
Ormandaki Avcı'nın on birinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 🤍
"Aşk iki bedende yaşayan tek ruhtur."
_________________________________________________
"Kimsin sen Salver?" Elimi çenemin altına koyunca parmaklarım sızladı. Justin onlara da zarar vermekten çekinmemişti.
Salver yüzündeki gülümsemeyle dudaklarını araladı. Tıpkı eski tanrılar gibi görünüyordu. Fazla güzel ve fazla seksiydi. "Silverwood Krallığı'nın prensiyim Veronica." Şok içinde kaşlarım çatıldı. Salver yüzümdeki şaşkın ifadeyi farkedince dudakları hevesle daha da kıvrıldı. "Sen.. neden sarayda değilde.... eski bir şatoda yaşıyorsun?"
Ellerini önünde birleştirdi. Onun prens olması imkansızdı. Bir prensin krallıktan uzaktaki bir şatoda yaşaması mantıksızdı. Bir vampirin evinde kaldığım yetmezmiş gibi bu vampir bir prens miydi? "Saray hayatını tercih etmiyorum diyelim tatlım." Aslında ben olsam bende tercih etmezdim. Doğada yaşamak varken şöhret meraklısı varlıklarla ömrümü tüketmek istemezdim. Ama yine de Silverwood Krallığı ciddi anlamda imparatorluk haline gelmek üzereydi. Silverwood sarayının güzellikleri ise dünyada ün salmıştı.
"Daha önce hiç savaşlarda bulundun mu? Eminim ki şatoda yatmayı tercih etmişsindir." Kurduğum cümleler Salver'ı güldürdü. Soracak çok sorum vardı elbette ama en çok bu soruyu merak etmiştim. "Gerçekten bunu mu merak ettin?" Şuan ki durumdan epey keyif alıyor gibiydi. "Pekala. Sana herşeyi anlatacağım." diye başladı. "Genelde savaşlarda komutanlık ederim çünkü tahtın veliahtı benim. Bazen saraya gitmem gerekir çünkü kral olacağım. Abim tahta layık görülmediği için halk beni seçti." Derin nefes aldı. Tam birşey diyecektim ki söylememe izin vermedi. "Yine de şatomda daha rahat hissediyorum. Buraya ergenlik dönemlerindeyken abimle beraber geldim. Şuan abimin nerede olduğunu bilmiyorum. " Bir an durakladı ve devam etti. "Yirmi dört yaşındayım ve... bekarım." Son söylediği cümleyle birlikte kaşlarımı çattım. Sinirli ifadem onu eğlendiriyormuş gibiydi.
Salver prensti. Hala kendime tam konduramasam da o bir prensti ve babasından sonra tahtın sahibiydi. Yani geleceğin vampir kralı Salver olacaktı. Justin'in en büyük düşmanı Salver'dı. Silverwood'un küçük prensinin, Justin'in kabusu olduğunu duymuştum. Justin'in tüm egosunu savaş meydanında yerin dibine sokan tek kişiydi. Ve bu beni ciddi anlamda fazla etkilemişti. Justin ile alakalı her kötü haber beni keyiflendirecekti.
"Başka sorun var mı?" Tam konuşacakken
alnıma yeniden düşen perçemler sinirlerimi daha da bozdu. Onları geri iterek Salver'a cevap verdim.
"Son kısıma gerek yoktu." Sesim öyle çok sitemli çıkmıştı ki Salver beni gülerek izledi. "Yaşımı ve bir kraliçemin olup olmadığını merak edersin sandım." Arkama yaslanıp yanaklarımı ısırdım. Biraz fazla sert ısırmış olacağım ki ağzımda demirden bir tat oluştu. "Kraliçeni merak etmedim." Aslında aptal bir yanım buna sevinmişti. Yine de bunu kendime yedirmekte hemfikir değildim. Salver bir anda ciddileşip yanaklarıma baktı.
"Bir vampirin yanında olduğunu unutma Veronica." Ne yani? Dişlerimle yanaklarımı kanattığımı anlamış mıydı? Kan kokum ona o kadar keskin mi gidiyordu? Bu beni korkutsa da kendimden emin bir şekilde ona baktım. Duygularımın derinliklerinde korkunun zirvesi vardı. "Bana zarar vereceğini sanmıyorum." Salver'ın bakışları beni delip geçti.
"Haklısın."
"Söylesene beni ilk nasıl buldun?" Sorum Salver'ı gerdi. "Senin kokunu aldım." Onu dinlemek için ona biraz daha yaklaşırken kanımın bir anlık damarlarıma baskı yaptığını hissettim. Kanım öyle bir kaynıyordu ki damarlarımdan çıkacaklarını sandım.
Salver devam etti. "Kokunu alır almaz Altın Elf olduğunu anladım. Kokuyu takip etmeme gerek yoktu çünkü seni görmüştüm. Beyaz saçlarının kapüşonundan sarktığını hatırlıyorum." Sertçe yutkundum. Ben güvende olduğumu sanarken o hep peşimden gelmişti. Belki de defalarca kez kanımın tadını düşünmüştü. Açlığı öyle baskın gelmişti ki beni bir av olarak benimsemişti. Ormanda güvende olduğumu sanarken bir avcının çoktan avı olmuştum. Ama bana saldıramamıştı çünkü... Aslında nedenini bende bulamıyordum.
"Hedefim tamamen seni kaleme çekip öldürmekti." Yeşil gözlerim sanki bir anlık ateşe dönüştü. "Ve kanımla kendini tatmin edecektin çünkü sen bir vampirdin." Hafifçe başını sallayınca küçük bir siyah tutam onun da alnına düştü. Ama o sinir olmak yerine gayet normal bir şekilde devam etti. "Peki seni yaraladıktan haftalar sonra... nasıl oldu da beni bulabildin?" Cevabını nasıl verecekti bilemiyordum ama her yeni kelimesi beni daha da ürkütüyordu.
Az önce gülen Salver yoktu. Karşımda ciddi şekilde gözlerime odanlanmış bir prens vardı. Sanki birkaç dakika sonra ırkının ne olduğunu kanıtlayacakmış gibi durması neredeyse titrememe sebep olacaktı. "Bilincimi kaybetmiştim. Beni bir demirci bulmuş." Tok çıkan sesi tüylerimin gerilmesine sebep oluyordu. "Haftalar sonra uyanır uyanmaz direkt aklıma geldin Veronica." Dudaklarım hayretle aralandı. "Ama..." Yine konuşmama izin vermedi. Uzanıp siyah gömleğinin düğmelerini açmaya başlayınca nefesimi tuttum. Ne yapacağımı bilemez halde gözlerim odada gezindi. Başımı etrafa bakarak döndürdüm.
Duvardaki tablolar gerçekten de güzeldi. Aslında şöminenin yasemin çiçekli işlemeleri de hoş duruyordu.
Kafam şömineye takılmışken o uzanıp nazikçe çenemi tutup kendine bakmamı sağladı. Düğmelerinin yarısı açılmıştı. Karnına olan kısım bembeyaz tenini gösteriyordu. Bana çenemi tutmak için bana yaklaşmak zorunda kalmıştı. Yakınlığı beni tehdit altında hissettiriyordu. Bir vampir olmasına rağmen vücudunun sıcak olduğunu hissediyordum. Kokusu mest ediciydi. Daha önce sarhoş olmamıştım ama sanırım artık olmuştum çünkü koku beni bambaşka evrenlere götürmüştü.
Bakışlarım kaslarla dolmuş göğsündeki derin yaraya takıldı. Sol göğsünün büyük bir kısmında daha yeni görünen dikişler vardı. Üstelik bazıları neredeyse patlamıştı ve bu zamanla enfeksiyona dönüşebilirdi. Yakın bir zamanda tedavi edilmezse yara tekrardan ciddileşebilirdi.
Dikişlerin altının daha derin olduğunu görebiliyordum. Ok kalbine ulaşmasa bile kafesinde durmuştu. Bu beni başta pişmanlığa uğratsa bile sonradan hak ettiğini düşünüp pişmanlığı bir kenara attım.
"Çünkü en zorlu savaşlar bile bende bu kadar büyük bir iz bırakmadı." Bu beni alttan alttan gururlandırmıştı aslında. Onu öldürmesem bile büyük bir iz bırakmak hoşuma gitmişti. Hayatının son dakikasına kadar her zaman kalbinin yakınlarına bakınca bir zamanlar hayatına giren elfi hatırlayacaktı. Masum görünmeye çalışarak başımı yana yatırdım. Parmakları ayrılmak istemiyormuş gibi hafifçe boynuma değip geri çekildi. Tatlı tatlı gülümsemeye çalıştım. Gözleri kısa bir anlık dudaklarımda gezdi. "Bana kızgındın.. değil mi?" Başını salladı. "Sana olan öfkem o kadar çok büyüktü ki dünyanın öbür ucunda bile olsan seni bulmaya yemin ettim Veronica." İsmim ondan bir melodi gibi çıkmıştı. Her ne kadar öfkeli olduğunu söylese de sesindeki yumuşaklık bana güven veriyordu.
"Bana öfkeli olduğunu söylüyorsun ama hayatımı kurtarıp yaralarımla ilgilenen de sendin Salver." Salver yine sivri dişlerini bana göstererek sırıttı. "Bundan şikayetçi misin?" Başımı iki yana salladım. "Şikayetçi olduğumu dile getirmemiştim." Gözlerim göğsündeki diğer çiziklere kaydı. Bazıları kabarık yara izleriydi. Ama hiçbiri göğsündeki yara kadar derin değildi.
Salver ayağa kalkıp şöminenin yakınlarındaki şarap şişesini alıp yanıma geri döndü. Sehpanın üzerindeki bardaklardan birine neredeyse kanla aynı tondaki kırmızı sıvıyı koydu. Belki de kan olabilirdi de.
Rahatsızca kıpırdandım. "Umarım o şey elf kanı değildir." Şaraptan yada kandan bir yudum aldı. Dudaklarının kenarındaki ıslaklığı sildi. "Karşında kan içecek kadar kaba değilim." Bunu yapması direkt ondan korkmama sebep olurdu.
Gerçi korkmuyor da değildim.
"Senden korkmama sebep olurdun." dedim hafif şakayla karışık sesimle. Salver'ın yüz ifadesi pek şakayla dolu gibi değildi. "Daha önce de söylediğim gibi Veronica," Bir yudum daha aldı ve gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. "Sana zarar verecek olsaydım bunu çoktan yapardım." Sesi ikna ediciydi. Yine de bu korkularımın tükenmesini sağlamamıştı.
Etrafa bakarken uykumun geldiğini hissettim. Üzerimde hala büyük bir yorgunluk vardı. Omuzlarım bedenime o kadar çok ağır geliyordu ki sadece yatmak istiyordum.
"Soru yağmurun bitti mi tatlım?" Öyle bir tatlım demişti ki sanki karşısında flörtü vardı. Sebepsiz yere hoşuma gitmişti. Tatlılıkla başımı salladım. Bunu yaparken bile boynumun acıması sinirlerimi bozdu. "Sanırım şuanlık yok." Cevabımla beraber kıkırdadı. Elimi ağzımla kapatıp esnedim. Fena halde uykum vardı.
💫
Salver'ın Bakış Açısı
Aynanın karşısında durup göğsümdeki yaraya baktım. Dikişlerden birkaçı az önce açılmıştı ve biraz kanıyordu. Acısı beni fazla etkilemese de enfeksiyon kapmaması için temizlemem gerekiyordu. Bu yüzden üzerimdeki gömleği çıkarıp yatağın üzerine koydum. Sol elimi kaldırıp vücudumdaki yara izlerinin üzerinde gezdirdim. Komodinin üzerindeki ok hala duruyordu. Bunlar Veronica'nın dikkatini çekmişti. Meraklı gözleri ara ara yaralara kayıp durmuştu ve bu beni neredeyse güldürecek olmuştu.
Gülmekten nefret ederken onun karşısında neredeyse kahkahalara boğulmuştum ve bu beni sinirlendirmeye yetmişti. Kendimi kaybetmem benim en büyük sorunumdu çünkü Veronica'nın karşısındayken kendimi unutur olmuştum. Lanet olası kadın fazla tehlikeliydi ama henüz haberi yoktu.
Ona benim odama yakın bir odayı vermiştim. Şatodaki odaların arasında en geniş olanlarından biriydi. Kendine ait bir banyosunun olması da mahremiyeti açısından önemliydi. Daha tanımadığı bir adamın şatosunda havluyla gezmek onu eminim ki utandırırdı.
Benimle konuşurken neredeyse uyuyacaktı. Uykusu geldiği zaman ara ara gözlerini kıstığını farketmiştim. O uyuduğundan beri odamda şarap içiyor olmuştum. Hala sarhoş olduğumu hissetmiyordum. Zaten Veronica'ya birkaç saniye bakmak bana birkaç bardak kadar etki vermişti. Kabullenmekte zorlanmıştım ama Veronica gerçekten fazla güzel bir yaratıktı. Sanki gökten inmiş bir melekti. Yada eski çağlarda yaşamış tanrıçalardandı. Hayatın gerçeklerini bir anda görmek ona ağır gelse de dayanması hayran bırakıyordu. Bana güvenmediğinin farkındaydım. Benden korkuyordu. Defalarca kez ona zarar vermeyeceğimi söylesem de hala bana güvenmiyordu.
Birkaç pamuk parçasıyla birlikte göğsümdeki yarayı temizleyecektim ki duyduklarım ile durakladım.
Bir anda onun odasından hareketlilik gelmişti. Kaşlarımı çatıp kapıma uzandım. Onun odasının kapısı da sertçe açıldı. Birşeyler mırıldandığını duydum ama ne dediğini anlamadım. Sesi biraz uzaktan geliyordu. Paytak adımlarını hissedebiliyordum.
Odadan çıktığımda onu koridorda amaçsızca yürürken buldum. Ellerinden birini duvara dayamıştı. "Veronica?" Sesimi duyunca adım atmayı bırakıp bana döndü. Saçlarının bir kısmı yüzüne düşmüştü. Gözleri hafif kısıktı ve koridorda duran tek bir gaz lambası sayesinde gördüğüm yüzü o kadar çok kusursuzdu ki gerçek olmadığından şüphelendim. Daha önce gördüğüm kadınlardan fazla farklıydı. İçinde sanki hiç kötülük bulunmayan bir melek olarak yaratılmıştı. Yada güzelliğiyle kontrol altına alabilen korkunç bir günahtı.
Paytak adımlarıyla bana yaklaştı. "Büyükannem acaba ne yapıyor değil mi?" diye sorunca kaşlarımı çattım. Konuşurken öyle bir konuşmuştu ki dalga geçtiğini zannettim. Dudakları her kelimesinde zayıfça kıpırdadı. Başını eğilip kocaman yeşillerini bana çevirdi. "Sınıra en yakın olan ev bizim evimizdi biliyor musun? Kocaman kitaplığım vardı." Baygın baygın gözlerini kırpıştırırken ayakta zar zor durduğunu farkettim. Omuzları hafiften sarsılıyordu. Elimi hazırda beklettim. Her an düşecekmiş gibi durması beni korkutuyordu.
Sınıra en yakın ev mi demişti? Yani benim girdiğim ev miydi? Zihnimde o görüntüler canlandı. Ama kısa süre sonra Veronica'ya geri dönmem gerektiğini hatırladım.
"Veronica? İyi misin?" Bana cevap vermedi. Birşeyler mırıldandı. Dudaklarını öyle bir büzerek konuşmuştu ki neredeyse inlediğini düşünmüştüm. O an farkettim.
Hala uykusunda olmalıydı çünkü birkaç anlamsız kelime söyleyip bana anlamsızca baktı. Sanırım bir uyurgezerdi. Şuanda da bilinçaltının kontrolünde hareket ediyordu.
Bir anda kolumu tutunca elinin ne kadar soğuk olduğunu farkettim. Normalde taze kanından dolayı hep sıcak olurdu ama bu sefer buz gibiydi. "Yarasalar ve kirpiler..." diye mırıldandı. Anlamsız kelimeler söylemesi bile huzur vericiydi. Birkaç saçma kelime daha söyledikten sonra yana doğru sarsıldı. Başı da omuzlarına düşmüştü. Kendini geriye atmasına izin vermeden uzanıp belinden tuttum.
Tanrım beli kolumun kavramasıyla küçücük kalıyordu...
Onu kucağıma almak için hafifçe eğilip elimi dizinin arkasından geçirip diğer elimle sırtını tutup kaldırdım. Başı hemen omzuma düştü. Onu kaldırırken birşeyler mırıldanmıştı ama yine anlayamamıştım. Koluma soğuk birkaç tel değince saçlarını kurutmadığını farkettim. Saçları ıslacıktı. Bu benim canımı sıkmıştı. Şato fazla olmasa da onun bünyesi için soğuktu. Gerçi bu benim umrumda olmamalıydı.
Buram buram yasemin kokusu geliyordu saçından. Yasemin o kadar çok yoğundu ki az kalsın onun o kışkırtıcı kan kokusunu duyamayacaktım. Normalde hiçbir çiçeğin kokusunu sevmezken yasemin kokusunun çok güzel olduğunu anladım. Daha doğrusu onda güzel kokmuştu. Burnum o kokuyu öyle bir arzulamıştı ki vücudumun titrediğini hissettim. Ciğerlerim sanki onu koklamak için bana yalvarıyordu. Sırtında ve dizlerinin arkasında duran ellerim sinirle gerilmişti.
Yatağının yanında durup beyazlarına zıt olan çarşafın üzerine yatırdım. Nefes alışları kalp atışlarıyla orantılıydı. Bu sürekli denk gelmezdi. Genelde heyecanlı olurdu ve kalp atışları hızlı hızlı atardı. Üzerinde benim verdiğim gömlek ve eşofman vardı. Gömleği sonuna kadar iliklemiş olsa bile bir kısmı omzunu açıkta bırakmıştı. Bedeni fazla zayıftı. Boyu ortalama bir kadından epey fazla olsa da bedeni zayıftı. Açıkta kalan sütyen askısından gözlerimi çekip onun yüzüne baktım. Eminim ki bundan rahatsız olurdu. Askının yanlarında bile morluklar vardı. Öfkem ikiye katlanmıştı. Yumruklarımın istemsizce sıkıldığını hissettim.
Üzerine gül desenleriyle süslenmiş yorganı örtüp üşümeyeceğinden emin oldum. Derin nefes alıp sağa doğru benim olduğum tarafa doğru dönüp elini başının altına koydu. Eliyle yanağını hafif şişirmişti ama farkında değildi. Onun bu tatlı hali beni gülümsetti. Elim benden izinsiz bir şekilde yanağına gitti. Pürüzsüz tenine hafifçe dokununca elini kaldırıp dokunduğum yeri kaşıdı. Bu neredeyse bana kahkaha attıracaktı. Bunu birkez daha yapınca sinirlenmiş olmalı ki hafifçe kaşları çatıldı. Yüzünü tatlı tatlı buruşturup yine aynı yeri kaşıdı. Ağzımdan küçük bir kıkırtının kaçmaması için kendimi zor tuttum..
Parmağım yanağından ıslak saçına kayacaktı ama o an ne yaptığımı anlayıp elimi geri çektim. Ağzımdan yine ufak bir küfür çıktı. Hem böyle bir şeyi arzuladığım için kendime kızgındım hemde ona daha fazla dokunmayı reddettiğim için...
Hay sikeyim böyle işi!
Ona dokunmam yanlıştı. Aslında onunla ilgili yaptığım herşey yanlıştı ama bundan keyif almak aptallıktı. Veronica benim en büyük tehlikemdi. Çünkü bu kadın fazla sınırları zorluyordu. Ve buna değerdi.
Öfkemi bir kenara itmeye çalışıp doğruldum. Camdan yansıyan ay ışığında huzurla uyuyan Veronica'ya son kez bakıp odama doğru yöneldim. Bu kadın kesinlikle benim belam olacaktı ama bundan keyif almak daha büyük bir belaydı.
💫
Veronica'nın Bakış Açısı
Uyandığımda Salver'ın şatosundaki bir odadaydım. Salver dün gece bana burada kalabileceğimi söylemişti. İlk işim aynadan kendime bakıp sonrasında duş almak olmuştu. Kendime ait bir banyonun olması kadar güzel birşey yoktu sanırım. Rahatça duşumu alıp uyuyakalmıştım.
İki devasa camın tam ortasındaki devasa yatak fazla rahattı. Siyah çarşafları dağıtmak zorunda kalmıştım çünkü hep dağınık uyurdum. Hatta bazen uyurken kendime bile zarar verdiğim olurdu. Sabah uyandığımda hep yepyeni morluklarla tanışıp kendi kendime gülerdim.
Hafifçe doğrulup sırtımı başlığa yasladığımda başlıktan sarkan boncuklar tıkırdadı. Yukarıdan aşağıya inen siyah tüller ürkütücü görünüyordu. Odada hafif bir tütsü kokusu yaygındı.
Saçım hafif nemli kalmıştı. Salver'ın bana verdiği gömleğin yakaları da ıslaktı. Omzumdan sarkan gömleği toparlayıp saçlarımı tek tarafa yığıp öylesine ördüm. Saç derim o kadar çok acımıştı ki defalarca kez acıdan yüzümü buruşturmuştum. Gerçi duş alırken bedenimdeki yaralar fazla yanmıştı. Bu yüzden bir noktadan sonra gözlerim dolmuş ve ağlayarak soğuk suyla duş almıştım. Çıktığımda fazla üşümüş olsam bile yorganın altına girmek beni yeterince ısıtmıştı. Günler sonra ciddi anlamda huzurlu uyumak iyi gelmişti..
Ayaklarımı yataktan sarkıtıp yatağa tutunarak ayağa kalktım. Dizlerimdeki yaralar ara sıra beni zorluyordu. Salver elimdeki bandajı sökmüştü. Avucumdaki derin yaranın izleri hala belirgindi. Ara sıra kabukları tenime batmıştı. Bu midemi biraz bulandırmıştı..
Şato her zamanki gibi sessizdi. Gerçi sessiz olması normaldi çünkü tek başına yaşayan bir adam ne kadar ses çıkarabilirdi ki?
Odanın kapısına uzandığımda sandalyenin yerinde olmadığını farkettim. Dün gece uyumadan önce korktuğum için makyaj masamın önündeki sandalyeyi kapıya dayamıştım. Salver zorlamış olsaydı mutlaka duyardım. Bu yüzden uyku sersemliliğiyle sandalyeyi geri çekmiş olmalıydım.
Odama kıyasla soğuk olan koridora çıkınca hafifçe titredim. Ne kadar çok geri çeksem de omzumdaki gömlek yine sarktı. Açıkta kalan tenim daha da üşüdü.
Koridor biraz karanlıktı. Normalde her zaman yandığını gördüğüm mumlardan birkaçı sönmüştü ve upuzun koridorda sadece üç tane mum yanıyordu. Adımlarımı hızlandırıp salona doğru adım atacaktım ki Salver'ın odasının açık olduğunu farkettim.
Merakla dönüp baktığımda kapı biraz aralıktı. Dağınık yorganı ve yanındaki komodini görebilmiştim. Komodinin üzerinde dün gece ki şarap bardağı vardı. Gece yada sabah da içmiş olmalıydı. Dudağımı hafifçe büküp odanın içine korkarak baktım. Salver içeride olsaydı sesini duyardım. Yada kapısını açık bırakmazdı.
Ensemde bir anda sıcak bir nefes hissedince ödüm koptu. Arkamda devasa bir bedenin varlığını hissetmek tüylerimin diken diken olmasına sebep olmuştu. Adeta sıçrayarak arkamı döndüğümde burnum az kalsın Salver'ın göğsüne çarpacaktı. Ani yakınlıkla donakalmıştım. Erkeksi kokusu ciğerlerimi doldurdu. Kalp ritimlerim hemen bu anı bekliyormuşçasına hızlanışa geçti.
Salver'ın yüzünde hafif eğlenir bir hal vardı. Dudaklarının bembeyaz olduğunu farkettim. En ufak bir kırmızılık yada pembelik yoktu. Dudaklarına kitlenip kaldığımı ikimiz de farketmiştik. Salver daha çok eğlenir bir hal aldı. "Beni mi arıyordun tatlım?" Bir an utanmıştım. Bu yüzden farkında olmadan üzerimdeki gömleğin eteklerini parmaklarımla ezmeye çalışmıştım. Yanaklarımın yanmamasını umdum. "Evet.." Parmağımla odasını gösterip açıklama yapma gereği duydum. "Odanda olduğunu düşünmüştüm." Salver anlayışla başını salladı. "Şömineye odun atıyordum." Burnuma onun kokusuyla birlikte yanan odunun kokusu da geliyordu. Bir an için kendimi evimdeymiş gibi hissettim. Sanki biraz sonra annem kahvaltı için beni çağıracaktı. Yada büyükannem omuzlarına masaj yapmamı isteyecekti. Yine saçım örgülü halde uyanıp anneme sarılacaktım sanki.
Salver'ın sesiyle birlikte düşüncelerimi bir kenara atmak zorunda kaldım.
"Yorgun musun?" Başımı iki yana salladım. Uykumu öyle güzel almıştım ki haftaların yorgunluğunu neredeyse bir gecede atmış gibiydim. Salver elini kaldırdığında siyah bir pelerini tuttuğunu gördüm. "Öyleyse benimle ormana geliyorsun." Pelerini omuzlarımdan geçirip sırtıma geçirdi. Bunu yaparken üzerime eğilmişti. Burnumun onun yakasına değmesi hoşuma gitmişti çünkü beğendiğim kokusunu daha çok yakından içime çekme fırsatı bulmuştum.
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Pelerinin yakalarını düzeltmekle meşguldü. Bana yardım etmesinden sanırım şikayetçi değildim. "Gelmek isteyip istemediğimi sorabilirdin." Salver nihayet omuzlarımı da düzeltip kapüşonu kafamdan geçirdi. Bunu yaparken özenle örgümü önüme atması dikkatimden kaçmamıştı. Direkt pelerini kafama atıp bunu giy de diyebilirdi.
"En son seni şatoda bıraktığımda neler olduğunu hatırlamak istemezsin herhalde." Dedikleriyle birlikte neredeyse gülecektim. Ancak bu aptallık olurdu çünkü bir vampirin yanında bu kadar çok eğlenmek arsızlık olurdu. Küçükken korktuğum canavarlardan biriydi ve hala korkuyordum. Ve karşımdaki bir vampir prensiydi.
Sitemle ona baktığımda uzanıp kapüşonumu gözlerime kadar çekiştirip serbest bıraktı. Arkasına dönüp koridora yöneldi. Benim de ona eşlik etmemi bekleyince ona doğru adım attım. "Tavşan etini seveceğini sanmıyorum." Ona iğrenerek baktım. "Sanırım kusacağım." Elfler et tüketmezlerdi. Et yiyen bir elf ya zorunda kalmış olurdu yada kafayı sıyırmış bir yamyam olurdu. Salver hafifçe başını salladı. Biz yürürken birkaç mum da kendiliğinden yandı. "Bu yüzden yemiş toplamamız gerekecek." Merdivenleri inerken onun geniş omuzlarına bir tane yumruk sallamak istedim.
Salver'ı takip ettiğim sırada cılız bir ciyaklama ile şaşırdım. Tharagon kanatlarını ustaca çırparak bana yaklaşıyordu. Yüzümdeki tebessümle ona baktım. Tam karşımda durup koyu yeşil gözleriyle beni izledi. Başını eğlenerek yana yatırdı. Onu sevmek için elimi hafifçe kaldırdığımda korkacağını düşündüm ancak korkmak yerine elime daha çok sokuldu. Dikenli derisini avucuma sürtünce kıkırdadım. "Bunu sevdin mi?" Küçük bir ciyaklama daha çıkarıp kanatlarını hızlı hızlı çırptı. Diğer elimi de sevmek için kaldırdım ancak dikkatini diğer elime verdi. Başını elimin hareketiyle uyumlu bir şekilde hareket ettirdi. Şaşkınca ona bakakaldım. Beni efendisi olarak mı görüyordu? Ejdarhalar efendilerine öyle sadık kalırlardı ki ortamda bir safkan olmadığı sürece efendilerinin her hareketine adeta taparlardı.
Parmağımla daire çizince kanatlarını öyle ustaca kullandı ki kendi etrafında takla atıp havada durmayı başardı. Sadece birkaç haftalık ejdarhaya kıyasla fazla gelişmişti. Boyutuna göre fazla yetenekliydi. "Vay canına Tharagon!" dediğimde adını duymasıyla birlikte kanatlarını öyle bir çırptı ki tavana çarpacağından korktum.
"Artık onun efendisisin." diyerek yanıma geldiğinde Salver'ın uzun zaman önce yanımdan ayrıldığını farkettim. Ona döndüğümde beline taktığı kılıcı gördüm. Elinde bir çift eldiven ve beyaz işlemeli kılıç vardı. Eldivenleri bana uzattı. "Hava bünyen için fazla sert." Eldivenleri elinden alıp giydiğimde biraz bol geldi. Simsiyah deri eldivenlerle kaplı elimi yumruk yaptım. "Ellerim sıcacık oldu." Kılıcı bana uzatınca alıp belime taktım.
Kapıya doğru yöneldi. İçime aptal bir heyecan doldu çünkü uzun koridoru tam olarak görmemiştim ve çok merak ediyordum.
Kapıya giden dar koridora girdiğimizde merakla duvardaki tablolara baktım. Burada çoğunlukla küçük boyutlu tablolar vardı. Hepsini inceleme fırsatı bulamasam da bazıları ciddi anlamda ürkütücüydü. Bunlar kime aitti? Hepsini Salver çizmiş olamazdı. Yada başka yerlerden satın alabileceğini de sanmıyordum. İki kız kardeşten kalabileceklerini de sanmıyordum çünkü aradan yıllar geçmesine rağmen tablolar sapasağlamdı.
Devasa bir demir kapıya geldiğimizde Salver kilidi açmak için uzanmıştı ki fazla uzak olamayacak kadar yakından gelen at sesleriyle birlikte donakaldım. Vücudum anında kendini titremeye teslim etti.
_________________________________________________
Selammm yeni bölüm ile geldimm
Bölüm nasıldı??
Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💗
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |