
"Sessiz ıslığımla kendimi sakinleştiriyordum."
Zaman, yavaşça bu dünyada ruhumun düşmanı kesiliyordu. Onu bir gölge gibi takip ediyor, ansızın saldırmayı bekliyordu. Acımasız bir düşman gibi, hedefini öldürmek istiyordu. Onu yok etmek adına sinsi planlar yapıp duruyordu. Tek gayesi acıtmak ve yara almasını sağlamaktı. Tek umudu onu yerle bir edip, ondan geriye bir iz bırakmamaktı.
Zaman, hissiz kalbimin esrarlı bir uyuşturucusu olmuş, onu sevgiden uzak tutmuştu. Tek sunduğu, acı dolu hislerle baş başa bırakmaktı. Tek sebep olduğu mutluluğa çıkan yolları yıkıp, kül etmekti. Geriye bir iz bırakmamak ve hisleri karanlığa gömmekti. Yolları dağıtmak ve tek bir yol sunmaktı. İradenin olmadığı o yolda sana sunulan her şeyi kabul etmek ve öyle yaşamaktı.
Zaman, acımasız bir suikastçı gibi en zayıf anımı kullanıyordu. Anılarıma sızıyor, onları mahvediyor, unutturuyor ve zamanla ondan geriye bir iz bırakmıyordu. Bana sunduğu tek şey bir ölümken, yaşam için çabalamama bile izin vermiyordu. Acımasızlığı ruhu yok edecek seviyeye sahipti. O gün geldiğinde karşıma çıkıp beni olduğum andan çekip alacaktı. Bana sormadan, izin vermemi beklemeden, anılarımı hatırlamama müsaade etmeden.
Zaman, beni bir okyanusta soğuğa terk etmişti. Çırpınıp durmuştum
Ama bu çırpınışlarım beni yüzeye değil, derine çekip durmuştu. Sanki yaşamak için çabalarken ölümüme daha çok yaklaşıyordum böyle yapa yapa. Etrafım karanlık, soğuk, ürkütücüydü. Yalnızdım ve beni kurtaracak kimse yoktu. Ya da kimsenin hayatımda olmasına ben izin vermemiştim. Yavaşça dibe doğru çekilirken usulca bedenim uyuşuyor, gözlerim istemsizce kapanıyor ve ciğerlerim sızlıyordu. Bedenim kas katı kesilirken hâlâ umut ediyordum yaşayacağıma dair ama bilmiyordum ki çoktan yaşam benden çekip alınmıştı. Bunu yeni yeni fark ediyorum ve bir şey yapmak için çok geç kalmıştım. Çoktan karanlığa çekilmiş ve bilincimi yitirmiştim.
Güçlü değilim ama mecburum yaşama tutunmaya, yaşam için çabalamaya.. Geçmişi ardımda bırkamaya, geçmişi unutmaya ; unutmak için çok çabalamaya. Her daim ne olursa olsun pes etmemeye ve çabalamak için tüm gayretimi sarf etmeye. Çünkü ben kendim için çabalamazsam kimsenin benim için çabalayacağını düşünmüyorum.
Çünkü kimse benim hayatta kalmam için, yola devam etmem için uğraş vermedi. Hep bir şeyler yapan ben oldum. Aynı fedakarlıklar yapan tarafın hep ben olduğum gibi. Hep tek taraflı bir şey içerisinde bulunduğum için karşı taraftan asla bir şeyler beklemedim. Çünkü yapmayacağıma dair bir inancım vardı. Çünkü yapmayacağımı biliyordum. Kimsenin önceliği olmadım. Hiç olacağımı da sanmadım.
Sahi bu kimlik olmasaydı ne işe yarardım ki? Bu dünyada beni bu konuma getiren bu taşıdığım kimlik ve soyadı değil miydi? Beni, ben yapan hiçbir şey yok ki. Yoktu aslında. Hepsi birer bir illüzyondu. Ve ben bu illüzyonu yaratan kişiydim. Sahte nesnelerle var ettiğim bu dünyada her şeye kolayca ulaşmaya çalışıyorum. Ve bazen tökezlediğim anlar oluyordu ama bunun kimse farkına varmıyordu.
Bu sahte kimlik içerisinde ne de çok şey yapmıştım. Hatırlayınca acı bir tebessüm dudaklarıma yerleşiyor. Bu sahte kimlikle saygı kazandım onca insanın gözünde. Olduğum kişi benden çok uzak diye düşünüyorum ama ben bu sahte kimliğe şekil verdim onu istediğim kıvama ve görünüme ulaştırdım. Belki de bir illüzyondu aslında herkesin gözünde yaptığım nice şey ama ben onları hislerimle var etmiş, böyle seyircilere sunmuştum. Gerçek veya sahte sıkıntı değil, ben istedim şekle ulaşmıştım.
Hedefim buydu ve bunu başarmıştım. Bazen geriye doğru sendeleyip duruyordum. Hata yapıyor, bunu düzeltmek zaman alıyor, kafaları karıştırıyorum ama kimse gerçeğe ulaşmaya cüret edemiyor. Çünkü kimse şüphe edemiyor. İyi bir oyuncu olduğum için iyi bir rol sergiliyorum. Karda izini belli etmeyen biri gibi. Sakince ve sessizce ileriye dönük adımlar atıyorum. Hatalarım bile çok dikkat çekilmiyor ve göz ardı ediliyor zamanla.
Belki de bu iyi bir şey ama hayır, göz ardı edilen şey eninde sonunda zihinlerde sorgulanmaya hak kazanıyor ve benim hâlâ zamanım gelmediği için hâkim önüne çıkıp, yargılanmıyorum. Bilmiyorum ne zaman suçlu olduğum açığa çıkar ve masumluğumu kaybettiğim öğrenilir? Ama emin olduğum canımın çok fazla yanacağı. Çünkü etrafımda sonsuz bir acıyla beni cezalandıracak çok kişi var ve koruyucu meleğim yok.
Belki de bundandır bu kadar aşırı tehlikeli şeyler içerisinde bulunup kimseye hak tanımamam ve kimseye güvenmemem. Çünkü herkes gözümde şüpheci bir halde. Her an herkes bana ihanet edebilir ve beni yaralayabilir. Evet benim yaptığım şeyde kötü bir şey. Bir nevi bende ihanet ediyorum her şeye. Ama bu zorunda olduğum bir şey ve geriye dönüş treni çoktan kaçırdım. En son durağa kadar beklemek kaldı payıma düşen. Ve bende bunun hakkını vermek istiyorum. Keşkelerim var ama bunu düzeltmek için elimden geleni yapıyorum.
Zihnimde bir sus çizgisi var. Ne zaman o çizgiye yaklaşacak olursam anında yerle bir ediliyorum zihnim tarafından ve en başından başa geri dönmek zorunda kalıyorum. Neydi beni bu kadar üzen bilmiyorum ama duygularımdan kaçıyorum çünkü kimsenin onları yönetmesini istemiyorum. Bu olursa yıkımım da anında kendini belli eder. Çünkü hislerdir insana hata yaptıran. Hislerdir insana acı çektiren. Akıl doğru yolu seçendir. Kişinin menfaatine göre karar veren taraftır. Ama hisler öyle mi? Kafasına göre karar alıp, önünü ardını asla düşünmez ama akıl onu tartarak eksi ve artı yönlerini öne çıkarır. Ve sana yapman gereken bir taslak planı hazırlar ve ona göre hareket etmeni sağlar. İşte bu yüzden bu zamana kadar sadece mantığımı dinledim ve hislerimi geri planda bırakıp onları göz ardı ettim.
Çoktan odama gelmiş ve akşam ki yemek için hazırlanmaya başlamıştım. Giysi olarak saten kumaş, ince askılı, dizlerimde biten taş rengi bir elbise giyerken, ayakkabı olarak aynı renk olan taş rengi ince topuklu burnu açık bir ayakkabı tercih etmiştim. Kıyafet işi bitince bu sefer makyaj aynasının önüne geçip, yüzümü ön plana çıkaracak bir gece makyajı yapmıştım. Dudaklarıma sürmüş olduğum koyu bordo ruj, aynı tonlara sahip farla gözlerimi ön plana çıkarmıştım. İddialı elbisem ve makyajımın yanında saçlarımı dağınık bir şekilde ensemde topuz yapmış ve sıra takacağım mücevherlere gelmişti.
Beyaz renk olan pırlanta kolye takımını seçmiş ve tüm hazırlığımı bitirmiştim. Ayağa kalkıp boy aynasından kendime bakmak için karşı tarafa geçmiş ve hemen kapının yanında bulunan aynanın karşısında yerimi almıştım. Uzun bir müddet kendime bakınca şık ve zarif bir görünüme sahip olduğumu fark edince gözlerime bunun verdiği memnuniyeti yansımıştı. Aslında belki de bu kadar heyecanlı olmam gecenin sonundaki o muhteşem anı görecek olmamdan kaynaklanıyor olabilir.
Ama kim beni bunun için suçlu bulabilir ki? Bulsalar bile bir şey yapamazlarda. Zaten amacım bunun göstermek ve göstereceğimde. Memnun bir şekilde kendi yansımama bakarken birden kapının usulca tıklatılmasıyla kaşlarımı çattım. Zaten kapı çaldığı an kapıya bakışlarım çevrilmedi. Gelen sanırım çalışan kızlardan biri olmalı ve misafirlerin geldiğini haberdar etmek için gelmiş olduğunu düşündüğüm için bakışlarımı oraya çevirmeden gel komutu verdim. Birkaç saniye içerisinde kapı açıldı. Çalışan kızın konuşmasına izin vermeden direk konuşan ben olmuştum.
"Bana birkaç saniye verir misin? Ve gelenleri salona ağırla ben gelene kadar. Sonrasında yemek masasına davet edersin." demiştim düz bir ifadeyle. Her ne kadar gelen misafirleri sevmiyor olsamda onlara bu gece katlanmak zorundaydım.
Birkaç saniye boyunca çalışan kızdan ses gelmeyince, kapıya doğru döndürdüm bedenimi. Bedenim kapıya dönükken, beklemeyeceğim kişiyi kapının arkasında dururken görmüştüm. Kubat kapının arkasında durmuş ve sessizce bana bakıyordu. Burada ne işi vardı ki? Gergin bir bakış atınca ona birden bir adım öne çıktı ve içeriye girmeden konuştu.
"Gelebilir miyim?" dedi oda aynı benim gibi gergin bir halde. Sesindeki çekingenlik bariz beliydi. Buraya isteyerek gelmemiş görünümünü veriyordu bu haliyle.
"Tabi." demiş ve onu buyur etmiştim. Kubat aralık olan kapıdan içeriye girdi ve arkasından kapıyı açık bırakıp yavaşça bana doğru ilerledi. O bana doğru gelirken ben konuşmayız ihmal etmedim. "Bir şey mi oldu?" net bir tavırla konuşarak bunu sormuştum. Çünkü hâlâ aramızdaki o soğukluk bariz ortadaydı. Ne ben unutmuştum ne de o. Zaten o da bunun farkında olduğu için temkinli davranıyordu ve bu daha çok tuhaf hissetmeme sebebiyet veriyordu. Bu adamın şu an derdi neydi de buraya gelmişti?
"Hayır sadece seninle konuşmak için geldim. "dedi buruk bir tonlamayla. Bu ılımlı, bir şey isteyecek olan hali yüz ifademin çatılması için bile yeterli bir sebepti. Hayretler içerisinde kalmış olmama rağmen, gardımı düşürmedim ve düz bir ifadeyle ona bakarken konuştum.
"Kubat gerçekten seninle şu an tartışmak istemiyorum. Ve lütfen artık bana ikide bir haklı olduğunu söyleyip durma. Gerçekten bu gece olmaz. Bu gece beni rahat bırak senden ricam bu. "dediğimde gözlerimde suçlayıcı bu ifade onun usulca derin bir nefes almasına sebebiyet vermişti. Oysaki ben ona yüzümdeki kırgınlığı saklamadan bakıyor ve beni rahat bırakması için ricada bulunuyordum. Ama ondan beklenmedik bir şey duymuştum o anda.
Başını iki yana usulca sallarken konuşmuştu. "Hayır sadece senden özür dilemek için geldim. "dedi gergin bir şekilde gülümserken. O an ona sahiden mi dercesine bakmış ve dediği bu cümleyi yanlış duyup duymadığımı anlamaya çalışmıştım. Sahiden benden özür nü diledi o? Neden? Ondan böyle bir şey hiç beklemezken hemde. Yaşadığım şaşkınlık ona geçmiş olmalı ki yüzündeki utangaçlık bariz ortaya çıktı. Utandığı şey neydi? Anlamış değilim.
"Sen mi? "dediğim anda gözlerini hemen kaçırmıştı. Bu halini görünce o an içimden gülmek geldi ama kendimi son anda tuttum. Sonra derin bir nefes alıp bana döndü o kehribar hareleri.
"Evet neden? Ben özür dinleyemez miyim?" dedi gözlerimin tam içine bakarak. Bu bakışı bir an afallamamı sağladı ama son anda kendimi toparladım.
" Ben dilediğini hiç görmedim de." dedim alaycı bir gülümsemeyle ona bakarken. Bu gülümsemem onun bakışlarında bir kırılmaya sebep oldu.
"Bundan sonra çok göreceksin o halde." dedi büyük bir ciddiyet içerisinde. "Dün gece için özür dilerim. Bir daha bu kadar kendimi kaybedip seni kırmamak için çabalayacağım." dedi bunun olması için her şeyi yapacak bir kararlılıkla.
Bu dürüst düşünceleri beni şoka soktu. Çünkü ondan saf düşüncelerini duymayı beklemiyordum. Bir yanım bir şekilde mutlu olmuşken bir yanımsa garip bir hisle çerçevelenmişti. Neydi beni ona doğru iten ve bir yanımın onu affetmesini sağlayan? Merak ediyorum ama buna cevap vermek istemiyorum.
"Tamam özrünü kabul ediyorum. "dedim mekanik bir sesle. Bir anda koyduğum bu sınır onun dikkatinden kaçmasada bunu şimdilik görmezden gelmişti.
Onun özrünü kabul ettiğim için buna çok sevinmiş gibiydi. Bu kadar mutlu olacağını tahmin etmezdim. Ben onu izlerken birden önce başını usulca eğdi ve sağ eli yavaşça ceketine doğru uzandı. Tamda o sırada ceketinin iç cebine gitti eli ve bir şey çıkardı. Parmakları arasında tuttuğu şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bakışlarım usulca kısıldı. Gördüğüm şeyle tek kaşım yukarı kavislendi. Elinde tuttuğu o şey bir kutuydu. Neyi amaçlıyordu? Anlamış değildim. Çatık kaşlarım arasından ona bakarken merakımı giderdim.
"Bu ne? " dedim şaşkın çıkan sesimle. Çünkü neden bir kutu vardı elinde ve neden bunu bana doğru uzatmıştı? Ben bunu sorunca önce elinde tuttuğu kutuya kısa bir bakış attı sonrada bakışları bana çevrildi.
"Aslında bunu sana daha önce vermek istiyordum ama bir türlü fırsatı olmadı. "diye fısıldadı gözlerimin içine bakarak. Put kesilmiş gibi ona bakıyor ve hareket dahi etmezken benim aksime o rahatça hareket ediyordu. Bu kutuda ne olabilirdi diye düşündüm ve o an aklıma birçok seçenek geldi ama hangisi olabilirdi diye bir seçim yapamadım.
Kubat, sağ elinde tuttuğu kutunun kapağını usulca sol parmaklarıyla kavradı ve benim göreceğim açıda tutarak kapağını gözlerimin önünde hızla açtı. Ben dut yemiş bülbül gibi susmuşken o hali hazırda konuşmuştu.
" Bu kutudaki sana vermek istediğim evlilik yıl dönümü hediyesi . Bir türlü vermek için fırsatım olmadı ve şu an sana vermek istedim." silik bir tebessüm belirdi dudaklarında o anda bunları dediği anda. Bense hâlâ sessizliğini devam ettiriyor, yüz ifadelerimle ona yaşadığım şaşkınlığı belli etmeye çalışıyorum. Halbuki bunu biliyordum mağaza müdürünün söylemesi sebebiyle ama aklımdan çıkmıştı. Ve şu an bana bunu vereceğini hiç hatırlamadım. O an bakışlarım bir müddet bana hediye etmek istediği yüzüklere çevrildi.
Bordo taşlı yüzüğe kısaca bir baktım ilk anda, sanki o an bu odada kendi kalp atışımı hissetmiş gibiydim. Büyülenmiş gibi birkaç saniye gözlerimi kapatmadan kutuda bulunan yüzükleri izledim. Taşın o koyu şarap kırmızısı tonu...tenime işleyen bir gün ışığı gibiydi . Işığın üzerine yansımasıyla, pırlanta çevresindeki ışıltılar taşın bordosuyla birleşip adeta bana olduğu yerde göz kırpıyordu. Kutuda görebildiğim kadarıyla yüzüğün ince kıvrımlı gövdesi zarif bir çizgi gibi akıyordu. Sanki bu yüzükte hem çok güçlü hemde narin hissettiren bir şey vardı. O an bu yüzük sanki tamamen bana aitmiş gibi, benim için var olmuş gibi hissediyordum.
Sonrasında yüzüğün tam yanında duran iki alyansa bakınca içimde tamamen başka bir duygu kabarmıştı. İlk yüzüğün, dışı matken içi parlaktı. Daha dikkatli bakınca yüzüğün üzerindeki 'K.K.' harfleri, sanki sessizce bana Kubat 'ın varlığını hatırlatıyorken, üzerindeki o ince işçilik olan oymaların dokusunu parmak ucumla dokunma isteği ile olmuştum. Her bir harf sanki küçük bir hatıra gibi oyulmuştu üzerine. Kime ait olduğunı açıkça belli etmek için. Kubat Alphan Kahir...
Diğer alyans bu sefer baktığımda ise onu üzerinde ise 'R. K.' harfleri gözümün önünde daha da belirginleşiyordu. Ronay Kahir... Metalin parlak yüzeyinde bulunan harflerin hafif kabartmalı çizgileri ışıkla dans ediyor gibi bir görünümü vardı Kubat hafifçe kutuyu sağa sola doğru kıpırdatınca. Yüzüklere bakınca o an içimde hem tanıdık hem de derin bir bağ hissi oluşuyordu. Bu canımı yaktığı kadar tuhaf bir his sunuyordu. Sanki iki yüzük yan yana durduğunda tamamlanan bir anlam varmış gibi bir düşünceye kaplıyordum. Ronay - Kubat Alphan Kahir....
Üç yüzük bir arada dururken, bordo pırlanta yüzüğün ışığı ve alyansların üzerindeki harfler içimdeki duyguları o anda aynı sahnede buluşturuyordu; geçmişin izlerini, bugünün sarsılmaz gerçekliğini ve de geleceğe dair sessiz bir umudun usulca filizlenmesini. Uzun süren sessizliği yarıda kestim ve düşüncelerimi dile getirdim.
"Çok güzel bu." diyebilmiştim büyük bir beğeniyle. Çok özel bir tasarım olduğunu anlamıştım. Çünkü pırlanta yüzüğün rengi benim en sevdiğim renkti. Bordo... Peki nereden anlamıştı? Çünkü nadiren bunu belli eden kıyafetler giyer, çok yansıtmamak için çabalardım. Benim beğenmiş olmam onunda yüzüne küçük bir tebessümün yerleşmesini sağlamıştı.
"Beğenmene sevindim." diye cümleye başladı o an. "Özel bir tasarım bu yüzükler. İkimizi andıran bir yüzük takmamız gerektiğini düşündüğüm için gelmeden önce siparişi verdim. Şu an taktığın yüzükte güzel ama artık bunu takmanı istiyorum. Bu tamamen sana ait bir yüzük. Çünkü şu an taktığın yüzük anneme aitti ve ben sana ait bir yüzük olsun istedim. "dedi samimi bir ifadeyle düşüncelerini dile getirirken.
Bunları dediği anda bakışlarımı parmağımdaki yüzüğe indirdim. Beyaz pırlanta bir lotus desenli yüzük. Bunu ilk taktığım an ne kadar garip hissetmiştim kendimi. Sonra zamanla alışmıştım varlığıma. Evet dediği gibi bu yüzük hiç bana ait olmadı çünkü bunu benden önce takan iki kadın vardı ama şu an bana sunduğu bu yüzük ve alyans tamamen bana ait bir tasarımdı.
Ve bu beni nedense çok mutlu etmiş ve bir anda tüm duygularım değişim göstermişti. Bu kadar ince bir düşünce zihnimdeki kalın duvarlarda koca bir çatlak oluşmasını sağlamıştı. Ve bu çatlaklardan içeriye akın eden hisler tüm karanlıkta saklı kalan duyguları açığa çıkarmak için büyük bir mücadele vermişti. Sahiden usulca kendi kendime karşı bir savaş açmış bulunmaktayım. Ve bu savaşta hem mağlup olan hemde galip olan taraf olacaktım. Zihnim ve kalbim arasındaki bu derin savaşta....
Uzun süren bu sessizliğimi Kubat'ın tekrar konuşması bozmuştu. Bakışları elindeki kutuya kaymıştı.
"Takmayacak mısın? "dedi yüzündeki yarım tebessümle . Sanki takarsam çok memnun olmakla birlikte farklı hislerle çepeçevre sarılı hale gelecek gibiydi. O an derin bir nefes alıp, bu sefer mantığımla değilde hislerimle hareket ettim.
Birden kutuda bulunan yüzükleri almak yerine, elimi ona doğru uzattım ve Kubat bu hareketime şaşırmış olsa da hay hay dercesine baktı. Kutuyu kolunun altına yerleştirdi sonra bana doğru küçük bir adım attı ve tam yakınımda durarak, ilk önce parmağımdaki eski alyans ve aile yadigarı yüzüğü çıkardı ve onları sol avucu içerisinde tutarken, kutuyu kolunun altından çıkarıp, kutudaki tasarım yüzük ve alynası yerinden çıkarıp sırasıyla parmağıma takmaya başladı. Önce üzerinde 'K. K.' işlemeli alyansı takmış hemen ardından bordo renkli pırlanta yüzüğü takmıştı. Sonra kutudaki en son üzerinde 'R. K.' işlemeli alyansı kendi parmağına taktı.
Elimi kendime doğru çekip daha yakından bakmaya başladım. O sırada Kubat'ın sesi kulağıma ulaştı. Ve o an istemsizce bakışlarım ona tekrar kaydı.
"Çok yakıştı. "dedi dürüstçe, bakışlarında anlam veremediğim bir şeyler vardı. Ve bu içimi ısıtan bir şeydi. Bendeki buzdan duvarları yıkıp yeni duvarlar inşa eden bir şeydi ondaki. Garip ama güven hissi veren bir şeydi. İnsana aykırı davranışlara sürükleyen bir eylemdi.
Ve bu kafamın içinde bazı savaşların durma noktası içerisinde bırakıyor ve bana nefes aldırıyordu. Bunu sevdim mi bilmiyorum ama hoşuma gitmediğini söyleyemem. Derin bir nefes aldım. Ve bakışlarıma yerleşmiş olan hislerle çevrili ifadeyle ona baktım.
"Teşekkür ederim. " diye mırıldandım. Başka bir şey demeden. Kısa ve öz tuttum cümlemi.
"Etmene gerek yok. Beğendiğin ve taktığın için asıl ben teşekkür ederim." dedi bu yaptığım şeyden memnun olan bir ifadeyle.
Bakışlarındaki keyif benden beklemediği bir tepki aldığı için ve bu konuşmamın iyi geçmesi sebebiyle, gayet mutlu olduğunu yansıtıyordu açıkçası. Bu bulunduğumuz an her ne kadar iyi hissettirmiş olsada ona son vermek istedim. Çünkü sunduğu hisler gerçeği köreltmiş değildi ve benimde gerçeği unutmam imkansızdı.
"Tamam o zaman aşağı inelim mi? "diye sorunca gözleri etrafta yada yüzümde gezinirken anında beni cevapladı.
" Olur. " dediği anda titrek bir nefes kaçtı dudaklarından . Sanki buraya gelirken üzerinde var olan gerginlik usulca onu terk etmiş ve yaşadığı rahatlama ona iyi gelmişti. Her ne kadar her şeyi unutmasam da onun yanımda huzuru bulması hoşuma gidiyordu.
Tam Kubat yanımdan geçip gitmeye hazırlanırken birden aklına ne geldiyse anında durdu ve avucunda bulunan alyans ve aile yadigarı olan yüzüğü elindeki boş kutuya yerleştirip, kutunun kapağını kapattı ve kutuyu bana uzatınca. Kutuyu yavaşça ondan aldım. O an temas eden parmaklarımızla ikimizin de bakışları elimize kaydı ve ondan kutuyu usulca alıp, bir adım geriye çekildim. Nefesimi tuttuğumu, kutuyu makyaj anasının önüne gidince anladım.
Yavaşça nefes almaya başlarken kutuyu önümdeki alana bırakıp arkamı dönünce Kubat'ın dikkatli bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu gördüm. Yanına gelince bana çıkalım dercesine başıyla işaret edince, önceliği bana verdi ve usulca odadan çıktım. Ben çıkar çıkmaz anında arkamdan beni takip etti. Koridora ulaşınca birden Kubat kolunu bana uzatınca anladım ki koluna girmemi istiyordu. Normalde olsa belki itiraz ederdim ama şu an Miray varken, bu davranışı görmezden gelmedim ve usulca uzattığı sağ koluna elimi yerleştirip onunla birlikte usulca merdivenlere doğru ilerledik. Bakışlarım önüme çevriliyken birden Kubat kısık bir sesle konuştu.
"Ailenin yanında seni rahatsız etmeyecek bir yakınlık göstereceğim. Benden rahatsız olmazsın değil mi?" diye önceden bir açıklama yapmasına sadece hayır dercesine başımı iki yana salladım. "Peki o halde Kahir çifti olarak çok gecikmeden aşağı inelim. Çünkü ben odaya gelirken onlar çoktan avluya gelmişlerdi." yaptığı açıklamayla zihnimde çoktan Miray 'ın deli gibi bir an önce Kubat'ı görmek istediğini düşündü. Ama yanında benide görmek kaydıyla ancak bu olabilirdi. Maalesef istediği kadar Kubat'a saplantılı olsa da unuttuğu bir şey vardı. Kubat'ın medeni durumu.
"Bu gece bir an önce bitse çok iyi olur. Her ne kadar ailem olsalarda onlarla aynı ortamda olmak beni rahatsız ediyor." dedim şeffaf olurken. Kubat bunu dememle aniden durup bana bakmış ve korumacı bir tutumla konuşmuştu.
"Merak etme eğer canını sıkacak bir şey yaparsa o ikisi haddini bildirmekten kaçınmam." diye kararlılık içerisinde bunu söylemiş ve bu gece için bana karşı fazlasıyla koruyucu olacağını belli etmişti. Bu cümlesine karşılık sadece teşekkür mahiyetinde gözlerimi kapayıp açmıştım.
Sonrasında usulca basamaklarını teker teker inmiş ve zemin kata ulaşınca yemek salonunun olduğu alana doğru ilerlemiştik. O sırada içeriden gelen konuşma ikimizinde kulağına ulaşmıştı.
"Kubat nerede?" Miray 'ın pat diye sormasıyla aniden yemek salonundaki konuşma sesleri son bulmuş ve birden Ali Beyin sesi salonda yankı bulmuştu.
"Birazdan Ronay' la birlikte aşağı inerler." demişti tok sesiyle.
Ali Bey bunları dedikten sonra birden Eşref 'in sesi duyulmuş hemen sonrasında bizde içeriye geçmiştik.
"Evli çiftler sonuçta gecikmeleri çok normal." diye açık uçlu bir konuşma yapınca o an bu cümle ile şaşırmış ve yanımdaki Kubat'a bakmıştım. Kubat' sa sanki duyduklarından memnun olmuş bir ifadeyle yanımda iletmişti. Onun bu halini görmek daha çok utanmama sebep olsa da son anda kendimi toparlamış ve bir anda bize dönen bakışlarla geciktiğimiz için konuşma gereği duymuştum.
"Hoş geldiniz." demiştim önce Asım Bey'e bakarken hemen sonrasında Miray 'a tehlikeli bir parıltıyla bakarken devam etmiştim. "Geciktik kusura bakmayın." demiş ve bir anda Kubat kolunu çekip, belime yerleşirdiği eliyle bana yön vermiş ve Miray ve Asım Bey'in oturduğu koltuğun tam karşısında duran koltuğa doğru ilerlemiştik. Ben oturduktan sonra Kubat'ta yanımdaki yerini almış ve bir anda Miray 'ın nefret saçan bakışlarına maruz kalmıştım.
Benim bakışlarımı hiç umursamadan rotasını Kubat' a çevirdi.
"Nasılsın Kubat?" diye sorunca Miray o an Kubat soğuk bir tavırla karşılık vermek zorunda kaldı.
"Gayet iyiyim." demiş ve Miray 'a nasılsın deme nezaketi göstermemişti. Ah buna çok sevindim. Miray buna bozulsada çaktırmamaya çalıştı. Bakışları ben ve Kubat arasında gidip gelirken aramızda bu yakınlık gözünden kaçmış değildi ama tam tersini yapıp sanki aramız bozuk imajı yarattı. "Ne o yoksa biz gelmeden önce tartışıyor muydunuz? Ondan mı geciktiniz?" Bunu sorunca yüzsüz bir tavırla o an bu rahatlığı onun nefesini kesme ihtiyacıyla tutuşmamı sağladı.
Bu cümlesi salonda diğerlerini huzursuz ettiği kadar vereceğimiz cevabında merakla duyulmasını sağladı. Anında yavaşça sol elimle Kubat'ın dizinde bulunan sağ elini kavrayıp, çok içten samimi bir tebessümle konuşmamı sağladı. Bu hareketim Kubat'ın şaşırmasını sağlasa da bunu anında ört bas etti ve elimi içtenlikle tuttu. O sırada bana döndürdü başını. Bakışlarında mutluluk gözler önündeydi.
"Ah doğrusu Miray az önce güzel bir hediye aldım Kubat tarafından." elimi ona doğru göstermiş ve yüzük parmağımda duran özel tasarım yüzüğü onun gözleri önüne serdim. "Enişten..." diye bastırarak konuşunca ilk an birden Miray 'ın rengi attı, ona nazaran Eşref ve Ali Bey memnuniyetle diyeceğim cümleyi keyifle dinlemeye başladı. Söz konusu Miray' ken Ali Bey benim tarafımda olurdu çünkü Miray 'dan hiç haz etmiyordu. Bana bile onun yanında hep ılımlı davranıp durmuştu nedense her daim. Cümleme devam edince Miray renkten renge girdi. "Bana özel tasarım bir yüzük ve alyans yaptırmış, onu veriyordu. Baksana ne kadar ince düşünülmüş bir hediye. En sevdiğim renk bordo ve o pırlanta yüzüğün taş rengini bordo yaptırmış ve alyanslarımızda birbirimizin adını taşıyoruz." dedim ballandıra ballandıra anlatırken.
Ben bunları derken Miray yaşadığı kıskançlık ve hasetle önce pırlanta yüzüğe sonra ismimizin işlenmiş olduğu alyanslara baktı. O an hıncından üzerime atlayacak kadar öfkeli duruyordu ama kendini son anda dizginledi ve sahte bir maskeye büründü.
"Çok güzel." dedi ilk olarak. "Neden böyle bir düşünceye girdi Kubat anlamış değilim. Sonuçta bir yüzüğün vardı. Yoksa yaptığı bir hatayı telefi etmek için miydi bu davranışı?" dedi bakışları beni bulmuş ve vereceğim tavrı büyük bir keyifle izlemeyi arzularken.
"Ah aslında yanlış düşündün her zaman ki gibi. Sadece tamamıyla bize ait olan bir yüzük istediği için. Bizim ruhumuzu yansıtan iki çift alyans. Öncesi annesinden kalan bir yüzük olduğu için tamamıyla bana ait olan bir yüzüğü takmamı istedi." dedim ve sonraki cümlemi abarttım. Sanki Kubat söylemiş gibi." Çünkü çocuklarımıza bana ait bir aile yadigarı geçsin istemiş. Bana ait olan yüzük kızımıza, annesinin yüzüğü ise gelinimize verilsin istemiş. "Bunu der demez Miray birden Kubat 'a bakma gereği duyunca o an Kubat'ın bana baktığını ona baktığım an gördüm.
Bakışları sadece haylaz bir parıltıyla bakıyor ve yaptığım bu kelime oyunu canını sıkmaktan çok hoşuna gittiğini bariz gözler önüne seriyordu. Bizim bakışmamız Ali Beyin konuşması ile son buldu.
"Eh desene Asım yakında kucağımıza bir torun geliyor." Bunu der demez irileşmiş gözlerimi önce Ali Beye sonra Kubat 'a çevirdim. Ve ikisi gayette bu durumdan memnuniyet duyduğunu yüz ifadesiyle belli ediyordu.
Kubat birleşmiş ellerimizi çözmüş ve bir anda kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekip, başıma bir öpücük kondurup rahatça konuşmuştu.
"İnşallah..." dediği anda kendi kazdığım kuyuya Miray 'dan önce düşmüş olduğum için kendime kızıp durdum. Tabii Kubat Bey olduğu durumdan memnun adamın işine geldi bu dediğim şey. Kubat'ın inşallah demesiyle Miray olduğu yerde durmuş kasılan bedeniyle karşımda dururken, tırnaklarını avuç içine gömerek bana nefret içerisinde bakarken ona sadece durgun bir ifadeyle bakmıştım.
Hah ben sanki çok meraklıyım bu şeye! Ne diye gözlerini dikip bakıyor? Kubat'ın bu rahat tavrı ona bakmamı sağladığı anda o Ali Bey ve Asım Beyle konuşuyordu. Ona baktığımı bildiği için baka bakmıyordu. Ben soracağım ona! Hayır beyefendi durumdan memnun ama ben değilim.
Birkaç dakika daha oturmaya devam ettikten sonra yemek masasına geçmiştik. Genelde Kubat her daim masanın başındaki sandalyeye geçerken bu akşam o yere Asım Bey geçmiş ve Kubat yanımdaki sandalyede oturmuştu. Kubat'ın karşısına Eşref geçerken, Miray 'da benim karşıma geçmişti. Normalde Eşref benim karşımdaki yere geçerdi ama ne olduysa birden hemen diğer sandalyeye geçmişti. Sanki ondan bunu isteyen biri olmuş gibi. Ben olmadığım kesindi. Bunu garipsemeyi bırakıp yerime geçmiş ve sessizce yerimde otururken yapılan yemek servisini izlemiştim. O sırada da birden Miray 'ın konuşmasıyla herkesin bakışı ona dönerken ben olduğum yerde durmuş bakışlarımı önümden çekmemiştim.
"Yaralandığınız gece herkes akın akın hastaneye gelmişken gözlerim kardeşimi görmedi orada. Neden orada değildin Ronay?" diye sorunca Miray, sanki niyeti yarama tuz basmaktı. Duyduğum şeyle o gece başıma gelenler bir bir zihnime dolarken birden Asım Beyde konuşmuştu.
" Sahiden neden oraya gelmedin Ronay? Bu oradaki herkesin dikkatini çekti. Sonuçta Ali Bey eşinin dedesi orada olman gerekti." ikazını duyunca Asım Bey'in o an buğulu bir pencereden sanki olanı biteni izliyor gibiydim. Bir an da soyutlanma yaşamış gibi olmuştum. Tam konuşup olanı anlatacağım an birden Kubat 'ın dizlerimin üstünde duran sol elimi tuttuğunu ve benim yerime cevap verdiğini duymuştum.
"O gece Ronay bir rahatsızlık yaşadı ve onun için evde dinleniyordu. Zaten olan biteni dedem bildiği için bu konuyu sizin kadar irdelemedi. Zaten kimin ne dediğini de umursamıyoruz. Öyle olsaydı kulağıma gelen her şeye göz yummaz gereğini yapardım." dediği anda son cümlesi sanki bir şeyden haberdar olduğunu ve bu konuda gereğini yaparsa çok can yanacağını bariz belli eden bir tınıyla zikredilmişti.
Kubat'ın bu söylemi sonrasında bir anda Miray ve Asım Bey susmuş ve konu hakkında başka bir şey söylememişti. Asım Bey'e bakınca dikkatli bakışları Kubat üzerinde dolanıyor, onun bu korumacı tutumunu yadırgıyordu.
Onun aksine ise Miray bariz bir tahammülsüzlükle bana bakıyor ve her an buradaki herkes tarafından korunup kollanmama sinir oluyordu. Ne yaparsa yapsın bir türlü canımı yakamıyor ve istediği o kaos ortamını elde edemiyordu maalesef. Yemek sonuna kadar birkaç kere daha bunu denemiş hatta pes etmemek için elinden geldiğince eski konuları açıp açıp can sıkmıştı.
Ta ki Ali Bey onu uyarıncaya kadar. Çünkü Ali Bey artık onun bu saçma sapan tavırlarına dayanamamıştı. Tabii uyarı alınca Miray artık susmak zorunda kalmış ve yemek bitince herkes masadan ayrılınca o da diğerlerine katılmıştı. Yeni açılan konuda Ali Bey, Asım Bey ve Kubat konuşurken, Miray ve Eşref sadece dinleyici olmuş bende o sırada salondan çıkıp mutfağa geçmiştim. Yeterince yemek sırasında Miray canımı sıkıp durmuştu. Sıra bana geçmişti. Mutfağa geçip tatlılarla birlikte bazı ikramları çalışan kızların getirmesini söylemiş ve çaylar eşliğinde yenilmesi için ricada bulunmuştum. O sırada ben tezgah yanında bulunurken birden Miray 'ın kapının önünde dikip bana işaret vermesiyle onun yanına gitmek zorunda kalmıştım.
Yanına varınca bana üsten bir bakış atıp merdivenlerin olduğu kısma çekmişti kolumdan sıkı tutup beni oraya çekerken. Bense karşılık vermemiş ve öfkesini kusmasını beklemiştim çünkü yapacağım şey sonrasında onun bu akşamın ve diğer günlerin bedelini ödemesini sağlayacaktım uzun bir hafta boyunca. Kolumu onun tutuşundan çekip kollarımı göğsümde kavuşturup onun konuşup zehrini dökmesini bekledim.
Karşıma geçince işaret parmağını bana doğrultup sessiz ama baskın bir sesle konuştu. "Canımı sıkmaya çalışıyorsun görmüyor muyum sanıyorsun? Fakat unuttuğun bir şey var sen bana zarar vermezsin!" diye üstüne bastıra bastıra konuşunca sadece dudaklarım iki yana usulca kıvrıldı.
"Seninde unuttuğun bir şey var. Sen istesen de bana zarar veremezsin ama ben çok rahatça verebilirim." demiş ve ona doğru bir adım atıp gözlerimi ona dikip, sert bir ifadeyle ona bakıp devam etmiştim. "Uyarılarıma rağmen haddini aşmaya devam ediyorsun. Gerçeklere bu kadar kör olma Miray." dedim sesimi sadece ona duyururken.
Çünkü mutfağa ve yemek salonuna çok yakın bir yerde duruyorduk. Ve kimsenin bizi duymasını istemiyordum.
"Hangi gerçeklere körüm?" dedi sorar gibi. Ama bu sorusu sadece sormak içindi.
"Kubat'ın asla bana olan tavırlarını sana sergilemeyeceği gerçeği, seni sadece karısının kardeşi olarak göreceği gerçeğine kör olma artık. Anlaman mı kıt? Artık kendini bu kadar gözler önünde küçük düşürme. Çünkü bu akşam yaptığın onca rezillik seni sadece onların gözünde küçük düşürdü. Basit bir kadın gibi gözüktün. Kardeşinin eşine iğrenç hisler besleyen bir kadın gibiydin. Ve bu herkesi rahatsız etti. Tabii biricik baban seni uyarmadığı için bu kadar rahatsın ama bunun olmasını sağlamam tek bir isteğime bakar. "dedim onu ayan beyan tehdit ederken.
Tamda o sırada Miray iki kolumdan tuttu ve beni kendine doğru çekti. Hızla yüzümüzü hizaladı ve kısık gözleri ardından beni izledi.
" Seni kendi ellerimle gebertirim! Ve buna kimse mani olamaz. "dediği anda bu cümlesi başımı iki yana sallamamı, kıkır kıkır gülmemi sağladı.
Onu ciddiye almadığım için daha hınç bir şekilde bana bakmasını sağladım. Gülümsemem soldu ve tehlikeli bir gülümsemeyle ona baktım.
" Belki de bunu denemişsindir. Olamaz mı?" dedim uyarır gibi. Anında yüz ifadesi biraz dağıldı ama toparlaması hızlı sürdü.
" Ne saçmalıyorsun?" diye sordu. Miray 'ı az çok tanıyorsam biraz gerildiğini ve bir şeyler çevirdiğini sezdim. Ama çaktırmadan konuşmaya devam ettim.
" Bilmem bunu sen demelisin? Neyse zamanı gelince bu konuyu sana hatırlatacağım sevgili kardeşim. Ama unutma bana zarar verirsen ya da vermeye kalkmışsan karşında önce Kahir ailesini sonra beni görürsün ama bil ki ben kimseye benzemem. Vereceğim zarar âleme ibaret olur. Üzülecek hale gelirsin. Sonra demedi deme. "demiştim ikazımı açıkça ona beyan ederken.
Oysa o an Miray sessiz kaldı. Ama bilmiyordu bu sessizliği asıl beni daha çok şüphelendirdiğini. Bakalım bir şey bulabilecek miydim bu konuda? Derin bir nefes alıp onun yanından hızla ayrılıp, yemek salonuna doğru ilerledim. Yemek salonuna geçerken o an içeri girer girmez Kubat'ın olduğu yerde bakışlarını bana çevirmişti. Yanına gelene kadar benden bakışlarını çekmedi. Sanki yüzüme bakıyor ve herhangi bir sorun olup olmadığını sorguluyor gibiydi. Eminim ben çıktıktan sonra Miray 'ın yemek salonunu terk etmesi dikkatini çekmişti. Ve bir şey olup olmadığını yüzümden anlamaya çalışıyordu ama ifadesiz halim bir şeyler bulmasını engelliyordu. Yanındaki yerimi alınca birden başını eğip sanki saçlarımı öpüyor iması verip, kulağıma fısıldadı.
"Canını sıktı mı? Bir şey yaptıysa söyle gerekeni yaparım çekinmeden." dediği anda sesindeki o kararlılık içimdeki o güven hissinin var ederken, yalnızlık hissini söküp attı.
Başımı geriye attım ve ona yok bir şey bakışı atıp, rahatlamasını sağladım. Tamam dercesine bakıp başını önüne çevirdi. O sırada benden birkaç saniye sonra içeriye Miray girdi. Miray yavaşça salonda ilerleyip boş olan tekli koltuğa geçip, yönünü ben ve Kubat 'a çevirdi. Kubat onun gelmesiyle usulca sahiplenici bir tutuşla parmaklarımı parmaklarıyla kenetledi ve Miray' ın varlığını yok sayarak Asım Bey ve Ali Bey 'le işle ilgili konuşuyordu.
Bense konuşulan konuyu dinlemiş gibi yapsam da aslında tüm dikkatim biraz sonra başlayacak kaosun gelişini gözlemekti. Yavaşça çaylar içilmeye başlanmış, tatlılar, kurabiyeler ve daha nice atıştırmalık yenmişti. Neredeyse yarım saat boyunca sakin bir şekilde beklemeye devam etmiştim. Elimde tuttuğum çay tabağına çayı bardağını yerleştirip yavaşça olduğu yerde kırmızı kesilen, boynunu, kolunu kaşıyıp duran Miray 'ı incelemeyi sürdürdüm. O sırada Miray'ın tüm odağı birden başlayan bedenindeki kaşıntı olmuşken, kimse şu an onu fark etmemişti. Ta ki ben konuşana kadar.
"Miray bir sorun mu var?" dedim sahte bir merakla. O sırada Miray beni savuşturup kendi rahatsızlığına odaklanacağı anda hızla başını benim olduğum tarafa çevirdi ve bakışlarında yatan ve yavaşça açığa çıkarak büyüyen öfkeyi gözler önüne serdi. Gözleri bir şeylerin farkına vardığını ve bunu öne sürüp olay çıkarmak için fırsatını bulduğunu haber ediyordu. Lakin unuttuğu bir şey var. Tarafsız bölgede bulunmayışı. Çünkü burada onu destekleyecek sadece babası kalmıştı ama ben üç kişi tarafından destek görecektim.
Benim sorum ortamdaki konuşmayı bıçak gibi kesmiş, herkesin merak içerisinde Miray 'a doğru bakmasını sağlamıştı.
"Ne oluyor Miray?" diyen Asım Bey'in sesi salona dolunca hiç istifimi bozmadan öylece olup biteni izledim. Bir anda Asım Bey yerinden kalkıp, Miray'ın yanına geçmiş ne olduğunu anlamaya çalışmıştı.
Miray anında şeytani bir oyuna alet olmuş gibi davranmaya, kendini masum göstermek için zihninde binbir plan yapıp durmuştu. Bakışlarında ona bunu yapanın ben olduğumu çoktan anladı ama bunu diğerlerinin anlaması için sustu.
"Bilmiyorum birden bir bedenimde şiddetli bir kaşıntı başladı sanki tarçın yemişimde alerjik reaksiyon yaşamış gibiyim." diye acılı bir halde duruyor, sahte çırpınışlarını gördükçe bıkkın bir nefes verip duruyordum. O an da bunu duyan Asım Bey birden bana döndü.
" Sen! "diye öfkeyle köpürdü. Onun bir anda bana dönmesiyle Kubat'ın yerinden kalkıp ayakta dikilmesi bir oldu. Sanki Asım Bey bana doğru gelirse onu engellemek için kendince önlem almıştı. Ama sorun değil bu işi kendi başıma bu gece çok güzel bir şekilde kapatacağım. "Bildiğin halde nasıl onun tarçınlı tatlı yemesini sağlarsın?" dediği anda Asım Bey rahat bir tavırla konuştum.
"Miray'ın tarçına alerjisi olduğunu unutmuşum." demiş ve elimdeki çay bardağını usulca önümdeki orta sehpanın üstüne bırakıp, geriye doğru yaslandım. "Buna dikkat etmesi gereken o olması gerekirken ben mi azar işitiyorum.?" dedim sorgulayan bir ifadeyle bunu derken.
Asım Bey tam konuşacakken Ali Bey konuştu.
"Asım, tatlıyı yapan çalışanlar. Bir yanlışlık olmuş kusura bakmayın. Hem hata neden sadece Ronay 'a ait? Sonuçta keskin bir kokuya sahip tarçın ve tadı anlaşılır seviyeye sahip." dediği anda içten içe güldüm çünkü kimse bilmiyor ama tarçının tadını ve kokusunu bastırsın diye özel bir madde kullandığımı. Çok zor oldu ama hallettim.
" Ali Bey' e katılıyorum. Hadi biz farkına varamadık, unuttuk. Nasıl oldurda Miray bunun farkına varmaz? Yoksa bile isteye mi bunu yaptın? Sırf bir tatsızlık çıksın diye, ben hatalı olayım diye mi görmezden gelip bunu yedin?" diyerek hiç kabahatim yokmuş gibi davrandım. O an Miray'ın yüzündeki şaşkınlık beni güldürecek gibi oldu ama sonradan kendimi dizginledim.
" Ne saçmalıyorsun sen! Böyle bir şey yapmadım. "diye haklıymış gibi üste çıkmaya çalışınca düz bir ifadeyle baktım.
" Tamam o zaman sorun yok demektir. Sonuçta bir yanlışlık oldu. "dedim konunun büyümesinin gerekmediğini belli ederken.
" Ronay! "diye ismimi yüksek sesle söyleyince Asım Bey'e döndü bakışlarım.
" Yine ne yaptım da bu bakışla karşı karşıyayım? Bana yine üvey evlat muamelesi yapıyorsun? "diye sorunca Asım Bey önce bir şaşırdı bunu dediğim için ama sonradan yine o saklı olduğu yerden öfkesi açığa çıktı.
" Bunu çok basit bir şeymiş gibi anlatma. Miray'ın rahatsızlığını biliyorsun ve buna rağmen gelmiş neler söylüyorsun. "diye azarlayıp birde yaptığım şeyin çok yanlış olduğunu söyleyince tam Kubat artık dayanamamış olacak ki öne atılacağı an hemen onu kolundan tutup durdurdum. Kubat başını eğip bana bakınca onu bakışlarımla bu işi bana bırakmasını belli etti.
Ben hâlâ oturduğum yerde ayakta dikilenlere bakarken hepsi olduğu yerde benim bu rahat tavrımı şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Abartılacak bir şey yok. Sonuçta ölmüyor ya. Alt tarafı bir alerjik reaksiyon. Bir iğne ile hallolur." dedim sanki bu cümleleri kuran ben değilde bir yerden alıntı yapmış gibiydim. Kubat, Eşref ve Ali Bey bir şey anlamasa da Miray ve Asım Bey anladı. "Hatayı birinde arayacaksan bu tatlıyı yapanda ya da yiyende ara. Bunun farkına varamıyorsa suçlu bunu yapanda değil yiyendedir. Kendi aptallığını kimseye maal etmemeli insan değil mi?" dedim sorumun cevabını almayacağımı bilerek. Yavaşça bakışlarımı Miray'a çıkardım." İstersen çalışanları kovayım ister misin? Böylece sorun hallolur ve mesele artık kapanmış olur. "dedim masum bir sesle.
Asım Bey ve Miray susarken ben olduğum yerde rahatsız olmuş şekilde onlara bakıp durdum. Sonra Miray susmayı kesip söylediğime karşılık verme isteğiyle dolup taştı.
"Misilleme mi yaptığını sanıyorsun bunu yaparak?" diye sertçe çıkışınca Miray, yavaşça olduğum yerde ayağa kalkıp ona doğru ilerledim.
"Misilleme yapsaydım eğer sen sabahı göremez olurdun yaptıklarından ötürü. Onun için Miray kendini bu kadar muhatap alınacak biri olarak görme. Bence artık hastaneye gitmelisin yoksa daha çok kötü olacaksın." dediğimde bana doğru hamle yapacağı anda nereye baktıysa birden olduğu yerde hareket edemez oldu. Yavaşça olduğu yerde sakin kalmaya devam etmeye çalıştı ve bakışları Asım Bey'e çevrildi.
" Gidelim buradan yoksa elimden bir kaza çıkacak. "diye söylenince yavaşça olduğu yerde bana nefretle bakıp salonun çıkışına doğru ilerledi. Onun hemen ardından Asım Bey 'de çıkacakken bana doğru döndü ve işaret parmağını bana doğrultup o imalı cümlesini kurdu.
" Gölgeler seni terk ettiği an karşıma çık Ronay." dediği anda ona sadece tatlı tatlı gülümsedim.
Buradaki gölgeler Kubat, Eşref, Ali Bey değildi. Bahsetti karanlığımın sarmaladığı hayatımı kast etti. Çünkü o eski savunmasız Ronay 'ı istiyordu. Çünkü ona söz geçiriyordu. Onu eziyor, hor görebiliyordu. Karanlık beni etkisi altına aldıktan sonra eskisi gibi bana zarar vermiyordu ve bu onun canını sıkıyordu.
"Dikkat edin o gölgeler seni ve kızını yutmasın." diye açıkça tehdit edince bana sadece tiksinir bir ifadeyle baktı. Canımı yaktığını sanıyorsa yanılıyor çünkü bundan keyif almıştım. Bu gece bazı hesapları kapatma zamanıydı ve bunu yapmıştım. O kendini akıllı sanan Miray hastaneye gidince anlayacaktı aslında ona ne yaptığımı. İşte o zamana kadar da çok geç olacak ve ben istediğimi belli etmiş olacaktım.
Onlar budayı terk edince sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi davranışımı yadırgasalarda, üzerime gelmek istemedikleri için sessizce yerlerine geçtikleri an çalışan kızı çağırıp, çayları tazelemesini istemiş ve sonrasında hem tatlıyı hemde çayı büyük bir keyifle içmiş ve yemiştim.
Bana hâlâ bakmaya devam ettikleri için dayanamamış ve konuşmuştum.
"Merak etmeyin kırgın veya üzgün filan değilim. Bana böyle bakmayı kesin!" dedim bir anda açıklama yaparak. Tatlıyı yerken bir yandan da devam ettim konuşmaya. "Bu Miray'ın dediği gibi bir misillemeydi ve yaptığım için hiç pişman değilim. Zaten abartacak bir şey yok. Miray her zamanki gibi gözler onun üzerinde olsun diye böyle aşırı davranıp durdu. Alt tarafı bir hafta kızarık bir yüzle insan içine çıkamayacak." dediğim anda birden üçü şaşkınlıkla birbirine baktı.
" Kasıtlı olarak yaptığını anladım ama bunun sebebini anlamadım. Ne oldu da böyle bir şey yaptın? Sen, sana yapılmış bir şeyin bedelini ödetirsin.
Sana ne yaptılarda bunun karşılığını verdin? Aynı Asım Bey'in kullandığı cümleyi bizzat aynısını ona karşı kullandın. "diyerek bir şeyleri fark eden Kubat'a doğru başımı çevirmiştim.
İyi bir gözlem gücüne sahip olduğunu biliyorum ve bunun onun gözünden kaçmayacağını biliyordum. Diyeceğim bu şeyle hepsinin içten içe o ikisine küfürler edeceğini az çok biliyordum.
" Bildiğin gibi benimde çileğe alerjim vardı ve aşırı tüketmiştim farkında olmadan. Tadını alamamıştım çok yoğun bir içecek içerisinde olduğu için. Bunu kasıtlı olarak Miray yapmıştı. Farkına vardığımda ise çok geçti ve bu olaydan sonra gözlerimi hastahanede açtım. Sonrasında ne olduğunu doktor dediğinde anladım. Asım Bey'de o an hastahaneye gelmişti. Tabii onun geldiği sıra ben Miray 'la şiddetli bir şekilde tartışıyor hastahaneyi ayağa kaldırıyordum. Aşırı tüketim sebebiyle biraz daha hastahaneye geç kalsam bazı dönülmez yollara girebilirdim. Neyse ki Asaf beni kurtardı o gün. Asım Bey odaya girince meselenin iç yüzünü öğrendi. O an Miray'a asla kızmadı. Onu suçlu bulduğumu söylediğim her an bana kızıp durdu. Bir suçlu varsa bunun benim ve çalışanlar olduğunu söyledi. İçerken farkına varmam gerektiğinide eklemeyi ihmal etmedi. Bende aynısını yapmak istedim. Bilerek kasıtlı olarak yaptım. Onun aksine benim verdiğim zarar öldürücü değildi. Oysaki Miray en büyük zararı almam için çok çabaladı. "dedim gerçekleri tamamıyla aktarırken.
" Onun için artık ona baba demiyorsun da Asım Bey diyorsun."diye sorduğunda Ali Bey o an gözleri yavaşça kısıldı. Yüz hatları kasıldı. Bir şeyi fark etmenin farkındalığıyla bana bakıyordu artık. " Doğrusu hep bunu sebebini merak etmiş ama bir türlü sana sormamıştım. Şimdi gerçekleri öğrenmiş oldum." dediği an Ali Bey başını usulca yana yatırdı ve düşündü ama bu esnada kaşları çatıldı. Sanki bir şeyi artık tamamıyla anlamış ve bunun ondaki hasarı usulca gözlerine yerleşmişti. Neydi fark ettiği bu gerçekle?
" Bir baba evlatlarını kayırır mı ? dediğinde Eşref 'in sesi düşüncelerimi kesip attı. O an nedense içimde bir burukluk oldu. Sonra da bunu hissetmem saçma olduğunu fark edip son anda hislerimi her zaman ki gibi toprağa gömdüm.
" Bunu daha önce keşke bana söyleseydin. Ona göre bende gerekeni layığıyla yapardım." diye konuştu aksi bir sesle Kubat. Ona yandan bir bakış atmış ve neden bu konuda bu kadar hassasiyet gösterdiğini yüzüne bakarak anlamak istemiştim ama bir şey bulamayınca yüzünde, konuşmam gerekmişti.
" Sen ne yapabilirsin ki? "diye konuştum o an tüm dikkatini çekmek adına. Belki de amacım unutturmaktı ama daha çok üzerine düşmesini sağlamıştım bu yaptığım şeyle.
" Artık bundan sonra daha az yüz yüze gelmenizi sağlar. Bir daha onların bu eve ayak basmamasını sağlardım. Zaten buraya son gelişleri çünkü bir daha buraya gelemeyecekler." dedi Kubat, ifadesindeki ciddiyet gözle görülür bir şekildeydi. Kubat, dedesine bakıp bu olayın bir benzerinin bir daha burada olmasını istemediğini bakışlarıyla belli etti. Dede torun birkaç saniye bakıştı ve sonrasında konuşan Ali Bey oldu.
" Hakkın var evlat bu konuda. Bundan sonra bizde aramızdaki eski samimiyeti yok sayar, ona göre tavır alır ve ona göre davranırız." dedi Ali Bey ve hafif boğazını temizledi . Bu konuyu hemen kabul edip, Kubat 'a destek çıkması kaçınılmazdı. Zaten Kubat bir şey istese anında yerine getirirdi. Buna rızası olsun veya olmasın. Ama şimdi onun da bu istekte olması garip hissetmemi sağlamıştı. O an bu hissi savuşturup önce Kubat'a bakmış sonra Ali Beye bakışlarımı çıkarmıştım.
"Gerek yok, benim için Asım Bey'le yüz göz olmayın. Tatsızlık olsun istemiyorum bu konu yüzünden aranızda." dedim silik tebessüm belirdi dudaklarımda çünkü değmezdi. Benim yüzümden onlarla olan yakınlıkları bozulsun istemedim. Zaten bunu da hak etmiyorum ki. Çünkü asıl ne büyük yanlışı ben onlara yapıyorum. Aslında herkese yapıyorum.
"Ne demek gerek yok!"dedi Kubat anında lafa girerek. " Ronay, sen bu ailenin gelinisin ve sana yapılan yanlış bizede yapılmış demektir. Ve verdiğimiz karar yüzünden kendi sakın kötü hissetme. Uzun zamandır yapmamız gereken şeyi geç yaptığımız için zaten kızgınım. Lütfen sende verdiğimiz karar yüzünden suçluluk yaşama. "diyerek Kubat konuyu keskin çizgilerle sınırladığı an derin bir nefes verdim. Ne desem bir çözüm olmayacağını için konuyu kapatmak en iyi çözümdü şimdilik.
"Tamam oldu bitti artık boş ver. " dedim sakin olması ve bu konunun artık konuşulmaması için çabalarken. O an Kubat yavaşça bana döndürdü bedenini ve kehribar hareleri yüzümü in dört bir yanında aheste aheste gezinirken konuşmayız ihmal etmedi.
"Bu bir daha olmayacak anlamına gelmiyor. Amacım bir daha tekrar edilmesini engellemek." dedi Kubat israrcı bir ifadeyle. Kollarımı göğsümde kavuşturup yavaşça bende onun gibi ona doğru döndüğüm gibi dik dik bakmaya başladım.
"Ne o yoksa beni eve mi hapsedeceksin bu konu yüzünden ?" diye sorarken, ifadem sertleşmiş ve vereceği cevabı merakla beklemiştim.
Kubat gözlerini ksırak cevap verdi. "Böyle bir şey yapacağımı mı sanıyorsun? Yapsam sanki bunu başaracakmışım gibi konuşma. Evi havaya uçurur yine de sen dışarıya çıkarsın. Neden bu konuda kendimi amansızca yorayım? Bunun yerine onlara bir sınır çizerim olur biter."dediğinde Kubat, bana artık yasaklar koyamayacağı gerçeğini anladığı gibi aktardığı için memnundum.
" Neyse ki bazı şeyleri anlamışsın. Yasakları sevmediğimi ve kısıtlanmaya gelmediğimi. "diye imalı cümlemi söyleyip yavaşça önüme doğru çevirmiştim bedenimi. Oysaki o hâlâ olduğu konumda bana bakıyordu.
" Bunu defalarca kez gösterdiğin için anlamamak aptallık olurdu. "diye bıkkın bir sesle ifade edince o an dudaklarım iki yana kıvrılıp, bundan memnun olduğumu gösterdi. Sanki gülüşüm onun tüm gerginliğini ve sinirin yok etmiş gibi yalandan söylendi tekrar. Göz ucuyla hal ve hareketlerini izliyordum." Gülüp durmada! Biz burada sinirden deli olmuşuz hanımefendi gayette memnun olandan."
Bunu dediğinde hiçte istifimi bozmadım ve rahatlıkta çayımı içmeye devam ettim. Biraz soğuk olsada içmiştim en neticesinde.
Bakışlarım önüme dönünce Eşref ve Ali Beyin şaşkınlıkla bizim bu ani duygu değişimlerimizi hayretler içerisinde izleyip durduğunu fark etmiştim. Eh haklarını yemeyim. Bir anda tartışıp bir andaysa sakince konuşup durmamız akıl karı değil ama yapacak bir şey yok bizde böyle toksik bir ilişki içerisinde bulunuyorduk.
O sırada Ali bey usulca olduğu yerde kıpırdayıp durdu. "Onu bunu boş verin şu an asıl şu müzayede işini ne yapacaksınız? Genelde bende her daim katılıyorum ama bu seferlik gelemeyeceğim. Benim adıma bu görevi siz üçünüz üstlenseniz olmaz mı?" diye sorunca Ali Bey ilk an kimi kast ettiğini anlamadım. Ama sonradan jeton düştü.
Eşref 'le beraber dumura uğramışken o an Kubat anında konuştu.
" Olur gideriz. Eşref ve Ronay içinde sorun olmazsa tabii. "diyerek benim be Eşref' in de fikrini almak isteyen Kubat'a irileşmiş gözlerle baktım.
Nasıl yani benide mi götürecek yanında? Neden bu kadar şaşırdığım diye soracak olursanız bu müzayede öyle alelade bir müzayede değil. Geleneksel hale gelmiş bir şeydi ve buna önmeli camiadaki kişiler davet edilirdi. Bu zamana kadar Ali bey sadece yanında rahmetli oğlunu götürmüş başka birini asla yanında götürmemişti. Gelinini bile götürmezken neden benim gitmemi istiyor? Orasını anlamış değilim. Hatta bir ara şakasına yanında geleceğimizi ima eden Eşref'e sertçe asla bunu yapmayacağını bile söylemiş insanken.
Şimdi ne diye gitmemizi istiyor? Ben hâlâ bize olan bu yakın tavrını iyiye yormuyor her an bir yerden darbe gelecek korkusuyla tetikte bekliyorum. Bir yanım abartma diyor ama bir yanım onca sene sonra yapmadığı şeyi neden şimdi yapıyor anlam veremiyor. Bunadı diyeceğim de maşallah benden daha sağlıklı bu adam. Hafızası gayette yerinde adam yıllar öncesinde denilen her şeyi hatırlıyor, hafızası baya kuvvetli. Ben derin düşüncelere dalıp gitmişken birden Kubat bana seslenince aniden ona döndü bakışlarım.
"Bir işin yoksa katılmak ister misin benimle müzayedeye?" diye ılımlı bir sesle konuşunca o an ona olur dercesine başımı salladım.
Sonrasında Eşref 'le bakıştık. İkimiz o anda sadece aklımıza neden bir anda bu dede torun arasında önemli bir hale geldiğimizi anlamış değildik. Bir şey değişmişti ama ne bunu bulmamız gerekiyordu? Çünkü ne Kubat ne de Ali Bey bu kısa değişimin sebebini söyleyecek gibi değildi. Kubat benden onay aldıktan sonra gelen bir telefon sonrasında salonu terk etmiş, Ali Bey 'de geç olduğu için odasına çekilecek olduğunu bildirmişti.
Onlar gider gitmez anında Eşref yanımda bitti.
"Yenge hanım sende farkındasın değil mi bir şey oluyor. Ama ne olduğunu anlamıyorum. Seninde anladığın söylenemez çünkü bendeki o şaşkın ifade aynen sende de mevcut. Hayırdır sayılı ömrümüz mü kaldı?" diye kendi kendine varmış olduğu düşünceleri aktarırken Eşref derin bir iç çektim.
" İnanır mısın bende anlamış değilim. Bir anda hem Kubat hemde Ali Bey 180 derece döndü. Geçen sefer bu müzayede olayını dile getirdin de demediğini bırkmayan adam bu sefer seninde gelmeni önerdi. Hatta benim de gitmemi istiyor. Yani sadece Kubat 'ı söylese anlayacağımda. Devreye ben ve sen girince orada bir insan düşünmüyor değil yani. "dedim düşünceli düşünceli. İnanılır gibi değil ki bu şeyler daha doğrusu son gerçekleşen olaylar.
" Acaba diyorum sayılı ömrü mü kaldı bu ikisinin yoksa başka bir planları varda bizi insan yerine koymaya başladılar? "diye öneri atınca ortaya anında Eşref 'e doğru dönüp kısık sesle konuşmaya başladım amacım sesimi sadece ona duyurmaktı.
" Hadi diyelim ki bir plan kurdu bunlar ama ne için? Bizi öldürecek değiller değil mi? "diye sorunca aslında bunun olup olmama ihtimalini ona sormuştum.
" Kubat'ın son zamanlarda çok fazla üzerine titremesi hiçte numara gibi değil. "diye kendince çıkarımda bulunduğu an Eşref anında ona işaret parmağımı doğrultup iki yana salladım.
" Ya da usta bir oyuncu... "diyince Eşref kaşlarını çattı.
" Cık cık... "dedi uzun bir süre." Olmaz ya bence. "dedi bunu yapamayacak olduğunda beni ikna etmeye çalışıyorken ama sert bakışlarımı görünce derin bir nefes koyverdi." Onu geçtim hadi sen diyelim haklısın ama dedem bize bir saat tahammül edemiyor gelipte bize yakın davranması akıl işi değil. Rol yapacak değil ya! Buna kalkışmaz ki... "diye söylendi ama buna daha çok kendisini ikna etmek isteyen bir şekilde söyledi.
" Yani kusura bakmada şimdilik dışarıdan Kubat öyle ılımlı sevgili dolu bir eş görünümü yaratıyor, Ali Bey 'de bizi kabullenip bağrına basmış. Buna inanıyor musun? Çünkü ben duyunca ikna olamıyorum. Gördüklerimi de hiç gerçek olmadığı konusunda zihnime habire hatırlatma yapıp duruyorum ki kanmayayım diyerek. Yoksa kim vurduya gideceğiz. En iyisi biz onlara eskisi gibi soğuk olalım. "diyerek onuda bir şekilde gerçeklere açık olmasını, her daim bir gözü açık olarak onlara karşı durmasını nasihat ettim.
Eşref sol dirseğini koltuğun kenarına iliştirdi usulca sakallarını sol eliyle sıvazlamaya başladı.
" Yenge hanım ya bize büyük bir oyun oynanıyor ya da bunlar insafa geldi. Hadi kendi açımdan bakınca pekte zo durumda değilim. Hep istediğim gibi muamele göreceğim." demiş ve acırcasına bana bakmaya başlamıştı. "Ancak sen daha kötü durumdasın. Kubat gerçekten evli bir çift olmanızı isterse?" diye sormasın mı anında kalpten gidiyordum.
"Benimde korktuğum bu ya..."dedim ne yapacağımı bilmeyen bir halde."Adam onca sene sonra normal bir çift gibi olmamızı istese ne yapacağım?" diye sordum.
"Orası senin bileceğin iş yengecim. Yani senin işin daha zor olur. Benim düzenim fazla bozulmayacak ama seninki alt üst olacak. Kubat seninle normal bir evlilik yapmazken aranızdaki gerilim insanı mahvederken şimdi ortalıkta barutla ateş olursanız etraf Alev alacak. "diyerek sona doğru imalı cümleyi kurunca anında dirseğimi karnına geçirdim.
" Kes sesini! Burada halime üzüleceğine dalga geçiyorsun! Bak çok zor mir durum içerisinde sıkışıp kaldım. Bir yanım uçurum diğer yanım mayınlı bölge nereye bassam her türlü öleceğim." diye kendi halime yanmış bir şekilde zikrettiğim an Eşref sakince konuştu.
" Diyeceğim dur durduğun yerde de bunu engelleyen nedenler var. Seninde işin zor be yenge hanım. "diye bana üzülürcesine bakınca iç çektim ve öyle dercesine başımı salladım." Bak bunu ciddiyet içersinde soruyorum. Peki sen ne yapmak istiyorsun? "dediği anda öyle birkaç saniye dururken ne diyeceğimi bilemedim aslında.
Bende bilmiyorum ama önceden kuruduğum o plana sadık kalmam gerektiğinin bilincinde olduğumu düşünüyorum.
" Bir şey demedin. Sende bilmiyorsun değil mi ne yapacağın konusunda. Niye akışına bırakmıyorsun böyle daha iyi olmaz mı?" diye sorunca Eşref, bakışlarımı boşluktan onun gözlerine çıkardım.
"Bildiğin, alıştığın bir düzeni kolay kolay bozabilir misin? Benimde durumum bu işte. Uzun zamandır alıştığım bir şeyden kolayca vazgeçemem. Evet evliyiz ama bizim evliliğimiz normal bir evlilik değil hiç olmadı..." dedim ve içten içe devam ettim. Hiç olmaması lazımda. Neden mi çünkü ben düşündüğü kadın değilim. Kubat evli olduğu kişiyle evliliğini kurtarmak istiyor. Benimle değil. Gerçek benle değil.
" Kendine bu kadar yüklenme bekle, zamanın ne gösterdiğini göreceksin zaten." dedi Eşref bu konudaki kafa karışıklığımı azda olsa yok etmem adına.
"Bilmiyorum." diyebildim sadece.
O an Eşref yanımdan ayrılıp, odasına giderken bende öylece olduğum yerde durup zamanın akan durağında kedimi iç hesaplaşmalarla baş başa bıraktım. O an içten içe yaşadığım çaresizlik, son çıkmazda oluşum beni kırıp parçalara ayırdı.
Düşündüm düşündüm. Öyle ki akıp giden zamanda bulunduğun zamana geri geldim. Olduğum yerden ayrılıp kapıya doğru ilerledim. Biraz yalnız kalmak ve bugünün, geçmişin bana ulaşamayacağını düşündüğüm şeye gitmek istedim. Uyku dünyama...
Odama geldiğimde zaman kaybetmeden hızla soyunup üzerimi değiştirdim. Makyajımı sildim üzerime rahat bir gecelik giyip yatağıma geçtim.
Uyur muydum bilmiyorum ama o sağır edici sessizlik içerisinde bulunmak istedim.
─⊹⊱☆⊰⊹─
Gece birden bir anda uyanınca ilk o an nerede bulunduğumu anlamaya çalıştım. Sonradan odamda yatağımda bulunduğumu fark ettim. Neden uyandığımı ise saniyeler sonra fark ettim. Gördüğüm kabuslar beni o derin uykudan çekip almıştı. Zihnimde sanki bana karşı başlatılmış bir savaş mevcuttu ve ben bu savaşı bitirmek için çok çabalıyordum. Ne kadar başarılı olduğumsa muammaydı. Yavaşça yataktan ayaklarımı çıkardım, yataktan kalkıp su içmek için odamı terk ettim ve merdivenlerden aşağı inerek mutfağa doğru ilerledim.
Mutfağa ulaşınca alıştığım o karanlıkta dolaba doğru ilerledim. Dolabın kapağını açar açmaz mutfak aydınlandı. Raflara bakındım usulca olduğum yerde. Sürahiyi olduğu yerden çıkarıp, buzdolabının kapağını kapatmayarak içerisinin aydınlık kalmasını sağladım ve sonra dolap kapaklarına doğru ilerledim. Rast gele açtığım dolap kapağının içerisinde su bardağına ulaşıp onu kavrayıp, sürahideki suyu bardağa boşalttım. Çoktan kaçan uykum yüzünden odama geri dönmek istemedim.
Belki malikanedeki sinema odasına geçer orada kendime bir film açarak zaman geçirirdim. Suyumu içtikten sonra sürahiyi tekrardan dolaba bırakıp, dolapta akşamdan kalan tatlıyı görünce sırıttım. Ah şimdi Miray kim bilir ne durumda bulunuyordur? Kıyamam ya şimdi mahvolmuştur yüzü. Malum kaşıntı yüzünden bedeni ve yüzü kızarıklık içerisindedir muhtemelen. Ve bu istediğim şey. Buzdolabının kapağını kapatınca içerisi karanlık olmuştu. Yavaşça gözlerimin karanlığa alışmasını bekledim. Birkaç saniye sonra karanlığın içerisinde içeriyi görünce adım atmaya başladım.
Keyifle olduğum yerden harekete geçip mutfağı terk ettim. Koridorda ilerlerken bakışlarım dalgındı aslında. Aklımı çelen şey bu müzayede işiydi. O sırada oraya bir yandan gitmek istediğimi ama bir yandan da gitmem gerekmediği düşüncesi içerisinde bulunuyordum. Bir anda karanlıkta ilerlerken bir bedenle çarpmıştım. O an tam şaşkınlık ve korkuyla çığlık atacağım anda bir el ağzıma kapandı ve diğer el belimdeki yerini aldı. Şokla gözlerim derince açılmış ve tam karşımdaki kişiyi etkisiz halde bırakacağım an hemen burnumun dibinde derin bir nefes alındığını ve kulağıma ulaşan o tanıdık sesle bedenim usulca gevşemiş ve sakinleşmiştim o anda.
"Benim Ronay." diye yatıştırıcı bir sesle konuşup sonrasında devam etmişti. "Elimi çekeceğim sessiz ol kimseyi uyandırmamaya çalış." diyince el mecbur başımı aşağı yukarı salladım konuşamadığım için.
"Niye öyle karanlıkta pat diye çıkıyorsun karşıma?" diye yarı sinir yarı şaşkınlıkla konuştum. Sesimi sadece ona duyurmaya çalışmıştım.
Geçen zamanla onun artık yüzünü seçer hale gelmiştim. Kehribar hareleri beni izlerken usulca bana doğru bir adım atmıştı. Kubat başını eğip yüzümüzü karşı karşıya getirince kirpikleri altında bana olan bakışı o an derince nefeslenmemi sağladı. Belimdeki eli usulca kendini tekrar belli etti ve tutuşunu sıklaştırdı ve bir anda kendine beni çekince ne olduğunu anlayamadım.
"Ne yapıyorsun sen?" diye titrek bir nefesle konuştum. Neyseki hu sefer sorumu cevapladı.
"Birincisi karanlıkta pat diye karşına çıkmadım." demiş ve sağ eli yüzüme giderken birkaç saç tutamımı geriye doğru iterek kulağımın arkasına iliştirmişti. Bu adam ne yapıyor anlamıyorum? Çatılan kaşlarım arasından ona bakarken kıpırdamadan onu izliyor, her hareketine şapşalca bakarken buluyordum kendimi. "İkincisi sadece sana dokunuyorum. Bu yasak mı?" diye salim bir limanda demir almış ve fon batımını izleyen birinin yaşadığı huzurlu saatlerde bulunan birinin sesiyle konuşmuştu. Bense sorduğu soruyu zihnimde tartıp cevap vermiştim.
"Gece gece bir şey mi içtin sen? Bu ne garip tavırlar? Hem bir cevap almak istiyorsan evet yasak dokunmam bana!" diyerek ona sertçe çıkıştım.
Birden sağ elide belimdeki yerini bulunca iki kolu arasında sıkışıp kalmışken Kubat bulunduğu yerden çok memnunmuş gibi çenesini kafama yaslamış ve göğsü derince şişerken konuşmuştu sessiz bir tınıyla.
" Birkaç saniye böyle kalalım mı?" diye sorunca o an ona hayır diyesim gelmediği gibi ricasını yerine getirdim. Kubat'ın belimdeki elleri bedenime temas ederken ben öylece put gibi olduğum yerde duruyor, ona herhangi bir temasta bulunmuyordum. Ara sıra Kubat tutuşunu hafifletiyor tekrar eskisi gibi sıklaştırıyordu.
"İyi misin sen?" dedim bu kez amacım aslında bu durumuna anlam bulabilmekti.
"Neden soruyorsun?" dedi oda soruma soruyla cevap verirken. Sesi sanki bunu sormamı beğenmemiş ve bu konuyu bir an önce kapatmamı isteyen bir tını sezmiştim.
"Çünkü garip davranıyorsun. Senden asla beklemeyeceğim şeyleri talep ediyorsun son zamanlarda." dedim yalın olarak.
"Sadece hissettiğimi ve o an aklıma gelen neyse onu yapmak istediğim şeyleri yaptığım için böyle düşünüyorsun. Artık eskisi gibi değilim. Bazı şeylerin farkına vardım ve bunları telafi etmek istiyorum." dediği anda Kubat zihnimdeki o karanlıkta saklı kalan düşünceler tekrar açığa çıktı.
Onun şu an kolları arasında bulunmak rahatsız edici değildi. Normalde kimse bana böyle yakın olamaz, anında rahatsız olur ondan uzaklaşırım. Şu an Kubat'ın bana olan bu yakınlığı, huzurlu bir anı hissetmek hissi yaşatıyordu bana. Teninin ısısı üşümüş bedenimi ısıtıyordu yavaşça. O an elimde olmadan derin bir nefes alıp sağ elimi tamda Kubat'ın kalbine yerleştirip aklımdaki soruyu sordum. Tabii o sırada Kubat bu hareketimle bedeni anında kasıldı ama geriye çekilmedi ve sadece ne yapacağımı beklemeye koyuldu.
"Neden bir anda kararını değiştirdin? Eskisi gibi soğuk, uzak hallerini neden yok etmek istedin? Çünkü ben bu sunduğun hayata çok alıştım." dedim bunların farkına varmasını ve benden istediği şeyi ona vermeyecek olmamı kabul etmediniz ona açıkça belli ettim.
" Bunu zamanı gelince sana söyleyeceğim ama o an düşündüğüm şey gerçek olursa tabii. Şimdilik sorunu pas geçiyorum. "dedi ve usulca bir adım geriye gitti. O geriye çekilince elim boşluğa düştü anında." Sarılmak iyi geldi. Teşekkür ederim karşı çıkmadığın için. Bu arada sen neden uyandın? Yine kabus mu gördün? Eğer bu çok sık oluyorsa bir psikoloğa gitmek ister misin. "diye olabildiğince naif, incitmemeye çalışarak sorduğu soruya onu geliştiren bir cevapla karşılık verdim.
"Ara sıra oluyor. Hem o kadar büyütülecek bir şey değil." dedikten sonra cevap vermesi gecikmedi.
"Uykularını senden alıyorsa çok büyütülecek bir şey bu Ronay." diyerek bu konuyu önemsiz hale getirmeme ani bir tepki verdi. O an birden sağ eli, elimi kavradı ve beni usulca arkasında çekiştirdi.
"Ne yapıyorsun?" dedim yaptığı şeyi anlamaya çalışarak.
Ona karşı gelemedim o an ve onun adımlarına ayak uydururken buldum kendimi. Kubat merdivenlerden çıkamaya başladı ve odamın önünde durunca kapımın aralık kısmından içeriye girdi ve odanın ışığını yakamdan, yatağıma doğru ilerledi. Tabii arkasında onu takip eden bende yatağa doğru ilerlemiştim. Yatağın yanında durunca hemen benden tarafa döndü ve sağ kolumu tuttu, usulca yatağa oturmam için küçük bir baskı yaptı.
"Uyumanı istiyorum ve uykuya dalana kadar yanında bulunmak istiyorum. Sonrasında bende odama geçeceğim." diyerek ne yapamaya çalıştığını söyleyince o an uykum yok diyemedim ve sessizce başımla onun onayladım. Yatağın içine geçerken oda yavaşça bana doğru yaklaştı ve örtüyü üzerime örttü. Ona doğru dönük vaziyette uzanmış ve ellerimi yanağımın altına yerleştirip ona bakmıştım. Kubat o an yatağın kenarına oturup, sessizce olduğu yerde bana bakmaya başlamıştı.
"Hadi gözlerini yum." diyince komut almayı bekleyen bir robot misali anında gözlerimi yumdum.
Sonra onun varlığını unutmaya çalışarak uykumun geri gelmesini bekledim. Ama o ansa aklımda beliren sorular açığa çıkmak için çok çabaladı. Sanki sormasam uyku beni teslim almayacak gibiydi. Gözlerimi açmadan sorumu sordum.
"Sen neden uyanıksın bu saatte?"dedim sebebini öğrenmek için can atarken.
O sırada yatakta bir kıpırtı oldu ve Kubat 'ın usulca yönünü pencere tarafına döndüğünü usulca bir nefes aldığını aralık olan gözlerimle görmüştüm. Her ne kadar gözlerimi kapalı tutmaya çalışsamda ona bakma isteğiyle dolunca hafif aralamıştım. Ona baktığımı biliyormuş bilerek bana doğru dönmüyor gibiydi. Göğsü derince şişerken sanki aklına gelen her neyse keyfini kaçırmış gibiydi. Bu sorduğum soruyla alakalı mıydı acaba? Sormakla hata mı ettim diye düşünürken odada nefes verişlerimiz arasında Kubat'ın kısık sesi duyuldu.
" Bilmiyorum..." dedi ve kısa bir süre duraksadı sonra devam etti. "...uyku tutmadı sanırım. Sonra aşağı indim su içmek için ama seninle karşı karşıya geldim. Sonrasını biliyorsun zaten. "dedi daha fazla bu konuda konuşmak istemediğini sesinden anlarken." Başka soracak sorun yoksa hadi o güzel zihnini benimle meşgul etme ve uyu artık bakalım." dedi küçük bir kızı uyutmak için mücadele veren bir şefkatle. Yavaşça olduğum yerde kıpırdayıp durdum ve karanlıkta onun çehresini incelerken dudaklarıma ukala bir gülümseme yerleşti. O an saçma olmasına rağmen aklımdaki bu soruyu sordum.
"Niye yoksa bunun olmasını istemez misin? "diye karşılık verdim oyunbaz bir sesle. O an kıkırdadığını bedeninin sallanmasıyla anladım. Gülüşünü duymak isterdim ama bunu bana reva görmüştü. Sadece sessizce kıkırdayarak söylediğim soruya karşılık vermiş ardından usulca sorumu cevapsız bırakmamayı tercih etmişti.
"Normal şartlarda bunu her daim isterim ama şu an uyuman en büyük önceliğim ve bunun olmasını istiyorum. "dedi munzur bir sesle. İçimdeki o sıcacık hisle dolup taşarken uslu bir kız olup onun istediğini ikiletmemeye çalıştım.
"Pekala dediğini yapıp uyuyacağım. Ama giderken kapıyı açık bırakma olur mu? "diye fısıldadım.
Bilmiyordu ama kapının açık olduğu vakit kendimi huzursuz hissettiğimi. Son yaşadıklarımla yapıp durduğum şeyleri tekrar etmem sanırken onlara daha sıkı bağlanmış, geçmişin taşıdığı hisler gelecekteki şeylere göre daha ağır basmıştı. Bu alışkanlıkları kolay kolay terk edemez hale gelmiştim. Belki de güven hissini bunlarda bulduğum için olabilir.
"Tamam açık bırakmam." dedi yatıştırıcı bir sesle bana karşı çıkışmayarak. Üzerimdeki örtüyü usulca kavradı ve omuzlarıma doğru çekti. Elleri örtüden uzaklaştı ve eski konumuna geri döndü. Benimle bir temas kurmadan pencereye doğru dönüp dışarıyı izlemeye başladı. Sonra tekrar onun sesi yankı buldu odada. "Hadi uyu daha fazla uykunu kaçırma. "tok ve sert sesle konuşmuş, bu aramızdaki son konuşma olmuştu.
O an yavaşça yanağımın altındaki elimi açığa çıkarıp yatağın kenarına bıraktım ve sonra uyumak için çabaladım. Uzun bir süre sonra boşluğa hapsolan zihnim uykuya teslim olacağı an sıcak parmaklar tarafından elimin kavrandığını hissettim. Bu his o karanlığı zihnimde savuşturup dururken, bir anda güven kalkanlarıyla çevrem sarıldı ve uyku en tatlı haliyle bana geri dönüş yaptı. Bu sanki bir işaretmiş gibi o an hiç beklemeyeceğim şeklide derin bir uykuya tekrar teslim olmamı sağladı. Ve ben bu zamana kadar en derin, en güzel ve en huzurlu uykuyu yaşamış oldum. Belki de karanlığı yaracak şey birinin varlığıydı. Ve bunu elde edersem uykularımda kabuslar beni asla ele geçirmez rahat, korkusuz bir uyku uyurdum şu anki yaşamımım geri kalanında.
─⊹⊱☆⊰⊹─
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |