9. Bölüm

8-Korlanmış Kalp

Özlem Durmuş
kumsallardagezen12

 

" Yalnız bir insanın her daim zamanı vardır zamansız bir zaman içinde yaşıyordur."

 

 

Kendimle savaş halindeyim. Kaybedersem yok olacağım, kazanırsam unutulacağım; adım adım bu yaşamdan...Kendimle savaş halindeyim. Fedakarlıklar yapacağım ve yine kendime zarar veren ben olacağım. Umursanmayacağım. Zihinlerde mağlup kişi olarak kalacağım. Kendimle savaş halindeyim. Yaşamın zorluklarını göğüsleyerek, kalbimdeki hisleri yok edeceğim.

 

 

Kendimle savaşıyorum yarınları güzel kılmak için.

 

 

Kendimle savaşıyorum bugünü değerli kılmak için.

 

 

Kendimle savaşıyorum geçmişin çirkin anıları unutturmak için.

 

 

Umutsuzluğu yaşamıma ağırlarken, onun vereceği zararların usul usul beni harabeye dönüştüreceğini bilmiyordum. Kırgınlıkları onarmaya çalışıyordum ama bilemezdim ki bu çabamın beni yetersiz bırakacağını. Silik bir izin aslında benim için ne kadar acı dolu bir sancı olarak geri döneceğini.

 

 

Sorunsuz bir yaşamı isterken bu yaşamın içerisinde çok sorun yaratacak olduğumu bilemezdim. Ve bu yaşamıma içerisinde ne kadar acıyla yalanla mücadele ederek kendimi acıtacak olduğumu bilemezdim. Yaşamın sınırları aslında bana sunulmuş bir sınırsızlıktı. Ama ben kendi sınırlarımı koyarak her şeyi sınırlandırdım.

 

 

Seçmiş olduğum bu yapayalnız yaşam, bana hiçbir zaman mutluluk vermedi. Bana bu yaşamda sunduğu tek şey bir barikat ardından, acılarıma sessiz kalmamdı. Onları yok saymak yerine kabullenmekti. Aslında acıdan kaçarken bilmiyordum ki bir bataklığa saplanacağımı. Bunu öngörmemiştim. Yeni yaşamın bana güzel kapılar aralayacak olduğunu düşünmüştüm ki daha dipsiz bir kuyuda kendimi mahsur bıraktığımı anlamam geç olmuştu. Temiz bir adım değildi ama sakin bir hayat olacağını sanan ben, tüm sessizliği yok edip, gürültüler boşluğunda asılı kalmıştım.

 

 

Her daim kendi acılarımı sardım. Kendimi yine kendim iyileştirmeye çalıştım. Hiç kimseden yardım dilenmedim. Kimseye güçsüzlüğümü yansıtmadım. Kimselere dert yanmadım. Kimseleri hayatıma almadım, güvenmedim. Güvenmek istemedim. Ama şu an öyle olmadı. Yeni bir başlangıç aslında yeni insanlar tanımaktan geçiyordu ve bende de böyle oldu. Yeni insanlar tanıdım. Yeni kimlikler fark ettim. Farklı hislerin varlığını kalbime sakladım.

 

 

Mutluluğun uğramadığı yaşam kısa olur derler. Belki de ben de o yaşamlardan birine sahiptim. Mutluluk yoktu ama acının gölgesinde soluk alabiliyordum. Sahte bir gülümsemeyle hayatta var oluyordum. Sahte bir yaşamdan yarınları yaşıyordum . Sahte bir kimlikle insanları aldatıyorum. Her şey sahte aslında. Her şey yalan aslında. Ne ismim bana ait be bulunduğun yaşam. Peki ben neden bu hayata bu kadar bağımlı hale geliyordum? Neydi beni bu hayata bağlı kılan? Para mı? Güç mü? Yoksa yüksek standart bir hayat içerisinde olmak mı? Bilmiyorum.... Ya da cevap vereceğim bir soru değil bu?

 

 

Sınırlar inşa eden ben bu hayatta tüm sınırları alaşağı ettim. Ve var olan sınırları istediğim sınırlara dönüştürdüm. Kendimle birlikte her şeyi bir değişime sürükledim. Kendimle birlikte her şeyi kendime ait kıldım. Zor oldu ama bunu sonunda başarmıştım . Ve kendime bağlı hale getirmiştim.

 

 

Malikaneye ulaşınca bir terslik olduğunu anlamam için bahçede gergin halde bulunan adamlara bakmam yeterliydi.

 

 

Yanımda biten Asaf anında olayı çakmış gibiydi. "Seni heyetle baş başa bırakıyorum. Çünkü çoktan Kubat'ın kulağına gitmiş nerede olduğumuz." cümlesini söylerken ona yandan bir bakış atarak sesli bir şekilde nefeslendim. Desenize gece gece huzurum kalmayacak.

 

 

"Halledemeyeceğim bir şey olamaz." demiştim tek nefeste. Keza buna inan olmadı. Asaf ve Aysar sanki bu işten kendini sıyrılıp kurtulamazsın bakışı atınca onlara göz devirip , arkamda onları bıraktım ve içeriye doğru adımladım. Ben daha kapıya vurmadan birden çalışan kız kapıyı açtı. Sanki benim gelişimi bekliyordu kapıda.

 

 

Ah içerisinde o kadar mı işler akıl almaz hale gelmişti. İçeriye girer girmez birden salonda bulunduğum alana kadar ulaşan sesi duyunca omuzlarımı dikleştirip yaparsın dercesine kendime cesaret verdim. Çalışan kız hâlâ olduğu yerde bana bakarken ondan bana iyi şanslar dilemesini istemiş ve sert, kararlı adımlarla yemek salonuna doğru ilerledim. Kapının ağzına gelir gelmez Ali Bey 'in sesini duymuştum. Ah yine bu ihtiyar bulduğu fırsatı değerlendirip beni kötüleyecek diye düşünürken tam tersi olmuştu.

 

 

"Sakin ol Kubat. Böyle yaparak bir yere varamazsın." diyen sesi kulağıma ulaşınca kaşlarım istemsiz olarak yukarı kalktı. Yanlış duymuş bile olacağımı düşündüm ama hiçte öyle değildi.

 

 

"Dede benden lütfen sakin olmamı isteme!" diye birden Kubat'ın yüksek, kendini kaybetmiş sesini duyunca, benim için şu an hiçte iyi şeyler olmayacağını maalesef anlamış oldum. "Karım beni her geçen gün daha ne kadar zorlayabilir diye düşünürken maalesef sanki o bunun için çift mesai yapıyormuş gibi her gün çıtayı daha yüksek tutuyor." diye gürlercesine çıkan cümlesini duyunca yüzümdeki ciddiyet bir an yok olur gibi oldu ama son anda kendimi toparladım. Hadi ama ben çift mesai bile yapmasan varlığım onu deli eder.

 

 

" Sen yine de sakin ol ve onu karşına alınca ılımlı bir şekilde hesap sor." uzlaştırmak için elinden geleni yapan Ali Beyi takdir etmedim değil.

 

 

"Ilımlı mı olayım?" diye hiddetle konuşunca içerideki sesi yankı yapmıştı Kubat'ın. "Bunu yapsam da bir farkı olmuyor! Geçen bu konuyu konuştuk ama ne oldu hanımefendiye anlatamadım! Gitmiş ya, oraya sanki normal bir yermiş gibi gitmiş!" diye ses desibeli yükselince bu kez gerçekten baya sinir sistemini alaşağı ettiğimi anlamış oldum.

 

 

Hadi ama alt tarafı gittim. Emirlerini dinlemediğim için bu kadar öfke duyması saçma. Hem onu dinleyeceğimi nasıl düşünür ki!

 

 

" Sende demedin mi durumu iyi diye. Bir şeyi yok bu güzel olan tarafı." diye ortamın gerilimini yok etmek isteyen Eşref 'in sesi kulağıma daha yeni ulaşırken birden içeriden sert adımlarla oradan oraya gitme sesi duydum.

 

 

"İyi mi? Neresi iyi? İyi olsaydı ölüm fermanının verildiği yere öyle rahat rahat gitmezdi. "diye Kubat'ın sert çıkışına o an cevap vermedi Eşref.

 

 

Zaten verseydi eminim ki çok daha kötü bir şekilde karşılık alırdı Eşref. Ve bunu istemiyorum.

 

 

" Ronay gelince sakin bir şekilde davran ve ne yapmaya çalıştığını anla. "diye konuşan Ali Bey 'in uyarı dolu cümlesinin altında yatan gerçeği görmemek aptallıktı.

 

 

Birkaç saniye içeri sakinken birden bir şeyin bir yere fırlatılma sesini duyunca olduğum yerde sıçramış ve kendimi açığa vermiştim ayağımı çantamı kapıya çarpınca. Yavaşça saklandığım yerden uzaklaştırıp, içeriye doğru geçmiş ama hâlâ korkuyla atıp duran kalp atışlarımın sesi göğüs kafesi boşluğumda yankı yapıyordu.

 

 

Yavaşça içeriye süzülerek girince birkaç metre ötede ayakta olan Kubat'ın bana doğru döndüğünü, Ali Bey ve Eşref 'in çift kişilik koltukta oturmuş bir şekilde başlarını bana çevirdiğini görmüştüm.

 

 

Bakışlarım bu sefer yere ulaşıncaya yerdeki parçalara ayrılan su bardağını görmüştü. Kontrolünü tamamen yitirmiş bir şekilde karşımda bulunan Kubat' a tekrar bakınca, sertleşmiş yüz hatları, gergin bedeni ve sıktığı ve yumruk olduğu ellerine kısaca bir bakış atmıştım. Hiç bozuntuya vermeden, bilmiyormuş gibi davranmaya başlamıştım.

 

 

O an tabii bu rahat halim Kubat'ın daha çok delirmesine yol açtı. Ah bu adamın bana deli olan halleri başka bir şeydi. Avına kitlenmiş bir şekilde bana bakıyor, her an sanki ben ortalıktan kaybolacakmışım gibi her anımı izliyordu. Ah sanırım bu gece biraz zor bela kendimi kurtaracaktım. O an göz ucuyla Eşref ' bakınca Kubat' a belli etmeden sağ eli usulca boğazının önünden hızla geçirdi. Sanki biraz sonra Kubat beni kesecek imajı verdi. Ah öyle kolay değil diyeceğim ama şu an bana kırmızı görmüş boğa gibi bakarken bunu söylemem biraz zorlaşıyor.

 

 

"Herkese iyi akşamlar geciktim." diye düz, ifadesiz bir şekilde konuşup, hiçbir şeyin farkında olmamış gibi devam edince Kubat o an sinirle ellerini saçlarının arasında geçirdi. Sanki sinir krizi geçiriyor ve buna sebep olan benmişim gibi davranıp duruyordu. Bense hiçbir şeyi umursamayan bir gamsızdan farkım yoktu. Birkaç adım ilerleyip, koltukların olduğu kısma geldim.

 

 

Elimdeki çantamı önümdeki sehpanın üstünde bırakıp tekli koltuğa oturup, gergin halimi belli etmemeye çalışarak önce Ali Beye sonra Eşref 'e baktım. İkisi de susmuş ve ben ve Kubat arasında biraz sonra başlayacak gerilim dolu konuşmaya kulak asan bir hale gelmişlerdi.

 

 

O sırada bakışlarım istemsizce bana doğru yaklaşan Kubat' a çevrildi. Karşımdaki yerini alınca, sinirini zapt etmeye çalışan bir tavırla işi elini ceplerine yerleştirip bana üsten bir bakış attı. Şu an celladına bakan bir tavırla onu izliyordum. Ah bir an önce onun hesap soran ve benim hesap verdiğim kısma geçebilir miyiz? Böyle sessiz olunca daha çok geriliyorum.

 

 

Yakıcı bakışları beni izlerken nefes almam bile zordu.

 

 

"Sana geçen gece ne dedim?" diye sakin ama biraz sonra kopacak fırtınayı haberdar eden sesiyle anında kendimi kıyıya çekmek için çabaladım.

 

 

"Hafızam biraz kötüdür. Ne dedin peki hatırlamıyorum?" diye bilmezlikten geldim ve bu onun sertçe burnundan solumasını sağladı. Hatta kafasını öyle mi dercesine sallamış, işi yokuşa sürmemi sadece tehlikeli bir parıltıyla izlemişti. Sandığım kadarıyla bu sen dur ben sana çok güzel hatırlatacağım bakışıydı. Hadi ama sanki katliam yapmışım gibi davranıp duruyordu. Tabii sonunda bu olacak ama şimdilik bunu kimsenin bilmesine gerek yok.

 

 

"Öyle mi, unutmuş gibi mi yapacaksın? Sorun değil ben sana güzel bir dille anlatacağım güzel eşim." dediğinde şu an ürkmem gerekiyor değil mi? Ama ben güzel eşim lafına takılı kalmıştım. Acaba gerçek anlamda mı kullandı yoksa mecaz anlamda mı? Bunu düşünürken birden onun karşımdaki orta sehpaya oturup, gömlek manşetlerini usulca kıvırıp, bana iyiden iyiye kontrolünü kaybetmiş bir ifadeyle bakmasını izlemiştim.

 

 

Onu amansız bir istekle izlediğim sırada ne kadar sinirli olduğunun yanında ne denli baş döndürücü bir yakışıklığa sahip olduğunu görmüştüm. Bu adamın bir anda olduğum ortamda kafamı karıştıran halleri beni deli ediyor. Geniş omuzları gerilmiş, sanki kendini sakinleştirmek için büyük bir uğraş veriyor hale gelmişti. Ne o yoksa o eski gürleyen, acıtan Kubat yok mu olmuştu? Üzerinde beyaz gömleği dirseğine doğru çekilmiş, ilk birkaç düğmesi açıktı gömleğinin, sağa sola dağılmış saçlarından birkaç tutam geniş pürüzsüz alnına dökülmüş, kehribar irisleri pür dikkat beni izliyor hale gelmişti.

 

 

Tam o sırada Eşref konuşup bana destek olacağı an birden Kubat'ın sağ elini kaldırıp onu durdurmasıyla Eşref 'in cesareti yerle bir oldu ve sessizliğe gömüldü.

 

 

"Bir şey demeyecek misin?" diye sorunca o an dengemi yitirmiş gibiydim. Kafam karışmış bana neyi sormak istediğini bile anlamamıştım. Hadi ama Kubat'ın bendeki bu etkisi bir an önce son bulması gerekiyor.

 

 

"Neden bu kadar sinirli olduğunu anlayamıyorum." demiş ve sahte bir rahatlıkla geriye doğru yaslanıp, ona hislerden arınmış bir halde bakmıştım.

 

 

"Ah demek anlamıyorsun! Peki soru cevap yapalım o halde." dedikten sonra iki dirseğini dizlerine yaslayıp ban doğru hafif bir açıyla eğilip, yüzümü arşınlayan gözleri bir şeyler yakalamak isterken ilk sorusunu sormuştu. "Bu sabah erkenden nereye gittiğini söyleyecek misin?" hesap sormaktan çok yaptığım hatayı anlamamı isteyen haline sadece sakince bakmıştım.

 

 

"Neden soruyorsun? Hiçbir zaman nerede olduğum seni pek ilgilendirmiyordu. Şu an ne değişti?" diye sorusuna soruyla cevap verince yaşadığı sinirle iki eliyle yüzünü sıvazladı.

 

 

"Bana kelime oyunu yapıp durma Ronay!" diye buyurgan sesiyle konuşunca o an ne kadar kaçarsam kaçayım kovalayacak olduğunu anladım. Bende detaya inmeden cevap vermeye bile hazırlandım.

 

 

"Uğramam gereken bir yer vardı oraya gittim. Oldu mu?" der demez oldu dedi sinirle. Sonra tekrar devam etti.

 

 

"Nereye gittin? Beni geçiştirme sakın!" diyen ikazını görmemek aptallıktı ama en çok canımı sıkan bu halleri olmuştu. Hadi ama neden bu kadar büyüttü bu konuyu? Alt tarafı beni öldürmek isteyen şirketin sahibini görmek istedim. Çok büyük bir yanlış yapmışım gibi davranması sadece sakinliğimi yitirmeme sebebiyet veriyor. Hah onunda benden kalır yanı yok. Çoktan sakinliği yok olmuş, bir kasırga gibi önüne gelen her şeyi yok etmek isteyen bir arzuyla karşımda taşıp duruyordu.

 

 

"Tahir Gebze ile görüştüm." diye açık açık nerede olduğumu, kiminle görüştüğümü söyledim. Hiç yalana başvurmadan. Halbuki her şeyi bir yalan üstüne inşa etmemiş miydim? Öyle yapıştım ve bu hep böyle ilerleyecekti. Ya ki her şey kendini açığa çıkarana dek. Bu bazen bana huzursuzluk verse de olması gereken buydu. Ve bunu zaman içinde açığa çıkarmam gerekiyordu. Yoksa aslında burada en büyük darbeyi ben alacak ve kendimi kaybedecektim.

 

 

"Sana bu işe karışma demedim mi? Bir kere de burnunun dikine gitme be beni dinle! Bunu yaparsan dünyanın sonu gelmez!" diye lan bürümüş gözleri bana çevrildi. Sanki artık kontrol ondan çıkmış her an her şeyi yapacak reddeye gelmişti.

 

 

"Bu mesele bana aitken mi? Asla geri durmam!" diye diklendim. Çırpınışlarım ne içindi bilmiyorum ama ona geçit verecek değilim. Sadece belirlemiş olduğu kurallar içerisinde yaşamamı ve ona göre hareket etmemi istiyor benden ama bunu yapacak değilim.

 

 

"Peki seninde oraya gitmen mi gerekti? Senin orya gitmen kadar daha saçma bir şey duymadım ben! Ama hata bende bilmeliydim karımın böyle saçma sapan şeyleri yapacağını!" delicesine bakan bir ifadeyle bunu söylemişti.

 

 

Kehribar harelerinde yatan saf öfke ve hırçınlık beni dağıtma seviyesine geçti. Sesi tenimde bir ürpertici havanın yol almasını sağladı. Ve söylemek istiyorum ki bir an geriye doğru korkuyla yaslanıp, bakışlarımı ondan kaçırmamak için kendim zorladım. Bazen bu hali beni ürkütüyor, kendi kabuğuma çekilmemi sağlıyordu. Tabii ben ne yaptım sanki beni hiç etkilememiş gibi bakışlarımı hissiz bir ifadeyle yer değiştirip, başımı dikleştirip ona korkusuzca bakmaya çalıştım.

 

 

Sesi her zamanki tartışmalarımızdan daha yüksek çıkmıştı ve yaptığım şeyin onu ne denli öfkelendiğini şu an karşımda durmuşken anlamış oldum. Ama bu zerre umurumda değildi. Çünkü biliyorum ki onun istediği gibi uslu, söz dinleyen o kız olmam gerekiyor ama ben bu istemiyorum. Kendi sorunlarımı kendi başıma halletmek istiyorum. Göz ucuyla bizim kavgamızı izleyen Ali Bey ve Eşref 'e bakınca sessizce ikimize bakıp durduklarını ve karışıp karışmamak arasında kaldıklarını fark ettim. Oysaki buna gerek olmadı çünkü dudaklarım aralandı ve Kubat'ın şu an ki öfkesini ikiye katlayacak o konuşmayı yaptım.

 

 

Kollarımı göğsümde kavuşturup başımla onu işaret ettim. Yavaşça olduğu yerde bana pür dikkat bakan Kubat'ın bu yaptığım şeyle yüzündeki ifade kasıldı.

 

 

"Hadi ama Kubat sanki çokta umurundaymışım gibi davranma." demiş ve soğuk bakan ifadelerim onu izlerken konuşmaya devam etmiştim. " Gittiysem gittim. Ne oldu? Bak buradayım canlı kanlı. Bana hiçbir şey olmadı. Zaten oraya gitme amacıma göre hareket ettim ve bunun için sana hesap verme gibi bir düşüncem yok. Sende biraz sakin olur musun? Ne o yoksa beklediğin sonucu alamadığın için mi bu öfken? Ama ben aslında anladım senin karın ağrını."diyerek yavaşça işaret parmağımla kendimi gösterdim ve devam ettim." Oradan sağ çıkmam seni kızdırdı değil mi? Çünkü ölmemi isterdin sen orada ama bu olmayınca bu bahane ardına saklandın ve bu çok aciz bir durum olmalı senin açından. "dedim ona olan bu kırgınlığımı ve kızgınlığımı yansıtmamak için çabalarken.

 

 

Ne için kırgınım bilmiyorum ama ne için kızgınım biliyorum. Bu hakkı birilerine vermediğim için. Çünkü hiçbir zaman böyle bir şeye sahip olmadığım için. Ben kendi bataklığıma saplanmışken birden Kubat olduğu yerden sinirle doğrulup salonun ortasında kızgın adımlarla oraya buraya doğru gidip gelirken bende rahat bir nefes almış ve onun bu çıldırmış vaziyetini izliyordum. Kubat birkaç saniye olduğu yerde durup, yüzünü sıvazlayıp, sanki öfkesini alt edip sakinliğini ortaya çıkarmak için çabalayıp duruyordu. Yavaşça elleri yüzünden çekildi ve bana kehribar hareleriyle bakınca o an, tüm hislerimi gizledim onun görmemesi için.

 

 

"Sen benim karımsın." dediği anda Kubat, o an tüm bariyerlerimin yerle bir olacağı andı.

 

 

Şaşkınlıkla göz bebeklerim titreşti ve dudaklarımdan kısık bir nefes kaçtı. Ama zorda olsa bu kelimenin beni etkisi altına almasını engelledim. Son anda kendimi durdursam da bendeki bu etkisi bir şeylerin saklandığı yerden çıkıp kendini açığa çıkarırken bana bazı şeyleri fark etmemi sağladı ama ben yine her zamanki gibi bunu unutmaya, saklı tutmaya çalıştım. Kendimi kandırıyorum ben, hep olduğu gibi çünkü ben onun için önemli biri değilim.

 

 

Sadece soyadını taşıdığım içindi bu delicesine olan sahiplenişi. Yoksa başka bir sebebi yoktu. Keza olamazdı. Olmazdı da değil? Yavaşça düz ifadem yerini olabildiğince soğuk, hissiz bir ifade aldı. Bazen bu kadar hissiz ve boşu boş bakan halim beni de tedirgin ederi. Kubat usulca başını yana attı ve bana yoğun, insanı ürperten bir bakış atınca sessiz kalmaya devam ettim.

 

 

"Orda eğer sana bir şey olsaydı Ronay emin ol ki o şirkette bulunan kimseyi yaşatmazdım." dediği anda ona alaycı bir gülümsemeyle baktım. Sanki bu cümlenin altındaki gerçeği görmezden gelip, olması gereken mecazi gerçeğe yöneldim. Diğer türlüsü her şey sarpa sarar ve altına kalan ben olurdum.

 

 

"Ah kusura bakma bazen malın olduğunu unutuyorum." Bu cümleyi nefretle zikretmiştim. Kırılan, incinen halimi gizlemeye çalıştım. "Doğru ya soyadına sahip olmam benim, senin malın olduğunu gösteriyor. Ama ben senin malın değilim. Hiçbir zamanda olmadım. Ve ayrıca neyi yapıp yapmayacağıma ancak ben karar veririm, sen değil! Bana dışarıdaki adamlarına davrandığın gibi davranmaz, bana hesap soramazsın! Öncesinde nasılsak şu an da öyle olmalıyız. Ben hiç yokmuşum gibi davrandın onca zaman. Şimdi de öyle yap ve beni rahat bırak. Kendi başımın çaresine bakarım. Hep yaptığım şey bu değil mi? "diye uzun zamandır belki de içimde biriken, gördüğüm ve sessiz kaldığım gerçekleri açıkça söylemek beni sarstığı kadar onu da sarsmıştı.

 

 

Hatta başkalarında ki değişimi yavaşça fark ettim. Söylediklerim sert bir darbe almış gibi geriye doğru birkaç adım atmasına neden oldu. Başını iki yana salladı sanki duydukları yanlışmış gibi bunu bana yansıtırken.

 

 

"Böyle mi düşünüyorsun?" dediği anda acıyla gülümsedim.

 

 

"Böyle düşünmüyorum böyle hissediyorum uzun zamandır ve bunun sebebi senken gelmiş beni suçlu bulup kafama göre hareket ettiğimi ima edemezsin! Çünkü ben her zaman böyleydim; tek ve mücadele eden kişi... Şimdi gelip bunu yok edemez bu yüzünden bana hesap soramazsın! Buna hakkın yok çünkü sen bu hakkı yıllar önce yok ettin. "dedikten sonra sanki daha fazla kalırsam her an sağlayabilir hissine kapıldığım için ayağa kalkıp onun son kez gözlerine kırgınlıkla bakıp, olduğum yeri terk ettim. Adımlarım ezbere bildiğim yere götürmüştü beni ;odama...

 

 

Salondan çıkmadan önce son kez onun sesini duymuştum ama bu kızmaktan çok onu dinlememi isteyen bir hisle dökülmüştü.

 

 

"Ben böyle hissettiğini bilmiyordum..."

 

 

Sonrasında zaten kendimi, karanlığa hapsettim. Hep yaptığım gibi.

 

 

𓆩 ༺☆༻ 𓆪

 

Kubat

 

 

Güçlü olduğumu sanan ben aslında gücümü çoktan kaybettiğimi anlamıştım. Beni güçsüz düşüren hayal kırıklığına uğratmış olduğum kadının bakışlarına bakmam oldu. Amacım onu kırmak değildi ama ne olduysa kontrolüm dışında her şey olmuş ve onun bana bakarken, kırgınlık içerisinde kuruduğu cümleleri duyarken kendimi bulmuştum. Sadece onun için endişe etmiştim ama o buna yetkim olmadığını söylüyordu. Sahiden yetkim yok muydu onun gözünde?

 

 

Hiçbir zaman mı beni eşi olarak görmemiş ve onun için bir şeyler yapmamı beklememişti? Ama bunu kasıtlı yapmamıştım hiçbir zaman. Sadece bana alan tanımasını istemiştim ama onda bile başarısız olup, onu hüsrana uğramıştım. Onun oraya gittiğini duyduğum anda yaşadığım korkuyu tarif edemezdim. Yakın korumam şirkette toplantıda olduğum an onun o ölüm çukuruna gittiğini haber verdiği an her şey gözümde silik hale geldi ve o an apar topar şirketten çıkmak üzere olduğumda bana çoktan Ronay ve aramalarının şirketi terk ettiğini söylemişti. Girmesi ve çıkması bir olmuştu. Keza ben tüm adamlarımı oraya yönlendirip, oradan bir zarar görmeden çıkmasını düşünürken, Ronay elini kolunu sallayarak orada çıkmıştı.

 

 

Ronay 'ı tanıyorsam bu sadece göz dağı vermek için yaptığı bir adımdı. Çünkü bunun ardından büyük bir planı olduğunu ben dahil tüm camia biliyordu. İşte benim korkularımda burada başlıyordu. Ne planlıyor bilmiyordum. Zaten bilmem imkansız çünkü bana söylemeyeceğini biliyorum ama yine de bunun için çabalayacağım. Onun gidişinden sonra birkaç adımıma Tahir Gebze hakkında bilgi toplamasını ve onu kıskıvrak yakalamam için bana nedenler bulmalarını istemiştim. Hâlâ üzerimdeki öfkeyi atabilmiş değildim. Şirketten çıkıp eve doğru gelirken hâlâ Ronay’ın evde olmadığını ve uçurum kenarında durup orada bir saate yakın bulunduğunuz söylemişti adamlarım. Bu kadın ne yapmayı amaçlıyordu anlamış değilim. Zaten ne zaman anlayacağım da belirsiz. Bazen yaptıkları karşısında nutkum tutuluyor ve ne tavır sergilemem gerektiğini anlamıyorum.

 

 

Ülkeyi terk ettiğim sırada onu koruması için en iyi iki adam tutmuştum. Şu sevimsiz ikizler olan Asaf ve Aysar . İlk zamanlar pek samimi değillerdi. Hatta Ronay’ın bu yüzden evden çıkmadığını, bütün gününü evde geçirip durduğunu bile anlamıştım ama sonradan bir şey olmuş ve bir anda değişmişti. O gün eve yalnız geldiği gündü. Bir şeyler olmuştu ve Ronay sabahında evi terk etmiş sonra geri geldiğinde Asaf, Aysar ve dedem ondaki değişimi fark etmişti. Her gün onun hakkında bilgi edinip duruyordum. Adım adım Ronay kendini piyasada var etmiş, korkulan isim haline gelmişti.

 

 

İlk zamanlarda mafya liderleri arasında çok saygı görmüyor, küçük görülüyordu. Sonra bir toplantı sonrası her şey değişmiş ve Ronay onların gözünde en tehlikeli, en acımasız lider vasfına gelmişti. Hatta bir keresinde tüm liderler toplanmış ve bir an önce ülkeye geri dönmemi ve Ronay’ı durdurmamı talep etmişlerdi ama ben direterek gelmemeyi ve onu bu güç içerisinde yeniden var olmasını sağlamıştım. Hatta dedemin onun bu durumdan dolayı ondan boşanmam için diretmelerini bile görmezden gelmiş ve onunla boşanmamıştım.

 

 

Güçlü olsun diye bazen onu zora sokacak şeyler yaptırmış ve bana bile zarar verecek hale getirmiştim onu. Asıl sebebi herkesin bir şeyi fark etmesiydi. Onun Ronay Kahir olduğunu ve herkesi dize getirecek kişi olduğunu bildirmek. Buna ben de dahil. Bana karşı yaptığı öldürücü olmayan suikast girişimlerini bile önlememiş ve bunu herkesin fark etmesini sağlamıştım. Ülkeye sonunda geri döndüğüm anda o davette onu görmem, bana verdiği hançer ve daha sonrasında olanlar, beni ona karşı itmiş ve onu her daim daha fazla üzerine titremem için nedenler sunmuştu.

 

 

Ronay Kahir artık başlı başına beni ele geçirmiş ve ondan bağımsız olmayacağımı bana belli etmişti. Ve şu an onu üzdüğüm için bile kendimden nefret ediyordum. Ronay gidince olduğum yerde pencereye dönmüş ve bir süre öylece durup düşündüm. Ta ki dedem ve Eşref konuşana kadar.

 

 

"Çok fazla üzerine gittiğini söyleyebilirim. Hem zaten yanında adamları ve senin uzaktan onu takip ettirip durduğun adamlar vardı. Bir olsaydı anında müdahale ederlerdi. Hem Ronay güçsüz biri değil. Kaç kere beni kurtardı haberin var mı?" diyerek beni uyaran Eşref 'e omzumun gerisinden ters bir bakış attım.

 

 

Farkındayım ve bunu dile dökmesine gerek yok. Daha çok kendime sövme isteğimi arttırıyor böyle yaparak. Hem amacım onu üzmek değil. Önünü alamaz sorunlarından kendini korumasını sağlamaktı. Bazen çok fevri oluyor Ronay ve ben bu konuda onu korumak istiyorum bu çok bu yanlış? Sadece iyi olsun istiyorum. Bazı sorunlarını bana devretmesini ve benim bunları halletmem onun için neden bu kadar zor ki? Benim bunları üstlenmem onu neden bu kadar rahatsız ediyor?

 

 

Hep bir şekilde bunları sadece karım olduğu için, güç gösterisi yaptığım için sanıyor ama öyle bir şey yok. Ben sadece onu tüm zararlı şeylerden korumak istiyorum. Buna hakkım var ya da yok bilmiyorum bunu onun gözlerinde görmüyorum ama bu hakkı istiyorum. Keza Ronay 'ı her şekilde yanımda olmasını ve kalan ömrümü onunla geçirmek istiyorum. Fakat o benimle aynı fikirde değil gibi. Soğuk... Bakışları, davranışı, bana yönelik sözleri çok soğuk. Sanki beni etrafında görmek istemiyor gibi. Ve bu canımı sıkıyor. Bir zamanlar ondan kilometrelerce kaçmak isteyen ben şimdi ona yakın olmak için her şeyi yaparken o bu sefer benden kaçan taraf oluyor ve bu çok can yakıyor.

 

 

Gerginlik içerisinde başımı sağa sola yatırıp derin bir nefes ciğerlerime çektim. Ben susarken dedem ve kardeşim baya baya beni suçlu bulan cümleleri sıralıyordu.

 

 

"Evlat onun üzerine bu kadar gitme. Bırak biraz nefes alsın. Öfkeli yaklaşma." dedem bunları dediği sırada onunla buraya gelmeden önce yaptığımız konuşma zihnime düştü.

 

 

Ronay 'ı hiç sevmemişti bu yeni halini. O eski sessiz kendi halinde olan Ronay’ı severken ben tam tersi şu anki güçlü, sivri dilli, sözünü esirgemeyen Ronay’ı daha çok seviyordum. Ondan Ronay' la iyi anlaşmasını ve ona artık soğuk davranmamasını, kızı gibi görmesini istemiştim ilk zamanlarda bunu istememiş ama sonradan benim Ronay'a olan tavırlarım ve onun son yaşadığı olaydan sonra daha ılımlı hale gelmişti ve bu hoşuma gitmişti. Dedem benim için ona artık eskisi gibi davranmayı kesmiş ve bunu Ronay anında fark etmişti. Bunu dile getirdiği an inkar etmiştim ama gerçek buydu ve bu onu çok şaşırtmıştı. Onun o şaşkın hallerini izlemek çok keyif vermişti bana.

 

 

Şu an ona çok yakın hissediyorum kendimi ama evliliğimizin ilk yılları ona çok uzaktım her koşulda.

 

 

O ilk hali beni ondan uzak tutuyordu. Bilmiyorum o zamanlar ona karşı bir his beslemiyor, onu merak etmiyordum. Bana çok yabancıydı sanki. Onu tanıyordum ama bir o kadar da tanımıyor gibiydim. Ama şimdi öyle değil. Her şey çok farklı. Beni ona çeken bir şeyler var. Hisleri ve hali tavrı beni ona çekiyor. Evet çok güzel bir kadın ama ben onun dış güzelliğine değil iç güzelliğine kapıldım diyebilirim. Diğer türlü o zaman ilk evlilik yılımızda ona karşı bir şey hissederdim ama öyle olmadı. Onun bu hali beni kendine çekti.

 

 

Bilmiyorum bazen sanki baktığım kişi Ronay' dı ama o değil gibi hissediyorum. İlk evlendiğimizde ona karşı hiçbir duygum yoktu. Allah biliyor olmayacağını hep düşünmüştüm. Ta ki bu değişimine kadar. İlk zamanlarda çok umursamamış ama sonradan onu merak ediyor eden hale gelmiştim. Ne yapıp durduğunu düşünmüştüm. Hatta attığı her adımı haber etmelerini istemiş, yaptığı her şeyden haberdar olmuştum. Onu bazen fotoğraflarda bazende evin salonunda bulunan kameralardan izlemiştim. Ve bundan kimsenin haberi yoktu. Dedemin bile. Kahvaltı anlarında yaşadıkları tartışmaları biliyordum. Eşref 'le olan bağınıda. İlk zamanlar çok kıskanmıştım.

 

 

Bu kötü bir düşünceden dolayı değildi. Onun yanında rahattı, onunla şakalaşıp duruyor, gülümsüyordu. Ama şu an öyle değildi. Hep gergin, endişeliydi benim yanımda. Ve bu sinirimi bozuyordu. Çünkü onun renklerini, gülümsemelerini çalmış gibi hissediyorum kendimi ve bunu değiştirmek için uğraşıyorum. Ama Ronay bunun önüne geçmek için her şeyi yapıyor. Beni kendinden uzak tutuyor. Onun yakınında olmamı istemiyor. Ne kadar çabalarsam olmuyor ve ben şu an yapacağımı bilmiyorum. Nasıl bir yol izlemem gerekiyor emin olamıyorum. Şu an ne durumda delicesine merak ediyorum, onun yanına gitmemek için kendimi zor tutuyorum. Ama ona biraz zaman tanıyıp, ona kendimi affettirmek için bir şey yapmak istiyorum.

 

 

Bakışlarımı bizimkilere çevirdim ve onlara dönüp son kez baktıktan sonra salonu terk ettim. Onlar bu sessizliğimi öfkeme verdi ama hayır ben daha çok çaresizdim ve ne yapmam gerekiyor bilmediğim için sessizliğe sığınmıştım. Odama çıkarken onun odasının önünde geçince yanına gidip gitmemek arasında karasız kalmış ve sonra derin bir iç çekip odama girmiştim. İçimdeki derin üzüntü soluğumu kesiyordu.

 

 

𓆩 ༺☆༻ 𓆪

 

 

Gece yarısı çoktan olmuş ve karanlık dünyayı esir almıştı. İçimdeki acılar açığa çıkmış kendini tüm varlığıyla ortaya sermişti. Her daim kaybeden tarafta olmak canımı sıkıyordu. Hep darbe alan, suçlu bulunan kişi, anlaşılmayacak taraf olmak kahrediyordu beni. Ne yapsam bir çaresi olmuyor, Kubat'ın her an öfkesi bana yöneliyor, hatalı olan ve yanlış yapan ben oluyorum. Hep hatayı bende arıyor ama dönüp kendine bakmıyor. Tüm olan her şeyi sineye çekmekten bıktım. Öfke patlamasının üzerimde dağılmasından yoruldum. Tek olmaktan ve her daim ayakta durup, düşmemek için çabalamaktan bıktım. Her şeyden artık git gide sıkılmaya başladım.

 

 

Odama gelmiş ve üzerimi değiştirip yatağa geçmiştim. İçimdeki kırgınlık ve öfke karşı karşıya gelmişti. Kim mağlup olacak bilmiyorum. Hem zaten pek önemsemiyorum. Yoruldum. Zamanın beni yıpratıcı koşullarında ilerlemek beni hayli hayli yordu. Zaman bana sunduğu şartlar içerisinde bile yorgunluğu hüsranı sunmadan duramıyordu. Ve buna katlanmak canımı sıkıyor.

 

 

Çekip gidememek, kapıyı çarpmamak, öfkemi daha da arttırmaktan başka bir şeye yaramıyordu. İçimdeki o sesler buradan uzaklaş diyor ama gitmemek için kendime nedenler sunuyorum ve bu beni daha çok kahrediyor. Burada durmak için sahte nedenler üretmek kendimi ucuz bir kadın hissine kapılmamı sağlıyordu. Ama hiçbir zaman yanlış bir şey yapmadım. Birine ait birini sahiplenmedim. Ondan olabildiğince kaçıp durdum.

 

 

Ben sadece yaşamaya çalışıyorum ama bunu engellemeye çalışan sonuçlarla burun buruna kalıyorum. Sahi ne zaman bu acılarım ve kaygılarım son bulacak? Pek ihtimal vermiyorum. Çünkü bu ihtimalleri yok eden adımlar atıyorum ister istemez. Mutluluğu elimin tersiyle iteli çok oldu. Yalnızlığı kabul edeli yıllar oldu.

 

 

Sinirlerim bozulmuş ve göz yaşı döküp durmuştum. Neden ağladığımı bile bilmiyorum. Sebebini bilmiyorum aslında ama ağlamak gelmişti içimden ve durdurmak istememiştim. Bir saate yakın ağlamış ve uyuya kalmıştım. Sonra yavaşça uykudan uyanmamı sağlayan açlıktan guruldayan karnım olunca, uykum bölünmüş, yavaşça yataktan çıkmıştım.

 

 

Banyoya gidip elimi yüzümü yıkamış ve sonra odadan çıkıp karanlık koridorda ilerlerken biraz aşağıda basamaklara yansıyan ışıkla birinin ayakta olduğunu fark edince ilk an geri gitmek istemiş ve ağlamaktan şişen gözlerimi kimse fark etsin istememiş ama sonradan umursamamın bir karı olmayacağını anlamış ve görmezden gelerek merdivenlere yönelmiştim. Zemin kata ulaşınca ışığın mutfağın aralık olan kapısından geldiğini anlamıştım.

 

 

Derin bir nefes alıp içeriye doğru ilerledim. Kapıyı elimle iterek öne doğru açılmasını ve ışığın yüzüme yansıyıp, birkaç saniye gözlerimi kapatmamı sağlamsına sebep olmuştum. Işığa alışınca içeriye bakar bakmaz içerideki kişinin Kubat olduğunu ve tezgahın önündeki bar sandalyesine oturmuş yemek yediğini görmüştüm.

 

 

Beni fark edince durgun ve düşünceli halinden hemen sıyrılıp aniden ayağa kalkmıştı. Her ne kadar geri gitmek istesem de açtım ve yemek yemem gerekiyordu.

 

 

"Ben bir şeyler yemek için aşağı inmiştim." diye amansızca bir açıklama yapmıştım.

 

 

Oysa o an Kubat'ın bakışları gözlerimde oyalanıyor ve kızarmış gözlerime çekingen bir ifadeyle bakıyordu. Yavaşça ileriye doğru ilerlerken birden Kubat arkasına dönüp, dolabın kapağını açtı. Önce bir tabak çıkardı ardında sırasıyla çatal, bıçak, su bardağı çıkardı. Hepsini biraz ilerideki boş alana bıraktı ve benim için hazırladığı tabağa yemek servisi yaptı. Bende o an sessizce tamda onun karşısında bulunan bar sandalyesine geçip oturdum.

 

 

Önümdeki yemeğe kısa bir bakış attıktan sonra daha fazla dayanamadım ve yemeği usulca yemeye başladım. Ben yemeği yerken onun bakışlarının üstümde olduğunu biliyorum ama olabildiğince yok sayıyormuş gibi davranıyorum. Sebebi ne tepki vereceğimi kestirememek. Ne yapmam gerekiyor ki? Oldu bitti her şey her zaman ki gibi. O bağırıp çağırdı. Öfkesini kustu ve konu her zaman benim hatalı olmamla sonuç buldu.

 

 

Kolumun yanında duran su bardağına kayınca usulca bardağı parmaklarımla kavrayıp, içmeye başladım. Tam bardağı tekrar tezgahın üzerine bırakacağım an içerideki sessizlik onun konuşmasıyla son buldu.

 

 

"Özür dilerim." dedi mahcup bir sesle. Bakışlarım ona çevrilince hatalı bir çocuk gibi duruyor, benden onu affetmemi bekleyen bir ifadeyle bakıyordu.

 

 

"Neden?" dedim meraksız bir sesle. Vereceği cevapla aslında ilgilenmiyorum. Çünkü ondan geri adım atarak pişmanlık içinde özür dilemesini beklemiyorum. Böyle bir niyetim yoktu. Hiçte olmadı bu zamana kadar.

 

 

"Seni kırdığım için." dedi kehribar hareleri büyük bir utançla bana bakmaya devam ederken. Bense duyduğum bu cümleyi önce bir sindirmeye çalışmıştım.

 

 

Kırmak? Çok kolay telaffuz etti bu cümleyi ama ben uzun zamandır kırılgan bir yapıya sahip olmuştum. Bunun bir çok nedeni oldu? Bunun bir çok faili oldu ama hiç karşı taraftan özür beklemedim çünkü benim için bir şey ifade etmeyecek olmasını bildiğim için.

 

 

Kaşlarım istemsizce çatıldı. Aslında çünkü bunu söylemesi içimdeki bazı unutulmuş hisleri açığa çıkarmıştı ve ben bunun olmasını istemiyorum. Geçmişe gömülü olan acılarımı, hislerimi orada saklamak için çok çaba sarf ettim ve onların tekrar hatırlanıp, kendini belli etmesi bana yıkımdan başka bir şey vermez. Geçmişinden kaçan biriyim ve bu geçmiş önüme serilirse altında kalmam an meselesi. Zaten bundan değil miydi onca çabam ve gayretim? Su bardağını yerine koyduktan sonra geriye doğru çekildim geriye yaslanırken.

 

 

"O zaman hayatının geri kalanında da özür dilemen gerekecek. "dediğim anda gözlerini kaçırdı, bu haline sadece alaycı bir bakış atıp, kollarımı göğsümde kavuşturup, sesli bir nefes verirken buldum kendimi.

 

 

Birkaç saniye ben onu izlerken o zihnindeki düşüncelerle debelenip durmuştu. Bu mücadeleyi durduransa konuşması oldu. Kehribar hareleri tüm hislerini yansıtmaktan kaçınmadan bana bakıyor ve onu anlamamı ve bu konuda ona yardımcı olmamı istiyor benden. Peki bunu yapacağımdan bu kadar emin olmasını sağlayan şey ne? Çünkü benim böyle bir düşüncem yok.

 

 

Sıkıntılı bir sesle konuştu. "Geçmişe dair kırgınlıkların çok fazla ve bunun tek sebebi benim. Telafi etmek için bana bir şans verecek misin?" diye sorunca ona düz bir ifadeyle bakmış ve bakışlarımla aslında bunun olmayacağını ona anlatmaya çalışırken bir yandan da hâlâ aç oluşum yüzünden yavaşça kollarımı çözmüş, sorusuna cevap vermeyip, sessiz kalmıştım.

 

 

Tamda o sırada yemeğimi yemeye devam ettiğim an, onun olduğu yerde biraz öne doğru eğilip, yüzümü izlemesini sağladım. İlk an rahatsız olmuştum ama sonradan onu takmamaya çalışmıştım.

 

 

Onu yok saymaya çalışmam onun yavaş yavaş cesaretini yıkıyordu. Keza aslında olması gereken buydu. İki yabacı olmamız gerekiyor. Diğer türlü olmaz. Diğer türlü her şey parçalara ayrılır ve yine o harabe altında can veren ben olurum. Bakışlarım ondan uzaklaştırdım. Ve aç olan midemi doyurmaya devam ettim.

 

 

"Kendini geri çekiyorsun. Ne yüzünden bilmiyorum ama Ronay bazı şeyleri düzeltelim istiyorum." dedi bunu canı gönülden isteyen bir tınıyla, bakmasam da bakışları kısılmış ve vereceğim cevabı büyük bir istekle beklediğini anlamıştım. Peki ben ne yapmıştım? Sessizliğimi alaycı bir gülümsemeyle bozmuş ve ona bu şekilde karşılık vermiştim.

 

 

" Olmayan bir şey düzelmez. İki yabancı gibi davranmayı devam edelim. Hem zaten diğer türlüsü imkansız olur. Ve imkansız için çabalamak çok gereksiz." Umursamaz bir tavırla omuz silkmiş ve bunun olmaması gerektiğini ona hem bakışımla hemde sözlerimle belli etmiştim.

 

 

"Peki ya değilse ?" diye bir ihtimalmiş gibi konuşunca başımı iki yana sallayıp , bakışlarımı yüzüne çektim. Olmaması için ne kadar çabalayacağımdan habersizdi. Ama bundan yakında onu haberdar edeceğim.

 

 

"Dört yıldır asla aklına gelmeyen ihtimal şu an neden zihnini meşgul ediyor?" dedim tek kaşımı kaldırıp ona hesap sorarken. Kasılmış ve o an cevap vermekte tedirginlik yaşamıştı. Ama konuşmayalım devam etmiştim. "Bırak kaldığımız yerden devam edelim. En doğrusu bu zaten. Olması gereken bu çünkü. Bunu zihnine kazı. Benim kazıdığım gibi." dedim ve sanki bu bir yerlerde kalbimde açılmasını istediğim ama açılmaması için direttiğim bazı şeyleri paramparça etmişti. İç çekerken göğsüm sıkışmış ve aldığım nefes bana azap olmuştu. Birden bire be olmuştu? Beni bu hale getiren şey neydi?

 

 

" Hayır ben bunu istemiyorum. Bu soğukluk yok olsun istiyorum." dedi bunun olması için her şeyi göze alacak bir kararlılıkla. Ama ben bunu istemiyorum. Neden hep kendi istediği olsun istiyor? Bu evliliktede her şey onun istediği gibi olmuştu. İlişki yok, demişti. İki yabancı olacağız, demişti. Kimse kimseye bir şeyin sorumluluğunu verecek değil, demişti. Herkes istediği hayatı yaşayacak ama sınırı aşmadan,demişti.

 

 

Peki şu an neden vazgeçti bu sözlerinden? Onu bunun dışına iten neden neydi? Verdiği karar ne dolayısıyla değişmişti? Belki sorarsam cevap verirdi ama ben cevabı almak istemiyorum. Çünkü duyacaklarımın ağırlığını kaldırmam. En iyisi hiçbir şey bilmemek. Bazen bilinmezlik daha huzur verir insana. Ve bende bunu istiyorum her şeyimle.

 

 

"O zaman sadece istemekle kalacaksın." kararlı sesim onun inadını sarstı. Donuk ifadem bunun olmaması için her şeyi yapacağımı bariz ortaya seriyor. Ve bu tavrım onu sarsıyor çünkü neden bu kadar inatla ona karşı çıktığımı anlamaya çalışıyor. Çünkü ilk zamanlar yani evliliğin ilk zamanları bunun için çabalayan taraf benken, şimdi bunu istemeyen taraf olmak onu şaşırtıyor ve bunun neyden kaynaklı olduğunu öğrenmek istemesine sebep oluyordu.

 

 

"İstemiyor musun?" dedi sorar gibi

 

Aslında bunu daha çok kendine soruyor, neyden dolayı bunu istediğimi kendi kendine sorup duruyordu.

 

 

Sesindeki anlamaz tını, kafasının karıştığını, neyin ne olduğuna karar vermesi konusuna kararsızlık yaşadığını yansıtıyordu. Belki de fark ederse bunu neden isteğimi anlardı. Sahi hiç gerçekten bakmak istedi mi gerçeklere. Bir anda değişen bu tavırlarımın altındaki asıl kaynağı öğrenmek istemedi mi hiç? Yoksa pekte umurunda olmayan bir şey olduğu için önem mi vermedi?

 

 

"Hayır..."dedim kuru bir sesle, sesimin asla titremesine mani olarak bu tek kelimeyi söylemiş ve istikrarımı korumaya devam etmiştim.

 

 

Kubat çatıp durduğu başkaları arasından bana bakıyor, sanki ne kadar derin bakarsa, gözlerimin altında gölgelerde saklanan gerçeğe ulaşabileceğini sanıyordu ama bu gerçeği büyük bir yalanla ört bas ettiğimi maalesef bilmiyordu. Amacımda buydu ya. Gerçeklerin açığa çıkmaması için her şeyi yapmak.

 

 

"Peki neden? Neden istemiyorsun? Bunun bir sebebi olmalı? "dedi bunun altındaki nedeni ölesiye merak ederken. Ama sadece merak etmekle yetincek olması üzücü bir durumdu oysaki onun açısından.

 

 

Usulca başımı iki yana sallarken konuşmuştum.

 

 

" Buna cevap vermek istemiyorum. "dedim bu konunun artık kapanmasını ve bir daha da açılmamak üzere geçmişe hapsolmasını isterken. Kubat gözlerini kısmış, bana alaycı bir gülümsemeyle bakmıştı ve bu hali geri adım atmayacağını, bunun üstüne gideceğini göstermişti bana.

 

 

" Kaçıyorsun? "Ne olduğunu hâlâ teyit etmemişse de en yakında bunu öğrenmek için bir şeyler yapacağını belli eden esrarlı bir şekilde. Onu kendi silahıyla vurup, geriye doğru sendelenmesini sağlayacak o sözleri söyledim.

 

 

"Senin uzun zamandır yaptığın gibi mi?" diye iğneleyici bir sesle konuşunca anında derin bir soluk alıp durdu. Kafasını anladım dercesine aşağı yukarı salladı. Sanki anladım ben senin karın ağrını dercesine bir ifade takınmıştı. Bense duygularımı gizleyip ona hiçbir şeyi belli etmemeye çalıştım. Sonra elleriyle yüzünü sıvazladı, birkaç saniye sessiz kaldı ve son dudakları aralandı ama pek bir şey diyemeden tekrar sustu.

 

 

"Ben..." dedi ama devam etmedi. Neyi demekten son anda vazgeçti bilmiyorum ama sorsam cevap vermeyeceği belliydi.

 

 

Daha fazla bu konu devam etsin istemiştim ve buna bir an son vermek için harekete geçtim. Olduğum yerden usulca ayağa kalkıp ona üsten bir bakış atarak konuştum.

 

 

"Bu konuyu kapatmak istiyorum. Yemeğimi bitirdim. Bu seferlik sen toplar mısın? Bende başka bir zaman toplarım." diye teklif edince ısrar etmedi ve beni özgür bıraktı.

 

 

Bakışlarım ondan izinsiz bir şekilde onu izledi. Bazen ona bakma ihtiyacı duyduğum anlarda kendimi ona bakmaktan alıkoyamadığım için her daim kendime kızıp duruyordum. Sanki buna hakkım yokmuş gibi düşünüyor, bunu yaptığım anlarda çok büyük bir günah işlemiş gibi hissediyorum kendimi ama ben en büyük günahımı çoktan yapmamış mıydım ki? O günah her şeyi yerle bir edecek sarsıntıya sahipken hemde.

 

 

Kubat o an kafasını hay hay dercesine salladı ve ondan istediğim şeyi kabul etti üstelemeden. Kapıya doğru ilerlerken onun ardımdaki sesini duymuştum ve bu cümle tüylerimi diken diken etmişti.

 

 

" Kaçmakta özgürsün Ronay ama bil ki ben savaşacak güce sahibim. Ve uğuruna savaşmak istediğim her şeyi elde etmekten geri duymam bunu bilmeni isterim. "dedi meydan okuyan bir sesle.

 

 

Bu kurduğu cümle beni korkuttu ama renk vermeden mutfağı terk ettim. Ona dönüp bakmadım. Yüzümün aldığı ifadeyi görmedi. Çünkü korkmuştum. Endişe duymuştum. Hayal bile etmekten çekindiğim şeyleri bana sunuyordu ve ben bunu istemiyorum. Çünkü bunu yaparsam kendimi daha iğrenç, sefil biri hissedeceğim. Bunun olmasını istemiyorum. Aslında hiç bir şey olsun istemiyorum.

 

 

Hep olduğumuz gibi iki yabancı olalım. Hep olduğu gibi beni görmezden gelsin istiyorum. Hep olduğu gibi birbirine tahammül edemeyen o iki kişi olalım. Diğer türlü olacaklar beni ürkütüyordu. Korkuyorum. Getireceği sonuçlardan ve vereceği zarardan. Çünkü yine söylediğim gibi en çok acı çeken taraf yine ben olacağım. Evet hüsrana uğratan ben olacağım ama acım içerisinde kıvranıp duran ben olacaktım. Ben bena sunulan sonu tahmin edebiliyorum. Ve orada karanlıktan başka bir şey yok. Odada acıdan, hüzünden, yalnızlıktan, korkudan, hayal kırıklığından, çaresizlikten başka bir şey yok.

 

 

Aslında tüm hayatım bu saydığım şeyden ibaret. Sadece bunları gelecek bir tarihe ertelenmiştim. Bunun gelmesini engellemeye çalışan koşullar var edip duruyorum, nereye kadar devam ederim, bunu bana yaşam gösterecek. O zamana kadar her anımı dolu dolu yaşamak için çabalıyorum. Bir gün geriye dönüp baktığım anda kendim için güzel, huzurlu anılar biriktirmek için.

 

 

𓆩 ༺☆༻ 𓆪

 

 

Odama geri döndüğüm anda zihnimdeki o ses beni rahat bırakmadı.

 

 

'Ya doğru olan senin sandığın değilde, onun istediği şeyse?'

 

 

Ah işte bu beni korkutan şeydi çünkü benim zihnimin sınırlarında bulunan düşünce ; Kaç ! Uzaklaş ! Sakın yanlış yapmaydı. Ama onun sunduğu bu kuruduğum sınırları yerle bir edip, başka sınırlar çizmekti.

 

 

Bense koruduğum sınırla yaşamayı sürdürmek istiyorum ama o buna engel olmak istiyor. Neydi birden kararını değiştiren sebep? Çünkü hiçbir zaman böyle bir şey yansıtmazken birden değişmesi hiç normal değil! Belki de başka bir şey var ve o bunu benden saklıyor.

 

 

Sinirle odada volta atarken, birden telefonuma düşen mesajla aniden telefonun olduğu yere doğru ilerlemiştim. Telefonu elime alınca, ekranda beliren mesajları okumaya başladım.

 

 

Asaf : Uzun zamandır sesin soluğun çıkmıyor. Ne oldu? Kubat 'la ne konuştun?

 

 

Aysar : Çok sinirli miydi?

 

 

Asaf : Oğlum sen mal mısın? Tabii ki adam sinirli olacak!

 

 

Aysar ; Belki sakin bir konuşma olmuştur olamaz mı?

 

 

Asaf : Söz konusu Kubat'ken mi? Hiç sanmıyorum!

 

 

Aysar : Belki de adamı sınırları dışına iten bir şey olmuştur....

 

 

Asaf : Ne mesela?

 

 

Aynen merak ettim ne mesela? Ekranda yazıyor yazısını görünce sabırla beklemeye başladım.

 

 

Aysar : Hadi ama bunu sende biliyorsun dostum? Ronay 'dan bahsediyorum.

 

 

Asaf : Emin değilim. Çünkü bu konu çok ciddi bir konu ve Kubat'ın kendini kaybetme ihtimali çok yüksek.

 

 

Yavaşça nefes alıp verirken sabır dilendim. Hadi ama bu adamın bana yönelik olan bu tavrı sadece ben tarafından değil herkes tarafından fark edilmişti. Ve bu hiç hoşuma gitmiyor. Eksiye dönemeyiz mi? Çünkü ben bundan baya baya rahatsız oldum da!

 

 

Anlamıyorum Kubat'ın da değişeceği tuttu! Ve bu benim zamanıma denk geldi. Gelde lanet okuma! Elimdeki telefona uzun uzadıya mesaj yazdım.

 

 

Ben : Sinirlerimi bozmayın! Gayette beklenen şekilde gerçekleşti. Kubat beyin beni küçük bir çocuk gibi azarladığı bir an dı. Hemde çok uzun süren bir azarlama içerisinde bulundum. Değişen bir şey yok anlayacağınız gibi. Kubat her zamanki Kubat canım! Ve saçma sapan teorilerde bulunmayın! Canımı sıkıyorsunuz! Bu konuda üzerime gelmeyin bazı sebeplerden ötürü sinirliyim!

 

 

Bunları yazdıktan sonra onların mesajları üst üste geldi.

 

 

Asaf : Hangi sebeplerden ötürü?

 

 

Aysar : Aynen ya söyle bizde bilelim.

 

 

Ben : Sizi ilgilendirmez! Siz işinize bakın! Bu meseleyi irdelemek sizin zararınıza olur.

 

 

Asaf : Sustuk tamam hemen celallenme.

 

 

Aysar :Onu bunu boş verelim de. Şu konuştuğumuzu konu ne olacak?

 

 

Ben : Bekleyin zamanı gelince halledeceğiz.

 

 

Asaf :Tamamdır patron senden haber bekliyoruz.

 

 

Aysar : Ben uyuyorum, hadi kaçtım ben.

 

 

Onlar çevrimdışı olunca telefonu elimden bırakıp, yatağıma doğru ilerledim. Zaten uykum yoktu, bari sabah olana kadar biraz oyalanacak şeyler yapayım. Her ne kadar kitap okumuş başka şeylerle uğramışsam da aklıma hep mutfakta yaptığımız konuşmalar gelip durmuştu. Her an içimde anlam veremediğim hislerle mücadele ediyor oluşum canımı sıkmıştı. Sanki aklım başka tarafa kayıyor ve ben aniden onu durdurup bir anda başka bir şey düşünmeye çalışıyorum ama maalesef ki bir süre bu boyunca bu konu gündemimi sarsacaktı eminim.

 

 

Sabah olunca uyuya kaldığımı anlamış oldum, en son saate bakınca 05.40 'idi ama şu an saat tam 09.00' du. Kalkmış, bonyoya geçmiş orada işlerimi halledip, sonra giysi odasına geçip orada işlerimi halletmiştim. Giyinip aşağı inince çoktan kahvaltı masasının hazır olduğunu ama henüz kimsenin aşağı inmediğini görmüştüm. Ben yerime geçip, onların gelmesini beklemiştim.

 

 

O sırada kahvaltı etmeden önce sıcak bir çay içmiş, onlar gelene kadar biraz telefonla uğraşıp durmuştum. Birkaç dakikaya ilk yemek salonuna giren Ali Bey olmuştu. İçeri girdiğinde beni burada görmeyi beklemiyor olmalı ki hafifçe kaşlarını çatmış, olduğu yerden usulca yemek masasına doğru ilerlemiş, masaya varınca yerine geçip oturmuştu. O sırada sessiz bir şekilde ben yerimde otururken aslında onun dünkü kavga için beni azarlayacağını düşünürken tam tersi olmuştu.

 

 

Önce kısaca günaydın demişti hemen sonra beni şaşırtan o cümleyi kurmuştu.

 

 

"Dün gece Kubat'ın çok fazla üzerine gittiğini biliyorum ama kötü amaçlı değildi. Ona çok kızma. Sadece oraya gittiğini öğrenince kendini kaybetti bir şey olma ihtimali yüzünden. Amacı seni kırmak değildi." dedikleri ilk birkaç saniye zihnimde çınlama etkisi yarattı.

 

 

Bu adam ne dediğinin gerçekten farkında mı? Çünkü bana az önce Kubat'ın çok fazla üzerime gittiğini ve bu konuda ona karşı sert bir tavır sergilememem için nasihatte bulunduğunu duydum da! Sanırım bilmediğim bir şey var. Yoksa Ali Bey ister haklı olayım ister olmayayım yine de beni asla desteklemez ki. Bir şeyler olmuş benim farkında olmadığım bir zaman diliminde. Ama ne olduğunu anlamıyorum.

 

 

Bana dönük olan kahverengi harelerine bakarken ne diyeceğimi bilememiştim. Ne demem gerekiyor? Haklı olduğumu biliyorum ama bunu söylemenin bir şey değiştirmeyeceğini biliyorum.

 

 

"Dün geceyi unutmak ve bir daha gündeme gelmesini istemiyorum. Kim haklı kim haksız onunla da ilgilenmiyorum. Asıl ilgilendiğim biraz huzur bulmak ve şu an bu imkansız duruyor." dedim zihnimdeki gerçek düşüncelerimle. Ali Bey sessiz kalmış ve bir şey diyememişti. Onun için servis yapan çalışan kısa başını teşekkür mahiyetinde sallamış ve kahvesini içmeye başlamıştı. Bende onun gibi sessizleştim. Usulca kahvaltımı etmeye başladım. Sandığım kadarıyla Eşref ve Kubat geç gelecek gibi. Onları beklemek istemiyorum ki zaten her daim geç gelen ve olurum ve onlar çoktan kahvaltısını başlamış olurlardı. Bende onlardan geri kalmayayım.

 

 

Usulca kahvaltımı ederken birkaç dakika sonra yan yana Eşref ve Kubat yemek salonunun girişinde gözüktü. Onların gelmesiyle başımı saniyelik bir açıyla onlara çevirmiş daha sonrasında yeniden önüme bakamaya başlamıştım. Ama o saniye içerisinde baştan aşağı Kubat 'ı incelemiştim. Zihnim onunla ilgili en ufak detayı bile atlamaması sinirlerimi bozuyordu. Giymiş olduğu siyah takımı içerisinde her zaman ki gibi kusursuz duruyordu. Yeni yeni uzayan sakalları, geriye doğru taranmış saçları, kehribar gözlerindeki o bakış, sert yüz ifadesi zihnime yansımıştı.

 

 

Derin bir iç çekip, çayımı yudumladım. Bakışlarım olabildiğince Kubat 'tan uzak tutmaya çalışıyorum. Ama ne kadar başarılı olduğum muamma. Eşref gelir gelmez günaydınlar demiş ve yerine, karşımdaki sandalyeye geçip oturmuştu. Onun ardından gelen Kubat' sa solumdaki masanın başındaki sandalyeye geçmiş ve kısık bir sesle günaydın demişti. Tabii ben ne Eşref 'in nede onun günaydın lafına karşılık vermiştim. Eşref' in bakışları bendeydi ama inatla ona bakmıyor oluşum yüzünden o da istemeye istemeye kahvaltısını etmeye başlamış ve sessiz geçen bu anı kimse bozmamıştı.

 

 

Ta ki Ali Bey 'in çalan telefonuna kadar. İşte o an Ali Bey telefonu ceketinin iç cebinden çıkarmış ve aramayı yanıtlamıştı. Açar açmaz birden bakışları bana dönünce bir an garip bir ifade yüzüme yerleşti. Neden bana bakmıştı? Ben bunu düşünürken birden telefonu yanıtladığı an söylediği kelimeyle merakım sona ermişti.

 

 

"Asım..."demiş ve kısa bir süre duraksama yaşamış sonra karşı tarafın dinledikten sonra devam etmişti." Olur bir sakıncası yok. Bekliyorum. Tamam görüşürüz. "dedikten sonra telefonu masanın üstüne bırakıp, bakışlarını önce bana sonrasında Kubat 'a çevirmişti.

 

 

" Asım' dı arayan, bu akşam yemek yemeye gelmek istediğini söyledi. Bende olur dedim. "dedi Ali Bey ve vereceğim tepkiyi bekledi.

 

 

Keza diğerleri de ne diyeceğimi bekledi ama itiraz etmedim. Gelmek istiyorlarsa buna engel olamam ya. Gelsinler. Benden önce Kubat konuşmuştu.

 

 

" Beni için bir sakıncası yok. Erken gelirim eve bugün. "demiş ve onunla birlikte diğerleri hepsi benim cevap vermemi bekledi.

 

 

Çayımı içmeden önce sorun yok dercesine başımı sallayarak konuşmuştum.

 

 

" Ben gereken hazırlıkları yaparım. Zaten bugün şirkete gitmeyecektim. "dediğim anda yapacağım hazırlıklar değildi dikkat çeken, neden şirkete gitmiyor oluşumdu ve hepsi yine ne yapacağımı merak ediyordu.

 

 

" Bir yere mi gideceksin? "dedi Eşref çekinmeden. Çünkü Kubat'ın sormayacağını bildiği için onun adına o sormuştu.

 

 

" Hayır bugün evde olacağım. "dedim net bir şekilde.

 

 

O an hepsi birbirine baktı. Sanki şirkete gitmem daha iyi olurdu dercesine. Evde olmam onların dikkatini çekmişti. Ve evde oluşum onları germiş gibi duruyordu.

 

 

" Evde yapacak bir şey yok ki? Hazırlıkları çalışanlar halleder. "dediği anda tekrar konuşan Eşref 'le ona dikmiş olduğum bakışlarımla konuşmuştum.

 

 

" Sana göre yok. Hem akşam ki misafirler için hazırlık yapacağım kim söyledi. Sadece birkaç şey emredeceğim geri kalanını çalışanlar halledecek. Sonrasında yapmam gereken birtakım şeyler var onunla ilgileneceğim." bir anda bu kadar tutarsız konuşmam üçünün kafasını karıştırdı çünkü az önce hazırlıklarla ilgileneceğim dedim ama sonradan bununla çalışanlar ilgilenecek dememle neye uğradıklarını anlamadılar.

 

 

" Peki sen bilirsin. "dedi Eşref ve sessizce kahvesini içerken bakışları yanındaki Kubat 'a kaymıştı.

 

 

O an Eşref kafasını yana yatırınca Kubat'ın derin bir nefes çektiğini göz ucuyla görünce kaşlarımı çattım. Ah bu ikisi anlamadığım bir şekilde işaretlerle mi konuştu az önce? Hayrola bunlar ne ara bu kadar samimi oldular? Söz konusu benken herkeste birlik oluyor ve bu sinirimi bozuyor.

 

 

Sanki bana yönelik bir birlik vardı ve bu ben sinirli olduğum an ortaya çıkıyor gibiydi. Hem ne ara Eşref taraf değiştirmiş ve karşı tarafa geçip birlik olmuştu? Bu ani gelişmeler canımı sıkmaya başlamıştı. Önümdeki yiyeceklere kısa bir bakış atınca o an iştahım kalmadığını fark edince aniden ayağa kalkıp burayı terk etmeye hazırlandım.

 

 

"Ne oldu yemeyecek misin bir şey?" pat diye Kubat olduğu yerde sorunca bu soruyu ona umursamaz bir bakış atarak cevap vermiştim.

 

 

"Hayır iştahım kaçtı." dedim açıkça. O an Kubat bir anda değişen ruh halime şaşkın şaşkın bakmış ve bir şekilde destek olması için Eşref 'ten yardım dilenmeye başladığı sıra, gözlerimi yummuş ve sakin kalmak için kendime kısa bir süre tanımış daha sonra yemek salonunun çıkışına doğru ilerlemiştim.

 

 

"Peki neden?" diye arkandan söylendiği an Kubat, sesimi yükselterek ona ulaşmasını sağlarken cevaplamıştım sorusunu. Tabii Eşref konuşmayınca o merak ettiği şeyi sormuştu.

 

 

"Sen bunu daha iyi bilirsin!"diye iğneleyici lafımı söyleyip çoktan avluya çıkmıştım. Avluya ayak basınca ikizler olduğu yerde kendi aralarında konuşurken beni fark edince, onlara doğru ilerlerken bir yandan da onlara sesimi ulaştırmıştım.

 

 

" Bugün şirkete geçmeyeceğim. Misafirler var ve onlar için hazırlık yapacağım." dediğim anda Asaf ve Aysar bir anda birbirlerine bakmış ve ne dediğimi doğru duyup duymadıklarını teyit etmeye çalışmışlardı.

 

 

Aysar olduğu yerden usulca dirseğini arkasında bulunan araca yaslamış ve gözlerini kısarak beni izlerken konuşmuştu." Ne o ne misafiri? Belli haz etmediğin bir misafir ki hazırlıkları ben yapacağım diyorsun?" dediği anda dudaklarım genişçe iki yana kıvrıldı. Bu gülüşüm Aysar 'ın doğru bir yere parmak bastığını göstermişti.

 

 

Kollarımı göğsümde kavuşturup onların karşısında yerimi alınca başımı dikleştirip, bakışlarımda gezip dolaşan o sinsi ifade kendini açıkça ifade etti.

 

 

"Yanılıyorsun kardeşim bu bakışı her yerde tanırım. Yine kimin canını sıkacaksın?" dediği anda Asaf meraklı bir ifadeyle benden cevap beklerken. Şımarık bir kız edasıyla bir ayağıma ağırlığını verip, başımı yana atarak konuştum.

 

 

"Sevemediğim insanları layığıyla karşılamayı sevdiğimi biliyorsunuz. Bu gece de aynısı olacak. Sizden istediğim birkaç şey olacak onu halletmeniz gerekiyor." demiş ve yandan bir bakış atmıştım Kubat'ın bize dikkatini veren korumasına.

 

 

Anında ona uzaklaşması gerektiğini ifade eden bir şekilde bakınca olduğu yerde ister istemez ayrılmış ve bize alan tanımıştı. Elimde bulunan telefondan bizim guruba mesaj atmış ve böyle onlara planımı anlatmıştım. Diğer türlü başkalarını duyma ihtimali var ve ben bunu istemiyorum. Karşılıklı olarak planı konuşup durmuş ve sonunda planı ayrıntısına kadar konuştuktan sonra bakışlarımızı telefondan çekmiş ve göz göze gelmiştik.

 

 

"Yani diyeceğim bir şey yok. Hakkındır diyebilirim." dediği anda Asaf, bir anda ona teşekkür edercesine bakmıştım. Biz sonra kendi aramızda konuşup duruken birden avluya Eşref ve Kubat'ın sesi ulaşınca çoktan ikisinin gitmeye hazırlandıklarını anlamış oldum. Usulca yaba doğru bedenimi döndürüp malikane kapısına çevirdim bakışlarımı.

 

 

İlk çıkan Eşref olmuştu. Hemen sonrasında Kubat çıkmış ve kararlı, kendinden emin o duruşuyla ilerlerken bakışları etrafta dolaşıp dururken kaşlarımı çatmıştım. Kimi arıyor bu? O sevimsiz korumasını mı acaba? Tam önünde dururken mi? demişti iç sesim.

 

 

Belki de görme sıkıntısı var? Olamaz mı? Diye kendimle bir savaş halinde bulunurken birden Kubat aradığını bulmuş olmalı ki bakışları sonunda bir yerde durdu ve o an göz göze gelince aradığı kişinin ben olduğumu fark ettim. Ne o beni neden arıyor ve nerede olduğumu nereden biliyor? Ben cevapsız sorularımı sorarken o an Kubat'ın bakışlarındaki o sert ifadenin yavaşça yok olduğunu ve sıcak bir ifadeyle bana baktığını fark edince sesli bir nefes verip ona arkamı dönüp, yönümü ikizlere çevirdim.

 

 

"Ne o kızım adama küsmüş gibi ne diye tirip atıyorsun?" diye saçma bulmuş bu anı dile getirince Aysar 'ı kaşlarımı çatarak baktım.

 

 

"Sana ne Aysar? Sen işine bak! Sizden istediğimi yerine getirin gerisini kurcalamayı bırakın." diye sinirle söylenmiş ve hemen sert, avluda adım seslerimin yankı yapacağı bir sertlikte yürürken, Kubat' ın ve Eşref 'in görüşürüz lafını duymazlıktan gelip içeriye geçmiştim.

 

 

O sırada bir ara Eşref' in çokça sabır versinler lafını duymuş ama dönüp bakmamıştım kime dediği hakkında. İçeriye geçince kahvaltı etmediğim için aç olan midemi doyurmak için mutfağa geçmiş ve orada bir şeyler yemiştim. Mutfaktan çıkmadan önce çalışanlara bu akşam yapmalarını istediğim yemek listesini söylemiş, sonrada yönümü çalışma odama doğru çevirmiştim. Çünkü akşam yemeğine dek aklımdaki birkaç planı devreye sokmak için bazı şeyleri halletmem gerekiyordu. Bunun için de bazı görüşmeler ve bazı toplantılar yapmam lazımdı. Bu akşamdan sonra her iki istediğim şeyi gerçek kılıp keyifli bir gece yaşayacaktım.

 

 

𓆩 ༺☆༻ 𓆪

 

 

 

Bölüm : 08.12.2025 18:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...