
"Tutsaktı ruhum ama zihnim gökyüzüne asılı kalan bir uçurtma.."
Bazen kötü işlerin sonu sonradan iyi gelir mi insana? Belki gelemez dersin. Ama benim için bu geçerli değil. Çünkü ben en kötü olduğunu düşündüğüm andan bu yana geldim. Tam her şey bitti derken aslında her şey benim açımdan yeni başlıyordu. Aslında kişiyi iyi eden şey içerisinde olduğun o yoğun acı içerisinde çektiğin acıya rağmen mücadele etmekti. Ve bende acılara rağmen mücadele edip, kendi yolumu kendim belirledim. Tırnaklarımla kazıya kazıya değil, her şeyi pençemin içerisinde hapsederek, sahip oldum. Yılmadan mücadele ettim. Çabaladım, çalıştım. Bir insan aynaya baka baka bakışlarını, ifadesini değiştirmek için günlerini, gecelerini harcar mı? Ben yaptım. Her gece olmam gereken kadın için rol yaptım. Her şeyimi olmam gereken kadına göre yapılandırdım.
Ses tonum, davranışlarım, yürüyüşüm, mimiklerimi hep bir şekilde değiştirdim. Ama bu çok kısa sürdü. Sonra o kadına yavaşça yol verdim. Şekillendirdim bir zamana kadar. Çünkü onunla bu yolda devam etmek imkansız gibi duruyordu. Bunun için azar azar onun sınırlarını kırdım, yok ettim ve kendi gerçek kişiliğime göre baştan yarattım. Belki herkes şaşırdı ama sonradan herkes kabul etti bu halimi. Memnun olanlar oldu olmayanlarda oldu. Bununla ilgilenmedim. Çünkü amacım birilerine göre hareket etmek değildi. Kendi yoluma doğru ilerlemekti. Ve bunuda başardım. Şimdi olduğum yerde bulunmak için üç senemi verdim. Ve bu üç sene içerisinde her şeye tanık oldum. Her şeye boyun eğdim. Her şeyi görmezden geldim kısa süreliğine. Ve şimdi aynaya bakınca nefes aldığım bu anları yarattığım için az da olsa memnunum.
Sonsuzluk evreninde sadece bir anıya hapsolmak isterdim ama bana onun sonsuzluğu vereceğini bilmeden bunu istemiştim. Şimdi sonsuzluk evreninde birden fazla şeyle karşı karşıyaydım. Düşmanlarla, gerçeklerle, yalanlarla ve acılarla... Bazı şeylerin sonunu görmeden karar vermiştim. Şimdi bunun sonuçlarını öder hale geldim. Ağırlığı altında çırpınıp duruyordum. Biraz daha nefes almak adına ve biraz daha iyi olmak için. Anılarımın çoğu bana mutluluğu pek sunmaz. Sadece bir anı var belki de hayatta yaşamam için mücadele etmemi sağlayan. Ve ben o anıya tutuna tutuna bu zamana geldim. Her daim aynaya bakarken, kendime güç telkininde bulunurken kendime daima hatırlatıp durduğum şey bu anımdı.
Hep kendime ' güçlü ol, ayağa kalk, ileriye dönük hedefler koy.' diyip durdum. Bazen geçmişten gelen sesler vardı ruhumu yıkan, acı çektiren ve güçsüz düşüren. İşte bu anılar bazen beni mahvediyordu. 'Zayıfsın. Hiçbir zaman istediğin yerde olmayacaksın. Sen hep hor görülmeye devam edeceksin.' bu cümleleri her hatırladığım an sonrasında yaşanan o yakıcı gerçekler zihnime düşüyor ve ben içinden çıkamıyorum. Sahi her şey nasılda birbiriyle bağlantılı ve devamı. Üst üste yaşadıklarımdı beni bu yere getiren. Ve şimdi bunlara karşı karşıya geldiğim an başka hisleri daha çok tadıyorum. Ve hisler döngüsünde daha çok çırpınıp, kendimi bataklığa itiyordum.
Seçimlerim belirlemişti aslında beni bu yaşama tutunmamı. Bu kararı vermemi sağlayan şey onca sorunda karşı karşıya kaldığım çaresizlikti. Ve bu benim en acımasız ama en güçsüz kaldığım andan çıkıp, kendim olmamı sağlayan yaşama adım atmamı sağladı. Evet kendim olduğum anı yaşadım bu kararla. Sadece kendi hislerim ve düşüncelerimle çok şey yaptım. Çok kalıplaşmış şeyleri devirdim ve bundan rahatsız değilim.
Seçimlerim belirlemişti aslında hiç hislerimle hareket etmememi. Sadece mantıklı kararlar verip ona göre hareket etmemi. Ama ben ben tam tersini yaptım. Hayatıma kişiler dahil ettim. İkizlerle bir bağ kurdum. Soğuk ve mesafeli halimden sıyrılıp, onlarla vakit geçirdim. Onlara kendimi açtım. Eşref 'le olan mesafeli halimi yok edip, onunla gerçekten her şeyini paylaşabilen birine dönüştüm. Sırların ortak oldum, dertlerine derman oldum. Samimiyet kurduk be böyle devam ettik. Elbette bazen nefret edilen oldum ama en çok üç kişinin gözünde çok değerli bir konuma yükseldim. Eşref, Asaf ve Aysar...
Seçimlerin belirledi ölümün farklı bir şekilde beni bulmasını ve yok etmesini. Belki de gerçek anlamda ölmedim ama asıl kimliğim yok oldu. Bu benim için ölüm demek. Yaşıyorum diyemem ama öldüğümde belirsiz. Yok oldum beni tanıyan zihinlerde. Beni tanıyan kişiler artık unuttu gitti. Kimliğim, anılarımla beraber tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Ona ulaşacak kimse yok, bunu isteyende yok doğrusu . Kimse tarafından pek önemsenen biri olmadım bu zamana kadar. Olmak istedim ama başarılı olamadım. Kimse için değer arz etmedim. Kimse için vazgeçilmez olmadım.
Tam tersi anında ilk gözden çıkarılan hep ben olmuşumdur. Geçmiş benim için karanlık anılardan ibaret. Çünkü hiç güzel anlar değildi. Her daim üzüldüğüm , bir köşede sessizce ağlayıp durduğum zamanlardı. Ve bundan dolayı belki de arayanım olmadığı içindi bu yola çabucak alışmam , yadırgamamam. Çünkü hep kendi hayatında bile fazlalık olduğunu düşünen biri olmuşumdur. Belki de bu hayatta bir değerim olduğunu, kendimi önemli hissettiğimi söyleyebilirim. Çünkü sevenim çoktu. Aynı nefret edenim olduğu gibi. Ama bir kişin bile sevgisine o kadar açtım ki, bulduğum an o kişiyi anında kendi savunma mekanizmamı inşa ettim ve kendimi koruma altına aldım. Hiçbir zaman çok beni kişi sevsin istemedim. Tek bir kişi bile yeterdi ama şu an hayatımda dört kişi gerçekten beni sevip sayıyordu; S, Eşref Aysar ve Asaf... Onların varlığı iyi geliyordu bana. Dayanaklarım onlardı mücadele ederken ve bundan memnundum.
Kaçarak geçmişteki her şeyi unutacağımı mı sandımda ondan mı hatırlamayı kendime yasakladım ? Ondan mı geçmişin gölgelerinden kaçıp durdum bunca zaman? Geçmiş acı verecek diye mi onu yok saydım? Kendimi başka şeylerle oyalayıp durdum? Bu belki de boşa bir çabaydı ama bundan başka elimden gelen bir şey olmadı. Kaçtığım anda yaşananları unutmadım sadece bir süreliğine erteledim. Ve böyle böyle iyileşmeyerek yaralarımın kabuk bağlamasını geciktirdim. O yaranın tenimde iz kalmasına vesile oldum. Her acının tenimdeki izlerinin hâlâ hüküm sürmeye devam ettiğini biliyorum. Ama onları iyileştirecek güce sahip değilim ama onları yok sayacak iradeye sahiptim.
Odaya geldiğim an yatağa geçmiş ve karanlık odada öylece kendi kendime düşüncelere dalmıştım. Bir şeye alınmış değilim aslında. Ne yaptığımı bilseler, bu şekilde bana davranmazlar ki. Kırdığımız şey Kubat 'a aitti ve bize kızacağını gerçekten düşünmüş, ona göre kendi savunmamı bile hazırlamıştım ama beklediğim gibi olmamıştı sonu. Kubat sakin karşılamış ve kızmak yerine sadece uyarıda bulunup, takılmıştı Eşref' le bir araya gelmeme konumuza. Oysaki böyle olmaması gerekmez miydi?
Her şey çığırından çıkmış gibi duruyor. Umduğum şeyler bu değildi. Kubat'ın gelişi ortamda soğuk rüzgarlar esmesini sağlayacağını düşünmüştüm ama sandığım gibi olmadı. Her şey değişti. Ali Bey bile eskisi gibi değil. Daha ılımlı bir davranış sergilediğini söyleyebilirim. Kızıp durmuyor, bağırmıyor, azarlamıyor, suçlayıcı bakışlarla bakmıyor. Oysaki bunu yapmaması lazımdı. Ama sanki onun bunu yapmamasını için bir nedeni var gibi. Eşref 'e bile artık iyi davranıyor. Halbuki ikimizide her daim eleştirir, kendimize çeki düzen vermemizi hep temenni ederdi. Şimdi öyle yapmıyor, sakinlikle olanları sindiriyor
Bir anda her şey değişti. Kubat'ın gelişi aşılmaz duvarları yıkıp geçti. Ben bile eskisi gibi değilim sanki. Sınırlarımı ihlal ediyor. Kubat sanki etrafında bulunan her şeye yeniden şekil veriyor gibi bir hali var. Sanki buraya geliş amacı önceki hatalarını telafi etmek. Peki neden bunu merak ediyorum. Neydi onu bir anda o eski halinden çekip alan ve kendisini ve etrafında bulunan herkese yeniliği getiren sebep? Bakışları soğuk değil Kubat'ın. Halbuki evlilik fotoğrafına baktığım anda ne kadar hissiz bir adam olduğunu gözlerine bakarken anlamıştım.
Bazı videolarını izlemiştim. Soğuk, mesafeli ve tahammülsüz biri olduğunu görmüştüm. Şimdi Kubat halbuki öyle değil. Hisleri onu ele geçirmiş gibi. Bakışları he şeyi açığa veriyor. Değiştiğini görmüyor hissediyorum. Davranışları daha nazik ve düşünceli. Attığı adımlar kararsız ve çekingen aslında görebiliyorum. Peki neden? Neden şimdi bunu yaptı? Daha öncesinde yapsaydı daha iyi olurdu çünkü onun bu halini görmek isteyen o kadını üzmemiş olurdu. Ona bu evlilikten bir beklentisi olmamasını isteyen oydu ama şimdi çizdiği sınırları bozuyor ve yeniden baştan kuruyordu. Yanlış yapıyordu haberi bile yoktu.
Tavana çıkardım bakışlarımı. Yemeğe inmemiştim. Kaçmıştım aslında. En çokta kendimden. Ve Kubat 'tan çünkü bilmiyorum ona karşı çok güçsüz olduğumu düşünüyorum. Kalkanlarımı çok kolayca yıkıp ileriye adım atıyor. Kendi izlerini bırakıyor, ona yasak kıldığım topraklarda. Her adımı belli ki istediği şeylerin olmasına yönelik. Ellerimle yüzümü örttüm. Ne yapacağım eksisi gibi olamıyorum. Sınır koyamıyorum. Çaresiz halimle olduğum yerde düşünüp durdum. Ne yapamam gerektiği konusunda ama kesin bir sonuç elde edemedim çünkü her yolun sonunda Kubat her şeyi devirip duruyordu. Ve ben ona mani olmak yerine izin veren hale geliyordum. İzninden kastım olduğum yerde onu durduracak bir eylemde bulunmamamdı.
Yüzümden ellerimi çekip, önüme düşen saçlarımı omzumun gerisinden arkaya usulca attım. Ellerim bu sefer başımın iki yanına yaslandı ve öylece boşluğa baka baka durmaya devam ettim. Ne yaparsam yapayım bir etkisi olmuyor aslında bu yolda ilerlemenin. Başka bir şey yapmam gerekiyor biliyorum ama ne yapmam gerektiğini anlamıyorum. Bunu bulmak içinse biraz çabalamam gerek. Ne kadar oldu odamda böyle kara kara düşünüp durduğum, telefon ekranına baktığımda gece yarısı olduğunu çoktan fark etmiştim.
Uykum hiç yoktu. Onun için duşa girip biraz rahatlamak istediğim için yataktan yavaş adımlarla çıkıp, banyo kapısına doğru ilerlerken birden kapımın usulca tıklatılma sesini duydum sonra birden kapının kolu aşağı doğru indi ama açılmadı. Çünkü kapıyı kilitlemiştim. Alışkanlık olduğu için bazen fark etmeden kapıyı ardımdan kilitli tutardım böyle yaparak. Kapının açılmayacak olduğunu anlayan kişi yavaşça durdu. Kapının ardındaki kimdi bilmiyorum. Yavaşça yönümü odamın kapısına çevirdim ve sessizce kapıya doğru ilerledim. Ben ilerlerken birden kapının arkasından Kubat'ın kısık, şefkatli sesini duydum.
"Uyumadığını tahmin edebiliyorum. Yemeğede inmedin." dedi ve biraz duraksadı sanki buna sebep olduğu için biraz kendine kızmıştı. "Aç olmalısın. Seni incittim mi bilmeden?" sesi buna eğer sebep olmuşsa, kendini cezalandıracak olma kararına sahipti sanki. "Amacım bu değildi bilmeni isterim. Sadece takıldım aslında ama bu yüzden incineceğini tahmin edemedim kusura bakma. Bir daha asla bu şekilde konuşmam seninle. Yeter ki sen kendini kötü hissetme." bunları dediği anda avuç içlerime tırnaklarımı geçirdim.
Benim yüzümden kendini mi suçlu hissediyordu? Bu çok saçma! Bir şey yaptığı yoktu asıl çok şey yapan bendim ki. Kubat'ın birkaç saniye sesi gelmedi. Yavaşça kapının ucunda durdum. Sıkıntılı bir nefes alıp verirken, o an içten içe kendime kızan ben oldum. Sonra birden kapıya bir şeyin yaslandığını duydum. Birkaç saniye içerisinde boğuk bir ses geldiği an Kubat'ın alnını dayadığını anlamış oldum.
Elimi yavaşça kapıya yasladım. Tamda o sırada Kubat'ın tekrar kısık ama kararsız sesini duydum. "Sana karşı attığım her adım aslında en tereddüt ettiğim anlar. Çünkü incitmek istemiyorum seni ama her defasında kırılan taraf oluyorsun benim yüzümden. Her daim seni kırmak istemediğim halde, kırılıyorsun. Özür dilerim. Amacım bu değildi hiçbir zaman. Nasıl davranmam gerektiği konusunda acemiyim ama senin için çabalayacağım Ronay bunu bilmeni isterim. "dediği sırada birden duraksadığını hissetmiştim . Ve ardından birkaç adım sesi duydum sanki kapıdan uzaklaşmıştı. Gitmiş miydi acaba? Ben gittiğini sanıp tam geriye çekilecekken birden onun güçlü kendine emin sesini duydum.
" Benimle bir gece dışarıda yemek yemeni istiyorum. Aslında bu yemek öyle sandığın gibi bir yemek olmayacak. Düşüncelerimizi paylaştığımız ve sınırları belirlediğimiz bir yemek olacak. Benden rahatsızlık duyduğun şeyleri açıkça dile getirip, sana nasıl davranmamı istiyorsan açıkça dile getirmeni isteyeceğin bir yemek olacak. Çekinmeden söylemeni istiyorum ki bende ona göre kendime çeki düzen vereyim. Ve benimde senden isteyeceğim şeyler olacak ama bu seni rahatsız edecek şeyler olmayacak. Sadece bana daha açık olmanı isteyeceğim. Çekinmeden düşüncelerini söylemeni isteyeceğim o yemekte. "dedi ve bu uzun cümlesi sonrasında usulca soluklandı.
Birkaç saniye ondan herhangi bir ses duyamadım. Beklenti içerisinde oluşumla birlikte tekrardan onun sesini duymayı bekledim çünkü devamı olacağını biliyordum. Çünkü Kubat'ın kibar yönünden haberdarım. Ve bunu bir isteği dile getirir gibi değil de bir randevuya çıkarmak istediği birine edeceği teklifi yapmak isteyen bir kişi gibi soracağını biliyorum. Ve bunu demesini bekledim içten içe. Belki de yanlış olacaktı. Bu beklenti içerisinde olmam yakışı kalmıyordu ama kendime de engel olamıyorum Kubat söz konusu olduğu anlarda.
Ve saniyeler içerisinde tekrardan Kubat konuşmuştu. "Eğer gelmeyi kabul ediyorsan kapıya üç kere vurursan gelmek istediğini anlarım.." dedi vereceğim cevabın evet olmasını uman bir sesle. O an tereddüt eden bakışlarım sanki kapının ardındaki Kubat 'ı görür gibi dikkatli bir şekilde izlemeye başladım. Hâlâ kapının üzerine yaslı duran elime kısaca bir bakış attım. Zihnim kendince sorular sordu. Cevap hayır olursa ne kazanmış olurum? Cevabım evet olursa ne kaybetmiş olurum? Hayır demek istediğimi sanmıyorum. Ama evet demek konusunda da baya kararsız olduğumu söyleyebilirim. Aslında çok basit bir yemek yiyeceğiz ama bu bile beni tedirgin hissettiriyor.
Uzun bir süre öylece neye karar vermeliyim diye düşündüm. Tam cevabımı vereceğim an bir hareketlilik hissettim kapının ardından. Kubat hayır dediğimi düşünmüş olmalı ki, olduğu yeri terk etmeye hazırlanıyordu. O sırada daha fazla zaman kaybetmeden hızla elimi geriye çekmiş ve sonrasında avuç içimle kapıya üç kere üst üste vurmuştum. Güçlü vuruşum gelmek istediğimi ayan beyan açık etmişti. Adım sesleri anında susmuş ve kapının arkasında Kubat rahatlamış bir şekilde sesli nefes alıp verdiğini duymuştum. Ve vurmam sonrasında Kubat tekrar konuşmuştu.
"Cevabının evet olması beni çok mutlu etti." dedi sesine yansıyan sevinçle. "Yarın akşam yemeğini beraber yiyeceğiz. Seni evden alır öyle geçeriz yemeğe." demiş ve kısa bir süre sessiz kalmıştı. Ben usulca elimi çekip, geriye doğru çekildiğim an Kubat'ın samimi, içten sesini duymuştum. "Kabul ettiğin için teşekkür ederim. Ne kadar sevindiğimi bilemezsin. İyi geceler ben daha fazla rahatsız etmeyeyim seni. Güzelce uyu Ronay..." Son cümlesi içimi sıcacık etmişti. Çünkü sesindeki ismime olan baskısı , söyleme şekli hislerimi küllerinden yeniden doğmasını sağlıyordu. Sanki ismimi söylemek onun için başka bir şeydi. Gerçekliğini sorguladığı bir şeyin varlığını ortaya çıkarmak için verilen bir ispattı.
Kubat ayrıldıktan sonra bende banyoya ilerlemiştim. Duş almış üzerimi değiştirmiş ve gerisin geri yatağa geri dönüp uyumuştum. Yatağa girince uyumayacak olduğumu sanmıştım ama çok rahat ve çok huzurlu bir uyku uyumuştum.
Gün ışıkları odamı aydınlatırken uykumdan uyanmış ve yataktan çıkar çıkmaz ilk işim banyodaki işlerimi halledip giysi odasının yolunu tutmaktı. Bugün lacivert bir takım giymiş, saçlarımı salık bırakmıştım. Kâküllerim ve parlak canlı saçlarımı taramış ve hafifçe bir şekil verip sonrasında makyajımı yapmıştım. Sade abartı olamaya bir şekilde makyajımı halledip takmam gerken takılarımı takmıştım. Pırlanta bileklik, küpe ve kolyemi taktıktan sonra ayağıma siyah deri topuklu ayakkabımı giymiş, aynı siyah deriye sahip çantamıda alıp içerisine gün içerisinde lazım olacak birkaç eşyamı koyup odadan dışarı çıkmıştım.
Biraz geç uyandığım için kahvaltıyı kaçırmıştım. Onun için direkt çalışamadım kahvaltımı dışarıda edeceğimi söylemiştim. Sonrasında şirkete geçer öyle işlerimi halledip erkenden eve geri dönerdim. Akşamki yemek için hazırlık yapmam lazımdı ve bunun için erkenden evde olmam gerekiyordu. Avluya çıkınca anında ikizleri ayak üstü konuşurken buldum. Hâlâ beni fark etmemişlerdi. O sırada birden telefonuma bildirim gelince anında elimdeki çantamda bulunan telefonu çıkarıp gelen mesajı okudum.
Alex : Sana gönderdiğim adrese adamlarını gönder. Plan için oradaki iki adama ihtiyacımız olacak.
Kaşlarımı çatarak okuduğum mesaj sonrasında keyfim az da olsa bozulmuştu. Yapmam gereken başka şeyler vardı ama bunuda ertelemek saçma olurdu. Neyse hızlıca hallederdim. Baktım geç geleceğim ona göre işleri Eşref 'e paslarım. Sonuçta bende onun için çok şey yapmıştım. Benim için küçük işlerimi halledebilirdi değil mi?
"Günaydınlar." diyerek ikizlerin dikkatini çekmiştim ilk an sonrasında devam ettim. "Yapmamız gereken mühim bir iş var." dediğimde ikiside işin ciddiyetini anladıkları için anında oldukları yerde bana doğru ilerlemişti. "Bir mesaj aldım ve atılan adreste bulunan kişileri paketlememiz gerek. Ve bunu yapacak o talihli kişiler siz ikiniz oluyorsunuz." dediğimde ikisi de birbirine bakmış ve isteksizce başlarını sallamıştı. Ne zaman bu tür şeyler olsa sevmeyerek kabul ederlerdi. Ama ne zaman tehlikeli ve heyecanlı bir şey olsa severek bu işi üstlenirlerdi.
Suratları sirke satarken, yanlarından çekip giderek araca doğru ilerledim. Benim harekete geçmemle onlarda beni takip etmişti. Araca bindikten sonra ikizlerin gelmesini bekledim. Diğer korumaların eşlik etmemesi gerektiğini bildirirken, bende onları izledim. Asaf ve Aysar farklı iki takım giymişlerdi ama renk olarak siyahtan yana tercihlerini kullanmıştılar. Gerçekten o kadar aşırı birbirlerine benziyordukiler onları ancak bakışları ve tavırlarından kim olduklarını anlıyordum.
Ama bazen kamuflaj elbiseleri içerisinde oldukları an ve yüzlerinde maske olunca onları tanıyamıyorum. Ve bunu bildikleri için her daim bu konuda bana küçük bir oyun oynayıp duruyordular. Bazen ikisininde tek eğlencesi benim olduğumu düşünüyorum. Malum herkese ağır abi gibi takılıp duruyordular ama bana gelince küçük kız kardeşlerine takılan ağabey rolünü üstlendiklerini söyleyebilirim. Sonunda işlerini halledip araca geldikleri an, karşımdaki koltuklara geçip, aracın yol almasını sağlamıştılar. Şoför malikaneyi terk ederken bende onlarla konuyu konuşmaya başladım.
"İş sandığınız gibi zor ve sıkıcı değil. Size attığım adresten adamı alıp dediğim mekana götüreceksiniz sadece. Ben sonrasında onların icabına bakılması gereken zamanı söyleyeceğim sizlere." benim bunları söylememle anında ikizler yanlarında olmayacağımı anladılar. Araçta onları ya da mekanda beklemeyecek oluşumu idrak ettikleri an anında beni soru yağmuruna tuttular.
" Neden bu akşam halletmiyorda erteliyoruz? "demişti ilk an Aysar.
" Sen işlerini ertelemezsin öyle kolay kolay. Ne oldu bir sorun mu var? "dedi Asaf, bunun altında yatan nedeni söylememi beklerken. İkiside kaşlarını çatmış, durumun ciddiyetini anlamaya çalışmıştı. Bezgin bir nefes alıp verirken gözlerimi ikisininde çektim çünkü biraz sonra bunun şakasını yapacaklarını biliyordum ve bu daha olmadan canımı sıkmıştı. Ellerine koz geçtiği an kullanmaktan asla çekinmezdiler. Gerginlikten parmaklarımı soğuk soğuk terlemiş ve sık sık kirpiklerimi kırpıştırp durmuştum. Söylemek konusundaki halimi gördükleri an, stres içerisinde olduğumu anlamıştı ikiside. Ve bu daha çok merak ederek olayı anında öğrenme isteklerinin artmasına sebebiyet vermişti.
"Kızım söylesene artık?" diye anında artık susmamı sınırları zorladığını belli etme Asaf 'la sesli bir şekilde yutkundum. "Sende bir şeyler var onu anlamadım ben ama ne olduğuna karar vermedim." dedi şüpheci bir ifadeyle bakarken bana. Ellerini kavuşturup bir an önce cevap vermem konusunda yaptığı baskıyla daha çok kasılmış ve tam olarak ne söylemem gerektiğini bilememiştim.
" Önümde kırılıyorsun, ne bu ani ruh değişimi? Kızım bizden gizli saklı iş mi çevirdin? Kimi öldürdün?" dedi anında Aysar biran önce konuşmam için.
"Ya da kimin sonunu yazdın?" dedi Asaf.
"Veya ne iş açtın başına da bu kadar gergin duruyorsun?" dedi Aysar.
Üst üste sordukları sorularla bezgin bir nefes verdim ve anında yalın olup, derin bir nefes aldım tek nefeste söyledim gerçekleri.
"Kimsenin sonu olmadım. Kimseye zarar vermedim. Sadece bu akşam müsait değilim." der demez anında ikiside devam et dercesine bana bakınca, ses tonum kısılmış ve sanki ağabeylerinden izin isteyen bir kız edasıyla konuşmuştum. Ses tonum çekingen, gergin ve endişeliydi." Kubat 'la bu akşam dışarıda yemek yiyeceğiz. "dedim sona doğru kısılan sesimle. Tabii benim devam etmemi beklemeden onlar cümlemi tamamladılar.
" Sende kabul ettin. "dedi anında Aysar sanki iyi halt ettin dercesine bakarken.
" Bunun içinde attığın adresteki kişilerin hesabını sonraya ertelemek zorunda kaldın. Bende diyorum önümde neden kıvranıyor bu! Meğerse hanımefendi kocasıyla yemek yiyecek onun için. "dedi Asaf sinirlenmiş bir halde.
" Hani sen Kubat'tan uzak duracaktın? Ne olduda birden sözünü çiğnedin? "dedi beni sorduğu soruyla sıkıştıran Aysar. Anında kısa bir süre gözlerine baktım ama çok oyalanmadan hemen bakışlarımı kaçırdım.
" Duruyorum zaten ama dün onun bir eşyasını kırmış olabilirim. "dedim konuya çok absürt bir yerden girerken.
" Bir eşyasını kırdığın için mi onunla yemek yiyeceksin? "dedi asıl niyetimi söylememi bekleyen Asaf. Hayır derecesine başımı iki yana salladım.
" Ona kırdığın şeyin aynısını alabilirsin, onun yerine neden Kubat 'la yemek yiyorsunuz ki? Yoksa bu işine geldiği için mi? "diye beni sıkıştırmaya devam eden Aysar' a diktim gözlerimi ve sinirli sinirli baktım.
" Ne diye onunla yemek yeme için durum yaratayım ki? "dedim ve haksızlığımı öfkeli halimle ört bas etmeye çalıştım." Buna gerek duymam bir kere! Hâlâ söylediklerimin arkasındayım ama dün gelip benden çok üstüme gittiği için özür diledi ve yemek yemeyi o teklif etti. "dedim konuyu benden uzaklaştırıp, dikkatlerini dağıtmak için.
" Sende hemen kabul ettin onun teklifini anında öylemi? Hiç itiraz etmeden. Hadi Kubat hatalı taraf, sen ne diye evet dedin orasını de bakalım bize? "dediği anda Asaf beni sıkıştırdığında ona kötücül bir bakış attım. Budan memnun muydu ikiside.
Birden kendi ayağımı kendim kaydırdım." Hem ne var kocam değil mi? Bir yemekten ne olur ki? "dediğim anda ne dediğimi yeni idrak etmemle elim ağzıma gitti ve o an gözlerimi kapayıp kendime hakaretler küfürler edip durdum.
" Bak bak hanımefendi hemen nasıl kocasını sahiplendi. Birde ondan uzak duruyordu. "dedi Aysar kardeşine hitaben konuşurken. Asaf anında başını sallayarak onu onayladı.
" Birde ondan uzak durup, mesafe koyacaktı sözde ama ne yaptı onunla daha yakın olmak isteyen kocasının yemek teklifini anında kabul etti. İstemem yan cebime koy ayağına bizi kandırıyor Ronay Kahir." diye Asaf anında imalı bakışlarını bana dikmişken sadece o an çok üzerime geldikleri için anında kollarımı göğsümde kavuşturup onlara azarlayan bir sesle konuştum.
" Ne var sanki gidip kötü yola düşmüşüm gibi konuşuyorsunuz! Alt tarafı bir yemek ya ne abarttınız! Gidip gelmeyeceğimi söyleyeceğim ama ek bir not daha ekleyeceğim yanına ; korumalarım maalesef bu yemeğe katılmamı doğru bulmadı." der demez ikisinin gözleri irice açıldı.
" Kızım hadi hayır diyorsun da ne diye bizi yakıyorsun? Kubat öğrense ikizimi kurşuna dizer. Adam kesin akşamın hayali ile yatıp kalkmış şimdi gitmezsen ayrı dert birde bizi araya katsan yarına cenazemiz kalkar. Senin bu inadın ne? Niye bizide kendinle beraber yakıyorsun? Adam zaten bize kıl. Birde bu durumu öğrense ekmeğine yağ süreriz ve sonumuzu anında getirir. "diye yakınan Aysar ' a keyiflenmiş bir şekilde sırıttım.
" Onu bana az önce laf etmeden önce diyecektin! Sizden bunu saklayabilirdim ama yapmadım ama siz gelmiş benimle dalga geçip, önceden söylemiş olduğum sözlerime atıfta bulunuyorsunuz. Beni vazgeçirmek istemiyor musunuz? Bende olanı Kubat'a söyleyeceğim." dedim sakin sakin konuştuğum sırada.
Asaf geriye yaslanıp başını omzuna attı." Sırf yemeğe gitmek için bu cümleleri kurmadıysan bende Asaf değilim. "dediği anda ona gözlerimi kısarak bakmış ve konuşmuştum.
" Diyelim ki öyle ne yapabilirsin ki?"diye açıkça onu ikaz ettim.
"Buradan bakılınca hiçbir şey çünkü de anında oyuna hilebaz bir şekilde Kubat'ı dahil ettiğin için bir şey gelmiyor elimden. Tek yapmam gereken susmak." diye olanı kabul edince şirin bir şekilde gülümsedim ve yola gel dercesine baktım.
"Ah çok doğru bir karar. Diğer türlü burada canını yanan ben değil siz olursunuz." diye gerçekçi olup, canlarını yanacağını açıkça belirttim.
"Kubat bilmiyor ki senin ne denli tehlikeli olduğunu. Garibim seni masum ve saf bir şey sanıyor ama yanılıyor. Sen 9 köyü yangına verip, birde üstüne üstlük gelir masum rolünü üstlenir gidersin." diyerek Asaf potansiyelimi öne sürünce ona sadece ışıltılı bir ifadeyle baktım.
" Ah onun için benim canımı sıkmayın çünkü ben sizi kestirmeden yok edecek olan o yolu kullanırım. "demiş ve konunun burada kapanmasını sağlamıştım.
" Yine de şunu söylemek istiyorum ki amacımız şaka yapmaktı yoksa Kubat 'la olan bu ilişkiniz normal bir ilişki olması bizim için iyi olur. Senin mutlu olman bizi mutlu eder. "dediği anda sessizleştim çünkü bu konuda ne yapmam gerektiğini biliyorum ama ona göre hareket etmiyorum ve bu canımı sıkıyor. Bir anda sessizliğim ikisinin de dikkatini çektiği için bu konuda daha fazla konuşmama kararı aldı ve konuyu başka yöne çektiler.
"Peki bu adresten alacağımız adamlar ne ayak?"diye sorunca Aysar anında usulca hislerin prangasından kurtulup sorusunu yanıtladım.
" Daha önce bir konuda canımı sıkmış olan birileri, bunlarla işim yoktu ama bana başka bir kapı için anahtarlık görevi görecek oldukları için onlara ihtiyacım var. "dedim kısaca bahsedip durumu anlamalarını sağladım. Bunları çok güzel bir planda iyi bir piyon olarak kullanacağım. Ben bunları dedikten sonra birden Aysar huysuz bir sesle konuşunca o an tüm düşünceler sustu ve şu anki konuya odaklandım. Belki de yaşadığım gerginliği yok etmek adına böyle bir şey yaptılar. Susmak yerine ona katıldım.
"Biz ne diye senin her türlü pis işlerini yapıyoruz?" diye birden çıkışınca Aysar ona dik dik baktım. Bir şekilde bundan mı yakınmıştı? Çok basit bir cevabı vardı. Çünkü en güvenli adamlarım oluşları yüzünden olamaz mıydı? Bunu anlamak çok zor değildi aslında. Ben bunları düşüne dururken belden konuşmuştu tekrar Aysar. "Bunu başka adamların yapamaz mı? Neden illa biz yapmak zorundayız?" diye birde Asaf adına konuşunca ona sadece düz bir ifadeyle bakmıştım. Ben Asaf 'ın bu konuda kardeşini azarlayacağını düşünürken birden o da ikizine katıldı. Bunların he şartta kendi çıkarları söz konusu olduğu an birlik olmaları sinirimi bozmuyor değildi.
"Katılıyorum sözde en yakın korumaların biziz ama her türlü işi bize kitliyorsun. Bize yakışır bir şekilde iş versen olmaz mı? Çırak korumaların yapacağı şeyleri de biz yapıyoruz." diye zihninde yatan asıl düşüncesini aktarınca ona boş gözlerle baktım.
Her konuda her şeyi önüme gelen korumalara verseydim şu an başka yerde olurdum kesinlikle. Dahiyane aklımla buraya kadar gelebilmişken birde bu konuda itiraz edilen taraf mı oluyorum? Hem be bekliyorlar sadece büyük ve zorlu işleri üstlenmek mi? Çok beklerler. İstediğim an onları görevlendirme yetkisine sahibim. Onların bunu bildiği halde yakınma durumları sadece sindirime dokunuyor.
Onlara baygın bir bakış attım. Gerçekten birde bu konuda dert yanmaları içler acısı bir durumdan öteye gitmiyordu. Sakin olmaya çalıştım. Zaten kızsamda bağırsamda bir şey değişmeyecek ki her türlü onlar istediğim şeyi yapacaklar. O zaman bu itiraz ne diye ki? Boşu boşuna bu işi kurcalayıp duruyordu ikiside. Omuzlarımı hafifçe silkip ikisininde söylediklerine sakince cevap verdim.
"Adı üstüne yakın koruma." dedim çok basit bir şeyden söz edercesine. Kaşlarını ikisi de bunu duyunca çatmış ve kısa bir süre birbirlerine bakıp sonra bakışlarını bana tekrar çevirmişlerdi. "Arkamda iz bırakmayı sevmiyorum ve siz ikiniz gayette bunu iyi hallediyorsunuz." dedim asıl sebebi sanki buymuş gibi dile getirirken. Sonra yavaşça başımı geriye atıp, sakince nefeslendim. Ve ardından tek tek ikisinin gözlerine kısaca bakıp sonra devam ettim." Hem sonuçta o aylık aldığınız meblağların hakkını verin." İkisininde aldığı maaşla ben on adet koruma tutardım. Gelmişler burada birde bana kötü iş sahibi muamelesi yapıyorlar! Etraftaki hiçbir patron benim ödediğim parayı onlara vermezdi ama buna rağmen bu iki nankörlük sembolü olan ikizler bunu geri plana atıp birde beni kötü gösterip, çok basit işler verip durduğumu söyleyip duruyorlar. Bir diğer herkese gidip aldıkları parayı söyleseler herkes kapıma köle olur onları işe almam için. Tabii bunun farkında mı bu ikisi asla değil. Gelmişler birde yakınıyorlar. Değerimi bilmiyor bu ikisi. "Hiçbir koruma sizin kadar iyi bir maaş almıyordur kesin. Buna rağmen birde beni beğenmeyip verdiğim işleri eleştiriyorsunuz. Nankörlüğünde bir sınırı olmalı ama sizde o bile yok!" diyerek son noktayı koymuş ve sessizleşmiştim. O an ben susunca anında ikiside konuşmuştu ardı ardına.
" Maaşıma zam istiyorum. "dedi Aysar olduğu yerde bunun olması için can atarken.
" Bende istiyorum." dedi Asaf. Aynı istekle konuşup bir ümit dediklerini kabul edeceğimi sandıkları an. Ben onlara ne diyordum onlar benden ne istiyor? Bunlar iyice uçtular! Tabii çok yüz göz olunca böyle oluyor işte! Burnumdan nefeslendim ve iğneleyici bir gülümsemeyle onlara baktım.
" Biraz daha konuşursanız emin olun ki kendi mezarınızı kazarken bulacaksınız birbirinizi." dediğim anda ikside çok ciddi olduğumu bildikleri için anında geriye çekildi ve bu konuda bir daha konuşmamaları gerektiğini anladılar."Ve inanın size biçtiğim bu son yüzünden aleme ibret olacaksınız. Bu ne aç gözlük ya!" dedim birden damarlarımda gezen yoğun sinirle. "Sanki görende sizi az maaş alıyor sanır! Abartmayın yeterince yüksek bir meblağ alıyorsunuz daha fazlası aç gözlülük olur ve bunu pek umursuyor gibi değilsiniz ama size bir sınır getirme zamanı gelipte geçti." dediğimde ikiside pür dikkat vereceğim cezaya kulak kesildi. Yavaşça işaret parmağımı ikisine doğrultup konuşmaya devam ettim." Karar verdim üç ay boyunca maaşınız % 50 'sini vakıflara bağışlamanızı istiyorum. Eğer karşı çıkarsanız yüzdelik oranı artar! "dedim baskın bir sesle.
İkisi söylemlerim sonrasında aniden dut yemiş bülbüle döndü ve itiraz dahi etmeden başlarını evet anlamında salladı. Onlar benim isteğimi kabul edince rahatladım ve bakışlarımı pencereden akıp giden yola çevirmiştim. Oh olsun ikisine de öyle kolay değil bana karşı çıkmak. Araç geleceğimiz yerde durunca usulca bir yere park edilmişti. İkizlere yapmaları gerekeni söylemiş ve sonrasında onlara bir araç gönderecek olduğumu söylemiş ve onları burada bırakıp yola devam etmiştim. Otuz dakika boyunca yola devam ederken, ikizleri için araç ayarlamış ve gitmesi gereken adresi atmıştım. O sırada ben sessizce dışarıyı izlerken birden ekrana bir bildirim düşmüştü. O an gelen videoyu başka bir şey sanmıştım ama beklediğim şey değildi.
Ekranda ilk an bir kapı görünmüştü. Kapı kapalı duruyordu. Daha dikkatli bakınca bunun bir otel oluğunu fark ettim. Birden fazla kapı vardı yan yana sıralanmış halde. Görüntü hafifçe uzaklaştı, bu sayede gerçekten bu görüntü içerisindeki mekanı anlamış oldum. Birden ben boş boş gözlerle ekrana bakarken ekranda bir adam belirdi . Saniyeler içinde yan profilden Kubat olduğunu anladım. Acelesi varmış gibi hızla yürüyerek, gitmesi gereken yere doğru ilerliyordu. O sırada çatık kaşları ve homurdanıp durması dikkatimden kaçmamıştı. Neydi bu halde olmasının sebebi? O an yine bunun Miray 'dan geldiğini sandım ama birden video devam ederken ekranda bir bildirim belirdi.
Bilinmeyen numara : Kubat Alphan Kahir sandığın kadar size sadık olmayabilir Ronay Hanım. Eşiniz kız arkadaşımla bize ihanet etmiş.
Mesaj ekrandan kayıp gitmişti. O an gözlerime akın eden yaşlar değildi, hislerin çürüyor oluşuydu. Yazılanlara inanmamıştım taki birden Kubat'ın otel odasının kapısını açıp içeri girmesi ve hemen birkaç dakika sonra ardından başka bir kadının aynı odaya girmesi beni inandırmıştı ihanet olayına. Kahverengi saçlı, uzun boylu güzel bir kadındı. Kadın odadan içeri girmeden hemen önce etrafı yoklamıştı ve o an yüzünü daha iyi görmüştüm. Duru bir güzelliği vardı. Üzerindeki kıyafetleri inceledim baya süslenmiş ve özenmişti kendine. Yüzündeki mutluluğu görmüştüm. Heyecanlı duruyordu.
Kubat'ı görecek olduğu için miydi bu heyecanı? Yavaşça kapıyı açtı ve içeri girdi o an az da olsa otel odasının içerisindeki erkek bedenini gördüm. Sırtı kameraya dönüktü. Zaten daha fark etmeden kapı kapanmış ve kadın içeri girmişti. Ve o an her şey açığa çıkmıştı zihnimde, kalbimde... O an göğsümde bir sızı belirdi. Gözlerimde yakıcı bir ağrı baş gösterdi. Bedenim gördüklerim karşısında güçsüz düştü. Zihnimde binlerce düşünce gelip geçti. Kubat'ın yaptığı şey çok canımı yakmıştı. Daha önce belki de bu videoyu görsem, geçer giderim bu kadar takmazdım ki olanları ama şu an bu durumda değilim. Çünkü ben eski ben değildim ki. Beni değiştiren kişi şimdi en acı sınamayla beni sınıyordu. Düşünceler susmak bilmedi.
İhanet...Kim kime etmişti ki? Bana mı? Hayır. Biz evli değildik ki? O içerisinde olduğum kimliğe yani Ronay Kahir 'e ihanet etmişti bana değil ama bu neden canımı sıkıyordu? Kapı kapanması sonrasında saniyeler geçti ve zaman atlaması oldu. O an ekrandaki süreye baktım. Kubat videonun ikinci dakikasında içeri gitmişti ve çıkışı kırk dakika sonra olmuştu. Kırk ikinci dakika sonra odayı terk etmişti. O an zihnim bir zelzelenin ardında sallansada gördüklerimi idrak ediyordum. Farkına vardığım şeyse Kubat'ın giydiği takım elbisesinin değişmesiydi. Lacivert bir takım elbise giymişti.
O çıktıktan sonra yüz ifadesini izledim daha sakin ve yumuşak bir ifade vardı yüzünde. Kapıyı kapatıp hızla olduğu yeri terk ediyordu. O sırada hemen ondan üç dakika sonrada kadın odayı terk ediyordu. Ve o an birkaç dakika sonra Kubat'ın korumalarında olan Ekrem yanındaki bir temizlikçi ile odaya gelip, dört dakika sonra elindeki paketle odayı terk ediyordu. Ve o an şunu düşündüm bu Miray 'ın yaptığı gibi bir oyun değildi. Her şey gözler önündeydi. Açık alan bırakılmamıştı. Zihnimin sınırları beni delici bir karanlıkta baş başa bırakmıştı.
O an video kaydı bitti ve ben ekranı kapatıp, telefonu çantama attım. Bakışlarım boşluğa dikilmiş olsada çektiğim ruhani acı beni nefessiz bırakıyordu. Titreyen bakışlarım ve kalbim yediği bu acı darbe yüzünden mahvolmuş haldeydi. Ne yapacağımı düşünüyordum ama bunun sadece bir cevabı vardı. Bana neydi ki? Bunu zaten hiç düşünmedim mi? Üç yıldır Kubat'ın zaten sadık olmadığını biliyordum ve tahmin ediyordum. Şimdi ne diye umursuyorum ki bu gördüklerimi?
Tırnaklarımı avuç içlerime hapsettim. Acımı değil yaşadığım his yüzünden kendime kızıp durdum. Beni bu kadar etkisi altına alması bile sinirimi bozuyordu. Gerçek olmayan bir evlilik içerisinde kendimi aldatılmış hissetmek ne acınası ama sanki gerçekte ben onunla evliymişimde beni aldatmış. Böyle bir şey yok. Keza bu beni ilgilendirmez adam bana değil evli sandığı Ronay Kahir 'e ihanet etmişti. Şimdi gördüklerim yüzünden ne üzülemem gerekiyordu nede dağılmam! Ama nedense hislerime ve kalbime bunu anlatamıyordum bir türlü.
Şoförün sonunda malikane önüne gelmesiyle maskemi takındım. Güçlü ve yıkılma duruşumu sergilemem gerekiyordu. Bir şey olmamıştı. Bana yapılan bir şey yoktu ne diye kendi kendime üzülüp duruyor, acı çekiyorum? Araç avluda durunca hemen kapının açılmasını bekledim. Anında aracın kapısı açıldı ve hızla araçtan çıkıp, kendimi bahçeye atmış ve hızlı, sinirli en çokta yenik adımlarla eve doğru ilerlemiştim. Kapıyı çalmış ve açılan kapı sonrasında hoş geldiniz lafına bile karşılık vermeden yukarı çıkan merdivenlere doğru ilerledim.
Basamakları nefes nefese kalmış bir şekilde çıkarken dönüp bakmadan rahatsız edilmek istenmediğimi söylemiştim. Sonunda son basamağıda çıkıp koridorda ilerlemeye başlamıştı. Odamın önünde durunca kapı o an güçlü duruşumu anında yok edip öne doğru düşmüş omuzlarımla içeriye doğru adımladım ve arkamdan kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Ve ayaklarım üzerinde yere doğru usulca çöktüm ve elimdeki çantayı yere bırakıp, kollarımı dizlerime sarıp, yanağımı yasladım koluma. Boşluğa saplanan bakışlarımla birkaç dakika önce gördüklerimi sindirmeye çalışmıştım. Ama başarılı olamadım çünkü her hatırladığım anda kalbime bir bıçak saplanmış olduğunu ve saniye saniye o bıçağın daha derine bata bata derin, iyileşmesi güç olan bir yaraya dönüşecek olduğunu biliyordum.
Çünkü bunu daha önce yaşamıştım. İhanet değildi o zaman hissettiğim terk edilme hissiyatıydı. Ama ikisi de aynı etkiyi bırakmıştı. Tek olduğumu, sevgiye layık olmadığımı her şeyin yalan olduğunu bana sunmuştu. Ve bende buna inanmış yıllarca kendimi soyutlamıştım sevgiden, mutluluktan ama şimdi bu yıllar önce kurmuş olduğum duvarlar birer birer yıkılıyordu ve ben bunu nedense bir türlü önleyemiyordum. Öylece savruluyordum uzağa en çokta karanlığa. Ağlamak istiyorum ama buna hakkım olmadığı için içime içime akıtıyorum göz yaşlarımı. Sahi neden hep kaybeden oluyorum? Kubat'ın sözlerine inanmıştım.
Ama sanırım yalandı belki de beni planına dahil etmişti ve bende bir aptal gibi ona inanmıştım. Akşam yemeğine gidecektik... O an sinirden olduğum yerde güldüm katıla katıla, gözlerimden akan yaşlar daha çok gülmemi sağladı. Belki ağlamıyordum ama acımı kahkahalarıma döküyordum. Güldüm ne kadar sürdü bilmiyorum ta ki içimdeki acı beni yakıp yıkana kadar. Taki acıdan nefes almak zor gelene kadar.
Taki hislerin artık bakışlarımı terk eden kadar. Hisler gitti. İnancım gitti. Geriye bir yitik beden kaldı. İçindeki ruhu yok etmiş ve onu kuru topraklar altında saklı tutarak, çoktan terk etmişti. Çünkü biliyordu ki onu yok edecek tek şey hislerin ondaki izleriydi. Ve bu izlerin tenine kazılı olmaması içinde bir an önce ondan kurtulması lazım. O an kollarımı bacaklarımın etrafından çekip usulca yüzüme götürdüm. Yanaklarıma yerleşen avuç içlerim usulca gözyaşlarımdan kalan izleri sildi.
Sonrasında zihnim benimle bir harbe girdi.
Sustur şu kalbini, çünkü burada hislere yer yok. Burada zayıflığa yer yok. Bu dünyaya ayak bastığın an yapmak istediklerin vardı ve yapmak istemediklerin. Şimdi her verdiğin sözü çiğniyorsun. Ne için? Seni acıtacak olan bir his için mi? Ah ne aptalca bir seçim ama...Neyseki senin asla olamayacağımı idrak ettin? Zaten sana uğramaz bu hisler çünkü sen olman gerekeni değil olmasını istediğin hayat içerisindesin. Buna rağmen sonu nereye varacak bilemediğin bir yolu arzulamak sadece bile bile lades demektir senin için. Ayağına silah sıkmakla aynı şeydir. Bunu yapma. Kendini küçük düşürme. Çünkü yeterince dipte değil misin ki? Yeterince canın yanmadı mı? Yine ne diye bu yola sürüklüyorsun kendini alacağın yaraları ve zararları bilmene rağmen.
Zihnim doğruyu dile getirmişti. Aptallıktı aslında hislerin dünyasına kapılmam. Hataydı onlara karşı olan merakım.
Bak ne oldu aldın dersini. Daha içerisinde tam olamadan görmedin mi hislerin verdiği hazin acıyı? Gördün ve hissettin. Hemde ne hissetmek. Yara aldın daha tam sahip olamadan. Ve şimdi gerisin geri dönme vakti. Sanki her şey yeni başlıyormuş gibi soğuk mesafeli, hiçbir şeyi umursamayan o kadın olma vakti. Acıdan kaçarken en büyük acı içerisinde kendimi bulacağımı hiç düşünmemiştim. Soluk aldırmayan bir şeydi.
Ruhu kanatan, ruha ıstırapla sınayan bir şeydi ve ben bunun beni bulmasını asla istemiyorum. Onun içinde kendi taktiğimden yola devam etmem lazım. Çünkü benim için tek yol bu. Çünkü bildiğim ve güvende olduğum tek yol maalesef ki bu. Nefeslendim ve olduğum yerden ayağa kalkıp, yatağa doğru ilerledim. O sırada bir mesaj geldi ekrana korktum ilk an yine canımı yakacak bir şey olması yüzünden ama sonradan bildirim ikizlerden olduğunu gördüm. WhatsApp 'tan gelmişti.
Asaf : İşi hallettik. Dediğin adreste bulunuyor emanet.
Aysar : Her ne kadar sıkıcı olsada dediğin şekilde işi bitirdik şimdi malikaneye geri dönüyoruz. Bu arada sen ne diye erken eve gittin? Hazırlık yapmam gerekmiyor muydu?
Bu cümle sonrasında acı harelerime yerleşti. Hazırlık yapmam lazımdı değil mi? Ama yapmak isteğim şey bu değildi.
Ben : Yemeğe gitmekten vazgeçtim. Daha önemli yapacak işlerim var.
Asaf : Nasıl gitmiyorsun? Ne oldu kızım bu kısa sürede fikrinin değişmesi için?
Aysar : Bir şey mi oldu? Anlatmak istersen dinleriz seni hiç fikir vermeden veya sessiz kalarak. Sana hangisi uyarsa.
Ben : Bir şey yok...
Diye kısaca kestirip attım ama çok şey vardı. Ve bu çok şey nefes almamı bile engelleyecek kuvvete sahipti. Benim mesajım sonrasında ikizler bir şey yazmadı ama buraya gelir gelmez benimle konuşmak istediklerini biliyorum onun için seraya gitmek istedim. Odamdan çıkıp merdivenlere doğru yönelmiştim. Tam basamakları inecektim ki birden Ekrem 'in zemin katta çalışan kıza bir paket verdiğini gördüm. O an elindeki paketin içerisinde Kubat'ın kıyafetleri olduğunu anladım. Çünkü video kaydında bu paketle Ekrem odadan dışarı çıkmıştı. Vücuduma nüfuz eden öfkeyle olduğum yerde usulca tırnaklarımı geçirdim avuç içime. Hâlâ iyileşmemiş küçük çiziklere sahip olduğum halde bunu takmadım ve yavaşça basamakları inmeye başladım. O sırada Ekrem bana kısa bir bakış atıp, çıkışa doğru ilerlemişti. Ondan aldığı paketle birlikte çamaşır odasına geçecek olan Emel 'i sonda durdurdum.
"Emel bir bekler misin?" dedim ve olduğu yerde duran Emel bana merakla bakmıştı. "Elindeki kıyafetler Kubat' a mı ait?" diye sormuş ve yanıt vermesini beklemiştim. O sırada evet anlamında başını sallayan Emel 'e tedirginlik içerisinde bakmıştım. "Sanırım bu sabah Kubat ceketinin iç cebine bir flaş bellek atmıştı. Bir bakacağım orada mı yoksa çıkardı mı?" demiş ve son basamağı inip onun karşısında durmuştum. "Sen git ben bakacağım, yoksa bırakırım çamaşır odasına sen sonra temizlemeye götürürsün." dediğim anda Emel tamam dercesine başını sallamış ve hemen sonra paketi bana uzatıp almamı sağladıktan sonra yanımdan geçip mutfağa doğru yol almıştı.
Emel gidince bende hızlı adımlarla çamaşır odasına doğru gitmiş ve arkamdan kapıyı örtüp, hızla paketi biraz ilerideki sandalye üzerine bırakıp, içerisindeki kıyafetleri çıkarmaya ve bir iz aramaya başlamıştım. Her türlü burada bir kadına ait olan ruj izi, saç ve parfüm kokusu olması gerekiyordu. O an ceketi es geçip anında gömleği ellerime alıp dikkatle inceleme başladım. O sırada ilk önce birkaç tel uzun kahverengi saç teli görmüştüm. Saç telini parmaklarımla tutup havaya kaldırıp uzunluğuna baktım. Çok uzun ve ince bir saç teliydi tuttuğum. Gözlerimi yumdum ve birkaç saniye soluklandım. Sonra devam ettim yeni bir iz bulmaya. Gömleğin yakasını kaldırıp yüzüme doğru hizaladığım sıra her iki tarafında kırmızı ruj izlerine rastladım.
O sırada gömleğin kendinden hem Kubat'ın hemde bir kadının kokusunu solduğum an midem bulandı ve gömleği anında sandalye üzerine atıp, geri geri gitmeye başladım. Yaşadıklarım bedenimi ve zihnimi uyuştururken ben sadece sakin kalmaya ve daha çok acı çekmemeye çabaladım ama başarılı olduğumu söyleyemem. Göğsüm yoğun bir acıyla sızlamış ve ben gördüklerimi artık kaldıramaz olmuştum. Arkama dönüp burayı terk etmeden önce gömleği hızla elime alıp ilerideki boş çamaşır makinesine yerleştirip makineyi çalıştırdım. İzleri buradakilerden biri görsün istememiştim. Bu iğrenç olayın duyulup daha çok canımı sıkmasını istemiştim. Sonunda buradaki işim bitince çamaşır odasını terk edip, hızla çıkışa doğru ilerledim. Bu acıyı atlatamadan ban rahat yoktu biliyorum onun içinde bu konuyu ikizlerle konuşmak istedim gerçeklerden ve hislerinden kaçmak yerine.
Adımlarım beni seranın olduğu yere getirmişti. Usulca içeriye girdim ve biraz ileride bulunan küçük masanın yanındaki sandalyeye geçiş oturdum. Bakışlarım masanın yüzeyine çevrildi ve öylece olduğum yerde kıpırdamadan durmuş hâlâ atlatamadığım olayı sindirmeye çalışmıştım. Gördüklerim zihnimden bir an olsun bile çıkmazken ben bunları nasıl unutacağımı düşünüp dururken o an ellerimle gözlerimi örtüp sakin kalmak adına zihnimi meşgul etmeye çabaladım ama yetersiz kaldım. Ben bedenimdeki histeri krizini yok etmeye çalışırken birden avlunun kapıları açıldı. O an ellerimi yüzümden çektim ve başımı gelen sese doğru çevirmiştim. Avluya o sırada ikizlerin bulunduğu araç girdi.
Araca çevrili olan bakışlarım sakince ikizlerin araçtan inip bahçede gözlerini gezdirmesine şahit olmuştu. Hemen sonra beni sormuş olmalılar ki avluda bulunan korumalar seranın içerisindeki beni işaret etmişti. İkizler sonunda nerede olduğumu fark edince oldukları yerden bana doğru ilerlemiştiler. İkisini incelemeye başladığım vakit, düz, ifadesiz bir yüzle bana doğru geliyordular. Sanırım içerisinde olduğum hal sebebiyle endişeli ve meraklı olmalılardı. Sonunda seranın açık kapısından içeri ilk giren Aysar oldu ondan hemen sonra Asaf girdi ve arkasından kapıyı örtüp tam karşımda ayakta dikilmiştiler. Tepeden bana bakıyordu ikiside. Nefes aldığım halde bana yeterli gelmiyordu hiçbir şey. Ne hissettiğimi bile söylemeyeceğim bir anda bulunuyordum.
"Ronay iyi görünmüyorsun? Bir şey mi oldu bizden sonra?" diye ilk an ılımlı bir şekilde yaklaşmaya çalıştığı sırada Asaf, buğulu gözlerim onu buldu. Ağlamayacağım ama içerisinde olduğum durumdan dolayı kendimi çok üzgün ve dağılmış hissediyordum. Cevap vermedim o an. Kendimde konuşacak gücü bile bulunmamıştım. Sadece evet anlamında başımı aşağı yukarı sallamıştım. Dizleri üstüne çöküp bana daha yakından bakan Asaf dizlerimin üstüne duran ellerimi kavradı ve sakince konuştu. "Peki anlatmak istersen dinlerim. Ne olduğunu bilmemiz lazım ki sana yardımcı olalım." dedi şeffaf olup ona olanları anlatmam için. Ellerimin soğukluğunu Asaf 'ın elimi tutmasıyla farkına varmıştım. Ben kendimden konuşacak gücü toplamaya çalışırken birden Aysar' da aynı şekilde dizlerinin üstüne çöktü. Diğer elimide o tuttu ve ikisine açıkça cevap vermemi bekledi.
Gözlerimi yumdum ve onlara bakarak anlayamayacak olduğumu bildiğim için sessizce hislerimi dile döktüm.
"Sizlerin yanından ayrıldıktan sonra araçta yol alırken bir mesaj geldi bana ilk başta pek takmadım kesin saçma sapan bir şeydir diye düşündüm ama öyle olmadı. Gönderilen şey bir video kaydıydı. Ve kayıtta Kubat vardı." diyerek neden aslında bu kadar dağılmış ve kendimi kaybetmiş olduğumu dediklerim sonrasında ikizler anlamıştı. Gözlerimi açtığımda ikisi kısa bir bakışma yaşamış ve sonrasında tekrar bana bakmaya başlamıştı ikisi. Devam etmem için sessizce durmaya devam ettiler. "Video kaydını açtım ve orada hiç ummayacağım şeyi gördüm. Kubat Bir otel odasından içeri giriyor hemen ardından onu bir kadın takip ediyordu. Kırk dakika sonra ilk Kubat odayı terk ediyordu, üzerini değiştirmiş bir halde. Kadın ondan birkaç dakika sonra odadan ayrılıyordu."dedim ve kısa bir süre sustum. O sırada iç çekmelerim devam ediyordu.
Elimi tutan Asaf yavaşça sol kolumu tuttu ve ona bakmamı sağladı." Bildiğim kadarıyla bugün Kahir otellerinden birinde yatırımcılarla toplantı vardı. Kubat'ın işi konusundaki titizliğini biliyorsun. Bir yanlış anlaşılma olmasın mı?" diyerek Asaf hemen kötüyü düşünmemek için bana çıkış yolu sundu.
"Belki de bir şey içindir ve her şey göründüğü gibi değildir bunu da düşünemiyorum lazım. Hem bir Kubat 'la bu konuyu konuşman lazım. Yanlış anlama varsa bunu halletmek adına." diye Aysar fevri bir karar vermemem için nasihatler verirken, sesli bir şekilde nefes verdim ve ikizlere bakıp dururken başımı iki yana salladım.
" Onun yüzünü görmek bile istemiyorum. Hem merak etmeyin bu görüntüler değildi tam anlamıyla bu hale gelmemi sağlayan. Kubat daha öncesinde olduğu gibi beni tekrar bir kez daha aldattı. Daha öncesinde bu beni etkilemiyordu çünkü umurumda değildi ama şimdi öyle değil. Kubat buraya geldikten sonra çok farklı davranıyordu ve ben gerçekten bir şeyler değişmiş sanıyordum ama öyle olmadığını bugün anlamış oldum. Kubat gömleğinin yakasında kadın öpücüğü vardı. Ekrem elinde bir paketle eve geldi ve o an Kubat'ın kıyafetlerini getirdiğini anladım. Çalışan kızdan paketi aldım ve açtım. İçindeki delillere dayanarak söylüyorum beni aldattığını. "dedim ve ellerimi ikisinin tutuşundan çekip aldım.
İkisi dediklerim sonrasında biraz düşünmüş ama yine de kesin karar vermemem adına ılımlı bir ses tonuyla konuşmuştu.
" Emin misin kesin böyle bir şey olduğuna belki de bir oyundur. Olamaz mı ki? "dedi Asaf birde bu yönden bakarak olaya daha nesnel bir şekilde yaklaşmam adına. Ama daha fazla inkar etmenin bir faydası yoktu olan olmuştu ve artık benimde bunu kabullenmem gerekiyordu. Yoksa bu yüzden çok fazla incinip duracaktım. Ve bu sadece zamanla bana zarar verecek hale gelecekti. Bunu istemiyorum onun için önce bu olayı sindirmem sonrada bendeki izlerini silmem gerek. Dudaklarımdan kaçan cümleleri ilk an ben duydum ve ben idrak ettim. Belki de bunu kendime karşı olan ikna etme çabamdı. Artık umudu bırakıp gerçeğe odaklanmak gerektiği bilincinde olmalıydım.
"Gözlerimle gördüm." dedim daha ne kadar irdelemenin bir faydası olmayacağını öne sürerken. "Kubat'ın oteldeki o odaya ne amaçla girdiğini bizzat gördüm. Delilleri çamaşır odasında ve ben uğradığım bu iğrençlik ortaya çıkmasın diye onu sakladım. Kimsenin görmesini istemiyorum. Bu aramızda kalsın. Kubat bile bunu bildiğimi öğrenemesin." dedim üzerine basarak son cümlemin. Çünkü ondan sonra metrelerce uzaklaşıp, kendimi soyutlayacağım an bunun ne sebeple olduğunu bilsin istemem. Onun gözünde bunu bilen ve sindirmeye çalışmış biri olarak değil, ne yaptığıyla ilgilenmeyen biri olmak istiyorum.
Asaf olduğu yerden ayağa kalkıp, iki elini beline yerleştirip başka bir açıdan gerçeğe ulaşamam konusunda bana yöntem önerdi.
"Belki de bir yanlış anlama var Ronay. Bunun araştırmak lazım. Neyin ne olduğunu bilmeden kesin hüküm vermek olmaz." diyerek Asaf hemen her şeyi darmadağın etmem için erken olduğunu ima ederken ben sadece sakinlikle karşılık verdim. Kendime bir an önce çeki düzen vermek adına olduğum yerde silkelenip durdum.
" Gerek yok. "diye anında karşı çıktım. Çünkü artık bu konuda bir şey yapmak yerine, olmamıştı gibi davranıp kaldığım yerden hayatıma devam etmek istiyorum." Hem zaten bu konuda onu suçlu bulamam, gerçek bir evlilik değil bu ve bunun içinde düşünüp durmak gereksiz. Öncesinde nasıl özgürse şimdi de böyle olmalı. Kendimi bir şeyler için şartlamayı bırakıp, sınırların içerisinden çekmem gerekiyor. Bırakalım sanki olmamış gibi düşünelim. Keza bu beni ilk aldatması değil ya üç sene öncesinden olan bir şey. Bunun için normal eşler gibi yakınmam ne abartı olur. "dedim ve acı çekmediğimi ve çekmemem gerektiğini açıkça hem ikizlere hemde kendime belirttim.
Aysar hâlâ durduğu yerde bana bakarken iç çekti be yapacağını bilmeyen bir halde çünkü ne dese beni kararımdan değiştirmeyecek olduğunu anladı. Kabullenmiş bir şekilde başını salladı ama Asaf pes etmeden bu konuyu hemen kapatıp sineye çekmemi kabullenmedi.
"Kubat'ın sana olan hisleri belli Ronay. Bunu görmemek aptallık olur." dedi bunu benimde kabul etmemi isteyen bir karalıkla dile getirdi. "Bak öncesi hakkında bir şey diyemem buna yetkimde gücümde yok. Ama şu an görüyorum Kubat'ın üzerine titrediğini, sana ne kadar önem verdiğini. Kaçırıldığın an adamın aklı çıkıyordu." dedi zihninde beliren görüntüleri hatırlarken. "Sana bir şey olsaydı kimseyi sağ bırakacak gibi değildi. Ve eminim hâlâ arıyordur bu işi yapanı. Ve öğrendiği an kim bunu yaptıysa onlara dünyayı dar edecektir. Ben hemen görüldüklerini kabullenmeni değil araştırıp sorgulamanı istiyorum. "dedi Asaf pes eden halimi bırakıp bir an önce bu işin ardına düşmemi isteyen bir ifadeyle.
Aysar o an ikizinin cümlesinden sonra bana nasihatte bulundu.
" Araştır. "dedi ilk an." Baktın doğruysa dediklerini yaparsın. Ama bir yanlış anlaşılma varsa ona göre tüm köprüleri yıkmadan olayı netleştirirsin ve ona göre davranırsın. "dedi Aysar doğru olan buymuş gibi kafasını yavaşça aşağı yukarı sallarken.
Ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum. Bir yanım Asaf ve Aysar 'ı dinle diyordu. Hemen kesin hükmünü verme ve işler çığırından çıkmasın diyordu iç sesim ama zihnim her şeyi gördün daha neyi kanıtlayacaksın diye alt bir not geçiyordu. Zihnimin uyuştuğunu düşündüğüm için derin bir nefes aldım. Ve olduğum yerde ellerimi saçlarımın arasından geçirip, en doğru olan kararı vermek istedim. Ama sanki her şey üst üste geliyordu ve şimdi de öyle olmuştu. Telefonuma yeni bildirim gelmişti ve ben tedirginlik içerisinde cebimde bulunan telefonu çıkarıp ekranda beliren bildirime baktım. Gelen mesaj düşündüm şekilde değildi.
S: Lütfen gelir misin? Sana çok ihtiyacım var.
Gelen mesaj sonrasında olduğum yerde bir saniye bile düşünmeden ayağa kalkıp, ikizlere baktım.
"Gitmem gerekiyor ve acil bir şey bu." dedim ve daha onlar konuşmaya kalkmadan ekledim. "Tek gideceğim siz burada kalın." demiş ve olduğum yerden çıkıp hızlı adımlarla ilerlemiştim.
Ben seradan çıkar çıkmaz birden bahçeye bir araç giriş yapmıştı. Aracın kime ait olduğunu biliyordum. Bakışlarıma yerleşmiş olan hissizliği herkes fark edebilirdi. O an olduğum yerde çakılı kalsamda, onu görmeye henüz hazır olmadığımı bilsemde öylece dikilmek istemediğim için ayaklarına komut verdim ve adımlarımı kendi aracımın olduğu yöne doğru yönelttim. O sırada Kubat'ın aracının kapısını bir koruma açmış ve onun araçtan çıkmasını sağlamıştı. Bakışlarım ilk olarak bedenine kaydı. Takım elbisesi video kaydında gördüğüm takım elbiseydi. Birden yanımda biten Asaf 'a onun duyacağı desibelde konuştum.
"Lacivert takım video kaydında gördüğüm ve sen hâlâ bir yanlış anlaşılma olabilir diyorsun ama yanılma payını unutuyorsun." dedim boş vermiş biz sesle. Sesimin tınısı, rengi, tonu yoktu. Bir robot sesi gibi çıkmıştı sesim. Öyle uzak öyle yabancı...
Kubat birden olduğu yerden bana baktığı sırada kaşlarını çatmıştı. Belki bakışlarımdı bunu yapan belki onu yok sayan tavrım. Olduğu yerde dikilirken ben onun yanından Asaf 'la beraber geçip gitmeye hazırlanırken birden bire anında onun baskın sesi avluda yankı yapmıştı.
"Ronay bu gece yemek yiyecektik unutma." diye kendince bana gerekli uyarıyı yaptığı sıra ona ters bir bakış atıp üstten bakmıştım bu gamsız haline. Bazen kelimelerle karşındakini çileden çıkaracak güce sahip olabilirdin bende şimdi onu üstlenmiştim.
"Önemli bir işim var. "dedim sesimdeki tahammülsüzlükle. Bunu dediğim an Kubat anında ne oluyor derecesine bana bakmış ve bendeki bu hali anlamaya çalışmıştı ama ona fırsat vermeden anında konuşmama kaldığım yerden devam etmiştim." Bundan dolayıda bu akşamki yemeği iptal ettim." dedim sesime yerleşmiş kararlılıkla, bakışlarımdaki ketumluk ve umursamazlık o an onu çılgına çevirdi. O an bir adım öne çıktı Kubat duydukları sonrasında.
"Nasıl bana sormadan bunun yaparsın?" diye şaşkınlıkla sormuştu. Ona garipseyen bir şekilde bakmış ve bunu neden bu kadar abarttığını belli eden bakış atmıştım. Tam karşımda durunca burun buruna gelmiş ve bana üsten bakıp hafifçe başını eğmişti daha yakından bakmak adına yüzüme. O an gözlerim titreşti ve soluk almayı bıraktım belki de başka bir kadına ait kokuyu ondan solumamak için. Ben bunlarla mücadele ederken Kubat kızgınlıkla konuştu. "Haberim bile olmayacaktı sen şimdi söylemesen bana akşam yemeğini iptal ettiğini." dediğinde ve kısa bir iç geçirdim. Net bir tavırla konuştuğu an daha çok sinirime dokunuyordu hali ve tavrı.
Kaşlarımı çatarak o an ona bakmış ve çenemi havaya dikip konuşmuştum yüzüne karşı. "Sorun değil sen yerimi dolduracak birini bulursun." derken keskin sesim avluda yankılandı . Son kelimeye bastırarak söylediğim de tüm keyfi kaçtı. Ah bir şeyler mi çağrıştırmıştı bu cümlem onda? Dediğim cümleyle gözlerini kıstığı için göz kenarları hafifçe kırıştı. Daha çok neyi kast ettiğimi kavramaya çalışıyordu. Ama ona açıkça söyleyecek değilim. Tabii bu bunun imasını yapıp onu sinirlendirmeme mani olmayacaktı. Ona son kez bakıp bedenimi geriye çektim ve yavaşça öne doğru adımladım. O sırada ani bir refleksle Kubat kolumdan tutup bulunduğum yerde beni durdurunca, kan beynime sıçradı ve gözüm karardı. Saçlarımı savururcasına başımı ondan yana çevirdim. İşaret parmağımı ona doğrultup gözlerinin içerisine öfkeyle bakmıştım.
"Bir daha sakın bana asla parmağının ucuyla bile dokunma Kahir." dedim bundan rahatsızlık duyduğumu belirtmekten çekinmeden. "Bir daha bana karşı haddini aşma sakın." demiş ve sertçe kolumu onun tutuşundan kurtarmıştım kolumu geriye doğru çekip ondan uzaklaşırken. Bu cümlem sonrasında yüzünde hayretler ifadesi belirdi. Dediklerim ona ağır gelmişti. Benden böyle bir şey duymayı beklemiyordu. Bende böyle bir şeyi onun yüzüne söyleyeceğimi düşünmezdim ama işte hayat nelere kadir değil mi? Bana baştan aşağı baktı. Sanki şu an dönüştüğüm kadını görmeye çalışıyordu.
"Sana ne oldu birden bire?" dedi bunun cevabını delicesine duymayı beklerken. Ama ona verecek bir cevabım yoktu. Olmayacaktı. "Aklını kaçırmış gibisin! Ne oldu açıkça söyle halledelim." dedi bu sefer ılımlı davranıp, beni yatıştırmak için. Bu taktiğine sadece küçümseyen bir şekilde baktım. "Böyle alttan alttan laf sokmak bir şey kazandırmaz ne sana ne bana. Hadi ne olduğunu anlat bana." diyerek bana doğru bir adım attığı sırada iki adım atarak geriye doğru çekildim ve onunla arama aşılmaz bir mesafeyi şimdiden koydum. Bu yaptığım şey onun dikkatinden kaçmamış ve aklı karışmış haliyle bana bakıp durmuştu.
"Bu seni hiç mi hiç alakadar etmez." demiş ve onunla aramıza ördüğüm kalın duvarlar ardından konuşmuştum. Kubat tam bir şey diyeceği sırada o an birden evin içerisinde çalışan kızların Ali bey diye bağırmasını duymuştum. Başımı sesin geldiği yöne çevirmemle Kubat'ın yanımdan fırlarcasına kaçması bir olmuştu. Kubat yanımdan koşarcasına içeriye koşarken çoktan her şeyi unutmuştu. Ve bende bundan faydalandım. Evet delicesine Ali Beye ne olduğunu merak ediyorum ama beni çaresizce bekleyen biri vardı ve onu göz ardı edemezdim. Bakışlarım evden uzaklaştı ve hemen iki adım ardımda olan Asaf'a çevrildi
" Ben gidiyorum." dedim bir solukta. Durum kötüyse arar mısın? İşim acil olmasaydı buradan gitmezdim. Ali Bey 'in durumunu merak ettim şimdiden. "dedim ve Asaf başını sallar sallamaz anında arkamı döndüm ve araca doğru ilerledim. Aracıma geçip, avludan hızla uzaklaştım.
Yazardan...
Avludan gelen seslerin ne sebeple olduğuna bakmak isteyen Ali Bey olduğu yerde doğrulup, pencereye doğru ilerleyecekken birden kalbinde başlayan sızıyla olduğu yerde dengesini kaybedip yere dizleri üzerine düşmüş. O sırada holden geçen çalışanlardan Emel yerde birden Ali Beyi görünce korkuyla ismini zikretmişti. Birkaç saniye içerisinde ilk içeriye giren Kubat olmuştu. Sonra çalışanlar gelip ne olduğuna bakmıştı. Ali Bey her ne kadar iyi olduğunu söylesede torununa, Kubat ikna olmamış ve birkaç koruma yardımıyla dedesini odasına götürmüş ve aile hekiminin gelmesini istemişti keskin bir sesle.
Kubat o an aklı karışmış vaziyette bulunuyordu çünkü çalışan kız, dedesinin ismini zikrettiği anda aklına kötü şeyler gelmiş ve bunun korkusuyla aniden salona koşmuştu. Şimdi yatakta boylu boyuna uzanan dedesine endişeli bir şekilde bakıyor ve biran önce doktorun gelip, dedesine bakıp kontrol etmesini istiyordu. Odada volta atarken, her şeyden soyutlanmış halde bulunuyordu. Gergindi ama en çokta endişeli çünkü kötü bir şey duymak istemiyordu doktordan, dedesi hakkında.
Sonra zamanlarda dedesinin rahatsızlığı onu çok endişe etmesine yol açıyordu. Yarım saat sonra doktor gelmiş ve Ali Bey 'in durumunu öğrenmek için onu yalnız bir şekilde kontrol edeceğini söylemiş ama Kubat' ta yanında olmak istediği konusunda diretince, doktor kabul etmişti. Ali Bey küçük bir kalp rahatsızlığı geçirdiğini doktora anlatmış ve doktor ona birkaç soru sormuş ardından da kontrol bitince karşıda sırtı duvara yaslı halde duran Kubat 'a bakıp konuşmuştu.
"Geçmiş olsun Kubat bey. Kontroller sonucunda Ali Bey kalp sıkışması yaşamış. Kalbi bir süre zorlanmış ama şu an durumu sakin. Gerekli ilk kontrolleri yaptım, hayati bir acil durum görünmüyor. Yine de bugün dinlenmesi, kendini yormaması ve göğüs ağrısı artarsa, nefes darlığı ya da baygınlık olursa hemen hastaneye başvurmanız çok önemli. Ben şimdi çıkıyorum herhangi bir şey olursa direk hastaneye gelmeniz gerekiyor. Bir şey olmasada yarın muhakkak Ali Beyi daha iyi kontrol etmem için hastahaneye bekliyorum. "doktor bunu dediği anda Kubat başını sallamış ve anında olduğu yerden doktora teşekkür etmişti. Doktor Bey usulca çantasına malzemelerini yerleştirdikten sonra odayı terk etmişti.
Kubat doktor gittikten sonra dedesinin uzandığı yatağa geçip oturmuş ve hâlâ endişeli bakışları onu terk etmemiş bir halde, konuşmuştu.
"Beni çok korkuttun dede. Senden ricam lütfen seni yoracak şeylerden kaçınman ve sağlığınla dikkat etmen." Kubat'ın ses tonu yorgun bir adam gibi çıkmıştı. Bugün onun için yorucu bir gündü. Öylede olmaya devam ediyordu.
Ali Bey olduğu yerde usulca soluk alıp verirken, onun için korkmuş torununa samimi bir şekilde gülümsedi.
" İyiyim ben evlat. Endişe etme. Eski toprağım ben bir şey olmaz bana kolay kolay." dedi ve yavaşça eliyle torununun kolunu tuttu. "Ne oldu sen ve Ronay'ın sesi avluda yankı yapıyordu? Tartışıyor muydunuz? Ne yüzünden? Ne olduğuna bakayım diye ayaklandım ama sonradan olan oldu. Zaten bugün Ronay pek iyi görünmüyordu. Avluda araç durduktan sonra ben senin aracından direk inip eve geçtim. Çok farkı görünüyordu beni bile fark etmedi . Sizde benden sonra içeri girersiniz diye düşündüm ama öyle olmadı. Sorun ne? "dedi Ali Bey uzandığı yerden torunun kederli ve yorgun haline. Kafası karışıktı bunu görebiliyordu.
" Bir bilsem dede! " diye Kubat sesli bir nefes verdi. Omuzları çökmüş, bakışları boşluğa saplanmıştı. Zihinde hâlâ Ronay' ın ona nefret eden bakışları gelip geçiyor. Her hatırladığı an göğsü sıkışıyordu. Neden birden böyle bir mesafe koyduğunu, ona karşı olan bakışlarının neden değiştiğini bilmek istedi ama Ronay açık olmamıştı ona karşı ve şimdi dedesinin sağlık sorunu onun canını sıkan başka bir sebepti. İki tarafta bulunan sıkıntılar onu güçsüz düşürmüştü.
"Bir şey olmuş olmalı yoksa Ronay yersiz yere sorun çıkaracak değil." dedi Ali Bey az çok tandığı kadarıyla Ronay hakkında konuştu.
"Sordum cevap vermedi. Şimdi nerede bilmiyorum. Senin yanından çıktıktan sonra konuşmaya tekrar çalışacağım. Ama aramıza koyduğu mesafe daha öncekiler gibi değildi. Daha farklı. Bu sefer bakışları başka bir duyguyu sunmuştu bana hayal kırıklığını. Ne sebeple bunu hissettiğini öğrenmek istiyorum. Tabii beni dinler ya da konuşursa benimle. "sıkıntıyla Kubat elini ensesine götürdü ve sıvazladı. Göğsü derince şişti. Bakışları yorgun, kararsız ve üzgündü. Bu hali aslında Ronay 'la aralarında bir mesele olduğu an ortaya çıkardı. Onun kızdığı her şeye kızıyor, üzüldüğü şeyle üzülüyordu.
" Evlilik bunu gerektirir. Onunla daha dikkat ederek konuş. İncitmeden ve kırmadan, ne sorunu olduğunu öğren. Umarım bu sorunu aranızda halledersiniz. Ben şimdi biraz dinlenmek istiyorum." dediği sırada Ali Bey anında torunu tamam demiş ve olduğu yeri terk etmişti. Kubat odadan çıkınca aceleci adımlarla Ronay'ın odasına ilerlemişti.
Kubat o an odada gözlerini gezdirdi ama bulmak istediği kişi odada değildi. O an hemen zemin katta bulunan çalışanlara seslendi.
"Ronay hanım nerede?" dedi sabırsız bir sesle. Bir an önce onunla konuşup şu meseleyi halletmek istiyordu. Kapıdan elini çekti Kubat ve merdivenlerin olduğu alana doğru ilerledi. Onun sorusunu yanıt veren çalışan kadınlardan Ezgi olmuştu.
Ezgi elindeki temizlik aletlerle ayakta put gibi durmuş ve bakışlarını merdivenlerin başında bulunan Kubat 'a çevirmişti. "Efendim Ronay hanım malikanede değil. Siz eve geçtikten sonra aracıyla burayı terk etti." diye kısa bilgilendirmesi sonrasında Kubat olduğu yerde bir anda ortaya çıkan şaşkınlıkla donakaldı.
Nasıl diye düşündü dedesine ne olduğunu bildiği halde malikaneyi terk mi etmişti. Anında olduğu yerden ayrılıp, basamakları hızla inmeye ve avluya doğru yol almaya başladı. Her attığı adımda bir anda ortaya çıkan Ronay'ın bu garip haline anlam vermeye çalışıyor, ne olup bittiğini bir an önce öğrenmek istiyordu. Bugün gerçekten her şey üst üste gelmiş, hiç beklediği şeyleri yaşamış değildi. Hayat bugün onu fazlasıyla zorluyordu. Sabır dileyerek kapının önüne çıkınca Kubat bakışları kısa bir an avluya bakınıp durdu.
Amacı şu sevimsiz korumalarında Ronay 'la ayrılıp ayrılmadığını öğrenmekti. Ama burada onları göreceğini düşünmüyordu. Taki ileride onları seranın önünde ayakta dikilirken gördüğü anda içinde şiddetli bir fırtına koptu. Nasıl onlar burada mıydı diye düşündüğü sırada asıl merak ettiği şey hemen açığa çıktı. Peki Ronay' yla kim buradan ayrılmıştı? Bir an Kubat nefes alamadığımı ve göğsüne yavaşça bir ağrının saplanıp durduğunu hissetemişti. Yavaşça öne doğru adım attı ve kendisinin varlığını fark eden şu sevimsiz korumaları küçük bir baş işaretiyle çağırdı.
O sırada Asaf ve Aysar kendi arasında konuşup duruyordu. Konuşmamı konusu Ronay'ın tek başına buradan ayrılmasıydı. Yaşadığı hayal kırıklığını biliyordu ikiside ve bu şekilde buradan ayrılması ikisinin elini kolunu bağlıyordu. Ama yanlarında gitmeleri söz konusu bile değildi çünkü Ronay buna kati süratle karşı çıkmakla kalmaz ve kendini izini anında onlara kaybettirirdi. Yani onu takip etmek bir şey kazandırmazdı. İkisi asıl kıyametin Kubat 'ın olanı fark etmesiyle başlayacağını biliyordu. Ve bu onları ölesiye korkutuyordu. Çünkü söz konusu Ronay'ın güvenliği olduğu an Kubat başka ne adama bürünüp duruyor kimse onu tanıyamıyordu.
O an Asaf eliyle sertçe yüzünü sıvazladı. "Doktor çıktı. Birazdan Kubat olaylara uyanır. Birde Ronay'ın evde olmadığını öğrenirse bittiğimizin resmidir. Ona lafta anlatamayız. Bizi onun gazabından koruyacak bir Ronay 'da ortalıkta görünmüyor." diye endişe içerisinde söylenen ikizine Aysar çaresiz bir şekilde baktı.
" Asıl mesele öğrendiği an neler olacağı. Avluda o zaman şiddetli bir tartışma olacağından hiç şüphem olamaz. "dedi Aysar derince nefeslendiği an. Bu cümlesi sonrasında anında olduğu yerde sıkıntılı bir şekilde ayağının ucuyla toprağı eşeleyen Asaf, karşısında aynı hislerde olan kardeşine ne yapacağız dercesine baktığı sırada birden evinin önündeki hareketliliği fark etti ve hemen sonrasında Kubat'ın onları çağırdığını fark edince, "Başlıyor gazap anı." demiş ve olduğu yerde durgun, düz bir ifadeyle Kubat 'a bakmış ve evin kapısının olduğu alana doğru ilerlemişti onu ardından takip eden ikiziyle.
İkizler Kubat'ın tam karşısına dikildiği anda Kubat'ın burnundan soluduğunu gördükleri an her şeye uyandığını anladı. İçten içe ikiside bu işin sonunda başlarına bir bela gelmemesi için dua edip durdular. Çünkü söz konusu Ronay 'dı ve Kubat' tan sakin kalmasını beklemek biraz imkansızı istemekti. O an Kubat ikizlere kısaca bir baktığı an bakışlarında tedirginlik gördü. Sama ne çok o başarılarsa suçluluk vardı. Ne için suçluluk hissettiklerini anlamak için çabaladı ama bir karara varamadı Kubat, kısaca etrafta oyalandı gözleri hemen peşin hüküm vermemek için. Nedeni onların hissedeceği hisler değildi, dikkat ettiği bunlar yüzünden Ronay'ın ona cephe almamasıydı. Çünkü onlarla olan yakınlığını biliyordu Kubat ve bu her ne kadar hoşuna gitmesede Ronay onların yanında mutlu olduğu için gördüklerini sineye çekiyordu ister istemez. Başını omzuna doğru usulca düşürdü Kubat ve elleri cebindeyken keskin bakışları ikisi üzerinde bir gezintiye çıkmışken konuştu.
" Ronay nerede? "diye sordu telaş içinde ama bunu onlara yansıtmamak için büyük bir mücadele verdi. Ama Kubat aptal bir adam değildi ve gördükleri onun bazı şeyler hakkında çoktan hüküm verdiğini ona aktarıyordu ama duymak istiyordu, ondan sonra yapacağını yapacaktı. Belki diyordu yalnız değildi, Eşref 'in yanında olabilirdi diye düşünüp bunun olmasını umut ediyordu. İkisinin bakışlarını ve hareketlerini hedefine aldığı sırada ikisi kısa bir an birbirine baktı. İkizler duydukları soru sonrasında ne diyeceklerini ilk birkaç kestirmedi. O an göz göze geldiler ve ilk cesareti gösteren Asaf olmuştu. Asaf duruşunu dikleştirip, bir komutanın karşısında konuşan bir asker edasıyla karşısında onu yok etmek isteyen Kubat 'a bakmış ve sorusuna cevap vermişti.
"Ronay hanım malikaneden gitti Kubat bey?" demişti Asaf, içten içe çoktan Kubat' ın ona olan öldürücü bakışını sindirmeye çalışmıştı.
Çünkü Asaf bu cümleyi kurduğu anda saniyelik bir açıyla Kubat gözlerini yummuş ve beden dilini kontrol altında tutmaya çalışmıştı. Çünkü kestirebiliyordu Asaf kendisini dizginlemek için çaba sarf ettiğini. Bunu kendisi için değil Ronay için yaptığını biliyordu. Aralarındaki engel Ronay 'ın kendilerine olan sevgisi olduğunu biliyordu Asaf. Kubat'ın onların varlığına tahammül etme nedeni Ronay'dı ve bu sayede ikizler çoğu şeyde onun acımasızlığından kurtulmuştu. Ama şu an bunu engelleyecek bir Ronay yoktu ve her an Kubat'ın kafa göz dalacak olduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamıyordu. Kubat iki elini yumruk yaptı ve karşısında büyük cesaret gösteren Asaf 'a ikinci sorusunu sordu.
" Nereye gitti? " dedi durduğu yerde sinirden deliye dönmüş Kubat, çatık kaşlarla karşısındaki ikizlere baktı. Ama sabrı iyiden iyiye taşıyordu çünkü istediği cümleleri değil duymak istemediği cümleleri işitiyordu.
O an ikizlerin zihninde bir cümle yankı yaptı. Bilmiyoruz. Bu cümle çok tehlikeliydi çünkü eğer bir şey olursa büyük ihtimalle tüm sorumluluk onlara ait olurdu çünkü koruması gerektiği kişiyi yani Ronay 'ı korumamış olurlardı ve böyle bir şey olursa aslında en çok onları kahreden şey çok sevdikleri ve kız kardeşi olarak gördükleri kişinin zarar görürken yanlarında olmamaları olurdu. Kubat sorusuna hemen cevap verilmediği için yavaştan ayarları değişirken ikinci cesaret örneğini Aysar göstermişti. Bakışları düz, sesinde bilinmezlik ve duruşunda Kubat 'tan gelecek her şeyi kabullenmiş bir hal vardı.
" Bilmiyoruz Kubat Bey, Ronay Hanımın nereye gittiğini?" demişti Aysar dürüstçe , zihninde bas bas bağıran tek şey çoktan her şeyin devrildiğiydi. O an ikizler gergin ve çaresizdi. Çünkü Kubat'ın haklı olduğunu ve ne yaparsa kabul etmeleri gerektiğini biliyordu. Görevleri gereği Ronay'ı asla yalnız bırakmamaktı ama onlar bunu yapmamış ve Kubat'ın tüm öfkesini, hiddetini, nefretini ve şiddetini üzerlerine çekmiştiler.
Kubat duyduğu anda zihninde bir pimi çekilmiş bomba sesi yankı yaptı. Hissettiği hisler miydi onu bu kadar mahveden yoksa yaşadığı bu anlam vermediği an mıydı? Ronay'ın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Nasıl diye düşündü Kubat. Nasıl olurda böyle sakince bana Ronay'ın yerini bilmediklerini söylerlerdi. Olamazdı. Çünkü bilmiyorum demek onun başına bir şey gelirse, onu kurtaramayız demekti.
Kubat bir an sinirden gülecek gibi oldu ama iki elini yüzüne götürdü ve sinirden kendine gelmek ve mantıklı hareket etmek adına telkin verip durdu kendine. Sertçe yüzünü sıvazladı, avuçlarını üst üste açıp durdu. Bir ara burun kemiğini iki parmağıyla tuttu ve birden başında kendini belli eden baş ağrısıyla debelenip durdu. Sanki o an zihninde bir meydan savaşı vardı ve her yerden binlerce ses gelip geçiyordu. Bu asıl belki onu yoran bir şeydi. Sonra hayır hayır dedi Kubat içten içe. Onu yoran Ronay'ın yokluğuydu. Başka bir şey değildi. Donup kaldığı gerçek buydu ama sonradan şu an durmak ve şaşırıp kalma zamanı olmadığını anladı. Önemli olan hemen harekete geçip Ronay'ın yerini bulmaktı.
" Nasıl bilmiyoruz? "diye sesini yükselterek konuştu. Artık duydukları onu darmadağın ediyordu. Almak istediği cevapları vermiyordu bu ikisi. Ve daha çok içinde, yüreğinde tarifi olmayan bir hisle cebelleşip duruyordu. " Ne demek Ronay yok? "Kaşları havalanmış tehlikeli bakışlarla bakıyordu ikizlere Kubat.
Bir anda artık kendini dizginlemek konusunda güçsüz düştü ve o an saniyeler içinde duyduğu cümle sonrasında tam karşısında olan Asaf 'in yüzüne sert bir yumruk atmıştı. Zihni artık ondan bağımsız kötü sonlu senaryolar üretip duruyor ve bu ürettiği her senaryo daha çok canını sıkıyordu. İçten içe onun iyi olduğunu düşünüyordu ama ya değilse diye düşünmekten kendini alamıyordu da. Bakışları bir an önce sorusuna yanıt vermeleri gerektiğini ikaz ediyordu. Karşısında dikilen bu iki adamın soluğunu kesmek istiyordu Kubat. Çünkü tek bir vazifeleri vardı ve onuda yerine getirmiş değildiler.
"Ronay Hanımın gitmesi gereken bir yer vardı. Ve sizin hemen ardınızdan oraya gitti Kubat bey. "dedi Asaf yediği yumruğa rağmen cesaret edip olanları söylemeye devam ederken.
Asaf biliyordu bir zaman sonra Kubat'ın kendini kaybedip, yenik düşeceğini öfkesine ve düşündüğüde olmuştu. Yediği yumruk öyle güçlü ve sertti ki üç adım geriye yalpalanmış ve şiddetli ağrı kendini göstermişti. O an kardeşi Aysar, gördükleri sonrasında her ne kadar içi parçalansada yapacağı bir şey yoktu çünkü Kubat'ın haklı olduğunu biliyordu. Ronay için endişe ediyordu ve bu uğurda yapacakları konusunda kimse onu suçlayamazdı. Asaf o en yumruk yediği yanağına elini götürdü ve ağrıyı hafifçe yokladı. Çok sızlıyor ve zihnini bulandırıyordu amma ve lakin bunun için yapacak herhangi bir şeyi yoktu.
O sırada Kubat sinirden artık tüm sakinliğini kaybetmiş ve olduğu yerde etrafa köpürüp dururken, bahçedeki diğer herkes çekingen ve tereddüt ederek dikiliyor ve gelecek herhangi bir emri veya öfkeyi göğüslemeye çalışıyordu. Yapabildikleri buydu çünkü. Kubat'ın bedeni sinirden kasılıp duruyor, gözü dönüyordu. Her an yanlış bir şey yapacak kadar şuurunu kaybetmişti. Gözü dönmüş ve artık tek düşündüğü öfkesinin baş şüphelilerinin canını yakmaktı. Çünkü Ronay 'a engel olamadıkları gibi birde onu yalnız gitmesine izin vermiştiler. Bu onların ölüm fermanı için ilk adımdı çünkü eğer Ronay' a bir şey olursa gözünü dahi kırpmadan onları öldürürdü.
" Siz beceriksizler ne hakla onu yalnız bıraktınız? Nasıl tek gitmesine izin verirsiniz? " Kubat'ın bu sözlerinden sonra gözlerine karanlık yayıldı . Öyle ki bu karanlık her şeyi yutacak ve yakacak güce sahipti. Onun tek aydınlığı olan kişi şimdi yoktu etrafında. Onu sakinleştiren, dalgalarını dindiren, öfkesini silip atan kadın yoktu. Nerede olduğunu bile bilmiyordu ve bu bilinmezlik canını sıkıyor, onu boğuyordu. Nefes alması bile artık onun için can sıkıcı bir hal almıştı çünkü göğsü derin bir acı içerisindeydi. Birkaç saniye başını geriye attı ve gökyüzüne baktı. Şu an dingin bir zihne ihtiyacı vardı. Makul kararlar almak için ama şu an aklı çoktan sis perdeleri arkasına saklanmış ve öfkesi tüm gücü eline almıştı çoktan. Usulca başını indirdi Kubat ve ona hâlâ olduğu yerde dikilip bakan Asaf ve Aysar 'a yandan bir bakış attı. Ama bu daha çok yok olmalarını canı gönülden isteyen bir adamın bakışıydı. " Geçen sefer ne olduğunu anlamadınız mı? Başına ne geldiğini sizde görmediniz mi? O zamanda onu yalnız bırakmıştınız ve onu ne halde bulmuştuk. Ve bu yeniden olursa sizi sağ bırakır mıyım sanıyor musunuz? " Kubat'ın içinde yavaşça peyda olan bir öfke tohumu büyüyordu ve bunun son bulması için bir çift gözü görmesi gerekiyor, onun sesini işitmesi gerekiyordu. Onun kokusunu soluması gerekiyordu ama bu şu an ona çok uzak be imkansızdı.
" Ronay Hanımı biliyorsunuz. İstemediği an onun yanında olmamıza engel olabilir. Ve bu konuda onu zorlarsak daha çok işleri kötüye gitmesine sebep oluruz. Yanında bizi istemediği an ona karşı gelemiyoruz. Çünkü bunu bir kere denedik ve sonucu kötü oldu. Bu bizim için değildi onun içindi ve bir daha olmamasına için çabalayıp duruyoruz. "dediği anda Asaf büyük bir cesaretle o an ona Kubat ona tahammül edemeyen bir ifadeyle bakıp, konuşmuştu.
"Hem suçlusunuz hem güçlü ama gelmiş burada bana laf mı anlatıyorsunuz?" diye sesini yükselterek, Asaf 'ın sesini kesmesini sağladı Kubat. Artık daha fazla bahane duymak istemiyordu çünkü. Tamda o an Asaf' a bir adım attı ve iki eliyle onun yakasından tutup kelimelerini bastıra bastıra söyledi. Sanki söyledikleri sadece Asaf için geçerli değil kendisi içinde geçerliydi. "Sizin onun yanında olmanız ve nerede olduğunu bilmeniz lazımdı ." diye cümlesini tamamladı ve onun yakasını tutmayı bırakıp, hızla Asaf 'ı geriye doğru hızla ittiğinde, ona zorluk çıkarmadı Asaf ve usulca geriye çekildi daha fazla Kubat'ın öfkesini üzerine çekmemek için keza daha ne kadar öfkelenebilirdi ki?
O sırada Kubat adamlara emirler verip biran önce Ronay' ın gideceği yerlere bakması gerektiğini emir verirken, ikizler o sırada yan yana gelmiş ve olayı anlatmak gerektiğini birbirlerine belli etmişti. İkisi her ne kadar kararsız kalsada söylemeleri gerektiğini biliyordu içten içe. Onlar konuşmak için cesaret toplarken o sırada Eşref 'ye aracıyla avluya giriş yapmıştı. O an aracı avludaki alana park eden Eşref, gördükleri karşısında içinden yine neler olduğunu sorguladı. Çünkü Kubat'ın buradan bile ne kadar öfkeli olduğunu , ikizlerin suspus olmuş bir halde onun ardında dikilmelerini, avludaki korumaların ne emri almışsalar yerlerinden ayrılıp araçlara binme halini görünce ortalık baya kızışmış ki Kubat'ın kontrolünü kaybetmiş olduğunu anladı ve bunun tek sebebi vardı sevgili yengesi ; Ronay Kahir...
Yine damarına basılmış olmalı ki evi terk etmiş ve tek başına ayrılmıştı. Eşref o an bunun için Kubat dellendiğini anladı. O an keşke geç gelseydim diye düşündü ama çok geçti ve artık araçtan inip, işin aslını bilmesi gerektiğini anladı.
Eşref olayın olduğu alana giderken ikizlere ne oluyor bakışı atmıştı. Hemen sonra Kubat omzunun gerisinden ona bakmış ve tekrar adamlara emirler yağdırmaya devam etmişti. O sırada Kubat'ın sırtı Asaf 'a dönükken birden avluda bir cümle yankı yapmış ve herkes bir an durup söylenen cümleye kulak kesilmişti.
"Ronay Hanım, sizin onu aldattığını düşünüyor." demişti Asaf mekanik bir sesle. O an gözlerinde kararlılık belirdi ve biraz sonra kendisine yoğunlaşacak öfkeyi göğüslemek için derin bir nefes aldı.
Ama bu o an yeterli gelmedi. Dimdik bir duruşla karşıya bakarken o an Kubat öyle hızlı bir dönüş yapıp, yönünü Asaf 'a çevirdi ki bir an herkes Kubat'ın bir delilik yapacağını sandı ama öyle olmadı. Kubat duyduklarını idrak etmeye çalışıyor, bir yandan da duyduğu şey doğru mu değil mi diye anlamaya çalışıyordu Asaf' a ve diğer herkese bakarken. Avluda bulunanların ifadesine baktığı anda duydukları bir sanrı olmadığını kavramış ve bir ansa tekrar Asaf 'a doğru hızla atılıp onun yakasını tutup, birde yüzüne bakarak tekrar etmesini sağlamıştı.
Asaf bu gece Kubat'ın fazlasıyla sınırlarını zorlamaya devam ettiğinin bilincindeydi ama yapması gereken buydu ve böyle hissediyordu . En fazla bir yumruk daha yerdi ama asıl amacı bunun gerçek olup olmadığını ortaya koymaktı. Bunu Ronay 'a mecburdu. Çünkü biliyordu ki Ronay bunun için ona asla hesap sormayacak ve bu işin aslını öğrenmeyecekti delicesine merak ettiği halde. Ama onun yerine bunu Asaf yapacaktı ve bu sayede bir yanlış anlaşılma varsa onu ortadan kaldıracaktı. O bunları düşünürken o saniye içinde Kubat'ın sesi yankı yapmıştı.
"Ne saçmalıyorsun sen ?" diyerek Kubat, onu tersleyip, bir adım daha ona doğru attı. Gözlerine bakıyor ve bakışlarında söylediği şeyin gerçekliğini sorguluyordu. "Ne demek aldatmak? Ronay 'ı aldattığım saçmalığını nede ortaya attın şimdi? "diye sorduğunda Kubat, gözleri yavaşça kısıldı o an bunu duymanın verdiği rahatsızlıkla yüz hatları kasıldı.
Ne olduğunu, Ronay'ın avludaki halinin bu yüzden mi olup olmadığını düşündü zihnin en derinliklerinde. Bu yüzden mi onu tersledi? Peki ona bunu kim demişti? Aklına deli sorular geldi ve geçti. Birden Asaf 'ı yakasını bıraktı ve hemen birkaç adım geriye gitti. Derin bir soluk aldı ama göğsü hâlâ sızlıyordu. Sanki Ronay' a bir şey oluyordu ve bu yüzden onun çektiği acı onada geçiyor gibiydi. Kubat dalgın bakışlarını yere çektiği sırada sorduğu soruya Aysar cevap verdi. Uzun süren sessizliğini kesmişken
"Bildiğiniz gibi bu akşam yemek yiyecektiniz. Bir iş olduğu için Ronay hanımla dışarı çıktık. O bize ne yapmamız gerekiyor onu söyledikten sonra yanımızdan ayrıldı. Ne olduysa o an olmuş." dedi Aysar tam olarak olaydan sonra her şeyden haberdar olduğunu belli ederken. O sırada Eşref ve Kubat sessizce onu dinliyor ve biran önce konuyu tamamıyla anlatmasını bekliyordu. Aysar çok oyalanmadan anlatmaya devam etti."Bugünkü bulunduğunuz oteldeki haliniz bir video kaydı olarak ona gönderilmiş. Onu izlemiş. Sonra eve direkt geldiğini öğrendik. Akşam yemeğine kadar gitmeyecek olduğunuda öyle söyledi. Biz bir şey olduğunu anladık." dedi ve o an kardeşine kısa bir bakış atıp devam etti." O an iş biter bitmez malikaneye geri döndük ve onu serada otururken bulduk. Dağılmış duruyordu. "dedi Aysar ve o an gördükleri zihnine düşerken, içi parçalandı çünkü Ronay'ı ilk kez bu kadar yenik görüyordu. Her şeye karşı savaşan kadın, hislerine yenik düşmüştü.
" Belliydi kötü bir şey olduğu sonra anlattı olanları. Görüntüde ilk odaya siz giriyormuşsunuz sizden hemen sonra bir kadın girmiş. Sonrasında ilk çıkan siz olmuşsunuz hemde takım elbisenizi değiştirmiş halde. Sizden sonrada kadın odayı terk ediyormuş. Birkaç dakika sonrada, adamınız olan Ekrem geliyormuş bir çalışan kızla. Ekrem odadan elinde bir paketle çıkıyor ve video kaydı orada son buluyor. Biz gelmeden önce Ekrem 'in eve geldiği ana tanıdık oluyor Ronay hanım. Ve paketi Ekrem çalışan kıza veriyor. Ronay bir şekilde paketi ele geçiriyor ve sonra size ait olan o takım elbisenin gömleğinin yakasında kadının öpücük izini görmüş ve bizede seraya gelince anlattı. " Bunu dediği anda Aysar o an karşısında duran Kubat derin bir nefes aldı. Hissettiği öfke yüzünden dişlerini sıkıp durdu. Elleri yumruk oldu ve parmak boğumları beyaz kesildi. Sinirden çenesi kas katı kesilmişti." O an biz yanlış bir anlaşma olduğunu ima ettik ama bizi dinlemedi. Kesin hükmü çoktan vermişti. Ve sonra bir bildirim geldi. Kimden bilmiyoruz ama ne zaman gelse iki eli kanda bile olsa muhakkak gider. Bugün olduğu gibi yanında kimsenin gelmesini istemez. İzinde vermez."
Aysar bu cümleleri kurduğu sırada herkes Kubat'a bakmış ve ne diyeceğini beklemişti. Ama sandığı gibi olmadı. Kubat sessiz kaldı ve iç sesiyle mir münakaşa içerisinde savaş verip durdu. O sırada sabrı taşan Eşref anında olduğu yerden iki adım öne çıktı ve Kubat'ın kolundan kendine doğru çekip, yüzüne bakmasını sağladı. Keskin bakışları ağabeyine bakıyor ve bunu yapıp yapmadığımı gözlerine bakarak anlamaya çalışıyordu. Ama orada başka bir gördü. Bir iç çatışma. Ne yüzündendi peki diye düşündü durdu Eşref. Bu çok kısa sürdü çünkü hatırladığı anda bile sinir geliyor, Kubat kafa burun dalmak istiyordu.
"Kızı aldattın mı lan? Senin yüzünden mi burada kalmadığı için kayıp? Birde pişkin pişkin adamına kıyafetleri eve göndermesini mi istedin? Amacın neydi ona yaptığın bu ihanetin herkes tarafından bilinmesi ve ortaya çıkması mıydı? Sen değil miydin buraya geldiğin anda beri kızın kalbini kazanmaya çalışan? Şimdi ne oldu da canını yakar oldun? Yoksa bir oyun muydu her şey de kızı mahvetmek adına? " Eşref üst üste sorularını sormuş, Kubat olduğu yerde kollarından tutup sarsmış, duydukları ve düşündükleri yüzünden hesap sormaktan kendini alamamış ve yapılan bu hatanın hesabını Ronay adına sorma gereksinimi duymuştu.
Çünkü Eşref için Ronay çok başka bir yerdeydi. Ronay onun yalnızlığını silip atan sığındığı, bir ailesi olduğunu hissettiği limanıydı. Onu yengesi olarak değil kız kardeşi olarak görüyordu. Ve her daim onu üzmek isteyen herkesten ve her şeyden korumayı kendine görev edinmişti. Nefeslendi Eşref ve sarsıp durduğu ağabeyinin ona yönelik öfkesini gördü. Kubat sanki ona hakaret edilmiş gibi öfke küpüne döndü.
"Saçmalama Eşref yok öyle bir şey?" diye yüksek sesle bağırdı Kubat ama amacı yapmadığını değil nasıl böyle bir şeyle itham edilebilirdi bunun hesabını soruyordu ses tonu. Herkes inanmış mıydı Ronay 'a ihanet etmiş olduğu yalanına? Ona kıyamazken nasıl böyle bir şey yapardı akılları almıyor muydu? Her şeyi onun için geride bırakıp gelmişken mi? Akıllarını kaçırmış olmalılardı evet başka bir açıklaması olamazdı. Anında Eşref' i tek eliyle geriye itti göğsünden arkaya doğru. "Oyun filan yok lan! Karımı seviyorum ve onun canını yakmaktansa kafama sıkarım daha iyi! Bu saçmalıklara inanıyorsanız bu sizin sorununuz." demişti Kubat o an bakışlarını geride duran ikizlere çevirmişken.
Bu ikisi asıl oyun oynuyordu. Nasıl böyle bir şeyin gerçek oluşuna inanırdı ki Eşref? O gece onunla dertleşmedi mi? Şimdi inanmış mıydı bu olanlara? İçinde peyda olan üzüntüyle kardeşine baktı. O an anında Eşref iki eliyle kafasını tuttu. Duydukları mı gerçekti yoksa Kubat'ın tavırları mı? Kararsızdı. Ama Ronay 'a olan Kubat'ın hislerini bizzat görmüştü. Eşref hızla ellerinin arasına tuttuğu başını öne doğru eğdi ve derin nefesler alıp verdi. Sonra anında tam karşısında ona gücenmiş olan ağabeyine baktı. Çünkü biliyordu ona inanmadığı için kırgındı ama Asaf ve Aysar 'ın da yalan söylemeyecek olduğunu biliyordu.
"Eee kanıt var diyor oğlum! Yalan mı söylüyor o zaman Ronay herkese, bunu mu ima ediyorsun?" dedi artık her şeyi rayına oturtmak isteyen bir istekle. İşaret parmağını ona doğrultup konuştu. "Yaptın mı bu hatayı? Hemde Ronay 'a." dediğinde Eşref bir solukta dile getirmişti bu cümleleri. "Sana yazıklar olsun. Kızı bir kez daha mı inciteceksin? " Bu soruları Eşref aslında onun kardeşi olarak değil kız kardeşinin ağabeyisi olarak sordu Kubat' a.
Kubat iyiden iyiye çileden çıkmıştı. Olduğu yerde bedeni sinirden kasılırken, önce bakışlarını ikizlere sonrasında onu suçlayan kardeşine dikti. Amacı artık ortada bir ihanetin olmadığını dile getirmekti.
"Saçmalama Eşref!" diye kükredi olduğu yerde artık sabrı taşmış vaziyetteyken. Artık kavramalarını istiyordu herkesin olanı biteni. "Sana kaç kere dedim ya yapmadım. Ronay 'ı aldatmadım. Lan ruhuma renk getiren kadını neden üzeyim? Neden renkleri kendimden uzaklaştırayım? Onu ne diye kaybedeyim, kazanmak için bu kadar mücadele verirken?' dedi ve artık soluklandı. Çünkü ilk defa bu kadar hislerini herkese ve kendisine açık etmişti. İlk açıklamak istediği kişiye bile daha etmeden.
Her ne kadar Kubat'ın doğruları söylediğini bilsede olayın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak adına Eşref irdelemeye devam etti.
"Oğlum diyor ya sana bak Ronay gömleği görmüş." dedi Eşref daha ne kadar inkar edebilirsin dercesine sanki. "İşte yakasında varmış ya ruj izi." Bakışları ona ölüm saçan adama çekti. Kubat Bir daha sanki konuşursa boğazını kesecekmiş gibi bakıyordu. "Hemde bunu adamın olacak Ekrem getirmiş. Lan bu haltı yedin birde utanmadan kızı yemeğe mi çıkaracaktın." diye yüzünü buruşturup ağabeyine baktı, onun tavırlarını yok sayarken. "Sen nasıl bir midesiz çıktın? "diye söylemekten kendini alamadı Eşref tamda o sırada.
Kubat yakasını bıkkınlıkla silkti üst üste."Başlatma midesizliğine Eşref ! Yapmadım diyorum sana!" dedi artık idrak etmesi gereken nokta olduğunu bakışlarıyla ısrarla belli ederken. Tamda o sırada artık yüzeye çıkan bir iz gibi bakışları avluyu taradı. Görmek istediği kişiyi bulmak istiyordu tamda o an. "Hem nerede o Ekrem! Gelsin ve bana olanı anlatsın, ben ondan kıyafetleri kurulamaya götürmesini istedim eve değil. "Kubat hâlâ istediği kişiyi görmeyince içten içe burada bir bit yeniği olduğunu anladı. Bir şeyler olmuştu ama bunu kimin yaptığını bulması lazımdı. Zaten sorunlar üst üste gelmişti sabahtan beri kesinlikle artık bir oyunun içerisinde olduğunuz anlamıştı. Zaten onlara hesap vermektense şu an Ronay'ın nerede olduğunu bulması gerekiyordu. Kubat bunları düşünürken, Eşref o an Kubat'ın adamı aradığını anladı. Onunda gözleri kısaca bir dolandı ama adam yoktu. Eşref son kez Kubat'ın damarına bastı.
"Lan hem gel kızı aldat, birde üzerine bu anlaşılmasın diye üstünü değiştir ama işte yediğin haltı saklamaya çalışırken ortaya çıksın birde üstüne üstlük bu kıyafetleri eve mi gönderdin?" diye olanları aslında bir tesadüften ibaret olmadığını anlatmaya çalışıyor, Kubat'ı aslında asıl meseleye yoğunlaşması gerektiğini gizliden gizliye gösteriyordu." Amacın ne senin kızı üzmek mi?" Eşref bunu der demez artık sabrı taşan Kubat iki adımda onun karşısında dikilmiş ve ona sertçe bir kafa atmıştı. Aldığı kafa darbesi sonrasında geriye yalpalanan Eşref aldığı darbe yüzünden bir ara içi geçer gibi oldu ama sorun etmedi. Çünkü bunun olacağını bile bile Kubat 'ın olduğu yoldan başka bir yola gitmesini sağlamıştı. Kubat karşısında duran kardeşine işaret parmağını doğrulup bir daha açılmamak üzere konuyu sonlandırdı.
"Sana yapmadım diyorum anlamıyor musun?" dedi baskın bir sesle. "Yapmadım." diye yüksek sesle heceleyerek kelimeyi bastıra bastıra söyledi. Sadece Eşref 'e değil diğer herkese bunu anlaması için baskı yaptı. "Ronay'ı aldatmadım. Kimseyle birlikte olmadım da. "Kubat bunları söylerken artık zihninde bazı şeyleri açıklık getirdi. Kimdi onu bu oyuna dahil eden diye düşünüp durdu. Ronay'ın canını yakmak isteyen, aralarını bozmak isteyen biri. İlk an aklına Miray geldi ama onu bu konuda açıkça uyarmıştı. Bir daha olursa ne olacağını tehdit ederek anlamasını sağlamıştı. Eğer yapan oysa dedi içten içe Kubat ona yapacaklarının sınırsızlığıyla burun buruna gelmiş olmasını idrak etmesi gerekti.
Ağırdan sızlayan başını umursamadan Eşref konuştu. "O halde ne diye üstünü değiştirip kıyafetleri kurutmaya gönderdin? Neyden dolayı gün ortasında böyle bir şey yaptın? "Eşref bunları sorarken bir yandan da bakışları hâlâ sessizce olup bitenleri izleyen ikizlere çevirdi. Sessizce Kubat ve kendisinin konuşmasını dinliyordu ikisi ve bir şey demiyordular. Ah aslında Kubat'ın hislerinin üstüne düşmesinin tek sebebi bunları ikizlerin duyup sonrasında Ronay 'a söylemesi. Çünkü kendisi derse Ronay pek ihtimal vermez çünkü ağabeyini düşündüğü için böyle yaptığını sanırdı ama onun tarafında olan korumaları söylerse işin aslı değişmiş olurdu.
Kubat usulca bakışlarını önüne eğdi bir yandan düşünüyor bir yandan açıklamasını yapıyordu ona karşı sorulmuş sorununun
"Çünkü toplantı öncesinde üzerime kahve döküldü ve o an yatırımcılar gelmeden üzerimi değiştirdim. Sonra kıyafeti Ekrem 'in odadan almasını ve kurutmaya götürmesini istedim. Yani o otel odasına gitme sebebim aldatmak değildi. Sadece ıslanmış takım elbisemi çıkarmak ve hemen sonra toplantı için ayarlanmış yere geri dönmekti. "dedi Kubat olanı biteni tüm gerçekliği ile dile getirirken.
" O halde sana kurulmuş olan bu tuzağı fark ettin mi? "diye sorunca Eşref bir anda Kubat kardeşinin asıl niyetini anladı ve ona ters bir bakış attı. Ne diye o halde üstüne gelip durmuş ve hislerini herkese açık etmesine sebep olmuştu bu! İçinde kaynayan öfke yavaşça yok olmuş ve yerine bir merak gelmişti. Hepsinden önce olduğu yerde geriye doğru döndü ve ceketinin cebindeki telefonu çıkardı. Birkaç tuş sonrasında küçük bir arama yaptı. Karşı taraf telefonu açınca konuşmasın müsaade ermeden konuya direk girdi.
"Bana hemen Ronay'ın geçtiği yolların mobese kayıtlarını ve en son aracıyla nerede bulunduğunu, telefon sinyaline ulaşmanı istiyorum. Sadece otuz dakikan var. Uzun sürerse, kalan hayatını süresiz bir zaman içerisinde geçirirsin." demiş ve Kubat direkt telefonu üstüne kapatmıştı. Telefonu elinde tutmaya devam ederken diğer adamları harekete geçirmiş ve yol almasını, Ronay'ın gideceği her yere bakmasını sağlamıştı.
Neredeyse on beş dakika geçmiş ve Kubat sessiz avluda bulunan tekli koltuğa geçip dalgın bakışlarını elindeki telefonuna çevirmişti. Herkesi yok sayan tavrını gören ikizler ve Eşref yan yana gelmişti.
Eşref o an eliyle kendi yanağını göstererek konuşmaya başlamıştı sessiz tutmaya çalıştığı sesiyle. "Senide Kubat gözden geçirmiş." diye söylemekten kendini alamadı Eşref. O an Asaf kısaca bir Kubat'ın olduğu tarafa bakmış ve hemen ardından tekrar bakışlarını Eşref 'e çıkarmıştı.
"Maalesef öyle oldu. Doğruları duymak ağır geldi birilerine." diye imayla konuştu Asaf. Her ne kadar imalı olsada sesi, tavırları biraz çekingendi. Çünkü tekrar Kubat'ın öfkesini kendisine çekmek istemiyor. Zaten çatacak adam arıyor şu an birde yeniden öfkesini alevlendirip kendisine çekmek gibi bir niyeti yoktu. Aysar o sırada omzuyla hafifçe kardeşinin omzuna dokunmuştu sessiz olması adına çünkü Kubat'ın şu an kendi içerisinde verdiği çatışmadan onu çıkaranlardan olmasını istemiyordu.
"Amacım bir şeyleri fark etmesi içindi ama işte bunu yaparken darbesinden kaçamadım." diye alaycı bir tebessümle iki yana dudakları kıvrılıp, önce Kubat'ı sonra işaret parmağıyla kafasını gösterdi. O an ikizler alttan alttan sırıtıp, yüzlerini saklamak için yere bakıp durdular. Aysar zar zor gülümsemesini sakladı ve ilerde oturup, bakışlarını Kubat 'a çevirirken konuşmuştum.
"Şimdi ne olacak?" diye sorunca Aysar yanlarında bulunan kardeşi ve Eşref' e, o an sorduğu soruyu duyunca ikiside kısaca soluklandı ve bakışlarına yerleşen endişe ile aynı anda Aysar 'a cevap verdiler, bekleyeceğiz bakalım, diyerek .Eşref birkaç adım geriye doğru adım attı ve son kez avluda az sayıda kalmış korumalara bakıp, yapması gereken şeye odaklandı.
O anda Eşref telefonunu ceketinin iç cebinden çıkardı, telefon rehberinde bulunan güvendiği adamının numarasının üzerine basıp, Ekrem 'in bulunması için kendi adamına emir veren bir mesaj yazdı. Ama acil olduğunu belirtmeden edememişti. Olayın aslını ortaya çıkaracak kişi tek oydu. Ve onu bulup, ortadan kaldırılmadan Kubat' a teslim etmesi gerekiyordu. Uzun bir müddet öylece avluda dikilip durdular. Ta ki Kubat'ın yerinden doğrulup, tekrar çıldırmasına kadar.
Çünkü artık Ronay'dan haber almaması onu deli ediyordu. Tam ikizlere çatacakken birden avlunun kapısı açıldı ve içeriye Ronay'ın arabası giriş yapmıştı.
Her acının tatlı bir yanı vardır kazıdıkça ortaya çıkan. Ruhum, benim en büyük acılarımın şahidi olmuştu. Acı her daim can yakmazdı sadece sana gerçeği gösteren ve gücünü toplamanı isteyen anlarda sana sunardı, yaşamın herhangi bir noktasında. Şimdi de öyleydi. En yoğun çektiğim acı sonrasında birden bana güç sunmuş bazı şeyleri kendi lehime çevirmemi sağlamıştı. Ve dipte bulunanlara yaşantımı günyüzüne çıkarmıştı.
Her acının tüketen bir yanı vardır, hatırladıkça kendini belli eden, sızlatan usul usul... Acılarımdı belki kendimi yaşamdan koparmam konusunda zihnime karanlık düşünceler düşündüren. Acılarımı hatırlamak bazen güçsüz düşürüyordu çünkü o anlarda kendimi çok savunmasız ve acınası hissediyordum. Belki de elimden gelen bir şey olmasına rağmen sadece olanları izliyor oluşum bile, ne kadar güçsüz ve savunmasız olduğumu gösteriyordu aynadaki yansımama bakarken.
Her acının öldüren bir yanı vardır, unutmaya çalıştıkça kendini her şekilde açığa çıkaran. Unutmak için çok çabaladığım iki anı oldu bu zamana kadar. Bir şahit olduğum bir görüntü birde içerisinde olduğum o savunmasız hissettiği anı. O an sadece söylenenleri dinledim. Baktım, duydum ama tepkisiz kaldım. Ya haklılardı ya da onlarla aynı düşüncede olduğum içindi bu tepkisiz kalışım.
Zihnim söylemeye cesaret edemediğim sözlerle dolu. Zihnim unutmaya çalıştığım anılarla dolu. Zihnim görmek istediğim anılarla dolu. Ve zihnim yapmak istemediği şeyleri yapmak zorunda kaldığı için verdiği kararlar tarafından sarılı. Bazen yapmak istemezsin ama yaparken bulursun kendini. Bazen uzak durmak istersin ama durmazsın. Bende öyleyim. Çünkü yapmam dediğim şeyleri yaparken buldum kendimi. Kanattım, kanadığım gibi. Acıttım, acı çektiğim gibi. Unutturdum, unutmak için mücadele ettiğim gibi. Ve neyi sunmuşsam hayata onunla sınandım bu zamana kadar. Şimdi bu dünyaya mahkum olduğum andan beri daha ağır şeyler yaşıyorum. Her gün yeni bir duygunun tutsağı olup gidiyorum.
Sevinmeliler ruhu hiç acı çekmemiş insanoğlu. Çünkü acının sendeki o hükmü o kadar baskın ki, seni en mutlu olduğun anda bile hissiz bırakacak etkiye sahip, seni o mutlu ana ait olmadığını bile sana düşündürecek kadar güçlü ve tehlikeli. Çünkü onların ruhları bir parmaklık arasında tutsak değildir. Özgür ve mutlular. Her adımı yarını düşlemek için değil bulduğu anın tadını çıkarmakla meşgul. Oysaki ruhu acı çeken kişiler sadece ileriyi düşünür, mutlu olacağı o anın ona ne zaman geleceğini bekler durur. Bunca zamana kadar benim beklediğim gibi.
Kendimi hep sakındım her şeyden ve herkesten. Sevgiden, insanlardan, anılardan, yarınlardan, geçmişten ve bugünden. Şimdi burada nefes aldığımı sanırken aslında nasıl gizliden gizliye nefessiz bırakıldığımı anlıyorum. Meğer kaçtığım her duyguya yenik düşmüşüm. Hemde çekine çekine, fark etmeye etmeye... İhanet. Kelimesi bile bedenimi esir alırken, birde bunun bana yapıldığı düşüncesinde olmam nefesimi kesiyor. Evet yine ve yeniden ben onun eşi değilim ama şu an hayatında olan kadın benim ve benden öncesinde yapmış olması zerre umurumda değil ama şu an bana soğuk ve mesafeli davranmazken birden bire bunu öğrenmek hatta izlemek midemi düğüm düğüm yapıyordu.
O an onun bakışları üzerimdeyken yüzüne bakarken bağıra çağıra ona kızmamak o kadar canımı yakmıştı ki, o an sadece duygularımı bastırmak dışında bir şey yapmamıştım. Çünkü hep dediğim gibi buna hakkım yok ve hiçbir zaman olmayacakta. Çünkü üzerine kurulu bulunan bu hayata geldiğim an ben hiçbir şeye sahip değildim. Ve şimdi bunları kabul etmek sadece ne kadar zavallı olduğumun kanıtı olur ve ben bunun olmasını istemiyorum.
Kaçtığım duyguların tesiri altında kalmak beni dönülmez bir yola itecek ve bundan ilelebet saklanmam gerekiyor. Bunu yapmaktan içinde o hissiz kadın kimliğine geri dönmem gerek. Ve bunu nasıl yapacağım şu an bilmiyorum. Nasıl başaracağım onuda bilmiyorum çünkü eskisi gibi değilim ve o hisleri bile olmayan kalbim şu an ona çok yabancı hislerin boyundurluğu altında. Nefes almadığımı hissettiğim an aracın camını açtım ve içeriye temiz oksijen dolmasını sağladım. Yol akıp giderken tek düşündüğüm beni çağıran kişi değil arkamda bıraktığım kişinin yapmış olduğu şeylerdi. Unutmak bazen en büyük armağandı insanoğluna ama peki hatırlamak için çırpınıp durmak işte o cehennem ateşine bile bile girmekti.
Şu an yaptığım şey buydu. Çünkü bunu yapmazsam unutur, sindirmeye çalıştırdım. Yapmam gereken bunu daima hatırlayıp, öncesinde koymuş olduğum o sınırı tekrar ortaya çıkarmaktı. Birkaç saniye sonra aracı yolun kenarında park ettim. Dikiz aynasına bakarken solmuş yüzüm, hayal kırıklığının yuva yaptığı ifademe bakıp durdum. Birkaç saniye güç toplamak adına kendime tekinler verip durdum. Aracın kapısını açmak için kola uzanacağım an birden istemsizce bakışlarım biraz ileride yan yana yürüyen bir aileye çarptığı an gözlerimin önünde her duygu birer birer geçti.
Bir kadın vardı ilerde yanında küçük bir kız çocuğuyla yürüyen hemen onların arkasından elinde iki paketle onu takip eden ve yüzündeki mutlulukla yürüyen adam. Kadın gülücükler saçarak elini tuttuğu pembeler içerisindeki kız çocuğunun küçük adımlarını takip ediyordu. Bir yandan da omzunun gerisinden arkaya, eşine bakıp duruyordu. Mutlulardı. Hemde çok. Sonra birkaç dakika içerisinde park etmiş oldukları araçlarına binip gözden kayboldular. Nefes alamadığımı hissettim.
O an elim göğsüme gitti. Üst üste yutkundum. Gözlerim doldu. Sonra onlar yanımdan geçip giderken ben olduğum yerde kıpırdayamıyordum. Öylece onların gidişinden kalan boşluğa bakıyordum. Belki birkaç saniye gördüklerim bir asrın verdiği acıyla beni tek başıma bırakıp gitmişti. Küçük bir çınlama kulağımda yankı yaptı. Boğuk seslerdi ilk an anlam veremediğim ama saniyeler içerisinde hepsi netlik kazanmıştı. Zihnim olduğum andan beni hızla soyutladı o an isteksizce onun bana gösterdiklerini içerisinde buldum kendimi.
Bir kız vardı her daim kendini içerisinde bulunduğu mekandan ve kişilerden sakınan. Uzun beline dek uzan saçlara sahip, kaküllü, zayıf ve çekingen... Tedirgindi aslında çoğu zaman. Çünkü yabancıydı bulunduğu yere. Çünkü kendini ait hissetmesini sağlayacak kimse yoktu. Ne bir insan ne bir eşya ne bir anı... Tekti her daim. Tek başına köşede kırık dökük bir duvarın önünde yemek yerdi. O gürültünün içerisinde derin bir sessizlik içerisindeydi hep. Sessizdi. Konuşamaz. Kimseye dönüp bakamazdı. Bakışları her daim önünde ve ellerinde olurdu. Hızla kırpıştırıp durduğu kirpikleri ardından görebildiği tek dünya onun ve acılarının var olduğu bir yerdi. Hiç dostu olmazdı. Kimse onunla konuşamazdıda. Her daim tek başına ve ücra köşelerde bulunur, tek başına zamanın akıp gitmesini isterdi.
Bu yalnızlığı üç sene sürdü geçti. Herkes için aslında görünmez biri olup gitmişti. Hatta bazıları onun dilsiz ve sağır olduğunu bile düşünürdü. Çünkü her olan şeye karşı hep kayıtsız kalırdı. Üç senesi yalnız ve sakindi. Taki bulunduğu esirgeme kurumuna yeni gelen kızlara dek. Üç kız gelmişti. Üç yakın arkadaş. Üç acımasız kişi. İşte onların gelişi çok şeyi değiştirdi. O an neler yaşadığını bir bir hatırladı. Ama en acı duyduğu ve ölümü bile düşlediği o anda takılı kaldı. Yatmak için çıktığı katta bulunan eşya deposunda o an paldır küldür çekilmişti. Kollarını arkasından tutan biri olmuştu hemen sonra o uzun ve gür saçlarını tutup arkaya doğru çekiştiren bir el. Daha ne olduğunu bile idrak edemeden bir anda çenesine sertçe parmaklar dolanmış ve yoğun bir baskı hissetemişti çenesinde. Bakışlarını karşısına çıkardığı an onu görmüştü. Sina...
O üç arkadaş arasında ona nefret besleyen, her daim onu küçük düşüren, canını yakan kişiyi. O an hep şunu düşünüp durmuştu. 'Ona ne yapmıştım ki bende bu kadar nefret eder olmuştu? Kendi görünmez dünyamda canımı yakmak için çok çabalamış ve bende onu durduramamıştım. Sadece boyun eğmiştim taki canıma tak edene kadar. İşte o gün en büyük başarımı göstermiştim ama öncesinde duyduklarım belki de bu kadar umutsuz ve hissiz olmamı sağlamıştı. Kendime olan mesafemin baş nedenim olmuştum. '
O an yanan canına mı yoksa biraz sonra başına gelenlere mi üzülecek olduğunu hiç ayrıt edememişti. Sina ona alaycı bakışlarla bakarken diğer iki arkadaşı onu etkisiz hale getirmeye çalışıyordu.' Neden? 'demişti içten içe.' Kendisine olan bu düşmanlık nedendi? ' Buna hiçbir zaman anlam vermemişti. Ne sebeple onca kişi varken, savunmasız ve tek başına olan kendisini düşman bellemiş ve ona acılar çektirmiş bunun için her yolu dememişti? Yıllardır bunu düşünüp durmuş ama bir sonuç elde edememişti.
"Ah seni küçük dilsiz. Konuşmayacak mısın benimle yine ve yeniden? Hep susacak mısın olduğu gibi?" demişti o şeytani ifadesiyle. Hep bana baktığı o anlar benim canımı yakmaktan duyduğu o hazla heyecan duyduğunu görürdüm ve bu daha çok canımı yakardı. O an olduğum yerde çırpınıp dururken bunun bana tek getirisi daha çok canımın yanması oldu çünkü saçlarıma öyle bir asıldı ki arkamdaki o an dudaklarımdan yoğun bir acı dalgası koptu durdu "Ne oldu?" dedi dudaklarını büzüp bana nefretle bakmaya devam ederken. "Bağıracak mısın yoksa?" diye beni dalgaya almıştı. "Hadi dene bakalım. Çok merak ediyorum o sesini çünkü biz hiç duyamadık. Bağır tabii bunu başarırsan." demiş ve Sina o an tırnaklarını tenime sertçe saplamış ve canım daha çok yansın diye çabalamıştı.
O an dudaklarımdan kısık bir ses yankı yapmıştı. "Lütfen bırakın gideyim." demiştim ama sanki sesim bana bile ulaşmış değildi. Sanki hissediyordum başıma gelecekleri ve bana sunacağı o derin acıları. Ve bunun içindi belki işe yaramaz çırpınıp duruşlarım.
"Ah sen konuşabiliyor muydun? Ben seni dilsiz sanıyordum. Baksanıza kızlar o konuşabiliyor. Ah ne güzel ama bu son konuşman olacak." dediği anda Sina, hepsi bir ağızdan güldü .
Bunu duyduğum an birden olduğum yerde deli bir korkuyla çırpınıp, ellerinden kurtulmaya çalışıyordum ama nafile. Üç kişiye karşı hem çok güçsüz hemde çok şansızdım. Birden saç kökümden tekrar geriye doğru başım çekildi. O an bakışlarım tavana kaymış, bana ne yapacağımı düşünmüştüm. Kıkırdamaları artarken birden saçlarıma asılan kişi ellerini serbest bıraktı ama bu seferde ensemi kavradı. Ve başımı geriye ve öne doğru hareket ettirmememe engel oldu. O an uzun gür saçlarım arasından Sina 'nın parmakları dolandı.
"Saçlarını çok seviyorsun değil mi? Çünkü hiç kestirmiş olduğunu görmedim buraya geldiğim andan bu yana." dedi bir kanıyı açıkça öne sürmek adına. Sina bunu dediği anda birden ürkek bakışlarımı ona çıkardım. Çünkü bana bakmıyor ve sadece baktığı yer saçlarımdı. Arkamdaki kızlarda susmuş ve oldukları yerde kıpırdamadan duruyordu benim gibi. Söylediği şeye cevap vermedim çünkü ne söylesem sanki varmış olduğu kararı geri alamayacak gibiydim. O an Sina bana doğru bir adım daha attı ve gözlerimin içine bakarak usulca konuştu. "Hiç makas değdirmemenin bir sebebi olmalı.." dedi sakin bir tavırla. Sonra bakışlarındaki donukluk yok oldu ve gözlerinin içi şeytani bir parıltıyla aydınlandı. "Neyseki ben şu an seni bu nedenden kurtaracağım." dediğinde ilk birkaç saniye ne dediğini idrak edemedim.
Sonra yavaşça dank etmişti. Ben daha bir şey yapmadan birden Sina giymiş olduğu elbisesinin cebinden çıkardığı makası yüzümün önünde sağa sola çevirmişti. Sanki, ' Bak.' diyordu. ' Sana bu elimde tuttuğum şeyle büyük bir acı vereceğim ve bunu sonsuza kadar unutmayacaksın. ' gözlerim yavaşça dolduğu an başımı iki yana doğru salladım.
"Yapma." dedim tek solukta. Nefes alamamıştım aslında gözümün önünde duran makasa bakıp dururken. "Bunu yapmak için hiçbir nedenin yok. Bana zarar vermek sana bir şey kazandırmaz ama bana büyük bir acı verecek olman beni mahvedecek. Bunu mu istiyorsun Sina? Amacın sadece kendi sorunlarını göz ardı edip, birilerine zarar verip, kendini kandırmak mı? Her şeyi unutup yaptıklarınla mı gerçek olmayan mutluluğu arıyorsun? "demiştim yaptıklarının ardına sığınarak hiçbir şey elde edemeyeceğini söylerken. Ama o an Sina daha çok öfkelenmiş ve sol eliyle çenemi tutup, öfke saçan bakışlarını bana çekmişken, hiddet saçan haliyle üzerine bastıra bastıra şunları söylemişti.
" Sen o küçük beyninle neler saçmalıyorsun? Seni şurada öldürsem, cesedin aylar sonra bulunur, o kadar değersiz ve yalnız ve kimsesizsin. Onun için canımı sıkacak şeyleri söylemeyi bırak!" diye yüksek sesle bunları dediği anda Sina, sadece dudaklarıma dişlerimi geçirdim. Çoktan gözlerimden taşan gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı akarken, ağlamam daha çok haz vermiş gibi duruyordu Sina için.
Ben sessizce ne yapacağımı düşünürken o an çığlık atamam tek çıkar yolum olduğunu fark edince tam avazım çıktığı kadar bağıracağım an birden ensemdeki el ağzıma kapanmış ve sertçe canımı yakmaktan rahatsızlık duymadığını belli edercesine ağzıma baskı uygulamıştı. O an başka bir yol denemiş ve ayağımla arkamdaki kıza vurmuştum. Beklemediği bu hareketle geriye doğru gidince acıyla çığlık attığı o an hemen tutuşundan kurtulup, kollarımı tutan kıza hemen yumruğumla yüzüne vurmuştum.
İkisi geriye yalpalanmışken, kapıya doğru ilerlemiştim ki Sina birden ben kapıya koşarken uzun saçlarımı öyle bir sertlikle tutmuş ve kendisine doğru çekmişti ki, geriye doğru kalçamın üstüne pat diye düşmüştüm. Acıyan saçlarıma mı odaklanmalıydım yoksa buradan hemen çıkmak için harekete geçmem gerektiğine mi? Daha bunun sonucuna ulaşamamışken birden vurmuş olduklarım anında yanıma gelmiş ve ayaklarıyla sertçe karnıma ve yüzüme vurmaya başlamıştı. O an acıdan olduğum yerde yere sinmiş ve darbelerden bedenimi korumaya çalışırken bu sefer birinin saçımdan tutup, başımı yukarı kaldırdığını ve ardından diğer ikisi gövdem ve ayaklarımdan tutup sıkıca hareket etme kapasitemi sınırlamıştı. Sonra Sina tekrardan konuşmuştu.
"Ah bir an kaçacağını sandın öyle mi seni zavallı şey? Maalesef yanıldın ve şimdi arkadaşlarıma verdiğin zararın hesabını ödeme vaktin geldi." dediği anda ne yapacaksın diye soramadan birden makasın bir şeyi kesme sesi kulağıma dolmuştu. Ve o an bedenimi sola sağa doğru çevirirken öyle bir güçle bedenime asılıyorduki iki kızda o an sadece ağlamak dışına yapabildiğim bir şey yoktu. Yaşadığım şok konuşma yetimi bile engellemişti. Sina saçlarımı kesip dururken ben sadece ağlıyordum.
"Bak böyle daha iyi bir görünümün olacak." diye alaycı sesiyle konuştuğu o an birden kesmiş olduğu saçlarımı önümdeki boşluğa itmişti. Kesilen saçlarımı birden önümdeki ahşap zeminde görünce hareket etmeyi bırakmış ve buz kesen bir ifadeyle yerde saniyeler içinde üst üste atılan kesilmiş saçlarıma bakıyordum. Hareketsiz kaldığımı fark eden kızlar artık eskisi gibi bedenime baskı yapmıyordular ya da ben artık hissetmeyi bırakmıştım. Sina sonunda kesmeyi bırakınca, elindeki makasla arkamdan çekilmiş ve önümdeki ayaklarını görür olmuştum. Ayaklarının üstüne çöküp, çenemden tekrar tutup kendisinde bakmamı sağlamıştı.
"Ne o artık çırpınıp durmuyorsun? Yoksa çok mu canını yaktım keserken? Ya da saçlarını yerde görmek canını mı yaktı?" dediği anda başım ahşap zemine yaslı olduğu halde ben sadece yerdeki saçlarıma bakıyordum.
"Bu..." dedim kuruyan boğazıma rağmen. "...sana hiçbir şey kazandırmayacak ama beni mahvettin bu yaptığın şeyle. Sen hep birilerini böyle cezalandırarak keyif alacağını sanırsın ama bu yanlış ve bunu anlayacaksın." demiştim. Sonra bir daha hiç bir şey demedim. Sina 'da zaten pek dediklerimi dinlemedi. Ayağa kalktı o sırada. Benim hareketsiz bedenime üsten bir bakış atıp elindeki makasla kapıya doğru ilerledi. Çıkmadan hemen önce az önce saçlarımı kestiği makası ayaklarımın dibine attığını, yere düşme sesinden anladım. Sonra kapıyı arkasında kapatmadan öncesinde bana daha çok canımın yanacağı o sözleri söyledi.
"Beni yalnız olmakla suçluyorsun ama şunu unutuyorsun. Benim yanımda hep birileri var. Ben yalnız değilim ama sen yalnızlığın bataklığına saplanmış haldesin. Ve o kadar zavallısın ki kendi gölgeden korkar hale gelmişsin. Hiç kimse seninle konuşmuyor farkında mısın? Herkes seni yok sayıyor. Müdüre hanım, çalışanlar ve burada bulunan çocuklar. Sen herkes için silik birisin. Unutma sen yoksun. Varlığına dair hiçbir şey yok. Belki de onun için ailen seni terk etti. Benim ailem öldü yoksa buraya gelemezdim. Ama sen ailen tarafından dışlanmış birisin. "dediği anda o alaycı sesini duymak tırnaklarımı ahşap zemine saplama a sebep oldu. Acısını bile hissetmiyordum çünkü ruhsal acım, fiziksel acımdan on kat daha fazlaydı." Ah sen hiçbir zaman sevilmeyeceksin. Hor görüleceksin her daim. Zavallının tekisin. Aptal ve çirkinsin. Neyin ne olduğunu anlamayacak kadar kör ve salaksın." demiş ve birden iki adımda yanımda bitmiş birden dizlerinin üstüne çöküp, çenemden tutup başımı arkaya atarak, onunla yüz yüze gelmemi sağlamıştım.
O an sadece kitlenmiş bir vaziyette ona bakıyor, son sözlerini söyleyip buradan gitmesini istiyordum. Daha çok canımı nasıl yakabilir düşüncesinde olduğunu görebiliyorum ama bundan daha fazlasını yapamaz. Çünkü canımı yakacağı bir tek şey vardı ve ona da son verdi.
"Hadi ama neden artık konuşmuyorsun? " dediği anda o an gözlerimden süzülen damlalar yanağımdan boşluğa düşerken gözlerimi dahi kırpmadan boşluğa bakıyordum. Artık zamandan soyutlandığımı hissetmiştim . Acı, zihnimde bir mücadele başlatmış ve beni benden çekip almıştı." Ne o yoksa çok mu canın yandı? Bu ilk ve son olmayacak ama unutulmaz olacağını biliyorum." demişti o an. Hakkı vardı çünkü dediği olmuştu. O günden bu yana çok canım yandı. Ama o gün çektiğim şey unutulmaz olmuştu. Zihnimden asla çıkmamış ve her daim kabuslarımda yer almıştı. Huzurlu gündüzlerim hiç olmamıştı ama şimdi artık huzurlu gecelerimde yoktu.
"Saçlarının kesilmesinin canını çok yakacağını biliyordum ama bu etkiyi vereceğini sanmamıştım. Ah o kadar mı önem veriyordun?" dedi geçmiş zaman ekini kullanan Sina. Çünkü biliyordu sanki bir daha onlara bir daha değer vermeyecek olma ihtimalimi. "Neyse sana burada iyi zırlamalar. Bunu sana yaptığımı birine söylersen bu sefer o çirkin yüzünü keserim." demiş ve başımı sertçe zemine vurup, olduğu yerden kalkıp bulunduğum alanı terk etmişti.
Onlar gittikten sonra uzun müddet öylece olduğum yerde sessizce ağlamış, gözyaşı döküp durmuştum. Hava usulca aydınlanırken, ben sadece talihsiz halime ağlar olmuştum. Sina haklıydı ailem beni istememiş ve yetimhaneye bırakıp gitmişti. Ailesi tarafından bile sevilmeyen biriydim. Kim niye beni sevsin ki? Belki onlar beni terk etmeseydi bu acıları yaşamaz, bu hayata sürüklenmezdim. Beni mahvettiler ve geride nasıl bir harabe bıraktıklarını bilmiyorlar. Zaten hiçbir zaman öğrenmelerini de istemedim. Zaman akıp gitmiş ve sonrasında usulca olduğum yerden doğrulup ayağa kalkmıştım. O an hava yavaşça aydınlığa kavuştuğu için bulunduğum odanın içerisini daha iyi seçebiliyordum. Yavaşça bakışlarım ilk önce yerde bulunan kesilmiş saç tutamlarıma kaydı. Öylece yere atılmış halde bulunuyordu. Dizlerimin üzerinden onlara ulaştım ve iki elimle kavrayıp, avuç içlerimde onlara kısaca bakındım.
Sina hiç tereddüt etmeden benden onları koparıp atmıştı köşeye. Şimdi onların yokluğu, ağır geliyordu. Çünkü uzun saçlarımın varlığına alışmıştım. Yavaşça sola doğru hafifçe eğildim ve Sina 'nın yere attığı o makası sağ elimle kavradım. Öylece makasa ve kesilmiş saçlarıma bakıp durdum. Ne kadar bakıp durdum bilmiyorum ama sonradan bir anda güneş ışığı odaya yansıması ve birden karşımda bir aynanın varlığını fark etmemle hemen olduğum yerden kalkıp oraya doğru ilerlemiştim avuç içlerimden destek alırken. Aynanın karşısında durunca o an ne halde olduğumu daha iyi anlar oldum. Sina saçlarımı yamuk yumuk kesmişti.
Sol tarafımdaki saçlarım kulak hizamda biterken, sağ tarafımdaki saçlarımda omzuma doğru uzanıyordu. O an hiç zaman kaybetmeden sağ tarafımdaki saçlarımıda kulak hizamda kestim. Sonra uzun olan kaküllüremi kısalttım. Yamuk olan kısımları daha düzgün kesip, acınası halime çeki düzen verdim. Dünyamın sonu değildi. Her şey zamanla düzelirdi. Bu olanlarda böyle olacaktı. Ama gerçekte sadece. Çünkü zihnimde yaşadığım bu acıyı asla unutacak değildim.
Sonra yıllar geçti ve o küçük kız sessizliğini değil gücünü ortaya koydu. Ama ne kadar çabalasada geçmişin izlerini kendinden söküp atamadı. Bu ana geri döndüğüm anda çoktan her şeyin geride kaldığını anladım. Elime telefonu alıp, aramam gereken kişiyi aradım. Karşı tarafa süre tanımadan konuştum.
"Sina 'yı gördüm." dedim sesli bir şekilde yutkunurken. "Nasılsın diye soruyorsun kesin? İyi değilim ve lütfen beni maruz gör şu an. Biraz yalnız kalıp, yaşadığım olayı atlatmak istiyorum. Yanına sonra geleceğim. Biliyorum bana ihtiyacın var ama ben şu an ne sana destek olabilirim ne de yanına gelecek gücü kendimde bulabilirim. "demiş ve saniyeler sonra telefonu kapatıp, aracı çalıştırdım. Araç öylece yol alıp giderken ben düşünce girdabı içerisinde boğulup durdum.
O an o yerde bjaa zarar veren kızlar dışında kimse çığlıklarımın duymadı. Ağladığımı duymadı. Ne içerisinde acıdan ölüp durduğumu kimse görmedi. Orada yaşadığım kötü muamele sonrasında o odaya kendimi kilitledim ve öylece orada yaşadığım o çaresizlikle baş başa kaldım. Saatlerce belki de günlerce. Sina'nın dediği gibi de oldu yokluğumu fark edipte, beni aramaya kalkan birileri dahi olmadı. O karanlık gece sonrasında güneş sonunda doğmuştu ama benim karanlığım sonsuz dek sürecekti zihnimde ve hiçbir ışık o karanlığı yok edecek güce sahip değildi.
Ve ben kendimi depoda bulunan eski sararmış o ayna önünde kendime bakarken, vermiştim kararımı. Her ne kadar işe yaramamış olsada kendimce bir karar alıp ona sadık olmuştum. Çok sevdiğimi, bakmaya doyamadığım bna güç veren belime dek uzanan saçlarımı, yamuk yumuk kesmeleri sonrasında kulağım hizasında keserek bir daha saçlarımın asla uzamasını sağlamamıştım. Bana eskiyi, güçsüz oluşumu hatırlatmasın diye ama sandığım gibi olmamıştı. Halbuki her daim güçsüzdüm ama kendimi bu şekilde kandırıp durmuştum.
O an kesilen saçlarım mıydı canımı yakan yoksa duyduğum bu cümleler miydi? Bu sorunun cevabını ne yazık ki bilmiyorum. Ama ikisi de çok canımı yakıp geçmişti. Çünkü benim dönüm noktam bu olmuştu diyebilirim onca yaşantım içerisinde. Çok acılar çektim ama hiçbiri bu kadar ağır gelmedi. Çünkü bu acı benden bir şey söküp almıştı. Saçlarımı. Benim için önem arz etme sebebi, çok öncesinde büyükannemin saçlarımı sıkılmadan taraması ve örmesi bana karşı olan o sevgi haliydi.
Onun için saçlarıma değer verirdim çünkü onları seven biri vardı onun varlığı adına saçlarıma iyi bakardım ama anladım ki, saçlarım benim güçsüzlüğümü ifade ediyor o halde onu sonsuza kadar ortadan kaldırmak gerekiyordu ve bende bunu yaptım. Büyükannemin vefatı sonrasında aslında yaşamım baştan sona değişti. O gitti ve bende yetimhanede buldum kendimi. Sonrasında zaten hiç iyi şeyler yaşamadım. Bana iyi gelen tek şey oydu öncesinde şimdi oda yok artık. Ve ben artık bana iyi gelen şeyleri etrafımda istemiyordum. Onların gidişi beni daha derin acılarla baş başa bırakıyordu.
Araç deniz kenarında durunca o an bakışlarım etrafa çevrildi. Deniz kenarında kimse yoktu. Dalgalar kuvvetle çarpıp dururken devasa kayalıklara, ben dalgalara odaklanmak için çaba sarf ettim ama o an ellerim saç diplerime uzandı ve sanki hâlâ acıyormuş gibi çekinerek dokundu. Gerçekte acımıyordu ama sanki o an geçmişten gelen o acıyı şu an hissediyor gibiydim. Geçmişten geleceğe uzanan her acımı unutmuş değilim ve unutacak hiç değilim. Öylece olduğum yerde dikilip durdum. Her aklıma gelince kendimi ağlamaktan alamadım.
Gözyaşlarım akıp dururken, başımda kendini belli eden ağrı daha çok canımı yaktı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Benden sonra neler olduğunuda bilmiyorum çünkü telefonu kapatmıştım. Kimse rahatsız etmesin diye. Keza sanki çokta varlığım önem arz ediyormuş gibi birde beni mi fark edeceklerdi. Hiç kimse için önemli değilim. Kimsenin değer verip önceliği yaptığı biri bile değilim. Ben çocukken sevilmedim. Şimdi kim beni neden sevsin ki? Herkes gerçekte kim olduğumu öğrense anında bana sırt çevirir, düşman kesilirler. Her şey aslında bir temele dayanıyor ve en o temeli çoktan kaybetmiştim. Geçmişe dönük hayatımda, geleceği düşledim ama onunda bana getirisi acıdan başka bir olmadı. Olacak gibi de hiç değil.
Direksiyona başımı yasladım ve öylece gözlerimi yumdum. Boşluğa düşmüş gibiydim. Çünkü anılar, bana cehennemden başka bir şey sunmuyor. Kim içerisinde olduğum bu hayata sahip ki? Beni seven bir ailem yok. Hiçte olmadı. Bana ait bir hayat içerisinde değilim. Keza kendi hayatımda da fazlalıktan başka bir olmadım. Kendi asıl kimliğim bile bana yabancı aslında. Hiç kendimi o kimliğe ait hissettiğim an olmadı. Olmayacak gibide.
Dengesiz bir eylemdi yaptıklarım ama bana egemen olan şey vardığım adalet hırsıydı. Çünkü kendi kendime bir adalet sistemi oluşturdum. Kimine göre fazla kimine göre az. Eylemlerimin bendeki her izi aslında o kadar zihnimde derine işlediki. Ne yaparsam yapayım söküp atamıyorum, unutamıyorum. Geçmişe dönme şansım olsaydı belki de o an başka bir yol izlerdim diyemiyorum bile. Çünkü yine aynı ben olur, yine aynı aptallığı yapıp kendimi ateşe atardım. Parmak uçlarım saçlarıma dokundu. Sevdiğim şeye karşı bile bir düşmanlık besler oldum. Sırf kimse buradan canımı bir daha yakmasın diye. Kendim için gel koruyucu barikatlar inşa ettim ama beni ne kadar korudukları ise muamma.
Sahiden kendi kendime bazen soruyorum. Ne olacak benim bu sonum? Çünkü kendim değilim ve beni herkes Ronay olarak seviyor ve tanıtıyor. Kimse beni ben olduğum için sevmiyor. Gerçek kimliğimi söylersem dakikasında beni yok ederler ve yine kimsesiz kalırım. Belki de diyorum bu yola adım atmam acıdan kaçmak için bir çare değildi. Kimsesizliğimi yok etmek adınaydı bir nebze olsa da. Çünkü kendimi yalnız hissetmiyorum ki onlar yanımda olursa; Eşref, Asaf ve Aysar....
Sadece bunlarda değil, kendi eğitim akademisindeki çalışanlarım.... Onlar varken zihnimdeki kaos susuyor ve bu bana çok iyi geliyor. Zaman hızlı akıyor ve ben neyin ne olduğunu geç fark ediyorum. Bu iyi geliyor. Bazen bu koşturmaca içerisinde daha çabuk huzur buluyorum. Rahat uyuyorum ve sabahları dinç kalkıyorum. Belki de kabuslarım aslında kimsesiz hissettiğim için beni ele geçiriyordur. Olamaz mı?
Hava usulca kararmış ve ay çoktan gökyüzünde belirmişti. Derin bir iç çekip başımı direksiyondan kaldırıp, araçtan dışarıya çevirdim ve usulca etrafa bakındım. Kimse yoktu bende başka. Gitmem gerekiyordu artık. Ama kendimi o kadar bitkin ve halsiz hissediyorum ki, yaşadığım duygu patlaması beni çok dağıtmıştı. Acının verdiği o darbeler bedenimi hissiz düşürmüş, kendimi dayak yemiş gibi hissediyorum. Usulca aracı çalıştırdım ve malikaneye doğru sürmeye başladım. Her geçen dakika aslında bana bugün geçmişte bana söylenen sözleri tekrardan hatırlatıyor ve ben kendimi daha kötü hissediyorum. Bedenime komut vermek çok zordu. Bazen gözlerim kararıyor, üst üste açıp durduktan sonra önümü görüyordum daha iyi. Malikaneye gider gitmez odama geçip dinlenmek istiyorum. Çünkü bu lanet gün asıl böyle son bulacak ne sabahki ihaneti ne de geçmişten gelen acıları artık hatırlamak istiyorum.
Araç sonunda malikaneye varınca avlunun kapıları usulca açıldı. Açılan kapıdan avluya giriş yaptığım anda birden bahçedeki hareketlilik dikkatimi çekmişti ama o kadar sarsılmıştım ki etrafı bile net göremiyordum. Her şey sanki bir sis bulutu ardında bana sunuluyordu. Aracın kapısını açıp ayaklarımı beton zeminle buluşturdum. Kapıyı usulca kapatıp, aracın etrafında dolaşıp yürümeye başladım. Her attığım adımda sanki zemin ayaklarımın altında kayıyor gibiydi ama odama kadar dayanmam lazımdı.
Birden sol tarafıma kısa bir bakış attığım sırada Kubat'ın olduğu yerde doğrulup bana doğru geldiğini gördüm. Hemen onun arkasından geriye bakınca ikizler ve Eşref bana endişeli içerisinde bakıyordu. Neydi endişe etmelerinin sebebi? Birden önümü kesince Kubat ne diyeceğini bilemediğim o anda kollarımdan tutup, beni sarsınca çatık kaşarla ona bakmıştım. Ne yapıyordu bu? O an nefes nefese kalmış haline sadece durgun bir ifadeyle bakar olmuştum.
"Nasıl kimseye haber vermeden bir yere gidersin Ronay? Başına gelenlerden hiç mi ders çıkarmadın?" diye patlayan bir volkan gibi konuşunca o an kollarımı onun tutuşundan kurtarmakla istedim ama buna gücüm yetmediği için olduğum yerde onun öfkesini üzerime salmasına izin verdim." Susma Ronay konuşsana? "diye tekrar kendini kaybetmiş gibi konuşunca o an önümü net görmesemde bir anda yorgun halime rağmen konuşmuşum.
" Nereye gittiğim seni ilgilendirmez."diye bu gibi bir sesle konuşmuştum." Çekil önümden! "demiş ve yanından geçip gideceğim an kolumdan tutarak mani olmaya çalışmıştı. Ona omzumun gerisinden bakıp, artık durması gerektiğini belli eden bir bakış atmıştım. Tabii bunu umursamamıştı. Hemen bir adım atıp tekrardan karşıma geçti.
" Ne demek beni ilgilendirmez? Ronay kedine gel ve bu saçma sapan davranışlarına bir son ver! Artık kafana göre hareket edemezsin! Bir yere gideceksen yanında korumalarında bulunacak.." diye ikazda bulunduğu an tam karşı çıkacağım an benden önce davrandı ve anında cevap verdi." Sakın karşı çıkayım deme. Burada senin iyiliğin için konuşuyorum. "Bu cümlesiyle Kubat 'a baygın bir bakış attım.
Daha fazla artık sıkıntıya ve sorgulanmaya gelemiyordum ve bunun için geriye doğru adım attım. Tabii o sırada birden gözümün önü karardı ve herkesi çift olarak görmeye başlamıştım. O sırada Kubat'ın bir şeyler dediğini duyuyordum ama sesler o kadar boğuk ve uzaktan geliyordu ki ne dediğini anlamıyordum. Tamda o sırada artık gözlerimi açık tutmak zorlaştı ve ben aniden yana doğru sertçe düşmüştüm. Bilincimi tam yitirmeden önce Kubat'ın hızlı davranıp yere düşmeden , beni tuttuğunu hissetmiştim. Ve çok çok uzaktan gelen seslenişlerinide...
Uğultular vardı. Sessiz konuşmalar. Ama en çok biri üst üste konuşuyor, sorular soruyordu. Gözlerimi açmak için çabaladım ama göz kapaklarımda öyle bir ağırlık vardı ki bunu birkaç deneme sonrasında başarmıştım. Gözlerimi ilk araladığım an bakışlarım tavanla buluştu. Ne olduğunu nerede olduğumu anlamaya çalıştığım anda birden birinin uyandı sesini duymuştum. Hemen sonrada birden birinin sağ elimi kavradığını anlamıştım sıkı tutuşundan dolayı. Gözlerimin tavandan çektim ve etrafımdaki seslere çevirdim. İlk görüş açıma yanı başımda bulunan Kubat girmiş hemen sonra ayakta dikilen Eşref, sandalyeye oturmuş halde bulunan Ali Bey ve hemen arkasında duran çalışanlardan Emel. Bir anda sol tarafımda gelen sesle bakışlarım hızla ona döndü. Aile doktorumuz vardı tepemde dikilen. Bugün çift mesai yapmış olmalıydı. Neden bayıldığım konusunda bir bilgim yoktu. Zaten olsada bir çaresi olamazdı.
"Ronay Hanım." diye bana birden seslenince doktor yavaşça bakışlarımı boşluktan gözlerine kaydırdım. "Yoğun stres ve üzüntü yaşamış olmalısınız. Bu yüzünden de bedeniniz güçten düşmüş. Bayılma sebebiniz bu yüzden. Kontrollerinizi yaptım herhangi bir zedelenme ve kırık yok. Neyseki bayıldığınız an yanınızda Kubat Bey olduğu için kafanızı herhangi bir yere çarpmamış olmanız iyi bir şey. "demiş ve bakışları benden uzaklaşıp bir anda yanı başımda bulunan Kubat'a kaymıştı." Serum bittiği için artık yapılacak bir şey kalmadı. Hastaya iyi bakmanızı ve kendisini stres ve onu yorgun düşürecek şeylerden kaçınması gerek. "dediğinde doktor o an yüksek sesle kahkaha atmaktan kendimi son anda durdum. Çünkü etrafım sadece yasak koyduğu şeylerle dolup taşmış vaziyette.
Kubat'ın o an doktora başını sallayıp, onaylanmasına gözlerimi devirmiş ve bakışlarım usulca pencereden dışarı kaymıştı. Saat kaçtı merak ediyorum? Gördüklerim yüzünden gitmem gereken yere bile gitmedim. O an elimi Kubat'ın tutuşundan sertçe çekip kurtardım. O an saçlarıma uzanan parmak uçlarımla derin bir iç çektim. Tamda o an çalışan kızın, doktorla çıkışa kadar eşlik etmesini istediğini duydum Eşref 'in. Sessizce olduğu yerde dikilmesi yüzünden pek ona bile bakmamıştım. O an zihnime düşmüş fısıltılar bir şeyi idrak etmemi ima etti. Bayılma sebebimi bilmiyorlardı. Tabii ikizler bir şey söyleyip onların zihnini bulandırmamışsa.
Parmaklarım saçlarımdan uzaklaştı ve yavaşça doğrulup, sırtımı yatak başlığına yasladım. Kubat bana yardım edeceği an onu kabaca durdurup kendi başıma yapmıştım. Ama bedenimin ne kadar yorgun olduğunu hareket ettiğim an fark etmiştim. Yatak başlığına sırtımı yaslamış ve etrafıma attığım hoşnutsuz bakışlarımla, neden hâlâ odada olduklarını anlamaya çalışmıştım. Neden hâlâ beni yalnız bırakmıyorlar? Yalnız kalıp, kendi dünyama sığınmam gerekiyor. Etrafım baya kalabalıktı ve buna alışık değilim. Ben her acımı bir başıma çekip öyle sabaha çıkmıştım.
Şimdi bu garip geliyordu. Hem zaten hepsinin bakışlarında yatan meraka cevap verecek gücüm bile yoktu. Kimsenin hesap sormasını ve ne olup bittiğini öğrenmesi adına, sorulara cevap vermek istemiyorum. Ben sessizce olduğum yerde hâlâ dışarıya çevirmişken bakışlarımı bir hareketlilik oldu. Eşref olduğu yerden ayrılıp, bana doğru ilerlemişti. Göz ucuyla ona bakmış ve gergin olduğu kadar kararsız olduğunuda görmüştüm. Neydi onun kararsız olmasını sağlayan? Ben düşüncelerle boğuşurken, birden Eşref yatağın kenarına yaklaştı ve dizlerinin üzerine çöküp, bana temkinli bir şekilde yaklaştı. Pencereden bakışlarımı çekmemi sağlayan şey konuşması değil söylediği cümle olmuştu.
" Tam olarak ne yüzünden bu haldesin bilmiyorum ama içine atmak yerine bizimle paylaşmanı istiyoruz." demişti gözlerimin içerisine bakarken. "Bir sıkıntın varsa lütfen bunu bize söyle." diye tamamlayınca cümlesini Eşref, sadece umutsuz bir şekilde ona bakmış ve derin bir iç çekip, ellerimi önümde birleştirmiştim. Bir şekilde olanları öğrenmek istiyor ama bunu kimse ye söylemem. Bu sır benim ve bana tamamen ait olacak. Uzun zamandır konuşmadığım için boğazım konuşurken beni zorlamıştı ama bunu umursamadan cevap verdim. Aslında huysuzluk üzerime sinmiş, çekilmez biri gibi davranıp, onları başımdan savmaya çalışmıştım.
"Ah söylesem dahi anlamayacaksınız." dedim bir anda. Ama bu cümlenin sonunu zihnimde tamamladım. ' çünkü sizin hiç anlamayacağınız bir durum içerisindeyim . Önüm engellerle dolu ve onları aşmak çok zor. Geçmişim zaten bir harabe alanı. İleriye gitmek mi geriye dönmek mi? Her ikisi de benim için felaket imkansızlık sunuyor.' Bunları der demez Eşref üzerime gitmemeyi tercih etti. Çünkü beni iyi biliyordu ne kadar üstüme gelirse o kadar içime kapanıp, her şeyi kendime saklayacak olduğum gerçeğini. Başımı yanda çevirmiştim. Olduğum yerde hiç ses çıkarmadan duran Ali Bey' e çevirdim. En son yaşadığı rahatsızlık neydi bilmiyorum ama onu toparlanmış gördüm. Olduğu yerde sessizce konuşulanları dinliyor herhangi bir yorum yapmıyordu. Bu can sıkıcı ortamındaki dikkati üzerimden çekmek adına hemen konuştum.
"Başımda daha fazla beklemenize gerek yok." demiştim aklıma gelen ilk cümleyi söylerken. "Uyku saatiniz çoktan geldide geçti. Zoraki bir şekilde burada bulunduğunuz belli." dedim açıkça gerçeği ortaya sermekten gocunmadan. "Kendime geldim ve gayet iyiyim. Buda demek oluyor ki artık gidebilirsiniz. Daha fazla bana katlanmak zorunda değilsiniz." der demez birden kaşlarını çatmış ve bu dediğim şey sanki çok yanlışmış gibi bana bakmıştı. Halbuki gerçek bu değil miydi? "Merak etmeyin ben iyiyim." dedim buna ben bile ikna olmazken.
'İyiymiş gibi davranmaya devam edeceğim. Hep bunu yaptığım için çok yadırgamayacağım. Çünkü iyi olmadım bugüne kadar hep iyiymiş gibi kendimi kandırdım.'Düşüncelerim sonrasında iç çekerek yönümü tekrar pencereye çevirmiştim. Çünkü kimseyle göz göze gelmek istemiyorum. Sanki uzun süre bakarsam herkes ne yaşadığımı bilecekmiş gibi hissediyorum ve bu histen ölesiye korkuyorum.
Birden Kubat'ın sesi odaya doldu. Ve o an kendimi istemeden onu dinlerken buldum.
"Dede daha fazla ayakta kalma. Odana kadar sana eşlik etsin Eşref." dediği anda birden Eşref yanımdan ayrılıp hemen dedesine doğru ilerledi. İkisi odadan çıkınca kendimi az da olsa rahat hissetmiştim . Çünkü hepsi bana bakıp dururken rahat olamıyordum. Kubat'ın da gitmesini bekledim ama hiçbir harekette bulunmuyordu. Bana bakıp durması daha fazla huzursuz hissettiriyordu. O an bakışlarım parmaklarıma çevrildi ve odada benim kısık ve hoşnutsuz sesim yankı yaptı.
"Gitmeni istiyorum." dedim tek nefeste. Ne düşüneceğin umursamadım. Sadece demem gereken şeyi dile getirmiş ve ondan istediğim şeyi yapmasını talep etmiştim. "Yalnız kalmak istiyorum." dedim hemen ardından neden bunu yapmasını ona belirttiğim an.
O an sadece Kubat uzunca bir soluk aldığını işittim. Bakışlarım onda olmadığı için nasıl bir ifade takındığını göremiyordum. Zaten ondan ebedi gözlerimi kaçırıyorum çünkü bakarsam sanki kıyıya köşeye attığım duygularım ve hayal kırıklıklarım geri gelecek hissine kapılıyorum. Ve bunu istemiyorum. Ben ondan bir yanıt beklemekte değildim sadece ondan istediğim şeyi yerine getirmesini istiyorum. Yavaşça ondan yana döndürdüm bedenimi kapının olduğu tarafa. Yastığa yanağımı yasladım ve gözlerimi kapatıp, uyumak için çabaladım çünkü bu lanet günün bir an önce son bulmasını istiyordum. Tamda o sırada bana uzun gelen bir zaman dilimi sonrasında Kubat konuşmuştu.
"Gitmeyeceğim." demişti kesin bir kararlılıkla. "Burada yanında kalacağım." Kubat bunu dediğinde o an kendime engel olamadığım için histerik bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan.
"Yanımda olmanı isteyen kim?" dedim sözcükler nefretle söylerken. "Kimseyi görmek dahi istemiyorum." dedim bu konudaki kararlılığımı anlamasını isterken. Kimse derken üzerini daha derince vurgulamıştım ve ona gönderme yapmıştım. O an olduğu yerde hafifçe kıpırdadığı için biraz sallandım olduğum yerde. "Uyumak istiyorum ve hiç yardımcı olmuyorsun. Gider misin artık odamdan!" diye ister istemez çıkışırken buldum kendimi. Çünkü ona karşı öfkemi ve hayal kırıklığımı yansıtmadığım için bunun yerine kelimelerle ona sinirimi aktarıyorum.
"Dediğim gibi bu gece burada kalacağım. Gitmek gibi bir düşüncem yok." dediğinde düz bir sesle o an sabır diledim kendi kendime. "Ve nereye gidersen git geleceğim ardından onun için beni boş ver ve uyumaya bak." dedi bana buyurgan bir sesle. Ona bakmamak için direndim ve ne halin varsa gör dedim ve onu yok sayıp, uyumak için çabaladım.
Dakikalar sonra çoktan onu yok saymış ve bugün yaşananları düşünmüş ve zihnimde beliren senaryolarla uykuya yenik düşmüştüm. Belki zihnim çok açık değildi ama üst üste kabuslar görüp durmuştum. Her uyandığım an sırtımı sıvazlayan Kubat yatışmam için çabalarken sonra kolaylıkla tekrar uyumaya devam etmiştim. Bu üç kere tekrarlanmış ve son kez gözlerimi araladığım an kendimi odada yalnız bulmuştum. Yatakta hafifçe gerinirken, usulca yatağı terk edip, banyoya geçmiştim. Banyodaki işlerimi hızla bitirip hemen giysi odama geçip üzerime rahat bir şeyler giyip, odayı terk etmiştim.
Merdivenlerden aşağı inerken sessizliğin hâkim olduğu malikanede usulca çıkışa doğru ilerlemiştim. Kapıdan çıkıp, avluya geçeceğim an birden çalışan kızlardan Şule bir şey isteyip istemediğimi sorunca ondan benim için seraya kahvaltı tepsisi getirmesini rica etmiş ve küçük adımlarla seraya doğru ilerlemeye başlamıştı. Kollarımı göğsümde kavuşturup bakışlarımı avluda dolaştırdığım an ikizleri görmemiştim. Acaba dün tam olarak benden sonra ne olduğunu merak ediyorum ama sormakta istemiyorum bu konuyu. Seraya vardığım gibi içeriye girip, içeriye kısa bir bakış attım.
Uzun zamandır burayı ihmal ediyorum. Bugün tüm günümü burada geçirip, yapmam gerekenleri hallederdim. Birkaç dakika sonra içerideki işlere koyulup çalışmaya başladığım an zihnimi işgal eden düşüncelerle dolup taşımıştım. Yirmi dakika içinde kahvaltımı Şule getirince, kahvaltımı etmiş sonrasında yeniden işlerime devam etmiştim. Taki birden seranın cam kapısı çalınana dek. Omzumun gerisinden gelen kişiye bakınca ikizler olduğunu görmüştüm. Üstün körü ikisine baktığım an sabırsız halleri dikkatimi çekti. Bir şey olduğunu soracağım an Asaf 'ın yandığında bulunan morluk dikkatimi çekti. Yavaşça olduğum yerden bedenimi ona doğru çevirmiştim.
"Yüzünün bu hale gelmesini sağlayan Kubat mı?" dediğimde Asaf birkaç saniye bakışlarını benden çekti ve derince nefeslendi. Boş ver edercesine bana bir bakış atınca, yüzüme düşen saç tutamını bileğim yardımıyla geriye attım ve ikisine çıkardım bakışlarımı." Kolay kolay Kubat kontrolünü yitirecek biri değil. Ne dedinde çileden çıkarttın adamı?" dedim ama asıl bilmek istediğim düşündüğüm şeyi yapıp yapmamasıydı. Umarım şu ihanet olayını ona söylememiştir. Ondan bir yanıt bekliyordum ama olabildiğince bakışlarını yere çekmiş ve sanki suçlu olduğunu ve düşündüğüm şeyi yapmış olduğunu belli eden bir mahcuplukla bana bakmıştı. Yapmıştı kaçırdığı bakışları bile bunu açıkça belli ediyordu.
"Neden?" dedim ilk olarak. Çünkü bunu demesi için ortada bir şey olması gerekiyordu ve bu yoktu. O hiç ait olmadığı bu evlilikten dolayı kendini sınırlaması abes kaçardı. "Bunu söylemenin hiçbir getirisi olamayacak ki, boşuna tatsızlık çıkarmış olacaksın." diye bıkkınlıkla dile getirdim düşüncelerimi. Şimdi birde bu olaya karışmak istemiyorum zaten ortada fol yok yumurta yok, kendi kendime yaygara çıkarmak sadece ayağıma sıkmak olurdu.
" Çünkü hesap sordu dün gece. "diye lafa girdi Aysar ikizinin yerine konuştu." Bizi suçladı yalnız gitmen konusunda. Bu yanlıştı çünkü bir yanım yaşadıkların yüzünden buradan uzaklaşmış olduğunu söylüyor, geç gelmende cabası. Seni bu hale getiren tam olarak ne bilmiyorum ama eminim ki çok derin bir acı yer alıyor. Sana destek olmak istiyoruz ama ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bizde bilinen sorununuz ortadan kaldırmak istedik. "der demez o an Asaf ne dercesine baktım.
Ne bilinen sorundan bahsediyor? Şu an tek bir sorunum var o da bana ait. Bunu kimsede bilmiyor. Ben bunları düşünürken birden Asaf ceketinin iç cebinde bulunan telefonu çıkardı ve elindeyken bana uzattı almam için. Çatık kaşlarımla bana uzatılan telefonu açıp, ne göstermek istediğine baktım. Şifresiz ekranı açar açmaz birden video kaydı başlamıştı. Bu video kaydını daha önce izlemiştim. Tam ona geri vereceğim an Asaf konuştu.
"İzle çünkü göreceklerin sonrasında her şey bildiğin gibi olmadığını anlayacaksın." diyerek izlememi rica edince onu kırmadan daha önce izlediğim video kaydını izlemeye başladım.
Videoda Kubat o otel odasına giriş yapıyor ve tam beş dakika sonra odadan ayrılıyordu. İlk an aklıma kırk dört dakika sonra çıktığı bilgisi geldi ama burada hiç oynanma olmamış gibiydi. Birden ekran dörde ayrıldı ve ilk kutucukta Kubat'ın üzerine dökülen kahveyi gördüm. Anında Kubat ayağa kalkıp olduğu yeri terk ediyor, ve adım adım onun odaya doğru gidişini görüyordum. Diğer kutucukta o ise çıkışı vardı ve değiştirdiği kıyafetiyle tekrar ilk bulunduğu ana doğru ilerliyordu.
Hemen bir alt kutucukta o kadın geliyordu hemde Kubat'ın odayı terk ettiği anda. Kubat gözden kaybolunca kadın yanında bulunan bir adamla ilerliyordu. İlk odaya adam giriyor hemen sonra kadın diğer koridora geçip oradan geliyormuş gibi davranıyordu. Her şey bir senaryo muydu? Kadın odaya girince anında adam arkası dönük vaziyette kadının odaya girmesini bekliyordu. Kadın odaya girince video kaydı devam etmeye başladı. Neredeyse birkaç dakika orada durdular.
"Orada sanırım ihanet delillerini oluşturuyorlar." diye açıklama yapınca Aysar kısa bir süre başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerinde gerçeği kavramamı isteyen bir rica vardı. Sanki gördüklerin yüzünden düşündüklerin bir yanılgı diyordu.
Tekrar ekrana çevirdim bakışlarımı kadın çıktığı anda odadan birden adamda ondan iki dakika sonra çıkıp o koridoru terk etiler. Diğer kutucukta birden Ekrem 'in gelişi vardı çalışan kızla. Odadan çıkıp sonra video kaydı duruyordu. Birde büyük ekrana geçilmesini sağlayınca Aysar başka bir görüntü yer aldı. Bulunan mekanın arka çıkış kapısında Ekrem, kadın ve adam bulunuyordu. Onlara zarf uzatan Ekrem' e şaşkınlıkla baktım. Bunu o mu planladı. Sonra kadın ve adam parayı alıp uzaklaşıyor Ekrem bir telefon görüşmesi yapıp sonrasında oda olduğu alanı terk ediyordu.
"Her şey bir tuzak mıydı yani?" dedim tam olarak ne diyeceğimi bilemiyorken.
"Aynen öyle. Bizde dün Ekrem 'in yokluğu ve Kubat beyin beyanıyla ortada bir bit yeniği olduğunu anlayınca ilk iş bu işi araştırmak oldu. Zaten mekana gidince oradaki kamera kayıtlarının gerçek halinin silindiğini anladık. San atılan hali bulunuyordu. Birkaç ekip bize gerçek halini bulmaya çalıştı. Birkaç saat içindede gerçek kamera kayıtları ortaya çıkınca, mekandan ayrılıp bulduğumuz kanıtları anında sana göstermek istedik. "demiş Aysar ve yüreğime çöken o ihanetin kapkara gölgesini yok etmişlerdi.
" Şimdi ne yapacaksın? "diye sorunca Asaf bilmiyorum dercesine omuzlarımı aşağı yukarı indirip durdum. Çünkü körü körüne inanmayı kesin Kubat 'a hesap sormamıştım. Şimdi de gidip ona diyemezdim ki sen meğerse bana ihanet etmemişsin. Şimdi asıl küçük duruma düşerdim. Ben kararsız bir şekilde elimdeki telefon bakarken, Asaf telefonu elimden aldı ve ona bakmamı sağladı. "Sizin ertelenmiş bir akşam yemeğiniz yok mu? Bence onu bu akşama alın." diye öneride bulununca, o an aklıma bir süre dışarı çıkmamak geldi. Çünkü Sina 'yı yeniden görürüm diye korkuyordum. Onun varlığı değildi korkmamı sağlayan, anıların ortaya çıkma ihtimaliydi korkutan.
" Ben yorgunum ve biraz dinlenmek istiyorum. Bu ne kadar sürer bilmiyorum." diyerek üstü kapalı bunu yapmak istemediğimi dile getirdim. Sonra gelişi güzel bir etrafa bakıp, bu bahaneyle olduğum yeri terk edip, malikaneye doğru ilerledim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |