
"İşlediğimiz suçlar bizi, yalnız olmaya iter. "
İçimde yavaş yavaş çürüyen hislerim vardı. Bu hislerimi öldürmek için nedenler çoktu ama onları iyileştirmek için sebepler hiç yoktu. Bu hisler geçmişten gelen acıların darbeleri altında yok olmaya başladı. Hislerim belki de silikleşti. Sebebi onları canlı tutacak bir ortamda var olmadıkları içindi. Keza hislerimle değil her daim aklımla hareket eden oldum. Hislerime yenik düşmüş olsaydım çoktan her şeyden kendimi soyutlardım ama bunu yapmadım. Çünkü bu hayat bana hislerime değil aklıma güvenmen gerektiğini gösterdi.
İçimde yavaş yavaş kendini açığa çıkaran korku vardı. Merak ediyordu aslında kalbim tatmadığı hisleri ve bunları kabul ederse başına gelecekleri. Merak ediyordu yolun sonunda bana gösterilecek olan görüntüyü. Korkuyorum aslında her şeyden ama bu korkuma rağmen ilerlemeyi bırakmıyorum hiçbir an olsada. Düşünüyorum aslında başıma ne geleceğini. Çünkü kalkıştığım oyun öyle basit bir şey değildi ve bunun getirisi ağır olacaktı. Gerçekler açığa çıkacaktı elbet ve o gün beni neyin beklediğini merak ediyorum. Sahi ne olurdu? Öldürürler miydi beni yoksa, mahkum mu ederlerdi beni başka bir şeye.
Öğrenirsin aslında acının senden kopamayacağını. Ve onunla her daim yaşayacak olduğunu. Onun gölgesi altında can çekişeceğini. Öğrenirsin aslında hislerin seni yalnızlaştırdığını. Seni her şeye karşı temkinli hale getirdiğini ve seni evhamlı bir hale çevirdiğini. Öğrenirsin aslında yaşamın sadece karanlık tarafının sana sunulduğunu. Ve bu karanlık içerisinde kendine bir yol çizdiğini. Ve bu yolun sonunda seni her şeyin beklediğini. Öğrenirsin aslında ölümün senin en yakın arkadaşın olduğunu.
Seni en iyi tanıyanın acıların olduğunu. Senden en çok çekeninin düşüncelerin olduğunu. Seni en çok üzenin kalbin olduğunu. En çok hasar aldığın yerin ruhun olduğunu. Öğrenirsin hiçbir zaman saf bir mutluluğu asla elde edemeyeceğini. Ve acının, mutluluk içerisinde varlığını sürdürdüğünü. Karanlık her daim seni bir adım geriden takip ettiğini. Çığlıklarının hep bastırılmış olduğu gerçeğini. Korkularının altında yatanın, kaçtığın gerçekleri sakladığını. Hepsini yaşamın her anında öğrenirsin. Ve bu senin en büyük bilgi deneyimin olur.
Sanmıyorum acılarımın beni terk edeceğini; beni kıskıvrak ele geçirmiş haldeler. Adım atmam yasak. Mutluluğu kalbimde ağırlamam imkansız. Hayatımın tüm izinlerini ve izlerini acılar barındırıyor. Acılarım izin verdikçe hayatı yaşıyorum. Acılarımın izlerini sildikçe, gülümseyebiliyorum.
Sanmıyorum yaşımın bana mutluluklar sunacağını; etrafımda birden fazla tehlikeli kişi ve olaylar varken, mutluluk her daim beni teğet geçti ve yanıma asla uğrayıp soluklanmadı. Sadece uzaktan uzağa izledim. Kendimde değil başka yüzlerde ne anlama geldiğini gördüm. Mutluluk bu kadar basit bir şey mi diye düşünüp durdum hep başka yüzlerde gördüğüm anlarda. Çünkü ben elde edemedim ki. Hep benden uzağa kaçındı ve onun ardından koşacak kadar gücüm olamadı.
Sanmıyorum gecelerimin huzurla sonlanacağını; çünkü kabusları ağırladığım bu yaşamım bana huzur vermedi. Her daim korku ve panik duygusu ile karşı karşıya kaldım. Temkinli davrandım. Zihnimi uyuşturdum kabuslardan kaçmam için. Ama her daim karşımda da buldum. Ve yakamı asla bırakmayacak olduğuna ikna olduğum an, pes edip, her şeyi kabul ettim istemeye istemeye.
Melodiler bazen mutluluğu değil, mutsuzluğu sunar. Ve sen bu mutsuzluğu hayatın boyunca taşımak zorunda kalırsın. Sana geçmişten gelen acıları anımsatır. Ve her acı bir kere daha darmaduman hale gelmeni sağlar. Geçmişin izlerini aramanı sağlar. Ve o izlerde kendi adına bir acının bulunmadığı anıyı bulmak istersin. Kaybolursun ve o an sana kaybolmak iyi gelir. Çünkü unutman sağlanır bu sayede. Ve unutmak yaptıklarının altında ödediğin acıyı dindirir ve vicdanını susturur kısa bir süre boyunca.
Kaçarsın kendinden, herkesten ve her şeyden. Hemde canın pahasına. Çünkü bu en kolay olanıdır. Nedeni soluk alman için, kendinle olan yüzleşmeni ertelemek için. Ve yaptıklarını unutmak içindir. Çünkü masum olduğuna kendini inandırman gerekir ki yola devam etmen lazım ve bu sayede bunu yaparsın. Çünkü ben böyle yaptım. Bunu yaparak günyüzüne çıktım. Yoksa ya yalanlarla dolu bir boşluğa sıkışıp kalacaktım ya da doğruların sunduğu vicdan azabı altında yok olacaktım.
Bu hayatta bana en büyük acıyı sunan kişi aslında hep ben oldum. Verdiğim her karar ardından, kendimi acılar kuyusunda tutsak kıldım. Ve karanlığın o dipsiz boşluğunda nefessiz bıraktım kendimi savunmasızca. Kendim en çok kızan ben oldum. Çünkü kendimi hep suçlu buldum. Varmış olduğum bu yolda. Vermiş olduğum bu kararlarda. Yapmış olduğum katliamlarda ve yapmış olduğum ihanetlerde. Kendimi en çok ağlatan ben oldum. Kendimi dönüştürmüş olduğum bu kimlik yüzünden. Kendi aslımı kaybetmiş olmamdan. Kim olduğumu unutmuş olduğumdan. Ve bu yaptığım şeyi düzeltmek için hiçbir uğraş vermemiş olmamdan. Kendime en çok parçalara sığdıran ben oldum. Her parçada başka bir ben ve başka bir his vardı ve ben bir bütün değil parçalarla yaşama devam ediyordum.
Şimdi bu hayatta susmuş ve sanki gerçek dünyam içerisinde yaşıyormuş gibi davranıyorum. Sahi ne kadar hissiz biri olmuşum. Sahi ne denli gerçeklere kör etmişim kendimi. Ne denli sahtekar olup kendimi dahi oyuna kaptırmış ve kim olduğum gerçeğini silip atmışım. Ben belki de kendi sonumu getirirken, en ağır cezayı hayatıma almışım haberim dahi olmadan. Hiçbir şeyi tam idrak etmeden. Ne acınası biri olmuşum kendi gözlerimde ve bunu bile fark edemez biri olarak, en aptal insan olmuşum. Yaşamın belki de o acılı alanına kendi isteğimle adım atarak, kendi oyunumu bu noktada sonlandırmıştım. Bir daha geriye dönük bir yol bırakmadan. Kurtuluş yollarını yok ederek, tek yolda kendi ölüm fermanımı imzalamıştım. İmzayı atan ben, oyunu kuran ben, acıyı çeken ben, pişman olan ben, kaçmak isteyen benim ama bunun için hiçbir uğraşa olmayanda bendim. Tam bir ölüm çukuru içerisindeydim.
Uyandığım an ilk birkaç tavanla bakışıp durmuştum. Bazen ağır gelen hislerin varlığı ile buhrana kapılıp duruyordum. Şu an da bu durumu yaşıyorum. Hissiz gözlerim öylece odamı inceleyip durdu. Bedenimi hareketlendirdim ve yataktan çıktım. Kırk dakika içerisinde hazırlanmış ve aşağı inmiştim. Kahvaltı için salona geçtiğim an salonda ikizler dışında kimseyi görmemiştim. Şaşkınlık onları masada kahvaltı ederken bulmuştum. Bocalamış adımlarım masaya ulaşınca öylece ayakta dikilmiş ve onlara bakmıştım.
"Burada ne arıyorsunuz?" dedim şaşkınlıkla çünkü Ali bey asla onların evde bulunmasını istemezdi. Birkaç kere onlarla kahvaltı ettiğim an Ali Bey görmüş ve bir daha ikizlerin evde bulunmasını yasaklamıştı. Genelde Ali Bey iş seyahati yaparken Eşref ve ikizlerle yemek yerdik. Şimdi burada böyle bulunmaları endişe etmemi sağladı. Bir tatsızlık çıkıp, incinmelerini istemiyorum.
"Baktık Eşref, Kubat ve Ali Bey erken çıktı. Bizde dedik uzun zamandır kahvaltı etmiyoruz seninle. Bu günü değerlendirelim dedik." dedi Asaf elindeki çayından bir yudum alırken. Anında rahatladım ve yerime geçtim.
"Öyle desenize ya, bir an korktum olanı bildiğiniz halde burada olmanızdan. "diye neden şaşırdığımı belli ettim.
"Yok kızım ya bir daha olmaz birileri evde varken. Zaten Kubat ve Ali Bey 'in azarını işitmek istemiyoruz. Onun için onlar yokken bir araya gelelim istedik." dedi Aysar tıka basa yemeye devam ederken.
O sırada bende servis tabağıma bir şeyler yerleştirip usulca onlara eşlik ettim.
" Eee gündemde ne var bugün? "diye sorunca Asaf gözlerini bana diktiği sırada.
Ağzımdaki lokmayı yutup, konuşmaya başladım.
" Aslında verilmemiş bir sözü yerine getirmek istiyorum. "dedim konuya ufak bir değinirken. İkizler usulca değişen ifadeleriyle bana baktılar. Tamda o sırada ikisi de masaya doğru eğildi ve anlatmamı beklediler.
" Sen ağzındaki şu baklayı çıkarsana. "diye söyleyen Asaf 'a olur dercesine baktım.
" Şu Eşref' i son zamanlarda rahatsız eden Ecevit Tafet varya. "demiş ve çayımdan bir yudum içip devam etmiştim. Tabii o sırada ikizler birbirine bakmış ve daha ismi söylerken anında tehlike kapıda bakışı atmıştılar birbirine. Ama çekindikleri için değildi bu bakış. Yine nasıl bir olayla karşı karşıya kaldıklarını tahmin edemiyor oldukları içindi. "İşte bu günü biraz farklı yaşayalım dedim. Ve haber kaynaklarım bu Ecevit denilen adamın ne denli pis işlerle ilgilendiğini öğrendi. Ve onu kimsenin durdurmadığını , ona bulaşanın başına ne işler açtığını öğrendim. Ve dedim neden ona küçük gördüğü o cinsin had bildirmek konusunda ona güzel bir sürpriz yapmayacağını. Ve aklıma güzel bir plan geldi ve bunu bugün yapmak istedim. Tabii sizde isterseniz. "diye onların da düşüncesinin öğrenmek istedim.
Asaf gerisin geriye sandalyeye yaslandı ve başını yatırdığı sıra omzuna doğru ne diyeceğini az çok bakışından anlamış oldum.
" Ecevit denilen adamın ne pis işler çevirdiğini bilmeyen yok. Uzun zamandır bizde onun bu iğrenç durumundan haberdarız. Bizim için sıkıntı yok sen ne dersen biz onu yapacağız. Zaten o kansız adama bir ceza vermenin zamanı geldide çattı bile." demişti Asaf bu konuda yardım edeceğini açıkça belirtirken.
" Katılıyorum. Zaten yeterince pis işlere bulmamış insan var ama Ecevit en kötüsünü yapmakta. Hem kadın tacirleriyle iş birliği yapıyor hemde bu uyuşturucu işini bizim rıza göstermediğimizi bildiği halde gizli gizli yürütüyor. Kaç kere mekanına gidip, uyarıda bulunduk ama anlamadı. Çünkü işine gelmedi ondan istediğimiz şeyi yerine getirmiyor. Ve onca masum kişinin ölmesine sebep oluyor. Sen planı anlat biz hazırlıkları yapalım. "dediği anda Aysar ona çoktan her şey hazır bakışı attım.
İkisi de bu bakışımla ne yapacaklarını bilemedi.
" Aslında bunu çoktan Eşref benden istediği an yürürlüğe koydum. Önce Ecevit 'e güzel bir kutu gönderdim. Dün biz balığa giderken sonrasında kutu ona ulaştı. Tabii beni ciddiye almadı. Eh işime geldi benimde. Sonra dün üst üste iki kere saldırıya uğradı. Yine akıllanmadı. Sonra onu dün gece adamlarım evinden kaçırdı ve evini havaya uçurdular. Şimdi bizi bekliyor tutulduğu depoda. "dedim çoktan her şeyi planlamış ve ona göre hareket ettiğimi söylerken.
İkizler her şeyi çoktan hallettiğimi öğrenince beklenmedik bir tepki verdiler.
" Kızım ne ara hallettin sen bütün bunu? Senden korkulur ya! Birde adamı kendi evinden kaçırmış ve evini bombalamışsın. Sen iyice patlatmaya ve kaçırmaya kaptırdın kendini." diye aniden çıkışınca Aysar ne yapayım huyum bu dercesine ona bakmış ve telefona gelen ani bildirimle bakışlarımı Aysar 'dan çekip, gelen resimleri inceledim. O sırada Aysar ve Asaf kendi aralarında konuştu ama sesleri kısık olmadığı için kurudukları cümleyi duyabiliyordum.
"Ben iyiden iyiye korkmaya başladım bu Ronay' dan haberin olsun. Artık işlerini kendi kendine yapıyor. Bize bile artık gerek duymuyor." demişti Aysar.
"En korktuğum ise bir gün değersiz konuma gelmemiz Ronay’ın gözünde." diyerek Asaf bu gerçekten korktuğunu açıkça dile getirdi.
Onlara yan bir bakış atarak uyarıcı bir tonda konuştum.
"Benim burada olduğumu unutmuş gibisiniz "diye kaş çatmış, dik dik onlara bakmıştım. Anında ikiside oturduğu yerde toparlandı ve kaçamak bakışlarla bana bakmaya başladılar.
" Biz sadece sesli düşünüyorduk sen bize takılma. "dedi Aysar hiç önemli bir şeyden söz etmemişler gibi çok üzerine düşmemi istemediler.
" Takılmayacak gibi de değil ama. "dedim taviz vermeyen bir sesle.
Kısa bir süre ikizler birbirine bakıp durmuş sonra sanki az önceki olaylar zuhur etmemiş gibi davranmıştı.
" Onu bunu boş verelim de şimdi nereye gideceğiz? Ecevit nerede tutuluyor? "dediği anda elimdeki telefonu onlara doğru tutarak, az önce gönderilen resmi görmesini sağladım. İkisi yavaşça öne doğru uzandılar ve resme daha yakından bakmaya çalıştılar.
" Adamlar çoktan paketlenmiş olmaları yanında birde bir güzel benzetmişler. Adamlarına çok aceleci davranmamışlar mı?" diye beni bir konuda uyarmaya çalışınca anında cevap verdim Aysar a'.
"Ah aslında bu sadece ilk adım. İkinci adım ve üçüncü adımı biz devralacağız. Bu kadar basit bir şeyle ilgilenmemizi yersiz buldum. Biz daha can yakan ve kökten yok eden aşamayı devralalım." dedim onlara neden böyle bir şeyi emir verdiğimi açıklarken. O sırada ikisi de anladım dercesine başını salladılar." O halde kahvaltımızı ettiğimize göre kalkalım mı? "dediğim anda ikisi de olur dercesine başını salladılar.
꒰ఎ ♡ ໒꒱
Malikaneden çıkınca Ecevit'in tutulduğu mekana gelmiştik. Araçtan iner inmez şöyle bir etrafa bakmış ve dışarıdan terk edilmiştir gibi durulan ama içeride neler yapılan depoya bakmıştım. Şu an etrafta bulunan adamlarım çoğu içeride çoğu da görülmeyecek yerde güvenliği sağlıyordu. İkizler arkamda durmuş, sakince ilerlememi beklerken, arkama bir bakış attım. Umarım Kubat 'ın peşimizdeki adamlarını atlatmışızdır. Çünkü Kubat'ın bu ne yaptığımdan haberdar olmak isteği bazen canımı sıkıyordu. Çünkü özgür olduğumu hissetmiyorum. Ve açıkçası düşmanımın beni takip etmesini yeğlerim, Kubat'ın adamlarına karşı.
Neyseki gelseler adamlarım haberdar edecekti. Depoya doğru ilerledim ve içeriye giriş yapınca, çoktan baş aşağı duran Ecevit 'in kanlar ve feryatlar içerisinde buldum. Her adım atışımda kapalı olan gözlerini aralamaya çalışıyordu. Ah sanırım onu kimin kaçırdığını ve ölesiye kimin dövdürdüğünü görmek istiyordu ama acele etmesine gerek yok çünkü ona unutulmaz bir an yaşatacağım için benimle çoğu yüz yüze gelecekti. Biraz ileride bulunan sandalyeye doğru geçip oturdum.
Gelişi güzel depoya bakınca çok eski olduğunu ve içerisinde eski araba hurdalarını gördüm. Eksiden burası otomobil fabrikasıydı ama sonradan eski bir depoya dönüşmüştü. Şu an içinse benim işkence depom haline gelmişti. Tam tamına içeride kırka yakın adamım vardı. Çünkü biliyorum ki şu an Ecevit'in babası onu yana yakıla arıyor ama onu bulmayacağı bir plan hazırladım bile. Sahte bir bedeni oğlu diye bulacak ve üzerinde bizzat benim bırakılmasını istediğim ipuçları ve doku örnekleri olacaktı. Yani bulacağım adamın yüzü yanıklarla dolu olduğu kadar parmak izleride bulunmayacaktı.
Buradaki amacım oğlunun bildiği bir mezarı olmasını istemediğim. Zaten detaylı bir otopsi yapılınca, sandığı kişi oğlu olmadığını öğrenmiş olacak. O zamana kadar ben çoktan oğluna istediğim şeyi yapmış olacaktım. Bacak bacak üstüne atarak yavaş sallanan Ecevit'e baktım. Yediği dayaklar sebebiyle yüzü gözü şişmiş, kan içerisinde kalmıştı tüm bedeni. Ah fiziksel acı buradan sonra isteyeceği tek şey olacaktı ama şu an haberi yok.
"Sen...sen kimsin? Benden ne istiyorsun?" diye zar zor sarf ettiği cümlesi sonrasında hissiz bir ifadeyle onu izledim. Ah şimdi ne acınası duruyor. Ama onca insana yaptığı zalim kararları sırasındaysa üstünlük taslamasını biliyordu. Şimdi ise çaresiz ve çok zayıf duruyordu.
İlk birkaç dakika konuşmadım. Ama o konuşmaya devam etti. Sorular sormaya ısrarla devam etti. Ve her konuşması sonrasında bir cevap alamıyor oluşu onu daha çok ürküttü.
"Bak ne istersen yaparım." dediği anda tekinsiz bir gülümsemeyle ona bakarken zihnimin içerisinde in konuştum. 'Ah sen istemene gerek yok benim istediğim olacak ve oluyorda.' dedim sakinliğim hâlâ devam ederken. Oysa o konuşmayalım devam etti. "Kimsin bilmiyorum ama anlaşabiliriz. Bak ne istersen itiraz dahi etmeyecek ve kabul edeceğim. Sana ortaklık teklif ediyorum. İstediğin kadar hisse ortaklığıda yapabiliriz." diye aşağılık ve ucuz teklifleri yapıp durdu ama sadece sakince durmuş ve onun boşa olan çırpınışlarını izlemiştim." Konuş! Bir şey söyle! "diye sona doğru kızınca bu davranışı hoşuma gitti.
Dirseğim sandalye kenarına yaslandı ve zihnimden dökülen cümleler etrafta yankı yaptı.
" Senden şunu istiyorum kanına girdiğin her insanı eskisi gibi sağlıklı yapmanı ve yaptığın her kadın ticaretinde can veren kadınları, ruhu yok olmuş kadınları ve aklını kaçırmış kadınları iyileştirmeni istiyorum. Bunu yaparsan özgürlüğünü elde edersin. Ama yapamazsan ölümün benim elimden olacak. "dedim her cümlem yaptığı acımasız katliamlarına dikkat çekmek ve ne denli iğrenç biri olduğunu yüzüne vurmaktı. Sessiz kaldı ve hiçbir şey diyemedi." Yapamayacaksın değil mi? O halde ölümün çok yakında diyebilirim. "dedim çok güzel bir haber veren bir edayla. O an sarkıldığı yerden zor bela açtığı gözleriyle bana bakmıştı. Bakışlarında yalvarma vardı. Ve bunu yapamayacak olduğunu belli eden bir ifade.
" Bir daha yapmam" dedi bu gerçeği önüme sererken. Ama ben bunu istemiyorum ki. Bunu isteseydim bunun için uğraş verirdim. Ben yok olmasını istiyorum.
"Ben sonraki yapacaklarınla değil önceden yaptıklarına ilgileniyorum Ecevit. Konumuz gelecek değil geçmiş ve sen bunu idrak edemiyorsun sanırım." dedim bezgin bir sesle. Artık onun varlığına tahammül edemediğim için bir an önce üçüncü aşamaya geçmek istiyorum. Ve buradan çıkmak. Ama zamanı daha var maalesef ki.
" Bir şans daha ver. "diye ikinci kez yalvaran bir sesle konuşunca ona bakarken ne yapacağız dercesine ona baktım. Olduğu yerde moraran yüzüyle bana bakıyor. Olduğu yerde aciz haliyle son çırpınışlarını sergiliyordu. Bir anda ifademin değişmesi onun umutlanmasını sağladı ama maalesef konuşmam bunu çoktan silip attı.
"Çok fazla verdim ama hiçbirini değerlendirmedin bile Ecevit. Hepsini elinin tersiyle ittin ve şimdi gelmiş bana diyorsun ki tekrar şans ver. Ah maalesef o kadar vicdanlı biri değilim. Verdiklerimi kabul etmedin ve şimdi yenisini istemen aç gözlülük ve benim buna hiç tahammülüm yok. Hele ki senin gibi ruhu çürümüş insanlar bunu istiyorsa katiyen olmaz. "kararlı halimin devam edeceğini öğrenince, o an zihninde bir aydınlanma yaşadı ve sonunda kim olduğumu yüzümden değil, ona sunduğum şansları itelediğinden anlamış oldu.
" Sensin o... Ronay Kahir. "dedi korku dolu bir ifadenin yüzünde yer almış haliyle. Artık belki de kim olduğumu öğrenince tüm umutları bir mum sönmesi gibi sönmüştü.
" Ta kendisi"dedim kendimden emin bir sesle ve tehlikeli bir pırıltıyla ona bakarken. O an yüzündeki pişmanlık yerine bir korku yer edindi. Bense hissizce ona baktım.
" Lütfen ... Pişman oldum affet ve beni öldürme. Bunu halledebiliriz aramızda. "diye ısrarlarına devam etmiş ve beni ikna edip, onu öldürmemem için son kozlarını kullanmaya devam etti.
" Maalesef bir kere bu yola girdik ve geri dönüş yolunu çoktan kaçırdın. " dedim başımı olumsuz bir şekilde iki yana sallayıp, bunu yapmayacağım belli ederken. İkna olmadığım an hayal kırıklığı tekrar yaşadı. Bense sıkılmış bir halde onu incelemeye devam ettim." Hem seni buraya yaşatmak için değil öldürmek için getirdim. "mekanik bir sesle.
Bu cümleyi zikrettikten sonra Ecevit 'in yüzünde dehşet bir ifade geçti çünkü yolun sonuna geldiğini anlamıştı. Bakışlarım kendini ele vermiş ve geri adım atmayacağımı açıkça belli ediyordu. Ama susmadım ve konuşmaya devam ettim.
"O çok hor gördüğün ve bir mal olarak satıp durduğun hemcinslerimin intikamını senden almayacağımı mı düşündün? Ah Ecevit gün gelir devran döner demişler ve devran döndü. Şimdi elveda vakti. Bilirsin kısasa kısası çok severim. Bana yapılmış olsun veya olmasın bunun bedelini ödetmeyi kendime borç bilirim. "cümlem son bulunca başımla Asaf 'a işaret verdim ve biraz ileride bulunan aletlerin olduğu alana kadar ilerledi.
" Ronay." dedi baskıyla ismimi söylediği sıra."Yapma bunun bedelini babam ve ailem sana ödetir. "dedi son çare buna sığındığı an. Tehdidini yiyeceğimi ya da korkacağımı mı sandı? Keza hiç etkili olmadı. Hem bunu benim düşünmeyeceğimi ve ona göre plan yapmayacağımı mı sandı? Her şeyi adım adım planlamışken.
" Sorun değil. Onlarında hakkından kolayca gelirim. Malum masum bir aile değilsiniz. Ve onlarıda yok etmekle insanlara büyük bir iyilik yapmış olurum bu sayede. "demiş buradan beni vurmayacağını, gerekirse ailesini de yok edebilecek güce sahip olduğum belli ermiştim. Olduğu yerde çırpınıp, zincirlere ayağından bağlı olduğu tuzaktan kurtulmak istedi ama ayağından zincirle baş aşağı sarktığı için başarılı olamadı. Boşa bir uğraş veriyor. Ben istemeden buradan kurtulması imkansız. Zaten bunu isteyeceğim bir an da gelmeyecek ki.
" Pişman olacaksın bu yaptığına. Vazgeçmek için geç değil. Bırak beni gideyim. Bak asla ama asla bir karşılık vermeyecek ve benden istediğini yerine getireceğim." dediğinde Ecevit buna inanacağımı sanması çok komiğime gitti. Yapsaydı zaten en başında yapardı istediğim şeyi ama işine gelmediği için görmezden geldi. Başımı yana eğip ona dik dik baktım ve boş çırpınışlarını ve boşa ikna etme çabalarının bitmesini bekledim sakin kalmaya çalışırken. O sırada Asaf bana bakmış ve ona vereceğim emri sakinlikle beklerken ben hâlâ Ecevit 'in saçma sapan hallerini izlemekle yetiniyordum.
" Ah oldum bile konuşmana müsaade ettiğim andan bu yana. "demiş ve bakışlarım ondan uzaklaşmış ve tam arkasında bulunan kişiye kaymıştı. Asaf 'a hitaben konuşup istediğim şeyi yapmasını emrettim." En çok kadınlara vurup, darp etmiş olduğu için her iki el parmaklarına veda etsin. "dedim ne yapmasını ondan isterken anında sözümden sonra başını aşağı yukarı sallamıştı.
Asaf olduğu yerden ayrılmadan hemen önce bulunan küçük testereyi alıp, Ecevit' e doğru ilerledi.
" Yalvarırım yapma. Beni direkt vur gitsin ama işkence etme. "dedi bakışları Asaf 'ın elindeki testereden çekilip bana dönmüşken. Yana doğru eğilen başımı kaldırıp, onun gereksiz çaba içerisindeki haline baktım.
"Hadi ama o zaman ne keyfi kalır ki bu işin. Düşünsene filmi sadece fragmanı izleyerek geçiyorsun. Önemli olan filmin sürükleyici anını izlemek doyasıya doyasıya. Ah ve ben film izlemeyi çok severim. Sevdiğim konularsa hak ettiğini ödeyen ahmaklar topluluğu. " diyerek kendimden küçük bir alıntı yapmış ve Asaf 'a devam et komutu vermiştim.
Asaf işaretimle Ecevit' in tam arkasında durmuş ve arkaya doğru bağlı olan ellerinden birini kavramıştı. O arada Ecevit zincire vurulmuş haldeyken etrafında dönmeye başlamıştı. Onu sıkı sıkıya tutmak için Aysar yanımdan ayrılmış ve hemen onun yanına gitmişti. Adamı sabit tutmaya çalışan Aysar ikizine yap hadi şu işi dercesine baktıktan sonra deponun içerisinde ilk önce testere sesi yankı yapmış, Asaf ifadesiz bakışlarını işine vermişken tamda o sırada yüksek bir acı dolu ses yankı yapmıştı. Dışarıdan Asaf 'ı gören kütük kesiyor sanırdı. Ama o bir insan parmağı kesiyordu. Eminim o iğrenç parmakları kaç kişinin rızasını almayarak iğrenç şeylere sebep olmuştu. Kaç kişiyi dövmüş ve ruhunu öldürmüştü. Şu an hak ettiği şeyi alıyordu. O sırada bu gördüklerim beni hiç etkilemedi ve öylece izlemeye başladım.
Sırasıyla Asaf, adamın parmaklarını keserken, her parmağı etrafa saçılıp duruyordu . Adam acı ile feryat etmeye devam edince öylece onu izledim. Bir yandan çığlık atıyor bir yandan da Asaf 'tan durmasını istiyordu. Bana çekmeye devam ettiği acı hiçbir zaman diliminde geçmedi ama eminim ki çok kadın bu feryatlarla ona durmasını söylemiş ama umursamazca bakıp geçmiştir. Şimdi de sıra ona geldi. Acı çektiren değil acı çeken taraf olma vakti. Adalet belki kanunlar tarafından şimdilik verilmedi ama ben vermek için fazlasıyla sabırsızdım. Artık Ecevit çırpınıp durmayı bırakmıştı. O sırada Aysar olduğu yerde ayrılıp benim yanıma geldi. Tam yanımda durup, önümüzdeki görüntüye bakmaya başladı benim gibi.
"Küçük adımlarla başlayıp büyük adımla son bulacak iş değil mi?" dedi bildiği bir şeyi sormanın bilinciyle. Yavaşça bakışlarımı ona çevirdim ve kafamı usulca kaldırıp konuştum.
"Evet." demiş ve derin bir nefes alıp zihnimde beliren görüntüleri düşünmeye ve ertelemeye çalışmıştım." Çünkü bir anda ölmesi hiçbir şeyi ifade etmez ve yaptıklarını fark etmez ama küçük küçük acılarla neye sebep olduğunu kendisi kavrayacak. Benim istediğim bu aslında. Pişmanlık yaşayacak ama bunun bir geri dönüşü olmayacak ve bununla silinip gidecek. Tabii başına gelenleri herkes öğrenecek. Nasıl ki ne tür iğrençliklere sebep olmuşsa, bu ölümünün ne yüzden olduğunu herkesin öğrenmesini istiyorum. Ve herkese ibretlik olacak bu son. "dedim sakin ama ne yaptığımın bilincinde bir sesle. Bazen her şey olanla değil olması gerekenlerle şekillenmeliydi. Benim bu cümlem sonrasında Aysar sağ elini oturmuş olduğum sandalyenin uç kısmına yerleştirip, oradan destek alıp ayakta dikilirken konuştu.
" Senin bu acı çektirme konudaki kararlılığın ürkütücü geliyor bana. Asaf 'a baksana gayette halinden memnun bir şekilde dediğin her şeyi yapıyor. İkiniz arasında aklımı kaçırmama çok az kaldı benden söylemesi. Ben size nazaran daha normalim." dediğinde kendini kayırırken. Ona göz devirdim. Oysa o bana keyifle gülümseyerek bakmakla yetindi bu halime.
" Daha güzel, insani yönümüzü sen temsil edersin olamaz mı? "dedim iğneleyici bir üslupla. Ama amacım onunda hiç normal olmadığıma dikkat çekmekti ama oralı olmamış ve üzerine düşmemişti. Aysar 'a sonrasında diğer işlemleri halletmesini söylemiştim.
Sırasıyla Asaf ve Aysar oldukları yerde benim istediğim görevleri üstlenmişti. Önce Ecevit parmaklarına veda etmişti. Ardından sağ koluna, sol ayağına veda etmişti. Sonra bedeninde derin yaralar açılmış ve işkence işlemi bitmişti. Sırada en son işlem kalmıştı. Asaf 'a küçük bir baş işaretiyle diğer işleme geçmemiz gerektiğini belli edince.
Birkaç adamın yardımıyla ikizler bağlı bulunan Ecevit' i çözmüş ve baygın haliyle onu dışarıda bulunan araca taşımıştılar. İkizler adamı taşıdıkları an bende olduğum yerde ayrılıp onları takip etmiştim. Dışarıya çıkınca depoda bulunan iki korumaya burayı temizlemelerini emretmiştim. Geride iz bırakmayı sevmem. Tabii bunu bilerek istemediğim sürece. Ecevit'in ne sebeple öldüğü bilinecek ama kim tarafından ölündüğünü ancak ben istersem bilebilirdiler. Ve bunu şimdi istemiyorum çünkü başka bir plan için bu ve buna benzer bir sürprizim daha vardı. Onun heba olmasını istemezdi.
Araç çalışırken yanıma gelen ikizler ban kısa bir bakış atmış ve konuşmuştu.
"Şimdi ki durağımız nedir?" dediği anda Aysar bu cümlesiyle ben ve Asaf güldük.
"Ben sana söyleyeceğim kardeşim en korku dolu anların olduğu yere gidiyoruz. Ronay 'la bütünleşmiş ve nam sarmış şeyi yapacağız." dedi sanki zihnimdeki düşünceyi okumuşken Asaf.
Asaf' la bazı yönlerimiz aynıydı ve bu hoşuma gidiyordu. Bazen aynı anda aynı şeyi düşünüyor ve aynı anda birbirimize söylüyorduk. Bazen o benden bazen ben ondan feyz alıp, güzel yenilikler yapıp duruyorduk. Şimdi de aynısı olmuştu. Ama Aysar bize nazaran sadece düz bir bakış açısına sahip, direkt ceza kesme düşüncesindeydi. Ama ben ve Asaf süründürmeden yok etme düşüncesine sahiptik. Ve ikimiz daha çok bu tür anları keyifli hale getiriyorduk. Aysar 'sa bizimle bu sayede eğlenip duruyordu.
Aysar eğlence konusunda daha baskınken, Asaf daha çok işleri konusunda aktif ve baskındı. İkiz kardeşler bu yönüyle birbirlerini tamamlıyordu ve bende aralarında olunca uç noktalarda her şeyi başka bir boyuta taşıyorduk.
"Nefes kesme anı diyorsunuz. Her ne kadar hoşlanmasamda yapacak bir şey olmadığı için mecburen size katılmam lazım." dediği anda Aysar hiç hoşnut olmadığını bakışlarından da anlıyoruz ama buna rağmen her daim bu işin içerisinde bulunuyordu. Yavaşça hareketlendik ve araca doğru ilerledik. Gideceğimizi yer bizim her zamanki mekanımızdı.
꒰ఎ ♡ ໒꒱
Araçlar malikaneye geri dönünce ben ve ikizler üçümüzün bulunduğu araçla şehrin dışında bulunan izbe bir uçurumun kenarında durmuştuk. Ben araç durunca direkt arabadan çıkıp, ikizlerin bagajda bulunan kürekleri ve kazmaları çıkarmasını beklemiştim. Ecevit aracın içerisinde baygın halde duruyordu. İkizler biraz ileride bulunan dediğim alanı kazmaya doğru giderken bende yavaştan aracın ön tarafına doğru ilerledim. Aracın kaputunun üzerine oturup, önümdeki kazı işlemlerini izlemeye başladım.
Tabii o sırada Aysar olduğu yerden ilk dakikadan sızlanmaya başlamıştı.
"Neden hep kazan taraf biz, izleyen taraf sen oluyorsun?" diye olduğu yerde elindeki kazmayı yere bırakıp, bana hesap sorarken, rahat bir şekilde olduğum yerde bağdaş kurmuş otururken ona sırıtarak baktım.
"Çünkü canım burada patron kim?" dediğimde Aysar başıyla beni gösterdi." O halde burada emri veren ben, alan taraf sen oluyorken, nasıl benim bu küçük işleri halletmemi beklersin?" diye ona olduğumuz durumdaki pozisyonlarımızı hatırlattım. Aysar çatık kaşlarla bir bana birde kazdığı yere bakıp duruyordu.
"Peki bu küçük işleri neden diğer adamlara yaptırmıyorsun?" dedi bu sefer başka bir soruyla beni bezdirirken.
"Ne kadar az insan o kadar gizlilik. Amacım burada olanları üçümüz dışında kimsenin bilmemesi. Kanıtları bir tek bizim bilmemiz." der demez derin bir nefes aldı Aysar olduğu yerde halinden memnun olmadığını bir kere daha belli ederken. Hadi ama daha kötü anları da olmuştu. Onu çekip çıkartan bendim. Bunu bile hatırlasa anlardı beni. "Malum ihanet etmek için fırsat kollayan çok kişi var. Bu sayede yaptığımız şeyler aramızda bizimle mezara kadar gidecek. Yoksa bende biliyorum canım bu işleri başka birine yaptırmayı. "dedim sakince cümlemi bitirince. Aysar 'a bu işleri neden üçümüzün yapmasın gerektiğini söylesem bile o halinden şikayetçi olduğu için pek kaale almadı.
" Ben yine de bu işleri başka birilerine yaptırmanın daha mantıklı olduğunu düşünüyorum. Ham baktın güven vermiyor mu adamlar sıkarız kafalarına, ortadan kaldırırız en kolay yöntemle." Bu kadar kolayca bunu bana sununca o ara Asaf ve ben birbirimize bakıp durduk. Çünkü Aysar bunu o kadar basit bir dille anlattı ki şaşkına döndük.
" Oğlum mal mısın sen? "diye ilk dakikada Asaf 'ın sabrı taştığı için dayanamadı ve konuştu." Ne diye adam öldürüp duruyoruz? Sırf gömülü cesetlerin yerini ötecekleri adına, onları öldürmek me kadar mantıklı? En kolay yöntem bu! O kadar şikayet etmek için çenen çalışacağına elin çalışsaydı şu an çoktan mezarı kazmıştık." dedi küçük bir baş işareti ile önündeki küçük çukuru gösterirken. O sırada Aysar hoşnutsuz bir bakış attı önündeki çukura. Bunu görünce bir kere daha sabır çeken Asaf konuşmaya devam etti." Bak sen iyiden iyiye başka bir evreye geçiyorsun bu işin sonu nereye varacak bilmiyorum. "dedi ve başıyla devam et dercesine işaret yapmış ve kaldığı yerden çukuru kazmaya başlamıştı.
" Sanki sizin gittiğiniz yol çok makul gelmiş beni eleştiriyorsunuz! İki kaçık arasında kala kala bende kafayı sıyırdım bu anormal mi? "dediği anda Aysar gücenmiş gibi ona baktım.
" Aşk olsun Aysar! Ne kaçığından söz ediyorsun? Ben gayet kendi nezdinde olan iyi bir insanım. Sırf birkaç pisliği yok etmişim diye bana kaçık sıfatını yapıştırdın ya alacağın olsun! "diye dudağımı büze büze konuşmuş, Aysar 'a yalandan kırıldığımı belli etmeye çalışmıştım ama bu gerçek değildi. Hem sözlerini de asla kabul etmiyorum. Ben kaçık filan değilim. Gayette normalim. O daha kaçık insan görmemiş bence.
" Sen benim gelmiş geçmiş gördüğüm en kaçık insanısın bir kere! Birde kendini normal bir insan sayıyor!" diye çıkışınca o an sinirden ayağımdaki topuklu ayakkabımı ona doğru hızla fırlattığımda refleksi iyi olduğu için daha ona değmeden hızla eğilip darbemden kurtuldu. Eğilip durduğu yerden omzunun gerisinden yerde bulunan ayakkabıma baktı ve sonrasında önüne döndürdü başını. Tabii hedefinde ben vardım.
" Kaçık karı! Ne diye kafam kadar topuğu olan ayakkabıyı atıyorsun! Ya kafama gelseydi!" diye sinirle konuşunca ona öfkeyle bakıp konuştum.
"Aptal amacım zaten oydu! Bunu anlamayacaksın kadar aptal olamazsın değil mi? Ve çabuk ayakkabımı getir geri yoksa bir mezar daha kasarsın ama içerisinde bu sefer kendini görürsün!" diye açıktan açıktan tehdit edince olduğu yerde içten içe küfürler saydıra saydıra ayakkabıma doğru ilerledi.
Yerden aldığı ayakkabını küreğin üstüne bıraktı ve sonra küreği usulca kalırdı ve bana doğru birkaç adım atarak uzaktan ayakkabımı almamı sağladı. İki eliyle tuttuğu küreğin üzerinde bulunan ayakkabını alıp, ayağıma giydim. O sırada Asaf sessizce olup biteni izliyor bir yandan da kazıyordu. Küçük bir işaretle Aysar 'a bak nasıl sessiz sakin işini halledip duruyor mesajı vermiştim. O sırada Aysar somurtarak kaldığı yerden işini yapmaya başladı. Onlar neredeyse yarım saat boyunca kazıp dururken bende onları izlemiş, biraz etrafa bakıp durmuştum.
Bizden başka kimse yoktu etrafta. Eh sakin sakin işimizi halledip gideceğiz demek oluyordu bu. O sırada sonunda kazma işi bitince içerisinde oldukları çukurdan ikizler birbirine yardım ederek çıkmış ve karşıma dikilmişlerdi. Olduğum yerden aşağı indim ve uçurumuna kenarına doğru ilerlerken onlara işaret verdim adamı araçtan çıkarmaları adına. İkizler oldukları yerden çıkarken ben zihnime düşen o acımasız anılarla mücadele ettim. İnsan yaşadığı o kötü acıları birine nasıl yaşatırdı diye sormuyorsun ama şu an benim ne hissettiğim değildi önemli olan. Ne yapılması gerekiyorsa onun yapılması lazımdı. Bu işler maalesef böyle sonuç alıyor ve bu işleyiş değişmiyordu başka türlü.
Sonunda Ecevit 'i olduğu yerden getirince ikizler, onun yavaşça kendine geldiğini sayıklamalarından anlamıştım. Ecevit' i ikizler gömerken usulca arkamı dönmüş ve tekrar aracın kaputuna oturup, sessizce olup bitenleri izlemiştim. Çoktan tabutla olduğu yerde bulunan Ecevit 'e kısa bir bakış atmış ve sessizce telefonla ilgilenmeye ve bu faslın bir an önce bitmesini bekledim. Sonundan tabutun üzerine toprağı atıp, işi bitiren ikizler toparlanmaya başladığı sırada toprağın altından onun bağırışları yankı yapıyordu. Fazlasıyla debeleniyordu. Can tatlı bunu yakından görmüş biri olarak, çok şey yaşayacaktı bu tabutun içerisinde. İşleri biten ikizler yanıma gelince benim gibi kendine gelip debelenen Ecevit 'i dinliyordu.
"Çok bağırıyor bu ya, böyle olacağını tahmin etmemiştim." dedi Aysar dirseğini kaputa yaslamışken. O sırada anında diğer tarafımda beliren Asaf eşlik etti kardeşine.
"Evet kulağım ağrıdı ve şu an onu toprağın altında silahımla vurmak geliyor içimden. Acaba bunu yapsam mı ki? 'dedi son cümlesini sanki kendi kendine söylemişken.
İkizler kendi aralarında konuşurken ben maziye dalmıştım. Başıma gelen olayı hâlâ tam olarak atlatmış değilim. Sadece bir şey yokmuş gibi davranıyorum. Düşünmüyorum. Çünkü düşünmek bazen fiziksel şiddetten daha ağır acı veriyor. Bazen düşüncelere kapılıp duruyor, nerede hangi zaman diliminde olduğumu fark edemiyordum. En çokta hala bunu yapanı tam olarak bulmamak canımı sıkıyordu. Kimdi diyorum. Bana bunu yapan hangi kişiydi ve sebebi tam olarak neydi? Kişisel bir mesele için mi bana bunu yaptırdı yoksa özel bir sebebi yok muydu? Derin bir nefes alıp düşüncelerimi susturdum. Şu an zamanı değildi.
"Keşke elini kolunu bağladığımız gibi ağzınıda bağlasaydık. Bu sayede sesini duymak zorunda kalmazdık." dedi Aysar bu düşüncesini yerine getirmemenin verdiği rahatsızlıkla. Başını geriye atıp arka taraftan kardeşini görmek isteyen Asaf konuştu. İkisinin arasında olduğum için ikisi birbirini göremiyordu.
" O zaman ne anlamı kalırdı ki çığlıklarını duymamanın? Amaç onun yardım çığlıklarını duymaktı. Ve duyuyoruz ." dedi düz mekanik bir sesle konuştuğu sırada. Asaf bunları söylerken olduğu yerden ayrılmış ve birkaç adım önümüze durmuştu. Yerde bulunan devasa kayaya sırtını yaslamış ve oturmuştu. İkimizle böyle daha rahat göz teması kurmuştu.
" Yine de daha sessiz bir ölümü izlerdik. Ve bizi rahatsız etmezdi. Neyse katlanacağız el mecbur." dedi başını sağa sola yatırıp, eklemlerinden küt sesi çıkarırken Aysar. O sırada başını geriye attı ve gökyüzüne bakmaya başladı. Bu hareketli gözümden kaçmadı. Ne zaman böyle bir şey yapsak hep gökyüzünü izlerdi. Bir şekilde oraya bakarken dinleniyor muydu yoksa huzuru yerde değil gökte mi arıyordu?
"Ben halimden gayette memnunum." dedi Asaf oturmuş olduğu kayanın üzerinde. Benim sessizliğime rağmen ikisi de çok konuşkandı. Aysar hâlâ bakışlarını gökyüzünden çekmeden konuştu.
"Ben hiç mi hiç değilim. Hem neden onu uçurumun kenarına gömdük? Deniz manzaralı bir yer olmasının ne anlamı var? Sonuçta cehenneme direk gidecek ya? Çok kısa sürecek hayatla olan mücadelesi. "dedi Aysar eliyle kazdığımız alanı gösterirken." Hem diğer gerzek adamlar keşke gelseydi onlar kazsaydı. Kolum koptu toprağı kazmaktan. Akşam acısını çıkaracak kesin bu ağrı bedenimden. Uykuda uyuyamayacağım kesin. "diye söylendi küçük bir çocuk sızlanmasıyla.
"Unuttun mu kardeşim bu bizim aramızdaki bir anlaşma ve bir stres atma seansı olarak düşün bunu. Her şeyi kendin yapmadığın sürece bir anlamı kalmaz ki yaptığın şeyin ." dedi Asaf yakınmasının saçma olduğunu belirtirken kardeşine. Onun bu söylenmesi tabii ki Aysar 'ın aklına yatmadı. Ve anında sorguladı.
"Kazma ve gömme işinin nasıl size iyi geldiğini ben bir türlü anlamıyorum?" dedi buradaki tuhaflıklarla dikkat çekmek adına. Tuhaf olan tek şey keşke bu şey olsaydı. Birden fazla şey vardı. En başını da ben çekiyorum ama haberleri yok maalesef. Tuhaflıklar benim varlığımla başladı ve böyle son bulacak kesin. Ben bu düşüncede olurken birden Asaf konuştu.
"Amaç kendinden daha kötü birini gömerek rahatlamak ahmak! Bunun neresini anlamadın ben anlamıyorum! " dedi Asaf olduğu yerde onu azarlarken. Tabii bu hali Aysar 'ın sakinliğini silip attı anında.
"Ben kendimi hiç rahatlamış hissetmiyorum." dedi Aysar bıkkın bir sesle. Olduğu yerde kardeşine bu gerçeğin kendisini bağlamadığını belli ederken. Onun için mi bu huzursuzluğa sahipti. Belki de onu bu şeyden uzak tutmam gerekiyordu. Bunu ona dayatmam haksızlıktı.
"O senin cinsliğin!" dedi Asaf sinirli bir ifadeyle. Elinde bulunan yolmuş olduğu çimi ona doğru atarken.
"Bence o senin kafadan kontaklığın!" diye sinirle Aysar konuşunca sakin halinden sıyrılmış bir halde kardeşini hedef almıştı düşüncelerinin yanlış olmadığını fark etmesi adına.
"Yeter susun." dediğim anda ikisi de bir anda sessizleşti. "Kavga etmeyi bırakın. 0-5 yaş arası çocuklar gibisiniz." dedim artık dayanamayarak. "Ve sen eğer bu ortamdan rahatsızlık duyuyorsan bir daha o anlarda yanımızda bulunmazsın olur biter tamam mı? Ve böylece aramızdaki bu aykırılıkta son bulmuş olur." dedim zihnimdeki düşünceleri ikisine söylerken. Bir anda Asaf ne yaptın bak dercesine uyarıcı bir ifadeyle kardeşine bakarken ben onu susturdum." Rahatsızlık duyuyorsa bulunmak zorunda değil yanımızda. Bunun için ona kızma. "dediğimde Asaf bakışlarını kardeşinden çekti ve yere çevirdi. Yavaşça kafamı Aysar 'a çevirdim." Benim yüzümden maruz kaldığın her şey için özür dilerim bir daha olmaz tamam mı? Uzun zamandır rahatsızsan neden daha önce dile getirmedin? "diye sorunca Aysar ilk bakışta gözlerini benden kaçırdı.
Sanki suçlu oymuş gibi davrandı. Durum böyle değilken hemde.
" Öncesinde rahatsız değildim ama artık rahatsızlık duyuyorum çünkü bu olay senin başına geldiği andan beri bir başka oldu benim için. Onun için başka bir şekilde ceza keselim olmaz mı? Çünkü asıl sen kötü oluyorsun ama bunu dile getirmiyorsun." dedi ve sustu. Konuştuğu her an bakışları ayak ucuna bakıyordu. Nasıl yani şu an sadece benden ötürü mü rahatsız oluyordu?
" Ama daha öncesinde olduğu gibi her daim gökyüzünü izliyorsun ve ben daraldığın ve mecbur kaldığın için sakin kalmak adına bunu yaptığını düşünmüştüm." dedim düşüncelerimi açıkça ona söylerken.
Anında olduğu yerde telaşla doğruldu.
"Hayır Ronay. Yanlış anlamışsın. Ben sadece bir gün bizimde öldüğümüz gün gökyüzüne veda edeceğimizi fark ettiğim an hep gökyüzünü izliyor ve aklıma kazımaya çalışıyorum. Bir gün belki bir yere hapsolur ve gökyüzüne hasret kalırsam ya sa görüntüsünü unutursam zihnimde bulunsun diye bunu yapıyorum ama sanırım yanlış lanse etmişim kendimi bu davranışım yüzünden. Özür dilerim kendini suçlu hissettirmişsem. "diye safi düşüncesini dile getirdi. O an ona bakarken usulca anladım dercesine başımı aşağı yukarı salladım.
" O halde sorunları hallettiysek kalkalım mı? Geç oldu ve eve dönelim. Hem Ecevit 'in seside kesildi çoktan mevta olmuş. "diye bize gerçeği fark ettiren Asaf' ın cümlesiyle kendimize gelmiştik. İkizler hâlâ mezarın etrafında dururken, ben olduğum yerden yavaşça ayaklanıp aracın etrafından dolanmış, kapıyı açıp araca geçmiştim. Ben araca geçince ikizler son kontrolleri yapıyor herhangi bir iz bırakmamak adına mezarın izlerini ört bas ediyordu. Onlar işlerini yaparken birden telefonum çalmış ve ekranda Kubat'ın ismi belirmişti. Ne çabuk kulağına gitti ya yaptığım şey. Ben şaşırmışken daha fazla oyalanmadan telefona yanıt verdim. Tek gayem kavga çıkmamasıydı.
Telefonu açıp kulağıma yasladım. İlk birkaç saniye ses gelmedi sonra Kubat'ın kendine has erkeksi sesi kulağıma ulaştı.
"Neredesin Ronay." demişti telefonu açar açmaz. Sinirli değildi. Daha çok sesinde merak vardı. Sanki şu an neyle meşgul olduğumu bir an önce öğrenmek için can atıyordu. Gözlerim aracın dışında bulunan ikizlere kaydı hâlâ uğraşıyorlardı. Yavaşça nefeslendim.
" Dışarıdayım." dedim tek nefeste. Anında karşıdan Kubat'ın sesini duydum ve sanki bir yerden başka bir alana çıkıyordu ve kapı kapanma sesini işitmiştim.
"Neden şirkete gelmedin ve dışarıda ne aradığını öğrenebilir miyim?" dedi bir an önce ne yaptığımı öğrenmek isterken. "Tabii senin açından sakıncası yoksa." diye ekledi kibar olup tartışma çıkarmamak için. Bugünlerde çok sakin ve uysal davranıp duruyordu bana ve bu daha çok kafamı karıştırıyordu. Bu adamın hâlâ tam olarak niyetini anlamış değilim.
" Dışarıda yapmam gereken küçük bir işim vardı. Onun için şirkete gelmedim. Bir sorun mu oldu?" dedim neden şirkete gelmediğimi sorguladığı an.
"Senin küçük işlerin genelde ses getiren olaylara sebep olur. Yine ne yaptın Ronay? Kimi öldürdün? Kimi ortadan kaldırdın?" dedi ve benim konuşmama izin vermeden devam etti. "Herhangi bir sorun burada yok ama senin yeni bir sorun yaratacak olmanı saymazsak. Yine neye bulaştın Ronay? Neden normal eşler gibi alışveriş yapıp kredi kartlarımı patlatmıyorsunda, büyük meseleler içerisinde kendimi bulmamı sağlıyorsun? Ne zaman bu sorun açma işlevini durduracaksın çok merak ediyorum sevgili karım. "dedi tek nefeste bunları söylerken. Ses tonunda aslında yakınma vardı. Öfkeli değildi. Daha çok endişe duyuyordu. Sanki yapmış olduğum her neyse neye sebep olacağını ölesiye merak ediyordu.
" Ben hiçbir şey yapmadım. Oturdum yerde oturuyorum ben asıl işi yapan ikizler zaten. Hem neden senin paranı harcayıp, sana sorun çıkarayım? Benim zaten kendi param var. Ve şirkette sorun olmamasına sevindim. Merak etme kendi işimi kendim gördüm ve sana sorun olmayacak. Bir şey olursa her zamanki gibi ben hallederim. "demiş ve bu konuda başına iş açmayacağımı ve olursa da kendim halledeceğimi söylemiştim.
Hem ne diye parasını harcamaya kalkayım? Kendi parasını kendi kazanan kadınlardanım ben! Ve nasılda biliyor benim sıradan olaylar içerisinde olmadığımı. Bunu düşününce bile dudaklarıma yaramaz bir gülümseme yer edindiği sırada sonrasında kendimi toparladım. Yanımda bulunmazken bile ayarlarımı bozuyordu!
"Ama o emri veren sensin değil mi? Ve içerisinde olduğun her mesele beni ilgilendirir. Sorunu üstlendiğim gibi üzerime düşeni yapıp, sana herhangi bir sorun çıkmamasını sağlayacağım Ronay. Ve istediğin kadar sahip olduğum tüm mal varlığımı harcamakta özgürsün. Sen benim karımsın Ronay. Her şeyim sana ait. "dedikten sonra birkaç saniye duraksadı ve bir şeyler fısıldadı ama ne dediğini pek anlayamadım." Hem bu sefer ne olduda, yine birine sardın? Yine kim seni karşısına alarak, ölüm fermanını imzalamış oldu? "dedi sona doğru bu halimden memnuniyet duymuş bir ses tonuyla.
Araba içerisinde hâlâ tek başıma bulunurken normal bir çift gibi onunla konuşuyor , tartışıyor olmak tuhaf gelmişti şu anlarda.
" Emri veren benim ama işi yapan ben değilim buradan da bak meseleye . Ve bir sorun olursa bu benim sorunum. Senin üstlenmene gerek yok. Paranıda harcayacağım yok. Sana ait olan hiçbir şeyi istemiyorum. "dedim kısa bir duraksama yaşarken. Sonra iç çekerek devam ettim konuşmaya." Hem ne yapayım canımı sıktı bu ceset! Durmamı beklemen hataydı! Haddini bildirmem lazımdı bir an önce. "diye sinirle konuşup, bunu yapma sebebimi ona sunmuştum. Ve sanki yaptığım bir suç değilmiş gibi ona hayıflanıyordum.
" Ceset mi? "dedi büyük bir şaşkınlıkla. Sesindeki hayret tınısı, onu ne kadar dumura uğrattığımın işaretiydi." Adam çoktan öldü mü? "dedi son durumunu merak eden bir sesle.
Bu sorusu sonrasında düz ama tekinsiz bir ifadeyle sanki beni görüyormuş gibi bir ifade takındım. Sesime yansıyan ton, bu halinden keyif aldığımı belli ediyordu. Yapacaklarım konusunda bu kadar şaşırması beni nedense ayrı bir mutlu ediyordu. Ah Kubat Alphan Kahir demek ki ben konusunda şaşırmaya doymayacaktı.
"Saniyesinde hemde öldü diyebilirim." dedim engel olamadığım bir kıkırtı dudaklarımdan kaçarken. Benim yaptığım şeye dair güldüğümü belki sanıyordu ama hayır ben onun bana karşı verdiği tepkilere gülüp, bu haline karşı keyifleniyordum.
"İşinde bu kadar özenli davranman beni endişelendiriyor ama yapacak bir şey yok. Neyse ki bu hallerine aşinayım. Ortalığı iyi temizlediğinden eminim geriye ölümün senin emrinde yapılmadığını kanıtlamaya çalışmak. Bunu ben halledeceğim. Sen sadece bana adamın ismini ve soyadını ver. "diyerek bu konuda sorumluluğunu üstlenmesi şaşkına dönmemi sağladı.
" Neden bunu yapıyorsun? Başına dert açma benim yüzümden. "dedim sakince.
" Asıl üstlenmezsem başıma dert açmış olurum ve bunu istemiyorum. Tehlikede olmaman için bu uğraşım. "dediği anda irice açıldı gözlerim. Çünkü aslında her cümlesinde yatan gerçeklik buydu ve ben bunu olabildiğince görmezden geliyorum ama eninde sonunda karşıma çıkacaktı.
" Ecevit Tafet . "dedikten sonra konuşmasına asla müsaade etmeden telefonu yüzüne kapatmıştım.
Sonrasında ikizler araca binmiş ve olduğumuz yerden ayrılmıştık.
꒰ఎ ♡ ໒꒱
Malikaneye geldiğim an çoktan akşam yemeği hazırdı. Anında ellerimi yıkamış, üzerimi hızla değiştirip, yemek salonuna geçmiştim. Masadaki yerimi alınca hep beraber yemeği yemeye başlamıştık. Eşref yemeğe katılmamıştı. Halbuki ona güzel bir haberim vardı. Tabii Kubat'ın gözleri üzerimde olduğu için yemek benim açımdan hiç rahat değildi ama olabildiğince sakin ve umursamazca davranmıştım. Aç olduğumu yemeğine yiyince fark etmiş ve pür dikkat bakışlarımı tabağımdan çekmemiştim. O sırada masada konuşulan konu çok aşina olduğum bir meseleydi.
"Kazım 'la bu öğleden sonra bir yerde buluştuk ve bana Ecevit Tafet' in kaybolduğunu, her yerde onu aradıklarını söylemişti. Anında ortadan kaybolması ailesini çok endişelendirmiş." sakince yemeğini yiyen Ali bey bunu söyleyince o an son anda yediğim şey genzime kaçmasına mani oldum.
Yavaşça su bardağına uzandım ve suyu içtim kana kana. Bu adamda nasıl gündemde bulunan konularla karşıma çıkıyor anlamış değilim. Göz ucuyla Kubat 'a baktığım an onunda bakışları bendeydi . Derin derin nefesler alıp verirken, ne diyeceğini merak ettim. Kubat geriye doğru yaslandı. Bakışlarını benden karşısında bulunan dedesine çıkardı. Bundan istifade edip onu izledim çaktırmadan. Düz surat ifadesi, bakışlarındaki umursamazlık, kendine olan o her zamanki güveniyle karşımda duruyordu. Yine her zamanki gibi simsiyah bir takım elbise ile bulunuyor, hafifçe alına dökülmüş kahverengi saçları, etrafına yaydığı o aurası benim onu izlerken bulmamı sağlıyordu. Kubat’ın bazen bir ressam elinden çıkmış bir tablo olduğunu bile düşünmüşümdür.
Kusurlarını bile saklayacak maharete sahipti. Onu ilk gördüğümde belki de beni en çok esir alan bakışları olmuştu. O yıkılmaz, güçlü bakışları. Duruşunda hep bir asalet vardı. Yanında olursam bocalarım kesin diye düşünmüştüm ama sanki onun yanında tüm hatalar kendini doğruya bırakıyordu. Ama ben sadece bir gölge içerisinde saklanarak onunla var olabiliyorum.
"Evet bende bugün öğrendim işin aslını." dediği an Kubat'ın sesindeki ima bana yönelikti. Hatta çaktırmadan bana bakmış ve tekrar bakışlarını dedesine çekmişti. " Ve baktığım kadarıyla Ecevit 'in ne denli bir pislik içerisinde olduğunu fark ettim. Meğerse her pislikte o varmış. Hatta sevgili kardeşim Eşref' inde en azılı düşmanı oluğunu bugün öğrendim. Ve başına gelenlerin sebebinide bu sayede fark ettim." dediğinde Kubat tabii ki her şeyi çoktan öğrenmiş olduğuna şaşırmadım. Malum adamın haber kaynakları çok güçlüydü. Kubat 'la dedesi kısa bir an benim fark etmeyeceğim bir bakışma yaşadılar. Sanki bu onların arasındaki gizli bir bakışmaydı ve bu sayede her şeyi birbirlerine anlatıyorlardı.
" Sen mi onu kaçırdın? "diye pat diye bana bakıp soru sorunca Ali bey. Bu soruyu beklemediğim için şaşırdım. Bazen Kubat'ın bu kıvrak zekasını kimden aldığını unutuyorum. Masa üzerinde bulunan ellerimi hafifçe kıpırdattım. Suçlu psikolojisiyle gözlerimi ondan kaçırdım ama saniyeler sonra bakışlarım yine onu buldu.
"Evet onu ben kaçırdım." dedim yaptığım şeyi kabul ederken.
"Keşke sadece kaçırsaydı." diye işin aslını ortaya sermek isteyen Kubat 'a sus anlamında baktım. Ne diye her şeyi ortaya döküyor? Nerede mahremiyet? Ben belki herkesin duymasını istemiyorum.
"Durduk yere ne diye adamı kaçırdın? Kızım sen biraz normal kadınlar gibi davranıp dursana. Adam kaçırmak ne demek! Ya senin yaptığın ortaya çıkarsa?" dediği anda sanki yaptığım çok maharetli bir şeymiş gibi gerine gerine konuştum.
"Bu konuda ne kadar iyi olduğumu unutmuş olmalısınız Ali Bey. Söz konusu bu tür işlerse ne kadar ciddiyetimi takındığımı, işimi ne kadar iyi yaptığımı ve profesyonel davrandığımı bilmeniz gerek. Geçmişte bu ve bunun benzerine bizzat şahit oldunuz." diye açıklama yapınca Ali bey teessüf edercesine baktı. Sanki artık bu işleri bırakmamı istiyordu. Ama ben bu işin tam ortasına adım atmıştım." Hem durduk yere yapmadım. Canımı sıktı bende gerekeni yaptım. "dedim haklı olduğum gerçeğini yansıtırken.
" Ne konuda haklısın? "dedi Kubat o an araya girerek. Hızla başımı ona çevirdim ve gözlerimi kısıp ona dik dik bakmaya başladım.
" Her konuda oldu mu? Hem sen niye özelimi döküyorsun? Sanada gerçeği söyledim ya anında yetiştir dedene hiç gecikmeden. "diye onu kınayan bir bakış atıp önüme çevirdi bakışlarımı ve Kubat 'ın bu ani yakınan halime attığı o memnun ifadesini görmemiş gibi davrandım. Yok saymış olmama rağmen beyefendi bugün sanki hiçbir şey onun huzurunu bozmayacakmış gibi sakinlikle konuştu.
"Dedemin bilmesinde herhangi bir sakınca yok Ronay. Hem aile olarak bu tür olayları konuşmanın nesi kötü? Belki de bu konuda dedemin bir görüşü işine yarayacak." diye konuşunca Kubat gözlerimi sakin kalmak adına birkaç saniye kapatmıştım. "Hem bu yaptığın şeyin aslında Eşref 'i korumak adına olduğunu bilse dedem daha çok bu konudaki eksik bırakılmış detayları kapatmaya çalışır." dediğinde tabii dedim konu ben olsaydım anında benim foyamı ortaya çıkarmak için elinden geleni yapardı. Ama söz konusu torunları olsa Ali Bey anında bu olayın üstünü örterdi.
" Nasıl yani Eşref için mi o adamı kaçırdın? "diye şaşkınlıkla konuşan Ali Beye cevap veren Kubat olmuştu.
" Keşke sadece kaçırsaydı direkt adamı ortadan kaldırmış hemde. "Bunu dediği anda bir kızgınlık belirtisi yoktu. Hatta direk yok etme işlevini duymak Kubat 'ın garip bir keyifle dolup taşmasını sağlamıştı." Seni tanımlayacak olsam yok etmek diyebilirim aslında. Susturmak ve ya durdurmak değil bitirmek. Fiili anlamda bitirmek senin işin ve bu halini sevimli bulduğumu söyleyeceğim." dediğinde bu sefer gözlerimi belerterek Kubat 'a bakıp az önce söylediği cümlenin bende yarattığı halimi saklamaya çalıştım.
Bu adam ayarlarımı her geçen gün bozmakta bir üst level atlıyor ve bu canımı sıkıyor.
" Beni az çok bilirsiniz ki bir şeyi yarım bırakmak hoşuma gitmez. Adamı uyarmama rağmen ayağını denk almadı bende işi kökünden bitirmenin daha mantıklıydı olacağını düşündüm." demiş ve Kubat sözlerini ört bas etmeye çalışarak, konuyu başka bir yere çekmiştim.
" Neyse olan oldu artık. Önemli olan bu işi Kahir ailesinin yapmadığını saklamak. Tafet ailesinin ne denli ruh hastası olduklarını bilmeyen yok. Ona göre bizden bilmesinler. Gerekli önlemleri aldığını biliyorum Ronay az çok seni tanıyorum. Ama olabildiğince bu zaman içerisinde dikkat çekmemeye bak. "diye beni uyarınca Ali bey tamam dercesine başımı aşağı yukarı salladım anında karşı çıkmadan kabul etmem ikisinide şaşırttı. Sadece gereksiz polemik olmasın diye kabul ettim. Çünkü amacım başka bir şeydi. Onun için bir süre herkesin hedefinde olmak istemiyorum.
Zaten sonra da yemeğin geri kalanında sessiz olmuştuk. Yemek bitince Ali Bey ve Kubat yeni şirket proje işini konuşmak için çalışma odasına giderken bende salondaki koltuklara geçmiş ve Eşref 'e ne zaman geleceğine dair mesaj atmıştım.
Ben : Ne zaman gelirsin malikaneye?
Bunu yazdıktan sonra saniyeler içerisinde geri dönüş olmuştu.
Eşref : Yoldayım eve geliyorum. Bir şey yok değil mi?
Ben : Hayır sadece seninle konuşmak istediğim bir mesele var onun için yazdım sana.
Ben mesaja döndükten sonra salonda sessizce onun gelmesini beklerken bir yandan da çalışan kızdan benim için bir kahve yapmasınlar istemiştim. Kahvem gelmiş sakince kahvemi içerken bakışlarım ara sıra salonun girişine kayıp duruyordu. Eşref hâlâ eve giriş yapmamıştı. Bir yandan vereceği tepkiyi merak ediyorum bir yandan da bana ne diyeceğini. Sabırla onun gelişini beklemiştim. Birkaç dakika sonra kapı çalınmış ve çalışan kızın kapıya doğru giden adımlarını duymuştum. Eşref 'in kapı açıldıktan sonra her zamanki çapkın cümleleri kulağıma ulaşmıştı.
"Ah emel sen misin varlığınla bu evi aydınlatan yoksa benim gelişim mi bu evin karanlıktan sıyrılması?" dedi haylaz bir sesle. Eşref' i tanırdım asla evdeki çalışanlara kötü gözle bakmaz, çoğu zaman onları bir kız kardeş gibi görür ve onlara takılmaktan kendini alamazdı. Çoğu zaman evde ne olup bittiğini onlara sorar, bazı zamanlarda karşılıklı kahve içerek Eşref 'in dedikodu bile dinlemişliği olduğuna şahit olmuşluğum vardı. Çok yönlü biriydi ve ortama anında ayak uydurma yönü beni nedense gülümsetiyordu.
Emel cevap vermeyince tekrardan konuşmuştu. "Yenge hanım nerede? Kesin yolumu gözlüyordur salonda değil mi? Ah bu kadının bana olan bu düşkünlüğü beni darmadağın ediyor. Kocasını bile beni sevdiği kadar sevmiyordur değil mi?" diye onu duyduğumu bile bile bu cümleleri kurmasının sadece ifademdeki hislerin kendini gölgeler arasına saklamasını sağlamıştı. Adama bak biz onun için ne yapıyoruz, o bizi zorbalıyor. Göstereceğim ben ona ama sevgiyi görecek gününü!
Sonunda olduğu yerden ayrılan Eşref salonun girişinde gözüktü.
"Ah güzeller güzeli yengem benim yollarımız mı gözlüyor." diye banada takılmaktan kendini alamadı. "Bilseydim daha erken gelirdim." dedi bu sefer her kelimesi sonrasında ifademi pür dikkat izlerken. Rahat tavrı, büyük adımlarla bana doğru gelişine sadece ifadesiz bir suratla bakmıştım. "Birileri kızmış anlaşılan." diye surat ifademe dikkat çekince elimdeki kahve bardağını yanımdaki küçük sehpa üzerine bırakmıştım. Bir anda ciddi bir duruş sergilemem, Eşref 'in anında kendini toparlayıp, şakacı tavrından sıyrılıp karşımdakine yerini almasını sağladı. Karşımda oturan Eşref' e kısa bir bakış atıp, düz bir surat içerisinde konuşmuştum.
"Benden bir şey istemiştim ya." diye söze başlamış ve devamını getirmiştim. "Hah işte ben onu yerine getirdim." dedim vereceği tepkiyi izlemeye koyulmuşken. O sırada Eşref kaşlarını çattı ve ne demek istediğimi anlamaya çalıştı. Ve neyi kast ettiğimi. Birkaç saniye zihni dediklerimi ölçtü ve tarttı. Ve ardından kafası karışık bir şekilde konuştu.
" Hangisini kast ediyorsun?" dedi ilk an "Çünkü ben senden çok fazla şey istiyorum." dedi yalın bir sesle. Bakışları net bir şey söylemem konusunda ısrar ediyordu. O an ima yapmaktan kendimi alamadım.
"Ne güzel bunun farkında olman? Malum isteklerin hiç bitmiyor. Benim istemem gerekirken sen benden istiyorsun." dedim yarı sinirle yarı yakınmış bir ifadeyle.
"Farkında olmuşsam ne olmuş? Sanki yanlış bir şey istiyorum. Hem bir şey isteyeceksen git Kubat'tan iste. O senin kocan değil mi? Bir şey isteyeceksen benden önce ondan istemen daha doğru olur. Sonuçta evlilikler bunun için değil midir? Onu bunu boş verde hangi istediğimi yaptın? Çok merak ettim doğrusu. İnşallah en çok istediğim şeyi yapmışsındır. "dediği anda ona dik dik baktım. Her cümlesinde önce beni kızdırıp sonrasında nasıl yumuşamamı sağladı anlayamadım. Derin bir nefes alıp, geriye yaslanıp vereceği tepkiyi dikkatle izledim.
" Hani müzayede canı gönülden benden istediğin şeyi yaptım. "dedim sakin ses tonumla. O an önce duraksadı sonra yüz ifadesine bir rahatlama geldi ve bir aydınlanma yaşamış gibi tepkiler vermeye başladı.
" Sahi mi yenge hanım? Duyduklarım gerçek değil mi? Şimdi sen benim için yaptın mı bunu? "dedi ve olduğu yerden ani bir hareketle kalkıp anında bana doğru ilerledi ve birden bana sarıldı. Bu sarılmasını hiç beklemediğim için bende şaşırdım ve bir an hareketsiz kaldım. Eşref bana sımsıkı sarılırken başım göğsüne yaslıydı. Bir an bu sıcak ve güven veren sarılışı beni dinginleştirdi. Zihnimdeki o kasvetli yalnızlık kısa süreliğine bir toz parçaları gibi etrafa yayılıp durdu. Usulca olduğum yerden onun benden uzaklaşmasını bekledim sarılmak yerine tabii o an konuşmayı ihmal etmedim.
"Evet artık düşman sayın çok aza indi." dedim bu gerçeği ona hatırlatırken. "Mutlu olmalısın artık çünkü adamı hallettik ikizlerle birlikte ve sana sorun çıkarmaya artık." dedim ve kısa bir müddet soluklandım. O sırada Eşref yavaşça benden uzaklaştı ama yanımdan ayrılmadan önümde diz çöküp, ellerini dizlerine bıraktı.
"Ya sen benim tek ve en mükemmel yengemin. Her istediğimi yapman sana olan sevgimin daha çok artmasına sebep oluyor." diye gerçekçilik düşüncesini dile getirdi.
O an biliyorum başı derde girse asla Kubat ve dedesine gitmezdi çünkü hâlâ aralarında aşılmayan sınırlar vardı. O zamana kadar Eşref bir şey olduğu an derdini ve sıkıntısını çözmek için bana gelecekti. Onu geri çevirmezdim çünkü bu hissi biliyorum birine sığınmak ve onun sana yardım edeceğini bilerek, gönül rahatlığıyla hareket etmek ne biliyordum. Bunu bende çok yakın bir zamanda bizzat yaşadım. O an bu duygusallık ortamı bozup ona takıldım.
"Zaten benden başka yengen yok ki." dedim bilmişlik içerisinde . Anında burnundan nefes verdi ona takıldığım için. Elini boş ver dercesine salladı.
"Yine de boş ver sen bu dediğimi ." dedi ve olduğu yerden büyük bir mutlulukla doğrulup salonda kendi kendine dolanmaya başladı. "Ah şimdi gerçek anlamda çok rahatladım. Bunun kutlamasını bir an önce yapmam lazım." dedi ve gözleri fıldır fıldır bir şey düşünüyor gibi etrafta dolanıp durdu. Sanki zihninde şu an planı yapmış gibiydi. "Sende benimle gelmek ister misin? Eğleneceğinin garantisini verebilirim inan ki." dediği anda ellerim havadayken anında yok dercesine sağa sola sallamıştım.
"Yok yok... Sağ ol ben böyle gayette iyiyim. Sen eğlenmene bak." demiş ve istemediğimi ifadelerimle, davranışlarımla ve konuşmamla belli etmiştim.
"Çok şey kaçırdığını bilmen gerek." dediği sırada samimiyetsiz bir gülümsemeyle konuştum.
"Ah inan ki zerre üzülmüyorum." demiştim ona karşılık.
Sonrasında biraz daha konuşmuş bana detaylıca yaptıklarımı sormuştu. Ona her detayını atlamadan cevap vermiş ve sonrasında Eşref yanımdan ayrılıp odasına geçmişti. Malum gece onun için yeni başlıyordu ve biraz dinlenip öyle evden ayrılacaksın. Kim bilir yine ne gözlere şaşkınlık veren eğlence içerisinde olacaktı. Eşref gittikten sonra bende çok salonda durmadım ve odamın yolunu tuttum. Yorucu bir gün olmuştu ve biraz dinlenmek benimde hakkımdı.
꒰ఎ ♡ ໒꒱
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |