4. Bölüm

3. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcının üçüncü bölümüne hoşgeldiniz. Umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 💫

 

"Acımasız olan diğerleri değil, hayatın ta kendisidir."

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

 

Yanan ateşin kokusu burnuma kazınmıştı sanki. Çıt çıt diye sesler kafamda yer edinirken başımı hafifçe hareket ettirdim. Gözlerimi yavaşça araladığımda ise Salver'ın şatosunun tavanıyla karşılaştım. Boğazım epey kurumuştu. Yutkunsam bile boğazım acıdı.

 

Yattığım koltuktan destek alarak doğruldum. Yaram biraz da olsa kendine gelmeyi başarmış olmalıydı. Elimdeki yara ise hareket ettirince hafiften acıyordu. Bakışlarımı şomineye çevirdim. Yanan ateşin içinde devasa bir yumurta vardı. Kahverengi kabuğunda sırayla dizilmiş çıkıntılar vardı. Bu bir ejdarha yumurtası olmalıydı.

 

Merakla yumurtaya bakarken yumurta bir anda hareketlenince vicdanım sızladı. İçindeki küçük yavru acıyı hissetmiş olmalıydı. Olduğum yerde oturur pozizyona gelip gücümü topladım. Kalkabilirdim. Hem nereye kadar yatacaktım ki? Bir an önce kendimi toparlayıp eve dönmem gerekiyordu.

 

Ayaklarım yerle buluştu. Koltuktan destek alarak ayağa kalkmayı başardım. Yaralı elim biraz sızlamış olsa da dayandım.

 

Şöminede yanan yumurtaya uzandım. Parmağımla hafifçe dokununca parmağım yanmadı. Buna şaşırsam da yumurta hareket edince hemen iki elimle birden kavrayıp yumurtayı kucağıma aldım. Elimdeki yara, yumurtanın ağırlığı ile acımıştı.

 

Yumurtayı yanımdaki sehpaya koyacaktım ki Salver'ın sesiyle sıçradım. "Elin yanacak!" Sesi biraz uzaktan gelen Salver bir anda yanımda bitiverdi. Yumurtayı elimden alıo sehpaya bıraktı. Yanan ellerini birbirine çarpınca avuçlarındaki karanlığı gördüm. Yumurtaya dokunduğu için bu izler çıkmıştı. Merakla bende ellerime baktığımda ise ellerimde hiçbirşeyin olmadığını farkettim. Bu durum kaşlarımın çatılmasına sebep olsa da fazla da umursamadan ellerimi bedenimin arkasına götürdüm.

 

Sehpadaki yumurta heyecanla kıpırdandı. "Öyle can çekişince üzüldüm." diye açıklama yaptım. Salver hafifçe ejdarhaya eğilip dikkatle baktı. "Onu bu sabah buldum. Ejdarhaların gelişimi için onları ateşe koyman gerekir." Ejdarha yumurtasından dumanlar çıkıyordu. Onlar hakkında çok bir bilgim yoktu. Okuduğum kitaplarda sadece hangi savaşlarda yer aldıkları yazmıştı hep. Birde kimler tarafından kontrol edilebilecekleri yazıyordu. Bir ejdarhayı yumurtadan çıktığı ilk andan itibaren yetiştirirsen sana itaat ederdi. Ama bir safkansan sahibi olan ejdarhalar bile seni tanrısı olarak görürdü. Sen hissetmesen bile sana bağlanan ejdarhalar senin acını hissederdi. Canın yandığında ise hemen harekete geçip seni korumak için çabalarlardı. Maalesef ki ejdarhaların nesli tükenmiş sayılırdı. Savaşlarda fazla kullanılırdı. Tek bir ateşi yüz askerden bin kat daha iyiydi. Yeryüzünde nadir bulunurlardı. Nesli tamamen tükenmiş bir ejdarha türü olan Ateş Krallarından sadece dört tane kalmıştı. Ateş Kralı çok büyük ve güçlü bir türdü. Dördü de Lucius İmparatorluğunda bulunuyordu. Ve bu zamana kadar güçlü olmalarının sebebi ise ejdarhalardan ve sirenlerden aldıkları güçtü.

 

Şimdiki yumurta normal bir ejdarha türü olmalıydı. Yine de tek başına küçük bir orduyu yerle bir edebilirdi.

 

İkimiz de yumurtaya bakarken Salver'ı inceledim. Geceye göre daha masum gözüküyordu. Hafiften masum gözükmesi onun korkutucu bir vampire benzemesini değiştirmiyordu. Daha önce vampir görmemiştim. Zaten görseydim son görüşüm olmuş olurdu. Okuduğum kitaplar sayesinde yeryüzündeki bütün canlılar hakkında bilgi sahibiydim. Vampirlerin betimlemeleri Salver'ın aynısıydı. Bembeyaz tenlerine genelde koyu tonlarda saçlar otururdu. Yapıları elflere veya cadılara kıyasla bir tık daha büyük olurdu. Bünyeleri soğuğa karşı daha dayanıklıydı. Bir vampir asla üşümezdi mesela. Salver bir vampir olabilir miydi? Eğer bir vampir olsaydı beni uyurken öldürürdü. Hatta uyumama izin vermeden daha beni öldürebilirdi. Bu yüzden Salver'ın vampir olmasına imkan yoktu.

 

Saçlarını yine toplamıştı. Küçük tutamlar alnından süzülüyordu. Onlara tekrar dokunma arzusunu hissettim. İçten içe kendime defalarca kez kızdım. Arzu duygusuyla dünden beridir fazla samimiydim ve bu beni sebepsiz rahatsız ediyordu. Bana yardım eden bir adamın yanındayken böyle hissetmemem gerekirdi.

 

Salver karnıma baktı. Kumaşı kestiği için sargı gözüküyordu. Tenimin bir kısmı açıktı ve pürüzsüz tenim açığa çıkmıştı. Bakışlarını gözlerime çevirdi. "Dinlenmen lazım Veronica." Omuz silkerek ayakta durmaya devam ettim. "Kendimi toparlamam gerekli Salver." Salver yaramazca sırıttı. "İnatçı seni." Gülerek yumurtaya dokunmaya devam ettim. Oldukça sert kabuktan nasıl çıkacaktı küçücük yavru?

 

Salver elini üzerinde pantalonun cebine götürdü. Kemerine gizlenmiş hançerleri farkettim. Her an tetikte olmak zorundaydı. Annem de her ihtimale karşı yanında hep hançer taşırdı. Yaşadığımız çağ pek de güvenli sayılmazdı.

 

Cebinden bir tutam süsen çıkarıp bana uzatınca şok içinde çiçeklere baktım. Ağzım hayretle açılı kaldı. Salver tebessüm etti. "Sanırım sana ait birşey var burada." Hayretle çiçeğe bakmaya devam ettim. Yıllardır süren koleksiyonumun son parçası şaşırtıcı derecede karşımda duruyordu. Yıllarca merak ettiğim çiçeği bana Salver getirebilmişti. Çiçeğin yapraklarını inceledim. Kenarlarda koyu mavi tonları hakimdi. Çiçeğin tomurcuklarına gidildikçe beyaz tonlara yaklaşmıştı. Normal bir çiçeğe göre biraz küçüktü. Ama tam da hayal ettiğim gibiydi. Mutlulukla etrafımda dönüp çığlıklar atmak istedim.

 

Salver donakalmama gülerek iki elimi nazikçe avucunun içine alıp çicekleri elime bıraktı. Şaşkınlıkla çiçeklere bakarak kendimi toparladım. Dilim sanki tutulmuştu. Dudaklarımı araladım. "Aman tanrım...." diyerek çiçeklere bakmaya devam ettim. "Salver.. bu!" Gülümseyerek ona döndüm. Yüzündeki mutlulukla beni izliyordu. "Aman tanrım!" dedim bir kez daha. "Salver ben.. teşekkür ederim!" Salver'ın tam birşey diyecekti ki hemen ileri adım attım. "Pelerinim nerede?" Gözlerimle etrafı aradım. Salver arkasını dönüp merdivenlerin yanındaki askılığa uzandı. Buraya gelirken giydiğim pelerinimi alıp bana uzattı. Pelerin epey zarar görmüştü. Karnıma denk gelen kısımda büyük bir yırtık vardı. Onun dışında omuzlarda da küçük yırtıklar vardı.

 

Çiçekleri pelerinimin cebine koydum. Eve gider gitmez çiçeğin üzerine çalışmam gerekiyordu.

 

Yumurta bir anda olduğu yerde zıplayınca korkuyla sıçradım. Salver ellerini masaya yaslayıp yumurtaya eğildi. Üzerindeki gömleğin yakası eğilince daha çok açıldı. Kolları o kadar çok kalındı ki gömlek adeta isyan edecekti. Göğsündeki kaslara bakmamak için direndim. Hafifçe sırıttı. "Küçük yavru çıkmak istiyor." Bende onun gibi yapıp masaya eğildim. Pelerini koltuğa bıraktım. Yumurta hafiften çatladı. Heyecanla bakmaya devam ettim. Gözlerim Salver'ın elindeki damarlara kaydı. Gömleğini dirseklerine kadar kıvırmıştı. Kollarında yıldırımları andıran damarlar belirginleşmişti.

 

Yumurta bir anda paramparça olup içindeki yavru çıkınca çığlık atarak geriye çekildim. Bir anda çığlık atıp ani hamle yaptığım için yavru da korkmuş olmalıydı. Koltuğa yaklaşıp yavrudan uzak durdum. Benim kolum kadar anca vardı. Koyu yeşil gözlerini kocaman açıp bana ve Salver'a baktı. Kendimi ondan uzak tutmaya çalıştım. Vücudunun gövde kısmında sivri çıkıntılar vardı. Kafası vücuduna göre küçüktü. Üstelik kocaman kanatları çok tatlı duruyordu.

 

Etrafa bakarken bir anda öksürmeye başladı. Öksürürken ağzından kara kara dumanlar çıkınca hayretle bakındım. Salver gülerek bana döndü. "Seni korkuttu mu?" Kaşlarımı masumca kaldırdım. "Ya bir anda yüzüme ateş püskürtürse?" Salver gülmeye devam ederek bana uzandı. Nazikçe kolumu tutup beni ejdarhaya yakınlaştırdı. "Sahibi emir vermeden kimseye zarar veremez." Sertçe yutkundum. "Onu sevmeyi dene Veronica." Küçük ejdarha bana bakarken elimi kaldırıp ona doğru uzattım. Bir anda ejdarha bana doğru atılınca elimi hızla geri çektim. Salver tekrar güldü. "Sadece seni keşfetmek istiyor. Ona izin ver." Tereddütle ejdarhaya bakınca Salver elimi kavradı. Elim sıcaklıkla doldu. Avuçiçlerim temasın heyecanı ile terlemeye başladı. Salver elimi bırakmadan ejdarhaya yaklaştırdı. Elimin ona yaklaştığını görünce ejdarha hafifçe bana doğru yaklaştı. Parmaklarım tam onun dibine gelince ejdarha kafasını işaret parmağıma değdirip kafasını sürttü. Gülümsedim. "Çok güzel..." Ejdarha bana temas etmeye devam etti. Kanatlarını arada heyecanla çarpıyordu.

 

"Seni sevdi Veronica." Gülerek ejdarhayı sevmeye devam ettim. Derisi oldukça sertti. Sadece karnında ufak tüyler vardı. Onlar da zamanla dökülüp yerini sert bir deri alacaktı ki savaşta dayanıklı olsun. Salver başını bana çevirdi. Bende ona baktım. "Ona bir isim vermek ister misin?" Heyecanla başımı salladım. Bu zamana kadar bir sürü ejdarha konulu roman okumuştum. Oradaki ejdarhaların isimlerinden biri aklıma geldi.

 

"Tharagon." diye mırıldandım. "Adı Tharagon olabilir mi?" Salver gülümseyerek ejdarhaya döndü. "Tharagon..." Salver da hafifçe kafasını sevdi. "Bizim için biraz ateş üfleyecek misin Tharagon?"

 

Serakil.

 

Ejdarhanın ateş püskürtmesi için bu kelimenin söylenmesi yeterliydi. Sadece sahibi veya safkan bir Altın Elf söylediğinde harekete geçerdi. Merakla ejdarhaya yaklaştım. Karnımdaki yara eğilmemle birlikte sızlasa da dayanmaya çalıştım. "Serakil.." diye mırıldandım. Ejdarha bir anda kasıldı. Salver kaşlarını çatarken merakla ejdarhaya baktım. Boynunu geriye çekip bir anda ağzını açınca Salver hemen ileriye atılıp kolumdan tuttu ve beni kendi tarafına çekti. Bir anda fazla çekince omzum onun göğsüne çarpmıştı. Tharagon ileriye doğru ateş püskürtünce ağzım hayretle açıldı. Tharagon bir kez daha denedi ama çok küçük olduğu için bu sefer ağzından sadece duman çıkabildi.

 

"Ateşi çok kuvvetli." Sesi omzumun hemen üzerinden çıkmıştı. Kıkırdayarak Salver'a döndüm. "Seni koruyacak." Salver yaramazca sırıttı. "Korunmaya ihtiyacım yok Veronica." Şuan ona hançer çekip boğazına dayamak istemiştim ama o hançeri alıp geri boğazıma dayayacağını çok iyi biliyordum. Yakın dövüşte berbattım. Bu haldeyken bile iki adamı parçalayan birine karşı hiç şansım olmazdı. Gerçekten iyi olduğum konu ise nişan almaktı. Nişancılık konusunda üstüme tanınmazdı. Hareketli bir cismi çok uzaktan rahatça vurabilirdim.

 

Şatoya göz attım. Burasının içi nasıldı acaba? Merdivenler yukarı çıkıyordu. Yukarıda sayamayacağım kadar çok oda vardı. Uzun bir koridora bir sürü mum konulmuştu. Tablolar burada olduğu gibi orada da her yerdeydi. Peki tek bir kişi bu kadar odayı ne yapacaktı?

 

"Burayı sen mi yaptın?" Salver benim yaptığım gibi etrafa bakındı. Adem elması yukarı kalkıp aşağı indi. "Burası iki kız kardeşten kalma. Yani öyle bir efsanesi var. Sanırım kimse onları bulamasın diye annesi buraya getirmiş." Demek önceden burada iki kız yaşıyordu. Merakla ona baktım. "Peki onlara ne olmuş?" Salver ellerini cebine koydu. Bende merakla koltuğa oturup arkama yaslandım. Yaramın acısı biraz olsun geçmişti.

 

"Büyük kız meraklı biriymiş. Kardeşi uyurken ormana çıkmış ve orada bir adam ile karşılaşmış. İkisi de ilk görüşte birbirlerine aşık olmuşlar." Anlattığı hikaye beni daha da meraklandırdı. "Her gece gizlice buluşmuşlar. Soğuk bir dolunay gecesinde yine bulunmuşlar ama bu sefer baş başa değillermiş." Kaşlarımı çattım. "Kardeşi onları takip mi etmiş?" Salver başını salladı. "Kardeşi de ilk görüşte adama aşık olmuş. Bunu gizlemiş. Fakat ablası o adamın peşinden gidince öfkesine yenik düşmüş ve adamı kendine aşık etmek için özel bir büyü yapmış." Dünyada binlerce aşk büyüsü vardı. Bunların hepsinin sonucu korkunç bir lanetti. Büyüleri çok araştırmasam da dünyada üç şey için büyü yapılması yasaktı.

 

Aşk 

Ölüm

Şöhret

 

Bu üç şey kaderimizin bir parçasıydı ve kimse çabalamadan buna erişemezdi. Bu yüzden de kaderin yaşanması için üçü yasaktı.

 

"Büyünün gerçek olması için kendi annesini öldürüp kanını kullanmış. Büyü tutmuş ve eniştesi olacak adam bir anda küçük kardeşe sırılsıklam aşık olmuş. İkisinin yasak aşklarından bir bebek dünyaya gelmiş." Tharagon masaya kıpırdandı. Kanatlarını çırpmaya çalıştı. "Peki abla?" diye sorunca Salver beni cevapsız bırakmadı. "Ablası ise buna sinirlenip kardeşi öldürmüş. Aşık olduğu adamı ise boğmuş ama herkes onun yaşadığını söylüyor." Durakladı. Nefes alıp devam etti. "Bebeği ise alıp kaçmış ve bebek reşit olunca onu öldüreceğine yemin etmiş." Kaşlarım hayretle havalandı. Yani bebek on sekiz yaşına gelince ölmüş olacaktı. Acaba o bebek yaşıyor muydu?

 

Şatonun duvarları benim için sanki kan kokmuştu. Burada acaba kaç kişinin kanı vardı? "Sakıncası yoksa şatoyu gezebilir miyim?" Salver şaşırtıcı şekilde tekrar gülümsedi. "Tabiki." Elini uzatıp kalkmam için yardım etti. Elini tutup ayağa kalktım. Elimi o kadar çok nazik tutmuştu ki sanki bir anda bir kuşa dönüşmüştüm.

 

Eteğimi düzeltip biraz yukarı çektim. Açık tenim biraz rahatsız hissettirmişti. Şatoda güzel bir tütsü kokusu hakimdi. "Bu tabloları sen mi yaptın?" Duvara asılmış tablolara hayranlıkla baktım. Hepsi birbirinden güzel gözükse de korkutucu bir biçimleri vardı. Salver tablolara göz attı. "Çoğunu küçükken yapmıştım." Ama şimdiki zamanlarda sanat sadece bir uğraş olarak görülüyordu. Çoğu sanatçı bu işten para bile kazanamıyordu. Hatta bırakın parayı yaptığı tabloların yüzüne bile bakılmıyordu.

 

"Ama savaş daha önemli olduğu için kendini kılıçlara adadın." Duvara asılmış kılıçlardan birinin ucuna dokundum. Yasemin çiçeğinin motifleri işlenmişti. Bunları Salver yapmış olmalıydı. "Ve sanatını kılıçlara yansıttın. Ama kimse işlemelerini farketmedi çünkü herkesin amacı kılıcın ne kadar keskin olduğuydu." Salver hayretle bana baktı. Kılıçlarının değeri hiçbir zaman bilinmemişti. Keskin olması için saatlerini harcamıştı belki de ama o işlemeler için günlerini feda etmişti. Ama herkes ne kadar keskin olduğuyla ilgilenmişti. Aslında verilmek istenen mesaj varken diğerlerinin ufak detaylara takılması gibiydi. Saçma sapan uğraşlar içindi herşey. Güç ve şöhret. Güç ve şöhret bize ne getirirdi peki? Mutluluk? Salver'ın kılıcındaki işlemeler mutluluk getirmez miydi?

 

Salver hayranlıkla hafifçe üzerime eğildi. Bana dikkatle bakması için boynunu biraz eğmişti. "Nasıl bir sarrafsın sen?" Gülerek kılıçtaki işlemelere dokundum. "Ben bir şifacıyım. Ufak detaylarını farketmem gerekli." Aslında herşey bir hastayı tedavi etmek gibiydi. Hastanın bedeninde her an bir sorun çıkabilirdi. Tıpkı hayatta olduğu gibi. Bu sorunlar görünmeyebilirdi. Mide kanaması gibi. Önemli olan ise hastayı gözlemleyip midesindeki sorunu farketmekti. Tedavi için teşhiş lazımdı.

 

"Bir şifacı..." Tebessüm ederek kılıca dokundum. "Dokunmamda sakınca yok değil mi?" Salver elini omzumun üzerinden uzatıp kılıcı aldı ve benim ellerimin üzerine bıraktı. "Normalde çiçeklerden nefret ederim." Başımı kılıçtan kaldırıp ona çevirdim. Boynunu eğip bana daha yakından bakıyordu. "Ama ürkütücü bir kılıca narin çiçekler işlemekle doğru bir karar aldın." Salver beni onayladı. Uzanıp çenesinin etrafındaki sakallarına dokunmak istedim. Yeni kesmiş olmalıydı ki yakından belli oluyordu. Tanrım bu adam fazla iyiydi.

 

"Aslında en iyi uyum çelişkilerin bir araya gelmesidir Veronica." Onun kokusunu içime çekince cennetteymiş gibi hissettim. Bu kokuyu daha önce hiç hissetmemiştim. Fazla erkeksi bir hava vardı. "Bence çiçekleri sevmelisin." Çiçekler bu dünyaya fazlaydı. Dünya onları haketmiyordu. "Sen kılıçları sever misin?" Kılıç kullanırken neredeyse kendine saplayacak kıza sorulan komik bir soruydu. "Oklar ve yaylar benim için daha iyi." Kılıcı tekrar duvara asmak istedim ama kılıç fazla ağırdı. "Bana bırak." diyerek kılıcı elimden alıp duvara astı. Merakla ona döndüğümde bir anda göğsüne burnumun çarpacağını düşünememiştim. Başımı kaldırıp Salver ile göz göze gelince yanaklarımın kızaracağını da hesaba katmamıştım.

 

Onun ela gözlerine bakmaktan hiç çekinmedim. Kalın kaşları bana bakarken hafif çatılmıştı. Sonra bir anda sırıttı. "Nefes almayı bazen aksatıyorsun Veronica." Arkasını dönüp merdivenlere yönelince gerçekten bir domatese dönüştüğüme emindim.

 

Onu takip ettim. Merdivenlerin basamaklarına kırmızı bir halı serilmişti. Tırabzanlara tutunup bütün merdivenleri çıkınca uzun koridorla karşılaştım. "Buradaki odaların neredeyse hepsi kullanılmıyor. İçine girip baksan karşılaşacağın tek şey sadece bir yatak." Koridorun sonundaki odayı gösterdi. "Orası benim yatak odam. İçine bakmak istemezsin." Son cümlesinde hafifçe gülmüştü. "Çok mu dağınık?" Salver vücudumu süzdü. "Küçücük bedeninle orada kaybolursun." Kaşlarımı çattım. Neredeyse bir seksene yakın boyumun neresi küçüktü? Tamam ona göre yanında kısacık kalıyordum ama yine de küçük değildim.

 

"Devlerin herkesi küçük görmesine sinir oluyorum. O kazık boyunla bir baksana yukarıdaki hava nasıl?" Salver yanmayan mumları yakmak için cebinden bir kibrit kutusu çıkarırken güldü. "Burada hava çok güzel. Sende denemek istersen seve seve omzuma alırım." Gözlerimi devirip koridorun sonuna kadar yürüdük. Açık kapılardan içeriye baktığımda ise dediği gibi sadece yatak görebildim. Acaba her odada ayrı bir kadınla mı yatıyordu?

 

Aklıma gelen düşünce yüzünden sinirle içimden küfür ettim.

 

Gösterdiği yatak odasının yan tarafında bir kapı dikkatimi çekti. Diğer kapılardan farklı bir renkteydi. Bu kapı diğerleri gibi beyaz değil siyahtı. Ve epey eski gözüküyordu. Merakla o kapıya dokununca Salver boğazını temizleyip omzumdan tuttu. Bedenimi odasının kapısına çevirdi. "Belki de odama bir göz atmalısın. Orada da tablolar var." İçime bir korku dolarken teklifini kabul ettim. Panik olmamaya çalışıp onunla beraber odasını gezdik. Kesinlikle görmemi istemeyeceğini şeyler vardı. İçimdeki his beni yiyip bitirmeye başlamıştı bile.

 

Odayı gezerken içimdeki panikten dediklerini dinleyememiştim. O odada kesinlikle birşeyler vardı. Oraya dokununca hemen beni farklı yere çevirip kafamı bulandırmaya çalışmıştı.

 

Salver'ın odasından çıkmak üzerine arkamı dönünce masayla çarpıştım. Masanın üzerindeki kadeh yere düşüp paramparça oldu. Odanın diğer ucundaki Salver bir anda yanımda bitince şok oldum. İçimdeki paniği bastırarak yere eğildim ancak titrmelerime engel olamamıştım. Yere eğilip dağılan kırmızı şarap dolu bardağa uzandım. Şarap yere yayılırken burnuma kan kokusuna benzer birşey geldi. Kaşlarım çatıldı. Şarap kan kokusuna mı benziyordu?

 

Omzumun üzerinde hissettiğim nefes ile az kalsın sıçrıyordum. "Bir sorun mu var Veronica?" Başımı iki yana salladım. "Hayır... bardak düşünce korktum biraz." Salver anlayışla başını sallarken derin nefes alıp ayağa kalktım. Kuşkuyla Salver'ın yüzüne baktım.

 

Bembeyaz ten.

Asla dişlerini göstermemesi.

Odasındaki bardaktan gelen kan kokusu?

 

Bütün bunlar kafamda yankılanınca kusmak istedim. Bana cadı olduğunu söylemişti. Peki ya tüm bunlar? Bunlar onu vampir yapar mıydı?

 

Peki o bir vampirse neden beni öldürmemişti? Vampirler özellikle Altın Elflere dayanamazdı. Beni öldürme niyeti olmasa bile kendine hakim olması imkansızdı. Salver gerçekte kimdi?

 

"Gerçekten iyi görünmüyorsun Veronica." Alnıma düşen saçlarımdan birazını geriye itti. Bana dokununca geri kaçmak istemiştim. Oysaki birkaç dakika önce bana dokunması için dua ediyordum. Herşeyi iyi düşünmem gerekiyordu.

 

"Ben....." O odaya girmem gerekiyordu. Ne sakladığını öğrenene kadar rahat olamazdım. Aklıma gelen planla az kalsın sevinç nidası patlatacaktım. "Panik atağım tutmuş olmalı!" Ellerimi panikle birbirine dolayıp titremeye başladım. "Ben daha da kötüleşmeden ilacımı getirir misin? Pelerinimin cebinde." Salver tek kaşını kaldırdı. "Pelerinin ceplerinde ilaç yoktu Veronica." Hafifçe gülümsemeye çalıştım. "Yanlış hatırlıyor olmalısın. İç ceplerine de bakmalısın." Tamamen uyduruyordum. Pelerinimin iki cebi vardı. Yine de şuanlık uzaklaşması gerekiyordu.

 

Salver birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra nihayet konuştu. "Pekala... buradan bir yere ayrılma." Başımı salladığımda arkasını döndü. Odadan çıkıp koriodora girince arkasından sessizce bende ilerledim. O neredeyse merdivenlere gelmişken ben az önceki odanın önüne geldim. Yavaşça kapının kulpuna dokunup kapıyı açtığımda beni yoğun bir kan kokusu karşıladı.

 

Sonraki gördüklerim ise korkunçtu.

 

 

 

💫

 

 

 

 

 

Neredeyse akşam olmuştu. Hava biraz soğumuştu. Salver'ın bedeni beni ürpertiyordu. Üzerimdeki tuhaflığı eminim ki farketmişti. Ona karşı saatlerdir mesafeliydim. Kaçmak için fırsat arıyordum ama beni bir an bile yalnız bırakmıyordu. Sanki kaçmak istediğimi anlamış gibi özellikle yanımdan ayrılmıyordu.

 

Şömineye ateş atarken onu izledim. Odunları tek tek kucağına alıp yanan küllerin üzerine diziyordu. Geniş sırtı bana çekici gelmiyordu. Aksine büyük bedeninden ürper olmuştum. Ona karşı hiç şansım yoktu. Odunları dizerken onu izlediğimi görmüyordu. Saçları sabahki gibiydi.

 

O bir katil miydi? Yoksa korkunç bir vampir miydi?

 

O odaya girince günler önce kaybolan bir muhafızın üniformasını görmüştüm. Muhafızı tanımasam bile bizden biri olduğunu biliyordum. Bedeni yoktu ama kanları her yerdeydi. Onu Salver öldürmüştü. O öldürmemiş olsa bile burada ne işi vardı o zaman? Vampir olduğundan şüphelenirken bir anda bunları görmem?

 

"İyi olduğuna emin misin Veronica?" Salver'ın bir anda sorduğu soru karşısında yutkundum. "Altıncı soruşun Salver." Salver odunları dizmeyi bitirip ayağa kalktı. Ateşin başında dura dura terlemişti. Alnındaki küçük damlalar boynundan süzüldü. "Doğru cevabı alana kadar da soracağım." Bir anda karnım guruldadı. Üstelik bunu sadece ben duymamıştım. Salver kısa bir an karnıma baktı. "Sanırım birilerini doyurmam gerekli." Aklıma gelen plan ile kıkırdadım. Ellerimi koltuğa koyup başımı eğdim. Masum bakışlarımı ona yönelttim. "Aslında biraz mantar akşam yemeği için fena olmazdı." Şatoda daha mantar yoktu. Hepsini bana verdiğini söylemişti. O mantar toplarken şominenin yanındaki camdan kaçabilirdim. Yukarıya doğru sürgülüydü.

 

Salver dediklerim karşısında başını salladı. "Sabah yediklerin güzel geldi sanırım." Koltuğun üzerine bıraktığı pelerinini ellerinin arasına alınca gideceğini anladım. Onu başımdan savdığımı anlamasın diye masumluğuma devam ettim. "Bende seninle gelebilir miyim?" Elbette gelmemi istemeyecekti. Yaram daha tazeyken ormanda gezmemi istemezdi. Salver'ı sadece bir gündür tanıyordum. Buna rağmen beni dışarı çıkarmayacağına emindim. Böylece kaçacağımdan şüphelenmeyecekti.

 

"Dikişler daha derine bile karışmadı Veronica. Soğuk havada mahvolursun." Gururla ona teşekkür edecektim az daha. Salver pelerinini giyip şatodan ayrılınca hemen ayağa kalktım. Şöminenin yanındaki kutuda uyuklayan Tharagon başını kaldırıp bana baktı. Son kez eğilip başını okşadım. "Hoşçakal Tharagon." Tharagon başını parmağıma sürtüp geri çekildi. Bende ayağa kalkıp koltuğun üzerindeki pelerini aldım. Üzerime geçirdim. Her yeri yırtık pırtık olmuştu. Pelerinin kapüşonunu da giyip okları belime taktım. Kılıcı yanıma almayacaktım. Beni epey yavaşlatıyordu. Üstelik kullanmayı bile pek beceremiyordum.

 

Sırtıma yayı geçirip üzerimi düzelttim. Yarama dikkat etmem gerekiyordu. En azından eve gidene kadar kan kaybetmemeye özen göstermeliydim. Elimdeki yara iyileşmeye başlamıştı. Acısı zaman geçtikçe azalıyordu fakat karnımdaki yara en ufak harekette açılacak gibi hissettiriyordu.

 

Salver ile kapıda karşılaşabilirdim. Bu yüzden sürgülü camı yukarı kaldırdım. Camı tutmaya devam ederken dizimi camdan sarkıttım. Zemin katta olduğum için yaralanmadan çıkabilirdim.

 

Diğer dizimi de sarkıtınca kendimi tamamen dışarıya bıraktım. Bacağımdaki deriyi süzen dikenlere küfür ederek onların arasından çıktım. Eteklerime batan dikenleri silkeledim. Hissettiğim acıyla karnımı tutarak ormanda yürümeye başladım. Yön algılarım iyi sayılırdı. Bu yüzden kalenin arka tarafından dolanıp nereye gittiğimi bilmez bir şekilde yürümeye başladım.

 

Salver'ın nerede olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Karanlıkta öylece yürüyordum. Neyseki dolunay yine çıkmıştı. Bu yüzden önümü görebiliyordum. Yerdeki küçük renkli bitkiler bana yol gösteriyordu. O bitkilerin olduğu bölgeyi hatırlıyordum. Silverwood'a giden yolun kenarında bir patika vardı. Patikanın bitişinde ise buradaki renkli çiçekler vardı. Eğer renkli çiçekleri takip edersem patikaya ulaşabilirdim.

 

Renkli çiçekleri takip ettiğim sırada ileriden adım sesleri duydum. Duymamla beraber durakladım. Etrafımı izledim. Ağaçlar tek tek dizilmişti. Renkli çiçekler sayesinde ağaçları seçebiliyordum. Hatta etrafta koşan tavşanları da görmüştüm.

 

Gözlerim etrafta gezinirken bir elim yayıma kaydı. Gözlerim ağaçların arasındaki siluette durunca nefes almayı unuttum. Oldukça büyük bir cüsse orada durmuştu. Varlığımı hissetmiş olmalıydı ki o da durmuştu. Devasa gözüküyordu. Salver olabilir miydi?

 

Hafifçe geri adım attım.

 

Yerdeki yapraklar konumumu bağırarak söylerken adam bana doğru döndü. Beni görmüştü. Ama benden epey uzaktı.

 

"Veronica?" Tanıdık ses ile arkamı dönüp koşmaya başladım. Karnımda hissettiğim acı umrumda değildi. Sadece arkama bakmadan koşuyordum. Eteğim takılmasın diye kumaşı avcuma alıp sıkıştırdım. Bileklerim yerdeki dikenlere batarken hissettiğim acıyı inlemelerimle bastırdım.

 

Salver'ın peşimden geldiğine emindim.

 

Adım seslerini uzakta işitmiştim. Normalde bana kolaylıkla yaklaşabilirdi ama neden yavaşça geliyordu?

 

Koşmayı hiç bırakmadım. Karnımdaki acı bir anda ikiye katlanınca sertçe inleyerek durdum. Salver'ın bana yaklaştığını hissettim. "Veronica.." Bana seslenirken durdu. "Benden kaçıyor musun?" Derin nefes alarak sırtımdaki yayı aldım. Hızla bir ok geçirip karanlıkta Salver'ı aradım. Yavaş adımlarla bana doğru yurüyordu. Nişan alıp tamda kalbinin üzerinde durdum.

 

"Dur!" Hissettiğim acı sayesinde iki büklüm oldum. Nişan almayı bırakmadan Salver'a baktım. Söylediğim gibi duraklamıştı. O bir vampirdi. Yada bir seri katil. Orada gördüklerim... onların bir açıklaması olamazdı.

 

"Lütfen yaklaşma!" diye bağırdım. Nefes nefese kalmıştım. Soğuk hava tenime çarparken Salver'ın bedenine baktım. Yüzü gözükmüyordu. Pelerininin kumaşı rüzgarla birlikte sallanıyordu. Belindeki kılıcı buradan gözüküyordu. Uzun boyu etrafa korkutucu bir hava salarken o anki yüz ifadesini merak ettim.

 

Öne doğru adım atınca oku attım. Saniyeler içinde ok onun bedenine saplandı. Nereye saplandığı hakkında bir fikrim yoktu ama benim hedefim kalbineydi.

 

Ve nişan aldığımda asla ıskalamazdım.

 

 

_________________________________________________

 

 

 

Selamm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı????

 

Taşınma işlerinden dolayı biraz geciktirdim çok sorryyyy

 

Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💫

Bölüm : 06.08.2025 23:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...