve bu belki de bizi böyle mıknatıs gibi çeken bir etken olabilirdi. Ve ben bu çekimi inkar etmek ve yok etmek için çabalasamda gücüm yetmiyordu. Kubat ülkeye geldiği andan bu yana bu anlam vermediğim garip çekim fazlasıyla beni geriyordu.
Müziğin temposu birden hızlandığı an zihnimdeki düşüncelerim müziğin o hoş ritmine kapılırken buldum kendimi. Bir an için kendimi her şeyden uzaklaşmış gibi hisstemiştim. Ne geçmişten gelen acıları ne şu andaki sıkıntılarımı ne de yarının getireceği kaygıları hissettim. Her şey varlığını yitirdi. Her şey bir boşluk döngüsünde yok olup gitti. Gördüğüm bir çift kehribar göz ve onun sunduğu o hislerdi etrafımda varlığını anbean gösteren. Şu an Kubat'ın kolları arasında olmak bana tuhaf ama bu tuhaflığı isteyen bir arzunun bende filizlenmesini sağladı.
"Bazen sustuğun anlarda çok şey anlattığını gözlerinden görebiliyorum." dedi usulca başını bana doğru eğip alnını alnıma yasladığı an. Bu hareketi ondan beklemediğim için bir an nefes almayı bırakmış ve kalbimdeki o ağır sancı kendini açığa çıkarmıştı. "Ve delice bir istekle ne düşündüğünü bilmek istiyorum ama bana gerçeği söylemeyecek olduğunun da farkındayım. Ama bir gün buna gerek kalmayacak çünkü artık zihninden geçenleri düşünmek bile seni sınıflandırmayacak. O gün en kısa zamanda gelsin diye uğraş vereceğim Ronay. Bu da benim sana kendi sözüm olsun. "yemin eder bir tınıyla bunu söylediği anda derin bir nefes alıp başımı geriye çektim. Anında geri çekilmem onu şaşırtmadı hatta sanki bunu yapacağımı tahmin etmiş gibiydi.
Bu kadar açık açık konulması kendimi kötü hissetmeme sebebiyet veriyordu ve bunun farkında değildi. Neden kendimi geri çekiyorum bilmiyordu ve hiçte bilmeyecekti ki.
"Kendine güvenin tam ama hiç benim açımdan düşündün mü birde olayı?" dediğim anda kaşları çatıldı. Ve söylediklerimin hoşuna gitmediğini kehribar harelere yerleşen o bakıştan anladım. "Sanmıyorum." diye kendimi sorumu kendim yanıtladım. "Ne hissettiğimle ilgilenmiyorsun. Sadece kendi hissettiğin şekilde bana karşı bu şekilde davranıyorsun ama Kubat sen istedin bu şekilde olmamızı ve şimdi bana gelip her şeyi geride bırakıp, hiçbir şey yokmuş gibi davranmamı beklemen çok yanlış. Her şey dört yıl önce senin tarafından sınırları belirlenecek şekilde ayarlandı ve şimdi sen bu koyduğun düzeni bozmak için çabalıyorsun. Ben ne istediğinin farkında olmadığını düşünüyorum. Ve ben bir piyon değilim. Her daim istediğin yerde durup, senin istediğin şekilde hareket edemem. Benim kararlarıma saygı duymanı istiyorum. "dedikten sonra bakışlarımı ondan çekip etrafa çevirmiştim.
O an Kubat'ın kederli bir iç çektiğini fark ettim. Sanırım onu çok zorluyordum ama bunu yapmak zorundayım. Çünkü ben sandığı kişi değilim. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak başka, bir adamın karısı olmak başka. Evet belki kağıt üzerinde evliyim ve onun eşiyim ama üstlendiğim bu kimlikte onun eşi konumundayım. Gerçek kimliğimde ben evli değilim ve ona ait değilim.
Araftayım ve bazı sınırlar belirdiğim hayatıma şimdi o tamamen müdahale ederek her şeyi yıkmak istiyor ama buna izin vermem ki. Çünkü bu olursa ben kapılırım bu kimliğe ve kim olduğumu unutup giderim ve bu ölümle eş değer. Çünkü gerçek kimliğim değil bu sahip olduğum kimlik sevilmiş olacak ve ben bunu istemiyorum. Belki de tüm uğraşım ve onu engellememin sebebi bu. Ve ben ona bunu asla ama asla açıklayamam.
"Denemek istiyorum ama sen izin vermiyorsun. Evet geçmişte bir hata yaptım ve seneden bunu düzeltmek için bir şans istiyorum ama buna müsaade etmiyordun. Neden istemediğinide anlamıyorum ki." dedi çaresizce dile getirirken düşüncelerini sadece ona bakarken buldum kendimi.
Ne desem olmayacağını biliyorum ve tek yapmam gereken şey ondan uzak durmak ve onun tüm uğraşlarını boşa çıkarmak. Etrafa bakmaya devam ederken dansın sonuna geldiğimi fark ettim. Kalabalık hâlâ kendi arasında konuşmayalım, gülüşmelere devam ediyordu. Mekandaki müziğin son notası havada ince ve silik bir çizgi gibi dağıldığında, adımlarımız aynı anda durdu. Aramızdaki sessizlik sanki onun o sert nefesleri ardında kırılacakmış gibi hissettim.
Ve bu zihnimde bulunan o karanlık hisleri geri günyüzüne çıkarmıştı. Umutsuzluk yeniden var olmuştu. Dans bitmişti ama biten tek şey dans değil, şu an burada dans anında hissetmiş olduğum tüm duygulardıda.
Yavaşça Kubat'ın yörüngesini terk edip onu arkamda bırakıp, lavabonun bulunduğu tarafa doğru ilerledim. Arkamdan delici bakışlarının üzerime çevrili olduğunu biliyorum ve buna rağmen asla ona dönüp bakmadan yoluma kaldığım yerden devam ettim.
Sonunda lavaboya ulaşmıştım. İçeriye girince kendimi hemen aynanın önüne buldum. Belki de yüzümde bulunan makyaj yüzümü gölgeliyordu ama yüzüme sinmiş o kırgınlık ve çaresizlik gözlerime yansımış, kendini bu şekilde açık etmişti. Yorgunum çünkü Kubat sınırlarımı çok fazla zorluyor ve ona karşı gelmek çok zordu biliyorum ki biraz önce kurduğum cümlelere rağmen pes etmeyecek istediğini alana kadar mücadele edecekti. Bende ona karşı duracak ve savaşacaktım. Kazanır mıyım bilmiyorum ama yıpranacağım kesindi.
Lavaboyu terk eder etmez birden içeride bir hareketlilik olmuştu. Birçok çalışan müzayede de sergilenecek ürünleri içeriye doğru götürüyordu. O an gözüme bir gerdanlık çarpmıştı. Meraktan usulca müzayede alanın bulunacağı diğer alana doğru ilerledim. Bulunduğum alanda çalışanlar dışında kimse yoktu. Görevli kişiler beni görünce tam yakınımda bulunan erkek görevliye hitaben konuştum.
"Gözüme çarptı da sadece bakıp gideceğim." diyince erkek görevli bakmamda bir sorun olmayacağınız söylemişti.
Anında hemen gerdanlığın bulunduğu alana kadar ilerledim. Gerdanlık satılacak eşyaların en başında geliyordu. Hemen karşısında yerimi alınca iç çeke çeke gerdanlığı izlemeye koyuldum. Siyah mücevher gerdanlık, bulunduğu yerde gecenin varlığından süzülmüş zarafetiyle karşımda gibi duruyordu. Gözlerimi hiç kırpmadan öylece dibinde durduğum kolyeye bakıyordum kendimi alamayarak. Taşların koyu muazzam parıltısı, içeride bulunan ışığın dokunuşuyla kendini her şeyden soyutlayıp ön plana çıkıyordu. Ama sahip olduğu o derin bir karanlıkta insanı kendine tutsak bırakıyordu. Kolyenin merkezindeki bu büyük taş, sanki karanlık bir gecenin kalbinden koparılmış ve gözler önüne serilmişti. İnsanı kendine bağımlı kılan o kudretli ışıltısı ona dokunma hissi sunuyordu.
Gerdanlığın o ince metal işçiliği, taşların etrafında zarif bir sarmaşık gibi dolaşıyor, gerdanlığın tamamına hem asalet hem de gizemli bir hava katıyordu. Taşların dizilimindeki uyum, kolyenin boyun kıvrımını neredeyse sarmal bir şekilde takip etmesini sağlıyordu. Her taş, bir diğerini tamamlıyor, kolyenin tamamına birlikte, bakıldığında buradaki o muaazam görüntü insanı kolyeye bakmaktan gözlerini alamamasını sağlıyordu. Sanki bu kolyenin işçiliğinde saklı kalan bir hasretin ve sevginin görünmez dokusu vardı.
Gerdanlık, gösterişten uzaktı fakat mutlak bir çekicilikle varlığını anbean hissettiriyor, karanlık bir gecenin ortasında parlayan tek yıldız gibi kendine özgü bir ihtişam yayıyordu. Ve nedense bu gerdanlığa sahip olmam gerektiği düşüncesi içerisindeydim ama aklıma gelen düşünceyle sahip olduğum paranın bana ait olmadığını ve elde ettiğim paranın bir kısmının nereye gittiğini anımsamamla aniden müptelası olduğum bu kolyeden bir an önce uzaklaşıp burayı terk etmem gerektiğini fark ettim. Derin bir nefes alıp yavaşça geriye doğru çekilirken birden yanımda birinin varlığını hissettim. Görevli olan bir kadın yanımda durmuş benim gibi gerdanlığın olduğu tarafa bakıyordu.
"Çok güzel bir gerdanlık. Ve size de çok yakışacak." diye gerçekçi düşüncelerini dile getirdiği anda başımı iki yana salladım.
"Bana ait olmayacak kadar güzel. Eminim sahibine çok yakışacak. Sadece uzaktan gözüme çarptığı için gelip bakmak istedim." diye açıklama yapınca bakışlarımı gerdanlıktan çekip artık bana bakmaya başlayan kısa döndürdüm bakışlarımı.
"Peki siz bilirsiniz ama hâlâ geç değil almak için. Kolye en son satılacak ve o zamana kadar alıp almamak istediğinize karar verirsiniz diye düşünüyorum." demiş ve yanımdan çekip gitmişti.
Bende yavaşça olduğum yerden ayrılıp davetlilerin olduğu alana doğru ilerledim. Davet alanının olduğu kısma geçince dayanamamış ve tekrar bakmak istemiştim gerdanlığa hâlâ bulunduğum yerden bile gözüküyordu. Usulca oraya son kez baktıktan sonra derin bir nefes alıp önüme bakışlarımı döndürecekken birden bir bedenin önümde bittiğini gördüm. Ve bir ansa Kubat'ın önümde bitmesiyle irice gözlerim açıldı. Acaba fark etti mi nereden geldiğimi? Umarım etmemiştir.
"Nereye bakıyorsun sen öyle merak içerisinde ?" Kubat bunu dediği an olup biteni anlamaya çalışır bir ifadeyle. Tamda o an birden kendime çeki düzen verdim ve onun fark etmemesi için anında düz bir ifadeyle ona bakıp cevap verdim. Zaten anlamamış olması rahat bir nefes almama sebebiyet vermişti.
"Hiç... hiçbir yere baktığım yok. Öylesine dolanıp duruyor etrafta bakışlarım." dedim gerdanlık olayını saklamaya çalışır bir edayla. Fark etmesini istemiyorum çünkü biliyorum eğer gerdanlığı istediğimi öğrense alır ama ben almasını istemiyorum.
"Peki o halde birazdan müzayede başlayacak yakınlarda ol." diye ricada bulununca tamam dercesine başımı sallayıp yanından ayrılıp Eşref 'in olduğu alana doğru gittim. Birden ardımdan adım sesleri duymayınca omzumun gerisinden arkaya doğru bakmıştım. O sırada Kubat arkadan beni takip etmemiş ve lavaboya doğru ilerlemişti. Neyse dercesine başımı önüne çevirip hemen Eşref' in yanındaki yerimi almıştım.
Yanına gelir gelmez onun sıkılmış sesini duymuştum.
"Ne zamana kadar daha devam edecek bir türlü bitmedi gitti bu müzayede." diye sorunca onun bu haline tebessüm edip konuşmuştum.
"Az daha sabret az kaldı birazdan müzayede başlar. Oradaki işimiz bitince kısa sürede buradan çıkarız ve sende o çok müptelası olduğun parti yerlerine doğru ilerlersin." demiş ve bakışlarım üstün körü yavaştan yavaştan müzayede alanına doğru yönlendirilen davetlilere çevirmiştim.
Artık neredeyse davet alanında bulunan herkes az önce çıktığım alana doğru ilerlemişti. Ben ve Eşref Kubat'ın yanımıza gelmesini birkaç dakika bekledik ve Kubat gelmeyince el mecbur bizde diğer davetliler gibi bulunmamız gereken yere geçmiştik. Çoktan çoğu yerler kapılmıştı ama her yer belli isimlere göre ayrılıp ona göre bir düzen oluşturmuştu. Bizde diğer herkes gibi oturmamız gereken alana geçmiş ve sessizce oturmuştuk. Çoğu eşya herkesin göreceği bir alanda olduğu için konuklar bulunduğu yerde bu gece satılacak olan eşyaları izliyor ve yorumlar yapıp duruyordu.
Hatta herkes en çok siyah taşlı gerdanlık hakkında konuşup duruyor, gerdanlığın ne kadar güzel ve göz alıcı olduğundan söz edip duruyordu. Bense oturduğum yerde sessiz sessiz etraftaki konuşmaları dinlemeye mecbur kalıyordum. Bir ara bakışlarımı Eşref 'e çevirdim ne yaptığına bakmak için . Eşref etrafa isteksiz bakışlarla bakarken oturduğu yerden, hiçte konuşup durulan konuşmalara kulak asmadığını fark ettim. Zaten Kubat' ta daha gelememişti. Bir işi mi çıktı acaba diye düşünmekten kendimi alamadım.
Hâlâ müzayede başlamış değildide. İçerideki görevlileri içecek servisi yaparken, benimle konuşan o kadın görevli yanıma yaklaşıp bana servis yaparken, bir yandan da karar verip vermediğimi görmek istiyor gibi bir hali vardı. Ona bakarken kaşlarımı aşağı yukarı kaldırıp indirdim. Anında gerdanlığı almayacağımı anlamış olmalı ki tamam dercesine başını aşağı yukarı sallamış ve tepside bulunan içeceği alıp yanımdan ayrılışını izlemiştim. O yanımdan gidince elimdeki kadehi dizimin üstünde bırakıp, öylece çaprazımda bulunan gerdanlığı izlemeye başladım.
İçten içe almak için can atıyorum ama neden almayacağımı kendime hatırlatıp duruyordum. Yanımdaki Eşref elimde tuttuğum içeceği içmeyeceğimi bildiği için benden izin isteyip içeceği tek yudumda kafasına dikip içmişti. Göz ucuyla onun sıkılmış haline yarım tebessümle bakmıştım. Eşref etrafına attığı başlarını bana çekmiş olmalı ki anında benim duyacağım bir sesle konuşmuş ve başıyla kolyenin olduğu alanı işaret etmişti.
"Gerdanlığı geldiğinden beri izleyip duruyorsun. Çok mu beğendin?" diye sorunca ona dürüst olup başımı aşağı yukarı salladım. "Beğendiysen o halde bu gece bu gerdanlığı alsana yenge hanım. " dedi almam konusunda bana cesaret verirken. Onun bu cümleyi kurması sonrasında derin bir nefes alıp konuştum.
"Her istediğimiz gerçek olsaydı. Her şey çok kolay olurdu. Beğenmesin beğendim ama bu gerdanlığı alacağım anlama gelmiyor." dedim sakin bir tınıya sahip sesimle. O an başını hafifçe arkaya atıp bir gerdanlığa bir bana bakıp durdu sonra konuştu.
"Yine de bu almaman anlamına gelmiyor." Sanki neden almamak için ısrar ettiğimi anlamak isterken zikretmişti bu cümleyi.
Oysa onu almamam gerekiyordu. Evet beğenmiş ve takmak için can atmıştım ama sahip olduğum şu an ki para yani sadece kendi emeğimle kazanmış olduğum bir miktar para vardı ve onu da bazı işler yüzünden harcamıştım. Geri kalan hesabımda bulunan para bana ait değil ve bana ait olmayan bu parayla kendime bir şeyler almak canımı sıkıyor. Yeterince her şeyi işgal etmişken bir de bana ait olmayan ve iyi niyetle bana verilen bu parayı kendi heveslerim için harcamak istemiyorum.
"Almak istemiyorum diyelim. Sadece güzel olduğu için dikkatimi çekti. Zaten çok fazla gerdanlığa sahibim. Bir yenisine ihtiyacım yok ki." dediğim anda birden bir görevli gelmiş ve gerdanlığın olduğu alana ilerleyip tamda önüne bir kart iliştirmişti. Satılıktır. Bu yazıyı görünce buruk bir tebessümle yanımda bulunan Eşref 'e bakıp cümleme devam etmiştim. "Hem baksana zaten satılmış yani ona sahip olamayacağım anlamına geliyor." Bunu dedikten sonra kısa bir süre nefeslendim. "Sahibine bu gerdanlığın çok yakışacağından eminim." dedim ama hâlâ gözümü gerdanlıktan almamışken.
Eşref buruk halimi görünce omzuyla omzuma dokunmuş ve konuşmuştu. "Ben sana daha iyisini alırım yengecim. Hem ilk defa görüyorum müzayede de bir eşya daha satılmaya başlamadan satımının gerçekleştiğini. Demek ki bu kolyeyi almak için can atan başka birileri var. Ve müzayedenin kuralları çerçevesinden çıkacak kadar." diye bu cümleyi kurunca bende aslında şaşırdım çünkü daha satış başlamadan gerdanlık alınmıştı.
Acaba kim almıştı? O sırada gerdanlık satıldığını fark edenler üzgün bir sesle konuşup durmuştular. Eh kimseye yar olmadı ya gerdanlık. Başımı gerdanlıktan çektim ve kürsüye gelen adama çevirdim. Adam yerini aldıktan sonra birden yanımdaki boş koltuk Kubat'ın varlığıyla doldu. Kubat yerine geçerken sakin haliyle önce Eşref 'e sonra bana göz atmıştı.
"Neredesin sen onca zamandır?" diye soru soran Eşref' e anında cevap verdi Kubat. Düz, hissiz bir ses tonuyla konuşmuştu Kubat o kadar ki sanki hiçbir şey onun duygularını ortaya çıkaracak kadar önem arz etmiyor havası sezmiştim.
"Küçük bir işim vardı onu halletmeye çalışıyordum." demiş ve bu cümlesiyle Eşref anladım dercesine bakıp, yönünü kürsüye çevirmişti. Bende tam Kubat 'tan bakışlarımı çekeceğim an birden bana dönüp konuştu.
"Beğendiğin bir şey olursa söyle alırız." diyince ona çoktan beğendiğim şey satıldı diyemedim. Onun yerine başka bir şey söyledim.
"Tamam olursa söylerim." dedim uysal bir tonda. Ama Eşref' in yandan yandan bakışını görünce ayağımla bacağına usulca vurup gereken işareti ona vermiştim.
Anında işareti anlayınca önüne dönmüş ve beni zorbalamaktan vazgeçmişti. Sonra müzayede başlamış ve satışlar yavaştan yavaştan yapılmıştı. İlk an iki adet önemli antika bir tablo satılmış ve herkes pazarlık üzerinden satın almaya başlamıştı. Sonra sırasıyla tüm ürünler satılmaya başladı. Müzayedede antika tablolar, antika vazolar, antika bir gramafon, antika bir ayna vb şeyler satılıp durdu. Ben satış boyunca hiçbir şey yapmadım ama Kubat dedesi için bir tablo ve vazo almıştı.
Nedense birden isteksiz halimi fark etmiş gibi hiç benden yana bakmadan, kafasına göre almak istediği şeyleri almıştı. Ben ve Eşref sessizce bu satış anının bitmesini bekliyorduk. Zaten sonunada gelmiştik. Bittiği an Eşref derin bir nefes alırken bense yavaşça olduğu yerden satın alınan yere giden gerdanlığa uzaktan uzaktan bakmakla yetinmiştim. Tüm keyfim kaçmıştı ama belli etmemek için elimden geleni yapıyordum.
Sonunda müzayede sona erince herkes olduğu yerden ayaklanıp diğer alana doğru ilerlerken sürü psikolojisine uyarak ben ve Eşref 'te kalkıp bulunduğunuz bu yeri terk etmeye hazırladık. Çoğu kişi çoktan terk etmiş, tek tük insan kalmıştı. Eşref' le yan yana ilerlemiştim ki Kubat'ın olduğu yerde durup, biraz ileride bulunan görevli kadının ona doğru geldiğini fark edince kaşlarım istemsizce çatılmış ve ne olduğunu anlamaya çalışan bir ifadeyle olanları izlemiştim.
O parada Eşref yanımda boy gösterirken konuşmadan edememişti.
"Ne oluyor? Bizim bilmediğimiz bir şey dönüyor burada." diye olanlar hakkında çıkarımda bulunca bende onunla aynı fikirdeydim.
Görevli kadın elindeki bir kutuyu Kubat'a doğru uzatmışken ben ve Eşref aynı anda birbirimize bakıp, anlam vermeye çalıştık bu gördüğümüz şeye.
" Sanırım gerdanlığım kimin aldığını anladım." dedi bir sonuca varan bir yüz ifadesiyle Eşref. "Harbi almış hemde daha satışa sunulmadan." diye sesli bir şekilde düşüncelerini dile getirdiği anda ben sadece alık alık gördüklerimi izlemekle ve duyduklarımı anlamaya çalışmakla mücadele ettim.
O sırada Kubat'ın uzatılan kutuyu alıp bana doğru geldiğini görmemle zihnimde bir ışık yandı. Nasıl ya? Nasıl bilebilir ki o gerdanlığı almak istediğimi? Hiç bakarken görmedi ki beni. Hatta ben gerdanlık hakkında konuşurken yanımda bile değildi. Ben neyi kaçırmıştım? Kubat'ın adımları önümde durunca bir ona birde elindeki kutuya baktım. O sırada önümden geçen giden kadının bize attığı o büyülenmiş bakışları görmemiş değilim. Bildiğin kadın ruh hali sanki bir aşk filmine denk gelmiş gibiydi. Mutlu ve heyecanlı duruyordu bu onlar yüzünden. Ona nazaran ben şaşkın ve ne yapacağımı bilmeyen bir durum içerisinde bulunuyordum. Beni olduğum boşluktan çekip alan Kubat'ın sesi olmuştu.
"Gerdanlığı çok beğendiğini gördüm." dedi çok basit bir şeyden söz edercesine. Ve yaptığı bu tespit sonucu vardığı kararla yapmış olduğu bu davranışı gözler önüne sererken. Ben hâlâ hiç bir harekette bulunmazken Eşref 'in dirseği ile koluma vurması sonuncu anında kendime gelmiş ve sonunda insani bir tepki vermiştim.
"Ve sende bu yüzden bana gerdanlığı almak istedin?" dedim sorarcasına kaşlarımı çatmış, vereceği cevabı duymayı beklerken. Anında duyduğu bu cümle sonrasında usulca gözlerini yavaşça kapayıp açmış ve verdiğim her tepkiyi büyük bir merak içerisinde izlemişti. Ondan bir yanıt beklediğimi fark etmesiyle konuşmaya devam etmişti.
"Evet." dedi düz bir tonda gözlerime hâlâ yoğun bir hisle bakmaya devam ederken. "Sana çok yakışacağından emindim ve almak için aceleci davranıp, satışa sunulmadan aldım ." dedi bu defa, gözlerini kıstığı için göz kenarları hafifçe kırıştı. Sanki bunun için verdiği mücadeleden memnun bir ifadeyle. Onun için mi uzun bir süre gelmemiş ve sonrasında gelerek bana imalı bir cümle kurmuştu. Ama tabii ben anlamadım o an kurduğu cümlenin altındaki niyeti. Şimdi şimdi anlıyor ve hâlâ inanamıyordum.
Ne diyeceğimi bilemedim. Ki zaten Kubat 'ta benden herhangi bir yanıt vermemi beklemedi. Uzattığı kutunun kapağını açıp, gerdanlığın gözler önüne serilmesini sağladı. Büyüleyici bir şeye bakarcasına gerdanlığa bakıyor, onun benim olduğu gerçeğini idrak etmemle anında zihnimde bir aydınlanma yaşıyordum.
"Ben teşekkür ederim." dedim sadece bunu söyleyebilirken.
"Teşekkür etmene gerek yok. Mutlu olman için yaptım ve görüyorum ki fazlasıyla seni mutlu etmiş duruyorum." Kubat'ın bu kendinden emin hali yavaşça olduğum yerde silkelenip kendime gelmemi ve o buzdan duvarları tekrar örmek için nedenler sundu. Usulca bir adım geriye çekildim. Bu ani soğukluğum tabii dikkatini çekti ama daha fazla üzerime gelerek, ortamı huzursuz etmemek için çabaladı.
"O halde buradan gitme vakti desenize." dedi Eşref ortamdaki sessizliği başka yöne çekmek amacıyla.
"Gitmek için daha süre var. Çünkü davet sonunda ödül takdimi olacak. Uzun zamandır bağış yapan iş adamları ve hayırseverleri bu verilen ödülle taktim edecekler. Ve bu gece dedemde ödül aldığı için beklemek zorundayız." Kubat bunu der demez Eşref 'in yüzü düştü. Zavallının tek istediği burayı bir an önce terk etmekti ama hâlâ burada olacağını duymak canını sıkmıştı.
" Desenize buradan kolay kolay gidemeyeceğimizi. "Eşref' in bu söylemine o an bıyık altından Kubat'ın güldüğünü görünce ona bakmaktan daha doğrusu gülümsemesine bakmaktan kendimi alamadım. Ona baktığımı fark edince kehribar hareleri bana çevrildiği an birden jet hızıyla başka bir yöne baktım. Tabii ani göz kaçırmam onun bakışından kaçmamış ve bu daha çok keyif içerisinde gülümsemesine sebep olmuştu. Bu adamın her an yaptığım saçma sapan hareketleri fark etmesi canımı sıkıyordu.
İkisinden önce harekete ben geçtim. "Hadi o zaman yerlerimize geri dönelim." Ben bunu diyince Kubat elindeki gerdanlık kutusunun kapağını kapatmış ve diğer eşyaları almak için buraya gelen yakın korumasına uzatmıştı. Eşyaları ve gerdanlığı alan koruma gittikten sonra bizde üçümüz yan yana çıkmıştık ama Kubat kendisine gelen bir telefon yüzünden yanımızdan ayrılmış ve daha sessiz bir alana doğru gitmişti.
Tekrar diğer salona geri geldiğimizde eski gürültüden iz yoktu. Koca bir sessizlik içerisinde herkes son etkinliğin yapılmasını ve bir an önce gecenin bitmesini bekliyordu. Keza onlardan biri ben ve Eşref 'tik. Zaten Kubat'ın son jesti sonrasında ne diyeceğimi bile bilememiş. Düşünceler istilası içerisinde bir hisle karşı karşıya kalmıştık. Sahi nereden görmüştü? Beni takip mi etmişti yoksa başka bir şekilde mi öğrenmişti bu adam o gerdanlığa olan beğenimi? Gidip soramıyorum da başka bir konuya kayar diye çekiniyorum.
Artık o soğuk bakışlarla, soğuk tavırlarla karşı karşıya olmayacağımı bilmek bir adım atmadan önce birkaç kez düşünmemi sağlıyordu. Düşüncelerimden sıyrılıp beni gerçeğe uyandıran şey Eşref 'in kendinden geçmiş olan tavrıydı. Kendisi gibi değildi. Şu ana kadar birden kez gitmek için can attığını söyleyen cümleleri sırlaması lazımdı ama öyle olmamıştı. Ve düz duran bedenine nazaran bakışları bir yöne kitlenmiş, başını hiç kıpırdatmadan öylece baktığı yöne doğru bakıyor olması daha çok şüphe etmeme sebebiyet verdi. Kollarımı göğsümde kavuşturup yavaşça bakışlarımı kısıp dudaklarımı araladım konuşmak için.
"Geldiğimiz andan beri nereye bakıyorsun sen?" dedim sorgulayan bir sesle. Ama soruma nedense cevap alamadım. Eşref sanki şu andan sıyrılmış gibiydi. Ve hiçbir şekilde etraftakiler seslere kulak asmıyordu. Ayağımla anında bacağını dürtüp kendine gelmesini sağladım. Bir anda transtan çıkar gibi bakışlarını bana çevirdi ve neden ona vurduğumu anlamaya çalıştı anlamaz bakışları altında. "Hayırdır? Daldın gittin Eşref. Beni bile dinlemiyorsun. " diye sızlanır bir sesle konuştum ama meraklı ifadem yine ne olup bittiğini öğrenme peşindeydi.
Eşref derin bir nefes verirken kısık bir sesle konuşmuştu. "Hiçbir yere baktığım yok sana öyle gelmiş olmalı." diye inkar edince anında ya inandım bende dercesine bakmaya başladım ona doğru. Susmaya devam edince anında sabrım taştığı için anında ona sert bir ifadeyle bakıp konuştum.
"Eşref!" diye uyarıcı bir sesle ismini zikretmiştim. Bu hadi öt artık ne işler çeviriyorsun anlamı taşıyordu. Eşref baktı geri çekilmek gibi bir niyetim yok anında pes ederek konuştu gerçekleri.
"Dikkatimi çeken bir şey oldu." dedi düz bir sesle ama bakışları onu ele veriyordu. Sanki onu heyecanlandıran bir şey vardı ve bu onun ne yapması konusunda kararsız kalmasına sebep oluyordu. Bu cümlesi sonrasında alaycı bir tutum sergiledim.
"Eminim ki canlı bir şeydir kesin." dedim bilmişlik taslayarak. Diğer türlüsü imkansızdı da ondan. Kadın düşkünü değildi ama ne zaman güzeller güzeli bir kadın görse aynı bu ifadeye bürünürdü. Ve şu anda bu halde duruyorken anlamamam imkansızdı ne düşündüğünü.
" Nereden bildin?" dedi daha söylemeden tahmin etmeme şaşırmış bir ifadeyle. Kaşları usulca yukarı kalkmış, vardığım kararın bende yaratacak olduğu düşünceyi duymayı bekliyordu.
"Ben senin ciğerini bilirim. Seni bu kadar uzun süre sessiz bırakan ya uykudur ya beğenmiş olduğun bir kadın. Eh uyku olmadığına göre bir kadın olmalı. Peki hangi kadın merak ettim işin doğrusu?" dedim bende anında sakin anımdan usul usul sıyrılırken. Meraklı bir bakışla ona bakmıştım.
" Vay canına beni bu kadar tanımana şaşırdım."dedi ama bundan rahatsızlık değilde memnuniyet duymuştu. Ama beni bu konuda iğnelemeyi eksik etmemişti." Kubat 'ı bu kadar tanımıyorsundur kesin. "diyerek keyifli halimi az da olsa bozduğu an burnumdan soludum. Tekrar ayağımla bacağına vurunca anında yüzü sert vurmuş olmalıydım ki acıdan kasıldı." Yavaş olsana geceden beri vurup durdun acımasız kadın! Ne şiddet yanlısı çıktın sen! Kubat 'a acıyorum." diye konuşunca hâlâ acısı geçmemişken ona sadece teksiniz bir ifadeyle bakıp konuştum.
"Zevzeklik etmeyi bırak! Kime bakıyorsun söyle hadi!" diye emir verince sın cümlede anında pes etti ve beni geçiştirmeyi bıraktı. Yavaşça olduğu yerden bana doğru döndü ama omzunun gerisinden arkayı gösterdi. Tamda o sırada konuşmuş ve nereye bakmak gerektiğini bana bildirmişti.
" Şu arkamda sağ tarafta bulunan kızıl saçlı afete bakıyorum müzayede sonrasından beri . Sanırım buraya yeni geldi çünkü daha önce onu burada değildi çünkü davetin başında olsaydı önceden dikkatimi çekerdi." daah önce fark etmediği için küçük bir pişmanlık yaşarken. Adama bak ya! Bildiğin sanki kadına aşık olmuş gibi bir hali var ama sadece bir gece onunla ilişki yaşadıktan sonra anında değil ismini yüzünü bile unutur ama buna rağmen kadınlar hâlâ onunla olmak istiyor.
Eşref 'in dediği gibi arkaya doğru baktım. Kadın yirmilerinin sonunda bulunuyordu, uzun zayıf beyaz tenli bir kadındı. Yan profilden gördüğüm kadarıyla gayette güzel bir kadındı. Üzerindeki siyah elbise üzerinde saçları ayrı bir ön planda duruyor ve herkesin bakması için bir neden yaratıyordu. Yani buradan bakılınca öyle göz önünde bulunmak isteyen bir tip değildi. Hatta sessiz ve içine kapanık olduğunu bile anlayabiliyorum burada bakınca. Ve Eşref çok yanlış kapıya çarpmıştı. Kızın ona bir şans verme ihtimali yok gibi duruyordu ve bunu saklamadan Eşref 'e direk ilettim.
"O kız sana bakmaz. Boşuna heves etme." dedim hiç düşünmeden. Çünkü olan buydu. Bakamazdı. Az çok bu camia içerisindeki adamları tanıyorsa ve Eşref hakkındaki söylentileride işitmişse aklı varsa Eşref' ten uzak dururdu. Ben bu diyince Eşref 'in bir an yüzü düştü ama son anda kendini topladı ve anında konuştu.
"Neden peki bana bakmaz ? "Ciddi olamazsın dercesine baktım ona ama fazlasıyla ciddiydi sözlerinde. Demek ki kendisini çok güvenilir erkek listesi arasında görüyor paşamız. Anında rahatça geriye yaslanıp, ona kısa bir bakış atarak sorusuna cevap verdim.
" Çünkü dışarıdan bile baksa bir ama o an belli olur, senin ciddi ilişki sevmeyen bir çapkın olduğunu. "dedim bu gerçeği kavraması adına. Anısına bozuldu ama çaktırmamaya çalıştı. Anında yüzüne her zamanki o kendine emin ifadeyi yerleştirip bana üsten bir bakış atarak, sanki çokta bu konu onu rahtsız etmemiş gibi davrandı.
" Hah ben onunla ilişki yaşayacağım ama o beni istemeyecek?" diye sordu afallamış bir yandan da gururuna dokunmuş bir tavırla. Anında evet dercesine başımı sallayarak sorusuna cevap verdim bu hareketimle. "Bir kere o kız benim asıl dengim bile değil ama onu tavlayıp sana haddini bildireceğim yenge hanım. Ben onunla takılmak isteyeceğim ama o bu birde beni geri çevirecek? Bu hayatındaki en büyük aptallık olur bir kere!" dedi Eşref iyiden iyiye bunu gurur meselesine getirmiş bir halde.
Bu haline sadece alaycı bir gülümsemeyle bakarak karşılık verdim. Ah acaba hangi hemcinsim bunu adam edecek çok merak ediyorum umarım bunu görürüm ama bu kızın olmayacağı belli. Sadece Eşref bunun farkında değil. Ama yanına gittiği an anlayacak safım. Ve bundan büyük bir keyif alacağım. O an bu tavrım iyiden iyiye sinirine dokundu ve anında ondan beklemeyeceğim bir atakta bulundu.
"Var mısın iddiaya? Bakalım kızı tavlıyor muyum, tavlamıyor muyum görelim yenge hanım?" diye sorunca yok olmaz dercesine kaşlarımı yukarı kaldırıp indirdim. Bu oyuna gelir miyim hiç ben? Kazanacağımı biliyorum ama bu konu içerisinde olmak istemiyorum. Kendime yediremiyorum çünkü. Tamda o sırada tekrardan konuştu Eşref. "Hadi ama mızıkçılık yapma. Hem sen kendi varsayımına güvenmiyor musun yoksa kaybedeceğini mi düşünüyorsun? "diye söylendi ve üzerime giderek beni gafil avlamaya çalıştı. Sanki birde çok basit bir konuymuş gibi kabul etmememe tepki gösterdi. Adama bak ya meseleyi nereye getirdi? Sonra baktı ben adım atmayacağım meseleyi başka bir konuyla bağlamaya çalıştı. "O kızı ayarlarsam eğer bu gece benim şu düşmanı sen öldüreceksin tamam mı? "Muzip sesiyle konuşunca neden benden böyle bir şey istediğini hem anlamadım hemde ne ara bu mesele benden bağımsız iddiaya dönüştü anlam vermedim doğrusu. Yavaşça başımı yana eğip ona dik dik baktım.
" Neden başıma dert açayım? Hem iddiaya ben girmeden kendi kendine bir konu attın ortaya. Nereden biliyorsun bu iddiayı kabul edeceğimi?" Sorduğum sorudan sonra kaşları alay eder gibi yukarı kalktığında, dudaklarına sahte bir tebessüm yerleşti ve dudak kıvrımları genişledi. Sanki söyleyeceği şey çok komikmiş gibi bir tavır takındı. Etrafa küçük bir bakış attıktan sonra tekrardan bana baktı ve sonra konuşmaya başladı.
"Zaten başın hiç dertten eksik olmuyor." diye alaycı bir tavırla ve sesle bana bakarken konuştu sonra aklına ne geldiyse anında gözleri daha büyük bir ışıltı ile parladı. "Olmazsa suçu abime atarsın olmaz mı yenge hanım? Bir taşla iki kuş vurmuş olursun . Bana yardım ederken bir yandan da abimi zor durumda bırakırsın. "dedi çok kolay bir şey dermiş gibi Eşref bu cümleleri dile getirirken.
O an zihnimde bunu düşünmedim bile. Hem niye düşüneceğim ki? Gayette güzel bir plan sunmuştu bana ve buna itiraz etmem saçmalık olurdu. Anında bu fikri beğendiğimi yüz ifadelerimle belli etmiş olmalıydım ki Eşref rahatlamış bir nefes aldı ve oldu bu iş dercesine baktı. Ve o an anladım asıl mesele kızı tavlamak değil bu düşmanını benim ortadan yok etmemdi.
Bakışlarım usulca yumuşadı ve onaylarcasına başımı sallayarak konuştum. "Onun öldürme olayını taklit ederim dediğin düşmanı ortadan kaldırmak için tabii bu sayede biraz nefes almış olurum." dedim ama Eşref anlamadı bu nefes alma işlemi. Kubat 'ın benimle uğraşmasını kast etmiş olduğumu sandı ama hayır ben bana karşı kızgınlık göstermesini kast etmiştim. Tamda o an teklifini kabul edince Eşref' le karşılıklı el sıkıştık. İkimizde memnuniyetle gülümsüyor birbirimize bakıyorduk. Biz bakışırken birden Kubat'ın sesini duyduk.
"Ne yapıyorsunuz siz? Neden tokalaşıp duruyorsunuz yine ne kaçırdım bu kısa zaman diliminde?" diyen sesini duyunca omzumun gerisinden ona doğru dönüp baktım. Her zamanki o kusursuz duruşu ve yakıcı bakışlarıyla karşımda duruyordu. Lanet olsun adamı eleştirirken bile gerçekleri söylemekten kaçınmıyordum.
Eşref 'e kısa bir bakış attım. Bakışlarından olayı saklamak istediği kararına vardım ama benim böyle bir gayem yoktu. Rahat bir tavırla tekrar Kubat'ın olduğu tarafa baktım ve çok açık bir sözlülükle konuştum.
" Arkadaki kızıl saçlı kadını görüyor musun?" dediğim anda Kubat sakince kehribar harelerini etrafa çevirmişti. Birkaç saniye içinde görmesini istediğim kadını fark etmiş ve sonra tekrar çok oyalanmadan bakışlarını bana çıkarmıştı." Hah işte Eşref bu kadını bu gece içerisinde sevgilisi yaparsa, şayet ben onun has düşmanını, senin tarzınla öldürüp, onu büyük bir dertten kurtaracağım ama işin asıl önemli olan tarafı o olayda suçlu seni göstereceğim. Böyle bir iddia ortaya attık."Ben sakince olup biteni Kubat'a yalansız bir şekilde aktarırken birden Eşref 'in kendini savunmak için ortaya atılacağı an hemen konuşacağı lafı ağzına tıkıp, sözlerime kaldığım yerden devam ettim ." Bence güzel bir iş birliği olacak. Sen sadece suçu üstlenmekle yetinirken ben olayı halledeceğim böylelikle kardeşini büyük bir sıkıntıdan kurtarmış olacağız." dedim sonunda lafımı bitirirken. Tek amacım yüzsüz gibi davranıp Kubat'ın canını sıkmaktı. Umarım başarılı olmuşumdur.
Bu cümleleri dediğimde Eşref hâlâ bana şaşkınlıkla bakarken benim odağımda tabii Kubat vardı. Ne tepki vereceğini merak içinde bekliyordum.
"Sen ne dediğinin farkında mısın? Bunu neden Kubat 'a söyledin?" dedi sesini sadece bana duyurmaya çalışırken ama Kubat' ta duymuştu. Eşref abisine endişeli bakışlarla bakarken, Kubat hâlâ hiçbir mimik oynamayan ifadesiyle beni izliyordu. Sanki gözlerim ardında saklı kalan şeyi görmek isteyen bir yanı vardı. O an Eşref ayağımı dürtünce ondan yana bakarken konuştum ama Kubat 'ın da sesimi duyduğuna eminim.
"Ne var ben diğer kadınlar gibi kocama yalan söyleyemem." derken karşımdaki Eşref hayretler içerisinde bana bakıyor ve az sonra kopacak fırtınayı bekliyordu çaresizce oturduğu yerden çünkü o da bu fırtınadan nasibini alacağını biliyordu. Tam Eşref konuşacağı an birden Kubat'ın sesiyle ona dönmüştüm.
" Ama kocana suç atıp, zanda bırakabilirsiniz öyle mi?" dedi düz bir ifadeyle ama sonradan sanki dünyanın en komik şeyini söylemiş gibi birden karşımda kahkaha atarken buldum onu. Ne yani kızmayacak mıydı? Ama benim amacım bağırması yönündeydi gülmesi yönünde değil! Yine başaramadım! Bozulan ifademi belli etmemek adına Kubat'a sevimli bir şekilde sırıttım. Ama hiçte samimi olmadığımı söyleyebilirdim. Onun sözlerine karşılık vermektende kendimi alamamıştım tabii.
"Hadi ama Kubat alınganlık etme, bu seninle kendi aramızda olan normal iletişim şeklimiz." dedim ellerimi saç diplerime daldırarak, ardından saçlarımı omuzlarımdan geriye atıp, vereceği tepkiyi beklerken ama hiç ummadığım kişiden tepki gelmişti. Kubat ses etmeyince olduğu yerden Eşref bize tuhaf tuhaf bakmış ve kendini konuşmaktan alamamıştı.
"İki kaçıkla akraba olduğum için tedirginlik yaşıyorum" dediğinde afallayarak ona baktım . Hadi ama ne kaçığı? Hem bunu o ortaya atmıştı. Buna rağmen kendini normal mi sanıyordu? Hiçte bir kere normal değildi. "Birde kızman gereken yerde memnun mu oluyorsun?" dediğinde bunu abisine söylemişti. Neyse sadece beni iğnelemiyordu bu da iyi. Ama Eşref 'in Kubat' a karşı kuruduğu cümlede ikazdan çok yakarış vardı. Ama ikimizde bu dediğini görmezden gelmiştik.
Kubat umursamazca omzunu silkmiş ve yanımdaki yerine geçip oturmuştu. Nedense gayette keyifli bir hali vardı. Kubat takdim edilen ödüle kadar yanımda sessiz ama keyifli bir şekilde oturmuş dedesine verilen plaketi aldıktan sonra burada çok durmadan davetten ayrılmıştık. Yolda olabildiğince Kubat 'ı yok sayan bakışlarla malikaneye kadar sessizce durmuştum. Eve gelince anında koşar adımlarla malikaneye geçmiş ve kendimi odama kapatmıştım. Umarım gerdanlık için gelmezdi. Odaya gelince üzerimi değiştirip direk uyumak için yatağa geçmiştim. Umarım kabussuz bir uyku çekerdim yarına kadar.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |