
"Yanmış ruhum küle dönüyordu salise salise.."
Kendime ağlayasım geliyor bazı anlar; sebebi yaptığım hatalar yüzünden ve bu hataların çıkılmaz yollara sapması yüzünden. Belki de bu hataları devam ettirmek yerine bunlara bir son vermem gerekiyordu ama ben bunu yapmadım. Tam tersi bu hataları sürdürmeye devam ettim umursamazca. Bu hatalar yaşamım oldu. Bu hatalar yalanlarım oldu. Bu hatalar yarınlarım oldu. Ve ben bunlardan kopamadım.
Kendime kızasım geliyor bazı geceler; her daim ne yapmaya çalıştığımı görmezden geldiğim için. Her şeyi gerçekçi kimliğimle yapmadığım için. Neye dönüştüğümü umursamadığım için. Kim tarafından bu hayata sürüklendiğimi unutmaya çalıştığım için. Nereye doğru gideceğini göz ardı ettiğim için.
Kendime gülesim geliyor bazı sabahlar ; umut etmeyi bırakmadığım için. Her şey çok güzel olacak düşüncesi hiçbir zaman zihnimden çıkmadığı için. Ve sevginin bir gün benide bulacağına dair olan o zavallı kalbim için. Çünkü anlamıyorum ya da anlamak istemiyorum hiçbir zaman istediğim o hayali gerçek kılacak o kişiyi ne bulmayacağımı ne de o sevginin bana ait olacağını. Bunların gerçekliğini yok sayıyorum. Ama bilmiyorum ki bir gün tamda bu düşündüğüm şeylerden darbeler alıp, darmadağın olacağımı.
O gün gelince beni iyileştirecek hiçbir sebep kalmayacak elimde. Belki de bu canımı yakacağı için yalanlara sıkı sıkıya sarılmış ve doğrulardan kaçışmıştım. Ne acizlik ama değil mi?
Milyonlarca kez hataya düşüp durdum. Ve bu hatalar hep yaşamımla ve verdiğim kararlar hakkındaydı. En tuhaf yanı ise bunları hiç ara vermeden yapıp durmamdı. Aldığım dersleri bile göz ardı etmiştim. Sırf hedefime varayım diye. Sırf o yaşamı elde edeyim diye. Elde ettimde ne oldu? Koca bir saçmalık ve hiçlik dışında bana şu ana kadar hiçbir şey sunmadı bile.
Milyonlarca kez yalnızlığa savruldum. Çünkü insanlardan uzaklaştım. Hislerden arındım. Yalnızlığı tercih ettim. İhanete karşı, acıya karşı, hüsrana karşı. Bunların benden uzak olması içindi her ne yaptıysam. Bundandı yalnızlığa hızla savrulup durmam. Belki de olmam gereken kişi buydu belki de bulunmam gereken yer buydu.
Ve sonsuz kez hüsrana uğradım güvenim zedelendi durdu. Hep aynı yerden hep aynı kişiden. Çünkü ona göstermiş olduğum müsamaha bana dert oldu, bana acı sundu. Bana kan kusturdu. Beni yakıp geçti. Ve beni darmadağın hale getirdi. Bunu aslında o değil ben bana yapmış oldum bu sayede.
İnsan saklanmak ister ya, her daim gerçeklerden, yalanlardan, sahte kişilerin varlığından... Ben ise aslında tam tersini yaptım. Gerçeklerden kaçıp, yalanlara sığındım. Dürüst insanlardan kaçıp, yalancı insanlara güvendim. Çünkü aşina olduğum şeyler iyi olanlar değil, zarar veren kötü şeylerdi. Onları biliyorum, alacağım darbeyi biliyorum. Ama ben doğruyu bilmiyorum. Ben dürüst kişileri tanımıyorum. Ben gerçekleri değil bana sunulanları biliyorum perde arkasında saklı onları bilmedim hiç görmedim hiçbir an.
İşte bunun için doğru yolu değil dolaylı yolu tercih ettim. O yoldan ilerlemeye karar verdim. Bu yollarda alacağım yarayı bilmeme rağmen. Bu yollarda mücadele edeceğim gerçeklere rağmen. Bu bir tercih değil bir kaçıştı.. Çünkü ben hep hayatımda bir şeylerden kaçıp durdum. Korkularımdan kaçtım, hislerimden kaçtım, düşüncelerimden kaçtım, hayallerimden kaçtım, geçmişimden kaçtım.
Asıl ben kendimden kaçtım. Hiç dönmemek üzere. Hiç arkama bakmamak üzere hemde. Ve şimdi kaçtığım her şey bir bir önüme çıktı. Ve ben bunlardan nasıl kaçmam gerek kestiremiyorum. Çünkü aynı mücadele gücünü kendimde bulamıyorum onları çoktan yitirdim bile ben. Bir kere dönüp bakmayacağımı bildiğim için zihnime kazımadım. Onları unutmayı tercih ettim. Ve bu kendime yaptığım ikinci acımasızlıktı.
Zihnimin acılarının izlerinde neler gizli tutuluyor bilemesiniz. Zihnimin acılarında ne ölümler saklı, ne kayıplar gömülü ve ne hisler tutsak... Hepsi ben tarafından mahkum edildi ve onlara özgürlüğü değil tutsaklığı sunuyorum. Sırf açığa çıkıp, canımı yakmasınlar diye onları unuttum sayıyor, onları kilitli kapılar ardında saklıyorum. Onları yalnızlığa itiyorum sırf onlar beni yalnızlaştırmasın diye. Yoksa benim sonum onlardan daha beter hale gelecek. Ve böyle bir son istemiyorum.
Çoktan hastaneyi terk etmiş ve araçta malikaneye doğru ilerliyorduk. Araçta ben ve ikizler vardı. Bir düzüne adamda bizleri arkadan takip ediyordu. Bu olaydan sonra daha çok adam tarafından korunmaya başlanmıştım. Sırf bunları yapanlar bir daha böyle bir tuzak kurmasın diye. Çünkü istediğini gerçek kılmamıştı ve bunu bir daha yapmamak için bir sebebi yoktu. Yani ölüm bana çok yakındı aslında her zaman olduğu gibi.
Araba sonunda malikanenin bahçesine geldiği an aracın durmasını beklemiş, durduğu anda hızla araçtan çıkmış ve malikaneye geçmiştim. Çalışan kıza kimsenin beni rahatsız etmemesini söylemiş hemen ardından odama doğru geçmiştim. Odama geçince önce duş almış ve üzerimdekileri değiştirip, biraz yalnız kalmak istediğim için çalışma odama geçmiştim. Çalışma odama geçince ilk önce ikizlerden o gece kaçırıldığım anın videosunu istemiş, ilk başlarda vermemek için diretselerde sonunda istediğim olmuştu.
Neredeyse birkaç kere başa sara sara izlemiştim O anları izlemek ve yaşamak benim için çok zordu ama bunu şu an düşünemezdim. İlk önceliğim aslında bana bunu yapan kişiye ulaşmaktı. Biliyorum herkes şu an onu arıyor olmalı ama kimse benim kadar o ana şahit değil.
Eminin ki bu adam çok yakınımda olan biri. Yoksa neden direk kaçırmak için imkanı varken beni bayıltmayı tercih etti. Eminim ki çok iyi biliyor yakın dövüş konusunda iyi olduğumu. Bunu göze almadığı için direk iğne yöntemi ile beni alt etmek istedi. O an zihnimi zorladım ona dair bir konuda ama hiçbir şey gelmedi. Sanki her şey parça parça ve benim buna ulaşmam için ipuçlarına sahip olmam gerekiyor. Eminim ona da yakında ulaşacağım. Telefonu elime alıp ikizleri çalışma odama çağırdım.
Burası benim odam olduğu için ne bir güvenlik kamerası ne de dinleyici bulunuyordu. Yani burada olan burada kalırdı. Dakikalar sonra ikizler içeriye girince hemen masamın önündeki tekli koltuklara geçtip oturdular. İkiside oturduğu yerde sessizce duruyor benim konuşmamı bekliyordu. O an önce Aysar 'a sonra Asaf' a uzun uzadıya baktım. İkisi gergindi ama bu bir şeyler sakladıkları konusunda değil benim yapacağım şeyler hakkındaydı.
"Hasan denilen adam kimin adamı olduğunu öğrendiniz mi?" diye düz bir sesle soru sormam ilk an ikizlerim birbirine bakıp, aralarında küçük bir bakışma yaşamasına sebebiyet verdi.
"Evet bulduk bulmasına da bunu neden sordun? Yoksa o seni kaçıran adamın da Hasan 'ı tutan adam olduğunu mu sanıyorsun?" dedi Asaf nereye varmak isteğimi açıkça söylememi isterken. Asaf çatık olan kaşları altından bir bana birde kardeşine bakıyordu.
"Sanmıyorum ama bunu sormamın bir sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum." dedim ve duraksadım kısa bir süre çünkü o an aklıma başka bir şey geldi. "Hâlâ adamın kimin tuttuğunu söylemedin?" diye direttiğim anda Asaf pes etmiş bir şekilde omuzlarını düşürdü.
"Kubat canıma okuyacak. Bu konuya senin karışmamanı tembihledi." diye çaresizce konuştu. Asaf 'ın korkusu aslında Kubat'ın öfkesini üzerine çekmemek adınaydı. Rahatça yaslandığım sandalyeden hafifçe doğrulup, iki kolumu masaya yaslayıp, başımı yana doğru hafifçe eğdim.
" Bu konu benimle alakalıyken içerisinde olmamamı istemesi garip olur. O adamı kendi bulmak istiyor, ne için istediğini biliyorum ama onun şu an amacı dedesine zarar veren adamı halletmek. Benim işime karışmasın. Bu benim meselem çünkü. Ve buna kimse dahil olmayacak. "demiş ve sınırları belli etmiştim." Bu arada Eşref nerede? Beni ziyarete gelmedi bile. "diyince nesne gelmemiş olması konusunda düşündüm. Beni suçlu bulamadığını biliyorum. Çünkü plandan ona bahsetmiştim. Ve bu işte benim parmağım yoktu bunu biliyordu. Fakat nerede olduğunu merak etmiştim.
" Şu an zaten bu tuzağı kuran adamın peşinde. Adam onun varlığını öğrendiğimizi anlayınca tüydü hemen ve bunu öğrenince Eşref adamlarını da alıp onun peşine düştü. Yakında adamla beraber gelir." diye açıklama yapan Aysar 'a anladım edercesine kafamı salladım.
"Adam gelince haber edin. Onunla tutulduğu yerde konuşmak istiyorum. Bakalım bu ölüm tuzağı ne yüzündenmiş? Belki de kendi ölüm zanlımı bulurum bu sayede." dedim ama pek itimadım yoktu çünkü bu kişiler farklıydı. Eğer aynı olsa beni direk orada vururlardı aynı Ali Bey gibi. Bana yönelik planları çok ayrı bir şeydi. Sebebini ve bunu yapanı bulmak istiyorum ve yakında bulacağımı düşünüyorum. Bu kişi çok yakınımda eminim ve onu ne pahasına olursa olsun bulacağım. Çünkü ben onu bulmasam o beni tekrardan öldürmek isteyecekti.
Ve şimdi sıra bana geçti. Öldürücü darbesi maalesef beni yok etmedi ve sırada ben tarafından bulunup imha edilme zamanı gelecekti.
"Adamı bulunca ne yapmayı düşünüyorsun?" diyen Asaf 'a bakmadan cevapladım. Bakışlarım dalgındı, zihnim ise içerisinde bulunan kaosu durdurmuş ve sakindi.
"Bana yaptığının aynısını yapacağım ama daha acılı bir şekilde ölüm onu bulacak." diye acımasızca konuşmuş ve sonra birkaç mesele hakkında daha konuştuktan sonra ikizler odadan çıkmıştı. Bende bulunduğum yerden ayrılmadan, burada bulunan çift kişilik koltuğa geçip uzanmış, hâlâ yorgun olan bedenimi ve zihnimi dinlendirmek istemiştim.
O sırada birkaç mesaj gelmişti Kubat 'tan. Onları okumama rağmen ona bir cevap vermemiştim.
Kubat : Eve vardığını haber etti adamlar. Neden odanda dinlemek yerine çalışma odana geçtin? Üstüne üstlük kendi sevimsiz korumalarını yanına çağırmışsın. Ronay dinlenmene bak ve bırak bu meseleyi ben çözeyim. İnat etme ve bir kere olsun bana güven. Sana ve dedeme yapılan şeyin bedelini ödeteceğim kim bunu yaptıysa. Bir seferliğine olsa da bana güven ve bu işin peşine düşme. Ben yapılması gerekeni yapıp, cezayı ben keseyim. Lütfen sözümü dinle ve kendini tehlikeye atma. Geride dur ve senin için bir şey yapmama müsaade et.
Bu cümleleri okuduktan sonra bu meseleyi içselleştirdiğini anladım. Amacı sadece racon kesmek değil ailesine yapılan şeylerin bedelini ödetmekti. Bunu anlıyorum ama böyle sessizce olduğum yerde duramam ve bir şey yapmadan kendimi alıkoyamam. Maalesef Kubat'ın dinlemeyecek ve kendi bildiğimi okuyacaktım. Çünkü bu zamana kadar her sorunu kendi başıma hallettim. Kimseden yardım almadan. Buna gerek duymadan. Şimdi de aynısını yapacak ve bu işi kendi usulüme göre halledeceğim. Ve bir kez daha kimsenin bana böyle bir tuzak kurmaması için güzel bir göz dağı verecektim.
Telefondan ikizlerle olan guruba girip, tüm düşmanlarımın o gece nerede, ne yaptığını ve bu işle bir bağlantılarının olup olmadığını sorgulamalarını istemiştim. Onlar bunu bulana kadar bende az sa olsa dinlenir ve sonra yapmam gereken şeye odaklanırdım.
İntikamımı almaya...
Uyanmamı sağlayan şey çalınan kapıydı. Usulca olduğum yerde doğrulamaya çalışıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. Gözlerim etrafı yoklayınca çalışma odamda uyuya kaldığımı anladım. Ve içerisi çoktan karanlığa gömülmüşken kapının arkasından çalışan kızın sesini duydum.
"Ronay hanım." bana seslenmesiyle yavaşça uykudan açılmayan gözlerim kapalı haldeyken boğuk ve kısık sesimle konuştum.
"Evet ne oldu?"dediğimde cevap almam gecikmedi.
" Akşam yemeği için geldim. Kubat ve Eşref bey gelmeyeceklerini arayıp haber verdiler. Kubat bey özellikle bana yemeklerinizi aksatmamanızı tembihledi. Uzun zamandır içeride olduğunuz için uyuduğunuzu anladım ama ilaç saatiniz geçiyor onun için sizi uyandırdım. Yemek hazır nerede yemeği salonda mı yersiniz yoksa çalışma odanıza mı getireyim? "kurduğu bu uzun cümle son bulunca derin bir nefes aldım.
Hâlâ tam olarak dinç bir zihne sahip olmama rağmen buraya getirmesini istemiştim. Çalışan kız gidince bende olduğum yerden yavaşça harekete geçtim. Eminim ki kapı kilitli olmalı yoksa çoktan tepemde bulmuştum onu. Yavaş olan adımlarım kapıya ulaşınca kapının kilidini açıp kapıyı aralık bırakıp, arkama döndüğüm gibi tekli koltuğun olduğu tarafa geçtim. Birkaç dakika sonra kız gelmiş ve tepsiyi önümdeki küçük orta sehpanın üstüne bırakıp çıkmıştı. O çıkınca yemeğimi yemeye başlamıştım.
Aç olduğumu, önümdeki yemeklere baktığım an fark etmiştim. Yemeği yedikten sonra ilaçlarımı içmiş ve önümdeki tepsiyi bırakmak için mutfağa doğru gitmiş, mutfak tezgahına bırakıp, gerisin geri çalışma odamdaki telefonu alıp, bahçeye çıkmıştım. Bahçeye çıktığım anda ikizlerin beni görünce oldukları yerden ayrılıp bana doğru gelmelerini sessizce beklemiştim.
İkizler yanıma gelir gelmez iki yanımdaki yerini almış ve benimle birlikte bahçede yürümeye başlamıştı lar. Gideceğimiz rota belliydi. Kendi serama doğru ilerlemeye başlamıştım.
"Nasılsın sorularıyla seni bunaltmak istemiyorum ama şu an ne halde olduğunu merak ediyoruz. Zor bir şey yaşadın ve bunları kolayca sindirmek kimse için kolay değil. Bence bu konuda içine kapanmak yerine biriyle konuşabilirsin." diye kendince öneride bulunan Aysar 'a yandan bir bakış attım.
İyi olmamı istediğini biliyorum ama şu an dinlenme zamanı değil harekete geçme zamanı. Birilerinin desteğini almamı istiyor olduğunu anlamak zor değil. Zaten alacağım ama bu güvendiğim, her şeyimi kolayca ifade ettiğim biri ve yakında onun yanına gideceğim bu olanları halleder halletmez.
"Merak etmeyin kısa bir kaçamak yapacağım ve bu sırada geri dönünce iyi olduğumu anlamış olacaksınız. O zamana kadar bunu geri plana atmam lazım. Önemli olan şu an bana yapılan bu tuzağı kimin yaptığını bulmak. Sonrasını sonra halledeceğim." dedim daha fazla bu konuda üzerime gelmelerini istemediğimi açık açık belli ederken.
" Şu an sana sunacağımız bir şey yok çünkü adam kimse bu işi gayet temiz bir şekilde halletmiş. Buda bizi profesyonel biri olduğu kısma götürüyor. Yani çoğu kişinin böylelikle elenmesini sağlıyor. Bu kadar temiz çalışıp arkasında iz bırakmayan tam tamına on düşman aile var. Şimdi rotayı onlara çevirdik. Sırasıyla hepsini gözlemliyoruz. Bakalım kim kendini belli edecek? "dediğinde Asaf bu cümlesi sadece sessizce olduğum yerde başımı sallamamı sağladı. Zaten hemen bulunmasını beklemiyordum. Çünkü bunu yapanın bu konuda uzun uzadıya düşünüp durduğu aşikar. Benim merak ettiğim şey hiç iz bırakmaması.
Bir şekilde onu bulmak istiyorum yoksa yeni bir tuzak içerisine çekilmemem kaçınılmaz olur. Ve bir daha böyle bir şey yaşamak asla istemiyorum. Kafama sıksalar daha az acılı ve hızlı olurdu.
Sonunda seranın kapısına varınca kapının önünde durup yönümü beni arkamdan iki adım geride takip eden Asaf 'a çevirdim.
"Kubat buldu mu peki kaçan adamı?"diye sorunca evet anlamında başını salladı." Peki nerede tutuluyor? "diyince Aysar kararsız haliyle ikizine bakıp bunu cevaplamasının doğru olup olmadığını ona hatırlatmaya çalışınca Asaf, benden çektiği bakışlarını ona çevirince ikisi kısa bir saniye bakışıp dururken bunu sonlandıran benim sesim oldu." Benden bir şey saklarsanız Kubat 'a kalmadan ben sizi ortadan kaldırım haberiniz olsun." Bu açık açık tehdidim onların yaşadığı ikileme aniden çözüm oldu.
"Tamam bari bizim söylediğimizi anlarsa bizi Kubat' tan koru bari. Zaten açığımızı arıyor adam bizi öldürmek için." dediği sırada Aysar ani bir şekilde onun cümlesine cevap verdim.
"Hadi ama Kubat'ın dikkati hep sizin üzerinizde olacak çünkü, diğer adamlar gibi ona bağlı olmadığınız için sizi öldürmek en büyük arzusu ve bunu engelleyen benim varlığım. Yani demem o ki beni aradan çekmeyin, ya da buna sebep olmayın. Böylelikle aranızda bir kalkan görevi göreceğim. "dediğim anda ikisi de bu kurduğum cümlenin altındaki gerçeği anlayınca bana karşı gelmemelerini anlamış oldu.
" Bizim eski depoda tutuluyor ama deponun etrafında çok fazla adam var. Geldiğini direk görüp haber verseler. Sen daha içeri girmeden Kubat mani olur sana o an." diyen Asaf 'a tehlikeli bir gülümsemeyle baktım.
"Haberi olmasa bunu nasıl bilecek ki?" dediğim anda uzun bir aradan sonra ikiside bu tehlikeli gülümsememi görünce korkmak yerine sevindi çünkü az da olsa eski benden izlere rastladılar.
"Tamam gidelim bakalım." diyen Asaf 'a kardeşi iç çekerek bana döndürdü bakışlarını.
"Ne zaman gidiyoruz? Şimdi deme kalp krizi geçiririm şuracıkta." Aysar' ın bu söylemine sadece gülümsedim. Aysar aramızda en gergin, en evham sahibi kişiydi. Genellikle bu üçlü grup arasında en deli dolu olan ben sonra Asaf 'ken bizim tam zıddımız olan Aysar daha çok her şeyin önünü ardını düşünen biriydi ve onun bu kişiliği çoğu konuda bizi belalardan korumuşluğu vardı.
"Meral etme Aysar şimdi değil sabah gidiyoruz. Ona göre siz hazırlıkları yapın, ben şimdi serada zaman geçireceğim. "cümlem biter bitmez anında ikizler yanımdan ayrılmış giderken bende seraya geçip, biraz aklımın dağılması için çiçeklerimle ilgilenmeye başladım.
─⊹⊱☆⊰⊹─
Dün gece serada geç saatlere kadar oyalanmış, gece çok geç saatlerde malikaneye geçip direk odama geçmiştim. Zaten geldiğim gibi direk uyuyakalmıştım. Uyandığım an sabahın erken saatleri olduğunu görmüş ve yataktan çıkıp, duş almış ve hemen sonra giyinip oyalanmadan direk aşağı inmiştim. Kahvaltımı edip hemen sonrasında ilaçlarımı almıştım.
Ben daha malikaneyi terk etmeye kalkmadan Eşref 'in sesini duymamla masadan kalkmadan onun buraya doğru gelen adım sesiyle, benim burada olduğum öğrendiğini ve onun için buraya geldiğini anlamıştım. Yoksa direk odasına çıkıp, uyuyacağını az çok tahmin edebiliyorum. Eşref salonun girişinde görününce, tüm maskemi indirip, gerçek hislerimle ona baktım. Eşref bana doğru gelirken baştan aşağı onu inceledim. Epey uykusuz duruyordu. Hatta hâlâ o geceki takım elbisesiyle karşımda duruyor, iki gündür eve uğramadığı için baya dağılmış olduğunu görebiliyorum.
"Ronay." diye kısaca bana seslendiği anda ona dikmiş olduğum bakışlarımla karşılık verdim.
"Eşref baya yılgın bir halde olduğunu görebiliyorum. Bu koşuşturmaca seni hayli hayli yormuş anlaşılan. Neyseki adamı bulmuşsunuz." diyen cümlemi duyunca kafasını evet anlamında aşağı yukarı salladı. Bulunduğum masanın yanına gelince her daim Ali Bey 'in oturduğu sandalyeye oturup, masadaki bazı yiyecekleri yemeye başladı. Aç olduğunu da eklemeliydim tahminlerime. Doğru düzgün yemek yemediği için daha solgun duruyordu karşımda.
"Adamları bulmak bir yana bunu yapanı konuşturmak güç oldu. Adam sağlam çıktı. Ötmemek için baya direndi ama sonradan Kubat devreye girince adamın ruhu çekildiği için konuştu. Sana bir hatırlatma yengecim sakın Kubat 'ın işkence anına denk gelme çünkü o anlarda psikopat yanı ortaya çıkıyor. Bir an gördüklerimden sonra kusacaktım ama boş midem bana daha fazla acı çektirmekten başka bir işe yaramadı. Kubat' ın bu yönü ile karşılaşmak baya ağır geldi. "diye en son cümleyi kendi kendine söyleyince o an ikizlerin neden Kubat ve onun işkence yönteminden ürktüğünü anlamış oldum.
" Kubat hastahaneyi kolay kolay terk etmez diye düşündüm. "sadece ağızdan laf almak istiyorum çünkü eminim bu konuda Eşref 'i de tembih ettiğini tahmin edebiliyorum. Zaten Eşref uykulu olduğu için neden bu soruyu sorduğuma kafa yormadı.
" Baktı adam konuşmuyor kısa süreliğine gelip gitti zaten. Şimdi hastahanede. Dedem akşama doğru taburcu olacak. O zamana kadar orada olur muhtemelen."dedikten sonra masadaki meyve suyunu boş bardağa doldurdu ve o sırada bir şeyler daha yerken konuşmasına devam etti." Bu arada sorup kötü hissetme diye sormak istemiyorum ama sormadan edemeyeceğim. Ne durumdasın? Biliyorum yaşadıkların çok ağır bir şey. Keşke zamanımda müdahale edebilseydik. Bu sayede bunları yaşamak zorunda kalmazdın." diyen Eşref yaşadığım olayın bendeki izlerini görmek için bakışlarını bana dikince sadece düz bir ifadeyle ona bakıyordum.
Çünkü acılarımı dile getirmeyecek kadar onları geri plana atmıştım. Şu an onları günyüzüne çıkarmak demek derim bir sarsıntı yaşamam demek ve bunu istemiyorum. Boş vermiş bir sesle konuştum.
"İyi olmaya çalışıyorum her ne kadar iyi olabilirsem." dedim çok fazla üstelemeden duygularımı. Eşref zaten halimden bunu dile getirmesi canımı sıktığını görünce yavaşça başını salladı ve bu konuyu kapatıp başka bir şey hakkında bahsetti.
"Her ne kadar Kubat senin adamlarını suçlu bulsa da ikizler seni bulmak konusunda çok iyi iş çıkardılar. Hızlı bir şekilde bu konuyu enine boyuna araştırıp, bizi olay yerine getirdiler. Adamların gerçekten tamda beklenecek korumalar. Seni sadece bir patron olarak görmüyor ikiside, bir kardeş olarak görüyor. Zaten bu samimiyetinizden belli oluyor. Kubat 'ı da deli eden bu ya. Onlara olan bağlılığını biliyor aynı onların sana olan bağlılığını bildiği gibi. Onlar varken kolay kolay Kubat' ı deli edebilirsin çünkü adamlar Kubat 'tan korkmalarına rağmen, onu sinirlendirecek şeyleri senin istemene rağmen yapmaktan kaçınmıyor. Yani hem korkuyorlar hemde senin emrinden dışarı çıkmıyorlar. "dediğinde bu cümleleri duyacağımı beklemiyordum.
Eşref' in de dediği gibi ikizlerle özel bir bağımız vardı ve bu bağın bozulmasını hiç mi hiç istemiyorum.
" Evet ama beni bazen deli ediyorlar. Yaramaz iki çocuk gibi oluyorlar bazen. "diye huysuz bir sesle konuşunca anında araya girdi Eşref.
" Evet ama sende onların bu özelliğinden pek rahatsız gibi değilsin. Ara sıra bu halleri seni baya baya güldürüyor, enerjini değiştiriyor. "diyerek bu gerçeği sununca sadece kafamı salladım. Kabul etmiş bir halde." Hem zaten çok aklı başında sakin tipler. "dediği anda Eşref bir anda ona öylemi dercesine baktım. Bana neden öyle gelmiyor ki? Ama yine de onlarla gurur duymuyor değilim.
" Hiçte bile değiller. "demiştim. Sonra zaten Eşref dinlemek için yukarı çıkmış bende malikanenin bahçesine geçmiştim.
Bahçeye gelince korumaların çoktan araçlar önünde durduğunu görmüştüm. İkizler ise ellerindeki kahve bardağından kahvelerini içerken bir yandan da sohbet ediyordu. Beni gördükleri anda ikisi de usulca olduğum alana doğru gelmeye başladı. Onların gelmesini sessizce beklemiştim. Yanıma geldikleri anda tam karşımda durmuşlardı.
"Bir günaydın demek yok mu?" diye Aysar alaycı bir tutumla konuşunca o an surat asmış ve hiç pas vermemiştim. Benim suratsız halime sadece bıyık altından bakmışlardı.
"Hayırdır gece gayet iyiydin yine ne oldu?"diye usulca soru soran Asaf 'a düz bir ifadeyle baktım.
" Sizden istediğim şeyleri yaptınız mı? "diye şart öne süren bir sesle konuşunca Asaf hafifçe kaşlarını çattı.
" Ne yani yapmasak bütün gün surat mı asacaksın? "diyen Asaf' ın bu cümlesi anında dik dik ona kalmamı sağladı.
" Bana uyar sorun değil. "diye birden Aysar konuştuğu anda ne diyorsun dercesine baktım.
Asaf ise Aysar ne yapmaya çalışıyorsa anında ona uydu.
" Aynen kardeşim bağırıp çağırmandansa surat asmana bende okeyim. "diyen hain Asaf 'a anında ayağımla dirseğine tekme attım. Bunu beklemediği için kendini tekmemden kurtaramadı ve aniden yüzünü buruşturdu acıyla." Kızım ne yapıyorsun ya! Giymişsin bilmem kaç santim ayakkabı, birde onunla vuruyorsun. Gaddarlığın da bir sınırı olmalı ama yok!" diye yükselince sesi aniden ona gözlerimi kısarak baktım.
"Sen bana bağırdın mı?" dediğim anda Aysar ondan önce davrandı.
"Hayır sen yanlış anladın." diye ortamın nabzını düşürmeye çalıştığı an ona sana da sıra gelecek dercesine işaret vermiş ve hemen elimdeki çantayı Asaf 'ın omzuna geçirmiştim.
"Bak bakayım bana! Bir daha o sesin yükselmeyecek bana! Yoksa ses tellerini mahvederim görürsün." diye açıkça tehdit edince Asaf kısık hoşnutsuz bir sesle özür dilemiş ve ben onlardan önce arabaya geçmiş ve onların da arkamdan gelmesini beklemiştim.
Sonra da araç harekete geçmiş ve sessizce, gideceğimiz yere kadar konuşmamıştık. Zaten ara sıra birbirimize attığımız öfkeli bakışlar konuşmanın yerini tutmuştu. Ben onlara yükselince onlarda bu verdiğim tepkiye karşı bir tepki vermişlerdi. Ara sıra anlamsız olaylarımız olurdu ve bu da onlardan biriydi. Ama benim aklıma gelen her daim bu ikizlerin bu tür olaylarda başıma açtığı sorunlardı. Umarım bugün de bunu yapmazdılar. Umuyorum ama şimdi bile aralarında bakışıp durmaları bana çoktan küçük hain bir tuzak kurduklarını gösteriyordu. Başım dertteydi ve umarım bugün çıldırma eşiğine beni getirmezlerdi.
Sonunda araç eski depoların önünde durunca camdan dışarı bakınca çoktan birkaç adamın deponun kapısında durduğunu gördüm. Kubat güvenliği çoktan sağlamıştı. Hatta depoların olduğu yerde güvenlik kameraları bulunuyordu.
"Kameralar şu anlık bize hizmet ediyor değil mi? Eğer Kubat 'ın erken haberi olursa istediğim şeyi yapamam." bunları dediğim anda Asaf düz, sakin bir sesle beni cevapladı.
"Şu an içerideki adamımız güvenlik kayıtlarını başında. Biz haber verene kadar o bizi kamera kaydından izlemeye devam edecek. Sonra zaten işimiz biter bitmez o ayrılacak bulunduğu yerden. "bunları duymak içimi rahatlattı.
" O halde fazla bekletmeyelim adamları. "demiş ve Asaf 'ın kapıyı açıp, ilk önce önden o çıkıp etrafı yokladıktan sonra inmem için işaret vermişti. Arabadan çıkınca deponun kapalı halde bulunan kapısına doğru büyük adımlarla ilerlemeye başladım. Tam arkamda Asaf ve Aysar beni takip ederken, diğer korumalar etraftaki yerlerini almaya başlamıştı.
Deponun önüne gelince adamlar herhangi bir sorgulama yapmadan deponun kapalı kapısını açmış ve içeri girmeme müsaade etmişlerdi. Deponun geniş ve boş alanında ilerlerken topuklu ayakkabı seslerim içeride yankı yapıp, kulağıma gerisin geri geliyordu. İçerideki korumalar benim içeri girmemle kendilerine çeki düzen verirken ben o an zincirlerle her iki kolu bağlı ayakta duran ve yüzü gözü dağılmış adamlara bakıyordum.
Yürürken bir yandan da gördüklerimi yorumladım. "Kubat iyi bir çalışma yapmış." diye durgun bir sesle konuşunca tam arkamda olan Asaf anında rahatsız olduğu her halinden belli olan ses tonuyla konuştu.
"Hemde ne çalışma. İnce işçilik denilince aklıma artık direk o gelecek. Umarım seni buraya getirdiğimiz için üzerimde bu ince işçiliğini kullanmaz." diye endişeli kısık sesi kulağıma ulaşınca ona omzumun gerisinden baktım.
Bakışlarım daha çok kapa çeneni derecesine sert ve buyurgandı." Emin ol beni buraya getirmeseydin ben senin üzerine daha farklı bir ince işçilik yapacaktım. O an aklın şaşar, Kubat'ın işkence tarzına razı gelir olurdun haberin olsun." demiş ve başımı önüme çevirip kaldığım yerden ilerlemeye devam etmiştim. Sonunda adamların bağlı tutulduğu alana ulaşınca, sol tarafta bulunan sandalyeyi işaret edip yanıma getirilmesini sağladıktan sonra sandalyeye oturmuş ve birkaç saniye baştan sonra bağlı olan adamları incelemiştim.
Toplam önümde sekiz adam bulunuyordu. Ele başı olan Hasan ve ona bu emri veren kişi şu an yarı baygın bir halde bana bakıyordu. Onlara tiksinircesine bakıyorum çünkü gerçekten yüzleri bakılacak halde değil. Kubat'ın bu işkence tarzına normal bir insanın bakması midesini bulandırır. O kadar mahvolmuş haldeler ki ben bile bakarken zorlanıyorum.
Bacak bacak üstüne atıp kollarımı göğsümde kavuşturup bakışlarımı tek tek onlara dikmişken, yana yatırdığım başımla yazık dercesine bir ifade takınmıştım.
"Üzerinden bir Kubat fırtınası geçmiş. Ah değinmeden geçemeyeceğim. Baya baya içler acısı bir haldesiniz. Anlamıyorum Ali Bey 'le olan meseleniz ne?" diye sorunca aslında amacım cevap almaktan çok anlamaya çalışmaktı ama birden Hasan denilen adam konuşmaya başladı. Bu Hasan' ı zaten geldiğinden beri sevmiş değilim ve yaşadıkları zerre umurumda değil. Hak etti hemde sonuna kadar. Kendisi ayağına sıkmış oldu Kubat'ın en değerlisine dokunarak. "Herkes bu camiada bilir ki Kahir ailesine dokunulmayacak olduğunu. Siz hangi mantıkla gelip birde Kahirlerin başı olan Ali Beye kumpas kurudunuz." diyince o an bilmesem de ikizlerin bana çatık kaşları arasından baktığını.
Çünkü birkaç gün öncesine kadar bende bunu yapmaya çalışmış ama başarılı olamamıştım. Yani buradan bende dersimi almıştım. Evren o yaşlı ihtiyardan uzak durmam gerektiğini bana açıkça belli etmişti. Zaten bir daha böyle bir şeye kalkışmam çünkü olan bana oluyor. Neyseki Kubat öğrenemedi yoksa sonum bunlara benzerdi. Kıl payı kurtuldum desem yalan olmaz. Bir anda Asaf belindeki silahı çıkarıp bana verince yavaşça silahın kabzasını kavradım ve dizime yaslayıp, öylece donuk bir ifadeyle karşımdaki adamlara baktım.
O an birden Hasan denilen adi adam konuştu. "Bir hata yaptık Ronay Hanım lütfen affedin. Ölmek istemiyorum." dediği anda birden bu son dediği cümleyi zihnim çok kötü bir an içerisinde anımsadı.
Ölmek istemiyorum. Birkaç gün öncesine kadar bende bunu diyordum toprak altında ondan farklı olarak. Ama o nefes alıyor ve gayette ölüm kapının ardında. Ama benim için o an ölüm tam önümde dikiliyordu ve beni ele geçirmek istiyordu. Ne şanslı şu an benim yaşadığımı yaşamıyor.
"Bunu kendine yapan sensin Hasan. Yediğin kaba pislemeyecektin. Hata senin ve şu an bedelini ödüyorsun. Seni ben bile kurtaramam. Sadece daha az bir acıyla ölmeni sağlayabilirim o kadar." dediğim anda Hasan yıkık bir haldeyken bakışlarını yere çevirdi. "Ama ailen için bir şey yapabilirim eğer bana yapılan tuzağın kim tarafından kurulduğunu söylersen. Ya da o sırada gördüğün herhangi bir iz bunu yapmamı sağlar." Bunu duyduğu anda bakışları bana dönmedi ama sanki bir şey anımsamış gibi bakışları dalgın bir hal aldı.
" Aslında.. "diye başladığı cümleyle usulca olduğum yerde merak içerisinde diyeceği şeyi bekledim." Bir şey görür gibi oldum ama bunu Kubat Beye de söylemek istedim ama bunu önemsemedi. O daha çok yapanı direk bulmak istiyor. O an davette çok tanıdık bir yüz gördüm ama bu yüzü nerede gördüğümü hatırlamıyorum. Sadece anlık bir şekilde bakıştık. Ve o hemen yüzünü benden yana dönüp gitti. "diyince daha çok içimde bir merak yer edindi.
" Kimi gördün? Ya da ne dikkatini çekti?"dedim sabırsız bir halde. O benim bu merakımı fark edince hemen kendisi için bir şart koşma ayrıcalığını fark edince geriye çekildi. Ve sanki bu şekilde kendisi için bir kaçış yolu bulmuş gibi sevindi.
" Susman için doğru bir zaman değil. İnan şalterlerim atarsa yemin ederim sunacağın bilgiye rağmen senin sonun ben olurum. Kubat 'a bile bırkmam seni." açık tehditim onu gersede geri çekilmedi ve susmaya devam etti. O an sabrım taşmak üzereyken birden Asaf' ın sesi duyuldu ardımdan.
"Dediğini yap Hasan. Seni temin ederim ki bu kadının asla şakası yok." diyen Asaf 'ın sesini duyunca Hasan ufaktan rengi attı ve ne yapacağını bilemedi ve kararsız kaldı. Tabii onun bu kararsızlığı olaya Aysar' ın da girmesiyle korkuya dönüştü.
" Kardeşime katılıyorum. "demiş ve birkaç adım öne doğru çıkmıştı. Daha yakından Hasan 'a bakarken bana kısa bir bakış atıp, sonra kaldığı yerden konuşmaya devam etti." En son bize verdiği cezayı sana söylesem, inat etmeyi bırakır anında örtersin. " Bunu söylerken o kadar ciddiydi ki Aysar, aslında onu tanıyan kişi oyunbozan bir sesle bunu dile getirdiğini anlardı.
Bunu anlayan ben ve Asaf 'tık sadece. İkizler usulca arkamdan çıkıp birkaç santim benden uzaklaşıp tam sol tarafımda dikilmeye başladılar. Bende onlara doğru usulca bedenimi çevirdim. Ama birden aklıma gelen şeyle burada kötü biri olarak gösterilmekten çok deli olarak gösterilecek olduğumu, ikizlerin bunun için ufaktan ufaktan yol yapmaya çalıştığını anlayınca anında dayanamayıp konuştum.
"Ne yapmışım ben?" diye sertçe çıkıştım an olduğum yerde sağımdaki adamlara yandan bir bakış atıp artık tamamen önümde duran ikizlere bakarken. Merak ettim doğrusu yine ne saçmalayacaklar? Eminim malikane önümde olan olayın hesabını soracaklar. Ve yine tepem atacak. Umarım böyle bir şey yapmazlar yoksa onlara bugünü dar ederim.
Anında ikisi de bir anda olduğum yerde sesimi yükseltip, o ılımlı halimden hızla uzaklaşmamı sağladıkları için bir anda memnuniyetle gülümsediler ama bunu benden saklamaya çalışan bir vaziyette. Sankii hiç görmemiş gibi! Ah bunları neden korumam yaptım ki! Yakınmak için çok geç kalmıştım. Ve onlara ceza vermek içinde ya da susturmak için.
Olduğu yerde bana haince bakan Asaf 'ı maalesef durdurmak için çok geçti.
"Ah burada söyleyip kendimizi rezil, sizi de kötü mü gösterelim Ronay hanım? " diye ayıplarcasına bana bakınca Asaf, o an elimdeki şarjörü tamda üzerine sıkmamak için çok fazla direndim. O an sinir yüklenmesi olduğu kadar sabrımın son demlerindeydim. Yine beni her zamanki gibi çıldırmak için çabalıyorlar. Bunu bilmiyor muyum sanki ama bu sefer onlara geçit vermeyeceğim. Sakin olup kendimi rezil ve kaçık biri olarak göstermeyeceğim. Birkaç saniye sakin kalmak için derin bir nefes alıp verdim ve hemen sonra usulca konuştum.
"Susar mısın artık bir sen!" dedim ikisine teker teker bakıp, sınırı aşmayın dercesine işaret verirken bir yandan. Ama Asaf bey beni dinledi mi? Tabii ki de hayır! Daha çok beyefendi keyifle sırtıp olduğu yerde beni deli etmeye devam etti. Çok sakin ve çok profesyonel bir şekilde olduğu yerde sakince konuştu.
"Zaten susuyorum Ronay Hanım. Siz konuştuğumu mu görüyorsunuz?" diye yalancı bir şaşkınlıkla bana bakıp, hemen ardından bu halimden keyif aldığını saklamaya çalışarak benden başkalarını kaçırıp yanında duran ikizinden onay almak istercesine ondan yana baktı. Tabii anında ikizinden destek gecikmedi her zamanki gibi.
"Konuşan kişi yalnızca sizsiniz Ronay Hanım ." diye düz bir tınıyla konuştu ve ardından konuya müdahale etti. "Yoksa başka konuşan kişiler mi var burada bizden başka ?" diyen Aysar iyiden iyiye geri planda tuttuğum sinirimi geri getirirken. Çılgına çıkacağım ben bunların yanında yakında! Artık lakabım bunlar yüzünden deli ya da şizofreni olarak taçlanacak! Ah kıyamıyorum da canlarını yakmaya yoksa çoktan hadlerini bildirmiştim ben! Asaf usulca bana doğru eğildi ve sanki diğer kimseler duymayacakmış gibi sesini kısma gereği duymadan, konuştu.
" Yoksa hayali arkadaşlarınız tekrardan ortaya mı çıktı?" dedi sanki bu durum gerçekmiş gibi ve bunun olması bir kaosu geri getirecekmiş gibi bir hali vardı. Ve ona dikmiş olduğum bakışlarım bu kadar sahici oynuyor olması sebebiyle sinirlerime dokunuyordu." Ah hadi ama onlardan kurtulmuştunuz? Nasıl yine geri ortaya çıktılar? "yalancı bir korkuya kapılıp, bunu herkese açık etmenin verdiği utançla bana bakınca o an rengim attı. Birde sahici bir ilgiyle bana bakması sinirden kahkahalar atmamı tetikliyordu ama kendimi zor tuttum.
O an olduğum yerde hiddetle ayağa kalkıp elimdeki silaha aldanmadan birkaç adım attım onlara doğru. Sonrasında işaret parmağımla kendimi gösterirken bir yandan da konuştum.
"Ne hayali arkadaşı ya!" diye şaşkın bir tınıyla hesap sordum. Bir kere daha kendimi gösterip ondan onay bekleyen bir edayla konuşmaya devam ettim. "Deli miyim ben?" diyince o anda birden ikisi de bakışlarını kaçırdı sanki doğruyu söylemekten çekinen bir halle. Hadi ama buradaki herkes önünde deli muamelesi görüyorum. Ve bu hiç adil değil! O an kedimi tutmadım ve direk yüksek sesle konuştum. "Yok hayali mayali arkadaşım! Ne saçmalıyorsunuz?" diye çıldırma vaziyetine ulaşmış bir halde konuştum.
O anda Asaf hatasını düzeltmeye çalışan bir kişi tavrına bürünmüş bir şekilde karşımda konuştuğu an, direk derin derin nefesler alıp verirken, onu dinledim.
"Ah evet evet benim dilim sürçtü." dedi hatasını af edilmesini isteyen bir durumdayken. Sonra o sanki burada kimse bizi açık açık duymuyormuş gibi ses tonunu düşürmeden konuştu. "Kusura bakmayın bunu saklamamız lazımdı." dediği anda sinir kat sayım level atladı. Sonra yine yalandan pot kırmış gibi davrandı. "Ben unutmuşum bu konunun gizliliğini ." dedi mahcup olan bir ifadeyle Asaf. Yalancıya bak nasıl rol yapıyor? Görende sanır kendisi usta bir oyuncu! Gözlerindeki ışıltı bundan baya keyif aldığını gösteriyordu. Ben o ışıltıyı söndürmeyi bilirim ama!
Birde bu yetmezmiş gibi Aysar kardeşinin yaptığı bu hatanın çokta kafaya takmaması adına bir açıklamada bulundu.
"Sorun değil kardeşim." demiş ve Asaf 'ın gerilmemesi için ona bir neden sunmuştu. "Sonuçta Hasan ve tayfası burada son günlerini yaşıyor. Yani gerçeği öğrenseler ne öğrenmeseler ne." elini geçiştirip, boş vermiş bir sesle konuştu Aysar. Bunları bana sayıyla mı veriyorlar? Ya ben bunların eceli olacağım ya da onlar benim ecelim olacaklar.
O an ateş saçan gözlerle onlara bakarken yüksek desibel sesle konuşmuştum.
"Bak geliyorlar bana sağdan soldan! Ne delisi ya! Ben deli filan değilim! Yalan söyleyip durmayın yoksa burada can verecek kişiler arasında sizlerin de adınız olacak benden söylemesi! " diye hiddetle konuştum. Sesimdeki tehdit açık ve netti. Bunu zerre umursadılar mı? Muamma...
O an Aysar bir adım öne çıktı ve ellerini önünde sağa sola sallayıp durdu. Bu hareketi ona dik dik bakmamı sağladı.
"Biz zaten size deli demedik Ronay Hanım."demiş ve bir anda gözlerindeki endişe yavaşça kendisini ışıltı bir ifadeye bıraktı." Yine o hayali arkadaşlarınızdan duyduklarınızı, bizim söylediğimizi mi sandınız? Ah bence buradan çıktıktan sonra tekrar tedaviye başlayın benden söylemesi." Aysar bunu dediği anda artık hayretler içerisindeydim. Hadi ama her defasında beni deli göstermek için verdikleri mücadeleyi şaşkınlıkla izledim. Artık sabrım yok olmuş ve alttan almayı bırakmış ve elimdeki silahı ona doğrultup tehdit etmiştim.
"Şimdi burada tamamen yalan söylediğini itiraf et. Yoksa temin ederim ki öğleye doğru buradan cenazeni kaldırırız. "Bu tehditlerim tabii ki umurunda olmadı. Çünkü bu konuda ciddi olmadığımı sandı ama şu an fazlasıyla ciddiyim, dikkat etselerdi anlardılar.
Direkt birkaç saniye önce ona doğrultup durduğum silaha bir de bana bakıp durdu. " Tabii derim sonuçta bu hastalığınızın kimse tarafından ortaya çıkmaması gerek. Bu gizli bir şey bunu sadece Kahir ailesi biliyor. Hem gerçekten doğruyu az önce söylemedim." dediği anda Aysar yandan ikizine bakmıştı. Bu sanki bir gizli işaretti. Ne için olduğunu anlamadım da!
Aysar bu sözleri dediğinde kafam karıştı. Hangi cümlesi için dedi bu açıklamayı ? Az önce ki cümlesi için mi, yoksa şu an kurduğu cümleler için mi? Aklım şaşmıştı. Bunlar bende akıl diye bir şey bırakmamıştı ki?
" Benimle oyun oynuyorsun ve buna son ver! Ne demek hasta. Ben hasta falan değilim." demiş kısa bir süre etrafımdaki kişilere bakmıştım. Sonra devam etmiştim. "Gayette sağlıklıyım." diye olanı söylerken o an tüm depoda bulunan korumalar bu cümlemden alttan alttan güldüler. Bu daha çok sinirlenmemi sağladı. "Yemin ederim bir kez daha bana gülersiniz üzerinizde tamda şu an toplu katliam yaparım görürsünüz." Bu tehdidimi sahici bulmuş olmalılar ki anında hepsi düz bir ifade takındı. Hah şöyle yola gelsinler! Nedir ya geldiğimden beri bir deli damgası yemediğim kaldı! Ama ben bunu soracağım ikizlere. Ben tam arkamı dönüp Hasan denilen adamın ne demek isteyeceğini soracağım an birden ne oldu dersiniz?
Benim arkamı dönmemi fırsat bilen ikizler yani Asaf ve Aysar yeniden benim deli olduğumu belli eden bir işaret yapıp arkamdaki korumalara baktılar. Göz ucuyla bunu görmüştüm ve hemen onlara döndüğümde ikisi birden başka yöne bakıp hiçbir şey yapmamış gibi davrandılar. Hâlâ beni sinirlendirmeye devam ediyordular. O an yandan bir bakış attım bağlı adamlara. Hepsi şaşkın şaşkın bir bana birde ikizlere bakıyor, nasıl bu şekilde davranıyor olduklarını sorguluyordular. Eh adamlar haklı bu yaptıkları için bir ceza almaları gerek ama hâlâ almış değiller.
Silahı onlara tekrar doğrultup büyük bir kararlılık içerisinde konuşmaya başladım. "Bir daha o hareketi yaparsan seni zihnimdeki o korkunç senaryoyla öldürürüm." tabii bunu demem ikisini korkutmadı. Çünkü ciddi halimin altında bu düşünceyi gerçek kılmayacağımı biliyorlar.
"Hadi ama hani zihninizdeki o acımasız sesi susturmuştunuz? Her şeyi açık ettiniz." dedi kınayan bir tonda bunları söyleyip konuşmaya devam etti. "Şimdi sizin hakkınızda ne düşünecekler?" diyen Aysar 'a şeytani bir gülümsemeyle bakmış ve başımı yana atıp konuştum.
" Zihnimdeki ses artık kan akıtmak için geç kaldın diyor. Yani canınız cehenneme!" Artık iyiden iyiye kafam atınca silahımı kararlıkla doğrultup direkt iksini ıskalayacak şekilde sıkmaya başladım. Silahı sıkar sıkmaz deponun içerisinde büyük bir ses yankı yaptı. Neredeyse hepsi korkudan oldukları yerde sıçramışlardı. Bense o anlarda büyük bir keyif almaya başlamıştım. Bununla beraber onlar anında oldukları yerde koşarcasına çıkışa giderken bir yandan da benimle alay ediyordular.
"Çıkışta bence seansları devam ettirelim."demişti hızlı arkasına bakmadan koşan Asaf.
" Bencede yoksa hepimiz kim vurduya gideceğiz bu gidişle. "diye endişeli sesiyle Aysar kapıdan Asaf 'tan önce çıkıp onları görmeyeceğim bir alana geçmişti.
Onlar gittikten sonra yavaşça bağlı olan adamlara baktım.
" Kısa bir ara verdik kaldığımız yerden devam edelim yoksa zihnimdeki sesler sizi de ortadan kaldırmak için güzel senaryolar kurup duruyor onları gerçekleştirmemi istemezsiniz değil mi?" der demez hepsi sesli bir şekilde yutkundu. Oldukları yerde birbirine bakarlarken bense yanımdaki sandalyeye geçip oturdum ve elimdeki silahı usulca görecekleri bir konumda tuttum.
Konuşan Hasan oldu çünkü onunla en son konuşmuştum.
" Ölmeme mani olmayacaksınız değil mi?" diyince olmayacağını dercesine başımı iki yana salladım. "Peki ama ailem için bir şey yapın lütfen." dediği anda başımı tamam edeceğim anlamında aşağı yukarı salladım. O an bunu gördüğü an derin bir nefes aldı ve birkaç saniye düşündükten sonra yerde oyalanan bakışları tekrar beni buldu. "Tek görebildiğim sahip olduğu bir işaretti. İşaret tam neydi bilmiyorum siz kamera görüntülerini bana gösterseniz ben—" dediği anda o an bir patlama oldu sanki zihnimde. Ve kaçırılma anımda hiç dikkat etmediğim ama şu an aklıma gelen bir görüntü oldu.
Beni kaçıran adam yerde uzanmış olduğum an bilincim bir şeyler görmüştü ama o an her şey bulanıktı ta ki şu ana kadar. O an bileğinde gördüğüm bir dövme vardı. Yuvarlak bir şerit içerisinde saklı olan kırık bir ok.
Olduğum zamana geri dönünce dudaklarım iki yana kıvrıldı.
"Tamam Hasan yardımcı oldun sıra bende. Bu bilgiyi kendine sakla ve benim ailene yardım etmeme izin vermiş ol. Kubat'ın kulağına giderse —" demiş ve yüksek sesle devam etmiştim herkese hitaben. "Kim olduğunu bulur ve onu acılar içerisinde öldürürüm. Herkes anladı mı?" dediğim anda hepsi o an başını anladım dercesine sallamıştı. Usulca kendi yerimden kalkıp elimdeki silahla birlikte burayı terk etmeye hazırlanırken zihnime düşenler beni durgunlaştırdı.
Peki bu dövmeye sahip olan kişiyi nasıl bulacaktım? Ya kamera kaydında bu adamı açık haldeki halini bulamazsam? Hemen karamsarlığa bağlamamalıyım belki bulurum.
Depodan çıkar çıkmaz hemen biraz ileride konuşmakta olan ikizleri görünce onları yok sayıp, araca doğru ilerledim. Benim çıktığımı gördükleri anda onlarda bulunduğu yerden beni takip etmeye başladı.
"Ronay hanım yoksa bize kızdınız mı? Biz size yardımcı olmak istedik. Bu sayede Hasan denilen lavuk hemen öter diye düşündük. Yoksa bir şey demedi mi? İsterseniz bir de biz konuşalım?" diyen Aysar 'ın söylediği cümleyi duyduğum halde bir tepki vermemiş ve aracın içerisine geçip, oturmuştum. Elimdeki silahı direkt yanımdaki boşluğa bıraktım. Saniyeler sonra tüm adamlarla birlikte ikizler de araçlara geçmiş ve buradan uzaklaşmaya başlamıştık.
Benim sessizliğimi fark ettiklerini biliyorum ve bir anda ifadelerinin ciddileştiğini de. Pencereden yolu izlerken geri plana attığım o anlar birden belirdiği için ruh halim anında değişmiş ve buruk bir halde malikaneye gidene kadar sessiz kalmıştım. Ne kadar düşünmek istemesem de hâlâ o tabut içerisinde debelenip durduğum anılar zihnime düşüyor, kendimi güçlü hissedemiyorum bir türlü. Çünkü bir anda bunu unutmak ve olmamış gibi yapmak bir yerden sonra zor geliyor ve içime kapanıp, bu hislerin altında bocalıyor, nefes dahi alamaz hale geliyorum.
Birkaç kere ikizler bana seslenip durmuştu ve onlardan sessiz olmalarını rica edince mecburen kabul etmiş ve bu konuda üzerime bir daha gelmemiştiler. Araç iki saat sonra malikaneye gelince önden direk ben inmiş ve hızlı adımlarla içeri geçmiş, çalışan kıza kimsenin beni rahatsız etmemesi için emir vermiştim. Odaya geçince direkt ilk kapıyı kilitledim hemen sonra da banyoya geçip, arkamdan kapıyı kapatıp yere doğru çöktüm.
Kırılmış gibi hissediyorum kendimi. Neye karşı olduğunu bilmiyorum ama tahmin etmek zor değil. Bastırıp durduğum hisler ortaya çıkınca o an kendimi tutamadım ve yaşadığım çaresizlik yüzünden ağlamaya başladım. Hüngür hüngür ağladım. Kendime ağladım. Yaşadıklarıma, yaşayamadıklarıma, isteyip elde edemediğim hayata, isteyipte kaybettiğim çaresiz hallerime... Çok şeye ağladım. Öyle ağladım ki zamanı unuttum, gözyaşımı kuruttum, kendimi kaybettim.
Sadece ağlamaya ve içimdeki hislerin kendini açığa çıkarmasını bekledim. Çok zordu her şey , artık devam etmek, unutmaya çalışmak bir şey yokmuş gibi davranıp durmak çok zordu. Elimden geleni yapamamak çok zordu. Dönüştüğüm bu kimliğin etkisinden kurtulamamak çok zordu. Sevilmemek çok zordu. Sevgisiz büyümek çok zordu. Kaybetmek çok zordu. Kaybettiğin şeyin senin yüzünde olduğunu bilmek çok zordu. Her şey çok zordu ve bu zorluk artık acıtıyordu. Ve bunun önüne geçemiyordum her geçen zaman sonra. Nasıl bir yol izlemem gerek onu dahi bilmiyorum.
Kaybolmuş gibiyim. Her şeyde hemde; zihnimin içerisinde, anılarımda, kimliğimde, yaşamın içerisinde, hislerimde...
Ölüyorum aslında azar azar farkında değilim. Yaşam bana bu hayatı aslında daha çok acı çekmem için sundu. Bense bu yaşam bana kurtuluş olurdu diye düşündüm geçmişte ama öyle olmadı. Daha çok açık bir mezar oldu. Gelen geçen üzerime toprak atıp durdu. Bende öylece izledim aslında ölümüme giden yolu. Engel olmadım. Ses çıkarmadım. Sustum. Susmak zorunda kaldım. Bunu bana yapn benim. Kendi failim benim aslında. Kurbanda benim maktulde. Ne acılı bir tesadüf değil mi? Ve bu sadece benim tercihimle olan bir şey. Geri dönüş varken ben bunu tamamen yok ettim ve kendimi bu yaşama tutsak kıldım. Çünkü ben bunu planladım hemde istemeye istemeye.
─⊹⊱☆⊰⊹─
Akşama kadar odamda durmuştum. Uzun uzun ağladıktan sonra duş alıp, direk uyumuştum. Uyandığım anda daha yeni karanlık çökmüştü. Hiç halim yoktu ama açlıktan guruldayan midem yüzünden olduğum yataktan isteksizce kalkmış ve paytak ve yavaş adımlarla odamın kapısına doğru ilerlemiştim. Kapıya geldiğim anda kapıyı usulca açmış ve koridora çıkmıştım. Bulunduğum katta ışıklar yanmıyordu ama aşağı kattan salonun olduğu alandan ışık yukarı doğru yansıdığı için merdivenlerin olduğu tarafa rahatça gelebilmiş ve basamakları teker teker inmiştim.
Son basamağı inip önce ışığı yanan salona sonra da mutfağın olduğu kısma baktım. Salona gidip gitmemek arasında kalmıştım ama mantığımı değilde kalbimi dinledim ve rotamı salona doğru yönlendirdim. Salonun açık kapısından içeri girince bakışlarımı usulca salonda gezdirdim. Zaten direk ayakta dikilen ve geniş, uzun pencereden dışarıyı izleyen bedeni hemen gördüm. Geldiğimi hâlâ fark etmemişti. Kubat dalgın dalgın dışarıyı izlerken ben yavaşça olduğum yerden onun bulunduğu tarafa doğru ilerledim.
Birkaç adım sonra beni fark eden Kubat omzunun üzerinden arkasına bir kısa bakış atıp tekrar önüne dönünce tek kaşım usulca kavislendi. Beni görmezden mi geliyor? Ben bunları düşünürken sanki Kubat varlığımı yeni idrak etmiş gibi usulca bedenini bana döndürdü. Olduğu yerden bana bakınca gerilmedim diyemem.
"Bu saatte neden uyanıksın?" diye sorunca Kubat düz, hissiz bir sesle o an saatin çok geç olmadığı aklıma geldi. Kubat yavaşça elindeki içki bardağını önündeki küçük sehpa üstüne bırakıp ellerini pantolonun ceplerine yerleştirip bana diktiği bakışları arasından konuştu. Sanki bakışları bir şeyler fark etmek için çabalıyor gibi bir hali vardı. "Susmaya devam mı edeceksin Ronay?" diyen sesiyle içerisinde olduğum ikilemden hemen kurtuldum.
"Bilemem uyandım öyle? Sen ne diye ayaktasın bu saatte? Dedenin yanına olman gerekmiyor mu?" diye hesap soran bir ifadeyle konuşup, kollarımı göğsümde kavuşturup vereceği cevabı bekledim.
Kubat başını sağa sola doğru çevirip boynunu kıtlattığı an ona başımı dikleştirip, sert bir ifadeyle bakmaya çalıştım. Neden bu kadar duygusuzdu bu adam? Sanki duyguları yokmuş gibi davranıyordu.
"Dedem bugün taburcu oldu haberin yok mu?" diye hatırlatınca o an dank etti bana. Unutmuşum ben bunu ya! Kendi sıkıntılarım yüzünden gündemde olan biteni unutur hale geldim.
O an Kubat bakışlarımdan bunu yeni hatırladığımı anlayınca derin bir nefes aldı ve göğsü usulca şişip indi.
" Tamam ben seni yalnız bırakayım malum varlığım seni yeterince rahatsız ediyor. Daha fazla durarak sana rahatsızlık vermeyeyim." demiş ve imalı cümlemi söyleyip arkamı dönüp salonu terk etmeye hazırlanırken birden Kubat 'ın buyurgan ama en çokta anlamamı isteyen ses tonuyla olduğum yerden hareket etmeyi kesmiştim.
" Beni rahatsız etmiyorsun! Ve bir daha bu şekilde konuşmasan memnun olurum. Neden senden rahatsız olduğumu düşünüyorsun?" diye sorunca merak içerisinde o an hemen omuzlarımı dikleştirip onu cevapladım.
"Bilemem belki de bu cevap sendedir olamaz mı? Belki de yaptığın bir şey benim bu düşünce içerisinde olmamı sağladı yıllarca." diye iğneleyici tınım onun kulaklarına ulaşınca hafifçe kaşlarını çattı. Bu dediğim şeyin neyden kaynaklı olduğunu düşünmeye çalıştı. O düşünürken ben onun yanından usulca ayrıldım. Zaten her türlü arkamdan beni takip edecek. Bari yemek yerken tartışmayı devam ettirelim. Biraz farklı bir ambiyans sağlamış oluruz.
Mutfağa adımlarım ulaşınca, kapalı olan ışıkları yakıp, sağımda bulunan buzdolabına doğru ilerledim. Bakalım dolapta yiyeceğim bir yemek var mı? Yoksa kendime yemek mi yapmam lazım? Buzdolabını açıp ne var ne yok diye bakarken ardımdan aceleci adım seslerini duymuştum. Ah yanılmadım arkamdan geleceğini biliyordum. Ben dolapta bulunan küçük tencere içerisinde bulunan yemekleri çıkarıp, ocağa doğru ilerlemiştim ki Kubat 'ın yarı kızgın yarı meraklı sesini duydum.
"Öyle laf sokup gidemezsin Ronay! Neden bu düşüncede olduğunu bana söyler misin açıkça ve imada bulunmadan." sabırsız sesini duymamam rağmen onu duymamış gibi yapıp ocağın üstüne koyduğum iki tencerenin altındaki ocağın ateşini açmış ve yemeklerin ısınmasını sağlamıştım. O sırada da mutfak dolaplarını açıp kapatıyor tabak arıyordum.
" Sen beni dinliyor musun?" diyen Kubat 'ın sesiyle ona bakmadan kafamı sallamış ve sonunda bulduğum tabakların olduğu raftan iki adet tabak almış, sonra arkamı dönüp önümdeki mutfak tezgahına tabağı bırakıp, çatal ve bıçak aramaya koyulmuştum. İkinci çekmecede aradığımı bulunca iki çift çatal ve bıçak çıkartıp onlarıda tezgaha bırakmış ve buz dolabından içecek çıkardığım gibi başka bir dolabı açıp bu seferde iki bardak çıkarıp bunlarında tezgahın üzerine bırakmıştım.
Yemeğin ısındığını belli eden sesleri duyunca usulca ocağın olduğu yere gidip ateşi kısmış ve başında birkaç saniye durmuştum. Bu süre zarfında Kubat'ın olduğu yerde bana bakıp durduğunu ve ne yapmayı amaçladığımı anlamaya çalışıyordu. Sonunda yemekleri tabaklara servis etmiş, bardaklara içeceği doldurmuş ve yerime geçip yemeye başlamışken elimdeki çatalla önümdeki tabağı göstermiştim. Kubat o an gösterip durduğum tabağı onun için hazırladığımı fark edince önce kaşlarını çatarak bir bana bir yemek tabağına bakıp durmuştu. Olduğu yerden usulca karşımdaki alana doğru gelip oturmasını sessizce izlemiş bir yandan da yemeği yemeye başlamıştım.
"Evet en son ne diyordun?" diye birde gamsız bir halde sorunca Kubat gerçek anlamda kafa karışıklığı yaşadı.
"Geçenlerde sende benim için yemek yapmanı istedim ama bana yapamayacağını ve bu zamana kadar nasıl bu ihtiyacımı gidermişsem öyle gidermem gerektiğini söyleyip duran sendin ama şimdi bana yemek mi ısıttın? Dengesiz olduğunu farkında mısın acaba? " diye yarı şaşkın yarı kafa karışıklığı yaşayan Kubat'ın bu haline sadece gülümsedim. Bir anda içten gülümsemem onun irice açmış olduğu bakışlarıyla bana bakmasını sağladım.
" Dengesiz olduğum doğrudur ama senin kadar olamam. Bir de açıklık getirelim şu konuya." demiş ve kendimi işaret parmağımla gösterip konuşmuştum. "Birincisi ben sana yemek ısıtmadım. Aç olduğum için aşağı bir şeyler yemek adına indim. Sonra salonun ışığı yanık görünce kim var diye bakınca seni gördüm. Ve şu an sana ikram ettiğim için birde sana hesap mı veriyorum? Hem verdiğim için teşekkür etmen gereken yerde birde bunun için bana hesap mı soruyorsun? "demiş ve cümlelerim bitince elimdeki çatalın ucundaki yiyeceği ağzıma atıp rahatça çiğnemeye başlamıştım. Lokmam hâlâ ağzımdayken konuşmuştum." İstemiyorsan yemezsin olur biter. "diye usulca konuşmuş sonrasında lokmamı çiğnemeye devam etmiştim. Bu halimi sanki Kubat çok tatlı buluyormuş gibi harelerindeki şaşkınlık yok olmuş ve ışıltılı bir bakışla bana bakıp, ondan beklemeyeceğim şeyi yapmıştı. Yemeğini yemeye başlamıştı.
" Teşekkür ederim." diye kuru bir sesle konuşunca önemli değil dercesine başımı sallayıp, içeceğimi içmiştim. Lokmamı yuttuktan sonra konuşmuştum aklıma takılanlar yüzünden.
"Ali Bey daha iyi mi?" diyince Kubat evet demiş ve iştahla yemeğini yemeye devam edince o an aç olduğunu ve yemek yemediğini anlamış oldum. "Neden yemek yemedin bu saate kadar?" dediğim anda Kubat bakışlarını bana çevirmiş ve kehribar hareleri beni izlerken konuşmuştu.
"Canım istemedi yemek yemeyi. Üç gündür pek yemek yediğim söylenemez." dediği anda bunu tahmin etmek zor değildi çünkü çok uykusuz ve yorgun duruyordu. Hatta kilo bile vermişti.
"Şu an yiyorsun ama?" diye birden aklımdaki şeyi pat diye söyleyince birden Kubat duraksadı ama bu çok sürmedi.
Bakışları o an farklılaştı ve benim anlam vermeyeceğim bir şekilde bakmaya başladı. Sanki hiçbir zaman bana hayır diyemeyecekmiş gibi, ben ona ne yapması gerektiğini söylersem bunun dışına çıkmak istemiyormuş gibi bir bakış olarak tanımlayabilirim ama bu doğru değildi.
"Sen yemem için uğraşmadın mı itiraz etmeden yiyorum bende." diye açıklama yapınca bu ılımlı ve sinir eren uysal haliyle, o an susup herhangi bir cevap vermedim.
O an ama onu daha dikkatli izledim. Bir kadının bir adamı izlediği gibi. Birini beğenirsiniz ya o an onu detaylı bir şekilde izlerken bulursunuz ya kendinizi işte bende onu yaptım. Kubat gerçek anlamda çok yakışıklı bir adamdı. Belki de herkesin evlenmek için can atacağı bir adamdı ama o yakardı. Onu sevmek insanı yakardı. Çünkü ondan sevgi beklemek aptallık olurdu. O kimseyi sevemezdi. Eğer sevmiş olsaydı karısını sevmesi gerekiyordu ama o sevmiyordu.
Kubat Alphan Kahir bir kadını sevecek bir adam değildi. O sadece mantığını her daim kullanırdı. Bu evlilikte kullandığı gibi. Kalbiyle değil aklıyla harekete edenlerdendi. Ondan sevgi dilenmek bir ölünün geriye dönmesini istemekle el değerdi işte onun için bu evlilik içersinde onu bir eş olarak görmemiştim. Yoksa üzülen taraf ben olurdum. Ve bunu istemiyorum. Üzerindeki kıyafetini değiştirme gereği duymamıştı. Sabahlamayı mı düşünüyordu?
Ben kendi kendime düşünürken çoktan Kubat yemeğini bitirip tabağı öne doğru itelemiş ve benim yememi izlemişti. Onun o yoğun bakışları altında yemeğimi yemek biraz zor olmuştu ama bunu başarmıştım. Sonunda yemeğim bitince bulaşıkları toplamaya başlamış ve onun o yoğun bakışlarına sırtımı dönmüştüm. Az da olsa biraz rahatladım. Çünkü Kubat böyle yapınca ne yapacağımı bilemez oluyor nevrim dönüyordu. Bu adam gerçekten tüm dengimi bozuyordu.
Bu adam sınırlarımı yıkıyor kendine göre baştan inşa ediyordu. Onunla ilk tanışmamız bir fotoğrafla olmuştu. İkinci tanışmamız ise bir telefon. Eh pek iç açıcı bir konuşma olmamıştı. Çünkü Kubat ben onun sınırlarını yıkınca beni aramış ve durmamı sağlamıştı. Bende durmamış ve gidebildiğim kadar gitmiştim. Ve şu an buradayım. Onun karşısında aynı terazide boy ölçüşüyoruz. Bulaşıkları makineye yerleştirip yönümü Kubat 'a dönmüş ve sırtımı tezgahın kenarına yaslamış, bakışlarımı Kubat' a çıkarmıştım.
Kubat 'a baktığım anda çoktan beni göz hapsine aldığını fark etmiştim. O an belki de uzun zamandır sormadığım sormak istemediğim şeyi sorarken buldum kendimi.
"Neden üç yıldır ülkeye ayak basmadın? Seni buraya getirmeyen neden neydi merak ediyorum tabii cevap vermemek gibi bir seçeneğin var." diyerek bir anda onun gözlerinde bir fırtınada yıkıcı dalgalarla okyanusun taşkınlık çıkarmasını sağlamıştım.
Okyanus karanlığını sunan ifadesi çok yanlış bir noktaya değindiğimi göstermişti. Bu bana yönelik değildi anımsadığı her neyse onun keyfini kaçırmıştı. Kubat gerilen bedeni, yumruk olmuş sağ eli, kas kastı olmuş ifadesiyle bana bakıyordu. Belki görüş açısında ben vardım ama zihninde be dönüp dolanıyorsa, tamamen burada değildi. Her en hatırladıysa o an tamamıyla odağı oradaydı. Ne düşünüyordu merak ettim ama sorma cesaretini göstermedim.
Kubat hâlâ oturduğu yerden bana bakarken yavaşça yerinden doğrulup, bana arkasını döndü ve omzunun gerisinden bana son kez baktıktan sonra mutfağı terk etti. Beni gidişi değil söylediği cümle şok etti.
"Sen ne zaman seni uykularından eden nedeni söylersen bende sana şeffaf olur ve üç yıl neden Türkiye 'ye ayak basamadığımı söylerim. Bu işler karşılıklı güvene dayanır. Sen bana güvenip sırrını söylersen bende sana bu sorunun cevabını söylerim. Ve bilmeni isterim ki bu sırrı sadece ben biliyorum. Dedem bile bilmiyor haberin olsun. "Bu cümlesini söyleyip mutfaktan çıkmış ve benim bir süre olduğum yerde öylece ayakta kalıp söylediği şeylerin derinliği içerisinde kaybolmamı sağlamıştı.
Uykularımdan nasıl haberdardı? Nasıl gece yarılarında aniden uyanıp, uykusuz kaldığımı biliyor? Odada mı kamera vardı? Beni mi izliyordu? O an bunları kendi kendime cevaplamak yerine hemen olduğum yerden öne atılıp, mutfağın çıkışına doğru ilerledim. Ben mutfaktan çıkınca Kubat'ın çoktan merdivenlerden yukarı kata çıktığını görünce koşar adımlarla onun peşinden ilerledim.
Merdivenleri çıkarken onun odasının kapısının açıldığını ve odasına gittiğini görünce hemen son basamağı da çıkıp odasına doğru ilerlemiştim. Odanın önüne geldiğimde pat diye kapıyı açmış ve içeride gördüğüm manzarayla aniden şok olmuştum. Çünkü Kubat'ın gömleğini çıkarıp soyunduğu ana denk gelince, yaşadığım şoku atlatır atlatmaz hemen bakışlarımı ondan çekmiş ve hızla bakışlarımı yere çevirip arkamı dönüp kapıyla bakışmıştım.
"Ben şey öyle birden daldım kusura bakma aslında —" iyiden iyiye saçmalamaya başladığımı fark edince derin bir nefes alıp kendimi susturdum.
"Sorun değil beni çıplak görmeni senin kadar sorun etmiyorum." keyifli sesi kulağıma ulaşınca o an beyefendinin bu halimden keyif aldığını fark ettim.
"Neyse ne!" diye sertçe uyarmış sonra devam etmiştim. "Geceleri uykumun böldüğünü nereden biliyorsun sen? Yoksa odamda kamera mı var? Bir sapık gibi beni mi gözetliyorsun?" bunu sorduğum anda hücrelerime kadar titredim çünkü mahrem alanım ortadan yok olmuştu.
Böyle bir şey yaptıysa bunun bedelini ona ödetirim!
"Ne saçmalıyorsun sapık mıyım ben! Tabii ki odanda kamera yok!" diye sertçe konuştuğu anda rahatladım. Neyse güvendeyim. O an aklımdaki o merak kıskıvrak beni ele geçirdi. "Peki bunu nereden anladın?" diye sorunca cevap almam gecikmedi.
"Her şey karşılıklı olmalı." dediği anda kaşlarım çatıldı. Ne karşılığından bahsedip duruyor bu adam ikide bir?
"Seni anlamıyorum." dediğim sırada o an Kubat 'ın adım seslerini duydum ama ona dönüp bakamadım.
"Giyindim artık benden yana dönebilirsin. Bazı şeyler hâlâ aynı kalmış. Hâlâ utangaçlığın duruyor." dediği anda aklıma gelen şeylerle umarım saçma sapan bir şey içerisinde bulamam kendimi diye umut ettim.
Yavaşça arkamı döndüm ve Kubat 'ı tam karşımda bulurken görünce dip dibe olan bu halimizi biraz yok etmek adına iki adım geriye çekilince o an kehribar harelerin yavaşça solduğunu gördüm. Sanki bu koyduğum mesafe onun o keyifli halini yok etmiş, yaptığım şeyden gaz etmediğini açıkça belli etmekten çekinmemişti.
"Bazı konularda çok cesurca davranıyorsun ama bu anlarda ürkek bir ceylandan farkın yok. Merak etme ısırmam seni." diyince gözlerimi devirdim. Isırmak mı? Bu adam kendini doğa üstü bir varlık mı sanıyor? Ah erkekler bazen çok çekilmez oluyor!
"Sınırlarımı işgal ediyorsun bende belli edeyim dedim." diyerek onun tek kaşının usulca yukarı kavislenmesini sağladım.
"Sınırlarının dışında mıyım?" diye sorunca evet demiştim. "Oysaki sen benim sınırlarımın tam ortasında, o sınırları belirleyensin." dediği anda yemin ederim nefes almak o an çok zor geldi.
Bu adam ne diyordu? Bu tarz cümleler kurup kafamı karıştırmaya mı çalışıyordu? Amacı buysa tebrik ederim ki başarıyordu. Ben onun Türkiye'ye döndüğü anda eski hissiz haliyle karşıma olacağını tahmin ederken tam tersi olmuş Kubat her an beni şaşırtacak şeyler yapmaya başlamıştı. Bu adam neyi amaçlıyor bu şekilde yaparak?
Kollarımı göğsümde kavuşturup yavaşça başımı yana attım. Ve ona üsten bir bakış atarak konuştum. "Ne o bu yeni bir taktik filan mı? Hem sandığım kadarıyla evliliğimizin ilk yıllarında ikimizde sınırları aşmayalım, herkes kendi yaşantısı içerisinde yaşayan diyen sen değil miydin? Şimdi ne oldu da fikrin değişti ve sınırlarının dışında olan ben, sınırları belirleyen taraf oldum? Neyi kaçırdım Kubat söyler misin? "diyerek ondan bu amansız değişiminin sebebini öğrenmek istedim.
" Bir şey öğrenmek için bir şey sunman gerek. Ama sen sadece benden cevaplar istiyorsun. Peki benim sorularımı cevaplayacak mısın? "dediği anda başımı iki yana salladım olumsuzca." O halde ben istediğim cevapları alamıyorsam sende alamazsın. Benim artık uyumam lazım, eğer istersen sende burada uyuyabilirsin. Benim için sorun olmaz. "dedikten sonra bana arkasını dönüp yatağına doğru giderken, ona sadece dil dik bakmış ve beni muallakta bırakan konuşması sonrası sadece bıkkın bir nefes verip, geri geri gidip kapının yanına varmıştım. Kapıyı açıp, odadan çıkmadan hemen önce son cümlemi söylemiştim.
"Çok beklersin!" diye sinirle konuşunca Kubat bu keyifli olacak diye bir şeyler zırvalamış tam anlamadığım için üstelemeyerek odayı terk ederek, kendi odama doğru yol almıştım.
Ah olur olmadık halleri ve cümleleri gerçekten beni deli ediyor ve kafamı karıştırıyor. Bu adam benden tam olarak ne istiyor? Bunu bulmam lazım!
Odama geçince direk kapıyı arkamdan kilitleyip odamın ışıklarını yakmadan odanın ortasına gelip, herhangi küçük bir kırmızı ışık aramıştım. Ona güvenmiyorum ve belki de odada kamera vardır neden olmasın. Yarın sabah bir ikizler gelip odada arama yapsınlar ne olur ne olmaz diye.
Yavaşça karanlığa alışan gözlerim usulca yatağımın olduğu kısma kaydı. Uykumu aldığım için uyuyacağımız sanmıyorum. Telefonumun bulunduğu kısma doğru geçip, telefonu olduğu yerden aldığım gibi yatağın kenarına oturdum ve bir göz attım ne var ne yok diye. Birkaç mesaj gelmişti. Onlara bakmak istedim.
İkizlerle olan guruba bakınca okunmayan on beş mesaj görmüştüm. Gruba girmemi engelleyen diğer mesajı görmem oldu. Usulca mesajı açınca yazan mesajı okudum.
S : Ne zaman geleceksin? Uzun zamandır yanıma hiç gelemedin. Seni özledim yakında gelmeye bak...
Mesajı okumak yüzümdeki o hissizliği usulca ezip geçti ve yüzüme sahici bir gülümse yerleşti. Yazdığı mesaja cevap yazmaktan kendimi alamadım.
Ben: Merak etme yakında yanına geleceğim hemde uzun bir süre kalacağım. O zaman kadar sabırlı ol... :)
Mesajı yazıp gönderdikten sonra diğer mesajlara baktım. İkizlerin bulunduğu guruba en son bakınca üst üste yazdıklarını yarı sinirli yarı gülen bir halde okumuştum.
Asaf : Kızım kaç saattir sesin soluğun çıkmıyor merak ettik.
Aysar :Umarım bu sessizliğinin altında bizler için kurduğun ölüm senaryoları yoktur.
Asaf :Lütfen o sesleri dinleme!
Aysar : Evet onlar aslında yok ve olmayan şeyleri dinlemen doğru olmaz.
Asaf :Bak hâlâ kararlıyız seansları devam ettirmem konusunda.
Aysar : Evet istersen sana bu konuda yardımcı olabiliriz.
Asaf : En iyi öldürme yöntemleri ders 1.
Aysar : bir şartla bu dersleri bizim üzerimizde kullanmamak şartıyla öğretiriz sana.
Asaf :Eminim sen bu dersleri bir hafta içerisinde bitirirsin. Malum bu konu senin uzmanlık alanın.
Aysar : Katılıyorum kardeşime malum sen Kubat 'ı bile artık geçmek üzersin. Kim bu kadar kısa sürede kendini geliştirip bu kadar korkutucu olabilir ki?
Asaf :Cevap veriyorum Ronay :)
Aysar : Mesajları cevaplamıyor oluşunu iki şeye yoruyoruz ya uyuyorsun ki sen bu saatte pek uyumazsın ya da bilerek bakmıyorsun.
Asaf : Onu bunu boş ver adamlara sordum bir anda neden keyfinin kaçtığını, sanırım sana adamın sahip olduğu işaretten bahsetmiş Hasan denen lavuk. Ne oldu aklına gelen her neyse keyfini kaçırmış. Biz ilk başta bizim yüzümüzden moralim düştü sandık ama öyle olmadığını öğrenmiş olduk adamlara sorunca.
Aysar :Amacımız o an depoda Hasan denen lavuk bir an önce konuşsun ve hemen orada çıkıp gitmeni istemek ve az da olsa kafanın dağılmasını sağlamaktı. Ama ne yaptıysak seni içerisinde olduğun o buhrandan çıkartamadık. Çalışan kızı biraz zorlayınca kimsenin seni rahatsız etmesini istemediğimi söylemişsiniz.
Asaf : İstersen biraz buralardan uzaklaş. Sende bunu demiştin. Bir yerlere git sonra bu işin peşine düşersin. Ya da biz hallederiz. Sen gelene kadar.
Yazdıkları şeylerin ne amaçla yazılı olduklarını zaten biliyorum. Benim onları tanıdığım gibi onlarda beni çok iyi tanıyor. Ama önce o adamı ve bana bunu yapanın bulacağım ardından bedelini ödetip öyle biraz uzaklaşmaya çalışacağım. Yazılanlara görüldü atıp telefonu kapattım ve biraz bulundum dünyadan kurtulmak adına kitap okumaya başladım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |