
"Uykusuz gecelerimin gölgesini ağırladım."
Her geçen gün artık kendimi tanıyamıyorum. Kim bu aynadaki kadın? Bu kimin yansıması? Bu kadın sahiden ben miyim? Buna mı dönüştürmüştüm? Bu kadar hissiz, yalancı, umutsuz ve çaresiz... Ben böyle bir kadına dönüşeceğimi tahmin etmemiştim. Ben bu hayatın böyle bir sonuca varacağını tahmin etmemiştim.
Ben aslında bilmiyorum bu kararı verirken böyle dallanıp budaklanacağını düşünmemiştim olayların. Ama her şey benden bağımsız ilerliyordu. Evet içerisinde bende vardım bende karar veriyorum ama sonucun bu hal alacağını tahmin edemiyorum. Olaylar sarpa sarıyor ve ben sadece bugünü kurtarıyorum yarın sadece bir muamma ve bu belirsizlikler arasında bri düzen kurmaya onu devam ettirmeye çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğum ise bilinmez!
Göz kapaklarımdan gerçeğe yansıyan bir geçmiş vardı. Bir ihaneti dile getiren. Bir yalanı yansıtan. Bir umutsuzluğu belli eden. Bir yanlışı açığa çıkaran bir geçmiş. Ve bu geçmiş daha fazla perde arkasında durmamak için çabalıyordu. Geçmişimi geride bıraktım sanırken aslında onunla ben ilerliyor gelecekte onunla var oluyorum. Ben aslında beni değiştirip duruyordum. Kendimi yeniliyor, kendi benliğimi onarıyorum. İçerisinde olduğum kimliği değil kendi benliğimle etrafımda var oluyorum. Kendimi aslında onlara kabul ettiriyorum olmam gereken kimliği değil. Belki yanlış ve belki bu bana dert olacak ilerde ama ben bundan vazgeçemiyorum.
Aslında ben kendimi kaybedecek bir yaşamı elde etmiştim. Bir şeyi feda ederek, bu yaşamı kazanmıştım. Ben ismimi ve yaşamamı feda edip, bu sahte kimliği elde etmiştim. Bu dünya bana ait değildi ama bu dünyada var olmaya çalışmıştım. Feda ettiğim kimliğim aslında bana çok yeni ve farklı bir yaşam sunmuştu. Ama bu yaşam bana güzelliklerle değil yalanlarla, ihanetlerle, acı dolu anlarla, kaybedişlerle ve çaresizliklerle gelmişti.
Ne eski yaşamım ne de yeni yaşamımda tam anlamıyla mutlu olabilmiştim. Her iki yaşam, her iki beden ve her iki isim de bana iyi gelmemiş farklı yaşamlardaki umutsuzluğu hissettirmişti. Belki de yanlıştı ama bu yanlıştan geriye dönüş şu an imkansızdı. Vereceğim karar sonumu getirecek. Her türlü ölüm kapının ucunda ama biri sessiz ve da az acı verecekken bir diğeri acıların en büyüğünü bana sunacak. Hangisini kabul etmem gerekiyor? Bunu aslında hiç düşünmemiştim.
Ben aslında bu yaşam ayak basarak milyarlarca kez ölüp ölüp dirildim. Her söylediğim yalanda kendi kendimi kırdım. Her kırıksa göğsümde bir kafes oldu. Ve ben ruhumu göğüs kafesime tutsak ettim. Sırf yalanları açık etmesin diye sırf kendini ele vermesin diye. Ben bu yaşamı yalanlarımla sürdürdüm ve bu yaşamı doğrularımla yok edecektim. Her iki terazide ise zıtlıklar mevcuttu ve yer değiştirilmeleri gerekiyor. Peki buna gücüm ve iradem var mı?
Şimdilik vereceğim bir cevabım yok. Çünkü yaptıklarımın savunulacak bir tarafı yok ondan. Kendime kızıyorum çünkü asla yapamayacağım bir şey yaptım ve bunun sonucunu fazlasıyla hak ediyorum. Ne olursa ya da ne başıma gelirse gerçekler ortaya çıktığı anda kabul etmem gerekiyor. Çünkü bunun bir bedeli olacak ve bu bana çok uzak değil. Ama nedense bu sonun hemen değil çok sonraları gelmesini istiyorum. Belki de bu hayattaki kişilere alıştığım için belki de bir nedene tutunduğum için. Ve bu tek nedenin beni terk etmesini istemiyorum hiçbir şekilde. Bu nedenin sonum olacağını bilmeme rağmen.
Zaman aslında çabuk geçiyor, bu kararı verdiğimden bu yana 3 yıl geçti ve ben hâlâ aynı döngüde dönüp duruyorum. Düşüncelerimle yaptıklarım çelişiyor ve asla ortak bir noktada buluşmuyor ikisi de. Belki de ikisi de farklı sebepleri istediği içindir olamaz mı? Belki de ikisinin de varlığını bu sebepler var ediyor ve bunlara esir düşmüşlerdir.
Çoktan uyanmış ve kıyafetlerimi giyip odadan çıkmaya hazırlanmıştım. Güne az da olsa huzurlu uyanmış, yaşadığım o kötü anları düşünmemiştim. Aklıma gelmemiş ve beni etkilenmemişti. Hazırlandığım anlarda Ali Beyin sesini koridordan duymuş ve aşağı inip kahvaltısını yemek salonunda yapmak için ısrar ettiğini duymuştum. Hatta Kubat ilk başlarda itiraz etse de sonunda dedesinin yoğun isteği üzerine izin vermek zorunda kalmıştı.
Onlar aşağı ineli yarım saat olmuş ve bende ardından odadaki işlerimi bitirmiş ve odadan dışarı çıkmıştım. Koridora ayak basınca Ali Beyin hoşnutsuz olan sözlerini duymuş, Kubat 'a sorup durduğu soruları duymak zorunda kalmıştım. Yemek salonunun girişine gelince o an asıl seslerimi duyan Ali Bey anında konuşmasını yarıda kesip, benim gelmemi beklemişti. Ah ne güzel onsuz huzurlu kahvaltı masasında yemek yiyip duruyordum. Artık o geldiğine göre bu son bulmuştu. Adımlarımı hızlandırıp içeriye girmiş ve kuru bir sesle herekse günaydınlar demiştim.
Yemek masasına ulaşan adımlarımla kendi yerime geçip, bakışlarımı en çok Kubat ve Ali Beyden uzak tutmaya çalışılmıştım. Nedeni çok basit dünkü Kubat 'la olan konuşmamız sebebiyle, Ali beyle de hiç gerginlik yaratan bir olay yaşamak istemediğim için. Ben kendi boş tabağıma bir şeyler koymaya çalışınca o an ayağıma değen ayakla anısına bakışlarımı önümdeki Eşref' e çevirir çevirmez bana dedesini gösterdi. Ah imasını anladığım için hemen kısaca Ali beye dönüp baktım.
"Bu arada geçmiş olsun Ali Bey." demiş ve daha fazla konuşmamıştım. Ama beklemediğim tepkiyi almıştım Ali Beyden.
"Sağ ol kızım." diye düz, sakin sesiyle bunu dediği anda tek kaşım usulca yukarı kalkmış ve az önce duyduğum cümlenin gerçekliğini sorgulamıştım. O bana kızım mı dedi? Ben şaşkınlıkla karşımdaki Eşref 'e bakınca onunda benden farkı yoktu. İrileşmiş gözleri bir dedesine bir bana bakıp duruyordu.
Yavaşça bana bakıp, kızım mı dedi o, demişti dudaklarını kıpırdatıp. Bende gözlerimi üst üste kapayıp açmıştım. Bizim bu şaşkın halimizi bozan Kubat olmuştu.
"Bugün şirkete mi geçeceksin Eşref ?" diyen sesiyle bende Eşref gibi ona bakmış ve neden bunu sorduğunu anlamaya çalışmıştım. Acaba bunlar benim planımı mı anladı diyeceğim ama bunu öğrenseler böyle yapmazlar ki? Direkt ikimizi kurşuna dizerler.
"Evet neden sordun?" diyen Eşref aslında şaşkınlıkla cevap vermişti. Çünkü bunu beklemiyordu. Kubat 'sa çok rahat bir şekilde anladım dercesine başını sallamış ve sonrasında Eşref' in sorusuna yanıt vermişti.
"Merak ettim bir sakıncası mı var?" demişti sert bir tınıdan uzak sesiyle. Daha çok sorması onu rahatsız edip etmediğini öğrenmek isteyen bir isteği barındırıyordu.
Acaba bugün tersten mi kalktı bu ikili? Çünkü bize bu kadar ılımlı davranmazlar. Ben ve Eşref şaşkın şaşkın olup biteni anlamaya çalışıyorduk. O sırada çay bardağımı doldurmak için tam doğrulacağım an benden önce Kubat tam yanındaki seramik çaydanlığı aldı ve beni şaşırtacak ikinci hamleyi yaptı. Boş bardağımı doldurdu ve sanki çayıma kaç şeker attığımı bilir gibi şekeri olduğu yerden aldı ve usulca çay bardağıma dört şeker koyup usulca geri çekildi. O bunları yaparken ben sadece sessizce olup bitene bakıyor az önce olanları anlamaya çalışıyordum.
Bu adam kaç şeker kullandığımı nereden biliyor? Üstüne üstlük bana neden bu kadar nazik davranıyor? Bakışlarını bana asla bakamayan Kubat 'tan çekip şaşkınlığımı paylaştığım Eşref' e çevirdim. O da benle aynı şekilde Kubat 'a bakıyordu.
Aynı anda ikimizde dudaklarımızı kıpırdatıp, ne oluyor dedik. Tamda o sırada masada Ali Beyin sesini duyduk.
"Eşref oğlum bana şu ekmeği uzatıver." dediği anda aval aval Ali Beye baktım.
O Eşref' e oğlum mu dedi? Acaba kaza sırasında kafasına darbe mi aldı? O asla oğlum demezdi Eşref 'e. İsmiyle hitap ederdi. Acaba Eşref, o çok kan kaybettiği sırada ona kan verdiği için bir bağ mı oluştu, diyeceğim ama bu çok saçma. Evet yanlış duymadınız hiç sevmediği torunu ile aynı kan gurubundaydılar. Ve acil kana ihtiyaç duyduğu için Ali Bey anında Eşref ona orada kan vermişti.
Bu Eşref 'ten bekleyeceğim bir şey çünkü dedesi onu her ne kadar sert davransada Eşref onu çok seviyor ve ona çok değer veriyordu. Ama buna rağmen Ali Bey hiçte iyi davranmıyordu ona karşı. Bir şeyler değişmiş olabilir mi diyeceğim ama sanmıyorum sadece kısa bir süre içindir bu olanlar. Ali Bey yaşadığı minnet için Eşref 'e iyi davranıyor olabilir. Kubat' ta dedesinin iyi olmasının sebebi Eşref olduğu için ona yakın davranıyor ama bu kısa sürecektir.
Eşref ekmek sepetini dedesine uzattı ve Ali Bey sepetten iki elemek alıp kahvaltısını etmeye devam etti. Sepeti yerine bırakıp Eşref anında bana baktı. Çünkü o da benim gibi bu olanları anlamıyor ve gerçekliğini bana bakarak hissetmeye çalışıyor. Ne oluyor bu sabah bunlara? Tuhaf davranıyorlar ve bu bizi ürkütüyordu.
Eşref ve ben kahvaltı sonuna kadar hâlâ onları idrak edemeyen bir şekilde kahvaltıyı etmiş ve kahvaltı sonrası salonu terk ederken hepimiz Ali beyin bize dikkatli olun uyarısını dinlemiştik. O sırada Kubat önden ilerlerken ben ve Eşref arkasından kendi aramızda konuşarak ilerliyorduk.
"Sanırım bir kabus içerisindeyim." diyen Eşref 'e yanılıyorsun demiştim Kubat duymasın diye kısık sesle konuşurken. Sonra devam etmiştim.
"Sanırım ben bu kabusu yaşıyorum çünkü Ali Bey bana kızım dedi. İlk defa. Acaba takriben kaç dakikaya uyanırım?" diye sorunca Eşref başını iki yana salladı.
"Hayır kızım bak anlamıyorsun Kubat bugün bana ne yapacaksın, diye sordu. Bana böyle şeyler sormaz o? Daha çok yine başıma nasıl bir bela açtın, der. Ama bu sefer başka. Acaba bizim bilmediğimiz ama onların bildiği bir şey mi oldu?" diye kendi kendine ihtimaller yaratan Eşref 'e ne saçmalıyorsun demiştim. Sonunda malikaneyi terk edip avluya ulaşınca çoktan hazır olan araçlara doğru ilerlerken yine garip bir şey oldu. Sanırım bir sanrı görüyorum. Acaba gerçekten delirdim mi? İkizler haklı mı yoksa?
Eşref kendi aracına doğru giderken bana hoş çakal demiş ve evde yine bunu konuşuruz demişti. Eşref arabasına geçerken bende kendi aracıma doğru ilerliyordum ki Kubat 'ın avluda yankı yapan sesini duydum.
"Ronay bugün beraber şirkete geçelim." demiş ve bana omzunun gerisinden bir bakış atıp aracına geçerken ben yanlarına vardığım ikizlere hitaben konuşmuştum.
"Sanırım hayal görüyorum. Beraber şirkete geçelim mi dedi o?" diyince ikizler benim gibi şaşkın şaşkın Kubat 'a bakmış ve soruma cevap vermişti inanamayan bir sesle.
İkisi de aynı anda konuşmuştu. "Sanrıyı sadece siz değil bizde görüyoruz." dedikleri an emin oldum gerçek olduğundan.
"Bu adam bana hani tahammül edemiyordu? Şimdi benimle tek başına şirkete gitmek mi istiyor aynı araç içerisinde? Anlam veremiyorum!" dedim başımı iki yana sallayarak Kubat 'ın aracına doğru giderken.
Arkamdan Asaf' ın telefonun başında olmamı istediğini kısık sesle bana duyurmuştu. Araca binince arabayı harekete geçiren Kubat 'la yarı sessiz yarı şaşıracağım bir konuşma yaşayacağımı nereden bilebilirdim ki. Adam beni her an şaşırtmaya devam ediyordu ve bu hiç hoşuma gitmiyor çünkü ondan beklemeyeceğim şeyleri yaparak, savunma mekanizmamı alt üst ediyor, ne tepki vermem gerekiyor kestiremiyorum.
Kubat arabayı sürerken ara sıra kafasın saniyelik açıyla bana çevirdiğini göz ucuyla görebiliyorum ve olabildiğince görmemiş gibi yaparak pür dikkat yolu izliyordum. Bir an önce şirkete geçip, ayrı mekanlara geçebilir miyiz? Şu an kendimi diken üstünde hissediyorum ve bu hiç alışık olmadığım bir şey. Ben kendi düşüncelerinle boğuşurken arabanın içerisinde onun sesini duydum.
"Sessizliğinin sebebi ben miyim?" diye meraklı sesini duyunca ilk an bocaladım. Bir şey demek için kendimi hazır hissedene kadar susmuştu. Ama sonradan akışına bırakmak gayet iyi bir fikir olduğu için şeffaf olup konuşmuştum.
"Hayır değil ." demiş sonra susup hani şeffaf olacaktım diye kendime kızdıktan saniyeler sonra devam etmiştim. "Evet aslında bugün olanlar sessiz kalmamı sağlıyor. Hiç beklemediğim şeyler yaşadım." dediğim anda göz ucuyla hâlâ onu izlerken karizmatik yüzü önce düz bir ifadeyle bana bakmış sonra neden bu halde olduğumu anlamaya çalıştığını görür olmuştum yüzünde. Kısa bir saniye bana tekrar bakışlarını çevirdiği an konuşmuş sonra tekrar yola kaymıştı bakışları.
"Ne oldu tam olarak?" dediği anda meraklı bir tınıyla, sesinde olanları anlamadığını yansıtan ifade daha çok gerilmemi sağladı. Bilerek mi yapıyor yoksa gerçekten farkında mı değil? Adam iyiden iyiye ayarlarımı mahvediyor! İnanılır gibi değil! Yavaşça başımı ona çevirdim ve yan profilden onu izledim onun izin verdiği kadarıyla. Ama bu sırada konuşarak yaptığım şeyi ört bas ettim.
"Ne olmadı ki? Bugün sende dahil Ali Bey çok tuhafsınız. Ben ve Eşref 'e insan muamelesi yaptınız." demiş ve onu gözlerimi kırpmadan izlemiştim. Bu adam hep bu kadar yakışıklı mıydı yoksa bana mı öyle geliyor? Kısa kestirmiş sakalları, uzun kirpikleri, kusursuz yüz hatlarını izlerken o an gerçekten yakışıklı bir kocam olduğunu anladığım an içten içe kendime saydırdım. Bu beni ne alakadar ediyor ki?
Amacından şaşma! Adamı da yiyecek gibi bakma! Sanki buna hakkın varmış gibi!
O an bakışlarımı ondan sakındım. Aslında kendi cümlelerimi susturmak için bunu yaptım. Gerçekten bazen bu adam beni etkisi altına aldığı an nerede olduğumu bazen anlamıyorum ve bunun beni çok rahatsız ettiğini söylemek istiyorum. Ben bunları söylerken Kubat'ın alaycı cümlesi kulağıma ulaştı aracın içerisinde.
"Niye diğer zamanlar size yaratık muamelesi mi yapıyoruz?" diyince o an hiç tereddüt etmeden pat diye cevap verdim.
"Evet. Bizi yok sayıyormuş gibi davranıp duruyorsunuz. Bu dediğin cümleyle eş değer anlamı taşıyor." diye sinirden söylendim. Tabii bu onun hiç hoşuna gitmedi ve huysuz sesini duydum.
"Yanılıyorsunuz öyle davranmıyorum." diye sertçe bunu telaffuz edince ya kesin öyledir dercesine başımı salladım.
"Ben ve Eşref 'in varlığı sizi rahatsız ediyor." dedim çok önceden varmış olduğum sonucu söylerken. Bunu söylemem birkaç saniye araç içerisinde derin bir sessizlik yarattı ve Kubat aracı sürmeye devam ederken bende kollarımı göğsümde kavuşturup ona yandan bir bakış attım. Hah susuyor! Bu da dediğim şeyin doğru olduğunu gösterir. Birde inkar ediyor beyefendi! Ben içten içe ona kızmaya devam ederken sessizlik son bulmuştu.
"Yok öyle bir şey!" demiş ve bir solukta devam etmişti cümlesine. "Neden karım ve kardeşimin varlığı beni rahatsız etsin ki?" dediği anda birden sinirden kahkaha atmak istemiştim ama kendimi dizginlemiştim. Ama içimden açıkça bunu dile getirmişti.
Neden acaba? Sevmediğin bir kadınla evlendin! Kardeşin ise babanın ihaneti sonucunda dünyaya geldi ve annen bu yüzden intihar etti acaba o yüzden olabilir mi?
Ama ben bunları söylemek yerine başka bir şey söyledim.
"Bilemeyeceğim orasını da sen düşün!" diye iğneleyici bir tınıyla konuşmuş ve ona pası atmıştım. Tabii anlarsa beyefendi!
"Bu siz ikiniz tarafından yanlış bir anlaşılma ve sizde bunu yakında anlayacaksınız." dediği anda bu sefer kıkırdadım ve bu hareketimle anında yoldan ayırdığı bakışları beni bulmuş ve neden güldüğümü anlamaya çalışmış bende yok bir şey dercesine elimi iki yana sallayıp durmuştum. Bu yaptığım sadece sinirlerini zorlamıştı. Bu adam hep yanımda bu kadar sinirli olmak zorunda mı? Başını önüne çevirdikten sonra konuşmuştu. "Ben sadece artık normal bir aile olmak istiyorum." dediği anda bu sefer daha yüksek bir şekilde kahkaha atınca, söylediği cümlenin gülünç olması sinirlerimi bozmuştu. Şaka yapıyor sanırım!
"Ne o Eşref 'le normal bir kardeş olup sonra benimle de normal bir evliliğin olsun mu istiyorsun? "demiştim ama bunu öylesine demiştim. Tabii bunu cidden istediğini anlamam onun konuşmasıyla olmuş ve aniden gülmemi yarıda kesmiş ve yüzüm düşmüştü. Nasıl yani?
" Niye olmasın? Bu yanlış mı olur? Eşref benim kardeşim ve sende benim karımsın. "diyerek en sonda beni bu kadar sahiplenmesi sadece sesli bir şekilde yutkunmamı sağladı. Lanet olsun bu adam ciddi mi? Gerçekten bunu mu istiyor bu adam? Ve sanki bunu uzun zamandır istediğini düşünmem daha da strese girmemi sağlamıştı. Bu adam bana ne diyordu? Hadi kardeşiyle yakın olmasını anlarım ama benimle ne diye yakın oluyor bu?
Birden telefonum titreyince anında ellerimi çözdüm ve dizlerimin üstüne duran telefonu ellerimin arasına alıp gelen mesaja baktım. O san Kubat 'a cevap vermezdim çünkü üst üste mesaj gelmiş ve bu daha çok dikkatimi çekmişti. WhatsApp grubundandı gelen mesajlar.
Asaf : Kızım ne oldu? Umarım araçta birileri sağdır.
Aysar : Bence ikisi de sağ olsun.
Ben: Hiç iyi şeyler olmuyor.
Bunu dedikten sonra ikisi de aynı anda yazmaya başlamıştı. Bu yolculuğun benim açımdan hiç iyi geçmeyecek olduğunu bilseydim asla binmezdim. Dalgınlığım gelen mesajla yok oldu.
Aysar : Nasıl iyi şeyler olmuyor ?
Asaf : Adam anladı mı her şeyi? İşte şimdi bittiğimizin resmiyetidir bu!
Aysar: Gidip kendime mezarlık satın alacağım.
Bunu okuyunca sinirden gülesim geldi. Ben burada neyle mücadele ediyorum onlar neyin peşinde? Gerçekten beni deli edecek bu ikisi. O an Aysar 'ın yazdığı cümleyle aniden Asaf cevap yazmıştı.
Asaf : Bana da alsana piç!
Ben : Saçmalamayı kesin! Yok ölüm filan ve Kubat hiçbir şeyi anlamadı.
Ben bunu yazınca o an ikisinin tekrar bir şeyler yazıyor olduğu bildirimini görmüştüm. Tamda o sırada Kubat'ın bıkkın sesini duydum. En çokta onu yanıtsız bıraktığım için huysuz olduğunu biliyorum ama vereceğim bir cevabım yok ki?
"Kiminle mesajlaşıyorsun sen?" diye meraklı sesini duyunca onu geçiştirmeye çalıştım. Ama inanmadı.
"Kimseyle mesajlaşmıyorum." demiş ve çaktırmadan gurupta yazmaya devam etmiştim.
Ben : Kubat biraz garip davranıyor.
Aysar : Ne garipliğinden söz ediyorsun sen?
Ben : Sanki biz evliymişiz gibi davranıp duruyor.
Aysar :Kızım siz zaten evlisiniz ya! Unuttun mu? Birde deli değilim diyorsun! Daha evli olduğunu hatırlamıyorsun?
Ben: Salak ben onu mu diyorum! Bu adam biz normal bir evlilik yapmışız gibi bir kocanın karısına yapmak istediği şeyleri yapıyor. Bu işte bir gariplik var. Taktik mi yapıyor anlamadım!
Aysar : Ha öyle söylesene. Kızım ne taktiği karısı değil misin belki seninle zaman geçirmek istiyor.
Ben: Dört sene sonra mı?
Asaf : Katlıyorum burada bir terslik var ama aklıma iki neden geliyor. Eğer ilk nedense sorun değil ama ikinci nedense hepimize büyük geçmiş olsun.
Aysar : Ne diyorsun oğlum açık olsana!
Ben : Aynen ne diyeceksen açık ol!
Asaf : Diyorum ki eğer bir planı varsa ve sana bundan dolayı iyi davranıyorsa sorun yok ama adam karısına normal bir şekilde davranıyorsa orada işler değişir.
Ben : Nasıl değişir ki? Hem bundan neden korktun anlamıyorum?
Asaf :Ben değil sen kork çünkü adam seni karısı olarak görüyor. Anlasana be kadın!
O an sesli bir şekilde kendimi kaybetmiş bir halde göremez diye konuşunca birden yanımdaki Kubat aniden bu konuşmama karşı "Kim göremez? diye merakla sorunca sesli bir şekilde konuşup başımı ondan yana çevirdim. Kehribar gözleri beni çatık kaşları arasından izlerken ben sadece korkuyla ona bakıyordum.
O an diyemedim ki sen tabii ! Lanet olsun bu olasılık aklıma hiç gelmedi! Neden şimdi ama! Öncesinde değil! Öncesi de olmazdı! Hiç olmaması lazım. Bu adam niye her zaman yanlış zamanda yanlış kararlar alır ki? Anlamıyorum beni mi bir tek sınıyor bir hayat? Ah umarım Asaf yanılıyor. Yanılmıyorsa bittiğimin resmiyetidir. Bakışlarım ondan çekmeden önce, "Yok bir şey sen arabayı sürmeye devam et." demiş ve hemen elimdeki telefona bakıp gelen mesajları okumaya devam etmiştim.
Aysar : Orada mısın? Kızım bittiğinin resmi. Bu adam sana aşık olmasın mı?
Asaf : Olmuşsa yapacak bir şey yok. Sonuçta karısına aşık olmuş. Elin kadınına değil buna hakkı var.
O an başka kadına aşık olsaydı demek geldi ama sonradan düşününce hayır kimseye aşık olmamalı dedim içten içe. Sonra saçmaladığımı anlayınca derin bir nefes alıp ne yapacağım dercesine gözlerimi kapattım birkaç saniye. Zihnimde bir ses aşık olsa ne olur ki diye düşünüp durdu. En fazla onunla normal bir evlilik hayatı yaşarsın diye düşününce birden o an sesli bir şekilde yok istemem demiştim kendi kendime . Tabii sonrasında yaptığım hatayı anlayınca gözlerimi açtım ve kendi kendime kızıp durdum.
"Ne yok anlamıyorum? Ronay kiminle mesajlaşıyorsun bilmiyorum ama baya gerildin. Beklenmeyecek tepki verip duruyorsun. İyi misin sen?" dedi artık sabrı içten içe yok olurken.
Ben o an ona ne diyeceğimi bilemedim. Sonrasında derin bir nefes alıp sakin kalmak için çabaladım.
"Sadece garip şeyler okuyorum. Sen boş ver beni ." diye üstün körü ona bir şey söylemiş ve kaldığım yerden yazışmaya devam etmiştim.
Ben : Hakkı filan yok saçmalamayı kesin. Hem bana aşık filan değil. Uydurmayın. Belki de yeni bir planı vardır. Evet evet kesin bir planı var.
Bunu yazıp sonrasında cevap vermelerini beklemeden telefonu çantaya attım. Umarım bana aşık değildir yoksa diğer türlü ne yaparım bilmiyorum? Hem kesin yeni bir taktik deniyor yoksa onca zaman sonra kimse nefret ettiği birine aşık olmaz? Olmaz değil mi? Ona çaktırmadan ara sıra ona bakmış ve Kubat'ın bana yönelik değişen bu hallerini başka nedenlere yormaya çalışmıştım.
Ben bunları yaparken o sırada Kubat sonunda şirketin önünde durunca, çantamı aldığım gibi onu beklemeden hızla şirkete doğru ilerlemiş ve birkaç kere ismimi söylese de onu duymazlıktan gelip, biraz ileride olan asansöre doğru ilerlemiştim. Neyse ki bulunduğum katta olduğu için direk açılan asansörden içeri girip hızla çıkacağım kata basıp, Kubat'ın gelmesini bile beklemeden asansörün kapılarının kapanmasını sağlamıştım. Kendi katıma geldiğim anda odama girmiş ve asistanıma kimseyi içeri almaması gerektiğini tembihlemiştim. Tamam dediği anda odama girip ardımdan kapıyı kilitledim ve son sürat kılan kalbimin üzerine avucumu yasladım.
Sakin ol! Hiçbir şey daha belli değil. Belli ki yanılıyorum. Evet evet kesin yanılıyorum yoksa olacak iş değil bu? Onca zaman sonra karsına aşık olacak değil ya? Bence sadece bir yanılsamadan ibaret bu. Umarım doğru olan bu düşündüğüm şeydir yoksa ne yaparım bilmiyorum.
Kubat'ın bu evliliği gerçek kılmak gibi bir düşüncede olacağını asla sanmadım. Çünkü o her zaman bu ilişki içerisinde bu evliliği asla onarmayacak taraftı ve şimdi bu yok olursa ne olur bilmiyorum.? Kubat'ın gidişi kadar gelişide beklenmedik olmuştu. Ve bu gelişin asla bu yola sapmasını istemiyorum. Ben bu kararı verdiğimde Kubat benim gözümde hiçbir şekilde ilişki yaşamayacak, soğuk, görmezden geleceği ve bunu sonlandıracak kişi olduğunu sanıyordum. Ama şu an düşündüklerimi yıkıyordu ve yerine yeni fikirler inşa ediyor.
Ve şu an ne yapmam gerektiğini bilmememe sebebiyet veriyor. Sahi bu olursa ne yaparım? Nasıl bir yol izlemem gerek? Çünkü ben buna kendimi hazırlamadım. Tam tersi hiç iyi gitmeyen bir evlilik olduğu için bunu kolayca kabul ettim. Kubat karısını sevmeyen bir adamdı. Onun varlığını yok sayan birisiydi. Ve inandığı şey bir evlilik bağı değil dedesinin rızasıydı.
Onun istediği üzerine bir evlik yapmışsa şimdi nasıl bambaşka bir yol izliyor? Bir ara evliliği dahi bitirmek için çabalamışken şimdi nasıl olurda bu evliliği gerçek kılmak ister? Belki de yanılıyordum. Belki de bu başka bir oyunun senaryosuydu. Bu sayede Kubat beni yok edecek seçeneği bulmuş olabilirdi. Çünkü Kubat biliyordu ki karısı onu eskiden seviyordu ve zamanla sevgisi yok olmuştu. Belki de onun sevgisini tekrar canlandırıp, elimdeki bu gücün kendisine ulaşmasını istiyordu bu olamaz mıydı?
Derin bir iç çekip geriye doğru yaslandım. Oturduğun sandalyede sadece düşünüp duruyor, yapmam gereken işleri yapamaz oluyordum. Bir cümlesi beni bu hale getirdiyse ya bu gerçek olsa ne olur? Ne yaparım? Bu olmaması gerek aslında. Belki de ben gözümde büyüttüm? Belki bu aramızdaki soğukluk bitsin ve iki yabancı değilde arkadaş gibi olmamızı istiyor? Saçmalık! Hiç sanmıyorum! Kendimi kandırmayı bırakıp bir an önce gerçekleri kavrayıp olanları sindirip, kabul etmem gerekiyor. Peki bunu nasıl yapacağım? Kubat'ı nasıl devre dışı bırakacağım ki? Başımda binbir türlü bela varken, daha kendi ölümüme sebebiyet verenleri bile bulamamışken neyle mücadele ediyorum!
Tamam şimdilik bunu biraz erteleyip gerekli diğer işlere koyulmalıyım. Telefonu elime alıp ikizlere onlardan istediğim kişiye uyan suçluları kamera kayıtlardan bulma emri verdikten hemen sonra imzalamam gereken belgeleri imzalamış, buradaki işlerim bitince sonra katılmam gereken toplantılara katılmış ve günümü olabildiğince gündemimdeki beni mahveden sorunlarımdan uzak tutmaya çalışarak geçirmiştim.
O kadar kendimi çalışmaya vermiştim ki doğru düzgün ne su içmiş ne de öğle yemeğine çıkabilmiştim. Sabah kahvaltısıyla duruyordum ve artık iyiden iyiye acıkmamla şirketteki son kalan işlerimi alel acele bitirip sonra odamı terk ederek asansöre yönelmiştim. Zemin kata ulaşınca direk çıkışa yönelmiş ve beni bekleyen ikizlerin bulunduğu alana doğru gitmiştim.
〄〄
Malikaneye gelince ilk işim odama geçmek olmuş sonra akşam yemeğine inmiş ve yemeği yemiştik. Neyseki ben ve Eşref tektik. Ali Bey erkenden yemeği yemiş ve odasına geçmişti. Kubat 'sa önemli bir işi olduğu için yoktu evde. Yemek sessiz geçmemiş ve bugün olan biteni konuşup durmuştuk.
"Benden sonra ne oldu?" diye sorunca Eşref, ne olmadı dercesine bakarken konuşmuştum.
"Kubat son günlerde garip davranıyor ve bu canımı sıkıyor." dedim can sıkıntısıyla.
"Ne gibi şeyler yapıyor ki?" dedi Eşref daha ne olmasını merak ederken. Meraklı bakışları bana çevrilmiş ve diyeceğim şeyi bekliyordu.
"Normalde olduğu gibi beni yok saymak yerine varlığımı kabul eden davranışlarda bulunuyor. Ve bu beni geriyor. Sende fark etmedin mi bugün hem sana hem bana nasıl davrandı? 'diye açıkça ona söyledim. Hiçbir şekilde gizlemeden.
" Seni ve beni yok sayması bilinen bir şey ama birden bire ikimizi de bu kadar önemsemesi benide geriyor. Yani bana uygun olduğum bir vakit abi kardeş bir gece geçirelim dedi bugün gün içinde toplantı sonrası. Ben sadece alık alık bakıp onu onayladım. Acaba hasta filan mı? Son günlerimi yaşayan insanlar gibi davranıp duruyor. Bu beni geriyor. "dediğinde bu değişimin sadece benimle sınırlı olmadığını anladım.
" Acaba diyorum bir şey mi oldu? "diyerek işaret parmağımla kafamı işaret ettim.
" Hiç sanmıyorum normal bir tip sadece garip davranıyor. Kubat ve kafayı sıyırmak yan yana gelemez söyleyeyim. "dediği sırada sadece bıkkın bir nefes verdim. O halde bu adam neyin peşindeki bir anda 180 derece dönüş yaptı?
"Eminim bunun altında bir şey çıkacak ama hadi hayırlısı bakalım. Bu arada bir şey için senden yardım almak istiyorum." dediğim anda tabii söyle dercesine başını salladı. "Beni o gece kaçıran adama dair bir şey hatırladım ve belki sende bu adamı kolayca bulmamı sağlarsın diye sana da söylemek istiyorum. O gece adamın elinde bir dövme gördüm. Yuvarlak bir şerit içerisinde saklı olan kırık bir ok. Sende bu sembolü taşıyan bir adam ya da bir grup tanıyor olabilir misin? "diye sorunca sanki o an Eşref 'in zihninde bir ışık yanmış gibi aydınlanma yaşadı.
" İşin garip tarafı bugün bana bu soruyu Kubat' ta sordu. Ona da mı söyledin? "diye sorunca kafamı iki yana salladım.
Hasan pisliği söylemiş olamaz çünkü bunun sonunda alacağı bedeli bilir.
" Kubat'ın bunu nereden öğrendiğini biliyor musun? "dedim alacağım cevabı sabırsız bir şekilde beklerken.
" Kamera kayıtlarını izlemiş ve oradaki herkes tek tek sorgulanmış ve üstüne üstlük senin bulunduğun alana giden kişilerle ayrı bir şekilde ilgilenmiş. Sanırım oradan fark etmiş olabilir. Ama adamın yüzü kayıtlarda gözükmüyor. Sadece taşıdığı sembolü ve arkasından görünüyor demişti Kubat. Onun için bana sordu bu sembolü kim taşıyorsa en kısa sürede onu ele geçirmek için bilip bilmediğimi öğrenmek istedi. "diye gerekli açıklamayı yapıp kafamdaki soru dolu düşüncelere cevap vermişti.
Demek ki benden daha ilerde o adama karşı. Kubat'ın onu bulmasını istemiyorum, adamı ben bulup, bu işe ben son vermek istiyorum. Ama şu an yapacak hiçbir şeyim yok.
" Peki bir şey dedin mi sen ona?" dediğimde evet demişti. "Ne cevap verdin bana da söyle?" diyeceğim anda birden içerisinde olduğumuz yemek salonunda bir ses yankı yaptı.
"Bu işi bana bırak demedim mi ben sana? Eşref zaten bir şey bilmiyor değil mi?" diyen tekinsiz sesini duyunca Kubat'ın, hemen ondan yana dönüp salonun girişinde bana bakan Kubat 'la göz göze geldik. Güçlü duruşu ve yıkılmaz edasıyla bana bakıyor ve bu işi kurcalamamam gerektiğini açıkça bana ikazla bildirmeye çalışıyordu ama unuttuğu bir şey vardı. Bu sorun benim meselem ve onun asıl karışmaması ve kurcalamaması gerekiyor ama o ne yapıyor tam tersini yapıyor!
"Bende sana bu benim meselem demedim mi? Asıl sen karışma!" diye sertçe çıkıştım. Kubat tamda bu sırada olduğu yerden ayrılıp yavaşça bulunduğumuz alana doğru geldi. Eşref' e yavaşça bir bakış atıp buradan bir an önce toz olmasını işaret edince hain Eşref anında yemek salonunu terk etti. Hiç itiraz bile etmedi pis hain! Eşref çıktıktan sonra ikimiz tek kalmıştık. Kubat karşımdaki sandalyeye geçip geriye doğru yaslandı ve pür dikkat bana baktı.
"Kahir soyadını taşıdığını unutuyorsun ama asıl unuttuğun benim karım olduğun gerçeği ve kimse benim olana yaptığı şeyin bedelini ödeyememezlik yapamaz." diye ciddi ses tonuyla sınırların içerisinde olduğunu açıkça belli etmişti. Usulca öne doğru eğildi ve keskin ifadeleri beni süzerek konuşmasın devam etti." Yani bu mesele senin kadar beni de ilgilendirir ve bırak inat etmeyi, ben halledeyim. "dedi artık bu konuda ona karşı çıkmamı istemeyen bir sesle.
O an ne kadar itiraz etsemde kabul etmeyeceğini anladığım için sessiz kaldım ama bu boyun eğdiğim anlamına gelmiyor. Sadece o kabul ettiğimi sansın o bana yeter.
" Sessizliğini evete yoruyorum." demiş ve sonrasında çalışan kızı çağırmıştı. Kendisine yeni bir servis açması için. Kız geldiği anda saniyeler içinde ona servis açmış ve yemek salonunun terk etmişti. Daha fazla burada onunla durmak istemediğimi ve ortamın ambiyansı her an değişir korkusuyla kalkmaya hazırlandım. Tam da o sırada Kubat'ın sesini duyunca hareket etmeyi kesmiştim. "Bir ara beraber akşam yemeğini dışarıda yiyelim." demişti. Bunu sorduğunda ona sadece kaşlarımı çatarak baktım. Ne yemeği bu? Hemde baş başa!
"Sebep?"dedim direkt. Anında cevap gecikmedi.
" Evli çiftler çok sık yemeği dışarıda yerler. "diye konuşunca olduğum yerde aniden kalkıp ona üsten baktım.
" İstersen birde evli çiftler gibi tatillere çıkalım, davetlere katılıp boy gösterelim? "diye alaycı bir sesle bunu söylediğim anda sanki buna dünden razıymış gibi olur dercesine başını sallaması yok mu birde!" Hah kalsın almayayım. Ben böyle gayette iyiyim. "demiş ve masanın yanından ayrılıp salonun dışına doğru yol almıştım. Tabii arkamdan konuşması ile sinirlerimi daha çok zıplatmıştı.
" Gün gelecek bunları sen isteyeceksin. "demişti sanki bunun gelmesi için can atan bir sesle.
Salondan çıkmadan hemen önce ona çok beklersin demiş ve odama doğru ilerlemiştim. Odaya gelince direkt üzerimi değiştirip, rahat olacağım gecelik takımını giymiş ve yatağıma geçip telefonu elime almıştım. Gruba adamı bulup bulamadıklarını sormuş ama cevap alamamıştım. Ya işleri vardı ondan ikizler cevap vermemişlerdi ya da şu an yemek yiyor olmalıydılar.
Onlar cevap yazana kadar bende biraz uyuyana kadar kitap okumaya başlamıştım. Saatler geçmiş ve neredeyse gece çoktan çökmüştü. Malikane sessizleşmiş ve herkes odasına çekilmişti. Bense uyuyamamanın verdiği hislerle öylece karanlıkta duvarla bakışıyordum. Uykum vardı ama uyumaktan korkuyorum. Çünkü ne zaman uyusam ya kendimi mezar içerisinde buluyorum ya da beni asla bırakmayan diğer kabuslar içerisinde. Ne zaman uyku beni esir aldı ne zaman yine kabuslar içerisinde mücadele ettim bilmiyorum ama uyuya kalmam çok hızlı olmuştu.
〄〄
Güne erken başlamış evden kahvaltı bile etmeden çıkmıştım. Sebebi gece yarısı ikizlerin adamın bulunacağı yerleri öğrendiklerini söylemesiydi. Bunu görür görmez direkt onlara erkenden adamları hazır etmesini emretmiştim. Kimseye belli etmeden çıkmak iyi olacaktı. Evden çıkınca araçlara geçmiş ve yol almıştık girmemiz gereken yere. Araçta ise edindikleri bilgileri aktarmaya başlamıştı ikizler.
"Adamın elindeki sembol aslında bir teşkilata ait. Bunlar infazcı bir grup, aldıkları parayla istenilen kişiye suikast girişiminde bulunuyor ve öyle ortadan kaldırıyor." diyen Asaf 'ın cümlesini söylediği anda dikkatimi bir şey çekti.
"Dediğin gibi suikastçı bu adam ve öldürme tekniğinin direkt kişiyi indirmek olduğunu söyledin ama neden beni direkt değilde yavaşça öldürmeyi tercih edip bu işi zamana döktü? Ve kim onun bu alıştığı tekniği değiştirip farklı bir şekilde bana zarar vermesini istedi? Burada bir gariplik var asıl onu çözmek gerekiyor. "diyerek buraya dikkat edilmesi gerektiğini açıkça belli ettim.
" Ne düşünüyorsun sen? "dedi Aysar aklımda olanı sesli bir şekilde dile getirmemi isterken.
" Adam kimden emir aldı bilmiyorum ama kimse bu bana biçtiği ölüm şeklide acımasız olduğu kadar kısasa kısas şeklinde. Yani aslında sanki bunu seçerek bir yandan varlığını bana yansıtmış ama ben anlamış değilim." dedim derin bir iç çekerken.
"Adamı bulduğumuz anda ki olduğumu öğreniriz. Tabii adamı ortadan kaldırmadıysa. Çünkü yaşadığını haber almışsa çoktan adamı öldürmüş olma ihtimali de var." dediği an Asaf bunun olmamasını istedim. Çünkü bu olmuşsa bu sır o adamla toprağa gömülü halde kalacaktır.
" Şimdi bunu düşünmeyelim bana bu infazcı teşkilat hakkında bilgi verir misiniz? "diye sorunca anında Aysar elindeki tableti açtı ve oradaki bilgileri aktarmaya çalıştı.
" İnfaz teşkilatı şu isimle tanınıyor 'Gölgeler'. Öyleki bu infaz teşkilatı bu zamana kadar birden fazla düşmanı, iş adamını, mafya liderlerinin ortadan kaldırılmasının tek sebebi. Kim birini öldürmek istese direk soluğu bu yerde alıyor. Bu işin başında iki kardeş var. Tahir ve Kamil Gedik denilen. İkisinin sadece bu değil başka mekanları var. Kamil 'in Kıbrıs' ta birçok kumarhanesi varken, Tahir gece mekanları işletiyor. Dışarıdan daha çok iyi görünümlü bir imaj çizmek için bu yolu tercih ediyor ama herkes onların nasıl acımasız ve tehlikeli olduklarını biliyor. Çoğu kişi onları karşısına almaya çekiniyor. "demişti. Sonra Asaf elinde bulunan bilgileri okudu kardeşinin hemen ardından.
" Bir ara bizim şu Cengiz Altan 'ı da ortadan kaldırmak için uğraşmışlar ama sonradan Cengiz' in onlara sunduğu maldan sonra vazgeçmişler. Yani tüm pis işler onlarda. Tam bir adi şerefsizler diyebilirim." dedi ve devam edeceği an onu ben durdurmak zorunda kaldım.
" Sence bu adamlar bize istediğimizde adamı verirler mi yoksa işi yokuşa sürerler mi? "dediğim anda ikizler birbirine bakıp durdu. Sanki bu sorduğum soruya cevap verdikten sonra gelecek diğer soruyu endişe içerisinde beklediler.
" Bilemiyorum ama sen söyle vermezlerse be yaparsın? "dedi Asaf endişe izlerini içerisinde barındıran sesiyle bunu soruncada cevap vermemen gecikmedi.
" Son musallat oldukları kişi ben olurum. "dedim kendimden emin ve yapacağım katliamı bakışlarıma taşımışken.
" Onları karşına mı alacaksın? "dedi korkunun barındırdığı sesle Aysar.
" Onlar beni karşısına çoktan aldı. Sadece istediğim adamı verseler sorun hallolur. Ama vermezse şimdiden hazırlıklar yapılsın çünkü görülmemiş bir sonla onları ortadan kaldıracağım. "dedim sesimdeki tekinsiz tınıyla.
Evet bir infaz teşkilatını ortadan kaldıracak kadar gözlerimi kararmıştım. Yapacağım bu katliam nedense şimdiden heyecan uyandırmıştı bende. Belki de kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu gösterme zamanı.
" Bu büyük bir risk. Ne gerek var ki? Gidelim adamlara soralım vermezse adamı biz almasını biliriz ama sen gelmiş savaş açıyorsun. Ve senin yapacağın katliam herkesi etkiler. Kubat'ın bu konuda ne düşüneceğini bilmiyor musun?" diyerek Aysar bu evhamlı haline göz devirme isteğimi ortaya çıkardı.
Başımı yana atarak ona üsten bir bakış attım. Sonra hissiz ve soğuk bir tonda şunları zikretmiştim." Emin ol biz onları ortadan kaldırmazsak, onlar bir gün bizi yok etmeye gelecek aldıkları emir yüzünden . Ve bunu yapmak için can atan birden fazla düşmana sahibiz. Ve sen bunu ertelenmemiz gerektiğini mi söylüyorsun?" dedim sakinliğimi çoktan kaybetmişken." Ölmeyi geciktirmek mi istersin yoksa bunu sonlandırmak mı? Seçimini sen düşün bir! "diye sertçe çıkışıp, ona hiçte yanlış bir karar vermediğimi belli etmiştim.
İkazım açıktı. Son zamanlarda çok fazla göze batıyordu bu teşkilat. Birden fazla kez onlar hakkında bir toplantı yapmış ve kimse birlik olup onları ortadan kaldırma fikrime sıcak bakmamıştı. Çünkü onların istediği bu teşkilatın önce beni ortadan kaldırması sonrasında teşkilatı yok etmek. Acaba bunu yapan mafya liderleri olabilir miydi? Emri vermemişlerse bile bu konunun onların kulağına gitmesini sağlayıp, bana karşı onların bir girişimde bulunmasına öncülük etmiş olabilir.
İkisi de başını sallayarak haklısın demiş ve sonrasında ne yapmamız gerekiyor konusunda sordukları soruları cevaplamış ve araç gelmemiz gereken yere gelince durmuş ve usulca araçtan inip, önünde durduğum şirkete bakmıştım. Hah! Dışarıdan ne kadar da normal gözüküyor ama içine bakarsak burada çoğu kişi eğitim almak için geliyor. İçeride bulunan her çalışan zaten bir suikastçı ve bunu bu şekilde ört bas ediyor, normal bir yaşantı içerisinde oldukları imajı veriyorlar dışarıya.
Tam iki yanımda duran ikizlere kısa bir bakış attım. Ah sanırım tatilimi biraz daha ertelemem gerekiyor. İkizler büyük bir soğuk kanlılıkla yanımda bulunurken diğer adamların dışarıda kalmasını istemiş ve üçümüz sadece içeriye giriş yapmıştık. Evet belki de gerçekten burada eğitim alarak birçok kişinin canına kast ediyor olabilirler ama unuttukları bir şey var. O da benim. Buradaki teşkilat can almak için eğitim verirken ben adamlarımın can kurtarması için eğitim almasını sağlıyordum. Ve bunu bilen sadece üç kişiydik. İkizler ve ben. Yanımdaki adamlar bir çok konuda iyi bir eğitim alarak yanımdaki yerini almıştı. Ve daha bunun yüz katı kişi eğitimini devam ettiriyor.
Ve unuttukları bir şey daha vardı. Eğitim alan adamlarımın hepsi yakınımda değil birde düşmanlarımın arasında bulunuyordu. Düşmanın içine sızmış birçok adamım vardı ve bunu kimse bilmiyordu. İkizler bile buna dahil. İkizler sadece adamlarının eğitimle yanımda bulunduğunu sanıyor diğer konulardan habersizler ve yakında öğrenecekleri gerçeklerle şaşkına dönecekler.
İçeriye giriş yapınca Asaf biraz ileride bulunan çalışan kızın yanına gidince bende kısa bir süre içeriye göz attım ve sonrasında aklıma geleni söyledim.
"Umarım adamı vermezler." diyerek Aysar 'ın şaşkınlıkla gözlerini açıp bana anlamayarak bakmasını sağladım.
"Neden bunu istiyorsun? Az önce vermesini istiyordun ama kararını değiştiren şey ne?" dediği anda ona içeriyi gösterdim.
"Baksana nasıl da düzenli bir işleyiş var." demiş ve o an Aysar 'ın şaşkın şaşkın içeriyi izlemesine sebep olmuştum. Aysar yine ne yapacağımı merak eden ve bundan hiç hoşlanmayacağını belli eden bakışıyla bana bakarken konuşmaya kaldığım yerden devam ettim." Ve bilirsin ki bana ait olmayan düzenleri bozmak gibi kötü bir huya sahibim. Onun için karar değiştirdim ve burayı yok etmek istiyorum. Sonuçta bu gelecek için bir yatırım olacak. Bu an içerisinde yaptığım yaptırım ilerki zamanda bana yatırım olarak gelecek. Neden bunu yok edeyim ki şu an bunu yapmayarak? "dedim çok haklı bir tavırla. Oysaki Aysar sadece tüm gözleriyle neden dercesine bana bakıyor ve yapacağım katliamı tahmin edebiliyorki bunun gerginliğini yaşıyordu.
O sırada Asaf geldi ve Tahir denilen adamın odasında bizi beklediğini bildirince büyük bir keyifle ilerledim. Çalışan kadın önden giderken bizde onu arkadan takip ediyorduk. Bir yandan da Asaf 'ın kısık sesle konuşması vardı tabii.
"Her an bir şey olursa diye adamlar tetikte." diye bildirince Asaf diyemedim ki canım onlara gerek yok. Adamlarım zaten burada. Hatta tam önümde bizimle birlikte ilerliyordu. Evet bu önümdeki çalışan kızda benim eğitim verdiğim merkezdeydi. Ama bunu şimdilik bilmesine gerek yok. Şov daha başlamadı o zamana kadar kimsecikler bir şey bilmemeli sonrasında ne anlamı kalırdı. Ara sıra ortadan kaybolma bazı nedenlerden dolayı değil bazı gizli işlerden dolayıydı en çok .
Asaf 'a sadece tamam demiş ve sonra asansöre binmiştik önümdeki kadınla. Asaf ve Aysar en arkada dururken ben ve kadın yan yanaydık. Olabildiğince istediğim gibi beni yok sayıyor, bir yabancıya bakar gibi bakıyordu. Eh benimde istediğim zaten buydu. Sonunda geleceğimiz kata gelince sakin, kaygısız duruşumla kadın arkasından onu takip etmeye devam ettik.
Ama ikizler pür dikkat etrafı kolaçan ediyor, herhangi bir şey olacak endişesiyle tüm algıları açık vaziyette bulunuyordular. Geçip gittiğimiz her koridorda birden fazla kişi durup bakıyor ve sonra kaldıkları yerden ilerlemeye devam ediyordu. Görünürde gerçekten bir şirketten farkı yoktu ama burada ne olup bittiğini çok iyi bildiğim için maalesef dış görünüşe pek aldanmıyordum.
Çünkü içeride dönüp duran olayları ben bile burada onca adamların olduğu halde çözmüş değilim. Çünkü herkes başka bir departmandan sorumlu ve biri diğer kişinin ne yaptığını kati suretle bilmiyor bilemiyordu. Buradaki işler çok titiz ve gizlilik içerisinde yapılıyordu. Maalesef hâlâ istediğim departmana kendi adamlarım girmiş değil, girmiş olsaydı zaten buraya gelmez direk o adamı halleder sonrasında bu yeri alt üst edip bunun getireceği olayların sonuçlarını göğüslerdim. Maalesef şimdi böyle bir imkanım yok ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor. Sonunda uzun dar bir koridora ayak basınca sadece dört kişiden ibarettik.
Çalışan kadın sonunda bir kapının önünde durunca önce kapıyı çaldı sonra içeriden gir komutunu duyunca, kapıyı açtı ve bizim girmemizi bekledi. Açılan kapıdan içeriye bakınca önümdeki devasa çalışma masasını ve hemen onun önünde oturmuş olduğum tarafa bakan bir adamla göz göze geldik. Usulca içeriye adım attım ve benimle birlikte içeriye girmek isteyen ikizlerin kapıda dikilmesini ve kapının açık kalmasını işaret ettim.
İçeriye girince kısaca süzerken bir yandan da usulca konuşmuştum. "Kapının açık kalması sorun yaratır mı?" dedim umursamazca bir sesle. Masada oturan adam önce kapıda dikilen ikizlere sonra bana baktı. Yeşil gözleri hissiz bir şekilde inceledi bizleri sonrasında yavaşça hayır dedi. Gözüm biraz ileri bulunan tekli koltuğa çevrildi ve oraya doğru ilerledim. Tam sol tarafında oturup bakışlarımı ona çevirdim.
"Siz benim kim olduğumu biliyorsunuz ama ben sizin kim olduğunuzu bilmiyorum." diyerek kendisini tanımasını istedim. Onu tanıyorum ama bunu belli etmek istemiyorum. Aslında bu bir üstünlük göstergesiydi ve o bunun farkında olmasına rağmen ismini zikretmişti.
"Tahir Gedik." diye kuru bir sesle kendini tanıtınca ona sadece düz bir ifadeyle bakmıştım.
"Umarım yanlış bir zamanda gelmedim." dedim ama hiçte umursayacak bir durumda olmadığımı bence ses tonumdan belli ediyordum. Oysaki o da bunun farkında olmalı ki hayır anlamında başını iki yana salladı.
"Sanırım burada kendinizi güvende hissetmiyorsunuz?" dediği anda neyi amaçladığını kapıya diktiği bakışlarından anladım.
"Ah aslında burada benim güvenliğim için değil etrafımdaki kişilerin güvenliği için bulunuyorlar. Görmezden gelin derim onların varlığını." dediğim anda bu kadar kaygısız ve büyük bir cesaret içerisinde bunları zikretmem dikkatinden kaçmamıştı.
Çünkü burada ikizlerin daha çok beni korumak için bulunduğunu düşünüyor ama bu işin gerçeğini yansıtmıyor. Çünkü beni tanıyan bilir ki tek başıma kalkıştığım işler çok ses getirmiş ve çoğu kişi bu yüzden bana karşı gelememe korkaklığı göstermişti. Ah diyorum ya tersim gerçekten pistir öyle böyle değil. Kafam atarsa karşımdaki kişiyi tanımam, kendimle birlikte yakarım haberleri olmaz. Ne yapayım bende böyle bir kaçığım. Beni böyle kabul etmeleri gerekiyor.
Derin düşüncelerimi bölen kişi karşımda rahatça oturan ve dediklerimden sonra uzun uzun düşünen Tahir denen adamdı.
"Demek Kahir soyadını gururla taşıyan ve onu bu kadar güçlü kılan kişinin siz olmasını şimdi anladım." diye esrarlı bir sesle konuşmuş ve kısa bir süre beni o rahatsız edici bakışlarıyla izlemişti. Tamda bu anda midem bulanmış olması sebebiyle kendimi onun alnının çatısından vurmamak için zor tuttum. Ta ki tekrardan konuşana kadar." Dedikleri kadar gözü kara bir kadın olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar cesur bir hareket beklemiyordum sizden doğrusu." demiş ve usulca başını yana atarak beni küçümseyen bir bakışla konuşmuştu. "Kim ölüm fermanın verildiği yere böyle soğuk kanlılıkla gelebilir ki?" dedi sesindeki merakla.
Bunu diyince ona hissiz gözlerle baktım. Ah beni korkak biri sanıyorsa çok yanılıyordu. Ne yoksa karşısında aptal, buraya bir ricada bulunarak geleceğimi mi sanmıştı? Çok yanlış bir düşüncede olduğunu söyleyebilirim. Karşımda durmuş konuşmamı bekliyor ve ona istediği cevabı söylememi bekliyordu ama daha çok bekler.
"Tabii ki de ben bunu ancak yaparım. Çünkü kimse bu yere öyle elini kolunu sallayarak gelemez sizin de dediğiniz gibi. Ama kaçırdığınız ufak bir detay var." dediğim anda ne dercesine bakınca kurnaz bir gülümsemeyle ona baktım. "Sonuçta benim de size karşı bir sürprizim olacak yoksa buraya gelir miydim bu sakinlikle. Sizin yerinize ben cevap vereyim. Hayır. Neden mi? Çünkü bana yapılan bu suikast girişimi sonrasında çoktan burayı havaya uçurmuş ve rahatlıkta kahvemi içiyor olurdum. Affetmek ve sineye çekmek gibi bir huyum yoktur asla. Ve bana yapılanı da en ağır cezayla ödetmediğim vakit uyuyamıyorum. "diyerek sakin bir aristokrat gibi konuşmuş ama bakışlarım ve yüz ifadem o kadar ürkütücü bir hal almıştı ki bir an soluğunu tuttuğunu gördüm ama son yavaşça kendini sahte bir ifadeyle koruma altına aldı.
Ah aptal bir bilsen zihnimde sana biçtiğim sonu. İşte o zaman böyle beni küstah bir tavırla ağırlar mıydın? Ama bunu bilmeni istemiyorum yoksa işin eğlencesi nerede olur ki? Amaç şaşırtmak zaten burada haberdar etmek değil. O bana bakmaya devam ededururken birden içeriye üstün körü bir bakış atarak, adamın az önce dediklerini boş verip konuya bodoslama girdim . Ah yavaşa onu ürkütmem ve bunu saklamaya çalışmasını ise büyük bir keyifle izledim.
"Açık olacağım Tahir Bey size karşı. Uzatmadan ve sizin daha faza zamanınızı almadan. " demiş düz bir ifadeyle ona bakmış ve sakince kelimeleri telaffuz etmiştim ." İnfaz emrini kim verdi ve bu işi kim üstlendi, bilmek istiyorum." dedim. Ona bu kadar üstünlük taslamam hoşuna gitmemiş olmalı ki artık yüzündeki ifade kendini öfkeye bıraktı. Halbuki ben çok sakindim. Burada zarara uğrayan benken.
Bana o an tekin olmayan bir şekilde baktı ama hiç etkisi olmadığını söyleyebilirim. Hah beni küçük görüyor sanırım? Ama yanılıyor maalesef bir konuda. Çünkü beni durduran tek bir etken var. O ise sonradan yapacağım şeylerden dolayı bu kadar sakin ve ılımlı durmam. Yani haberi olsun diyeceğim ama şimdi bilmemesi daha keyif veriri bana. Geriye doğru usulca yaslandı ve küstah ifadesi alaycı gülümsemesiyle beni süzdü. Sanki söyleyeceği cümlenin bende yaratacağı hali sabırsızlık içerisinde bekliyor gibi bir hali vardı.
"Peki vermesem ne yaparsın Ronay Kahir?" dedi tek kaşı yukarı kalkarken, sesi tonu bunun sonrasında vereceğim cevabı tahmin eden bir tınıya sahipti ama maalesef ona istediğini vermedim. Ve onu dumur edende bu oldu zaten.
" Ah bunu da zaman gösterir. Şimdilik bir şey diyemem. "dedim sanki geriye çekilmiş gibi yaparak ama amacım bu değildi.
Anladım dercesine başını aşağı yukarı salladı. Aptal olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü insan kapısına gelen kişi hakkında az da olsa bir fikir sahibi olur ama o bunu yapmadığı için büyük bir kayıp yaşayacak. Neyseki onun adına üzgün olmayacağım. Onu yok etmek haz verecek bile diyebilirim. İki elinin parmaklarını masada iç içe geçirdi ve usulca öne doğru biraz yaklaştı ö
"O halde ne adamımı ne de bu işi isteyen kişinin ismini size maalesef vermeyeceğim. Buraya kadar boşuna yoruldunuz." dediği an kararlılık içerisinde, hızla oturduğum yerden kalktım ve kapıya doğru bedenimi çevirdim ve usulca aralık kapıya kadar yavaş adımlarla ilerledim.
" Peki o halde hoşça kalın Tahir bey. "demiş ve bu cümlelerimle onu istediğim şekilde şaşırtmayı başarmıştım.
" Bu kadar mı? "diye aptalca sorunca, anlamıştım ısrar edip, buradan hemen gitmeyeceğim olduğu düşüncesinde sahip olduğunu.
Ah erkekler gerçekten bazen çok aptalım olabiliyor . Hele ki güç okyanusunda bulundukları an. Oradan sağ çıkacaklarından eminler ama bir deniz kızı görmelerine bakar. Sonrasında okyanusun dibinde can verirler daha farkına varamadan.
"Ne bu kadar mı?" diye sordum anlamaza yatarken, bakalım ne diyecekti? Omzumun gerisinden ona bakındım. Olduğu yerde şaşırmış ve birkaç dakika süren bu görüşmenin altında yatan nedeni anlamaya çalışan bir hali vardı.
"Tehdit edip, size o adamın ismini vermem için ısrar etmeyecek misin ?"çatmış olduğu kaşları arasından bunları zikredince. Belki şu anda ona düz bir ifadeyle bakıyor olsada zihnimde çoktan onu avlamıştım. Ama onun bundan haberi yoktu.
"Ah hayır tabii ki bunu asla yapmam, yapamam." dedim sakince, omuz silkerek.
Ne oluyor dercesine bakındı, zihninde devrilen cevapsız sorularla kafası karıştı. Ah böyle bir etki bırakmayı hep sevmişimdir düşmanlarımda.
"Sebep peki ?" diyince tatlı tatlı gülümsedim. Bu gülümsemen onu gerdi ve bir ansa ifadelerimin değişip durması daha çok onu allak bullak etti.
"O zaman keyfi kalmıyor ki?" dedim usulca.
"Neyin keyfi kalmıyor?" dediği anda bir anda ona buz gibi bir ifadeyle bakınca zehirli sarmaşıklar dört bir yanımı kavradı. Ve o an tüm öfkem ve nefretim açığa çıktı. Sorusunu yanıtlarken ona dikmiş olduğum bakışlarım bir an önce istediğini alma arzusu içerisinde kıvranıp duruyordu.
"Alacağım intikamın hazzının vereceği huzurun bendeki keyfi kalmıyor. Ben ısrar etmem." dedim üzerine basa basa. "İsterim sakinlikle." dedim çok kolay bir şeyden bahseder gibi. "Kişi vermezse de bende istediğim şekilde onu almak için çabalarım. Yapım bu zorlanmam ama zorlarım. İstediğimi alana kadar da tüm sınırları alt üst eder geriye hiç bir bırakmam. Sonrasında olanlar ise benim suçum olmaz. "dedim yargılayıcı bir bakışla. Önce şaşırdı dediklerine sonra ise beni ciddiye alma gereksinimi göstermeme aptallığı gösterdi. Ah kendine yazık ediyor haberi yok.
" Kendinize çok güveniyorsunuz. Ama bu yersiz bir güven. Çünkü kimse bana ve bu kurduğum teşkilata zarar veremez." kendine olan özgüvenini beğenmem diyemem ama bu sadece benim gözümde yüzme bilmediği halde suya atlama girişimi gösteren bir ahmağın halini andırıyordu.
" Unuttuğunuz bir şey var ben hiç kimse değilim. Ronay Kahir 'im ve size bunu bizzat göstereceğim. Özgüven konusuna gelince de bakalımda bunu bize zaman gösteresin. Bu arada şimdiden vereceğim rahatsızlık için özür dilerim." demiştim hissiz bir tınıyla.
Ben bunu der demez adamın rengi attı. Çünkü benden böyle bir şey beklemiyordu. Yapacağım şeyi haber vermem bir yana birde özür dilemem onu şaşırmıştı. Eh Ronay Kahir etkisi diyebilirim. Kendine çeki düzen verdi ve olduğu yerde ayağa kalkıp iki elini masaya yasladı ve bana yarı beğeni yarı küstah bir bakış attı.
" Dedikleri kadar varsınız Ronay Kahir. Ama bu sefer yenilen taraf siz olacaksınız. Dikkat ederseniz iyi olur çünkü sizin güzel bir kadının ölmesi hoş olmaz." Bu cümlesi sadece kaşlarımı çatmamı sağladı.
"Erken konuşulanları pek sevmediğim gibi yersiz özgüven sahibi kişileri de sevmiyorum. Neyseki bunun için bir özür beklemiyorum." demiş ve ortamı terk edip ilerlemiştim. Arkamda şaşkın neye uğradığını bilemeyen bir adam bıraktığımı biliyorum ama onun için bu daha ilk aşama ben son aşmada onu indirmeyi düşünüyorum.
Şirketi terk ederken Asaf 'ın söylediği cümle keyif almamı sağlamıştı.
"İnsanları bu kadar tedirgin edip sonrasında aptallaştırmayı nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama her daim üstünlüğü üzerine çekip, kişiye kendi mekanında ders veriyorsun. Bence bu tarafın çok ürkütücü. Bir yanda da çok iyi. Düşmanlarının neden ikilemde kalıyor anlamış oldum. Sen ilk saldırıyı zihinlerinde başlatıyorsun önce ve onun zihnini yıkıyorsun sonra ise varlığını. Ve bu en alıcı nokta oluyor. Sonrasında tamamen yok oluyorlar. Bu hayranlık uyandırıyor. "dediği anda sadece ona şımarık bir gülümsemeyle bakmış ve cevap vermiştim.
" Aferin sana küçük adam demek çözdün beni ama daha kat etmen gereken çok yol var ve bunu sana zamanla göreceğim. O zamana kadar iyi gözlemle beni. "demiştim.
Sonrasında ise araçlara geçmiş ve buradan uzaklaşıp şirkete doğru yol almıştık. Şirketteki işleri halletmek bir yana oradan alacağım bir dosyayı almak için gidiyorum. Çünkü yapacağım katliam için bana lazım olacak bu dosya. Ve umarım şirkette Kubat 'la karşılamam. Onu şimdilik çekemem birde gittiğimi haber alırsa yapacağımız tartışmayı şirkette yapmak hiç ama hiç istemiyorum.
〄〄
Şirkete gelir gelmez kısa sürede işlerimi halletmiş hemen sonrasında almam gereken dosyayı alıp şirketten ayrılıp, ikizlere birlikte şehrin dışındaki uçuruma doğru gelmiştik. Ara sıra bu uçuruma gelip, kendi sessizliğimi dinlerdim. Şimdi ise uçurumun kenarında durmuştum. Elimdeki dosyayı inceliyordum. Amacım ilk yapmam gereken aşamayı belli etmek sonrası zaten kolaydı.
Bu elimdeki belgede Tahir ve Kamil denilen Gevez kardeşlere ait bilgiler, yaşadıkları evlerin adresi, şirketlerindeki çalışanların sayısı. Hâlâ henüz tam olarak çalışanların isimleri ve kimlikleri belli değil ama bunda yakında elime ulaşacaktı. Dosyayı olabildiğince dikkatle incelemiş ve zihnimdeki her taslağa bir bir bu bilgileri yer etmiştim. Ben sessizce olduğum yerde dururken ikizlerin arkadan konuşma sesleri geliyor ve bu dikkatimin o yöne çekilmesini sağlıyordu.
İçlerinden Kerem denilen yeni gelmiş koruma Asaf 'a soru sorunca ister istemez Asaf cevap verip onun merakını gidermişti.
"Hep böyle önemli işleri olunca Ronay Hanım uçurum kenarına mı gelir?" diye aklı karışmış bir şekilde bunu dile getirdiği sırada birden bir kıkırtı duymuştum arkamdan.
"Yani benim bildiğim daha çok burada insan attığı ama bu seferlik belki kendisini atar." dediği anda bu konuda Asaf ciddi olmasada aramıza yeni katılan Kerem inanmış olmalı ki birden korkulu sesle konuştu.
"Buna rağmen bu kadar sakin kalmanız kafamı karıştırdı." Bu cümlesi daha çok neden benim böyle bir şey yapma ihtimali içerisinde olduğumu ve bu konuda Asaf ve diğerlerinin bir önlem içerisinde olmadığını anlamaya çalışan bir cümle kurması diğerlerinin alaycı bir sesle konuşmasını sağladı.
Diğer korumalardan olan Akif direkt araya girdi ve hevesli bir şekilde konuştu. "Oğlum dua et bizi oradan atmıyor. Ben bile şaşkınım. Biz suikast merkezine giderken tam teçhizat hazırlanmıştık ama hiçbir şey yapmadan oradan ayrıldık ve bu içimin rahat etmemesi için geçerli bir sebep. Ya içindeki sinirli halini bize yöneltirse ne olur biliyor musun? "sorusu Kerem denilen korumanın safça ne olur demesine sebebiyet verdi.
" Ne mi olur? "diye araya girdi Aysar." Oğlum bizi canlı canlı bu uçurumdan aşağı atar ve çığlıklarımız onun için ölüm senfonisi görevi görür. Sen bu kadının normal olduğunu sanıyorsan çoktan kaybettin. Tüm delilikler bunda var. Dünyadaki tüm psikopat kişilikleri topla bir Ronay Kahir etmez. Bazen biz bile korkuyoruz. Kafası atınca bizi canlı canlı öldürmesinden. "kuruduğu bu cümleler Aysar 'ı boğma ihtimalimi tetikledi. Zaten Kerem safı da direk inandı garibim.
" Peki neden onunla çalışıyorsunuz hâlâ? "diye birde sormasın anında Asaf haini kurnaz bir sesle konuştu.
" Sence çok basit değil mi? Kadın düşmanlarına acımıyor. Diyelim buradan ayrılıp başka bir mafyanın adamı oldun. Seni iki sebeple daha acılı bir sonla ortadan yok eder. Bir düşman tarafında olduğun için birde o tarafa geçtiğin için." Bunu demesiyle herkes gözünde bir kez daha tekin olmadığım hissiyatı yarattı. Gerçekleri biraz abartarak anlatıyordu.
Evet böyle bir şey olursa tabii ki o koruma kim olursa olsun canını yakmak için biraz daha uğraşırım. Sonuçta beni karşısına almıştı. Hiç bunu görmezden gelir miyim? Hiç gelmem!
"Bunu yaparak ölümümüzü daha büyük ses getirmesini sağlarız. Ve kimse bunu yapmak istemiyor." dedi Akif 'te bu oyuna katılmışken tekrardan.
"Sen sanıyor musun buradaki her koruma bile isteye Ronay Kahir' le çalışıyor! Bizim ki mecburiyetten oğlum yoksa kimse bu deli kadınla çalışmak istemez!" diyerek iyiden iyiye kendilerini bu oyuna kaptırıp, birde zavallı Kerem 'i ilk gününde zorbalamıyorlar mı çıldıracağım!
" O kadar kötü biri değil gibi. "dediği anda çekingen sesi Kerem' in denilenlere inandığını gösteriyordu.
" O kadar kötü oğlum. Sen şunu anla oğlum bir kadın hem Kahir ailesine kök söktürüyor hemde diğer mafyalara. Sen sanıyor musun herkes onunla karşı karşıya geldiği anda onu yok saymaya cesareti göstereceğini. Farkında mısın bilmiyorum ama bak onca mafya lideri arasındaki tek kadın o ve herkesi dize getiren kişide sadece o. Hâlâ anlamdın mı mafya liderleri her şeyde hakimken o ise onlara hakimiyet kuruyor. Aradaki farkı anladın sayıyorum. "dediği anda Asaf, omzumun gerisinden arkaya bakıp göz ucuyla onları izledim. Kerem denilen kişi duydukları sonrasında rengi atmış, neye uğradığını anlayamamıştı.
" Beyler! "diyerek sessiz olmalarını istemiştim. Anında hepsi başlarını eğmiş ve benden bakışlarını kaçırmıştı. Bir tek ikizler pişkin pişkin bana bakıyordu az önceki yaptıkları şey sebebiyle bana kafa tutuyorlardı. Gözlerimi devirdim ve önüme dönüp yavaşça güneş batımını izlemeye başladım. Etrafı ele geçiren karanlık sadece evreni değil beni de ele geçiriyordu.
Yarım saat boyuna böyle durup çöken karanlıkta durmuştum. İyiden iyiye karanlık çökünce korumalar araçların ışığını açmış ve bu sayede etraf karanlıktan kurtulup, az da olsa ışığa kavuşmuştu. O sırada ikizler diğerlerini geride bırakıp yanıma gelmişti.
İkiside beni aralarına alıp aynı benim gibi gökyüzünü izlemeye başlamıştı.
"Yeterince sana süre verdik diye düşünüyorum." dediğinde Asaf susmuş ve cevap vermemiştim.
"Katılıyorum şimdi o sivri zekanda nasıl bir plan kurduğunu bize açıklar mısın?" dediği anda Aysar, usulca öne çıkmış ve birkaç adım daha atarak iyiden iyiye uçuruma yakalamıştım.
Birden bu halimi görünce ikisi de bana doğru adım atacağı an yukarı kalkan elimle onları durdurmak zorunda kaldım.
" Ne o yoksa kendimi atacağımı mı düşünüyorsunuz?" diyerek yarım saat önceki konuya ima yapınca ikiside derin bir nefes aldı ve ne sebeple bunu yaptığımı anladılar ve derin bir nefes rahatladılar.
"Kızım sağın solun belli değil yeminle korktum bir ara kafayı sıyırdı diye düşünemedim değil." diyen Asaf 'a genişçe gülümsedim. Dudaklar kıvrımlarım aslında bu gülümsemenin biraz sonra iyi sonuçlar doğurmayacağının habercisiydi.
"Hadi ama herkese kafayı sıyırdı imajı verirken bunun gerçek olması mı sizi korkuttu?" dedim safça. Sesimdeki tını bir yanılsamayken bakışlarıma yerleşen kurnaz ifade ikisinin kafasını karıştırdı.
"Biz onu muhabbetine yapıyoruz. Sakın ola sen kafayı sıyırma. Normal halin böyle insanı kalpten götürürken birde bu olursa biz iyiden iyiye ateş çukuruna düşmüş oluruz." sinirden bu şekilde yakınan Aysar 'a omuz siktim.
"Bu benim sorunum değil. Olursa sizin sorununuz olur. Sonuçta zarar vereceğim kişiler sizler olursunuz." demiş ve omzumun gerisinden uçurumun dibini sanki görecekmiş gibi bakınca dudaklarım kıvrıldı. "sizce buradan düşmek beni öldürür mü?" tahmin yürüten sesimle ikisi de sesli bir şekilde yutkundu.
"Kızım deli deli konuşma Allah 'ına. Ne atlaması ya? Birde diyor ölür müyüm? Kızım parçalarına dair ulaşamayız. Sen gelmiş burada ne diyorsun!" dediğinde Aysar korku dolu bir sesle bana sesini yükseltirken yüksek bir kahkaha attığım o sırada ikizler dahil herkes dumura uğramıştı.
Ah şapşallar! Kendimi atacağımı sanıyorlar. Aslında bir nevi öyle olacak. Neyse bunu sonra anlatacağım onlara. Gözlerimdeki kurnaz bakışları sonunda Asaf fark ettiği anda geriye doğru sendelendi. Yere doğru oturdu. Sanırım bir ara gerçekten bunu yapacağımı sanmış olmalı ki eli ayağı boşalmıştı. Bu yüzden ayakta zor duruyordu.
"Sen!" dedi olduğu yerde Asaf. "Bir gün herkesin sonu olacaksın." dediği anda bu cümleyi öylesine söylemişti. Bunun gerçek olduğunu bildiğim için derin bir nefes aldım ve yüzümde hissizlik kendini açığa verdi çünkü evet bir gün herkesin sonu olacaktım buna kendimde dahilim. Ve bunun geldiği gün ne olurdu, bilmiyorum.
"Ne oluyor oğlum anlamadım ben?" dedi Aysar bir bana birde kardeşine bakarken.
Asaf birden beni işaret parmağıyla gösterdi. "Bu ruh hastası kendi planını önce bize söyledi. Tabii bizde anlamadık." demiş ve derin bir nefes alıp sonra devam etmişti çatık kaşları arasından, hızla nefes alıp verişi yüzünden göğsü derince şişiyordu. "Uzun zamandır artık uçuruma baka baka nasıl bir şey aklına gelmişse onu şimdiden kafasında kurmuş ve bize onu aktardı. Tabii biz çakmadık ilk başta. Sonrasında anladım ama o ana kadar yüreğimizi ağızıma getirdi hanımefendi!" diye korkudan rengi atmış bir vaziyette konuşunca onlara tatlı tatlı gülümsedim. Tabii ikisi o an bana sinirle bakıyor yaptığım bu şey yüzünden bana bakıyordu.
" İntikam anlayışımı hep sevmişimdir. Bunu hak ettiniz. Kerem 'i kandırırken epey sallayıp durdunuz. Ne oldu gerçek olması sizi korkuttu mu?" diye hesap soran ifademle anında ikisi de bana sanki küfürler savurmak isteyen bir bakışla baktılar ama bunu yapamayacak olduklarını bildiklerinden sadece sabır dilediler." Kanırmak böyle olmaz, aldatmak hiç böyle olmaz tatlım sonuçta bununda bir bedeli var. Beni deli gösterirseniz bende size deli deli oyunlar kurarım." dedim taviz veremeyen bir sesle.
"Ölümüm senin elinden olacak diyorum inanmıyorsun! Kızım harbiden yapacaksın sandım senin sağın solun belli değil. İnsan inanmasa birden yapacağın tutar. Ben de aptal gibi inandım. Ama korkuyorum inanmasam bunu dener miydin diye?" sesi güç bela çıkarken Asaf.
Ona meydan okuyan bir bakışla bakıp konuştum." Denemeden bilemeyiz. "diyince ikisi de ağızının içerisinden homurtular eşliğinde konuştu. Ah sanırım kendilerine sövüyor olmalılar. Bana yaparsalar sonları olacağımı biliyorlar.
" Neyse bugünlük dersinizi aldınız şimdilik sizi affediyorum. "dediğimde bu sözlerim anında yüzlerinde hayretler ifadesinin belirmesini sağlamıştı. Bana diktikleri bakışları nasıl bir belasın dercesine bakıyorlardı.
"Lan ayarlarımızla ne güzelde oynuyor, rahat rahat. Hiçte demiyor ki bunlar az önce ne yaşadı!"diye söylendi Aysar bıkkın bıkkın.
" Biliyorum son yaşadığım olaydan sonra benim keyfimi yerine getirmek için beni güldürmek için çabalıyorsunuz ama ben iyiyim birde lütfen bunu yaparken beni zorbalamayı bırakın yoksa ben sizi daha beter hale getireceğim az önce gördünüz." dediğimde Asaf'ın yavaştan tepesi arttı.
" Kaçık kadın! İntikam anlayışını bir gözden geçir! Lan kalpten gidiyordum az kalsın birde gelmiş bana ne diyor!"diye sertçe konuşunca ona gözlerimi kısarak baktım.
Oysaki o bunu görmezden geldi be kalktığı yerden araca doğru ilerledi. Aysar 'da onu takip ediyordu. Bende ister istemez onların peşine düşmüştüm. Aracın içerisine geçer geçmez malikaneye doğru yol almıştık. İkizler sanki ben kabahatliymişim gibi yüzüme bile bakmazken onlara ters ters bakıyor, bakışlarımla ve varlığımla onları rahatsızlık vermeye çalışıyordum. Ama nafile beni yok sayıyorlardı.
O an kendimi tutamadım ve saf düşüncelerimin dile getirmiş oldum.
"Dışarıdan ikiniz de herkese karşı ne sakin ne aklı başında korumalar olarak gözüküyorken, ben tam tersi herkesin gözünde dışarıdan cinnet geçiren bir kadın gibi duruyorum." diye burnumdan soluyorken konuşmaya devam ederken buldum kendimi. "Bilerek benim yanımda gerçek kimliğinizi açığa çıkarıyorsunuz, birileri olunca yanınızda bu sakin ifadelerinizi takınıyorsunuz. Amacınız ne sizin ? Beni herkese karşı bir sadist kişi olarak mı göstermek?" dedim sitem dolu bir tınıyla, kollarımı göğsümde birleştirmiş küskün bir çocuk edasıyla onlara bakıyordum. Uçurumun kenarındaki halimden eser yoktu şimdi! Hepsi kimin yüzünden acaba? İkizler denen veletler yüzünden!
Bu sözümden sonra Asaf bakışlarını yoldan çekip, beni üsten bir ifadeyle izlerken konuştu. "Öyle değil misin ki zaten? "net bir tavırla konuşarak sanki bana gerçeği belli etmek isteyen bir hali vardı. Ama ben bunu kabul etmiyorum ki! Öyle biri değilim de!
" Hayır değilim!" diyerek sesli bir nefes koyverdim. Onaylamaz bir şekilde bakışımı iki yana salladım bu denileni asla kabul etmediğimi belli etmek isterken. Ama hiçte benim isteğim gibi olmadı sonuç.
"Hadi ama bu bizim gerçekteki asıl kimliğimiz farkına var artık. Bir kere sen bizi bozuyorsun." Aysar bu cümlesinden sonra gözlerini kıstığı için göz kenarları hafifçe kırıştı. Sanki bir avcı gibi biraz sonra avından gelecek atağı bekleyen bir ifade takındı. O an dayanamadım ve çirkef bir kadın gibi kendimi kaybettiğim anlar içerisinde buldum kendimi.
"Sen sus be!" diye bağırırcasına konuşmuş hemen sonrasında ise yanımdaki su şişesini ona hızla fırlatmış ve hızımı alamadan ayağımla dizine sertçe vurmuştum. Bir anda neye uğradığını anlayamamıştı zavallıcık! Sonra hiçbir şey yapmamış gibi geriye yaslanıp kısmış olduğum bakışlarım arasından ona bakarken tekrardan konuşmuştum. "Dışarıdan bir kere bakılınca sessiz ve tekin olmayan sensin! Hem senin hobin insanlara suda da boğarak çırpınırken, silahla vurmak değil mi?" diye bilmişlik taslamış ve derin derin alıp verdiğim soluklarım arasından yüksek sesle onu işaret parmağımla göstermiştim." Kim şimdi burada sadist oluyor? Tabii ki sen! Ben gayette normalim bunu anla artık. "diye tok ve sert sesle konuşmuş, sabrımı zorlamamasını açıkça belli etmiştim.
" Bak bak, buna bak! Normalmiş! Hangi evrenin normali? Dünyanın olmadığı kesin! Hem biz niye normal olduğunu bilmiyoruz? Tabii daha çok kaçık hallerini gören biziz ve görmemiz gayet normal." diye kınayınca Aysar, ona öldürücü bir bakış atıp susması gerektiğini belli etmiştim ama anlayan kim! Şeytan diyor ki ağzının ortasına bir tane çarpta görsün deliyide, dünyanın kaç bucak olduğunuda. Sonra kardeşide ona katıldı.
" Ve sen, bize mi numara çekiyorsun? '' diye sordu Asaf o sırada gözleri etrafta yada yüzümde gezinirken . Bunları dediği anda kaşlarım istemsizce çatıldı. Bunları bana sırayla mı veriyorlar! Öne doğru biraz eğilip ona dikmiş olduğum bakışlarımla baktım. Ve işaret parmağımla kendimi gösterip dudaklarımı araladım.
"Hadi oradan Asaf, sizi ben bozmadım asıl siz, beni bozdunuz. Bunu neden anlamıyorsunuz? Kıt beyinli misiniz?" diyerek sinirle söylenmiş ve yeri gelince hakarette etmiştim. Ama o sırada paşam ne yapsın dersiniz. Beyefendi bakışlarını yola çevirmeden hemen önce, umursamaz bir tavırla omuz silkti ve hiçte dediklerime kulak dahi asmadı. Onun yanı sıra bugün Aysar çok konuşkandı.
"İyi ya.." dedi ilk an ve ben kendi hatalarını kabul etti diye düşünürken birden beklemediğim o cümleyi kurdu."İçindeki sadist kişiyi ortaya çıkararak, millete büyük bir iyilik yaptık. Yoksa bu halde kimse senin nasıl manyak bir tip olduğunu anlamazdı ve sana karşı yanlış bir şey yapsalardı, sonları muhakkak ölüm olurdu .Onların bir nevi hayatını kurtardık biz bu sayede. Bizlere teşekkür etmeleri gerek bence. "diye üste çıkıp kendini kahraman ilan eden biri gibi konuştuğu sırada ben olduğum yerde sinirinden kırmızı kesildim.
Ellerimle yüzümü örtüp sakin olmaya çalışıyordum.
" Şu an bana iftira atıyorsun." dedim ona şaşkın şaşkın bakarken." Ben gayet hanım hanımcık biriyim. Hiçte dediğin gibi biri değilim. "dedim kabul etmeyen bir tavırla.
O sırada Asaf bana çevirdi bakışlarını ve ya bunu neden bizde bilmiyoruz dercesine bakınca onu yok saymaya başladım Çünkü o sırada boş boğaz kardeşi Aysar konuşmaktaydı.
" Az önce bana hobimi söyledin ya, hah işte senin de hobinse insanları diri diri toprağa gömüp, orada onları bir başına ölüme terk etmek." dediğinde Aysar hiçte dediklerinden etkilenmediğimi belli edercesine baktım ve söylediklerine cevap verdim. Sanki o an basit bir şeyden söz edercesine konuşmuştum.
" Hadi ama alt tarafı birkaç kere bunu yaptım. Abartma istersen. "dedim çokta önemli bir şey değil dercesine elimi sallarken.
Hem geçmişte yapmış olduğum bu vukuatlarda bulunan zanlılar, onlara yaptığım bu şeyi çoktan hak ettiler ki yaptım. Sanki hepsi çok mu masumdu. Çocuk katilleri, tecavüzcü kişiler ve kadınları kötü emellerine alet edenlerdi bu bahsettiği ölüm şeklinde cezalandırdığım kişiler. Belki çözüm yolu biraz acılı olsa da hak etmediklerini kimse söyleyemez.
"Birkaç kereden kastın çok küçükmüş. 3 sene içerisinde en az yüz elli diri insanı senin yüzünden toprağa gömdük " diye düzeltince beni una sadece kes sesini dercesine bakmıştım.
Aysar bu cümleyi diyince kardeşi olan Asaf, o kadar oldu mu dercesine bakmıştı. Bense hiç umursamıyormuş gibi davranıp, susmayı tercih etmiş ve bakışlarımı onlardan kaçırmıştım. Çünkü bana korkunç bir şeye bakarcasına bakmışlardı ve bu beni deli etmişti. Akıp giden yolu izlerken bir yandan da söylenenleri düşünüyordum. O an kendi kendime mukayese ederken aklıma gelince bıkkın bir nefes verdim. Bir de bana sadist diyor Aysar efendi! Kendisi bir de bu mezra gömme işlemini saymış! Kimmiş kaçık acaba? O an aklıma gelen cümle moralimi bozmuştu.
Deli deliyi dakikasında bulurmuş lafı gerçekten boşuna değilmiş bunun anlamış oldum.
Sonra yol boyunca ikizlerle sessiz kalmış bir daha konuşmamıştık yol boyunca. Malikaneye gelince de araçtan inmiş ve avluda son kez ikizlere bakıp dikkatli olmalarını işaret etmiştim. İçeri girer girmez odama geçmiş, üzerimi değiştirip sonrasında akşam yemeğine kadar biraz dinlenmiştim. Aklımdaki tek şey bu akşam olan bitenleri Kubat 'ın duyup duymadığı. Duyduysa biraz tartışmaların olduğu bir akşam yemeğini yiyeceğimiz kesin. Çünkü Kubat açık açık bana ikazda bulunmuştu ve sözünü dinlemediğim için baya bir ondan nasihatler dinleyeceğim kesin. Ve bunu hiç ama hiç istemiyorum. Ama bundan da sonsuza kadar kaçamam ya.
〄〄
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |