16. Bölüm

13 - His Kayboluşu

Özlem Durmuş
kumsallardagezen12

 

 

" Terk edilmiş bir kent gibi yalnızdım.."

 

Geçmişime bakarken yalanların ağırlığı üzerime çöküyor. Geçmiş beni acılarımla yaralıyor. Oradan beni güçsüz düşürmeye çalışıyor. Acıların dipsiz kuyusu içerisinde çırpınan ben, kendi aydınlığıma çıkmak istiyorum. Bir melodi vardı zihnimde yankı yapan ve o melodi kendi özgürlüğünü yaymak istiyor. Ve bu özgürlük yalanlardan çok uzak doğrulara çok şeffaf.

 

Yalanların izlerini silmek isteyen bu melodi aslında kalbe yerleşmiş doğrudan uzak her şeyi yok etmek için elinden geleni yapmaya yemin etmiş. Geleceğime bakarken beni aslında büyük bir yalnızlık bekliyor aslında. Yalnız bir yaşam içerisinde acılarımla yüz yüze geliyorum. Yalanlarımın yıkımını izliyorum. Ve her yıkım altında benim gözyaşlarım var. Harabe olmuş hislerin arzuladığı hayal dünyaların parçaları var. Belki de asla bir araya gelmeyecek o hislerle var olacak dünyanın yansıması vardı zihnimin en derinliklerinde.

 

Beklememiştin hayatın beni bu noktaya getireceğini. Bu noktada neleri mahvettiğimin ve neleri baştan sona değiştirdiğimi fark etmemiştim. Ruhsuz bu evrene yeni bir ruhu getirdiğimi. Saklı hisleri açığa çıkardığımı, saklanan düşünceleri ortaya serdiğimi yeni yeni fark ettim. Belki de ben bu karanlığa güneşi doğurdum ama kendi karanlığımıysa sonsuza kadar güneşten mahrum bıraktım. Ben belki de bu hikayede en çok kendimi harcadım. Hemde sonumun beni nasıl mahvedeceğini bile bile. Sonsuz bir döngüde sıkışmış gibiydim. Ve bu döngü bana şunları fısıldıyordu. ' Evren sil baştan her şeyi tekrar başa saracak o zamana kadar bekliyor. Geriye dönmek için geç değil ama devam etmek için çok geç bir zaman dilimi içerisindesin.'

 

Beklememiştim hayatın beni hiç ihtimal vermediğim hislerle baş başa bırakacağını. Yabancı olduğumu sandığım, asla bana ulaşacağını düşünmediğim o hislerle burun buruna gelmiştim. O hisleri yok saymıştım ama hayır onları tam karşımda bulmuştum. Ve onlardan kaçacak o zaman dilimini çoktan kaybetmiştim. Şimdi ise onları yok saymaya devam eden o rol içerisinde bunu olmamış gibi sayıyorum ama bir katkısı olmuyor sanki. Ve ben ister istemez kendimi o hislere boyun eğerken buluyorum. Çünkü bu hislere yabancıyım ve onları nasıl kontrol edeceğimi asla bilmiyorum. Onlara yön veren taraf değilim, istenilen yöne doğru ilerleyenim bu sefer. Ve iplerim benden bağımsız hareket ederek bu işi yokuşa sürüyor, bu yokuşun beni ipe götürecek olduğunu bile bile hemde.

 

Hayat hep devam eder derler ama hayır bazen hayat bir noktada sıkışıp kalır. Ve insan o noktadan öteye asla bir adım dahi gidemez. Sıkışıp kaldığım yer hislerin kalbime sızmak istediği o zaman dilimi. Asla daha önce misafir olmadığı o yerde bu hislerle burun buruna geldim ve beni kuvvetli bir güçle geriye itiyor. Onu görmezden gelmek için çabalıyorum ama varlığını yok saymak artık imkansız.

 

Hislerin beni bu denli farklı kararlar aldıracağını asla düşünmezdim ama şimdi zihnimdeki düşüncelerle değil kalbimdeki hislerle ilerliyordum. Ve bu rotamın tepetaklak olmasını sağlamıştı. Ve şimdi o rotayı tekrar devam etmesi gereken yola tekrar sokmam gerekiyor. Bu baya zor olacak gibi ama başka bir ihtimal yok bundan gayri.

 

Ben bu bulunduğum evrene yabancıydım. Bu evrene hiçbir zaman ait değildim. Çünkü burası benim evim değildi. Hiçbir zamanda olmayacaktı. Çünkü burası bana sunulmuş bir acı evreniydi. Ve ben bu evrende sıkışıp kalmış bir tutsaktım. Tutsaklığım ne zaman son bulur bilmiyorum ama bu tutsaklığı kısa kesmek için elimden geleni yapacağımdan eminim. Acının sunduğu her darbeden kaçmak için elimden geleni yapacağım. Ve her anı kendi lehime çevirmek için büyük bir mücadele içerisinde olacağım çünkü henüz yolun sonuna ulaşmış değilim ve ben izin vermeden o yolun son bulmasına müsaade etmeyeceğim.

 

Bazen hiç kazanamayacak olduğunuzu sanırsınız ama tam her şeyin sonuna geldiğinizi sandığınız anda aslında çok şey kazanmış olursunuz. İşte bende o anın tamda içerisinde olduğum zamanı denk geldim. Her şeyin bittiğini sanırken aslında tamda başlangıç kısmında olduğumu fark ettim. Yeni bir yol çıktı karşıma. Yeni bir sayfa açıldı önüme ve bende bunu değerlendirdim şartlar ne olursa olsun. Her çıkışı kendim için inşa ettim. Her çıkışın sonunda kendi iyiliğim için mücadele koşulları sundum.

 

Her çıkış benim kurtuluşuma çıksın diye çabaladım. Şartlar zordu, mücadele zaman alacaktı ama pes etmedim. Ve yılmadan istediğimi kendim için ben yaratacaktım. Her şeyi adım adım planladım. Her şeyi bir bağlantı noktasına ulaştırdım. Ve bu noktada her gölge altında kendi emellerimi sakladım. Yaptığım eylemler , söylediğim sözler, başardığım mücadeleler bu amaçlarım içindi. Belki de çok zor bir yoldan bu bulunduğun konuma geldim ama yaptığım şeyler yanlış dahi olsa, ucunda başarmış olduğum her şeye değmişti.

 

Sabah erken doğmuştu benim için ya da hiç uyuyamadığım için benim için gün erken başlamıştı. Yine o huzursuz gecelerden birini yaşadım. Yabancı değilim bu tür gecelere. Ama çok usandığım doğrudur çünkü rahat uyku uyumayalı tam tamına üç sene oldu öncesinde de rahat uyku çekmezdim ama kabuslar görmezdim şimdi her ikiside mevcut. Erkenden seraya geçmiş çiçeklerime bakım vermiş, kalan işlerimi halletmiş, gündemde var olan haberleri okumuş, yapmam gereken aylık programımı incelemiş ve bugün yapacaklarımı planlamıştım. Her zamanki gibi çok şey yapacağım o günlerden birini yaşıyordum.

 

Durgun zihnime rağmen bugün tüm hareketlilik programımda mevcuttu. Akşama kadar şirket ve ev arasında mekik dokuyacağım kesin. Neyseki bazı işleri öncesinde Eşref 'e postalamış olduğum için daha az yorulacaktım. Seradan çıkıp yönümü eve çevirdim. Evden içeri girince salon ve mutfak arasında hareketlilik içerisinde olan çalışanlara günaydın demiş ve yavaşça salona geçmiş ve masadaki yerimi almıştım. Daha kimse salona kahvaltı için inmemişti. Zaten Eşref 'ye beş saat önce gelmiş ve yeni yeni uyanmış olmalıydı. Birazdan hepsi masada yerini alırdı. Onlar gelene kadar bende kahvemi içer biraz telefonda takılır dururdum.

 

On beş dakika içerisinde herkes masaya gelmişti. Kubat masaya geçince bana kısa bir süre bakmış ve sanki uyumadığımı anlamış gibi gözlerime daha çok bakıp durmuştu. Burnundan verdiği nefesle sanki bu halim canını sıkmış gibi duruyordu. Ondan kaçırdığım bakışlarımı diğerlerine çevirdim. Eşref hâlâ uykulu halinden sıyrılmamış bir vaziyette kahvesini içiyor, Ali Bey 'se önündeki gazetesini okuyup, çayından bir yudum alıyordu. Tam olarak kahvaltıya ben ve Kubat tek başlamıştık. Kubat tabağına yiyeceği şeyleri yerleştirip dururken, bende yapılan patatesli böreği tabağıma almış ve küçük parçalarla yemeye başlamıştım. O sırada Kubat bakışlarını masanın başında duran dedesine çevirdi.

 

"Dün akşam konuştuğumuz gibi bu yatırımcılarla ben konuşacağım sende hastahaneye gidip doktor kontrollerini yapacaksın dede." diye taviz istemeyen sesiyle konuşunca, Ali Beyin o an paşa paşa kabullenip başını salladığını gördüm. Her ne kadar doktora görünmek istemesede torununun itirazını görmezden gelemiyordu. O sırada Kubat'ın yana kayan bakışları Eşref 'in uyku mahrumu olan yüzünü buldu. "Hatta sana Eşref eşlik etsin. Böyle daha iyi olur." demesine karşı aniden Eşref kendine gelmiş gibi silkelendi.

 

"Hani bu yatırımcılarla görüşmeye benimde gelmemi istiyordun?" dediğinde sorusu daha çok neden onu istemediği için değil bir anda neden vazgeçtiği içindi.

 

"Dedemin yanında olup doktorların ne dediğini bir bir söylemeni istiyorum. Eminim ki çok iyi tembihleyecektir oradaki herkesi dedem ve ben neyi olduğunu tam olarak bilmek istiyorum. Keza sen orada olunca saklanacak bir şey olmayacak hatta senden ses kaydı almanı ve doktorun dediklerini kaydedip sonrasında bana iletmeni istiyorum. Ben sonradan doktoruyla yüz yüze konuşacağım, durumu hakkında. "dediği anda Kubat ne yapmasını istediği Eşref 'e komut verirken. Eşref o an sadece olur derecesine başını salladı.

 

" Peki yatırımcılarla konuşmaya tek gitme. Ronay' da yanında gelsin. "dediği anda birden konu bana gelince şaşkın bakışlarımı Eşref ve Kubat arasında gezdirip dururken ne diyeceğini bilemedim.

 

" Aslında benimde aklıma bu geldi. "dedi Kubat bana döndürdüğü başkalarıyla sakince beni izlerken. Ne diyeceğimi merakla bekliyordu." Yatırımcılarla bu öğle arası yemek yiyip, bahsettiğim o projeyi yapmak için ayarlama yapacağız. Sonrasında eğer anlaşmaya varırsak sözleşmeyi imzalarız kısa zamanda." diyen Kubat susmuş ve benden yanıt vermemi beklemişti.

 

Masanın üzerindeki parmaklarım hafifçe kıpırdadı. Yani Kubat 'tan olabildiğince uzak durmak, pek yan yana gelmek istemiyorum son zamanlarda ve çok an ettiği teklif biraz bu kararımı yıkıyor, hevesli olması ise sanki yemek sonrasında başka bir şey yapmayı düşündüğünü belli ediyordu.

 

"Aslında bugün şirkette çok işim yoktu ve mezarlığa gitmek istiyordum." dedim en iyi bahanemi öne sürerek. Çünkü biliyorum ki buna kayıtsız asla kalmayacaktı. Ve çoğu zaman sık sık mezarlığa gittiğimi biliyor Kubat. Ve sahte kimliğime sahip olan bu bedenin hayatındaki anne figürünün ne kadar önemli olduğunu ve onun kaybının bendeki izlerini. "Ama istersen seninle katılırım yemeğe." dedim sanki mezarlığa gitmek için can attığımı ama olamasa da olur dercesine bir tınıyla zikretmiştim. Anında masada ölüm sessizliği hâkim oldu.

 

Eşref ve Ali bey anında Kubat 'a işaret veren bir bakış attı. Kubat anında yerinde hafifçe kıpırdandı ve yönünü tamamen bana çevirdi.

 

"Hayır hayır..." dedi ve kısa bir süre duraksadı. Gözleri yoğun bir anlayışla bana baktı. "Sen anneni ziyarete git ben hallederim yatırımcıları. Toplantıda halledemeyeceğim bir şey yok. Sadece gelmeni ve yanımda olmanı istediğim için davet ettim." dediğinde zaten bu amacı olduğunu biliyorum. Anında peki dercesine başımı sallamış ve kahvaltımı yapmaya devam etmiştim.

 

" Asım ve Miray gelecek mi? "diye birden Ali Bey sorunca yavaşça bakışlarımı ona çıkardım.

 

" Bilmiyorum bu konuda hiç konuşmadık. En son malikaneye geldikleri an gördüm onları. Ama zannetmiyorum geleceklerini her ikisininde bugün işleri olduğunu teyit aldım adamlarımdan. "diye gerekli açıklamayı yapmış ve tekrardan bakışlarımı önüme çevirmiştim.

 

Aslında mezarlığı ziyaret etmek bahaneydi ama bu gitmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Hem belki de bir iç dökme seansı bana da iyi gelirdi çünkü bu konuda bir sahte anneme konuşup, ondan af dinleyebiliyordum. Diğer türlü asıl kimlik sahibine gidecek cesaretim maalesef yoktu. Kahvaltı bittikten sonra Eşref ve Ali Bey çoktan hastane yolunu tutmuştu. Kubat çalışma odasında alması gereken dosyayı almak için yukarı çıkmıştı. Bende avluya çıkıp, seradan en güzel çiçekleri toplayıp, ikizlere mezarlığa gideceğiz haberi vermiş ve araca geçmiştim. Araç yol almış ve malikaneyi terk etmiştik. Yaklaşık iki saat süren yol sonrasında mezarlığa varınca ikizleri uzaktan beni izlemelerini istemiş ve adım adım gitmem gereken mezarlığa ilerlemiştim.

 

Mezarlığın yanında durunca dizlerimin üstüne çöküp elimdeki çiçekleri toprağın üzerine bırakmıştım. Ve derin bir iç çekip konuşmaya başladım.

 

"Tekrar özür dilerim. Bu kaçıncı özür dileyişim bilmiyorum ama sonu gelmeyecek ondan eminim. Belki de yaptığım şey sizi mahvetti ve ölümünüzü hızlandırdım." aklıma gelenlerle olduğum yerde hafifçe yere çöktüm ve bakışlarım saniyelik açıyla etrafa kaydı. İkizler ve korumaları aralarında konuşup duruyor bir yandan da etrafa bakıp duruyordu. Bakışlarımı mezarlık taşına çıkardım tekrardan." Ama olayı anlayacağınızı asla düşünemedim. Aslında aptal olan bendim. Bir anne evladını iyi tanır değil mi? Onun için anında olan farklılığı kavradınız. Ben hiçbir zaman bir anneye sahip olmadığım için bunu pek bilemedim." dedim bunun verdiği boşluk hissiyle yanıp dururken.

 

Hiç sevgi görmemiş ben anne nedir bilemedim. Hep uzaktan baktım ve özendim ama asla sahip olamadım. Bir ara annemi arayıp bulmak istedim ama sonradan vazgeçtim çünkü o beni çoktan gözden çıkarmışken ben neden onu bulmak için çaba sarf edeyim. Gerek yoktu. Olsaydı da bir şey değişmezdi ki. Mezar taşına elim uzandı. Titreyen parmak uçlarım mezardaki tarihe ve isme yavaşça dokundu ve üzerinde dolanıp durdu.

 

"Bu şeye karar verdiğim an en çok korktuğum şey sizinle yüz yüze gelmekti." dediğim an o zamana geri dönmüştüm ve yaşadığım gerginliği tekrardan anımsadım. Vücuduma sinen o çaresizliği ve tedirginliğin izleri tekrar bedenimde yer aldı. Ve o ana geri dönünce yaşadığım dehşetin yanında bir de tekrar bir ölümle burun buruna gelmek en büyük talihsizliğimdi. Nefeslendiğim an bakışlarım gökyüzüne çevrildi.

 

"Çünkü hissediyordum bir şeyin ters gideceğini keza gittide. Ben her şey için çok ama çok pişmanım. Yaptığım şeyin bir telafisi yok." demiş ve usulca hareket eden bulutlardan bakışlarımı çekip, yavaşça tekrar mezar taşı üzerinde olan parmaklarıma çevirdim . Mezar taşından uzaklaşan elimi dizlerimin üstünde çektim." Ama mecbur olduğumu bilmenizi ve asla olayların bu reddeye gelmesini istemediğimi bilmenizi istiyorum. Daha öncesinde sizin yüzünüze baka baka söylediğim gibi. 'Evren tarifi olmaz bir yola adım atmamı sağladı ve bu yolda ölenlerin sorumlusu azda olsa ben olabilirim, sahip olduğum yüz yüzünden.' Çok şaşılacak bir şey aslında içerisinde olduğum şey ama bu benim için tek kurtuluş yoluydu ve ben tercih ettim sonunda bu kadar acıların var olacağını bilemeden. "dedim ve bir müddet soluklandım.

 

Ellerimden destek alarak ayağa kalktım." Acı hâlâ taze ama kabuk bağlayalı çok oldu çok yarayı deşen benim ama yaralayan ben değilim evren. Ben iyileşmek için çabaladım. Ama bu çabam yetersiz kaldı. Benim açımdan ve diğer her açıdan."

 

Son kez mezar taşına bakıp olduğum yerden ayrılıp biraz ileride bekleyen korumaların ve ikizlerin olduğu alana doğru ilerledim. Benim geldiğimi fark etmeleriyle usulca yerlerinden ayrılmış, herkes yavaşa toparlanıp araçlara geçmeye başlamıştı. Ben araca geçince sakince yerime geçmiş ve aracın hareket etmesini beklemiştim. Zaten yol boyunca araçta kimse konuşmamış ve ikizler sessizce benim gibi akıp giden yola bakmış durmuştu. Sonunda eve varınca araçtan inmiş ve hiçbir şey söylemeden odama geçmiştim. Çalışan kızlardan Emel 'e rahatsız edilmek istemediğimi söylemiştim. Sonrasında odama geçip, sessizce zaman geçirip durmuştum.

 

Odamda pencerenin önünde bulunan koltuğuma geçip dışarıyı izlemeye, gökyüzüne bakarak hisli ve melankolik düşüncelerime kapılıp gitmiştim. Üzgündüm . Ve her mezarlık ziyareti sonrasında içerisinde olduğum durumu ve yaşadığım buhranı düşünüp duruyor, yaptığım bu acımasızlıkla yüzleşip, her defasında kendime kızıyordum sonrasında ise mecbur olduğumu hatırlayınca az da olsa nefes almak kolay geliyordu.

 

İnsan olduğum an kendi hayatım için bu adımı atıp durduğumu kendime hatırlatıp duruyordum ama bir yerde sonrasında vicdanımın sesi beni ele geçiriyor ve bana ummadık hislerle boğuşmamı sağlıyordu. Yaşamın yer yer bana sunduğu o farkındalık belki de ne yaptığımı ve neyin içerisinde olduğumu daha çok idrak etmemi sağlıyordu. Diğer türlü gerçekten kim olduğumu unutup, bu hayata kapılıp gidecektim. Nelere sebep olduğumu bile unutarak. Kim olmak için neleri gözden çıkardığımı bile unutturarak.

 

Odamda uzanmayı bırakıp aşağı indiğim an çoktan akşam yemeği için hazırlıkların yapıldığını görmüştüm. Bende o sırada salona doğru ilerledim. Koltuklardan birine oturup, elimdeki telefonla oyalanmaya başladığım sırada birden ekranda Miray 'dan gelen ve yeni fark ettiğim mesajı açtım. Bir video göndermişti. Videoyu açıp izlemeye başladığım sırada bugünün tarihini gördüm. İlk an pek bir şey anlayamadım çünkü restoranın içerisi kayıt altına alınmıştı. Ama sonradan görüntü yakınlaştırıldığı ansa karşılıklı oturmuş konuşan iki kişi dikkatimi çekti. Kubat ve Miray.... İkisi sakince yemek yiyor ve konuşuyordu ara sıra.

 

Mekanik yüzümde belki de bir ifadeye denk gelmezdi kimse ama zihnimin içerisinde milyonlarca ses bir yandan ortaya çıkıp kendini açığa çıkarıyordu. Neden karşılıklı yemek yiyordular? Kubat neden onunla yemek yiyeceğini söylemedi de bana yatırımcılarla yemek yiyeceğini söyledi? Acaba benim gelmeyeceğimi öğrenmek adına mı beni davet eder gibi konuşmuştu? Birbiri ardına sıralanan düşünceler beni alıp gitti. Videoda Miray konuşuyor ve Kubat onu dinliyor duruyordu. Hatta bir ara Kubat'ın yüzündeki gülümseme dikkatimi çekti. İçimde tarifi olmayan hislere kapılmayıp anında sesli bir nefes verip, videoyu kapattım. Aramam gereken bir yer vardı anında telefondan konuşmam gereken kişiyi aradım.

 

Kulağıma yasladığım telefonla karşı tarafın açmasını sabırsızlıkla bekledim. Açıldığı anda konuşma hakkı tanımadan istediğim şeyi yapmasını emrettim.

 

"Bugün Kubat Kahir ve kardeşim Miray 'ın bulunduğu restorantın kamera kayıtlarına ulaşmanı istiyorum." demiş ve anında telefonu kapatıp ayağa dikilmiştim.

 

Gözlerim öfkeyle sarmalanmışken, zihnim inkar ediyordu olanları. Olamazdı bu Miray bir oyunu olmalı. Eminim ki Kubat onunla yemek yememiş ya da mecbur kalmıştır. Belki de kibarlık niyetine sadece ona birkaç dakika bile olsa katlanmış ama sonradan orayı anında terk etmiş olmalı. Salonu meraktan dolayı turlayıp dururken çalışanlar bana çekingen bakışlar ata ata masayı kurmaya devam etmişti. O sırada bana gelen videoyu da incelemesi için atmıştım. Pencere önünde dikilip dışarıya bakarken tekrardan bir mesaj geldi ama bu beklediğim kişiden değildi.

 

Miray : Sandığın gibi her şey senden ibaret değil. Ve kimse kimseye sadık değil kardeşim. Şimdi asıl olması gereken şey oluyor ve bunu sana adım adım göstereceğim. Bugün çok mutlu olduğumu bilmeni istiyorum. Malum Kubat' la karşılıklı yemek yedik. Sende görmüş olmalısın kamera kaydından. Ah ama lütfen bunun için Kubat 'a hesap sorma. Sadece yemek yeme ricamı geri çevirmedi bir centilmen olarak. Ama bu bir seferlik olmayacağını sana bildirmem gerek. Yakında senin için tatsız geçen olaylar daha çok olacak. Şimdilik benden haberler bu kadar.

 

Mesajı neredeyse üç kere okudum. Kubat'ın onunla çapkınlık yaptığını ima ediyordu açık açık. Hatta emelleri için bana çalışmalara başladığını bile söylüyordu bir pişkin gibi. Kubat'ın medeni durumu umurunda bile değil yüzsüzün! Birde utanmadan bana direk atıyor sırf öfkeden deliye döneyim diye! Lanet olsun ki oldu da! Yersiz bir öfke ile çepeçevre sarıldım. Anlamıyorum neden bu kadar sinir olduğumu? Tamam doğru bir şey değil ama Kubat'ın benim gerçekten eşim olmadığınıda biliyorum ama ona rağmen bu ne sahiplenme! Ah, elimdeki telefonu avuç içime vura vura salonda tur atamaya devam ettim. Hadi bir an önce şu görüntüleri atsalar ya! Yoksa Kubat 'ı arayıp hesap soracağım kısma geçeceğim ve bu yapacağım en anlamsız şey olacak ve Kubat'ın eline koz geçecek. Bunu hiç istemezken hemde. Anında gözlerimi kapayıp sakin kalmak için çabaladığım an zihnim bana hiç yardımcı olmadı.

 

Miray nasıl öğrendi Kubat'ın nerede olduğunu? Sözleştiler mi yoksa denk mi geldiler? Ya da kasıtlı mir karşılaşma mıydı? Anında Miray 'ı takip eden adamı arayıp işin aslını öğrenmem lazım. Ama önceliğim Kubat'ın durumu. Eğer onun bilgisi dahilinde olmuşsa onun canına okuyacağım kesin sonra sıra tabii ki Miray hanıma da gelecek. Ama sırayla her şeyi sırasıyla halledip, ona göre had bildireceğim. Birkaç dakika içerisinde önce bir mesaj geldi ekrana anında mesajı açıp okumaya başladım o sırada da video kaydı inmeye başladı.

 

"Videonun tamamı benim size attığım video. Bana attığınız kısımda bazı eklemeler olmuş. Hatta video kayıtları silinmişti ama geri getirmemiz zor olmadı. Asıl video değil elinizde olan ve epey bir oynanma olmuş. Her şey tamamıyla sahte diyebilirim. Attığım videoda tüm gerçekleri bulacaksınız Ronay hanım. Ve içiniz rahat olsun Kubat bey olabildiğince soğuk ve mesafeli davranış göstermiş kardeşinize. '"

 

Mesajı atan kişi Miray' ı ve ne amaç güttüğünden haberdar olan adamlarımdan biri. Hatta bir ara Miray 'a bir ders verirken onun yardımı çok olmuştu. Durumu bildiği için içimi rahatlatmak adına böyle bir şey yazmıştı.

 

Sonunda video inince merakla açıp görüntüleri izledim. Görüntüde ilk an Kubat karşılıklı iki çalışanı ile karşısında bulunan adamlarla yemek yiyordu. Hatta çok samimi bir konuşma içerisinde olduğunu gördüm Kubat'ın. O an onun az önce gördüğüm gülümsemesinin bu andan alındığını fark ettim. Sonra hızlandırılmış haliyle yemekler yenilmiş ve sonunda imzalar atılmış ve sonra doğru birden arka taraftan Miray 'ın masaya yaklaştığını, Kubat'ın omzuna elini koyduğunu görmüştüm. Kubat anında omzunun gerisinden arkaya bakınca Miray' ı görmüş ve birden yüzünde belirgin bir rahatsızlık belirmişti.

 

Sonra ayakta konuşmaları olmuş, Kubat sarılacağı an bunu iyi bir manevrayla Kubat engelleyip anında yardımcılara karşı Miray 'ı tanıtmıştı. Sonra tam Kubat'ın yanında oturmak için çalışanlardan birini kaldıran Miray tam Kubat'ın yanındaki sandalye kurulmuş ve sakince masadaki konuşmaları dinlemişti. Sonra birkaç dakika içerisinde yatırımcılar gidiyor ve Kubat onları uğurluyordu. O sırada Miray karşı tarafa geçmiş ve Kubat'ın yanına tekrar geri dönmesini bekliyordu. O sırada kendine çeki düzen vermesi sadece gözlerimin devrilmesine sebep oldu.

 

Bu ne saçmalık! Sanki Kubat'ın ona bakacağı var da! Birkaç saniye içerisinde Kubat masaya geri dönmüş ve karşısına geçip, Miray 'a soğuk, ifadesiz bir tavırla bakmasını izlemiştim bundan keyif alırken. Kubat olabildiğince mesafeli konuşurken onunla, Miray yapışkan bir tavırla konuşup duruyor, yer yer kıkırdayıp duruyordu. O an saçına yapışıp yüzünü masaya gömme isteği ile doldum. Bu iğrenç samimiyet kurma isteğine sadece tırnaklarımı avcumu gömerek karşılık verdim. Çatık kaşlarım hâlâ devam eden videoyu izliyor, bir an olsun olan biteni kaçırmak istemiyordu.

 

Neyseki Kubat ondan beklediğim şeyi yapmış ve onunla bir yabancı ile konuşur gibi konuşmuştu. Hatta saniyeler sonra işaret parmağını ona doğrultup konuşmaya başladığını görünce derin bir rahatlama yaşamıştım. O an Miray 'ın birden değişen yüz ifadesi ve bozulan suratını görmek hoşnut olmamı sağlamıştı. Kubat son cümlelerini söyleyip olduğu yeri terk etmişti. Sonra Miray biraz daha masada oyalanmış ve birden bakışları etrafta dolanıp durmuş hemen sonrasında birden onu görmemi sağlayan kamera açısına bakmıştı. Tamda o sırada yüzünde oluşan gülümsemeyi görmüştüm.

 

Video son bulunca birden sakinleşen bedenimle usul usul nefeslenmiş ve telefonumu kapatıp, hemen ileride bulunan tekli koltuğa geçip oturmuştum. O an boşluğa bakan gözlerime rağmen zihnimde bazı gerçekler açığa çıkmıştı.

 

Miray kayıtları sildirmişti. Çünkü gerçek halinde pek istediğini alamamıştı. Demek onun için anında kayıtları silmiş ve bana üzerinde oynadığı videoyu göndermişti. Ben gerçeğe ulaşamayım diye ama bilmiyor ki ne düzeyde bir teknolojiye sahip olduğumu. Asıl beni mutlu eden Kubat ona ani çıkışı. Acaba ne konuda uyardı onu çok merak ettim. Sormayacağım için bu merak benimle birlikte var olmaya devam edecek. Çenemin altına yerleştirdiğim parmaklarımla aklıma gelen senaryoyu gerçekleştirmek ve bunu Miray 'a iletmek vardı.

 

Ona gerçekten had bildirme zamanı gelmişti. Hatta Kubat konusunda artık ümit etmesini bırakmasını sağlayacak şeyi yapacaktım. Çünkü yeteri kadar onun saçmalıklarına katlanıp durdum. Şimdi buna bir dur deme zamanı çattıda geldi çoktan. Sonunda akşam yemeği için masa kurulmuş ve artık herkesin gelmesini beklemek kalmıştı. Emel salona gelince Kubat ve Ali Beyin yemeğe gecikecek olduğunu Eşref beyinde birazdan burada olacağını söyleyince anında telefonu elime aldım ve Kubat 'e mesaj çektim. Amacım ağzını aramaktı, gelmeme sebebini öğrenmek adına.

 

Ben : Yemeğe gelemeyecek misiniz? Ali Bey mi rahatsızlandı? Bir sorun varsa Eşref' le gelebiliriz.

 

Bu cümleyle hem merakımı giderecek hemde Kubat 'ı merak ettiğimi açık etmeyecektim. Eşref adınada konuşmam biraz mesafe koymuştu aramıza. Umarım Eşref hiçbir şeyden haberdar değildir. Birkaç saniye içerisinde cevap geldi.

 

Kubat : Hayır bir sorun yok. Dedem hastahane sonrası şirkete geldi ve onunla küçük bir meyhaneye geldik. Onun için yemeye gecikeceğiz. Sen yemeğini ye bizi bekleme.

 

O an evlilik öncesinde Kubat'ın sık sık dedesiyle gittiği sahil kenarında bulunan meyhanede olduğunu anladım. Bu yeri Eşref bir ara dile getirmişti hatta. Onun sayesinde haberdar olmuştum. Neyse dedesiyle olması benim açımdan bir sorun teşkil etmiyor.

 

Nedense Kubat'ı bir kadınla beraber düşlemek beni huzursuz ediyor ve neden böyle hissettiğim konusunda her daim düşüncelerimden kaçıp duruyordum. Ama bunun sebebinin hiç istemediğim bir yola çıkacağını biliyorum. Yasaklı bir yol bu benim için ve bunun olmaması için hislerimi yok etmem gerek. Kubat 'a geri cevap yazmamış ve Eşref' in gelmesini beklemiştim. Eşref geldikten sonra yemeğimizi yemiş ve geç saatlere kadar konuşup durmuştuk. Sonra yorgun olduğu için Eşref odasına geçerken ben kendi çalışma odama geçmiştim.

 

Çalışma odamda iki saat vakit geçirmiş uzun zamandır yapmadığım eksik kalan işlerimi halledip durmuştum. Odama geçmek istemediğim için masaya başımı yaslayıp kısa bir süre gözlerimi dinlendirmek istemiştim. O an düşünceler girdabı beni içine çekerken mayışmış ve uykuya yenik düşmüştüm. Gözlerimi açtığımda ise kısık ama uyarıcı bir şekilde konuşan Ali Bey 'in sesini duymuştum. Uyuşmuş zihnime ve hâlâ açık bırakmakta zorlandığım gözlerimle beraber bulunduğum porsiyon yüzünden boynum tutulmuş haldeydi. Başımı yaslı olduğu masa yüzeyinden kaldırıp, olduğum yerden ayaklandım. Saate bakınca çoktan gece olduğunu gördüm. Ali Bey pek bu saate kalmazdı dışarıda. Yavaşça kapıya doğru ilerledim.

 

Merdivenlerden çıkıyor olmalıydı Ali bey ama kızdığı biri var gibiydi. Kime kızıyordu ki? Yavaşça kapının önünde durup kulağımı dayadım kapıya.

 

"Ah evlat ne vardı bu kadar içecek!" diyordu yarı kızgın yarı üzülmüş bir ses tonuyla. Kızdığı Kubat mıydı? O an birden Kubat'ın parça parça zikretmiş olduğu cümleyi duydum.

 

"Dede bağırma!" diye birden sesini aniden yükseltmesiyle Kubat anında uyarıcı bir ifade takındı Ali Bey.

 

"Ne bağırması! Senin kafa gitmiş! Sana dedim o kadar ileri gitme diye ama dinlemedin! Bu ihtiyar halimle birde sarhoş olmuş torunumu odasına kadar çıkarıyorum. Ne diye izin vermedin korumaların yardım etmesine?" diye bu seferde sızlandığı an Ali Bey torununa, Kubat anında sanki komik bir şey duymuş gibi kıkırdadı. O sırada bende hafifçe kapıyı araladım ve aralıktan onlara baktım. Ali Bey torununun koluna girmiş ve sırtından destek vererek Kubat'ın basamakları çıkmasına yardımcı oluyordu.

 

"Gerek yok! Ben çıkarım tek başıma. " diye aniden işaret parmağını boşluğa doğru uzatıp duran Kubat'ın bu haline garipseyerek baktım çünkü onu hiç sarhoş olmuş bir halde görmemiştim.

 

Bir ara takılıp öne doğru sendelendi ama son anda Ali Bey onu tutmuş ve yüz üstü düşmesine engel olmuştu. Sonrasında Kubat toparlanıp tekrardan basamakları çıkmaya başlamış bir eliyle tırabzanlardan da destek almayı ihmal etmemişti. O sırada çoktan son basamağı çıkmışlar ve Kubat'ın odasının bulunduğu kata çıkmışlardı. İkisi gözden çıkınca sadece seslerini duymuştum. O sırada Kubat'ın kısık sesle dedesine sessiz olmasını ve benim uyuyor olma ihtimalimi ona hatırlatması yavaşça yüzümde bu duruma karşı bir tebessüm oluşmasını sağlamıştı. Bu haliyleyken bile benim uykumu önemsemesi çok tatlıydı. O sırada bir kapı açılma sesi gelince çoktan odadan içeri girdiklerini anlamış oldum. Yavaşça çalışma odamın kapısını arkamdan kapatıp, mutfağa doğru ilerledim.

 

Ben Kubat için kahve yaparken Ali beyde ayrılmış olurdu. Mutfağa geçip, ışıkları açmıştım. Ocağın olduğu alana gitmeden önce bir kahve, cezve ve fincan alıp yavaşça yapacağım şeye koyuldum. Bakalım sert bir kahve içmek az da olsa Kubat'ın sarhoşluğuna iyi gelecek miydi? Umarım hemen sızmazdı. On dakika içinde kahveyi yapmış ve küçük bir tepsiye koymuştum. Sonra usulca mutfaktan çıkıp merdivenlere doğru yöneldim. Dikkat ederek basamakları çıkmış ve Kubat'ın odasının önüne kadar ilerlemiştim. İlk an kapının önünde durunca içeriden ses gelip gelmediğini anlamak için dikkat kesildim ve herhangi bir ses gelmeyince anında kapıyı usulca açıp içeriye doğru bir adım attım.

 

Bir an Kubat uyanık sandım çünkü yatağın üzerinde devrilmiş haliyle sola doğru dönmüştü. Nefesimi tutmuş bir vaziyette anında olduğum yerde birkaç saniye ona baktım ve uymaya kaldığı yerden devam ettiğini fark edince hemen olduğum yerden ona doğru ilerledim. Yatağın etrafından dolanıp sağ taraftaki komodinin olduğu alana kadar ilerledim. Elimdeki tepsiyi komodinin üzerine bırakıp, yüz üstü uyuyan Kubat 'a baktım. Sakin alıp verdiği solukları, usulca inip duran göğsü çoktan derin bir uykuda olduğunun izleriydi. Yavaşça durduğum yerden yatağa doğru bir adım attım ve Kubat' tan kalan boşluğa oturup kısa bir süre onu izledim.

 

Uyurken huzursuz bir ifade takınmamıştı. Hatta ara sıra kıpırdayıp duruyordu dudakları sanki kendi halinde konuşuyor bile diyebilirdim. Yan bir şekilde yüz üstü uyurken yüzü benden tarafa bakıyordu. Ali Bey üzerine örtü atıp odasını terk etmişti. Kubat sanırım aceleci davranıp direkt yatağa kendini attığı için, yatak örtüsünün altına girmemiş ve üzerindekilerle uyumuştu. Kubat'ın çehresine kayan bakışlarım alnına dökülen saçlarına kaydı yavaşça elim istemsizce oraya doğru uzandı ve Kubat'ın alnına dökülen saçlarını geriye iteledim usulca onu rahatsız etmeden.

 

Yavaşça biraz öne doğru eğildim ve daha yakından baktım yüzüne ilk kez böyle bir şeye cesaret ederken. Ve o an yavaşça alnında duran elim yanağına kaydı. Usulca avuç içimi yanağına yasladım ve onun bana bu sevimli gelen halini izledim. Parmaklarım yanağını severken o an birden Kubat'ın kısık sesle ismimi söylemesiyle uyanık olduğunu düşünüp, tam elimi çekeceğim an birden yastığa kafasını dahada gömüp uyumaya ve düzenli soluklar alıp vermeye devam etmesi, rahatça nefes almamı sağladı. Uyuyordu. İsmimi zikretmesi bir yerde kalbime dokunmuş ve içimin sıcacık olmasını sağlamıştı. Bazen farkına varıyorum aslında Kubat içi gidercesine bana baktığı anlarda, gözlerine yansıyan o sahiplenici ifadesi ve tavırları içimin sıcacık olmasını sağlayan yegane şeylerdi.

 

Onun o buzdan duvarları yanımda yok oluyor ve Kubat bana seven bir adam edasıyla bakıyordu. Her ne kadar bunu yadırgasam ve inkar etsemde aslında olan buydu. Sanki bazen bana olan bu hisleri çok yoğun ve eşsizdi, bir bana bakınca o seven adam kimliğine bürünüp bu haliyle yaşama devam ediyordu. Ve bu bazen kendimi geriye çekip, tuhaf hissetmemi sağlıyordu. O an uyuduğunu bildiğim için yavaşça cebimdeki telefonu çıkarıp, kameradan onu çekmeye başladım. Flaş açık olmadığı için onu rahatsız etmeden içeriyi aydınlatan ay ışığının odayı aydınlatmasıyla onun güzel çehresine çekmiştim. Sonrasında telefonu yerine koydum ve usulca onu uyandırmaya çalıştım.

 

"Kubat uyan." dedim üst üste birkaç kere. İlk başta tepki vermedi ama sonradan usulca kaşlarını çatmış ve yoğun uykusu arasından sıyrılıp bana tepki vermeye başlamıştı. "Uyan senin için kahve yaptım. İç ve kendine gel." dediğim anda önce Kubat olduğu yerde sırt üstü uzanmış ve o an iki yanında duran sağ eli başına gitmişti.

 

Başı ağrıyor olmalıydı çok içtiği için. Yavaşça gözlerini araladığı an karşısında beni görmesi birkaç saniye şaşkınlık yaşamasını ve burada gerçekten olup olmadığımı anlamaya çalışmasıyla geçti. Sonunda gerçekten karşısında olduğumu anlayınca yavaşça doğrulamaya çalıştığı an yavaşça ona destek oldum ve doğrulup sırtını yatak başlığına yaslamasını sessizce izledim. Kubat 'sa hâlâ pür dikkat bana bakıyor ve burada bulunma halime neden arıyordu. Onun o dikkatli bakışlarından kaçınmak adına tepside bulunan kahveye uzandım ve kahve bardağını olduğu yerden alıp, ona doğru uzattım. Kubat önce uzattığım kahveye sonra bana bakıp durdu.

 

"Almayacak mısın?" diye sormamla içerisinde olduğu transtan çıktı ve uzattığım kahveyi alıp dikkatle kavradıktan sonra içmeye başladı. O kahveyi içerken bende onu izledim sessizce. Kubat 'sa yeni yeni kendine gelmeye başlayan haliyle bana bakıyordu, benim ona baktığım gibi.

 

"İyi geldi mi?" dedim aramızdaki bu sessiz bakışmayı sonlandırmak adına. Kubat yavaşça başını salladı. "Bu kadar içtiğini ilk defa görüyorum. Neden bu kadar kendinden geçecek kadar içtin?" diye onun bu haline açıklık getirmesini istemiştim. Kahve bardağını kafasına dikip son yudumu içtikten sonra bardağı bana uzattı. Yavaşça bardağı alıp, tepsinin üzerine bıraktım ve olduğum yerden ona bakmaya başladım. O an aramızdaki bu yakınlık beni gerçeğe uyandırdı ama belli etmemeye çalıştım.

 

Kubat ayılmış haliyle bana baktığı sırada sorularıma usulca cevap verdi.

 

"Kahve için teşekkür ederim. İyi geldi. Biraz ayıldım." dedi ve hâlâ ağrıyan başını yavaşça sıvazladı. Sakin tavrım onun hal ve hareketlerini izlerken Kubat yavaşça üzerindeki ceketini çıkarmaya başladı. Sıcaklık basmış olmalıydı. Ceketi çıkardıktan sonra yatağın ucuna doğru hafifçe fırlattı. Sonra başını yatak başlığına tekrar yaslayıp bakışlarını bana çıkardı. Bense sessizce onun konuşmasını dinledim. "Dedemle eskiden olduğumuz gibi dede torun gecesi yaptık, rakıyı biraz fazla kaçırdım sonrasında zaten içtikçe içtim. Dedem her ne kadar durdurmak istese de mani olamadı." dediği anda bakışlarını benden kaçırdığı an sanki bazı yerlere değinmekten utanmış gibi bir hali vardı ve bu hali o an gülümsememe neden oldu ama anında kendimi durdurmak zorunda kaldım. Çünkü ona gülsem bunun sebebini sorardı ve ben ne için güldüğümü söyleyemezdim.

 

"Peki o halde ben gideyim sen uyumaya devam et." dedim ve yerimden kalacağım an birden Kubat elimden tutup gitmeme engel oldu.

 

Ona sorgulayan bir bakış atınca anında başını omzuna doğru yatırdı.

 

"Biraz daha kalır mısın?" dediği an bakışlarım elimi tutan eline kaydı. Normal koşullarda anında elimi çeker ve odayı terk ederdim ama şu anını yapacak gücü kendimde nedense bulamıyorum. Yavaşça başımı salladım kabul ettiğimi belirtirken. Ben tekrar yatağın kenarına oturunca Kubat konuşmuştu. "Birde teşekkür ederim benimle ilgilendiğin için. Umursamadan odana çekip gidebilirdin. Sen mi uyanıktın yoksa ben mi uyandırdım?"diyerek kendisinin uyandırma ihtimalinden rahatsız duyduğu sesiyle konuşunca başımı iki yana salladım.

 

" Siz gelmeden önce uyanmıştım. Çalışma odamda uyuya kalmıştım. Odama çıkıp yatacağım an sizin seslerinizi duymuş olduğum için gelip bakmak istedim. Uyanmamla sizin gelişiniz bir oldu aslında." dediğim an rahatladığını verdiği soluktan anladım. Garip olansa uykum konusunda takındığı bu hassasiyetti. Neden bu kadar önem veriyor anlamıyordum.

 

" Uyandırmadığıma sevindim. "dedi hemen sonra. Bir anda olduğu yerde esneyince, gözleri kısılmış, göz çevresi hafifçe kırışmıştı. Ben sessizce onu izlerken o hafifçe yatakta kayıp, sırt üstü uzanarak bakışlarını benden bir an olsun dahi çekmemişti. Hâlâ elimi tutmaya devam etmesi dikkatimden kaçmamıştı.

 

"Uykuya direnme." diyerek garip bir çaba içerisinde uyumamak için verdiği çabasını bırakmasını istedim. Ama Kubat tam tersini yaparak elimi daha sıkı tutmuş ve bulunduğu pozisyon onu rahatsız etmiş olmalı ki yana doğru döndü. Beni böyle daha rahat görüyor olmalı ki sonrasında tekrar konuşmuştu.

 

"Bugün mezarlıkta yanında olmak istedim ama her daim yalnız gittiğini biliyorum. Belki ben yanında olsaydım rahat olamazdın konuşurken annenin yanında. Onun için gelmedim yoksa yanında olmak istediğimi bil." diyerek bana yolu açınca gözlerim ışıldadı ama o bunun farkında olmadı çok uykulu olduğu için. Ara sıra gözleri kapanıyor ve uyanık kalmak onun için her an daha zor oluyordu.

 

" Yatırımcılarla nasıl geçti öğle yemeği? "diye sorduğunda birkaç saniye duraksadığını fark ettim. Hatta bedeni kasıldı. Bedeninin verdiği tepkileri izlerken, sessizdim. Çünkü amacım dürüst olup olmayacağıydı.

 

Elimi tutan eli usulca elimin tersini usulca okşadı ve parmakları sanki elimi hiç bırakmayacak gibi sahiplenici bir tutuş sergiledi. Derince göğsü inip şişti.

 

"Aslında sana bir şey söylemek istiyorum." dedi gözlerimin içerisine bakarken. "Bugün Miray geldi bulunduğum restoranta. Orada onu görmeyi beklemiyordum doğrusu. Masaya geldi ve oturdu, olabildiğince soğuk ve mesafeli davrandım ama o çok samimiyetsiz bir tavır sergiledi bana karşı." dediğinde bu halden rahatız olduğunu yüzünden okuyabildim. Hatta bunu engellemek elinde olsa her şeyi yapabilecek kadar istekliydi. Her kurduğu cümle sonrasında verdiğim tepkiyi izliyor, mimiklerimden bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu. Ne tepki vereceğimi merak eden haline sadece sakinlikle baktım. O ise devam etti anlatmaya. "Bilmeni istediğim için söyledim. Yoka kasıtlı bir şey değildi bir araya gelmemiz. Hatta yatırımcılar gidince onunla bir konu hakkında konuştuk sonra çok durmadım ve oradan ayrıldım." dedi cümlesini sonlandırırken.

 

"Neydi onunla konuştuğun konu? Çünkü işaret parmağını bile ona doğrultup, sert bir ifadeyle konuşuyordun onunla." dediğimde pat diye Kubat olduğu yerde doğruldu. Ani açıklamam onu baya dumura uğratmıştı.

 

"Nasıl yani sen biliyor musun bugün olanları?" dediği an kafası karışmış bir şekilde. Yavaşça başımı salladım, tüm her şeyi bildiğimi belli ederken. "Kızdın mı bana?" diye sorunca bu sefer iki yana olumsuzca başımı salladım.

 

"Hayır kızmadım." dedim ama içimden devam ettim. 'Taki gerçek videoyu izleyene dek. Yoksa şu an seni kıyım kıyım doğrardım haberin dahi olmazdı. 'bu cümle sonunda aniden Kubat rahatlamış bir şekilde yavaşça bana doğru yaklaştı ve diğer elime uzandı ve konuştu.

 

" Beni mi takip ediyorsun sen?" sorgulamaktan çok hoşuna gittiğini bakışlarına yansıtınca gözlerimi devirdim ve bu halime sadece tebessümle karşılık verdi. Beyefendiye de bakın, onu merak edip takip ettirmem hoşuna gitmiş.

 

"Hayır tabi ki işim gücüm yok seni mi izleyeceğim." dedim burun kıvıran bir edayla. "Miray videoyu atınca, üzerinde oynadığını görünce adamlarımdan gerçek halini istedim ve sonrasında ona karşı olan soğuk mesafeli ve uyarıcı ifaden dikkatimi çekti. Senin hep düz, sakin bir ifade ile insanlarla konuştuğumu biliyorum ama bu sefer öyle değildin. Ne dedin ona karşı? Çünkü sanki onu tehdit ediyor bir edaya sahiptin. "dedim ne dediğini söylemesi adına.

 

" Videoyu nasıl atmış ki sana? "diye sorunca ona cevap vermeyecek olduğumu bakışlarımı görünce anladı. Hoş olmayan bir şekilde olmadığını az çok anladı." Sadece bir daha sana zarar vermemesi hakkında uyardım. "dedi ve daha sonra bakışları yüzümün her parçasında gezindi aheste aheste. Bakmaya hasret kaldığı bir şeye bakarcasına bakıyordu bana ve bu olduğum yerde ürpermemi sağladı. Yavaşça eli yüzüme doğru uzandı ve yanağıma avucunu yerleştirip hafifçe okşadı." Bir daha sana zarar verecek olursa, kim olduğunu unutacak olduğumu söyledim." dediği anda kırpıştırdığım kirpiklerim arasından ona baktım.

 

"Kendi başıma halledebilirim. Bu işe karışmanı istemiyorum." dedim çünkü bu hakkı elde etmesi demek bazı şeyler konusunda sınırları kaldırması demekti.

 

Yavaşça diğer elide yanağıma yerleşti ve alınlarımızın birbirine değmesin sebep oldu. "Hâlâ anlamadın mı Ronay, içerisinde olduğun her şeyle ilgileniyorum ve kendi meselem olarak kabul ediyorum. Bu bir zorunluluk değil bu bir sorumluluk. Sana karşı sorumluluklarım var ve bunları yerine getirmekten gocunmam. Lütfen bana geçiş izni tanı ve geriye savurma beni. "dedi bir soluk alıp verirken. Yavaşça başını geriye attı ve gözlerini gözlerimle buluşturdu. Bakışlarında bu izni vermem için sabırsız olan bir adam vardı karşımda. Canı pahasına bu izni alacak iradeye sahip olması en çok beni korkutan şeydi." Çünkü dünyamı güzelleştiren varlığı, üzecek her şeyden korumak istiyorum. "dediğinde o an kalbim hiç tanık olmadığı o hisle birden duracak gibi oldu.

 

Çünkü bu şeylere çok yabancıydım ve bu hisler bana yasaktı. Bu dünya içerisinde kendime koyduğum en büyük yasağa karşı çıkmamı istiyordu Kubat ama ben buna nasıl izin verebilirdim ki? Bu doğru değildi ki? Ben ve o düşündüğü şekilde bir araya asla gelemezdik. Gelmememizde gerek. Hâlâ elleri yanağımda dururken yavaşça geriye doğru kaçındım ve aramıza mesafe koydum. Kubat bu halime sadece iç çekerek baktı çünkü her daim onun bu yakınlığı anında kendimi geri çekiyorum ve bu onun canını sıkıyor olmalıydı. O benimle bir şeyler yaşamak için çabalarken ben sadece onu durdurmaktan başka bir şey yapmıyordum.

 

"Geç oldu ben gitmeliyim." dediğimde Kubat sadece baktı ve çaresizce yanından uzaklaşıp odayı terk edişimi izledi. Belki onu yıldırmak için yapabildiğim tek şey bu ama o pes etmek konusunda çok katı. Kapıdan çıkmadan hemen önce onun sesini duymuştum.

 

"Ne kadar kaçarsan kaç Ronay eninde sonunda hislerimi ve beni yok sayamayacağın o ana denk geleceksin." Bunu demişti artık daha açık bir şekilde. Yavaşça odama geçmiş ve duyduklarımın gerçekliği ve sunduğu hislerle beraber uyumak için çabaladım. Bir ara telefonu açıp, Kubat'ın çektiğim fotoğrafına bakmış ve sonrasında uyumak için sessizliğe sığınmıştım.

 

Uykunun o rahatsızlık veren anılarından birini yaşamış, kabustan kabusa koşup durmuştum. Sonunda gözlerimi açınca çoktan hava aydınlanmıştı. Kalktığım gibi yataktan çıkmış, banyoya ilerlemiştim. Duşumu alıp, çıkmıştım banyodan. Hemen sonra bugün giyeceğim kıyafeti seçmiştim. Dolabımda bulunan gri renk takım elbisemi giymiştim. Gri takım altına beyaz gömleğim, bordo renginde topuklu ayakkabım ve çantamı almıştım.

 

Saçımı dağınık bir topuz yapmış, bordo renk ağırlıklı göz makyajm ve rujumu sürüp birde dinlendirici yuvarlak çerçeveli gözlüğümü takmış odadan dışarı çıkmıştım. Aşağı indiğim anda salonda Kubat ve Eşref 'i pencere önünde sohbet ederken bulmuştum. Hatta salonun girişinde durup onlara baktığım an beni ilk fark eden Kubat olmuş ve beni uzun uzadıya izlemekten alamamıştı kendisini. Nereye baktığını görmek isteyen Eşref' in bakışları beni bulunca bir anda neden Kubat'ın sessizleştiğini anlamıştı.

 

"Sabahı şerifleriniz hayırlı olsun Ronay Kahir." diye bana takılmaktan kendini alamamıştı.

 

Eşref 'in hınzır gözleri bir ben ve Kubat arasında gelip gitmiş ve benimde fark ettiğim şeyi oda fark etmişti. Bugün rastlantı olarak Kubat ve ben gri renk içerisinde bulunuyorduk. Hatta bende gri bir takım giymiştim Kubat gibi. Çaktırmadan onu izleyip can yakan yakışıklığına dalıp gitmişim. Keza Kubat'ın da benden eksik yanı yoktu çünkü elleri ceplerindeyken o kehribar hareler aheste aheste beni izliyor, gözlerini dahi kırpma gereği duymuyordu. Onun bakışları altında kızdırdığımı hissedip anında bedenime komut verdim ve yanlarına doğru ilerledim. Tabii o sırada Eşref 'in yine hinlikle bakan bakışları altında neler düşündüğüne kafa yordum. İkisinin karşısında yerimi alınca ikisinede günaydın demiştim.

 

"Neden masaya geçmediniz?" demiş ve sonra usulca göz ucuyla hâlâ beni izlemeye sessizce devam eden Kubat' a bakma gereği duymuştum. Kubat sorumu duydu mu bilmiyorum ama cevabı ondan alamadım.

 

"Dedemi ve seni bekliyorduk. Sizler gelene kadar bizde ayak üstü konuştuk." dediği anda birden Eşref elindeki telefon bize doğru tutunca kaşlarımı çattım ve yaptığı şey karşısında kalakaldım. Ne yapıyordu? "Bugün gri tutulması olmuş çift olarak. Bu anı fotoğraflamak gerek." dediği anda ben öne doğru uzanıp telefonu alacağım an birden Kubat'ın elini belimde hissetmiş , bir adımda yanımda bitmesiyle burun buruna gelmiştik.

 

Ben onun ne yaptığına bakarken Kubat başını bana çevirmiş ve yüzünü saçlarıma doğru yaklaştırmıştı. Kubat, bana baktığı anda bende kararsız kalan bir halde bizi çeken Eşref 'e bakarken bulmuştum o an. Tabii bir anda üst üste flaşlar patlamış ve Eşref üst üste fotoğraflarımızı çekmişti. O an kasıldığım için garip bir yüzle ona baktığımı tahmin edebiliyordum. Eşref arkaya doğru gidip, boydan çekemeye devam edeceği an ayağı kaymış ve bir anda yüzünde beliren korku ifadesi gülmeme sebep olduğu için pat diye kahkaha atmış ve başımı geriye doğru atmıştım. Tabii ayağı kaymasına rağmen Eşref çekmeye devam etmişti. Tabii o sıra gülerken bir an Kubat 'a bile bakmıştım.

 

Önüme düşen saçlarımı sol elimle arkaya doğru atarken, bir yandan da gözlerim onu incelemişti. O hâlâ beni izleyen haliyle öylece olduğu yerde dikiliyordu. Hiç telefona doğru bakmamıştı. Sadece bu anı bana bakarken geçirmişti. Başımı ona çevirdiğimde yüzlerimiz arasında pek mesafe kalmamış ve zamanın duraksadığı o saniyelerde ikimizde göz göze gelmiş ve birbirimizi izlemeye koyulmuştuk. Garip bir hissiyatla hemde. Bir anda Eşref hafifçe öksürünce anında bakışlarımı Kubat'ın kehribarlarından çekip, bize uzatılan telefona çekmiştim. Telefonu elime alıp, çekilen fotoğrafları incelemiştim. Tabii o sırada Kubat'ın da hafifçe bana yaklaşıp, çekilmiş fotoğraflarımızı incelemeye başlamıştı.

 

İlk karede şaşkın, ne yapacağını bilmeyen bir halde ekrana bakıyordum, Kubat 'sa bakışlarını yüzüme indirmiş, beni izliyor, belimdeki sıkı tutuşuyla yanımdaki varlığıyla boy gösteriyordu. Diğer birkaç fotoğraf aynıydı az öncekiyle ama sonrasında Eşref' in ayağı kayarken çekmiş olduğu fotoğraflar vardı. Benim içten gülüşüm bu gülüşümü gören Kubat'ın gözlerine yerleşen beğeni ve dudaklarındaki kıvrım...

 

Son iki fotoğraf ise ben ve Kubat'ın göze göze geldiği an ve aramızdaki o yoğun çekim. Dışarıdan ikimize bakınca aslında hislerin çepeçevre bizi kuşattığını görebiliyorum. Kubat üzerime titremesi, bana olan bu yoğun sahiplenme hali gözle görülür bir şeydi. Elimdeki telefonu kapatıp Eşref' e vermiş ve yavaşça Kubat'ın yörüngesinden uzaklaşıp masaya doğru ilerlemiştim ki birden telefonuma düşen bildirim sesiyle anında telefonu çantamdan çekip çıkardım. Bir anda Eşref Kahir sizi etiketledi bildirimi gelmişti sosyal medyadan. O an aklıma gelenle anında kızgın bir sesle konuştum.

 

"Bizi mi paylaştın?" dedim ve anında bildirime tıkladım. Ve o an iki resmimizi paylaşmış olduğunu gördüm. Bir Eşref düşerken güldüğüm anı ve sonda Kubat 'la olan bakışmamız. Anında altındaki notu okudum. "Sevgi bazen iki insanın bakışında varlığını gösterir. R&K"

 

Birde altına not yazmış olmasıyla Eşref kötücül bakışlarımı çıkardım. "Bende izin istedin mi?" diye anında çıkıştım. Eşref omuz silkti.

 

"Kubat kızdın mı yaptığım şeye?" diye sorunca Kubat rahatça omuz silkti ve rahatsız olmadığını belli etti. "Bak görüyor musun diğer taraf memnun bir sen memnun değilsin. Hem daha iyi oldu. Bu sayede kim kimin sahibi ve eşi belli oldu." diye açıklama yapınca ona kaşlarımı çatarak baktım.

 

"Ne sahibi ne eşi? Ne saçmalıyorsun? Buna gerek yok! Hem bana sordun mu ki kendi kendine paylaştın?" diye aniden yükselince Eşref bu halimi sakinleştirmeye için ılımlı bir şekilde konuştu.

 

"Hadi ama Ronay abartılacak bir şey yok burada. Sadece küçük bir gönderme yaptım bazı kimselere haddini bilsin diye." dediği anda Kubat 'a bakışlarımı çıkardım. Her şeyi anlattı kesin ve onun için Eşref bu yolla bazı şeylerin önüne geçti bu şekilde öyle mi? Sabır çektim ve başımı iki yana sallarken masadaki yerime geçtim.

 

Ama asabi bakışlarımı bir türlü Eşref' ten çekmedim. Bildiğin kendince bizi paylaştı. Bana dahi sormadan. Hah sanki ben istesem bunu yapamaz mıyım? Yaparım ama yapmıyorum. İştahım kaçtığı için ne yediğimi bile anlamadım ama yandan bir bakış attığım Kubat gayette keyifli bir şekilde kahvaltısını edip duruyordu. Adam olandan memnundu. Memnun olmayan bir bendim. Geriye yaslandım ve huysuz bir bakış takındım. O an Eşref 'in alttan alttan gülümsemesiyle anında masanın altından dizine öyle sert bir geçirdim ki acıdan elinde tuttuğu çatalı düşürdü ve çıkan sesle Kubat başını eğdiği yerden kaldırıp ne olduğunu anlamaya çalıştı. Tabii Eşref canını çok sevdiği için ona vurduğumu söylemedi.

 

"Elimden kaydı." dedi acıdan kasılmış yüzüyle. Bir eli yere düşen çatalı alırken bir değeri ağrıyan dizini ovalıyordu. Bakışları beni bulunca ona olduğu halinden keyif aldığımı belli eden memnun bir bakış attım. Benimle uğraşmaması gerektiğini hâlâ anlamamıştı. Ama ben ona göstermesinide anlatmasınıda bilirdim. Kubat sakince yemeğini yerken ben çayımı içiyordum. O sırada Eşref dudaklarını kıpırdattı. Az çok ne dediğini anladım. "Acımasız kadın! Hiç insafın yok mu?" dediği anda başımı yok dercesine iki yana sallayarak karşılık verdim.

 

Tamda o sırada içeriye Ali Bey giriş yaptı ve masadaki herkes ona baktı. Ali Bey masaya doğru ilerlerken o sırada telefonuma bir bildirim gelmişti. Anında tekrar çanta içerisine koymuş olduğum telefonu çıkarıp, gelen mesaja bakmıştım.

 

Ekrandaki mesaj Miray 'dandı. Ve yazdığı mesaj Eşref' in paylaşım yaptığı fotoğraflara yönelikti.

 

Miray : Ne o dünkü attığım şey yüzünden böyle bir şey yapma girişiminde mi bulundun? Hemde Eşref 'i kullanarak. Ah Ronay ne bu bir şeyleri kanıtlama çabası! Kendini küçük düşürme böyle yaprak. Çünkü sizin gerçek bir evliliğiniz hatta ilişkiniz yok bile. Sadece çok acınası olduğunu bil.

 

Gelen bu mesaj sinirlerimi bozunca öfkeyle soluklar alıp verdim. Hah kendisi acınacak halde ama beni mi küçümsüyor? Gelde sinir olma. Anında ona karşılık verirken buldum kendimi.

 

Ben : Dünkü şeyden kastın üzerinde oynadığın video mu? Ah Kubat anlattı, kendi kendini dahil ettiğin toplantıda sana yönelik yaptığı konuşmadan bahsetti. Ah bilirsin ne denli üzerime titriyor ki seni bir konuda uyarmış ve şunu da ekleyelim ki acınası taraf olan sensin. Her daim asla sahip olmayacak olduğun şey konusundaki bu yersiz ısrarın. Ve şunu söyleyeyim kanıtlayacağım bir şey yok. Kubat'ın eşi olan benim ve fotoğraflarda da görmüş olmalısın ne denli bana aşkla baktığını. Ah hiçbir zaman sahip olamayacağın o sevgiyi Kubat bana karşı hissediyor.

 

Yazdıklarım sonrasında telefonu kapatıp, çantaya geri atmıştım telefonu. Kaldığım yerden çayımı içerken, diğerleri koyu bir sohbet içerisindeydi. Göz ucuyla Kubat'ı izledim. Dedesiyle konuşuyordu. Ciddi duruşu, sakin haliyle söylenenlere karşılık veriyordu. Bugünkü uyumumuz nedense çok memnun etmişti beni. Zaten paylaşılan o fotoğraflarımız zihnimi bulandırmıştı. Kalbimse çoktan kendi başına buyruk hak ediyordu. Ben olduğum yerde dalıp gitmişken birden Kubat'ın bana seslenmesi anında dalgınlığımdan sıyrılıp kendime gelmemi sağladı.

 

"Bir şey mi oldu? Telefondan gelen bildirim sonrası sessizleştin." diyerek ne olduğunu öğrenmek isteyen bir ifadeyle bana bakınca derin bir nefes verdim ve bakışlarım usulca masanın etrafında bulunanlara kısaca baktım.

 

Eşref ve Ali Bey bu halimi fark edince sessizleşmiş ve bana merakla bakar olmuştular. Kubat yavaşça öne doğru eğilip bardağı tutan elime uzandı. Elimi tutunca kısaca bir birleşen ellerimize baktım. Sahici ilgisiyle o an bana bakıyor oluşu sebebiyle kendimi geri çekmek istedim ama başarılı olamadım.

 

"Kötü bir şey yoktu merak etme can sıkan bir mesaj aldım o kadar." dedim üstün körü anlatırken. Kubat anında kaşlarını çattı ve daha açık olmamı bekledi ama benden istediğini alamadı. "Abartılacak bir şey yok önemsiz merak etme ben büyüttüm o kadar." demiş ve daha fazla üstelememesi için konuyu kapatma çabasına girmiştim. "Bugün senin toplantın yok mu, geç kalma." demiş ve ona biran önce çıkmasını söylemiştim.

 

Kubat hiç memnun olmasada yapması gerekeni yapmış ve yavaşça masadan kalkıp, Eşref 'le birlikte masayı terk etmişti. O sırada bende Ali Bey' le sessizce masada oturmaya devam etmiştik. Ta ki Ali Beyin sesini duyana kadar.

 

"Kubat'ın gelişinden bu yana her şey değişti. Sende bunu farkındasın ve belki tökezlemen bundan dolayı aslında. Ne yapman gerektiğini bilmiyorsun çünkü sende bu hislere yabancısın. Ama şunu yapma ;Kubat'ın sana yönelik adımlarını geri çevirme. Bu evliliğe şans ver ve torunumla evliliğinizi normal bir evlilik kıl. "dediğinde Ali Bey bu cümlesi sadece gözlerime acının çöreklenmesini sağladı.

 

Bilmiyorlardı gerçeği. Ne yaptığımı bilseler değil yüzüme bakmak bir saniye olsun burada olmamı istemezlerdi. Kendimi geriye çekmem gerekiyor sebebi duyguları istismar etmemekti. Kubat'ın hayatına girdim bu kararla ama kalbine gireceğimi bilmiyordum. Bana hep soğuk ve mesafeli olur sanmıştım ama öyle olmadı. Ve şu an yaptıklarımın ağırlığı altına nefes alamıyorken biride bu şeyin önüne geçmezsem daha büyük bir şeye sebep olacaktım. Hayal kırıklığı. Hislerin verdiği o büyük hayal kırıklığının hazin sonu Kubat 'ı bulacaktı ve ben bunun olmasını asla asla istemem.

 

─⊹⊱☆⊰⊹─

 

Dışarıdaki işlerimi halledip eve tekrar geri gelmiştim. Her ne kadar bugün Ali Beyin söylediklerini düşünmemeye çalışsam da asla bir an unutmuş değildim. Bende her şeyin farkındayım ama olabildiğince kör taklidi yapıyorum çünkü elimden gelen bu. Yapmam gereken aslında tek şey bu. Salonda tek başıma otururken, zihnimde devrilen ve kendini açığa çıkarmak isteyen milyonlarca düşünceler ve gerçekler vardı. Ben kendi kendime düşüne dururken birden salona Eşref girmişti. Ne ara geldiğini fark etmediğim Eşref, kravatını gevşetip, bıkkın bir halde içeriye adımlamış ve bakışları kısa bir süre salonda gezinmiş ve beni bulunca hafifçe kaşlarını çatmıştı. Benim yanıma gelmektense biraz ileride bulunan konsolun yanına ilerlemişti.

 

"Erkencisin seni evde göreceğimi sanmıyordum." dediğim sırada Eşref başını sağa sola yatırdı ve yorgun bakışlarını bana çıkardı.

 

Üzerindeki siyah takımı içerisinde sırtını konsola yaslamış ve kollarını göğsünde kavuşturup bana bakmıştı.

 

"Toplantı biter bitmez kendimi eve attım. Aşırı yoruldum. Zihinsel olarak ama. Üst üste toplantıya girmekten doğru düzgün yemek dahi yiyemedim. Kubat bazen insan olduğunu unutup duruyor. Üst üste toplantı yapıp durdu ama gram adam yorulmadı. Bense dağıldım. Alışık değilim bu kadar sıkı çalışmaya. Mola vermeden olmuyor bende işler. Yorgun olduğumu söyledim ve eve geldim yoksa yine bir toplantıya katılım sağlayacaktım bu gidişle. "dediği sırada yavaşça başını sola çevirmişti. Baktığı şey konsol üzerinde duran bir insan heykeliydi.

 

Dikkatini çektiği için kısa bir saniye dünyadan soyutladı kendini Eşref, o sırada bende çenemin atına yerleştirip, uykulu bakışlarımı ona ve bakıp durduğu heykele çektim.

 

"Kubat'ın her zamanki hali aslında bu. Aşırı işkolik biri. Ve hiç sıkılmıyor ya da artık alıştığı için zorlanmıyor. Tabii sen pek alışık değilsin ve onun için anında enerjin düşüyor. Yani yalan değil bu konuda Kubat'ı takdir ediyorum çünkü ben bile bazen bu toplantılardan usanıyorum ve zoraki bir şekilde devam ediyorum toplantılara. "dedim ama beni dilendi mi bilinmez Eşref." Hayrola dikkatini çekti heykel sanırım. "diye takılınca anında Eşref yavaşça konsolun üzerindeki heykeli alıp enine boyuna çevirip incelemeye başladı. Heykel ağlayan ve gülen bir şekilde yapılmış, kolları ise birbirine dolanmış halde bulunuyordu. Üst bedeni tek vardı. Ve boyu iki el uzunluğunda duruyordu. Çokta kaliteli bir şeye benziyor değildi. O sırada Eşref bir adım öne doğru çıktı elinde tuttuğu heykelle beraber.

 

"Bu ne biçim heykel ya! "dedi gözlerimin içine bakarak. Yavaşça bakışları benden uzaklaştı ve tuttuğu bu garip heykele anlamaz bakışlar atarken konuşmasına kaldığı yerden devam etti. "Dedem gerçekten iyiden iyiye saçmaladı! "diye birden sesini yükseltti gördüğü şeyden dolayı." Bir de para mı veriyor bunun gibi saçma sapan şeylere. "dedi bu defa , dedesinin sanat zevkini sorgularken.

 

Eşref 'in elinde duran heykele bakınca bende bıkkın bir nefes verdim. Çünkü bu tür hiç beğenmediğim ve hangi kafayla alındığını sorguladığım çok heykel ve vb şeyler vardı bu malikanede. Ama işte parasını ben ödemediğim için el mecbur susma hakkımı kullanıyor ve yorum yapmaktan kaçınıyordum. Ama şu an öyle bir durum söz konusu olmadı.

 

"Katılıyorum sana gerçekten tüm kalbimle." der demez Eşref anında aynen dercesine bakmıştı. O sırada konuşmaya devam etmiştim. "Ya beş para etmez bu şeye Allah bilir ne kadar vermiştir. Geçekten yazık, ziyan. Ne gerek var ki? Hani iyi bir şey olsa tamam der susarım ama, hiçbir anlam dahi taşımayan, basit bir heykele o kadar para verilmesini doğru bulmuyorum. " dedim ve içinde bulunduğum bu duruma kısa bir iç geçirdim. Yani onca şey varken alınacak bunu alımlarıda ne bileyim saçma geliyor.

 

Ben düşüncelerimi dile getirdiğim sırada Eşref hâlâ elindeki heykeli evire çevire bakarken, o an onu uyarma gereği hissettim. Çünkü kırılma gibi bir ihtimali olursa, bu Eşref 'in bittiğinin resmiyeti olur.

 

"Bak kıracaksın elindekini, bir an önce eski yerine koysan iyi olur Eşref. Yoksa neler olacağını biliyorsun. "dedim net bir tavırla konuşarak , bir an önce elindekini bırakması için. Eşref o sırada heykelin ince boynuna parmaklarını geçirdi ve hafifçe baskı uygularken, heykeli bana doğru tutup, heykelin şekliyle alay etti.

 

" Bir sıkım boğazı olan bu heykel benden daha mı değerli? Kırılırsa ne olur? Dedem beni mi öldürür? Abartma istersen Ronay!" diye olayın ciddiyetini Unutan Eşref 'e sadece dur artık bakışı attım ama Eşref beni iplemedi ve yavaşça heykelin boynundan tutup aşağı yukarı doğru döndürüp durdu heykeli.

 

O sırada bir ses salonda yankı yaptı. Eşref' in sert baskısı yüzünden olanlar olmuştu. Heykelin başı gövdeden ayrılıp yeri boylamıştı. O an Eşref irişleşmiş gözlerini zemine çıkardı ve yerde bulunan heykelin başına baktı. Daha doğrusu parçalamış ve tamamen az önceki görüntüsünü yitirmiş başına. O an Eşref olduğu yerde şokunu yaşarken anında olduğum yerde ona ve elindeki başsız heykelin gövdesine bakıp konuştum.

 

"Töremiz gereği senin ölüm hakkın gelmiştir."diye muzip sesle konuşup ona takılmaktan kendimi alamamıştım. Ben onu uyardım ama ciddiye almadı beni. Şimdi kendi belasını kendisi buldu. Ali Beyin gazabından kaçamayacak oluşu belki de ona kalp krizi geçirecek cinstendi. Ve ayrıca Ali Beyin eşyalarına olan düşkünlüğünü bilmeyen yok. Buna rağmen Eşref bunu umursamazca karşılamış ve kendi sonunu kendi yazmıştı. O sırada Eşref elindeki heykelim kalan kısmını konsolun üzerine bırakıp bana yerdeki başı işaret ederek konuştu.

 

"Lan!" dedi birden korkunun esir aldığı sesiyle. "Bırak uğraşmayı benimlede söyle, ne yapacağım yenge hanım ben şimdi bunla?" dediğinde buz kesmiş bir ifade ile ona bakıyordum . Ah az önceye kadar beni dinleseydi başına böyle bir şey gelmezdi. Ama o ne yaptı kendi bildiğini yaparken beni yok saydı. Ve şimdi gelmiş benden yardım istiyor. Neyseki insaflı biriyimde yaptıklarını unutmuş gibi yapacağım. Bu ona kaçıncı yardımı bilmiyorum ama sonu olmayan bir döngü içerisinde olduğum aşikar. Usulca yerimde kıpırdandım ve onun yardım çağrısına kayıtsız kalamadım. Ah ne Yüce gönüllü biriyim farkında değil.

 

"Kafayı yerden alıp, gövdenin üstüne koy. Ve bırak öyle kalsın. Uzaktan bakınca anlamaz bile. Zaten sonrasında kendi kendine kırılmış diye söyler geçer çalışanlar. Onlara kızmazda. Bir kere daha olmuştu ve ses etmedi bu duruma." dedim ne yapması gerektiğini söylerken.

 

Anında benim söylediklerimi işiten Eşref yerden başı aldı ve konsolun üzerinde bulunan heykelin gövdesi üzerinde başı sabitlemeye çalışır, korku ve endişe içerisinde olduğu anda. Ama bir türlü Eşref dediğim şeyi yerine getirmedi. Aceleci hali yüzünden bal bir türlü gövde üzerinde sabit duramadı ve ikide bir kayıp duruyordu.

 

"Hadi ama yapsana bir gelen olacak yoksa." diye uyarınca eli ayağı daha çok dolandı ve bir türlü istenilen şekilde başı yerine koyamadı. Bezgin bir verdim olduğum yerde. Ne beceriksiz çıktı ama buda! Yavaşça yerimden kalkıp olduğu yere doğru ilerledim. "Bırak bana bir türlü yapamadın şunu," diye bir yandan azarlarken bir yandan da ilerlemeye devam ettim. Sonunda yanına varınca Eşref 'e çekil işareti yaptım ve elindeki başı aldım ondan. Ve ben denemeye koyuldum. O sırada hiç kolay olmadığını fark ettim. Ah neden yerine otur muyor bu? Yavaşça bir kere daha denedim ama yine sağa sola doğru düşüyor gövde üzerinde sabit durmuyordu.

 

"Birde bana diyordun beceriksiz. Bak sende yapamıyorsun." diye birde beyefendi beni kınayınca ona ters ters baktım.

 

"Kes sesini senin yediğin haltı düzeltip duruyorum burada! Sesini kes yoksa ben güzelce ve sonsuza kadar keseceğim haberin olsun!" diye açık açık tehditler savurup, başımda vesvese veren şeytan gibi konuşmaması gerektiğini belli etmiştim. O sırada sabırlar çeke çeke birkaç kere daha denemiştim. Sonuç tabii ki başarısızdı. O sırada son kez tekrar denemek için çabaladım ve bu sefer üzerinde sabit tutturmuştum. Geriye doğru adımladım ve Eşref 'e bak yaptım bakışı atınca, anında olduğu yerden uzaklaşıp uzaktan bakmaya başladı benim gibi. Tamda o sırada kendimi tekrar öveceğim an birden gövdenin üzerinde bulunan baş aşağı doğru düştü. Ben ve Eşref başı tutmak için öne doğru atıldık ama yetişemedik ve baş konsolun üzerinden aşağı doğru sertçe düşüp, iki parçaya ayrılmıştı.

 

O an korkuyla bir nefes ağzımdan kaçmış ve yanı başımda duran Eşref 'e ne yapacağız dercesine bakmıştım. Asıl şimdi her şey mahvoldu. Eşref olduğu yerde başı gösterirken konuştu.

 

" Öldük biz. Hemde ne ölmek!" diye eceli gelmiş biri gibi konuştu. Eşref olduğu yerde çaresizce olanları kabullenip , kara kara düşünürken bende anında ellerimle yanaklarımı örtmüş ve dumura uğramış halimle yerde bana iki parça bakan heykele bakar olmuştum. Baktığım yerden bakışlarımı çekemeden konuştum.

 

" Hemde ne öldük?" dedim tedirgin bir şekilde. Yavaşça yerimden harekete geçtim ve yerde iki parça duran heykelin başını iki elimle kavradım ve yerden onu alıp, yavaşça konsolun olduğu tarafa ilerledim. Tam haliyle gövde üzerinde duramayan baş şimdi hiç yerinde duramıyordu. Öylece gövdenin her iki yanına bıraktım ve öylece baktım Eşref'e.

 

"Ne yapacağız şimdi? Artık tamamen bittik! Bizi canlı canlı kesecek Ali bey!" dedim bir çare bulması adına Eşref 'e bakarken.

 

"Lanet olsun ne yaptın sen?" diye birden patlayınca anında bende ona sertçe çıkıştım.

 

"Sana dedim elleme yerine koy şu lanet heykeli. Bak senin başlattığını ben dahada mahvettim. Ne güzel bir suçum yoktu az önceye dek ama şimdi seninle işbirliği yapmak zorunda kalacağım! Sana ne diye yardım ediyorsam akılsız kafam. Otur oturduğun yerde. Kendi başına halletsin. Ama şu kalbim el vermedi ve başıma iş açtım. "diye olduğum yerde krize girmiş gibi sağa sola gidip gelip dururken. O an Eşref birden patladı.

 

" Kızım sen iyice gittin! Bir sakin ol! Hallederiz biraz sakin kafayla düşünmemi sağla. . "dediğinde ona umutsuz bir halde baktım. Ne yapacaktı ki? Hiçbir şey yapamazdı çünkü ipin ucunu çoktan kaçırmıştık.

 

" Hadi tamam sustum, bir şeyler düşün bakayım. "der demez birden dış kapının açılma sesini duymamla, Ali Beyin sesinin salona ulaşması bir oldu. Olduğum yerde sinirden ağlamak üzereyim. Normalde asla bu saatte eve gelmeyen adamın gelesi tuttu. Evrenin planı her daim zor durumda kalıp, kalpten gidecek olmam mıydı?

 

Ve o an Eşref 'le göz göze geldiğimiz gibi telaşla bana doğru ilerledi. Yanımdaki yerini aldı ve arkamızda bulunan yıkımı saklamaya çalıştı aynı benim gibi bedeniyle. Biz olduğumuz yerde sessizce, korkudan rengimiz atarken, tek dileğim odasına çekilmesiydi.

 

"Odasına giderse hemen imha edelim heykeli. Ben anında çekmeceye koyar sonrasında çöp poşetine koyup, bahçenin dış kapısının yanındaki çöp konteynerına atarım. Ama bu arada sende gözcü ol ve kimsenin görmemesi için çabala. Ben birkaç atacak şeyide çöp poşetine koyup öyle atarım, bu sayede kimse fark etmez bir halt ettiğimizi. "dedikten sonra Eşref 'in onaylamasını beklemiştim.

 

Ama ondan önce birden salonun girişinde Ali Bey görünmüştü. O an ikimizde bunu fark edince Eşref' le olduğumuz yerde sesli bir şekilde yutkunduk. Buraya gelmesi şart mıydı ki? Ali Bey bizi fark edince yavaşça daha çok Eşref 'le omuz omuza verdik ve arkamızda bulunan şeyi saklamaya çalıştık. O sırada Ali Bey bize garip bakışlar atıp dururken, hiç çaktırmamaya çabaladık. Ali bey tam önümüzde duran tekli koltuğa geçip otururken, çatık kaşları arasından bizim bu halimizi izler ve ne yaptığımızı anlamaya çalışır. Ama biz ikimiz put gibi durmuş ona bakıyorduk.

 

"Hoş geldiniz Ali Bey." dediğim anda başıyla hoş bulduk dercesine başını aşağı yukarı salladı. Olduğu yerde çalışan kızdan kendisi için kahve yapmasını istemişti.

 

O sırada ağzının içinden Eşref konuştu. "Gitmeyecek gibi. Ne yapacağız. Bütün gün böyle ayakta dikilsek daha çok şüphe çekeriz." dediği anda çaresizce ona baktım yapacağım bir şey yok dercesine.

 

O arada Ali Bey artık bu kıpırdamadan duran bedenlerimize bakıp durmuş, Eşref 'le kenetlenmiş gibi duran halimizin bir şeyler çevirdiğimizi sezer gibi olmuştu.

 

" Ne yapıyorsunuz siz orada ayakta dikilmiş bir şekilde? Geldiğimden beri yerinizdende kıpırdamadınız." diye sordu aksi sesiyle , çünkü bu halimiz sinirine dokunmuş gibiydi. Zaten sinirli olmadığı bir an mı var sanki! Derin bir nefes alıp anında onun gözlerinin içine bakarken cevap verdim.

 

" Hiçbir şey yok Ali Bey? Sadece olduğumuzu yerde duruyoruz. Bu sizi rahatsız mı etti? Hiçbir şey yapmazken bile rahatsız olmanız garip." dedim sırf kafasını dağıtıp, onu sinir etmek adına. Belki böylece kızar ve burayı terk eder. Anında Eşref aklını kullanmış olmalı ki ne yaptığımı anlamaya çalıştıda bana ayak uydurdu.

 

" Evet dede hiçbir şey yapmıyoruz. Durduğumuz yerde duruyoruz buna da mı söz edeceksin."dediği o esnada başını yana yatırdı, düşünüp durdu olduğu yerde dikilirken. Tabii bu esnada kaşları çatıldı çünkü dedesinin kızıp kızmadığını anlamaya çalışırken. Ama Ali Bey kızmaktan çok sıkılmış gibiydi. Ah bugün her şey tersine işliyor. Bugün olması lazım mıydı? Gitti gideceğiz burada bir an önce salonu terk etmesi lazım.

 

"O zaman ayakta dikmeyi bırakın ve geçip oturun." diye ısrar ettiği an bir kez daha Eşref 'le birbirimize bakıp durduk. Ne yapacağız derecesine. O an Eşref donuk yüz ifadesini görüş alanımdan çıkardı ve dedesine bakıp durdu.

 

"Hiç oturasım yok benim dede ben halimden memnunum." dediği anda Eşref birden tam karşımızda bulunan Ali Bey gözlerini kıstı ve ikizime sırayla bakıp durdu. Sanki az çok ne yaptığımızı fark eder gibi oldu. O an kafasını karıştırmak adına bende karşılık verdim.

 

"Benim de hiç oturasım yok böyle gayet iyiyim" diye tekrar ettim aynı Eşref 'i. Bu cümlem Ali Beyin artık iyiden iyiye şüpheci gözlerle arkamıza bakışlarını çekmesini sağladı.

 

"Katılıyorum Yenge hanıma." dedi Eşref son çırpınışlarını sergilerken. O sırada Ali beya işaret parmağını bize doğrultup konuştu.

 

"Sizde bir gariplik var ama yakında anlarım. "dediği anda Ali Bey birden bir aydınlanma yaşamış gibi oldu ve bakışlarını kıstı. Sonra sanki gözleri radarmış gibi arkamızda bulunan şeyi görmüş gibi durumu anında kavradı. Sanki neyin önünde ne sebeple dikildiğimizi çoktan anladı ve bezgin bir nefes verdi ve ardından konuşmaya devam etti.

 

"Yoksa şu konsolun üstünde bulunan heykeli mi kırdınız?" der demez Ali Bey o anda saniyesinde ben ve Eşref işaret parmağımızla birbirimizi gösterdik suçlunun kim olduğunu göstermekten adına. Birden onun yaptığı bu tavrına anında çıkıştım. Hah ben mi kırdım? O kırdı ilk başta benim kazayla olmuştu.

 

" Yalancı asıl sen heykeli kırdın!" dedim onu azarlayan bir sesle.

 

O sırada mızıkçılık yapan bir çocuk edasıyla anında Eşref beni göstererek konuştu. Yönü bana dönük vaziyette. "Sen de heykelin başını kırdın hatırlatırım yenge hanım." dediğinde Eşref, sesli bir nefes koyverdim. Hemen anında sattı beni ya! Ben onun için neler yapmışken. Bir kere anında beni aklayıp suçu kabul etseydi ne olurdu? Ama o direk beni de içine dahil etti. O an hıncımdan hemen omzundan Eşref 'i geriye doğru ittirdim. O sırada Ali beyin aramıza giren sesini duymuştum. Anında başımı ondan yana çevirdim. Eşref' te o sırada benim gibi dedesine doğru dönmüştü.

 

" Bu da heykeli ikinizin de kırdığını gösterir. Bırakın artık küçük çocuklar gibi didişip durmayı. Yaptığınız şeyin sorumluluğunu üstlenin." der demez ikimizde anında konsolun önünden mecbur çekilmiş ve yaptığımız şeyi görmesini sağlamıştık.

 

Ali Bey usulca biz yerimizden hareket edince, bizden geriye kalan boşluktan heykelin son haline bakmaya başladı. Önce tereddüt ederek bakmıştı. Sanki düşündüğü şeyi kırıp kırmadığımızı anlamaya çalıştı. Sonra bakışları yumuşadı ve rahat bir ifadeyle bakmaya başladı bize. O sırada ben utancım sebebiyle gözlerimi kaçırdım ve anısına Eşref 'e alttan alttan kötücül bir şekilde baktım. Adi adam ne olacak insan bir korur ya! Onca sene arkasını kollayan bendim ama söz konusu dedesi olunca anında beni gözden çıkartıyor. Kafasıyla kırık heykeli gösteren Ali Beye baktık ayını anda.

 

"Bana ait değil heykel korkmayın." dediği anda rahat bir nefes aldım ama o anında soluk boruma takılı kaldı. Cümlenin sonunda yaşadığım duyumla. "Amma ve lakin heykeli alan Kubat. Benim değil. Ve biliniz ki heykelin ondaki değeri benim aldıklarıma verdiğim değerden daha farklı bir yerde. Yani keşke bana ait bir şeyi kırmak isteyecek düşüncesinde olacaksınız haberi öğrenince Kubat. Onun öfkesi benden daha çok olacağı kesin. "dediğinde Ali Bey bir an acaba şaka mı yapıyor diye bakındım. Ama çok ciddi durunca o an anladım. Bittiğimizin resmi olduğunu. Bu ayağımıza sıkmakla eş değerdi. O an Eşref 'e bakınca olduğu yerde bittim dercesine gözlerini kapatmış ve duyduklarını sindirmeye çalışmıştı. Tamda o sırada ufaktan ufaktan bana yaklaşan Eşref bana hitaben konuştu.

 

" Ben kırdım desen olmaz mı?" dedi bir rica eşliğinde. Yalvarır gibi çıkan sesini duyunca anında kaşlarımı çattım. Ne yani yine mi kendimi kurban etmemi bekliyordu benden? Ona şaşkınlıkla bakarken konuşmaya devam etmişti. "Zaten sana asla kızmaz ama ben kırdığımı dersem Kubat ebemi beller. " dedi zihnine düşen senaryoları hatırlarken. Bense bu duyduklarım sonrası daha çok kafam attı. Kollarımı göğsümde kavuşturup yavaşça ondan uzaklaşıp konuştum sesimin desibeli yükselmişken.

 

" Yok ya! "dedim kızgın bir ifadeyle ." Neden bütün suçu üzerimi alayım?" dedim aklıma gelen ilk düşünceyle anında. "Nereden biliyorsun bana kızmayacağını? Geçen olayda bana ne yaptığını biliyorsun ve buna rağmen suçu üstlen mi diyorsun?" dedim ve ses tonum bunu kabul etmeyeceğimi bariz belli ediyordu. "Yarı yarıya bölüşelim Kubat'ın sinirini hem emin ol değerli eşyaları söz konusu olduğu an onun gözü kimseyi görmez. Ve bunu bile bile kendimi ateşe atamam. Kusura bakma ama yine enayilik yaparak kendimi yakmayacağım." diyerek son noktayı koydum. Eşref bana yavru kedi bakışları atarken onu yok saydım.

 

" Hadi ama lütfen. "diyip yanıma gelince kolumu tuttu ve bu konuda direncimi kırmaya çalıştığı an birden Ali Beyin sesini duydum.

 

" Kendi aranızda artık konuşmayı bırakın" der demez Ali Bey tam ona biraz müsaade eder misiniz diyeceğim an tekrar bir konuşma sesi yankı buldu salonun başında.

 

"Herkes salonda mı?" diyen Kubat'ın sesi kendinden önce bize ulaşmıştı. O an gözlerimi kapattım. Neden? Neden bu kadar talihsizlik yaşıyorum bugün? Her şey üst üste geldi ve gelmeye devam ediyor. Normalde bu saatte eve ayak basmayan bu ikili neden bugün erken geldi? Çalışan kız onu onaylayınca birden adım sesleri bizim olduğumuz tarafa doğru ilerledi. Sonrasında Kubat'ın bedeni salonun girişinde belirdi. Kubat birden bakışları ilk önce dedesine çevrilmiş daha sonrasında ne gördüyse sanki konuya hakim olmuş gibi hemen bizim olduğumuz tarafa bakmıştı. Sonra bakışları tamda önünde durduğumuz konsolun olduğu tarafa kaymıştı. Ve kırık heykeli fark etmişti daha bir şey denilmeden.

 

Farkında olmasına rağmen yinede duymadan edemedi. "Yine ne yaptı bunlar? Bakışları turşu satıyor." dediğinde dedesine Kubat büyük bir sitemle çıkan sesiyle. O an sesli bir şekilde olduğum yerde suçlu bakışlarımı yere indirim ve Kubat 'a bakmadım. Göz ucuyla Ali Beyin ne yaptığına bakmaktanda kendimi alamadım.

 

"Senin şu geçenlerde aldığın heykeli kırmışlar." dedi Ali Bey ve eliyle önünde durduğumuz konsolun üzerindeki heykeli gösterdi. O an Kubat' a bakmaktan kendimi alamadım. Dedesinin söylediklerini duyduktan sonra usulca kaşları bilmişlikle yukarı kalktı. Sanki az önce baktığı yerde ne olup bittiğini anlamıştı.

 

O an iç sesim konuşmaktan kendimi alamadım. Anında hemen öttü Ali bey maşallah ağzından bakla eksik olmuyor! Tabii buldu bizi ispiyonlayacak anı hiç kaçırır mı? Asla, zaten anında yapması gerekeni yaptı. Ondan beklediğim şeyde buydu yaptıda. Çekingen bakışlarımı Kubat 'a çevirdim.

 

"Gerçekten bilerek olmadı. Kazayla kırdık heykeli." dedim sesimdeki suçlulukla. O an Kubat'ın bana yönelik bakışlarında yumuşama görür görmez biraz gerginliğim azaldı. Ama acaba ben mi yanıldım diye düşündüm çünkü birden yine o çatık kaşları arasından bizi izlemişti.

 

" Aynen birden oldu. Heykeli incelerken kırıldı." diye haklı bir açıklama yapınca Eşref anında başımı sallayarak onunla hem fikir olduğumu belli ettim. "Sanırım malı bozuk bunun ya." dediğinde Eşref o an bu söylemine gülmek istedim ama son anda kendime çeki düzen verdim. Fakat anında bende ona ayak uydurmak zorunda kaldım.

 

"Evet katılıyorum Eşref 'e anında elde kırılıyor." dedim başımla arkamdaki heykeli gösterirken. "Belli ki sahte bir şey bu. O kadarda para vermişsin ama yazık onca paraya." dedim olduğum yerde birde Kubat' ı uyarma gereğinde bulunurken.

 

"Aynen yenge hanım haklı." dedi Eşref anında rahat bir tavırla konuşurken birden Kubat'ın ona yönelik bakışını fark edince olduğu yerde hafifçe boğazını temizledi ve gözlerini ondan kaçırdı ve önüne baktı. O an Kubat bizden özür dilekleri duymayı beklerken, tam tersi birden onun kabahatli olduğu cümleleri duyunca olduğu yerde hayretler içinde bakakaldı bize. O an yavaşça yerinden hareket edince sırtı bize dönüş vaziyette dedesinin olduğu tarafa doğru ilerledi. Sonunda yanına varınca önüne döndü ve koltuğa oturacağı vakit konuşmaya başladı.

 

"Sizinle nasıl baş edeceğiz biz?" diye anlamaya çalışır bir şekilde konuştu. Ne konuda olduğunu sormak istedim ama susmayı tercih ettim. "Baş belasının tekisiniz ikinizde. "Derken sesi hayretler içerisindeydi. Yavaşça koltuğa oturdu ve geriye yaslandığı an cümlesine devam etti. "Bir değil iki tanesiniz birden fazla başıma açtığınız sorunlarla baş ediyorum. Ve bu zorluyor git gide." Kubat bunları dediğinde şaşkınlığımı izleyemedim. Bunları mı düşünüyor bizim hakkımızda? Baş belası olduğumu sanmıyorum! Alt tarafı birkaç sorun yaratmış olabilirim ama bunlar büyütülecek bir şey değildi ki. O an aklıma gelenlerle konuştum. Onun bağırıp çağırması gerekiyorken, bu kadar sakin sakin konuşması şaşırmama sebebiyet vermişti.

 

"Kızmadın mı heykeli kırdığımız için bize?" dedim gergin bir sesle sorumu sorarken. Anında sorum karşısında Kubat sakince cevap verdi .

 

" Hayır olan oldu artık, bunun için huzur bozmaya gerek yok. " dedi her zamanki ciddi duruşunla. Bu haline bakarken inanamadım. Acaba hayal mı görüyorum diye düşündükçe birden Eşref 'in öne adım atarak duyduklarını benim gibi anlamaya çalışır vaziyette olduğunu görünce bunun gerçek olduğunu anladım. "Bir heykel için sizlere kızacak değilim. " dedi tok bir sesle.

 

Yönü bize dönüktü ama en çok bana bakıyor, hal ve hareketlerimi izliyordu. Sanki beni incitmemek için çabalıyordu. Bunu sezmiştim. Acaba yanılıyor muyum diye düşündüm ama öyle gelmedi. O an bu haline ciddi olamazsın dercesine baktım. Oysaki Kubat fazlasıyla ciddiydi sözlerinde. Ne yani azar bile yok mu? Ne kadar beceriksizsiniz bile demeyecek mi? Bizden gına geldiğini dile getirmeyecek mi? Sanırım az bir ömrüm kaldı yoksa bu kadar ılımlı olması ve sakinlikle olayları karşılamasının başka bir nedeni olamaz. Tamda o sırada Eşref omzumun gerisinden bana baktı ve konuştu benim duyacağım bir sesle.

 

"Ben inanmadım." dedi anında . "Kızması lazım olanlara." dedi sessizce sadece benim duyacağım desibelde. "Hadi ama bu hayal olmalı. "diye söylendiği anda bende ona baktım ve katılıyorum dercesine başımı salladım.

 

O an sesli dile getirmesemde zihnimin içerisinden ben de aynı şekilde düşünüyorum demiştim. Dalgın bir şekilde olanları idrak etmeye devam ederken. Bakışlarım yerdeydi. Garipsediğim bu olaya kendimce anlam vermeye çalışıyor ama vermiyordum bir türlü. Ta ki Kubat tekrar konuşana dek.

 

"Kendi aranızda konuşmayın. Merak etmeyin bir sorun yok. Bunun için endişe etmeyinde sakin kalın sizi öldürecek değilim." dedi samimi bir ifadeyle " Rahat olun artık ama sizden bir ricam olacak. Lütfen çok sık bir arada olmayın. İkiniz sorun çıkarmakta çok başarılısınız. Ve bu yüzden başka büyük sorunlar ortaya çıksın istemiyorum." diye kendince istekte bulununca sessiz kaldık ikimizde ama dediklerine bozulmadım değil.

 

Ne demek sorun çıkarmaktayız? Bazı anlar oluyor diye sürekli olduğu anlamına gelmiyor! İyiden iyiye sinirm bozulunca olduğum yerden Kubat'a bezgin bir bakış atıp salonun çıkışına doğru ilerledim. O sırada Eşref nereye gidiyorsun diye sorduğu an ona bir cevap vermemiştim. Ve o an ardımdan Kubat'ın kızdı galiba dediğini duyunca hepsinin birden gülmesini duyunca adımlarımı daha sert atıp odama doğru yönelmiştim.

 

 

Bölüm : 08.03.2026 16:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...