14. Bölüm

11-Kül Geçmişler

Özlem Durmuş
kumsallardagezen12

 

'' Zamanın benden silemediği çok şey var. "

 

Her geçmiş büyük bir karanlığa sahiptir. Onun pençesinde can vermemek için mücadele etmektedir. Ve her pençe izini teninden söküp atmak için derin anılarla etrafının çepeçevre kuşatılmasına izin vermiştir. Her birimiz geçmişten gelen kalıntılardan ibaret değil miyiz sahiden? Hep bir adım sonrasında geçmişteki kimliğimizi anımsayamıyor muyuz sanki hiç?

 

Hiç kendimize yanlış yaptın ve bunun bedelini şu an ödüyorsun diye söylenip durmuyor muyuz sanki? Ben öyleyim ve geçmişe saklı olan hatamı her anımsadığım an şunları diyorum kendime ; sen bu kararı verdin ve bu kararın sorumluluklarını üstlenmek konusunda hiç tereddüt etmemen gerek. Yoksa her şeyin çok kolay olacağını mı sandın? Olmayacak bir ihtimale takılı kalmaktan başka bir şey olmazdı benim bu ihtimale sığınmam.

 

Her geçmiş büyük bir sırrı içerisinde barındırır. Benim yeni bir dünyaya adım atmam, binlerce sırrı içerisine hapsetti. Her gün yeni bir yalanla uyandım ve geçmişe bu yalanları sır diye hatırlattım. Çünkü sırlarımın hepsi bir yalandı. Gerçek doğru asla gün yüzüne çıkmak için kendini silip atmış, yok etmişti günyüzüne çıkmamak için. Yalanlarım o kadar sahici bir hal aldı ki bazen ben bile onların yalan olmadığına inanır oldum. Belki de bu yaşamda en çok kendimi kandırdım da farkına varmadım bir aptal gibi.

 

Her geçmiş büyük bir acıyla mahvolmuştur. Hiç kimse acısız dünyaya gelemez. Hiç kimse yaşamadığı bir acıyı yaşamış gibi lanse etmez. Belki derin belki yüzeysel ama herkes acılar içerisinde büyümeye başladı. Kimsenin acıyla yüzleşmediği bir anı yoktur. Ama en zoru ise o acıdan sıyrılmak için kendi benliğini feda etmen ve hiç yapacağımı düşünmediğin bir şeyi yapman. Başka biri olmak mesela. Başka biri gibi düşünmek, giyinmek, yaşama devam etmek bunlar çok zor bir şey. Çünkü insansın gün gelir ayağın takılır düşersin ama düşmemek içinde çabalarsın. Ya da düştüğün an bile başka birinin yıkımı olur kendini soyutlarsın onca şeyden böyle bir karar alarak.

 

Sahi bu sahte kimliğin açığa çıkmaması için neler yapmadım ki ben? Ölümlere sebebiyet verdim. Susturmak için yok ettim. Saklamak için var olmamış gibi bir ortam yarattım. Kimleri kimleri heba ettim saysam işin içerisinden çıkamazdım ama zihnim ve kalbim hiçbirini unutmuş değil. Kabuslarım ne yüzündendi şimdi belki anlamış olmalısınız. Her kabus birden fazla kişinin günahlarını temsil ediyordu ve şu anı günahların bedelini uykusuz, bulanık bir zihinle ödüyorum.

 

Belki de vicdanımı rafa kaldırdım ama kalbim hâlâ o masum kızın kalbi sadece onun ortamdaki varlığını yok ettim. Geri gelmeyi başarsa çok şey değişecek ama buna izin vermiyorum. Kendim için değil aslında. Hiçbir şey aslında hiç kendim için olmadı ki. Hep geçmişin tutsağı olduğum için, hayatımı ona göre şekillendirdim. Tutsak oluşum ise sonsuz bir zaman diliminde saklı. Belki ölene kadar bu tutsaklık içerisinde hüküm süreceğim.

 

Her geçmiş büyük bir ihanetle tanışmıştır. Benim ihaneti tadalı çok erken oldu. Geçmişim ihanet etti. İçerisinde ki insanlar ihanet etti. Yaptığım her fedakarlıklar ihanet etti. Geleceğim ihanet etti. Hislerim ihanet etti. Savunduğun doğrular ihanet etti. Sonra da ben kimseye güvenmez oldum. Kendi gölgemi bile kendimden sakladım oradaki sahte ben çıkagelip, bir anda geçmişten beni vurmasın diye zihnimdeki düşüncelere ise ben ihanet ettim. Neden mi? İçerisinde mutlu olduğum az bir zaman dilimini de benden çekip alamasın diye.

 

Evet ben bu dünyadaki gerçek kişi değilim ama burada bazı anlar bulunmak beni mutlu ediyor. Eşref 'le geçirdiğim zaman dilimini seviyorum ve o anlar kendimi huzurlu hissediyorum hiç olmadığım kadar. İkizlerle olan sohbetleri çok seviyorum. Onlarla birlikte olmak bana aile sıcaklığını sunuyor. Ve Kubat... Onda anlam veremediğim bir şey var. Beni içine çeken ve hapseden ama bu bile ayrı hisler sunuyor ve her ne kadar inkar etsemde o yanımda olduğu an gerçek kimliğime göre davranıyorum. Nadir anlarda kendime kim olmam gerektiğini hatırlatıyorum. Ve o an bulunduğum anı terk etmek zor gelse de mecburen bunun yapıyorum.

 

Her geçmiş büyük bir acıyla kendini yarına çıkarmak için büyük bir mücadele girişiminde bulunmuştur. Benim acımdı beni bu güne taşıyan. Eğer o gün, tüm o olup bitenleri yaşamasaydım kim bilir şu an nerede, dağılmış halde bulunurdum. Ama o kader bunu sundu bana ve bende önümde beliren iki yoldan birini tercih ettim. Yaşamayı tercih ettim.

 

Can yaksa da yaşamayı tercih ederek bu güne ulaşmıştım. Belki de tercih etmeseydim kim bilir hangi köşede çoktan ölmüş olurdum. Ya da en pis bataklığa sürüklenmiş olurdum. Bir kuruluş olarak görmesemde bu yaşam bir başka yöntemi içerisinde barındırıyordu benim için. Ayakta kalmak için,yaşama tutunmayı sağlamak için bir yoldu benim için ve ben bu yoldan ilerlemeyi tercih etmiştim. Tüm bu zorluklara rağmen. Pişmanım ama yine olsa yine yapardım sanırım. Çünkü çıkılmaz bir sokakta tek yol benim için buyken, sırtımı dönmek hem kendime hemde sevdiğim o kişiye haksızlık olurdu.

 

Hislerimi bütünüyle anlamam gerek. Benden tam olarak ne istediğini fark etmem gerek. Acılarıma usulca yönelmem gerek. Bana sunduğu gerçekleri kabullenmem gerek. Hislerimin hangi yöne gittiği hakkında hiçbir fikrim yoktu artık. Benden bağımsız ilerleyen bir düzlükte kendi amacına ulaşmaya çalışır bir vaziyeti vardı.

 

Hislerim ne için benden kopmuş ve kafasına göre hakaret eder olmuştu anlamış değildim. Ama sunduğu gerçekleri kabul edemezdim. Çünkü bu bile bile uçurumun kenarında durmak ve atlamak demekti. Bunun olmasını engellemem lazım. Hislerimi artık kontrol edemez hale geldiğim için istikrarlı ilerleyemiyorum ve bu hata yapmama sebep oluyordu günün sonunda. Ve bu bana çıkılmaz o sokağa doğru gitmemi sağlayacak geri dönüş için çok geç kalmış olacağım.

 

Davetten gelir gelmez yatmıştım ama huzurlu bir uyku beni bulamamıştı. Uykunun o rahatsız anında bazı görüntüler zihnime sızmıştı. Sanki gerçekmiş gibiydi.

 

O an boğazıma dolanan görünmez bir el varmış gibi ani bir nefesle uyanmıştım soluk soluğa kalmış bir vaziyette. Uyandığım an içerisi loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmışçasına çarpıp dururken, gözlerimi birkaç saniye kapatıp kendime gelmeye çalışırken, odanın içindeki o boğucu sessizlik kendisini açık etmiş ve ruhumdaki huzursuzluğu bana sunmuştu. Pencereye kısa bir bakış attığım an hava daha tam aydınlığa kavuşmuş değildi. Ne kadar uyumuyorum bilmiyorum. Gözlerim içeriye alışana kadar biraz bekledim. Ama içerideki karanlık dışarıdan daha çok rahatsız ediyordu. Zihnimde o kötücül hisleri bana bariz belli ediyordu.

 

Zihnimdeki karanlık, sanki duvarlarından sızıp, yatağımın üzerine çökmüş bir hali vardı. Gözlerim karanlığa karşı yavaşça netleştiğinde, yatağımın tam üzerinde duran o küçük kutuyu fark ettim. Ve o an zihnimde bir ışık belirdi. Kutu tanıdıktı.

 

Yatağın üzerine bırakılmış olan gerdanlık kutusu gece Kubat'ın bana hediye ettiğiydi. Ama beni şaşırtacak olan gerçek şuydu. Kutuyu ben akşam almamıştım ve odaya gelince kapıyı kilitlemiştim. Ama şimdi kutu sanki hiç önünde engeller yokmuşçasına önümde duruyordu. Sahi bu kutu buraya nasıl gelmişti? Anlam vermeyen bakışlarımı kutudan çekmeden olduğum yerde huzursuzluk içerisinde kıpırdayıp durdum. O an yine de içimde o karanlık usulca kenara çekilir ve sevinçle kutuyu açmak isterim. Kalbimdeki o huzursuzluk az da olsa diner. Ve garip bir hisle dolup taşmıştım saniyeler içinde.

 

Anında olduğum yerde kutuya doğru uzanıp, olduğu yerde parmaklarımla kutuyu kavradım ve dizlerimin üstünde bıraktım kutuyu. Heyecandan titreyen parmaklarımla kutuyu açmak için her iki tarafından baskı uygulayıp durdum. Kutunun dış yüzeyi olduğundan çok soğuktu. Sanki günlerce soğuk bir yerde muhafaza edilmiş gibi bir hali vardı. Normalden fazla soğuk olması içimdeki o sevinçi yok edip geçti. Kutunun kapağını yavaşça açtığım anda o an zaman benim için durmuştu. İçersinde gerdanlık bekleyen ben başka bir şey görmüştüm. Kutunun içinden bir akrep gözlerimin önüne serilmişti. Gördüğüm anda gözlerim korkuyla irişleşmiş ve ne yapacağımı o ilk birkaç dakika kestirememiştim.

 

Akrep simsiyah , parlak kabuğu ve tehlikeli varlığı ile karşımda duruyordu. Kıvrılmış olan kuyruğu gergin bir yay gibiydi ; iğnesi canlı ve hazırdı. Sanki biraz sonra iğnesi tenime saplanacaktı. Küçücük ama o ölümcül bedeni, kutunun içinde usulca kıpırdanmaya başladığı an onun canlı olduğunu fark etmiştim. O an korkuyla çığlık koparmış ve kutu şiddetli bir şekilde elimden düşüp, yatağa çarpmıştı. Akrep yatağa düşünce, usulca hareket edip olduğum tarafa gelince aniden daha yüksek bir çığlıkla olduğum yataktan fırlayıp çıkmıştım.

 

Tamda o sırada ayaklarım zeminle buluşur buluşmaz koşmaya başladım. Çıkış kapısına doğru gitmiş, kilitli kapıyı açmaya çalışmıştım ama bir türlü hem kapıyı açamamıştım hemde anahtarı bulamamıştım olduğu yerde. O an buradan çıkmayacağımı anlayınca can havliyle bana yaklaşmakta olan akrebin etrafından dolanıp, yönümü banyoya doğru çevirmiştim.

 

Nefes alış verişlerim düzensiz ve kesik kesikken arkamdan banyonun kapısını kilitleyip, biraz ileride bulunan el havlusunu kapının altına sıkıştırıp oradan gelme ihtimalini yok etmiştim. O kadar korku ve gerginlik içerisinde hareket edip duruyordum ki aklıma başka bir şey yapmak gelmemişti. Tam bakışlarımı öne çevirmiştim ki gördüğüm dehşetle o an daha büyük bir çığlık atmıştım. İçeride sayamayacağım kadar akrep vardı. Her yerde bulunuyordular. Tam da o sırada bulunduğum mekan usulca yok olmaya başlamıştı.

 

Birden sıçrayarak yataktan uyandığım an gördüğüm kabusu terk ettiğimi anladım. Anında sağ sola baktım ve hiçbir akrep ve gerdanlık kutusu görmediğim an derin bir nefes aldım. Terden yüzümde akıp duran küçük damlaları elimin tersiyle silip, yataktan usulca çıkıp, banyoya doğru ilerledim. Banyoya geldiğim an içimdeki endişe kırıntılarıyla içeriye girmiştim ama neyseki herhangi bir şey yoktu. Yavaşça ileride bulunan banyo musluğunun olduğu alana yaklaştım ve musluğu açıp yüzümü defalarca kez soğuk suyla yıkmaya başladım.

 

Tam anlamıyla ayılmak için birkaç kez daha yüzüme su çarpıp durdum. Sonunda kendime geldiğime kanaat getirince suyu kapatıp, yüzümü kurulmaya başladım. Zor bir gece sonrasında böyle anlamsız kabus görmek beni darmadağın etmişti. İki elimi banyo tezgahına yaslayıp, bakışlarımı önümdeki içi su dolu olan tezgah içerisine çevirdim.

 

Yüzümden akıp giden küçük su damlaları tezgahın içerisine damlayıp duruyordu. Ve her damlama sesi zihnimde büyük bir çınlama etkisi yaratıyordu. Gördüğüm ilk kabus değildi bu zaten sonda olmayacaktı eminim buna. Yine de her gördüğümde kendimi kaybediyordum amansızca. O an bakışlarım yavaşça aynaya doğru tırmandı. Kendi yansımamı izlemeye daha doğrusu incelemeye başladım.

 

Önce kendimdeki o dehşetin yüzümdeki izlerini gördüm usul usul. Solgun, korkuyla donmuş yüzümde kabusun o derin etkisine tandık oldum. Ve o an ne kadar korktuğumu bir kere daha yüzüme bakarken görmüş oldum . Sonra bir anda aynadaki yansımam bir göz kırpması kadar kısa bir anda şekil değiştirdi. Görüntü tamamen kendini başka bir yansımaya bıraktı. Aynadaki yansımada sadece artık ben yoktum. Başka bir yansımada aynaya yansımış, gölgesini üzerime serpmişti. Varlığını aynada görüyordum.

 

Aynanın yansımasında artık Kubat'ta bulunuyordu. İlk an çok anlamamıştım. Neyin ne olduğunu ama sonradan zihnim bir gariplik olduğunu aktardı bana. Çünkü bu, tanıdığım Kubat değildi. Sanki aynadaki yansımada başka bir adam vardı ve ben bu adama çok yabancıydım.

 

Yüz hatları alışa gelmiş bir ifade taşımıyordu. Onda farklı bir şeyler vardı. Sanki bir şey değişmişti. Yüzündeki o an hiç olmayan bir izi fark ettim. Derin, düzensiz izler teninde yer edinmiş, neredeyse yüzünün sol kısmı paramparça haline gelmişti. Yüzünün sol tarafında bazıları taze, bazılarıysa çok eski ve kararmış yaralar mevcuttu.

 

Bakışlarım her an başka bir detay fark ediyordu. Gözlerinin altı simsiyah olmuş, bakışları insanî olmaktan çok uzaktı. Gözbebekleri neredeyse tamamı karanlıkla sarmalanmış. İrisleri tamamen katran karası olmuştu. O an konuşmak, hatta geriye doğru dönmek istemiştim ama bana engel olan bir etken vardı hiç görmediğim. Sanki görünmez bir şey beni olduğum yere mıhlıyordu. O an öne bir adım atmak için kendimi çok zorladım ama başarılı olamadım.

 

Ben çırpınıp dururken başka bir şey oldu. Aynadaki Kubat 'ın görüntüsü başka bir hal aldı.

 

Kubat'ın dudakları yavaşça kıvrıldı bana bakmaya devam ederken. Aynada gördüğüm bu görüntüdeki yansıma bir tebessüm değildir. Daha çok bilerek ve isteyerek yapılan şeytani bir gülümsemeydi. O an bakışlarım gülümsemesine kaydı. Dişlerinin tamamı ortaya serilmiş, keskin ve tekinsiz bir gülümsemeyle beni izliyordu. Sanki bu bakışları beni aciz ve savunmasız olduğumu yansıtıyordu.

 

"Ronay...." demişti buyurgan bir sesle. "Korkunu hissediyorum. Korkunun kokusunu soluyorum. Ah seni aptal! Nasıl beni kandıracağını sanıyorsun? Bilmediğimi mi sanıyorsun? Senin nasıl bir oyun içerisinde olduğumu. Ah kendini çok zeki sandın değil mi? Beni kandıracağını sanarak bu günlere kadar geldin ama unuttuğun bir şey var. Ben bana yapılan ihaneti ve yalanı asla affetmem! "dedi tehditkar bir sesle.

 

O an omuzlarıma ellerini bıraktı ve şiddetli bir güçle sıkmaya başladı. Sonra yavaşça başını kulağıma doğru yaklaştırdı. Gülümsedi aynadaki bana bakarken. Gülümsemesiyle yüzündeki yaraları yavaşça gerildi ve yara izleri daha da çirkin bir hal aldı ve o an yüzüne bakmak rahatsız hissi verdi. Aynanın içinden bana doğru yayılan bu ifade de saf bir kötülük hissi barınıyordu. Ve biliyordum ki bu bir kabustu. Çünkü Kubat'ın bu yansımasındaki tandık ifadeyi daha önceki kabuslarımda da görmüştüm.

 

O an aynadan gözlerini alamaz oldum. Kubat'ın bu bakışları sanki camın içinden geçip ruhuma dokunuyor. Bana saklı tuttuğum gerçeklerin vereceği o zararı bir bir gösteriyordu. Ve ben Kubat'ın bu bakışlarında şunları görmüştüm; tehdit, alay ve karanlık bir vaade benzeyen bir şey vardı. Peki bu bana neyi anlatıyordu? Hayat ne konusunda beni uyarıyordu? Korku kendini çoktan terk etmişti ya açığa çıkmasını engelleyecek başka duygular ön planda yer alıyordu; üzüntü, pişmanlık, çaresizlik vb...

 

O an ben bunlarla mücadele ederken banyonun birden ışığı bir anlığına titredi. Ve aynadaki görüntü bir var oluyordu bir yok oluyordu. O an şunu fark ettim; aslında buradaki mesaj vicdanımın bazen günyüzüne çıkması sonradanda kendini kaybetmesiydi. Ve Doğru olan buydu. Bu belki de zihnimin bana bir uyarısıydı. Korkumla ve çaresizliğimle besleniyordu kabuslarım.

 

Ve uzun zamandır başka bir şeyin daha farkına varmıştım. Kabuslarım artık aynanın yansımasında değil, zihnimin içinde yaşamaktaydı. Hemde çok uzun bir zamandan beri.

 

Uyandığım an çoktan hava aydınlanmış ve ben kendime çok zor gelmiştim. Ve o an geceden beri neyle mücadele ettiğimi fark edince derin bir nefes almak dışında bir şey yapamadım. Tavana çevrilen bakışlarımı sadece artık bunların bir sonu gelip gelmeyeceğini sorup duruyordu. Artık rahat bir yaşam içerisinde var olmak istiyorum ama bunu başaramıyorum. Çünkü olmuyor geçmiş yakamı bırakmıyor ve beni alt etmek için elinden geleni yapıyordu. Ve bu uğraşı karşısında ben güçsüzüm. Ona karşı savaşamıyorum. Çünkü gücüm yok ya da akışına bıraktım olanı biteni.

 

Yavaşça yataktan kalkıp, ayaklarımı zeminle buluşturdum. Perdeden içeriye vuran ışıkla azda olsa içim biraz ferahlama yaşamıştım. Banyoya geçip duş almıştım hiç zaman kaybetmeden. Sonra duştan çıkınca üzerimi giyerken hızlı olmuş, hazırlandıktan sonra komodinin üzerinde duran telefonu elime almıştım. Sessizde olan telefona bakınca birçok bildirim ve arama çarpmıştı gözüme. Saate bakınca 11:00 oluğunu görmüştüm. Uyandığım saatten üç saat sonra kalkmış olmam şaşkınlık yaşamı sağladı. Belki de geceden beri yaşadığım huzursuzluk sebebiyle güne geç başlamış olabilirim.

 

Odadan çıktığım an adımlarım mutfağa doğru yol aldı. Mutfaktan içeri girince çalışan kızlar günaydın demiş ve karşılığını vermiştim. Kahvaltımı hazırlamak isteselerde pek iştahım olmadığı için sadece taze sıkılmış bir meyve suyu istemiş sonra, mutfaktaki bahçeye çıkan kapının önünde durmuştum. Bahçeyi izlerken bakışlarım ikizleri bulmuş ve bana bir baş selamı vermiştiler.

 

Anında selamlarına karşılık verip sakince ya daha doğrusu dalgın halimle öylesine boşluğa bakıp durmuştum. Aklımdan çıkmayan kabus ve onun bendeki etkisi ve kalbimde bulunan tanımlanamayan derin hislerle mücadele edip duruyordum. Sahi bu kabusların sonu gelecek miydi yoksa ben sonsuza kadar böyle yaşayıp duracak mıydım? Çalışan kız meyve suyumu yapıp yanıma getirince teşekkür edip, elimle bardağı kavrayıp, yavaşça içmeye başladım. O sırada mutfağın girişinde Eşref 'in sesi yankı yaptı.

 

"Günaydın güzellikler." diye şakımış ardından tekrar o keyifli sesiyle konuşmuştu. "Benim dünya güzelim nerede aradım bulamadım." diye konuşup durduğu an içeride derin bir sessizlik olmuştu. Omzunun gerisinden bakınca Eşref bana doğru geliyordu. Sanki ruh halimi anlamış gibi anında düz bir ifadeyle bana bakıyor ve nasıl davranması gerektiği konusunda düşünüp duruyordu. Olabildiğince Ruh halimi sahte kimliğimin ardına sakladım.

 

"Keyiflisin bakıyorum." dediğim anda başını usulca salladı. Ona kısa bir bakış atıp tekrar başımı önüme çevirdim. Yanımda durunca benim gibi bahçeye bakmaya başladı. "Bunun sebebi o kızıl saçlı kadın mı?" dediğim anda başını hayır anlamında ikiye salladı. "O halde güzel bir partiden geliyorsun." dedim varmış olduğum sonucu ona aktarırken. Anında başını evet derecesine salladı tekrar. "Gördüğüm kadarıyla sabahlamışsın." diye son kez konuşmuş ve kısa bir sessizlik yaşamıştım. Benim aksime Eşref susmuş değildi.

 

"İddiayı kaybettim. Ne istersen onu yapacağım." dediğinde histerik bir şekilde güldüm. Senden isteyeceğim bir tek şey olabilir o ise beni kabuslarımdan kurtarmak ve görüyorum ki bu imkansız.

 

Gülüşüm anında kaşlarını çatmasını sağladı ama bu kızdığından değildi. Bendeki bu garip hali anlamaya çalışıyordu.

 

"Bir şey istemiyorum." diye kısaca cevap verdim. Bu yanıtı sanki benden bekliyormuş gibi birkaç saniye duraksadı ve ne demesi gerektiği hususunda tekrar temkinli davrandı. Sanki diyeceği en ufak şey canımı sıkabilirdi ve o bunu asla istemiyordu.

 

"O halde istersen bugün beraber bir şeyler yapalım. İster misin?" diye şefkatle bunu dile getirişi ardından ona sadece şunu söyledim.

 

"Mesela ne yaparız?" diye içeriğini açmasını istedim. Anında bakışları kısıldı ve düşünüyormuş gibi davrandı ama biliyorum ki en çok mutsuz olduğum an, modum yerine gelsin diye beni götürdüğü yere götürecekti. Balık tutmaya...

 

"Ne diyeceğimi biliyorsun. İstersen şimdi gidebiliriz." dediğinde anında evet dercesine kafamı salladım.

 

Gitmek istiyorum bu sayede az da olsa zihnim dağılır. Kendime gelmem daha kolay olurdu.

 

"Sen hazırlıkları yap bende üzerime daha rahat bir şey giyip aşağı inerim. O sırada sende çoktan hazırlanmış olursun." demiş ve anında yanından az da olsa modum değişmiş bir halde çıkmıştım.

 

Ben çıkınca içerideki kızlar Eşref 'e çok iyi yaptınız bu sayede mutlu olup, günü güzel geçecek demişti. Ah çalışan kızlarda en az Eşref kadar beni sevip sayıyordu. Aslında karşılıklı iyi niyetimiz sayesinde onlarla da bir bağ kurmuştum. Soğuk biri gibi onlara hiç surat asmamış, ruh halim iyi değilse herkesten uzak kalarak, kimseyi kırmamaya çalışmıştım. Belki de bundan dolayı beni başka bir kefeye koyuyordular.

 

Odama çıkmış ve üzerime daha rahat ve sıcak tutacak kıyafetlerimi giyip, aşağı inmiştim. Ben aşağı inene kadar çoktan ikizler balık tutmak için gerekli malzemeleri araca yüklemiş, benim ve Eşref 'in gelmesini bekliyordu. Ben yanlarına gelir gelmez anında o ciddi tutumlarını bırakmışlardı.

 

İşaret parmağını bana doğrultan Asaf usulca bana doğru bir adım atmış ve başını eğerek bana bakmıştı konuşurken. "Bak seni uyarıyorum sakın geçen seferki gibi balıklarıma göz dikeyim deme. Herkes tuttuğu balığı akşam yiyecek ona göre!" diye önceden uyarısı yapınca ona kaş çatmış ve somurtarak bakmıştım.

 

Ne var paylaşımcı olsa! Balık tutmak konusunda baya kötüydüm ve her seferinde ya Eşref ya da Aysar tuttuğu balıkları benimle paylaşırdı. Ama Asaf kırmızı çizgisi balık olunca bana vermezdi. Bende çoğu zaman ondan araklar öyle balık tutmuş gibi yapardım. Birkaç kere yapınca anında köpürmüş ama Aysar ve Eşref onu uyarınca mecbur sessiz kalmıştı ama şimdi buna izin verecek gibi değil gibi duyuyordu.

 

"Ay tamam sanki çok meraklıyım ben senin tuttuğun balıklara!" diye çemkirmiş ve ona burun kıvırıp aracın içerisine geçip Eşref 'in gelmesini beklemiştim. Ben ona arkamı dönünce Asaf sabır dilenmiş ama o sırada Aysar' a oyunbaz bir ifadeyle bakıp dediğimi yapmayacağımı göstermiştim. Ne güne varlar? Bana balık tutmaları için. Onlar tutacak bende yiyeceğimi.

 

Birkaç dakika içinde Eşref gelince araca hepsi araca geçmiş ve hep beraber sohbet eşliğinde deniz kenarına gidene kadar susmamış ve şakalaşıp durmuştuk. O sırada Asaf davette olanları sorunca bozuk bir ifadeyle olup biteni anlatmış, Kubat'ın yaptığı o küçük jesti anlatmak zorunda kalmıştım. Tabii o sırada hain ikizler bana imalı imalı bakışlar atarak, Kubat'ın bu yaptığı şeyin altında yatan gerçeği ikide bir belli etmeden durmamış hatta onlarla Eşref 'te katılmıştı. Anında onu satarak kendimi kurtarmak istemiştim. Bu yüzdende anında yaptığımız imayı söylemiştim.

 

"Ama bilmeniz gereken başka bir konu daha var." Ben anında bunu dediğim an Eşref susmam için kaş göz yaparken ona alaycı bir tebessümle bakıp konuşamaya devam etmiştim. "Eşrefciğim o gece bir kadında gözlerini alamamıştı. Hatta iddiaya girdik ben kızı asla tavlayamazsın dedim ama Eşref inat etti ve ne oldu?" dedim bir çırpıda olanı anlatıp birde onlardan cevapları beklerken. Ah ikizlerle yapılan dedikodunun tadı bir başka oluyor yalan değil.

 

" Ben söyleyeyim kız asla yüzüne bakmadı. "dedi kendince Aysar. Sanki geceden haberdarmış gibiydi. Onun aksine Asaf anında daha komik bir şey söyledi.

 

" Kızın yönelimi farklı mıydı? "dediği anda birden beni bir gülme aldı.

 

" Bak bu olsaydı beni orada kimse tutamazdı. "diye kahkahalarım arasından konuşmuştum.

 

Asaf ve Aysar anında bu halime katıldı ve Eşref 'e imalı bir şekilde bakmıştı. Eşref olduğu yerde surat asarken bizlere öldürücü bir bakış atıyordu.

 

" Hadi ama sen abin konusunda benle dalga geçip duruyorsun güzelde ben bir şey diyince kötü mü oluyor? Adil bir düello bu." diye eklemeyi unutmadım.

 

"Eee cevap ne?" dedi Aysar yaslandığı yerden cevap vermemi beklerken.

 

Yan profilden Eşref 'e bakarken gülmemek için zor tuttum kendimi. Bozulmuş hali çok sevimli duruyordu. Yavaşça Eşref doğru yaklaşıp anında olayı dramatize ederek anlatmaya başladım.

 

"O kızıl benim biriciğim olan Eşrefciğime maalesef pas vermemiş." dediğim anda ikizler alttan alttan gülümsemiş ama sonradan kendilerini tutamayarak kahkaha atmıştılar. Aracın içerisi onların kahkahası ile dolup taşarken ben role devam etmiştim. "Eşrefciğim peki kız seni reddetti ya nedenini hiç sormadın mı? Yani neden seni reddetti?" dediğim anda ikizler soruma kulak kesildi ve Eşref 'in vereceği cevabı duymayı beklediler.

 

Eşref üçümüze teker teker baktı. Çünkü biliyor ki eğer cevap vermezse kafasını ütüleyeceğimizi onun için mecbur konuştu.

 

" Bu buradan çıkmayacak. "diye ilk önce uyarısını yapmış ve daha sonra işaret parmağını bana doğru uzatmıştı." Bir daha asla imasını yapmayacaksın hiçbir yerde tamam mı? "dediği an hemen tamam derecesine başımı salladım. Eşref derin bir nefes aldı ve onun için zor bir şeyden bahseder gibi konuşmaya başladı." Sandığınız gibi yönelimi farklı değil. Kız nişanlı. "dediği anda ikizlerle ya dercesine bakışlarımız birbirimizi bulmuştu.

 

" Sorun yok unutursun akşama kadar. "dediği anda Asaf anında bıyık altından Eşref gülmeye başladı.

 

" Lan ne akşamı dün gece unutmuştur bile o çoktan. Malum sabahladı kendisi ve geç geldi ya malikaneye. "dediği an Aysar, birden Eşref olduğu yerde şeytani bir gülümsemeyle Asaf 'a baktı.

 

" Ah dostlarım pek bırakmadı beni."dediği an dostları kimdi hepimiz çok iyi biliyoruz." Benimde pek gelesim yoktu. Müzayede yeterince sıkıcıydı. Bana göre değil biliyorsunuz böyle ortamlar. Bana ait ortamda canlandım. "dediği anda ona göz devirdim.

 

Bunu görünce sadece iki yana dudakları kıvrıldı.

 

"Midem bulansın istemiyorsan susmayı dene." diye uyarınca bu sefer üçü bana gülmüştü.

 

"Oğlum size diyorum bir gün bana eşlik edin ama Ronay korkusu yüzünden gelmiyorsunuz. Gelin ve size dünya nimetlerini göstereyim." dediği anda Eşref o an dirseğimle karnına vurunca acıdan yüzü kasıldı.

 

"İkizleri kötülüğüne alet etme!" diye çıkışınca Eşref bana sinirle baktı.

 

Sanki ben hiç bu konuda bir şey yapmıyormuş gibi bir bakış attı bana. Sonra derin bir nefes alıp bana huysuz bir ifadeyle bakarken konuştu.

 

"Elin ağır diyorum sana! Bana şöyle vurma! Böğrümü deldin be böğrümü!" demiş ve usulca acıyla olduğu yerde hareketsiz dururken küçük bir baş işaretiyle önce beni göstermiş ikizlere sonra onlara bakarken, beni göstermek koşuluyla konuşmuştu. "Kubat'ın vay haline sen onu günde üç kere döversin kesin. Zavallının senden kaçışıda yok ki. Nereye gitse sen varsın...." demiş sonra bazı şeyler daha eklemişti ama ben anlamış değildim . Nerede hep ben vardım ki? Tam o sırada sonunda acısı azalmış olmalı ki usulca doğruldu ve benden biraz daha uzaklaşıp bedenini aracın penceresine yaklaştırıp konuşmaya devam etti." Hem ikizleri sen daha kötü şeylere alet ederken iyi ama. Ben senin kadar onların başını belaya sokmuyorum Ronay hanım." dedi ve ikizleri bir kere daha başıyla gösterdi ve konuştu. O sırada ikizler susmuş aramızdaki atışmayı film izler gibi izlemeye başladı." Bu garibanlar senin yanında hep ölümle burun buruna sen bunu görmezden geliyorsun. Ben onları dünyanın nimetlerinden haberdar ederken kötü oluyorum!" diye son ikazını ve hayıflanmasını yapınca ona tehditkar bir bakış atarak onun gibi önce ikizleri göstermiş sonrasında konuşmama devam etmiştim.

 

" Birincisi ben onların patronuyum. Ne istersem onu yapmak zorundalar. "Bunu der demez ikizler sahte bir mahzun ifadeyle başlarını aşağı indirmişti. Bak bak ne güzel masum masum role bürünüyorlar! Ama yemezler ben onların içini biliyorum içini. Hiç beni kandırmaya çalışmasınlar yemem çünkü. Masum olmaktan çok uzaklar beyefendiler. "İkincisiyse sen onları bataklığa sürükleyeceksin ve ben buna izin vereceğim öyle mi? Asla! Ben sadık ve aklıselim kişileri yanımda barındırırım. Ve senin onların kanına girmene izin vermeyeceğim. Hem ben seni ilerde göreceğim. Gerçekten birini sev, bak ben o zaman ne yapacağım sana? Seni her gün ne haltlar yediğini ona anlatmaz mıyım? Onunla bir olup sana dünyayı dar etmez miyim? "dediğim anda bana şokla baktı Eşref. Bir anda bu kadar yükselip, onu söylediklerimle şaşkına çevirmiş olmamla birlikte ilerideki hayat arkadaşıyla ona ne zorluklar yaşatacağımı söylemem, suspus olmasını ve bendeki bu ani değişimi çaresiz bir şekilde izlemesine sebep oldum.

 

Kaşlarını çatarak bana bakıp duyduklarını ilk birkaç saniye sindirmeye çalışmıştı.

 

"Niye ben kansız mıyım? "dediğinde bilemem dercesine baktım ona." Sende az değilsin Ronay hanım. Belli senden neden böyle düşmanlarının korktuğu. Birkaç saniye de önce rezil ettin sonra öldürdün beni. Sen çok fenasın. "dedikten sonra yavaşça ikizlere baktı." Oğlum sizde ne dut yemiş bülbül kesildiniz? Görende sizi bakir erkek sanır. Naneyi gizli gizli yiyen siz lafı işiten ben! Bu ne ya yargılama heyeti içerisinde buldum kendimi. "diye illallah etmiş gibi yakasını silkip atarken birden bana tekrar döndü ve konuşmaya devam etti." Söylemiş olayım o dediğin gün hiçbir zaman asla gelmeyecek. Bence pek umut etme. Yoksa üzülen sen olursun sonra. "diyerek bakışlarını pencereye kaydırdı. O dışarıya bakarken ona karşılık vermekten kendimi alamadım.

 

" Göreceğiz Eşref efendi. O gün gelince sana bu anı hatırlatacağım. "diye uyarımı yapmış ve onun gibi dışarıyı izlemeye başlamıştım. Tabii o sırada beyefendi imalı imalı konuşmuştu.

 

" Göreceğiz Ronay Hanım. "Yakında neyi göreceğimiz çok belli de anlayan yok." diye karşılık verdi o da bana. O an neyi kast ettiğini sormadım. Yolun geri kalanı ben ve Eşref sessizlik yemini etmişken. Pişkin ikizler yolun geri kalanında baya baya keyifli keyifli sohbetler yapmış, gülüp durmuştular. Yol boyunca onlara suratımı buruşturup bakmış, bu rahat ve gamsız hallerine sadece yazıklar olsun dercesine imada bulunmuştum.

 

Bende eğer bu anı onların başına kalıp durmazsam Ronay değilim. Onları acısız ama mahvedecek bir plan yapacağım.

 

─⊹⊱☆⊰⊹─

 

Sonunda deniz kenarında durunca araç, ikizler önden inmiş, sonrada biz araçtan çıkmıştık. İkizler bagajdan otları çıkarmış, katlanabilir sandalyeler alıp kurmuş, her kişi için birer kova bırakmıştı. Oltamı alıp daha önce öğretilen şekilde yemi misina kısmına yerleştirip, sapını sertçe tutup suya doğru sertçe fırlatıp derine doğru misinanın batmasına izin verdim. Makara o sırada usulca dönüp durmuştu. Sonra bana ayrılmış sandalye geçip oturdum ve oltamda bir hareketlilik olana kadar sabırla beklemeye başladım.

 

Tabii o sırada ikizler ve Eşref 'te yerlerine geçmiş benim gibi sakince beklemeye başlamıştı.

 

"Balık tutmak güzelde. Şu bekleme işini bir türlü sevmiyorum."diye ilk dakikada sızlanan Eşref' e üçümüzde yan bir bakış atarak susması gerektiğini belli etmiştik. Bakışlarım yeniden masmavi denize çevrilmişken birden solumda bulunan Asaf 'ın sesi kulağıma ulaşmıştı.

 

" Tabii sen alışıksın her şeyi hızlı yapmaya. Hazıra konmak senin doğanda var." diye Asaf kinaye içerisinde bu cümleleri söyledi. Ama bildiğim bir şey varsa burada gizli bir anlam amacıyla kullanılmış bir ima vardı ve ben anlamadım. Anlamak içinde çabalamadım. Çünkü ilgimi çekmedi.

 

" Eh bende böyleyim. Ne yapayım? "dedi Eşref olduğu yerde uykusuzluktan esneyip dururken.

 

Ah tabi beyefendi sabahladığı için uyumamış ve şimdiden uykusu gelmişti. Malikaneye geçince direk sızar ve bir daha uyanamazdı muhtemelen. O sırada Aysar yanında getirdiği içecekleri usulca dağıtmaya başlamıştı. Aysar elindeki meyve suyunu ve kolayı kardeşine uzatmış, Asaf 'ta bana vermişti. Aldığım gibi meyve suyunu sol elimle tutmuş, kolayıda Eşref' e vermiştim . Ben vişne suyu içerken ikizler ve Eşref kola içmeyi tercih etmişti. Gecikmiş cevabımı anına verince ilk birkaç dakika ikizler ve Eşref ne diyorsun diye bakmış sonra Eşref 'e cevap verdiğimi anlamıştılar.

 

"Bir şey yapma aman sen sonra her şeyi eline yüzüne bulaştırırsın. Almayayım başımıza iş filan. Yeterince başımız beladan eksik olmuyor bir taneside eksik olsun." diye sızlanırcasına olduğum yerde konuşmuştum. Ben bunu söyleyince Asaf oturduğu yerden başını geriye atıp Eşref 'e bakıp kaş göz işareti yapmıştı. Eşref o an Asaf' a baktığı sıra başını iki yana aldım başıma bela dercesine sallayıp durdu iki yana.

 

" Yine başladı Ronay hamının laf sokmaları. Bak bugün bari deme. Zaten uykusuzluktan ölüyorum, başım ağrıyor beni bugün görmezden gel olmaz mı?" dediği anda ona göz devirdim ve vişne suyumu içmeye başladım.

 

"Başladı Eşref Bey ne yapacaksın?" diye takılınca Aysar anında başımı arkaya atıp onunla göz göze geldim. Konuşmadım ama bakışlarım yeterince her şeyi açık etti. Ben yavaşça başımı mmbe çekerken o sırada Eşref cevap verdi.

 

"Hiçbir şey. Maalesef buna yetkim yok." diye eli kolu bağlıymış gibi konuştuğu sıra başımı ona doğru çevirdim ve ona dik dik baktım. Eşref o an burnuma küçük bir fiske vurup, başını iki yana salladı.

 

"Hele bir dene bak ne oluyor sonra." diyen Asaf tekrar gizli bir ima ile söyledi bunu. Bunların derdi ne neden ikide bir imalı laf söyleyip duruyorlar? Hem ben anlamıyorum ki neyi anlatmak istiyorlar? Bana belli etmemek için çabaladıkları aşikarda bakalım yakında ben bunları konuştururum.

 

"Of tamam sizin imalı laflarınızı duymak için buraya gelemedim." diye huysuzca sızlandım.

 

"Anlamıyorsan o senin sorunun." diye bastıra bastıra söylediği an Asaf bu cümleyi ona işaret parmağımı doğrultup tehditler savurmaya başladım.

 

"Asaf bir kelime kullanırım anlaman değil zaman, yaşamının sonuna kadar sürer. Beni kızdırma, seni kendi usulünce döverim ona göre. Bak samimiyeti keserim ona göre muamele görürsün." der demez teslim oldum dercesine ellerini yukarı kaldırıp sessiz kaldı.

 

" Oğlum bak yavaştan sinirlendi küçük psikopat, ecelimiz elinden olur ona göre davranın. "diye gerekli uyarıyı yapınca Aysar, sessiz kaldım ve hepsinin kısa bir süre sessizce düşünmelerine sebep oldu.

 

O sırada onlar düşünürken birden Asaf 'ın oltası kıpırdayınca anında yerinden kalkıp oltaya doğru ilerledi. O sırada ben üzgün bakışlarımı oltama çıkardım. Bari bu sefer boşa gitmeyeyim ya malikaneye. Bir tane tutmayada razıyım.

 

Neredeyse yarım saat geçmiş herkesin kovası dolarken balıkla benim oltamda herhangi bir kıpırdama yoktu. Ben surat asa asa ikizler ve Eşref 'e bakıp dururken onlar bir yandan benimle dalga geçip duruyordu. En çok balık tutansa Asaf' tı. Olduğum yerden çoktan kalkmış bir oraya bir buraya gidip geliyor, ara sıra kovada bulunan balıkları sayıyordum. Asaf tekrar balık yakalamış, kocasına atarken diğer taraftan Eşref ve Aysar kendi aralarında konuşup duruyordu. Tam Asaf 'ın yanına gelince kovasında beş adet balık vardı. Aysar' ın kovasında ise iki, Eşref 'in kovasındaysa dört adet vardı. Yaşadığım kaçıncı hüsrandı bilmiyorum ama kendi kovama isteksiz bakışlar atarak, yönümü tekrar Asaf' a çevirdim çoktan oltasını tutmuş kendince bir ıslık çala çala keyifli bir an yaşarken, ben kollarımı göğsümde kavuşturup küskün bir ifadeyle Eşref 'e doğru ilerledim.

 

"Yine balık tutamadım." diye sızlandığım an Eşref omzuyla omzuma dokundu. Ve üzülmemem için şefkatli bir şekilde başımı okşadı.

 

"Boş ver ben senle tuttuğum balığı paylaşırım." diyerek az da olsa modum yerine gelsin diye çabalarken birden olduğu yerde Asaf kinayeli bir şekilde konuştu.

 

"Ben öyle kuru kuruya paylaşamam. Bir karşılık beklerim. Malum o kadar uğraştım tutmak için." dediği anda kollarımı çözüp, arkamda birleştirip ona doğru baktım.

 

"Ne istiyorsun benimle paylaşmak için balıklarına karşı?"der demez anında piç bir gülümsemeyle baktı ve önce kovada bulunan balıklarına sonra bana çevirdi bakışlarını.

 

" Şöyle bir düşündüm de bir haftalık tatil ve yanında on bir dolar istiyorum. "dediği anda şaşkınlıkla gözlerim irice açıldı. Şaka mı yapıyor? Alt tarafı bir balık bu kadar uçarı bir istek olması tuhaf.

 

" Saçmalama istersen! "diye çıkıştım." Alt tarafı beş balık! Ne diye sana on bin dolar vereyim! İstersen birde tüm servetimi üzerine yapayım! "diye sorunca bana uyar demişti." Bir kere istersem dünya kadar balık alırım o parayla! Sana neden vereyim o parayı? "diye sorunca Asaf omzuna doğru küçük bir açıyla başını eğdi ve bakışları kendisini gösterdiği an konuştu.

 

" Bu güçlü kollara ve alın teriyle tuttum bu balıkları ondan. "diyerek kendini de övmeden geçemedi.

 

" Bunu sadece sen değil herkes yapıyor ne ayrıcalığın var onu anlamadım? İstersem birine para veririm o bile bana tutar. "dedim bilmişlikle.

 

Asaf kaşlarını yukarı kaldırıp öyle mi derecesine bana bakınca ona surat asıp, kınarcasına baktım. O sırada birden Aysar olduğu yerden hareket geçti ve Asaf 'ın kovasını olduğu yerden kaldırıp, tüm balığı kendi kovasına boşaltınca anında bir kahkaha attım. Tabii o sırada Asaf olanı idrak etmekle meşguldü. Eşref' se sessizce olduğu yerden bir seyirci gibi olanları izlemekle yetindi.

 

"Lan balığımı neden kendi kovana koydun?" diyerek keskin sesi yankılandı etrafımızda o an. Asaf birden olan duruma tepki gösterirken ben ve Eşref yarım ağız gülmeye başlamış ve gördüğümüz görüntüden baya baya zefk almıştık. O an Aysar elindeki boş kovayı yerine koyup kendi kovasına hoşnut olmuş bir bakış atıp, doğrulup ikizine bakarak konuştu.

 

"Çünkü biz kardeşiz." demiş ve işaret parmağıyla önce Asaf 'ı göstermiş sonra kendine doğrultmuştu parmağını. "Senin malın benim malım ama benim malım yine benim oluyor ." dedikten sonra sonra başıyla beni göstermişti. "Hem Ronay kesinlikle sana o tatil iznini ve parayı verecekti. Bunu bölüşmemiz lazımdı. Bende bir haftalık tatil yapıp beş bin dolar almak istiyorum." diyerek sınırları zorlamaya devam etti an Asaf derin bir nefes alıp birkaç saniye boyunca gözlerini kapatıp sakin kalmak için çabaladı ama başarmayınca aniden gözlerini hızla açıp Aysar 'a baktı.

 

" Bu ne saçma bir düşünce ?"diye sertçe çıkıştı." Ver lan balığımı! Yoksa seni şu gördüğün denize atarım." diye ısrar etti bir kez daha "Şakam yok bilirsin. "dedi burnundan soluyarak olduğu yerde Aysar' ın bir an önce istediğini yerine getirmesini beklerken ama istediği olmadı. Aysar tek kaşını kaldırdı ve uyarıcı bir tınıyla konuştu.

 

" Hele bir at bakayım sana neler yapıyorum neler. "dedi gözlerinin içine bakarken. Geri adım atmayışı Asaf 'ı deliye çevirmişti. Bazen ikisinin kavgası ben ve Eşref' e ayrı bir mutluluk veriyordu. Ve izlemek için heyecanla sarmalanıp duruyorduk.

 

O sırada yanıma gelen Eşref usulca bana doğru eğildi ve benim duyacağım şekilde konuştu.

 

"Bak Ronay bu işin sonunda ikiside denize düşmese ben de Eşref değilim." dedi bunun olmasın sabırsız bir ifadeyle beklerken. İşin gırgırında olduğu için ona gülerken başımı sen iflah olmazsın demiştim. Aysar ve Asaf karşı karşıya gelip didişmeye devam edince anında işaret parmağımla ikisini gösterdim.

 

" Katlıyorum geçen de aynı şey oldu ve ikisi de birbirine takılmadan duramıyor." dedim aklıma gelen ilk düşünceyle. Sonra birden bu ortamdan faydalanmam gerektiği düşüncesiyle dolup taşınca olduğum yerden usulca ayrılmaya başladım. O an beni fark etmedikleri için hemen Aysar 'ın kovasına doğru ilerledim. Kovanın yanına gelince usulca kovayı olduğu yerden alıp geriye doğru gitmeye başlamıştım ki birden Aysar arkasında duran kendi kovasını gösterince ikizler benim ne yaptığımdan haberdar olmuştu. O an ikiside başını yana attı ve kovayı olduğu yere bırakmamı istediği an usulca geri geri gitmeye başladım.

 

"Sakın deneme bile!" diye açıkça tehdit edince Asaf gülerek başımı iki yana salladım ve mızıkçılık yapan bir küçük çocuk gibi ona istediğini vermeyeceğimi belli ettim.

 

Ve o an arkama döndüğüm gibi Eşref 'e doğru koşmaya başladım. Tabii ben koşarken onlarda beni aniden kovalamaya başladı. O an çığlıklar eşliğinde beni kovalamasın diye bağırıp çağırmış ve benden uzak durmaları gerektiğini belli etmiştim. Elimdeki kova her adım atışımda içindeki suyu yarısını yere döküyordu. Allah'tan kovayı kendime yaslamadığım için su direkt yere dökülüyordu.

 

Arkama bakıp onların nerede olduğunu anlamaya çalışırken ikizlerin birbirini ite kaka koştuklarını görünce bu komik halleri daha çok yüksek kahkaha atmamı sağlamıştım. Bana yetişmesinler diye hemen u dönüşü yapıp Eşref 'in olduğu tarafa doğru geçmiş ve kovayı onun arkasına bırakıp anında kendimi kovanın önüne siper etmiştim. Tabii önümde Eşref' te vardı. Bunu unutmamak lazım. Anında olduğum tarafa birkaç adımda gelen ikizler Eşref 'in önünde durmuş olduğum tarafa ulaşmayınca oldukları yerde konuşmaya başlamıştı. Ama Asaf anında kardeşini saf dışı bırakıp sadece onunla muhatap olmamı sağaldı.

 

"Lan versene kızım rızkımı!" dedi o an ısrarcı bir ifadeyle. Bakışları sertleşmiş, sabrı tükenmişti. Başımı olumsuz anlamada iki yana salladım ve konuştum.

 

"Hayatta vermem onlar benim." diye anında çıkıştım hiç düşünmeden. Bana gözlerini kısarak baktı ve öyle mi diyorsun anlamında tek kaşını kaldırdı ve sesli bir nefes verdi. Bir adım öne atıldığı gibi bana ulaşmaya çalıştı ama anında Eşref ona dokundu.

 

"Yasaklı bölge. Bana sığınan yenge hanımı her türlü kurtarmam lazım. Yoksa en önemli müttefikimi kaybetmiş olurum." dediği anda Eşref o an sırtının arkasında keyifle gülümsemiş ve Asaf 'a dil çıkarıp, onun sabrını daha çok zorlamıştım.

 

"Duydun yasaklı bölge geçemezsin Asaf efendi!" dedim büyük bir rahatlıkla. Tabii şu an Eşref' in arkasında olduğum için tam olarak onu göremiyorum ama sorun değil. O an başımı Eşref 'in sırtının arkasından çıkarıp yüzümü görmesini sağladım. Olduğum yerde Asaf' a keyifli bir ifadeyle bakarken bir anda tekrar konuştu.

 

" Hele seni, bir elime geçireyim o zaman bunları yüzüme yüzüme de." dedi ifadesindeki ciddiyet gözle görülür bir şekildeydi. Ona burun kıvırdım ve tam cevap vereceğim an birden hain Aysar bana çaktırmadan arkamdaki kovayı çekip aldı ve olduğumuz yerden uzaklaşıp koşmaya başlayınca bende olduğum yerden çıkıp onun peşine takıldım.

 

"Ya ver balıklarımı!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Ama nafile Aysar çoktan araçların olduğu tarafa doğru koşmuş ve aramızda aşılmayacak bir mesafe yaratmıştı. O sırada arkadan Eşref 'in bağıran sesini duymuştum.

 

"Oğlum bırakın balıklar Ronay'ın olsun. Yeniden tütün ne olacak?" dedi Eşref olduğu yerde birden şu anki halimize kahkaha atarken. Bunu sonra ödeteceğim ona ama sonra. Ben koşmaya devam ederken birden Asaf' ın tam yakınımdaki sesini duymuştum.

 

"Geldiğim andan beri ancak bunları tuttum. Şimdi onları kimseye vermek gibi bir düşüncem yok . " Asaf karalı bir sesle.

 

O an koşmaktan nefes nefese kalmıştım ama Aysar 'ın olduğu yere ulaşmış ve ondan tekrar kovayı kurtarmış ve bu sefer ben başka bir yere doğru gitmeye hazırlanırken artık gücüm kalmadığı için sadece sıkı sıkıya kovayı tutarak Asaf' a doğru bakıp konuşmuştum.

 

"Tamam işte Eşref 'in dediği gibi yenilerini tut olmaz mı? Senin için zor değil ama ben tutamıyorum ki! Bana versen ne olur ki?" dedim ve başımı kaldırıp ve ona baktım. Masum masum ona bakarken bir yandan da Aysar' a bakıyorum ama o olduğu yerde araca yaslanıp dinlemeye başlamıştı. Onu eleyince direk muhatabım Asaf oldu. Tam karşımda duran Asaf artık koşmayı bırakmış derin nefesler alıp verirken büyük adımlarla bana doğru ilerliyordu.

 

"Olmaz küçük hanım!" demiş ve sonra devam etmişti. "Ver balıklarımı hadi!" dedi kaşlarını çatarak ve artık ısrarcı bir tutumlar balıklarını gerçekten benden almak isteyen bir ifadeyle. Ona surat asarak kovayı sola doğru kollarım arasında döndürdüm.

 

"Vermem!" diye tekrar çıkıştım anında. Tabii hiç oralı olmadı ve anında bana doğru korku saçan ne ifadeyle gelince artık gerçekten kaçmam gerektiğini anladım. Ama balıkları bırakarak tabii.

 

"Ben seni şimdi..." demiş ve bana doğru atılınca hızla kovayı yere bırakıp koşmaya hazırlandım.

 

Ama maalesef başarılı olamadım. O an birden bacaklarımın tutulmasına dünya tersine döndü ve Asaf 'ın omzundan aşağı doğru yerle bakışır oldum. Asaf hızlı adımlarla deniz kenarına doğru ilerleyince ne yapacağını tahmin ettim ve bu korkutmak yerine keyif almamı sağaldı. Denizin dibine yaklaşan Asaf beni atıyormuş gibi yapamaya çalışınca o an korkudan çığlık atmadım. Yüksek sesle kahkahalar atıp, tüm sesimin yankı yapmasına sebebiyet verdim.

 

"Lan kızı denize atmaya çalışıyorum, ona rağmen bu bana gülüyor." dedi Asaf her zaman ki ciddi tavrıyla. Onun bana takıldığını biliyorum ama bu tavrı sadece gülmeme sebep oluyordu. Birkaç here daha yapmış ve benden duyduğu tek şey kahkahalarım olmuştu.

 

Ben gülmeye devam ederken o ara konuşan Eşref olmuştu." Atta akşam seni kızartayım. Malum onun dokunulmazlığı var." diye belli etmişti Eşref olduğu yerden bana gülümserken. Asaf bu sözden sonra usulca beni sırtından indirip yere ayaklarımın değmesini sağaldı. Ben hâlâ gülerken o bana surat asarak bakmış ve ilerideki balık kovasına doğru ilerlemişti.

 

Sonrasında çoktan hava soğumaya başlayınca malzemeleri toplamaya başlamış ve araçlara geçmiştik. Yol boyunca Asaf, kardeşine ve bana surat asarken ben akşam yiyeceğim balıkların lezzetinden bahsedip durmuştum. Sabırsızca onları bir an önce yemek istediğimi gören Eşref sabret az kaldı diye beni uyarıp durmuştu. O sırada telefonuma gelen bildirimle o an hemen gelen mesajı okumuştum.

 

S : Acil gelmen gerekiyor....

 

Bu mesajı görünce anırma korkuyla olduğum yerde nefes alamaz olmuştum. Hemen aracı kullanan şoföre aracı durdurması gerektiğini söylemiştim. Bu ani duygu değişimim Eşref ve ikizleri tedirgin etsede onlara acil bir işim çıktığını ve bir yere gitmem gerek olduğunu söylemiştim. Araçtan inmiş ve ne yöne gitmem gerektiğine karar vermeye çalışırken birden Asaf konuşmuştu.

 

"Bak Ronay seninle geleyim söz ne olduğunu sormayacağım. Ama yalnız gitme tehlikeli. Nereye gittiğinde söylemiyorsun. Seni bırakmamıza izin vermiyorsun. Bu güvenli değil. Belli acil bir şey var yüzünden belli ama yanında olmamıza izin ver." diye ısrarcı bir sesle konuşunca aniden başımı iki yana salladım.

 

" Hayır benim tek gitmem lazım. Ve lütfen beni takip etmeyin. Zaten edemezsiniz çünkü izimi kaybetmek konusunda gayet iyiyim. Boşuna kendinizi yormuş olursunuz. Ben yemeğe yetişeceğim merak etmeyin." demiş ve tam ilerleyecektim ki birden Eşref konuştu.

 

"Kubat buna çok kızacak. Seni yalnız göndermemizin tehlikeli olduğunu söyleyecek ve haklıda. Doğru olan bizimde gelmemiz ama izin vermiyorsun. Son olaydan sonra seni tek göndermek içime sinmiyor." diyen Eşref 'e hallederim bakışı attım ve hemen hızla olduğum yeri terk ederek başka yollara saparak, gitmem gereken yola doğru ilerledim.

 

Caddeden uzaklaşıp ara sokaklara doğru ilerlerken çoktan onların gittiğini gördüm. Beni takip etmeyecek kadar bu konudaki kararlılığımı biliyorlar. Bunu bir kere denemişti üçü ve karşılığını çok ağır bir şekilde aldılar. Sonunda ara sokaklardan çıkmış ve merkezden uzaklaşmıştım. Gitmem gereken yer şehrin dışında bulunuyordu. Umarım kötü bir şey yoktur ve içimdeki bu korku yersizdir.

 

─⊹⊱☆⊰⊹─

 

Taksi malikanenin önünde durunca, ücreti kapıdaki korumalara ödetip avluya doğru ilerledim. Ben ayak basar basmaz ikizler çoktan oldukları yerden bana doğru ilerleyecekken onları başımı iki yana sallayarak durdurdum. Kimseyle konuşacak halim olmadığını anladılar. Kapı açılınca çalışan kız hoş geldiniz demişti ama ona karşılık verecek halim yoktu. Usulca içeriye giriş yapıp, salona geçtim.

 

İçeri girer girmez çoktan akşam yemeğine başlanıldığını fark ettim. Sessizce masaya doğru ilerlemiştim. Masaya geçip oturunca herkes bu durgun halimi fark etmiş ve kendi aralarında bakışıp durmuştu. Görmezden geldim ve derin bir nefes alıp o sahte kimliğime tekrar bürünmek için çabaladım ama bazı anlar çok zor gelirdi kendi asıl kişiliğimi terk edip bir başkası olmak. Şu an bu anı yaşıyorum. Yemek yeme isteğim yoktu ve sadece doldurulmuş içeceğimi içtim. O sırada birden Kubat'ın sesi masada yankı yaptı.

 

"Neredeydin Ronay?" dediği an nefes alamadım ilk birkaç dakika.

 

Kaşları çatık değildi ama ses tonu sert ve buyurgandı. İlk birkaç saniye gözlerimi kırıp durdum. Ne diyeceğimi bilemedim. Ne denirdi ki? Nerede olduğumu bilse aklı şaşardı? Keza benim bile çoğu zaman zihnim yaşadığım bu şey karşısında dağılıyor, sersem kesiliyordu. Kubat usulca öne doğru eğilip cevap vermemi sakinlikle bekledi ama ben sadece gözlerimi kaçırdım. Dışarıdan gerilmiş halde durabilirim çünkü duyduğum şey sonrasında hissettiğim buydu. Bakışlarım önüme çevrildi ve suçlu bir edayla sessizce bekledim.

 

Neyi mi? Azarlamasını, bağırıp çağırmasını, öfke kusmasını. Peki bunları yapsaydı benim tavrım ne olurdu? Geçen ki olay gibi ona sertçe çıkışıp, onu sinir edecek laflar mı söylerdim? Hayır bunların hiçbirini yapamaz ve sessizce bana kızmasını beklerim. Çünkü bu sefer hatalı olan benim hemde çok büyük bir hatayla karşısındayım. Ben sessizce dururken birden masanın üstünde duran elimin üzerine bir el temas edince o an olduğum yerde irkildim.

 

Geriye doğru bedenim çekildi. İrice açılmış gözlerim ellerimize kaydı. Elimi mi tutmuştu? Sebep? O an onunla göz göze gelince Kubat'ın yüzünde beklediğim şeyi görmedim. Kızgınlık yoktu. Öfke yoktu. Nefret yoktu. Ama şimdilik sonra gerçekler günyüzüne çıktığı an bana nefret eden bir ifadeyle bakacaktı o ve diğer herkes. Ben olduğum yerde kasılmış halde otururken tekrar Kubat konuştu.

 

" Sakin ol Ronay." dedi ılımlı bir sesle hâlâ elimi tutmaya devam ederken. "Sadece sana basit bir soru sordum. Bu konuda bu kadar gerilmen ve korkman yersiz. Neden gerildin yoksa yanlış bir şey mi yaptın?" dedi bu sefer ama amacı hesap sormak değil böyle bir şey varsa onu haberdar etmemdi. Ben ona düz hissiz bir ifadeyle bakmaya devam ederken birden devam etti cümlesine.

" Hem yapmış olsan bile sana hiçbir şey yapamayacağım. Lütfen bu kadar kasılma ve endişe etme. Sadece olağan dışı bir şey varsa ya da bir sorunun varsa sana yardım etmek istiyorum." dedi bana şefkatle yaklaşıp, bu olduğum duygu durumundan sıyrılıp, sakinleşmem adına.

 

" Yok...yok bir şey. "dedim çatallaşmış bir sesle. Ama zihnim yalan dedi. 'Var hemde yıkımı getirecek kadar büyük bir şey ama kimseye söyleyemiyorum. Kendim dışında bunu bilen kimse yok. Ve bunun altında her geçen gün ezilip, parçalara ayrılıyorum. Nefes alamıyorum. Artık her şey çok ağır geliyor. Nerede olursam olayım, nereye bakarsam bakayım dağılıp duruyor, kendimden nefret eder hale geliyorum. Çığlık çığlığa bağırıp, her şeyi söylemek istiyorum ama bunu nasıl yaparım bilmiyorum. '

 

"Peki o halde rahatla ve deniz kenarında tuttuğun daha doğrusu tutulan ama üzerine çöreklendiğin, balıklarını yemeye başla soğumadan." dediği anda Kubat o an yeni fark ettim önümdeki balığı.

 

Geldiğim an o kadar buhran içerisinde bulunuyordum ki gözüm bir şey görmüyordu. Kubat'ın sözlerine sadece başımı salladım. Sonra usulca yemeğimi yemeye başladım. Ama midem almıyor ve zor bela yiyordum. Zihnimin derinliklerinden açığa çıkmak için uğraşan düşünceleri susturmak için çabalarken birden Kubat'ın önümdeki tabağı alıp önüne koyduğunu ve balıkları benim için küçük küçük parçalara ayırıp, işi bitince tabağı tekrardan önüme bıraktığını görünce neye uğradığımı anlayamadım. Sonra bakışlarım Eşref 'e kayınca sinsi sinsi bana güldüğünü gördüm. Ali bey olmadığı için rahat oldum ve o an masanın altında ayağına sertçe vurmuş ve acıyla yüzünün buruşmasına sebep olmuştum.

 

Olduğu yerde aldığı darbeyle Eşref sinirlenmiş ve aniden bana bakarken sinirle konuşmuştu.

 

"Lan yenge hanım ne yapıyorsun? "diye yükselince bakışları saniyelik açıyla Kubat'ın olduğu yere kaymış ve birden ne olduysa anında sakinleşmişti. Ani değişimine kaşlarımı çatarak bakmıştım.

 

Sonrasında Kubat 'a bakışlarımı çevirdim ve Eşref' e olan bakışlarında uyarıcı bir ifadeye rastladım. Kubat 'tan çektiğim bakışlarımı tekrar Eşref' e çevirdim ve hemen cevap verdim.

 

"Senin yaptıklarına sayarsın Eşref Bey." diye imalı bir cümle kurmuştum. Anında öne doğru eğilip bana gözlerini dikip konuştu. Üslubu daha çok bazı şeyleri açıkça belli etmek içindi.

 

"Ben yengecim sadece gerçekçi bir ima yaptım. Neden bu kadar kızdın anlayamadım? "dedi savunduğu şeyin ardına sığınırken. Sorduğu son soruyla anında surat asmış ve elimdeki çatalı ona doğrultup konuşmuştum.

 

" Canımı sıkıyorsun Eşref ! Ve canım sıkılınca ne yaptığımı çok iyi bilenlerdensin. "diye açıkça tehdit etmiş ve ayağını denk alması için uyarmıştım.

 

" Bu gidişle sen de benim canımı sıkacaksın ama gerçek anlamda. "demişti bozulan bir surat ifadesi içerisinde." En iyi müttefiğimi kaybediyorum. "demiş bir küçük açıyla Kubat 'a bakmış ve sonrasında tekrar bana bakmış ve konuşmasına devam etmişti." Ve bu bir yönden beni mutlu etse de bir yönden üzüyor. "dedi derin bir iç çekerken. Masadaki su bardağına uzanıp su içince ona anlamayan bir bakış attım.

 

" Ne saçmalıyorsun anlamıyorum? "dedim açık olmasının isteyen bir tavırla.

 

"Anlayan anladı ."dedi Eşref iğneleyici bir sesle konuştuğu sırada. Ve o an bakışları olduğu yerde sırıtan Kubat' ı göstermişti bir şeyi fark etmem için çabalarken.

 

Bense yorgun zihnim yüzünden sadece derin bir nefes alıp, usulca başımı tabağıma doğru eğip yemeğimi yemeye devam ettim. Çünkü halim yoktu bir şeyleri anlamak ve fark etmek adına.

 

─⊹⊱☆⊰⊹─

 

Yemekten hemen sonra direk odama geçmiş, kısa bir duş almış ve hemen sonrasında yatağıma geçip öylesine uzanmıştım. Uykum yoktu, boşluğa dikilmiş gözlerim bugün yaşadığım şeyleri düşünüp duruyor, ne yapmamı gerektiği hakkında çözümler üretmeye çalışıyordum. Sahi nasıl bir yol izlemem gerek? Çünkü yapacağım şey başımı ebedi belaya sokacak ya da sonsuz bir huzuru hayatıma adamış olacağım. Bu dünyaya ayak basınca az da olsa geçmişteki acıları geride bırakmıştım ama şimdi tekrar gündeme gelme ihtimali vardı. Ve ben bunun olmasını istemiyorum. Bir şekilde bunu bastırmam gerekiyor. Yatakta bir sola bir sağa döndüm durdum. Sıkıntıdan ve kararsızlıktan artık başıma ağrı girdi. Her şeye yetişmeye çalışmak artık bir süre sonra ağır geliyordu.

 

Saatler geçmiş en halkı çoktan odasına çekilmişti. Hâlâ düşünüp durmuştum. Belki de saatler geçmişti. Saat gece yarısı gösterince usulca yataktan çıkıp, odadan çıkmaya kalkıştım. Uykum yoktu ve çalışma odama geçip, biraz çalışmak iyi gelecek diye düşündüm. Odadan çıkıp koridora çıkınca merdivenlere yöneleceğim an birden açık olan kapı dikkatimi çekti ve odadan dışarıya yayılan ışıkla Kubat'ın uyanık olduğunu anladım. Çoktan uyuması gerekmez miydi? İçimdeki merak kendini ele verdi ve bedenim benden istemsiz olarak hareket etti. Yavaşça Kubat 'ın odasının olduğu tarafa doğru ilerledim. Usulca ses çıkarmadan yavaş yavaş adımlar attım. Kubat'ın odası koridorun sonunda yer alıyordu ve oraya ulaşmak için birkaç misafir odasının önünden geçmem gerekiyor.

 

Zaten Eşref ve Ali Bey bir üst katta bulunuyordu. Sonunda odanın önünde durunca yavaşça kapının önünde durmuş ve içeriye göz atmıştım. Odada yanan gece lambasının yaydığı ışıkla ilk önümdeki devasa bahçeye bakan pencereleri görmüştüm. Perdeler aralanmış ve dışarıdaki ay ışığı içeriye vuruyordu. Bu olduğum yerden görebildiğim şey banyo kapısı ve yatağın yarısıydı.

 

Kubat'ın odada olmadığını sanıp hemen içeriye doğru ilerledim ve o an birden olduğu yerde hareket edip pencere önünde birden dikilip, dışarıyı izlemeye başlayan bir bedenle geriye doğru tökezledim. Kubat'ın birden belirmesi korkutmuştu. Onun odada olmadığını düşünmüştüm ama yanılmışım. Kubat yatağından çıkıp pencere karşısına geçip, dışarıyı izlemeye başlamıştı. Geldiğimi fark etti mi, etmedi mi bilemezken, en iyisi fark ettirmeden burayı terk etmem gerektiğini düşündüm. Tam bir adım geriye atıp, odanın girişinden çıkıp gidecekken Kubat'ın boğuk kısık sesini duyunca olduğum yere mıhlanıp kaldım.

 

"Bir şey demeden çekip gidecek misin?" diye meraktan uzak sesiyle konuşunca o an tereddüt içerisinde kaldım. Beni fark etmiş miydi acaba geldiğimden beri? Yoksa şimdi mi fark etti? Yavaşça elimi kapı pervazına yasladım ve sesimi ona duyuracak desibelde çıkardım.

 

" Kapın açıktı. "dedim kısaca ama sonradan derince bir nefes alıp sakin kalmaya çalışırken konuşmaya devam ettim." Odanın ışığıda açık olunca, merak ettim. Bende gerisin geri ilerlediğim yoldan dönüp, onun için odana geldim. Amacım rahatsızlık vermek değildi. "dedim sanki beni görüyormuş gibi bir ifade takınmış bir halde." Sadece bu saatte uyanık olman epeyce şaşırttı ve bir şey olmuşsa bakmam gerektiğini düşündüm. "dedim bir solukta tüm düşüncelerimi söylemiş ve sonrasında susmuştum. O sırada Kubat olduğu yerde usulca bana doğru döndü. Yüzünü içerideki karanlık yüzünden net görmediğim için nasıl bir ifade takındığını anlayamadım. Kızmış mıydı acaba diye düşünürken birden onun sesi tekrar kulağıma ulaştı.

 

" Sorun yok." dedi tok bir sesle ilk an. "Bu konuda asla kasılmanı ve çekinmeni istemiyorum. İyi ki geldin aslında. " dedi ve derin bir nefes alıp verdiğini duydum.

 

Ne olmuştu? Neden bu kadar huzursuz duruyordu? Birkaç adım daha atınca bende bundan cesaret alarak biraz daha öne çıktım ve içeriye doğru usulca adımladım. O an bakışlarım etrafı tararken odanın ne kadar düzenli ve tertipli olduğunu fark ettim. Zaten Kubat'ın düzen takıntısı olduğunu biliyorum ve kendisi bile odasına girince bir şeyleri dağıtmadan, düzen içerisinde bırakarak bulunurdu. Şimdi de öyleydi sadece yatağın örtüsü dağınıktı. Diğer türlü herhangi bir şey bulamadım dağınıklığa işaret olarak. Pek odasına gelmişliğimde yok doğrusu bu üç yılda.

 

O an elimi nereye koyacağımı bilmediğimiz için usulca kollarımı göğsümde kavuşturup yavaşça başımı yana atıp onu kısaca süzdüm. Tanıdık olduğum o ifadeyi ve rahatsızlığım görünce durumu anlamış oldum.

 

" Sanırım kabus görmüş olmalısın." dedim gördüğüm şeyi tespit ettiğimi açıkça belirtirken. "Yoksa bu saatte ayakta olman imkansız. Uyduğun saatler bu anlar." dedim. Çünkü ne zaman kabuslar beni ele geçirse odadan çıkardım ve herkes o saate uyur olurdu ben dışında. Az çok Kubat geldiğinden bu yana ne zaman uyduğunu ve ne zaman kalktığını öğrenmiştim. Ben bunu der demez Kubat usulca sağ eliyle ensesini sıvazladı ve başını küçük bir açıyla az önce uzandığı yatağa çevirdi. Ve sonra yatağa hâlâ bakmaya devam ederken konuşmuştu.

 

" Evet " dedi az önceye nazaran daha iyi bir sesle Kubat. Bakışları sonunda bana çevrildiği an daha fazla onu rahatsız etmek istemedim ve usulca kollarımı çözmüş ve küçük bir iç çekerek konuşmuştum. Çünkü kabus sonrasında biraz da olsa yalnız kalıp, kendi kendine bulunmak istediğimi bildiğim için onu yalnız bırakmanın doğru olacağını biliyorum.

 

" Peki o halde ben artık seni daha fazla rahatsız etmeyeyim ve gideyim" deyince ilk an Kubat bu dediğimle uzun uzadıya bana bakmış ve sonrasında bana doğru küçük adımlarla ilerlemişti. Bu hareketi gerilmeme sebep olsa da bir şey yapmadan onu izledim. Oysa Kubat sakince karşımda durmuş ve iki eli direklerimi usulca tutmuş ve direkt gözlerinin içerisine daha yakından bakmamı sağlamıştı. Bu hareketini hiç beklemiyordum ve küçük bir bocalama yaşadığım doğruydu.

 

" Eğer sorun olmayacaksa.." demiş ve kısa bir süre nefeslenmiş ve sonra devam etmişti. "...benim yanımda bu gece kalır mısın ?" dedi ve karşı çıkmama fırsat vermeden tekrar konuştu. "Sadece varlığını hissetsem yeter. Evet kötü bir kabus gördüm ve zihnimin o görüntüleri silmesi için biraz sese ihtiyaç duyuyorum. Sadece ben uyuyana kadar kalsan olmaz mı? Söz veriyorum çok uzun sürmeyecek. " dediğinde o an duyduğum cümleler sonrasında ne diyeceğimi bilemedim çünkü benden istediği şey çok zor ama çok ihtiyaç duyulan bir şey olduğunu biliyorum. Bende çoğu zaman bu hisle dolardım ama yanımda kimse olmazdı. Kubat kararsız halimi görmüş olmalı ki tekrar ısrar etmeye devam etti.

 

"Lütfen hiçbir şekilde seni rahatsız etmeyeceğim" dediği anda Kubat tüm yelkenleri indirdim ve onun istediğini yaparken buldum kendimi. Usulca başımı salladığım an Kubat elimi kavradı ve arkasından beni sürükledi. Yatağın sol tarafına geçince bende sağ tarafa geçmek zorunda kaldım mecburen. Kubat yatağa geçerken bana doğru döndürdü yönünü. İlk an gözlerini hemen kapatamadı. Beni izlerken hafiften utanmadım değil. Sırtımı yatak başlığına yaslamışken öylesine karşıya bakarken bir yandan da konuştum.

 

"Hadi kapat gözlerini ve uyu." dedim bana geçenlerde söylediği sözü aynen tekrarlamışken. Birkaç saniye daha karşı duvarla bakışıp durmuştum. Sonra usulca başımı ona doğru çevirmiştim. Dikkatli bakınca gözlerini yumduğunu ve uyumaya çalıştığını fark ettim. Ama birden konuşmasıyla kaşlarım çatıldı.

 

"Sende mi kabus gördün?" dedi usulca konuşurken. Ama hâlâ gözleri kapalıydı. "Onun için mi uyanıksın bu saatte?" dediği anda birkaç saniye susmuş ve onu izlemiştim. Huzurlu görünüyordu. Sebebi yalnız olmadığı için miydi? Bunu ona sormadım ve usulca nefeslendim.

 

"Hayır sadece uyku tutmadı. Onun için ayaktayım." dedim sorusuna yanıt vermişken. Öylece ona bakarken Kubat biraz daha başını yastığa gömdü ve hafifçe kıpırdandı.

 

"İyi bari birimiz kabussuz bir gece geçirelim" dedi bundan memnun bir sesle. O an yavaştan mayıştığını anladım. Sesine yansıyordu. "Ben uykuya yenik düşünce uyumaya git." dedi bir ricayla sonrasında devam etti. "Olur mu? Benim yüzümden birde daha uykusuz kalma." dedi anında benden bir karşılık beklerken. Yavaşça ona doğru döndürdüm bedenimi ve yatay bir şekilde boylu boyuna uzandım ve iki elimi yanağımın altına yerleştirip usulca sesimi ona duyurdum.

 

"Amacım çalışma odama gidip biraz çalışmaktı. Bakalım uykum gelirse uyumaya giderim. Sen beni boş ver uymaya çalış. Az kaldı sabaha." demiş ve sonrasında bir daha konuşmadık. Ama zihnim asla susmadı.

 

Sorular sorup durdum kendi kendime.

 

Ne zaman fark ettim onun bu değişen tavırlarını? Ne zaman beni farklı bir gözle görmeye başladı? Acaba bu benimle ilgili bir şey miydi? Yoksa öncesine dayanan bir şey miydi ve bunu yeni mi açığa çıkardı? Sorular alıp başını gitti. Bazı soruların cevabını veremedim. Bazılarını zihnimde bile düşünmeyi yasakladım kendime. Çünkü eğer o hislere açık bir alan tanırsam, yok oluşun beni bulmasını sağlarım ve bunu istemiyorum.

 

Belki de soruyorsunuzdur. Ummadın mı bu hayata adım attığın an olacakları? Ummadım çünkü bu hayata adım attığım an dışlanan ve sevilmeyen bir kadın olduğunu biliyordum. Ama sonradan herkes tarafından sevilirken buldum kendimi.

 

Eşref... İlk zamanlar çok muhatap olmuyordu ama onunla yakından bir olay içerisinde bulunduk ve hemen sonrasında aramızda güzel bir bağ oldu.

 

İkizler... İlk an soğuktu bana karşı davranışları, sadece istediklerimi yerine getiriyordular. Emirlerin dışına çıkmıyordular. Ta ki aramızdaki bağ kendini açık edene kadar. Ve sonra sonra bir iletişim kurduk. Ve bir kardeş bağı oluştu aramızda. Beni bir patron olarak değil bir kız kardeş gibi gördüler. Korudular ve kolladılar.

 

Derin düşüncelerden sıyrılıp yavaşça gerçeğe uyandım. Kubat çoktan uykuya dalmıştı. O an derin bir uykunun içinde olduğunu fark ettim. Bulunduğum odanın içinde geceye özgü bir dinginlik varlığını koruyordu. O an onu kısa bir süre detaylıca izledim. Yatağın üzerinde yan dönmüş halde yatıyor, omuzları hafifçe içeri çökmüştü ve sanki yılların yorgunluğunu sessizce taşır gibi bir hali vardı. Saçlarıysa yastığa dağılmış haldeyken, nefes alışverişleri yavaş ve düzenliydi. Kubat'ın her solukta göğsü usulca yükselip iniyor, uykunun kuyusuna çekilmiş halini keyifle izliyordum. O an onun yüzünde ne bir gerginlik ne de bir huzursuzluğa dair iz bulabildim. Sanırım huzurlu bir uykunun kolları arasındaydı.

 

Yavaşça uzandığım yerden kalkmaya çalıştım. Onu uyandırmadan yataktan çıktıktan sonra huzurunu bozmamaya özen gösterdim. Benim yüzümden uyanmasını istemezdim. Yavaşça yatağın yanından geçip onun tarafına geçtim ve yatağın ucunda duran örtüyü sessizce ellerimle kavrayıp , yumuşak bir hareketle Kubat'ın üzerine çektim.

 

Elimde tuttuğum örtü omuzlarına kadar yükselirken usulca bıraktım ve varlığını hissetmesine engel oldum. Sonunda yanından ayrılınca ona son kez bakıp, onun duymayacağı bir sesle iyi geceler dilemiş ve hemen sonrasında ayak ucunda yürüyüp, odadan çıkamaya başlamıştım. Sonunda açık kapının önüne gelince, odadan çıkmış ve ardımdan odanın kapısını sessizce kapatmıştım. Koridora gelince kararsız bakışlarım bir merdivenlere doğru bakarken bir yandan da odama bakıyordu. Kubat'ın benden istediği şeyi yapmak isteyen yanım ağır basınca paytak paytak adımlarla odama doğru geçmiş ve arkamdan kapıyı kapatıp yatağıma geçmiştim.

 

Yatağa geçince bilmediğim bir rahatlıkla yastığa başımı koymuş ve uykunun beni esir almasını beklemiştim. Sonunda yavaşça beni esir alan uykuya teslim olmuş ve bulunduğum bu zaman diliminden ayrılmıştım. Bilemezdim benim için en rahat uykuyu bu gece uyuyacak olduğumu. Ve sebebinin aslında ummadığımız kişi sayesinde olacağını.

 

 

─⊹⊱☆⊰⊹─

 

 

Bölüm : 20.12.2025 19:19 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...