
"Harabe bir ev gibi yıkımımı bekliyordum."
Acıların yer edindiği göğe kafamı kaldırıp baktım ve orada tanıdık acı ve geçmiş yaşamları gördüm. Her yaşamda ne denli yıkık harabeler vardı. Ne feryatlar vardı sonsuz bir yankıda kendini açığa çıkaran. Ne hüzünler vardı geriye dönüşün olmadığını kabullenen bir zihinde yuva yapan. Duygular vardı yeterince iyi ifade edilmeyen. Anılar vardı iyi şeyleri hissettirmeyen. Geçmiş vardı geleceği yakıp yok eden, geriye hiçbir kurtuluş yolu sunmayan. Göğe baktım. Kaçışların sınırlandırıldığı, hayallerin yok edildiği, ölülerin çoğaldığı, yaşayanların mahkum edildiği bir yaşamdan izleri yansıtıyordu. Yaşamları yok etmek için uğraş veriyordu onca insan. Ve bu onca insan kendileri için bir mahkum var ediyordu.
Peki bu mahkumlar arasında yaşayan ben nasıl kurtuldum? Nasıl bu imkanı bulabildim? Bilmiyorum ansızın geldi ve beni çekip aldı. Mutlu oldum mu? Evet oldum ama bir anlık. Benim mutluluğum ikinci bir ölümle son buldu. Benim hayatımda iki ölüm oldu. Biri bana bu yaşamı sundu biri beni bu yaşama mahkum etti. Ve ikiside benden kaynaklıydı. İki ölüme de ben sebebiyet verdim. Yağmurlu havayı sevmezdim. Bana terk edilmiş o anımı hatırlatıyor. Bana o an yaşadığım o kaybı hatırlatıyor. Bir tutsaklıktan kurtuldum sanarken sonsuz bir tutsaklıkta takılı kaldım. Çıkmak ne mümkün! Sonsuza dek burada ölümü bekliyor olacağım.
Her şey bir kaçışla başladı ve her şey bir kaçışla son bulacak... O ana kadar dayanabildiğim kadar dayanmam lazım. O gün gelince mahvolacağım. Benden geriye alsa bir şey kalmayacak.
Acının geçmişten geliyor oluşu değil, maalesef sürekli karşımıza çıkıyor oluşu bizi yıkıyordu. Çünkü onun gölgesinden kaçamıyorduk. Çünkü acıları saklı tutamıyorduk mazide. Ve o acılar bizi yok edene kadar, bizi yıkana kadar kendini belli etmekten geri durmayacaktı. Ansızın gelecek ve bizi ummadık bir anda çekip alacaktı bulunduğu andan. Ve bizi sonsuz bir boşlukta tutsak edecekti. Geçmiş ne denli illet bir şey. Yalanla kurulu olmasına rağmen sana huzur veriyor, doğruyla kurulu olmasına rağmen sana rahatsızlık veriyor. İki tarafta yanlış zemin üzerinde duruyor ama ikisi de sana istediğini sunuyor. Geçmiş bir yanılsama değil bir yansıma. Zihninden dökülen bir yansıma aslında. Olması gereken değil olmaması gereken şey hayatında yer ediniyor ve sana yalancı mutlu anılar yaşatıyor. Bunu durdurmak elinde ama sen buna tutuluyorsun kendi hür iradenle.
Gözlerime baksalardı zaten orada çoktan ölü bir kadına denk gelirdiler. Orada ölü ruhla yaşayan, hayata tutunan o kadını görürlerdi. Onun tabutunun çoktan toprağa karıştığını anlarlardı. Gözlerime baksalardı zaten orada çoktan pes etmiş, her şeyi çoktan kabullenmiş o kadına denk gelirlerdi. Ama kimse bakmadı. Çünkü kimse bakmak istemedi. Merak etmedi kimse ne halde olduğumu. Çünkü kimse irdelemedi neyi neden yapmak zorunda kaldığımı. Kolayı seçip görmezden gelmeye çalıştılar. Çünkü en basiti bu olduğu için. Çünkü gözden çıkarılmamın asıl sebebi bu olduğu için.
İnsanlar hayatın ne amacı olduğunu anlamak istemedi. Hiçbir şeyi bilmek istemediklerinden kendi amaçlarını hayata uyguladılar. Hiçbir şeyi
bilmek istemediklerinden kendi çıkarlarını insanların yaşamalarına tercih ettiler. Yakıp geçtiler ama kimse yangında can verenleri zerre kadar umursamadılar. Neden mi? Çünkü onlar bir piyondu ve yapılması gerekenleri yaptıktan sonra yol almaları gerekiyordu. Ve onları yok ettiler yavaşça ve sessizce. Kimseye belli etmeden kimseye yansıtmadan. Zehirleye zehirleye, acıta acıta. Son an nefesini vermesini izleyerek katliamlar yapıldı. Acımazlardı ama en çok kimliksizlerdi bunu yapanlar.
Eşref 'i aldıktan sonra malikaneye girmiş ve araçtan çıkmıştık. Diğer araçtan inen korumalar bahçedeki yerlerine geri dönmüştü. İkizlerse herhangi bir isteğim yoksa uyumaya gideceklerini söylemiş ve yanımdan ayrılmıştı. Yanımda bulunan Eşref' le eve girdiğimiz anda çalışan kıza bir şeye ihtiyacımızı yok dedikten sonra o gitmiş ve biz yan yana ilerlemeye devam etmiştik.
"Kimse yok sanırım. '' diye rahat bir nefes alan Eşref 'e yandan bir bakış atmıştım. Yine dört ayağı üstüne düşmüş olabilir.
" Kıl payı kurtulduğun için şükret. Ya Ali Bey ve Kubat burada olsaydı? O zaman sen görürdün günü. "dediğim anda Eşref keyifle gülümsemiş ve sağ kolunu omzuma atıp benimle birlikte salona doğru yürümeye başlamıştı. Açık olan salonun kapısından içeri girerken Eşref bir yandan konuşmuş bir yandan da bana olan o her zamanki rahat haliyle hareket etmişti.
Salonun girişine geldiğimiz anda Eşref başını bana doğru eğmiş ve omzumdaki eliyle yanağımdan makas alıp o alaycı cümlelerini sırlamıştı. "Hadi ama yengecim o iki sinir küpünün bendeki hükmü yersiz sende bunu biliyorsun. Hatta ikisi de umurumda değil. Çünkü -" diye daha devam edemeden birden tam karşımızdaki tekli koltukta bize doğru bakan Kubat 'la göz göze gelmiştik ikimiz.
Onun varlığını fark edince birkaç saniye bocalamış olduğumuzu söylemeden edemeyeceğim. Hatta Kubat' ın bakışlarını takip eden Eşref anında omzumdaki kolunu jet hızıyla çekmiş ve birkaç adım benden uzaklaşıp aramıza epey bir mesafe koymuştu. Ona göz ucuyla bakınca az önce hiçte Kubat 'ın üzerinde hükmü olmadığını söylüyordu ama bir bakışıyla anında yanımdan çekilen o değil mi? Ah birde ondan çekinmiyor havası yaratıyor ama baya baya ondan çekiniyor. Bakışları bile onu muma çevirdi. Kubat' a tekrar bakınca Eşref 'e kötücül ifadesiyle bakmaya devam ettiğini görmüştüm. Hâlâ odağı Eşref' teyken yavaşça olduğum yerden harekete geçip ilerledim.
"Ali Bey yok mu?" dedim öylesine bu sayede Eşref 'in üstüne çevrili bakışı kendime paslamış oldum. Sorumdan sonra yavaşça tamda Kubat' ın yanı sağında bulunan çift kişilik koltuğa geçip oturduğum gibi sonunda Eşref 'in de olduğu yerden hareket etmesini sağlamıştım. Kubat son kez Eşref' e hoşnutsuz bir bakış atıp, odağını sonra bana çevirdi.
"Dedem uyuyor." diyen Kubat 'ın hissiz sesiyle yavaşça Eşref baktım. Hadi yine iyisin dercesine bakınca Eşref muzır ifadesi bunu duymaktan memnun olduğunu yansıtmaktan çekinmemişti. Bakışlarım Kubat' a çevrili olmayışı sanki onu kızdırmış gibi aksi bir sesle konuşmuştu. Aslında buraya geldiğinden beri bu adamda garip bir şeyler vardı. Sanki onu yok sayışım onun sinirine dokunuyor gibiydi ya da ben mi yanlış fikre kaplıyordum? "Siz bu saatten sonra nereden geliyorsunuz?" diye sormuştu Kubat çatık kaşları arasından önce bana sonra Eşref 'e kısa bir bakış atmıştı.
Eşref direk susmayı tercih etmiş ve soruya cevap vermek için konuşmamı beklemişti.
"Haberin yok mu yoksa?" diye sorunca Eşref bir an olanı anlatacağımı sanıp nefesini tutmuştu gerginlikle. Oysaki Kubat bana sorgulayan bir ifadeyle bakmıştı.
"Ne kast ettiğini anlamadım?" diye sorunca ona alaycı bir ifadeyle baktım. Hadi ama eminim adamları çoktan haber uçurmuştur.
"Sonuçta buraya geldiğinden beri adamların bizi uzaktan takip edip ne yapıp yapmadığımızı sana haber vermiyor mu? Buna rağmen nerede olduğumuzu mu soruyorsun?" diye sorunca Kubat şimdi ne demek isteğimi anlamıştı. Onun aksine Eşref yaktın beni dercesine bakınca yanlış bir şey mi yaptım diye kendi kendimi sorgulamıştım.
" Evet dediğin gibi geldiğimden beri adamların sizi takibe aldı ama bu piç kardeşim adamımı esir almış ve onun ağzından bana olanları anlatıp durmuştu telefondan mesaj atarak. Sonra bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettim ve ne öğrendim sanırsın? Malikanenin deposuna adamı bağlamış ve birkaç gündür adamım orada mahsur haldeydi. Ve bu piç olacak kişi sanki hiçbir sorun yokmuş gibi davranmış onca zamandır. En önemlisi ise yaptığı saçmalıklar ortaya çıkmasın diye bu işe kalkışmış. "diyerek benden çektiği sinirli bakışlarını Eşref sabitledi." Yaptığın halt açığa çıkmayacağını mı sandın? "diye sesini bir anda yükseltip, yaptığı bu saçmalığı farkına varmasını sağlamıştı.
Anında Eşref bana bakıp yardım et dercesine çaresizce bakınca o an ona ben bile yardım edemez halde olduğunu bakışlarımla belli ettim. Sinirini kontrol altına alıp benim olduğum tarafa bakan Kubat bana iyiden iyiye çıldırmaya ramak kalan haliyle hesap sormuştu.
"Ya sen sevgili karım, yaptıklarını nasıl açıklayacaksın merakla bekliyorum?" dediğinde ne yaptığımı düşünemeye başladım. Acaba hangisini öğrenmişti? Yoksa şu evlilik yıl dönümü için olan planımı mı öğrendi? Ama nasıl öğrendi mi? Kim öttü acaba? Ben dalgın dalgın düşünürken birden Kubat konuşunca dalgınlığımdan sıyrıldım. "Birde uzun uzun düşünüyor! Allah bilir belki birkaç tane şey var ve ben bunları bilmiyorum." diye hiddetlendiği anda olduğum yere sinmiş ve konuşmamaya yemin etmiş gibiydim. Kubat 'ın siniri şakaya gelmez. "Konuşmayacaksın anlaşılan tamam ben söyleyeyim. Diğer şeyleri de öğreneceğim senin bu halinden yola çıkarak. Sen nasıl ortak olduğum Recep Süvari 'yi öldürürsün?" dediği anda kaşlarımı çattım.
Dediği kişi ben mi öldürmüşüm? Ben böyle bir şey yapmadım. İkizlerde olamaz. Benden izin almadan böyle bir şey asla yapmazlar. Ben bunun şaşkınlığını yaşarken bakışlarımda ne gördüyse benim bu işte parmağım olmadığını anlamıştı.
"Sen değilsin bunu bakışlarından anlamış oldum ama sevgili karım demek ki benim arkamdan bir iş çeviriyorsun. Bunu da öğreneceğim merak etme." diyen sabırsız ve bıkkın haline sadece hiçbir şey demeyecek halimle bakmakla yetinmiştim. Benden çektiği bakışlarını Eşref 'e çevirdi." Sen mi yaptın? Eğer sensen ve şu an demezsen canına okurum Eşref. "diye açık açık tehdit edince Eşref tüm doğruluğuyla cevap verdi.
" Bunda Ronay gibi benimde bir parmağım yok. Kim bunu dediyse suçu bize atıp kendini aklamak istiyor. Biz yapmadık. "diye ikimizin suçsuz olduğunu dile getirdi Eşref.
Kubat bunları duyunca daha çok delirdi. Sebebi biri onu kandırmakla kalmamış birde suçu bana atarak beni hedef haline getirmişti. Olduğum yerden kalkıp, buradan ayrılmaya çalıştım. Kubat 'ın öfkesini üzerime çekmek istemiyorum onun için bir an önce odama gidip güvenli alanıma sığınmam gerek. Benim gibi Eşref' te olduğu yerden ayağa kalktı.
"Sen bu iftirayı atan kişiyle ilgilen abiciğim biz artık yengemle odalarımıza çıkalım. Malum geç oldu. Sana iyi geceler ." dediğinde Eşref sakin bir sesle Kubat ona gözlerini kısarak bakmış ve seninle işim daha bitmedi bakışı atmıştı.
Eşref ve ben sakince olduğumuz yerden ayrılmış ve merdivenlere yönelmiştik. Basamakları çıkarken sessizce konuşuyorduk.
" Bir an her şeyi öğrendi sandım." dediğimde Eşref önce arkasına bakmış ve sonra bana dönüp kısık bir sesle konuşup sesinin Kubat 'a gitmeyecek olduğundan emin olunca bana gerçeği söylemişti.
"Aslında ortağını kim öldürdü biliyorum ama bununla uğraşsın istiyorum. Bu sayede bize sarmaz. Her türlü öğrenecek ama o zamana kadar bu kadar öfkeli olmaz." diye birde bu açıdan konuya bakmamı sağladı. Sonra devam etti. "Hem sonuçta karısına iftira atılmış bunun ödemesi karşı tarafa güzel bir şekilde yapılır. Bu bize en az bir hafta kafa tatili yaptırır. Bu sayede bize sarmaz ve geçmişi çok irdelemez. O zamana kadar da belki başka sorunlar çıkar ve ne bu Aziz olayını ne de adamını alıkoymamamı umursar. "dediğinde Eşref hayretler içinde baktım. Birde bunları mı düşündü bu adam?
" Tabii baya yoğun olursa. "dedim ama buradaki yoğunluk biz tarafından değil başkaları tarafından olursa iyi olur iması gayette açıktı." Yoksa anında bize sarar."diyip işaret parmağımla kendimi gösterip sonrasında devam etmiştim tekrardan." Görmedin mi bana ne denli öfkelendiğini? Alt tarafı bir ortak ya sanki benden kıymetli mi? Adı üstünde ortak. Bir ortak gider bir diğeri gelir. Bu kolay bir şey ama ben öyle miyim? "diye eğlenceye vurduğum anda Eşref son anda kahkahasını tuttu.
" Ah sevgili yengem tabii ki değilsin. "demişti keyifle . Ona mutlulukla gülümseyip bu dedikleri için ona göz kırpmıştım.
Sonunda odalarımızın olduğu kata ulaşmış ve birbirimize iyi geceler dileyip odalarımıza doğru ilerlemiştik. Odama gelince arkamdan odayı kilitleyip, giysi odasına gidip oradan kendim için üzerime giymek için kıyafet almış ve adımlarımı banyoya yönlendirmiştim. Banyoya geldiğim gibi üstümdeki kıyafetlerden kurtulup, duş alarak üzerime sinen barut ve kan kokusundan kurtulmuştum. Duştaki işim bitince üzerimi giyinip, saçlarımı kurutup yatak odasına geçmiştim. Yatağa geçip, var olan yorgunluğumu uykuyla gidermeye çalışmıştım.
Sabah olmuş ve her zaman uyandığım saatten daha geç uyanmıştım. Sebebiyse dün geç yattığım içindi. Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkmak için banyoya geçmiş oradaki işlerimi halledip gerisin geri odaya geri dönmüştüm. Odaya ayak basınca komodinin üzerinde bulunan telefonu elime alıp saate bakmış, herhangi bir mesaj olup olmadığına baktıktan sonra yönümü giysi odasına dönüp oraya geçmiştim. İçeri girince bugün ne giyeceğime karar vermeye başlamış, kıyafeti seçince üzerime geçirmiştim.
Tam on beş dakika içinde hazırlanmış ve sonra aşağı kahvaltı için inmiştim. Salonuna ulaşan adımlarımın yanında kulağıma ulaşan konuşma sesleri çoktan herkesin kahvaltıya başladığını gösteriyordu. Salondan içeri girdiğimde ilk göz göze geldiğim kişi Kubat olmuştu. Sanki beni bekliyormuş gibi bakışları salonun girişindeydi. Beni görünce baştan aşağı beni incelemiş sonra tekrar göze göze geldikten sonra usulca önüne dönmüştü. Yüzünde herhangi bir mimik olmadığı için ne düşündüğünü anlamak zordu.
Yavaşça masaya yaklaşıp kendi yerime geçtiğim anda Ali Bey bana bakma gereği bile duymadan kahvesini içmekle meşguldü. Tam karşımda olan Eşref uykusunu almamış olmalı ki uykulu haliyle bana bakıp kendince günaydın demiş ve ayılmak için ihtiyacı olan kahvesini içemeye devam etmişti. Göz ucuyla Kubat 'a bakınca onun kahvaltısını ettiğini ve herkesi yok sayarcasına kimseyle iletişim kurmadığını fark ettim. Bakışlarım önüme çevrildi. Açtım ama bir şey yemek içimden gelmiyordu. İster istemez yavaşça boş tabağıma yiyeceğim şeyleri doldurmaya başladım. O sırada içeri giren çalışan kız benim geldiğimi görmüş olmalı ki yanıma gelip bana çay servisinde bulundu. İsteksizce kahvaltı etmeye başladığım anda sanki keyfimi kaçırmak için can atıyormuş gibi Ali Bey konuşmuştu.
"Şu evlilik yıl dönümünü nerede kutlamayı düşünüyorsun?" dedi. Tabii bu soruyu asla bana sormadı. Sevgili torununa. Sanki onun yıl dönümü tekti. Birileri acaba bana bunu isteyip istemediğimi sormayı akıl etmiyor mu? Çünkü ben istemiyorum da. Sahi ne zaman istediklerim ön planda oldu ki? Hiçbir zaman olmadı ve olmayacak gibi.
Ali Bey 'in sorusuyla Kubat ağzındaki lokmayı bitirip yavaşça bakışlarını dedesine çevirdi.
"Yeri ve zamanı belli aslında. Evlendiğimiz yerde yapmak bana iyi bir fikir gibi geldi." diye sakin ve hissiz sesiyle konuşunca o an sadece durduğum yerde duyduklarımı sindirmeye çalışmıştım. Hadi ama bu kadar romantik olmadığını biliyoruz. Bu adamın bu oyuncu halleri sinirime dokunuyor." Sen ne dersin Ronay bu duruma?. "diye bana sorduğu anda bunu beklemediğim için birkaç saniye duraksadım ve sonrasında yavaşça ona doğru başımı çevirdim.
" Hayır desem bile yine de orada olacağını düşünüyorum. "dediğim anda Kubat bana dik dik bakmış ve değişmeyecek olduğunu bizzat bakışlarıyla belli etmişti." Buna rağmen yine de soruyor musun birde? Nerede olursa olsun beni ilgilendirmez. "diye bıkkın bir nefes verip sonra aklımdaki gerçeği dile getirdim." Zaten hiç olmaması daha iyi olurdu ama bu konuda fikrim önemsemiyor. "demiş ve daha fazla konuşmak istemediğim için bakışlarımızın önüme çevirdim. Tabii o sırada Ali Beyin huzursuz sesi duyuldu.
" Sana kalsa bu evliliğe dair hiçbir şey olmayacak. Bırakta bari birileri bunun için çaba sarf etsin. "diye sertçe konuşunca aniden histerik bir şekilde güldüm. Bu onun daha çok surat asıp bana nefret içeren bir bakışla bakmasını sağladı.
"Birileri çok yanlış bir zamanda çabalıyor. Keza keşke üç yıl önce sarf etseydi belki hiçbir şey bu reddeye gelmezdi. Ama bu kimin umurunda ki! Üç yıldır kutlanmayan bir evlilik yıl dönümü kutlamak gibi bir saçmalık görmedim hayatımda. Keşke kaldığı gibi devam etseydi daha iyi olurdu. "diye açıkça laf sokmaktan geri durmadım.
" Birde bu konuda yakınıyor musun? Sanki evliliğiniz çok normalmiş gibi. "diyen Ali Beye sert bir dille konuştum.
" Dediğiniz gibi normal değil o zaman bırakalım bu saçma oyunları dışarıya karşı ki bende rahat bir nefes alayım. Malum burada boğulup duruyorum sizler yüzünden. Yeterince sindirmeye çalıştınız. Bir yerde durmanız gerekiyor ama siz sınırı geçtiğiniz halde durmak istemiyorsunuz inatla. "demiş ve olduğum yerden kalkıp hızla salonu terk etmiştim.
Salondan çıktığımda arkamdan sadece Eşref 'in bir yemek yedirmediniz kıza dediğini duymuştum. Tabii onun bu cümlesiyle anında Ali bey öfkeyle ona yüklenmişti ama bunu göze almıştı Eşref benim için. Salondan çıkınca hemen çıkış kapısına doğru ilerlemiştim. Bahçeye çıkınca çalışan kızdan çantamı, telefon ve ceketimi getirmesini istemiştim. Hazır olan araca geçerken burnumdan soluyordum ve bu halimi gören ikizler bir şey olduğunu anladığı için hiçbir sebeple konuşmamış çalışan kızın gelemesini beklediğim anda içinde olduğum araca girmiş ve benden yana bakmadan sessizce telefonlarıyla ilgilenip durmuştular.
Çalışan kız gelince eşyalarımı alıp, araca şirkete doğru yol almasını istemiş ve yerimde sessizce oturup duyduklarımı sindirmeye çalışıp, sinirli halimi yok etmeye çabalamıştım. Yarım saat sonra şirkete gelince ikizlere içeri girmemelerini ve dediğim plan için son hazırlıkları yapmamasını istemiştim. Onlar dediğim şeyi yapmak için şirketi terk ederlerken ben şirketteki çalışma odama geçip bütün gün odadan dışarı çıkmamıştım. Kendimi işlere verip olabildiğince işlerle kendimi oyalamaya ve düşünmemeye çalışıyordum.
Birkaç kez Kubat aramış ama direk telefonu onun yüzüne kapatmıştım. Umarım bu yüzünden beyefendinin egosu zedelenmemiştir. Birde onu çekemezdim sonra. Gün içerisinde birkaç kez toplantıya katılmış bugün program bulunan her şeyi saati saatine yapmıştım. Akşama doğru Eşref arayınca onu cevapsız bırakmamış ve telefona cevap vermiştim. Aradığı anda bugün kahvaltıda olanları çok kafama takmamamı, her zamanki gibi dedesinin abarttığını söyleyip durmuştu.
Telefonu kapatmadan önce Kubat 'a da laf sokmuş birde orada beni savunmadığı için ona ağıza alınmayacak laflar edip durmuştu. Bende sadece onu dinlemiştim çünkü dediği her şeyde haklıydı. Kubat orada haklı olmama rağmen dedesi tarafından haksız muamele görmeme seyirci kalmıştı. Bunu hatırladığım her an onu paramparça etme isteğim artıyor, silahta bulunan her şarjörü üzerine boşaltmak istiyordum.
Lanet olası herif sadece o masada olan biteni dinledi ve asla laf etmedi. Hah ne bekliyorsam kesin hoşuna gitmiştir dedesi tarafından ağır bir şekilde eşleştirilmem. Kasıntı adam ne olacak! Sanki bilmiyorum ona yaptığım şeyler yüzünden bu şekilde davrandığını ve bundan haz aldığını. İstese de istemesede asla tahmin etmeyeceği şeyleri yapmış ve tüm gücü kendimde toplamış, onu kapı dışarı etmiştim. Ve bu onun canını sıkıyordu. Ben daha onun canını çok sıkacağım o beklesin bir.
Eve geldiğimde direk odama çekilip asla akşam yemeğine katılmamış kendi başıma odamda takılmıştım. Bir ara çalışan kız odaya yemek tepsisi getirmişti. Geri çevirmemiş ve yemeği odada yemiştim. Yemeğimi yedikten sonra tekrardan çalışan kız gelip tepsiyi alıp gitmişti. Yemeğimi yedikten sonra üzerimi değiştirip biraz kendime bakım rutinimi yapmaya başlamıştım. Uzun bir süre kendimle ilgilenip durmuştum. Sonunda işim bitince yatağıma geçip kitap okumaya başlamış bu sayede uykum gelene kadar kendimi oyalayacak bir şeylerle uğramıştım. Zaman akıp geçmiş herkes çoktan odasına çekilmişti. Malikane sessizleştiği anda odamdaki içme suyunun bittiğini anlayınca el mecbur odadan çıkmam ve su içmem gerekti.
Yavaşça yatağın içinden çıkmış, üstüme sabahlığımı geçirip odamın kapısına doğru ilerlemiştim. Odadan çıkar çıkmaz ayağımdaki terliklerle sessizce koridorda ilerlemeye başlamıştım. Merdivenlerin oraya gelince sessizce basamakları teker teker inmeye başlamıştım. Zemin kata gelince mutfağın olduğu tarafa doğru yönelmiştim. Etraf karanlık olduğu için olabildiğince dikkat ederek ilerliyordum. Herhangi bir düşme faciası yaşamamak için.
Sonunda mutfağın olduğu alana ulaşmış ve mutfaktan içeri girmiştim. Mutfağa ayak basınca adımlarımı direk buzdolabına doğru yönlendirdim. Mutfak dolabının önünde durunca usulca dolabın kapağını açıp, dolapta bulunan sürahiyi görünce anında arkama dönüp biraz ileride bulunan bardağı alıp tekrar dolaba doğru dönmüş ve sürahideki suyu bardağa doldurmaya başlamıştım. Sürahiyi yerine koymadan önce bardaktaki suyu kana kana içmiş sonra tekrar bardağı doldurup sürahiyi yerine koymuştum. Su bardağını sol elimle tutup, dolabın kapağını sağ elimle kapatmaya hazırlanmıştım.
Dolabın kapağını kapattığım anda birden karanlıkta dolap kapağının ardında bir süliet görünce arkaya doğru korkuyla sıçramış ve elimdeki su bardağı içinde suyun birkaç damla yere dökülmesini sağlamıştım. Sağ elim göğsüme giderken karanlığa alışan gözlerim karşımdaki bedenin kime ait olduğunu sonunda anlamıştı. Mutfak penceresinden içeri vuran bahçe ışıkları karşımdaki kişinin Kubat olduğunu anlamamı sağladı.
"Burada ne arıyorsun bu saatte? Sessizce gelmenin amacı ne onu merak ediyorum?" diye üst üste sorularımı sormuş hâlâ hızlı alıp verdiğim nefeslerim arasından konuşmasını beklemiştim. Kubat 'sa o sırada yanımdan geçip mutfağın ışığını açıp, mutfak kapısını kapatıp bana doğru dönmüştü. Bir anda ışıklar açılınca ellerimle gözlerime perde yaptım ve ışığa alışmayı çalıştım. O sırada elimdeki su bardağı önümdeki mutfak tezgahına bırakmıştım. Kubat hâlâ soruma cevap vermediği için tekrar konuşmuştum.
"Ah sevgili eşimi bu saatte buraya getiren sebebi öğrenebilir miyim? "imalı sesimle Kubat bakışlarını kısıp bana hoşnutsuz bir şekilde bakmıştı. Bana yaptığı gibi bende ona imalı bir şekilde sevgili eşim imasını yapmam onun gözünden kaçmamıştı. Kubat olduğu yerden usulca harekete geçip, mutfak tezgahının önündeki bar sandalyesine oturup, kollarını tezgaha yaslayıp soruma öyle cevap vermişti.
"Acıktım." diyince bu kısa cevabı ona tek kaşımı kaldırıp sorgulayan bir bakışla bakmamı sağladı. Bu adam akşam yemeğinden sonra asla yemek yemezdi bu saatte. Şimdi neden burada anlamış değilim. Obur biride değil aslında. Yemek yememiş ihtimalini zaten eliyorum. Genelde yemek saatlerinde mutlaka evde olurdu. Ve asla yemek yememezlik yapmazdı. Ona son kez bakıp yavaşça olduğum yerde harekete geçmeden önce su bardağına alıp kapalı olan mutfak kapısına doğru ilerledim. Ben mutfağı terk etmeye hazırlanırken birden Kubat 'ın sesini duydum.
"Bana bir şey hazırlamayacak mısın?" dediği anda yavaşça ona bakmış ve dediği şeyi doğru duyup duymadığımı anlamaya çalışmış ve doğru olduğuna inandığım anda sakin bir sesle konuşup ona bir şeyi anlaması için çabalamıştım.
"Bunca zaman bu ihtiyacını diğer ihtiyaçların gibi kendi başına hallettiğini düşünüyorum. Eh bundan sonra da böyle yapmaya devam edersin." diyerek ona benden bir şey ummaması gerektiğini açıkça dile getirdim. Tabi bu Kubat 'ın moralinin bozulmasını ve benden böyle bir tepki vermemi beklemediği için hüsrana uğramasına sebebiyet vermiştim. Hadi ama ona yemek hazırlayacağımı düşünüyorsa yanılıyor. Acıkmışsa kalksın ya kendi hazırlasın ya da çalışan kızı uyanırsın ya da yemek sipariş etsin. Bu kadar koşul varken o benden mi bir şeyler bekliyordu? Daha çok bekler... Ben bunları düşünürken birden onun hayıflanma sesi kulaklarıma ulaştı.
"Eskiden olsa bu isteğimi koşulsuz şartsız yapardın." diyerek beni geçmişle vurmaya çalıştığı anda ona alaycı bir ifadeyle bakıp dudaklarımı araladım. Hadi ama eski Ronay değildim ve asla olamazdım da.
"Dediğin gibi eskiden bunu yapardım ama şartlar değişti . Hemde çok fazla hızlı bir şekilde. Yani demem o ki kendin bu sorunla başa çık sevgili eşim." dedikten sonra kapının olduğu alana ulaşıp, kapağı kolundan tutup aşağı indirip yavaşça kapıyı ileriye doğru itmişken, Kubat 'ın konuşmasıyla adım atmayı bırakıp omzumun gerisinden ona bakmamı sağladı.
" Görüyorum ve bu sinirimi bozuyor. "demesine karşı sadece ona dik dik baktım. Kubat' ın bu keyifsiz hali ve suratı sadece yüksek sesle kahkaha atma isteğimi ortaya çıkarıyordu. Hadi ama alt tarafı bir yemek. Kendi başına bunu halleder. Sonuçta buraya geldiği anda da bu düşünce içerisinde değil miydi? Mutfaktan ayrılmadan hemen önce son kez konuşup, odama doğru yol almıştım.
"Ah sende haklısın eski itaatkar kölen artık tarihe karıştı ve yenisi baya sinir bozucu değil mi?" diye sormuş ama bir cevap beklememiştim. "Bu senin sorunun Kubat. Bununla kendin baş et."
Sonunda odama gelince arkamdan kapıyı tekrar kilitleyip sonra elimdeki bardakla yatağa doğru ilerlemiştim. Yatağın yanına ulaşınca su bardağını komodinin üstüne bırakıp yatağa geri girdim ve tim ışıkları söndürdüm yanı başımdaki düğmeye basıp. Sonra ise yavaşça yatağa girip usulca yastığa başımı yaslayıp yönümü pencereye doğru dönüp, gözlerimi kapatıp uykunun beni bulmasını bekledim.
Yatana kadar aklım aslında Kubat 'taydı. Umarım inatçı asla yemeğini yemeyi başarmıştı. Yemediyse bu onun sorunu olurdu ama nedense içten içe onu geri çevirdiğim için kendime kızan bir yönüm vardı ve bu sinirime dokunuyordu her nedense. Hadi ama alt tarafı bir yemek bunu her türlü şimdi halletmiş olabilir. Sonuçta aç kalacak değil ya. Şimdi bile tüm odağım ona kaydığı için bile olduğum yerde ona kızıp durmuştum. Ah abartma açlıktan ölecek değil ya! Gözlerimi kapatıp onu düşünmemeye çalıştım. Uyuyana kadar o aklıma gelmesin diye sayı saymışlığım bile var! Lanet olası adam ne olacak! İnat değil mi düşünmeyeceğim onu!
𓆩 ༺☆༻ 𓆪
Gün başladığı anda çoktan şirkete gelmiştim. Tabii geldiğim an aldığım haber beni yıkmıştı. Çünkü evlilik yıl dönümü yarın gece olacaktı ve ben hiç istemediğim bu kutlama için hazırlık yapmak zorundayım. Asaf ve Aysar 'la son gelişmeleri konuşmuş ve ne durumda olduklarını sormuştum. Her şeyi hallettiklerini hiçbir pürüz olmadığını söylemişti. Eh her şey hazırsa son aşama kalmıştı o da evlilik yıl dönümünü iptal edilmesini sağlayacak Ali Beyin oltaya gelmesi kalmıştı. Şirkette çok durmamış ve her ne kadar yıl dönümüne isteksiz olsam da el mecbur hazırlık yapıp hiçbir şey olamamış gibi davranmam gerektiğini biliyorum.
Şirketten çıkıp Kahirlere ait bir butiğe gidip orada kendim için özel bir parça elbise seçmiştim. Ne çok gösterişli ne de çok sadeydi seçtiğim elbise. Üstümde gayette iyi duruyordu ve elbiseyi alıp direk eve geçmiştim. Eve gelince kıyafeti giysi dolabına yerleştirip sonra aşağı akşam yemeği için inmiştim. Zaten aşağı indiğim anda çoktan herkes yerini almış ve benim gelmemi beklemişti. Sessiz geçen akşam yemeğinde sonra bahçeye çıkıp orada kahveler eşliğinde kahvelerimizi içmiştik. Ben ve Eşref yan yana oturup kahvelerimizi içerken Kubat ve Ali Bey keyifli bir konuşma içerisindeydi. Tabii onların bu haline Eşref imalı cümlelerini esirgemeden konuşuyordu benim duyacağım bir şekilde.
"Bak bak nasıl da kaptırmışlar kendini konuşmaya." dedi o yöne bakıp ne durumda olduklarını görmem için. Yavaşça bakışlarımı çaprazımda bulunan ikiliye çevirirken bir yandan da Eşref 'i dinliyordum. "Allah bilir yine ne hinlik peşindeler. Görüyor musun bizim ihtiyarı? Bak nasıl keyfi yerinde. Tabii biricik torunu ile muhabbet ediyor. Neden keyifli olmasın ki?"dedi bu durumu gözler önüne sermek isteyen bir sesle.
Bu zamana kadar Eşref 'le hiç bu kadar yakın olmamıştı Ali Bey ve bu yaptığı ayrımcılıktı. Evet anneleri bir olmasa da Eşref' te onun torunuydu. Sonuçta onun kanını taşıyordu. Derin bir nefes alıp olduğum yerde rahatça kurulmuşken düşüncelerimin aktardım.
"Görüyorum ve bu sinirimi bozuyor." demiş ve bakışlarımı Ali Beyden çekip Kubat 'a çevirdim. Onunda gayette olduğu durumdan memnun olduğunu görmek nedense sinirime dokundu. Sabahki olayı hatırlayınca daha çok ona gözlerimi kısarak büyük bir memnuniyetsizlikle bakıp devam etmiştim. Zaten çok yüksek sesle konuşamıyorduk çünkü tam dibimizde duruyordu bu can sıkan ikili. "Sanki görende kasıntı Kubat komik bir şey anlatılıyor sanır! Ne bu keyifli haller?" diye söylemime beklediğim bir tepki almıştım.
"Ona kasıntı lakabını mı taktın?" dedi Eşref yarı şaşırmış, yarı bundan memnun olmuş bir şekilde. Aslında aynı takımda olup, haz etmediğimiz kişilere lakap takma hobimiz vardı ikimizin de. Yandan ona bir bakış atıp sonra tekrar bakışlarımı karşımdaki ikiliye çevirdim.
" Evet bence çok güzel bir lakap. Hem Kubat 'a tam uyuyor." demiş ve Kubat' a burun kıvırıp yavaşça Eşref 'e dönmüştüm. Ona bakınca yavaşça o da karşıya bakmayı bırakmış ve yavaşça sağ kolunu oturduğumuz koltuğun başına yaslayıp bana düşünceli bir şekilde bakmıştı. Aklında sanki parçaları birleştiren bir tavırla bana baktı.
" Aslında bakarsan haklısın. Onu tam anlatan bir lakap bence. Baksana ikisine bir, bizi yok sayıp nasıl kendi aralarında konuşuyorlar." dedi bu durumdan bezmiş bir tavırla bunları söylerken. Bende dediği yere yandan bir bakıp kısaca bir gözlemimi aktardım.
" Sanki onlarla çokta muhatap olma derdindeyiz sanır! "demiş ve aklıma gelen gerçeği söylemekten çekinmemiştim." Kırk yıl konuşmasalar benle emin ol ki bu yüzden kurban keserim." dedim bir yanım bunu umut ederken. Ama ne kadar gerçek olma ihtimali var bilmiyorum. Çünkü ikisi hele de Ali Bey bana laf etmekten kendi asla alamıyor. Adam için bir hobi olup gittim. Gün içinde bana laf etmese sanki lanetlenecek sanır. Düşüncelerimi dağıtan Eşref 'in sözleri olmuştu.
"Doğrusu bende aynı fikirdeyim. Asıl dedemle şu ' ne zaman adam olacaksın? ' saçmalığı konuşması yaşamamak için neler yapmazdım. Ama maalesef ihtiyar bu lafı demekten asla bıkmıyor ki!" dedi bu durumdan artık fazlasıyla bezmiş bir şekilde. Aslında ikimizde aynı durumdayız. Her ikimiz de Ali Beyin baskısıyla yaşayıp gidiyoruz. Bacak bacak üstüne atıp sağ kolumu koltuğun kenarına yaslayıp kınarcasına konuştum.
" Sanki Kubat adam oldu da ne oldu?" dedim bir gerçeği dillendirmek adına. "Kahir saltanatını bir kadın yönetiyor. Yani bir önemi olmamalı bence bu konunun." dedim çokta bir anlamı olmadığını anlatmaya çalışarak. Ben sinirli sinirli Kubat ve Ali Beye bakarken bir şey duydum.
Ben bu cümleleri dediğim anda Eşref o an kendini tutamadı ve olduğu yerde sesli bir kahkaha atınca Kubat ve Ali bey bize baktı. Eşref gülerken hafifçe sallanmış ve göz çevresi güldüğü için kırışmış, gözleri büyük bir ışıltıyla aydınlanmıştı. Eşref sonunda onların varlığını hatırlayınca gülmesini yarıda kesti. Sonra bu halini kınayan bakışların kendine yöneldiğini görünce Eşref bu duruma anında müdahale etti.
"Aklıma komik bir şey geldi." dediğinde Eşref , o an hepsi ona bakarken bende önümdeki masada bulunan kahve bardağıma uzanıp usulca ellerim arasına aldım. Sırtımı geriye yaslayıp keyifle kahvemi içmeye başladım. O an kahvemi yudumlarken Kubat bana bakışlarını çevirdiğini fark etmiş, o anda ona hiç çekinmeden kınayan bir bakışla bakıp sonra ondan yana çevirmiştim bakışlarımı. Olabildiğince onu yok saymaya çalışıyorum. Tabii bu Kubat 'ın umurunda mı? Burada bakılınca hiç değil gibi. Kubat' ın sorgulayan bakışları yavaşça odağını dedesine çevirince derin bir nefes almıştı Eşref. Bense gözlerimi devirmiştim sadece bu olaya.
Tekrar Kubat ve Ali Bey kendi arasında konuştukları konuya dönünce o an Eşref bana doğru kafasını çevirmiş ve onların duymayacağı bir sesle ağzının içinden konuşmuştu.
"Baksana onlara bir, nasılda bize bir böceğe bakarcasına bakıyorlar." dedikten sonra kendini gösterip konuşmasına devam etti. "Dedemin bana yönelik nefreti böyle bir kişiliğe sahip olduğum için. Sanaysa bir anda eski halinden eser kalmayıp, kalkanlarını o da dahil koyduğun ve ona karşı geldiğin için. İkimizin tek ve en önemli ortak noktası. İkimizden de ölesiye nefret etmesi diyebilirim. "dedi bu gerçeği dile getirip, bunun onun canını çok fazla sıktığını asla belli etmekten çekinmeyerek. Çünkü yok sayılması onun canını sıkıyor, eşit davranılmasını istiyordu dedesinden ama böyle bir şeyin olması imkansızdı.
Onu biraz da olsa keyiflendirmek için çabaladım.
" Evet ama unuttuğun bir şey var. Sen onun kanından olduğun için aramızda bir tercih yapsa eğer elbet seni seçer. Beni her daim ölüme atar. Hemde hiç çekinmeden. Yani tamamıyla içler acısı bir haldeyim . "dedim bundan emin bir sesle. Çünkü bu gerçekti. Ve asla gram beni sevmiyor bu ihtiyar. Beni öldürmek için eline bir fırsat geçse anında öldürürdü. Neyseki böyle bir fırsat hâlâ eline geçemedi ve geçmesine izin vermeyeceğim. Benim bunları demem keyfini yerine getirmekten çok daha fazla canını sıkmıştı.
"Seninde unuttuğun bir şey var. Kubat mesele olsa eğer beni harcamaktan asla çekinmez." dedi Eşref derin bir iç çektiği sırada. Herkesin gerçek anlamda kendine göre dertleri vardı ve bu Eşref 'in kendi dertlerinden en önemli olanıydı. Parmaklarım sıcak kahve bardağına yaslı halde dururken konuştum.
" Ah desene ihtiyar ikimizden de bıkmış durumda ama buna inat biz her daim etrafında olacağız. Bilirsin göz önünde olmak hoşuma gider. En çokta benden nefret eden kişilerin gözlerinin önünde olmak bana büyük bir keyif verir. " diyerek hoşlandığım bir gerçeği dile getirdim. Bu aslında benim bir maskemdi. Asla kimseyi umursamadığıma dair yalan bir maske. Buna sığınarak az da olsa kendim için bir dayanak buluyorum bu sayede.
"Bilmez miyim ve bu yönün aynı ben. Kubat ve dedem benden haz etmiyor ama daima yaptıklarım için asla gündemlerinden düşmemeye çalışıyorum. Ne yaparsın benimde tek eğlencem bu." diyişine sadece gülümsedim. Ve cümlesine benzer bir cümle kurdum.
" Aslında bir yönden bende gündemden düşmüyorum. Çünkü ikisinin asla yapamadığı şeyi ben yaptım ve bu onların canını sıkılıyor." diyince Eşref bir gerçeği gözler önüne sermek adına konuştu. Daha çok merak ettiği bir şeydi sorduğu şey.
"Takriben bizleri sence ne zaman öldürürler?" diye sorunca gözlerim usulca kısıldı ve zihnimde bunu ciddi anlamda düşünmeye çalıştım. Sonra aklıma gelenlerle keyifli bir ifadeyle ona gözlerimi diktiğim anda aklımdaki gerçeği söyledim.
"Ne zaman gücü kendi ellerine almayı başarırsalar işte o an bizi gerçek anlamda öldürürler." dedim ama bu söylemim gerçeklikten çok uzaktı. Bunu bildiği için Eşref alaycı bir ifadeyle bana bakıp karşıdakileri gösterdi küçük bir baş işaretiyle.
" Desene yengecim böyle bir gün asla ama asla gelmeyecek. Onlar adına üzülmüyorum da çünkü bu bana mutluluk veriyor. "dedi bir sadist tavrıyla bunları dile getirirken. Ah aynı duyguları paylaşıyoruz aslında şu an. Eşref bunu dediği anda dudaklarım tehlikeli bir gülümsemeyle kıvrıldı.
" Zavallılarsa bu günleri umut ediyor ama ne benim yerimi alabilirler ne de senin piyasadaki konumunu." dedim sesimdeki kudretle. "Sen şirketteki gücünle, bende liderlikteki gücümle onları geriyor ve sinirlendiriyoruz. Onları aşağı çekiyoruz bu konumumuzla. Ve onlara alan tanımıyoruz." diyerek onlara geçit vermeyeceğimizi bariz belli ettim.
" İşte bu yüzden yengecim ne senin gücünü devretmek gibi bir düşüncen var ne de benim. Bırak onlar hayal etmeye devam etsinler. Biz varlığımızla onları darmadağın edelim. "dediği anda iyiden iyiye beni gaza getirip, istediği duygu durumunda olmamı sağlamıştı. O da benim ona yaptığım gibi duygu durumumu iyileştirme çabası içerisindeydi.
" Edelim Eşref 'ciğim bana uyar . "demiş ve o an bizi kafasıyla işaret eden Ali Beye ikimizde çatık bakışlarla bakmıştık. Yine ne planlıyor bu adam? Benim bir anda değişen yüz ifademle Eşref yavaşça eskiye dönen keyifsiz sesiyle konuşmuştu.
" Yine kim bilir bu ihtiyar kurt ne düşünüyor? Zaten sizin şu evlilik yıl dönümü aklımı karıştırıyor. Bir şeyler çeviriyor bu ikisi. Hiç tekin gelmiyor bu halleri." dedi benim gibi bir şeylerden şüphe eden haliyle. Bunu dediği anda zihnimdeki senaryolar bir bir gözlerimin önüne serildi. Ve usulca dudaklarımı aralayıp konuştum.
"Çevirsinler bırak kendi haline bunları. Tabii o gün düşündükleri şey gerçek olursa. "dedim bir tehlikeyi ortaya sererken. Çünkü zihnimdeki her hücre bir zehri ortaya koyuyor ve önüne gelen her yaşamı katlediyordu. Ve bundan büyük bir keyif alıyordu acımasızca.
"Sakın bana bir planın olduğunu söyleme." dedi ama bu cümlesi korkudan çok heyecanı sönmeye yüz tutan bir adamın sesine aitti. "Lütfen haberim olmasın. Böyle olursa daha çok eğlenirim olan bitenden yengecim." diyince o an Eşref 'in bu cümlesiyle şuh bir kahkaha attım. Hadi ama bu kadar heyecan duyması insanı güldürüyordu. Onun bu kadar heyecanlanacak olduğunu asla düşünmedim.
Benim bu ani gülüşüm ikinci kez Kubat ve Ali beyin buraya dik dik bakmasını sağlamıştı. Huysuzlar ne olacak insanda keyif diye bir şeyde bırakmıyorlarda! Eşref biranda ilgi odağı biz olunca bunu dağıtmak adına bir uğraş içine girdi. Önce dedesine sonra Kubat 'a bakarken konuşmuştu.
" Yengeme komik askerlik anılarımı anlatıyordum. Ondan dolayı güldü. Baya komik geldi kendisinede. "diyince Eşref, o an onun bu cümlesi Kubat 'ın şüpheci bir şekilde konuşmasını sağladı.
" Bildiğim kadarıyla sen askerliği bedelli yaptığın için hiç askerliğe gitmedin. Ronay' a olmayan askerlik günlerini mi anlatıyorsun? Ve Ronay bu anları sıkılmadan dinliyor mu? "dedi katı bir sesle. Kubat 'ın bize dönen manidar bakışları sessizce ona bakmamızı sağladı. Bu ani sorgulayan hali dedesiyle bölündü.
" Bırak şunları Kubat. "dedi huysuz bir sesle Ali Bey." Kendilerince bizle maytap geçiyorlar. Sana olan bu müttefik halleri sebebiyle seni kızdırmak için bu şekilde davranıyorlar. "diyen Ali beyle sadece bakışlarımı Eşref çevirip ona ışıltılı bir ifadeyle baktım.
Bakışlarım sen öyle san diyordu. Neler yapıyorum ama haberiniz yok. Neyseki öğrenmenizi isteyen bir yanımda yok maalesef ki. Sizi dumura uğratmak bana ayrı bir keyif veriyor ve bunu yok etmek gibi bir niyetim yok. Kubat daha fazla dedesinin dediğine karşı gelmeyip, bizi yok saymaya devam etti. Bizden uzaklaşan iki çift gözle aniden eski rahatımıza geri dönmüştük. Kendimi onların bakışları anında sorguda gibi hissediyorum ve bu berbat bir his. Eşref tekrar konuşunca aklımdaki düşünceleri savuşturup ona kaydı odağım.
" Hadi ama yarına kadar nasıl dayanacağım? Keşke bunu şimdi demeseydin. İyiden iyiye uykum kaçacak heyecandan." diye bir çocuk heyecanı içerisinde konuşunca bu hali yüzünden yanağını sıkmak geldi içimden. "Bir tek seninle bu denli keyifli anlar yaşıyorum yengecim. Keşke seninle öz kardeş olsaydım." diyişine sessiz kaldım ama ifadelerim kendini belli etti.
Eşref bunu diyince onun bu haline başımı iki yana sallayıp sen inanılmazsın demiş ve bakışlarım etrafa çevrilmişti.
Bir saat daha bahçede durduktan sonra ilk odasına çekilen Ali Bey olmuştu. Ali Bey gider gitmez Kubat 'ın odağı ben ve Eşref' e kaymış, bugün şirkette ne olup bittiğini sormuştu. Eşref hislerden arınmış sesiyle bugün şirkette yaptığı şeyi detaylıca anlatmış sonra Kubat 'la birkaç konu hakkında konuşup durmuştular. Bende o an sadece sessizce onları dinlerken bir yandan da elime almış olduğum telefonda gezinip durmuştum. Bir ara WhatsApp' a bakmış ve grupta biriken konuşmaları okumuştum.
Asaf : İş tamam. Yarın akşam sabote edilecek evlilik yıl dönümü kutlaması. Bundan memnunsun umarım.
Aysar ; Emin ol memnuniyetle okuyordur bu mesajı. Keyfi bile yerine gelmiştir. Zaten bahçede surat asıp duruyordu. Belli keyfi hiç yoktu.
Asaf : kutlama için olduğunu sanmıyorum. Azar işiten iki çocuk gibi sen ve Eşref baya huysuzluk çıkardınız. Ali Beyin size attığı o bıkkın ifadeyi görmemek için kör olmak gerekirdi.
Aysar : Adam gram sevmiyor ya bu ikiliyi. Bir ara Kubat 'ın bakışlarına denk geldim. Adam Eşref' le olan bu samimi hallerinden hiç hoşnut değil. Sebebi ne bilmiyorum.
Asaf : Eşref onun kardeşi ve yanlış şeyler umarım düşünmüyordur. Sonuçta abi kardeş ilişkisi içerisinde oldukları dışarıdan çok belli. Görmemek aptallık olur.
Aysar : Belki de karısını kıskanıyor.
Bunu okuduğum anda gözlerimi devirdim alaycı tutumla. Kubat ve sevgi kelimesi! Yan yana gelince bile saçma oluyor. Kalbinde gram sevgi olmadığını biliyorum bana karşı. O sadece uysal biri olmamı ve onun isteği üzerine hareket etmemi istiyor ama ona istediğini asla ama asla vermeyeceğim. Ben kendi isteğim şeyi yaparım ve bu Kubat 'ı rahatsız etsin veya etmesin bununla zerre kadar ilgilenmiyorum. Kendisi ne düşünüyorsa öyle düşünmeye devam edebilir.
Telefonu bırakmadan son kez bir mesaj yazmış ve gerisin geri telefonu kapatıp bakışlarımı karşımdaki ikiliye çevirip onlara kulak vermiştim.
Ben ; Kubat 'ın ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum ne düşünürse düşünsün yeter ki bana sarmasın. Bu arada saçma sapan düşüncelerinizi aktarmak yerine son pürüzleri giderin. Bu plan istediğim gibi ilerlemezse canınızı okurum haberiniz olsun. Şimdi dikkat çekmeden gözümün önünden ayrılın!!!
Eşref kendisine gelen bir telefon sebebiyle olduğu yerden kalkmıştı. Eşref gidince ben ve Kubat baş başa kalmıştık. Kubat 'ın bakışları benim üzerime çevrildiği an yavaşça yerimden kalkmaya hazırlanıyordumki birden bana seslendi.
"Gerçek anlamda bu kutlama olsun istemiyorsun." Bu sorudan çok bir konuda karara varılmış bir neticeydi.
Yavaşça bakışlarımı ona çıkarıp usulca başımı sallayarak onu onayladım.
"Sen buna rağmen bu kutlamayı yapamaya hazırsın. Bu kadar meraklısı olduğunu sanmıyordum." dedim sertçe. Kınayan üslubuma karşı Kubat yavaşça başını salladı aşağı yukarı. "Sebep?" dedim gerçekleri öğrenmek adına.
"Bu bizim evlilik yıl dönümümüz. Kutlamak istemem neden seni rahatsız ediyor?" dedi. Aslında neden buna karşı çıktığımı anlamak isteyen bir halle. Bende ilk birkaç an düşündüm.
Bu zamana kadar bunu kutlamadı. Bu zamana kadar bunu umursamadı. Bu zamana kadar gerçekten karısı ben değildim ve karısı olmadığım halde benim zamanımda kutlamak istedi ama daha öncesinde değil. İşte bu canımı sıkıyor. Sanki bir şeyleri hak etmiyorum ve bunun olması benim açımdan can sıkıcı bir şey. İhanet etmiş gibi hissediyorum kendimi. Kubat 'a karşı değil bu ihanet. Sahte kimliğime karşı. Ve bu acımı günyüzüne çıkarıyor, bu beni gerçeğin ne olduğunu bir kez daha anlamamı sağlıyor. İşte bu yüzden istemiyorum.
Düz bir sesle konuştum. "Çünkü istemiyorum Kubat. Bunun sebebi ya da nedenini boş ver. Bir şeyleri istemediğim halde içerisinde oluyorum senin varlığın yüzünden. Gelişin için verilen kutlamada da olmak istemedim ama zorla orada bulunmak zorunda kaldım. Evlilik yıl dönümü kutlamasına katılmak istemiyorum ama yine senin varlığın yüzünden orada bulunmak zorundayım. Senden isteğim artık bir şeyleri benim için kolaylaştırman zorlaştırman değil. Ama sen ikinci seçenek için uğraşıyorsun. Birincisi için değil. "diyerek ona söz hakkı tanımdan ayağa kalkmıştım ve malikaneye doğru ilerledim. Birkaç saniye sessizlik olmuştu ya ki tekrar konuşmasına kadar.
Söylediklerim hakkında konuşamadı. Diyebildiği tek şey yarın ki akşam olacak kutlama için hazırlanmamdı. Ben çoktan hazırdım ama o bunu bilmiyordu. Dolaylı yollardan öğrenecekti. Ne yazık ki biraz üzülecek olduğunu söylemek istiyorum.
Dün gece Kubat 'ın yanından ayrılıp direk odama geçmiş ve istemeye istemeye yatağa geçip uyumuştum. Ruhum bir kasvet içerisinde olduğu için erkenden kalkmıştım. Kalktığım gibi yatakta bir süre hayatımı sorgulamış sonra paşa paşa bu akşam olacak kutlama için hazırlıklara başlamıştım. Uyandığım anda çoktan Ali Bey ve Kubat 'ın evden erkenden ayrıldığını öğrenmiştim. Eşref' i sorduğumda gece evden ayrıldığını söylemişti çalışan kız. Bugün evde tek olduğum için üzerime değiştirmeden sabahlığımı üzerime geçirip aşağı yemek salonuna inmiş ve kahvaltımı tek başıma etmiştim. Kahvaltı ettikten sonra telefonla birkaç iş için görüşme yapmış sonra gece için direk odama çıkıp yavaştan hazırlanmaya başlamıştım. Uzun süren bu hazırlıktan sonra evden çıkmış ve Asaf ve Aysar 'la kutlamanın yapılacağı yere doğru ilerlemeye başlamıştım.
Tam karşımdaki Asaf bakışlarını bana dikmişti.
"Gergin duruyorsun sebebi olacaklar için mi yoksa sonuçları için mi?" dediği anda derin bir nefes alıp sorusuna yanıt verdim.
"Her ikisi için de. Çünkü bu plan yüzünden kimsenin başı yansın istemiyorum. Zaten gece kabus görüp durdum üst üste. İçimse hiç rahat değil. Sanki kötü bir şey olacak gibi hissediyorum. Ve bu beni daha çok geriyor. Bir şey olacak Asaf hemde hiç beklemediğim bir şey. "dediğimde Asaf rahat olmamı kendi kendimi gerdiğimi söyleyip durdu ama bu benden kaynaklı bir şey değildi. Bildiğin hissediyorum sanki beni gecenin sonunda bekleyen şeyi.
Evet bir plan kurdum ama burada asla Ali Bey zarar görmeyecek bunu garanti altına aldım. Ama burada zarar sanki ona değil bana yönelikmiş hissine kapılıyorum.
"Ronay her şey kontrol altında sakin ol. Sana ya da Ali Beye herhangi bir şey olmayacak. İstersen planı iptal edelim." dediği anda Aysar birkaç dakika düşünüp durdum. Kutlama olsun istemiyorum bir yandan da bu planın iptal edilmesini istiyorum. Diğerinden vazgeçersem diğerine mecbur kalacağım. Ve birini seçmem gerekiyor.
" Planı devam ettirin ama önlem alın hemde fazlasıyla." demiş ve o an aracın durmasıyla olduğum yerden dışarıya bakmıştım.
Çoktan davet alanının önü magazinciler tarafından abluka altına alınmıştı. Önden çıkan korumalar ve ikizler usulca içeriye geçmem için önüme bir set gibi dizildiler. Onların arasından geçerek içeriye ulaşmıştım. Kutlamanın yapılacağı yer Kubat 'ın kendi çizimiyle yapılmış bir lüks davet salonunda olacaktı. Burada çoğu ünlü kişiler evlenmiş, biden fazla kutlama yapmıştı. Dediği gibi evlendiğimiz yerde evlilik yıl dönümü kutlaması yapmıştı ve içeriye girdiğim anda, çok özenle süslenmiş bu davet alanından gözlerimi alamadım.
Her bir detayı özenle seçilmiş ve hazırlanmıştı. Renk teması ise gold ve beyazdı. Çoğu davetliler çoktan gelmiştiler. Kapıda karşılaştığım Ali Bey samimiyetsiz bir şekilde beni karşılamış ve dışarıdaki insanlara rol yapmaya kaldığı yerden devam etmişti. Çünkü tam yanında Asım Bey yani babam bulunuyordu. Gelen misafirleri ikisi karşılıyordu. Ne gerek varsa! İkisine de sahte bir gülümsemeyle bakmış ve davet alanına geçmeden hemen önce Ali Beye kısa bir bakış atmıştım. Biraz sonra bu sıkıcı kutlamaya son verecek kozum oydu ve bunu sabırsızlıkla bekliyordum.
Ben davet alanına gelince içerideki davetli sayısının çok olmadığını fark ettim. Erken gelmiş olmalıydım. Önemli değil yeterli bu lanet kutlama bir an önce son bulsun. Arkamda benimle ilerleyen Asaf ve Aysar davet alanına doğru geçip yanımdan ayrıldıkları anda ileride bana büyük bir nefret dolu gözlerle bakan Miray 'ı gördüm.
Olduğu yerde bir bana birde içerisinde olduğu bu alana memnuniyetsizlik içerisinde bakıyor. Ah aynı duyguları şu an paylaşıyoruz. Çünkü bende burada olmak istemiyorum. O da bu davetin olmasını istemiyor. Sebebi çok sevgili kardeşinin evliliğine olan tavrı. Şu Kubat takıntısı bir an önce son bulmalı ama bunun için çabalayıp durmuyor hanımefendi. Sonunda adımlarım ona ulaşınca asla geri durmadı laf sokmaktan.
"Hiç meraklısı olmadığın bu kutlamaya fazla süslenmemiş misin sevgili kardeşim?" diye iğneleyici sesi kulağıma ulaşınca sadece hissiz bakışlarla onu üsten bir inceledim.
"Kutlanmasını istemediğin bu kutlama için de sen baya hazırlık yapmışsın. Görende senin evlilik yıl dönümün sanır. Bu ne özen Miray?" dedim sınırlarda gezdiğini açıkça söylerken.
"Bu her zamanki halim." dedi kestirip atarken. Daha çok benim cevap vermemi bekliyordu.
Etrafa kayan bakışlarım saniyeler sonra yine onun bakışlarıyla kesişti.
"Sonuçta kendi evlilik yıl dönümü kutlamam süslenmem kaçınılmaz. Hem eşimin aldığı kıyafeti giymesem ayıp olurdu ve onun için önemli olan bu davete hazırlanmasam onu çok kötü kırmış olurdum." dedim küçük bir yalana başvurup. Amacım onu kıskandırmak değil artık Kubat 'a olan bu takıntılı hallerinden kurtulmasıydı. Yoksa Kubat' ın bu elbiseyi almışlığı yok. Keza butiğe girip önüme gelen ilk elbiseyi seçmiş ve çıkmıştım. Tabii o bunu bilmiyor.
"Kubat mı aldı elbiseyi?" diye sorunca ona şeytani bir parıltıyla baktım.
"Sadece elbise mi? Bu davet alanını seçen oydu. Hatta biliyor musun bana özel tasarım bir yüzük verecek bu akşam. Tabii kendisi içinde birer benzerini yaptığını söylemeden geçemeyeceğim. Ve üstüne üstlük bunu bildiğimi bilmiyor sürpriz yani. Sende belli etme. Geçenlerde takı alışverişi yaparken mağaza müdürü ağzından kaçırdı ve ben çok şaşırdım. Aynı şu an senin şaşırdığın gibi. "diyince o an Miray yavaşça sinirden seğiren gözleriyle beni baştan aşağı süzdü.
" Yalan söylüyorsun. "diye bildiği anda ona bekle ve gör dercesine baktım. Yavaşça ona doğru yaklaşıp kısaca etrafa bir göz attım ve usulca eğilip kulağına fısıldadım. Dışarıdan belki kardeş kardeşe dedikodu yapıyor gibi duruyor olabiliriz ama ben ona sınırını korumasını söylüyordum.
" Hayır olanı söylüyorum. Miray kabul et artık bundan sonra Kubat sonsuza kadar benim eşim ve senin enişten onunla ilgili bir daha saçma sapan düşüncelere kapılma. Bunu seninle iyiliğin için diyorum. Unutma Kubat benden ayrılsa ki bu asla olmayacak seninle olma ihtimali alsa yok. Ve bu ihtimalleri kafandan çıkar ve hayatına bak. Başka birilerini hayatına al. Sev ve sevil. Bunu iyi niyetimle söylüyorum umarım anlarsın. "demiş ve geriye çekmiştim. O sırada arka tarafa doğru yol alan Ali Beyi görünce planın başladığını anladım. Ben mutlulukla olduğum yerde dururken birden Asım Bey olduğum alana geldi.
Bakışlarındaki rahatsızlık benim varlığımı gördüğü içindi. Asım Bey yakınımda durunca yavaşça önce tam yanımdaki Miray 'a sorgulayan bir bakış atıp konuşmayalım başlamıştı.
"Bir sorun mu var? Neden üzgünsün?" dediği anda başımı iki yana salladım gülerek. Bunu görünce Asım Bey bu tavrıma kaşlarını çattı ve bakışları ben ben Miray arasında gidip geldi. "Ronay mı canını sıktı?" diye sorunca o an bende Miray 'a çevirdim bakışlarımı. Sahi ben mi canını sıktım yoksa gerçekler mi? Merak ediyorum fazlasıyla ne diyeceğini.
Asım Beyin bu katı sert tavrı yavaşça Miray' ın konuşmasıyla daha da arttı ve bana tüm öfkesini yönelten bir şekilde bakmaya başladı.
"Küçük kardeşim bana haddimi bildirmeye çalışıyor babacığım ama unuttuğu bir şey var. Ben asla onu dinlemeyeceğim." Bunu kararlı bir şeklide dile getirmesi sonrasında ben sadece karşımdaki bu ikiliye hayretler içinde baktım. Miray asla durmuyor ve istediği olana kadar çabalayacaktı. Asım Beyse söz konusu bensem Miray hata yapsın veya yapmasın her daim onu destekleyecekti? Peki bundan sonra olacak olan beni bağlar mıydı? Hiç sanmıyorum.
Miray 'a hitaben konuştum.
"Ben sana olması gerekeni değil olacak olanı söyledim ama sen anlamak istemiyorsun. Pekala karar senin ama pişman olunca lütfen beni suçlama çünkü tüm hata sana ait olur." dedim bunu göze almasını söylerken.
"Merak etme küçük kardeşim bu oyunu ben kazanacağım." diye iğrenç bir konudaki bu ısrarı sadece midemi bulandırıyordu. Evet belki Kubat 'la güzel bir evliliğimiz yoktu ama kim kocasının kardeşiyle olmasını ister? Ya da hangi kardeş eniştesine bu seviyede takıntılı olur? Bu çok kötü bir şey ve bunu dile getirmek bile midemi düğüm düğüm ediyor.
"Midemi bulandırıyorsun!" diye bildiğim anda birden Asım Bey hızla koluma yapıştı ve beni kendine doğru çekti. Öfkesi ve nefreti ortaya çıktığı anda bana öyle bir baktı ki sanki karşısında bir böcek varmış gibiydi. O an uzaktaki Asaf 'ın bana doğru gelecek gibi olduğu an onu bakışlarımla durdurdum.
"Ne hakla ona bu şekilde davranırsın? Haddini aşıyorsun Ronay. Kim olduğunu ne çabuk unuttun sen?" dediği anda ona doğru usulca yüzümü yaklaştırdım.
"Ah hadi ama unutmama izin vermiyorsun ki! İki de bir beni bu konuda yargılayıcı bakışlarla sindirmeye çalışırken, her daim bunu yüzüme vurup dururken unutmam ne tuhaf olur değil mi babacığım? Sonuçta ben senin için karının katiliyim. Ve bir katille aynı yerde durmak dahi istemiyorsun ama bir şeyi unutuyorsun annemi o hastahaneye kim sürükledi? "Bunu dediğim anda birden bunu duymak onun hiddetle olduğu yerde harekete geçip, bana sertçe tokat atmasını sağlayacaktı ki anında onun kolunu tuttum.
Elimle kolunu tutarken bir anda etrafıma kısa bir bakış attım. Belki de herkes farkındaydı olup bitenin ya da değil bilmiyorum. Yavaşça koluna baskı uyguladım.
"Bana bir daha vurmana izin verir miyim sanıyorsun? Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bir daha bana vurmaya kalkarsan bunun bedelini ödersin? Bir daha bana vurmaya cesaret et ki ne yapacağımı gör! Sakın beni sindireceğini sanma ben kimlere kafa tutuyorum sana mı gücüm yetmez sanıyorsun. Unuttuğun bir şey var babacım annemin katili tek ben değilim sende onun katilsin keza Miray 'da. Lütfen yaptıklarınızı unuttum demeyin. O ölüm taburesine çıkartan Miray' dı. O tabureyi iten sen ve onun ölümüne sessiz kalansa bendim. Belki de hatalıyım susmak konusunda ama onun katili ben değilim bunu sende biliyorsun. Ve buna rağmen susuyorsun. Arkamdaki kızına çok güvenme çünkü onun kadar iğrenç ve utanmaz birini daha önce görmedim. "dedim üstüne basa basa Miray için söylediğim kelimelere.
Miray her ne kadar keyifli dursada son söylediğim Asım Beyin yavaşça kolunu tutuşumdan kurtarıp birkaç adım geriye gitmesini sağladı. Sonra bende yavaştan buradan ayrılmaya hazırlanırken önce Miray 'ın bu gamsız haline sonra da artık varlığıma tahammül edemeyen Asım Beye bakıp masadan uzaklaşıp, tek kalacağım bir yere doğru gitmeye başladım. O sırada tam ikizler oldukları yerden ayrılıp beni takip edecekken elimle onları durdurdum ve aniden davet alanında çıkıp biraz ileride koridorun sonunda bulunan lavaboya doğru ilerledim.
Lavabodan içeri girince anında biraz ileride aynaların olduğu tarafa ilerledim. Nefret ettiğim bir anın içerisindeyim ve çıkmak için bir yolum yok şu an. Hiç istemediğim lafları duymak zorunda kalıyorum bu hayatta takılı kaldığım için. Yapmadığım bir suç yüzünden suçlu bulunuyorum elimde olmayan sebeplerden ötürü. Evet bir kadın öldü ama onu öldüren benim varlığım değil kızının yokluğuydu. Onu o hastaneye ve hastalığa sürükleyen ben değil onun eşi Asım Beydi ama o kendini aklayıp tek suçluyu ben sayıyordu gerçekleri bildiği için. Tamamıyla tüm kabahat onundu ama bunu inkar ediyordu. Birden telefon çalınca bakışlarımı aynadaki yansımadan çekip, elimde bulunan telefona çevirdim. Bir aramadan çok uyarıydı. Sonrasında gelen mesajı okudum.
Asaf : Plan isteğin üzerine aynen gerçekleşti. Av yakalandı. Şimdi Avcı onu bulmaya çalışıyor ve bulunduğu yeri terk etti.
Bu mesai bana çoktan Ali Bey 'in ele geçirildiğini ve Kubat' ın bunu haber alıp burayı terk ettiğini söylüyordu. Bunu duymak iyi geldi çünkü daha fazla burada kalıp ne Asım Beyle ne de Miray 'la muhatap olacaktım. Tabii nereden bilebilirdim ki başıma daha beter şeylerin geleceğini.
Son kez aynadan kendime bakıp burayı terk edeceğim anda birden lavabonun kapısı açıldı ve içeriye giren Miray' la aynada bakışlarım kesişti. Miray arkasından kapıyı kapatıp, usulca karşımda dikildi. Yavaşça ona doğru döndüm.
"Ne o Miray diyeceklerin bitmedi mi? Yoksa az önce olanlar sebebiyle mi geldin? Ne o durumdan haz aldığını mı dile getireceksin? Ama unuttuğun bir şey var çünkü sonuç istediğin gibi gerçek olmadı." dedim ruhsuz bir sesle bunları dile getirdim ve o an Miray 'ın bakışlarında bulunan ifade garip bir hisle dolmamı sağladı.
Miray yavaşça omzunu arkasında duvara yasladı, tek ayağına yüklenirken usulca bakışları benden uzaklaştırdı ve ben hiç sanki karşısında yokmuşum gibi bakışlarını eline çevirdi ve uzun tırnaklarına bakarken konuştu. Sağ elini çevirip dururken sanki elinde bir kusur bulmak istercesine bir arayışa girmişti ama bulmadığı anda direk bakışları bir anda beni buldu.
"Buraya gelme sebebim ne olursa olsun senin her daim bizlerin gözündeki konumunu hatırlatmak ve kimse için bir değerin olmadığını anımsatmak. Sende biliyorsun aslında kimse seni umursamıyorum. Kimse için değerli değilsin. Bak Kubat gitti ve o kutlanmasını istediğin evlilik yıl dönümü iptal oldu. Yani içten içe kutlanmasını istediğin kutlama olmayacak. Üzüldüğünü saklamaya çalışıyorsun ama saklama ben yabancı değilim sonuçta. "dedi gayet keyifli haliyle. Eh işine geldi zaten bu kutlamanın iptal olması.
Ama bilmiyor ki asıl bunu yapanın ben olduğumu. Bilmesini de isteyen yok aslında.
" Miray bu bir kutlama olur olmaz benim için bir önemi yok. Bunu anlamanı istiyorum ama pek anlayacak zihinde değilsin. Zaten senden isteğimi şeyi bile anlamıyorsun ki." dedim onun bu tutumunu eleştirirken.
Miray o an olduğu yerden yavaşça bana doğru yaklaştı.
" Benden istediğim hayatı çaldın sen! Şimdi bu sahte düşünceli hallerini bana gösterme inanmam çünkü. "diyerek dişleri arasından konuştu. Bakışları benim yok olmamı isteyen bir arzuyla yanıp kavruluyordu. Elinde olsa beni öldürecek düşüncesindeydi. Bana yönelik olan düşmanca bakışlarıyla uzun bir süre beni izleyip durmuş ve bu sessizliği kendi konuşmasıyla yok etmişti. Hali ve tavrı bana dayanamıyor olduğunu bariz belli ediyordu. Zaten Miray 'ın bunu saklama çabası içinde olmadığını biliyorum." Ve Ronay sana bu hayat bir cehennem olduğu için çok mutluyum." derken bu mutluluğu anında yüzüne yansıdı.
"Ah Miray sana bu yaşantı cennet olur mu sanıyorsun? Hiç sanmıyorum. Eğer Kubat seni isteseydi zaten seninle evlenirdi benimle evlenmek yerine. Ve istemediği için benimle evlendi. Onun için seçenekler arasında bile asla olamazsın. Bunu aklından çıkarma." diye açıkça onu uyarmış artık gerçekten bu konuda gerçeği fark etmesini istemiştim yine ve yeniden ama olmamıştı. Daha çok Miray 'ın bana kafasını iki yana sallayıp ifadesindeki yargılayıcı izleri görmüştüm. Duruşu ve cümlesi sanki bir konu sebebiyle bu kadar emin konuşup durduğunu gösteriyordu. Neydi bu anlam verememiştim
" Göreceğiz Ronay. Bakalım dediğin gibi seçenekler arasında mıyım değil miyim bunu çok yakında göreceğim. "diye bu cümleden bir şeyden medet umduğunu fark etmiştim. O an Miray usulca geriye çekildi ve kapıya doğru ilerledi ve kapıyı açıp burayı terk etti. O gittikten sonra ben olduğum yerde içimi yiyen şüpheyle mücadele ettim. Aklında ne vardı bu kızın?
Birkaç dakika daha durduktan sonra telefonu elime alıp bende olduğum yeri terk ettim. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Lavabonun bulunduğu katta bu kapı ve küçük bir çıkış kapısı dışında başka herhangi bir şey yoktu. Uzun geniş koridora ayak bastığım an bu tarafın ışıklarının kapandığını ve biraz ileride bulunan giriş alanına bir set çekildiğini fark ettim. Kaşlarımı çatıp ne olduğunu anlamaya çalıştığım anda birden arkamdan bir adım sesi duydum. Aklıma ilk gelen kişi Miray olmuştu ama dönüp baktığım anda kar maskeli bir adamın bana doğru yaklaştığını fark ettim.
Ve bir diğer fark ettiğim şey elindeki şırıngayla bana doğru ilerlemesiydi. O an korkuyla arkaya doğru ilerlerken ne yapmam gerektiği konusunda şaşkın olduğum için aklım durmuş ve her normal insanın yapacağı şeyi yapmıştım. Önümde döndüğüm gibi ileri doğru atılmıştım ama bir anda kolumdan tutulup geriye çekilince bir anda ayağımla adama tekme atmış ve onu birkaç adım geriye yalpalanmasını sağlamıştım.
Hemen sonra ise ayağımdaki topuklu ayakkabıdan hemen kurtulup ileriye doğru koşmaya başlayacağım anda ayağımdan adam tutunca hızla öne doğru dengemi kaybedip düşmüştüm. Sert düşüşümü engellemek adına hızla ellerimi öne çekmiş ve pat diye kollarım bedenimin altına kalkacak şekilde yere düşmüş alnımı zemine çarpmıştım. Aldığım sert darbe yüzünden bir anda görüş alanım kararmış, her yer dönmeye başlamıştı. O an doğrulamaya bile fırsat bulamadan bir anda ensemdeki yakıcı acıyla gözlerim kendiliğinden kapanmıştı. Sonrasıysa karanlık ve acı dolu anlardı.
𓆩 ༺☆༻ 𓆪
Kubat Alphan Kahir ...
Zaman ansızın bizleri yok edebilmek adına bir avcı kapana kısılmasını istediği avın yakalanması için zaman kolluyordu. Beklenmedik bir anda saldırmak için. Ve bu an çok yakın bir zamanda gerçekleşmişti. Davet alanına ayak basınca adamlarımdan birine Ronay'ın gelip gelmediğini sormuştum ve çoktan geldiğini haber vermişti. Bunu duyunca hemen kutlamanın yapılacağı salona doğru ilerlemiş ve kapının girişinde durmuş onu aramıştım.
Gözlerim etrafı tararken onu bir masada babasıyla konuşurken bulmuşum. Hararetli konuşmaları hiçte iyi bir şeyi konuşmadıklarını belli ediyordu. İçeriye girip Ronay'ın yanına gidecekken birden telefonum çaldı ve o an dikkatim aniden çalan telefona kaydı. Telefonu açıp kimin aradığına bakınca dedemin aradığını gördüm. Telefonu kulağıma dayayıp, dedemin konuşmasını bekledim. Ama konuşan kişi o değil Eşref 'ti.
"Acil buraya gel Kubat. Dedeme pusu kurmuş bu şerefsiz koruması vurup terk etmiş. Davet alanının arka tarafında bulunuyoruz." demişti Eşref ve o an kalbimden bedenime yayılan korkuyla ne yapacağımı bilememiş birkaç dakika duyduğumu sindirmeye çalışmıştım. İdrak edince yavaşça arkamı dönmüş ve olduğum yerden ayrılmıştım. Koşar adımlarla Eşref 'in dediği yere ulaşınca çoktan gelen ambulansa dedemin konulduğu anı görmüştüm.
O an olduğum yerde dururken birden Eşref karşımda dikilip konuşmuştu.
"Hemen hastaneye gitmemiz gerekiyor. Durumu ağır dedi gelen ambulans görevlisi." diyen Eşref' e boş gözlerle bakmıştım. O an sesi kulağımda boğuk bir yankı yapıyordu. Birkaç kere adımı zikretmişti ve o an kendime gelip aklıma gelenlerle hemen arkamdaki korumama baktım. O an yakın korumam ne istediğimi anladı ve birkaç korumaya dönüp konuştu.
" Ronay hanımı hemen malikaneye götürün. Geri kalanlar bizimle hastahaneye gelsin ve haber verin hastahaneye daha çok adam gelsin." demesiyle hızla olduğum yerden harekete geçtim. Otoparkta bulunan aracı getirdikleri anda ben şoför koltuğuna geçerken, Eşref 'de diğer tarafa geçmişti. Anında arabayı çalıştırıp giden ambulansı takip etmeye başladım. O sırada aklıma gelenleri sordum.
"Sen nasıl öğrendin dedemin durumunu?"diye sorunca hemen cevap verdi Eşref.
" Yalnız kalmak adına arkaya çıkacağım an birden ne göreyim bu şerefsiz olacak dedemin koruması Hasan aniden onu arka tarafa çekti. Dedemin acelesi vardı. Sanki bir şey öğrenmiş ve bu yüzden oraya acele bir şekilde gitmek istiyordu. Bende merak ettim onları takip ettim. Aramızda çok mesafe vardı. Ne kadar koştur koştur gitsemde ben arka tarafa çıkar çıkmaz Dedemi yerde vurulmuşken gördüm. O kansız Hasan 'sa ben geldiğimde araca binip uzaklaşıyordu. Silahım yanımda olmadığı için herhangi bir şey de yapamadım. O an direk dedemin telefonu alıp ambulansı aradım. Sonra zaten seni aradım. "diye uzun uzadıya endişeli bir halle bunu anlatınca Eşref sessiz kalmış ve o an aklıma düşen senaryoları düşünmüştüm.
Çoktan ana yola çıkmış ve gitmemiz gereken hastaneye doğru ilerlemeye devam ediyorduk. Bu sırada beni arayan yakın korumam Kadir 'in aramasını açmış ve diyeceklerini beklemiştim.
"Kubat Bey etraftaki kamera kayıtlarını incelemek başladık. Arkadaşlar mobese kayıtlarına da bakıyor o bunu yapan kişi bulacağız." dediği anda kulağıma yaslı olan telefonu hoparlöre aldım.
"Bunu yapan Hasan piçi onu bulun ve bizim depolardan birine götürün." demiş ve hemen yüzüne kapatmıştım. Gerisini sonra halledeceğim.
Yarım saat sonra hastahaneye varınca araçtan inmiş ve hemşireler tarafından içeriye götürülen sedye üzerindeki dedemi takip etmiştik. Eşref ve ben sessizce olup bitenleri anlamaya çalışırken Eşref 'in kaygılı ve korkulu halleri beni şaşırtmıştı. Onun bu kadar dedeme düşkün olduğunu sanmıyordum. Çünkü dedem her daim onu kınar ve benden kayırırdı. Buna rağmen ona olan bu düşkünlüğü beni mutlu etmişti. Çünkü dedem konusuna ona sonsuz bir güven duyacağımı öğrenmiş olmuştum.
Bir saate yakın hastanede durmuştuk. Ameliyata alınan dedem kan kaybı sebebiyle acil kana ihtiyacı olmuştu ve burada imdadına Eşref yetişmişti çünkü ikisi de aynı kan grubundaydı. Eşref kan vermek için yanımdan ayrılıktan sonra yeniden adamım olan Kadir 'i aramıştım.
Telefonu açınca direk konuşmuştum.
"Adamı buldunuz mu?" diye sorunca hayır yanıtını istemeyen bir halde, direk karşı taraf istediğim cevabı vermişti.
"Adamı bulduk Kubat Bey hatta yanındaki adamları da aldık depoya götürdük. Kimin onu tuttuğunu öğrenip sizi öyle aramayı düşünüyorduk." diyince memnuniyetle o an görmeyecek olduğunu bilmeme rağmen kafamı salladım aşağı yukarı. Sonra aklıma gelenle birden gözlerim merakla sarmalandı.
" Ronay nerede şu an? "dedim çünkü eve gitmişse çoktan buraya gelmesi lazımdı şu sevimsiz korumalarıyla. Ben bunu düşünürken birden karşı tarafta çekingen bir ses yankı yaptı.
" Kubat Bey nasıl diyeceğimi bilemiyorum ama öğrendiğim kadarıyla Ronay hanım kutlama yerinde değildi. Adamlar onu bulamadı. Hatta korumaları Asaf ve Aysar ortalıkta yok. Üçüde bir anda kayboldu ortalıktan. Şu an nerede olduklarını araştırıyorum haber alınca size öyle söyleyecektim. "dediği anda vereceğim tepkiden açıkça korkan bir sesle.
" Kadir karım kayıp diyorsun ve bunu söylemeyi yeni mi akıl ettin? Bana karımı bul! Nerede olduğunu hemen bilmek istiyorum. "demiş ve suratına telefonu kapatıp hızla olduğum yerde Ronay 'ı cepten aramıştım. Ben onu ararken birden karşımda Eşref dikilmiş ve bana ne yapıyorsun dercesine bakmıştı. Olduğum yerde aklıma gelen kötü ihtimaller yüzünden sinirden sol elimi yumruk yapıp duruyor, düzensiz nefeslerim arasından sakinleşmek için çabalıyordum.
"Ne oldu neden bir anda sinirlendin sen?" dediği anda yanıt vermeyince tekrar Ronay 'ı aradım. Kimi aradığımı fark edince kaşları çatıldı.
"Cevap vermiyor Ronay. Kadir onu kutlama yerinde bulamamış ve şu sevimsiz korumaları da yok ama diğer korumaları davet alanındaymış." dedim olan biteni kısaca aktarırken. Nedense içim rahat değildi ve bunun sebebi neydi bilemiyorum.
"Belki duymuyordur telefonunu ben bir ikizleri arayım." dedikten sonra Eşref telefonu cebinden çıkarıp birkaç adım benden uzaklaştığı anda bende malikaneyi aramıştım. Birkaç dakika sonra telefonun diğer ucundan çalışan kızın sesini duyunca direk konuşmuştum.
" Ronay evde mi? "diye kısaca sorunca hayır yanıtı alır almaz direk suratına telefonu kapatıp, bu seferde Asım Beyin evindeki adamımı aradım. Eğer orada değilse onların kulağına gitsin istemiyorum. Meraklanırlar diye değil mutlu olurlar diye söylemek istemiyorum. Ronay her neredeyse bir an önce ortaya çıkmasını istiyorum. Ona bir şey olmaması için dua edip duruyordum. Bir yandan dedem bir yandan karım tehlikedeydi ve bu beni çaresiz bırakıyordu.
Adamı aradığım anda orada olamadığını anlayınca göğsümde bir ağrı belirdi. Neredeydi bu kadın? Endişeli halim mantıklı düşünmemi engelliyordu. Eski Kubat olsaydı karşımda bana alaycı bir gülümsemeyle bakar ve saçma bir evlilikle bir araya geldiğin karının canı için mi bu kadar endişe duyuyorsun diye yakınırdı ama ben eski Kubat değilim ve yaşadıklarım sebebiyle artık geçmişteki adam olmak gibi bir düşüncem yok.
Ve şu an Ronay eğer güvende değilse ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Çünkü ilk kez bu duyguyu yaşıyorum ve bu ne illet bir şeymiş yeni fark ediyordum. Onun canının yandığını bile düşünmek bir şeylerin benden kopup gitmesini sağlıyordu. İçeride hayat mücadelesi veren dedemin varlığı beni güçsüz düşüyordu. Elimden bir şey gelmemesi daha çok kahrolmamı sağlıyorken birde Ronay'ın olmayışı beni deli ediyor, kalbimde bir sızı yüzünden kendimi suçluyordum.
Onu koruyamadığım için daha çok kendime yükleniyor ve kendime üst üste yumruk atma isteğimi doğuruyordu. Biraz ileride bulunan sandalyeye doğru ilerleyip oturdum. Dirseklerimi usulca dizlerime yaslayıp, iki elimin arasına başımı alıp, başımı yere doğru eğip öylece olduğum yerde çaresizce durdum. Dedemden bir haber alamadığım için içim içimi yiyor onu kaybetme ihtimali beni yakıp geçiyordu. Bir yandan da Ronay'ın ortalıkta olmayışı beni endişelendiriyor ve iyi olduğuna dair kendimi telkin etmeye çalışıyorum ama sanki bu yönden kendimi kandırıyor gibi hissediyorum. Gerçekten ondan bir haber gelmediği sürece iyiyi düşünmek bana yasaktı.
O an aklıma gelince tekrar Kadir 'i aradım. Ben Kadir' ararken o sırada ameliyathaneden dedemin doktoru çıkıp gelmişti. Bana doğru gelince olduğum yerden hızla kalkıp güzel haber vermesini umarak yüzüne baktım.
"Ali Beyin durumu gayet iyi kurşun şu an yoğun bakımda tutulacak. Bilinci kendine gelince normal odaya alınacak. Geçmiş olsun." dedikten sonra yanımdan geçip gitmişti. Doktor gidince direk diğer hatta bekleyen Kadir geçmiş olsun dileklerini iletip sonrasında konuşmaya başlamıştı.
" Kubat Bey adamları kimin tuttuğunu öğrendik. Geçenlerde girdiğiniz ihaledeki rakip firma olan Yezir ailesinin tuttuğu adamlar bunlar." dediğinde Kadir o an bakışlarıma yerleşen büyük bir intikam hırsı yavaşça zihnimdeki tüm acımasız sonları bir bir planladı.
" Peki şimdi bu kalsın bunu halledeceğim sonra. Ronay nerede bulabildin mi? Aradım ne malikanede ne de babasının evinde. Bana karımın nerede olduğunu bulmamışsan ben gelmeden kendi cezanı kendin kes." dediğimde açık açık ona olumsuz bir cevap istemediğimi belli ederken. Telefonun diğer ucundan onun tekrar konuşmasını duyunca yüreğime oturan o ağırlık nefesimi kesmişti.
" Kubat Bey tüm kamera kayıtlarını ve mobese kayıtlarına baktık ve Ronay Hanımı birkaç adam tarafından kaçırıldığını ve şehrin dışına götürüldüğünü gördük. Şehrin dışında kamera olmadığı için çoğu adamı gönderdim ama tam olarak nereye bakmamız gerekiyor bunu bilmiyoruz ve bu zaman kaybetmemizi sağlıyor. "diye konuşmuş ve bana şok dalgası yaşamamı sağlatmıştı. Ne demek Ronay yoktu ve kaçırılmıştı. Kim onu kaçırmıştı? Nasıl ve neden? Ondan ne istiyordu kaçıran kişi?
" Hemen olduğun yerin konumunu at oraya geliyorum. Ve hastaneye en iyi adamları gönder. Dedem uyandı ve odasının kapısına adam dik. Doktor dışında kimse odaya girmesin. Ve bana o ikizleri bul. Nasıl karımı gözden kaçırdıklarını bana söyleyecekler." demiş ve telefonu kapatıp olduğum yerden harekete geçmiştim ki koşar adımlarla bana doğru Eşref gelince durumu bildiğini anladım. Bakışlarımı o da benim onu fark ettiğim gibi fark etmişti.
" Durumu yeni öğrendim. Ronay kaçırılmış ve bu çok planlı bir şekilde yapılmış. İkizler kamera kayıtlarını izlemiş ve Ronay 'ın kaçırıldığını öğrenir öğrenmez onun ardından gitmişler ama sonradan onları kaçırmışlar. Şimdi kaybolduğu yerde adamlarıyla Ronay' ı arıyor. Ben arayınca durumu anlattı ve sana haber vermemi istediler. "dediği anda elimdeki telefonu sinirle duvara fırlatıp, yüksek sesle konuştum.
" Karımı kim kaçırmışsa dünyayı ona dar edeceğim. Onun kılına zarar gelmişse onu canlı canlı yakacağım. "demiştim sesimdeki acımasızlıkla. Bakışlarıma yerleşmiş yok etme arzusuyla. Yavaşça olduğum yerden Eşref 'le ayrılıp, otoparkta bulunan aracıma geçmiş, Ronay'ın adamlarının attığı konuma doğru ilerlemiştik. Bir yandan da adamlarımı arayıp oraya doğru gitmelerini emretmiştim. Biran önce Ronay 'ı bulmak ve onu içinde olduğu durumdan kurtarmak istiyordum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |