
Ormandaki Avcı'nın on üçüncü bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 🤍
"Kalbim senin adını anınca bile şiir kokuyor."
_________________________________________________
Kapıyı açacaktım ki Salver benden önce davrandı. Endişeli bakışlarını üzerimde gezdirdi. "Neler oluyor?" Salver'ın beni cevaplayacağı sırada birinin kapıya vurduğunu işittim.
"Burada kal Veronica." Benim birşey dememe fırsat vermeden kapıyı kapattı. Ellerimi dudaklarımın üzerine kapatıp ses çıkarmamak için direndim. Boğazıma dizilen hıçkırıkların ne haddi vardı ne de hesabı. Ya muhafızlar geldiyse? Ya bizim burada durduğumuzu öğrendilerse? Beni o saraya geri götürürlerse?
Derin nefes alıp olduğum yere çöktüm. Başım öyle çok ihtimallerle dolmuştu ki yaşadıklarımı sığdırdığım kafam, bedenime ağır geliyordu. Dışarıdan gelen sesler boğuk bir inilti gibiydi. Duyduğum tek ses soğuk gecede kendi kanının içinde çığlık atan Veronica'ydı. Çünkü muhafızlar bana o anları hatırlatıyordu.
Salver'ın kapıyı açtığını duydum. Sallanan demirlerin sesi beni ürküttü çünkü bileklerime daha önce bağlanmış zincirlerin sesiyle aynıydı. Yabancı bir adam boğazını temizledi. Birşey diyecek olmalıydı ki Salver onun sözünü kesti. "Norlacss Muhafızları." Neredeyse çığlık atacaktım. Lanet herifler bizi bulmuş olmalıydı. Elim hızla belimdeki hançere gitti ama hançerimi bulamayınca daha da panikledim. Salver gecikmeden cümlesine devam etti.
Ya içeri girmek isterlerse? Salver'a zarar verme ihtimalleri bile aklımdan geçmişti. Hayır o saraya geri dönmeyi istemiyordum. Justin'in ismini dahi duymak istemiyordum. Titreyen bedenimi durdurup hayatıma devam etmek istiyordum. Kulaklarımda yankılanan çığlıklarımı unutmak istiyordum.
Belki duymam diye kulaklarımı ellerimle kapattım. Lanet olası günlerimi unutup bu muhafızların gitmesini diledim. Ağzımdan kaçan küçük bir hıçkırık bile beni korkutur olmuştu.
"Prensi rahatsız edecek hükmü size kim verdi?" Salver'ın tehditkar sesi yetmiş olmalı ki muhafızlardan biri konuştu. "Affedersiniz efendim." Salver daha fazla birşey demesine fırsat vermeden kapıyı sertçe kapattı. Öyle sert kapatmıştı ki ahşap duvarların neredeyse sallandığını gördüm.
Onun simsiyah botlarının zemine çarpmasından bana doğru geldiğini anladım. Kapının kulpu çevrilince ellerimi kulaklarımdan çekip bakışlarımı bana bakan Salver'a çevirdim. Kaşlarını çatıp bana yaklaştı. Tam karşımda durup üzerime eğilirken dudaklarının arasından sessiz bir şekilde adım geçti. Islak yanaklarımdan utandım. Bakışlarımı dizlerime indirdim. Bu halde ona görünmek istemiyordum çünkü bu utanç vericiydi.
Tam önümde durup bir dizini yere koydu. Belinden gelen hançerlerin sesi titrememe neden oluyordu.
Çenemde parmağını hissetmemle ona bakmamı sağlaması bir oldu. Öyle çok nazikti ki dokunuşları, bakışına sağlam bir zıtlık katıyordu. Dudaklarımı kemirmeye başladım. Şuan sadece saatlerce tek başıma kalmak istiyordum. "Veronica..." diye fısıldadı bir kez daha.
"Seni korkuttular mı?" Koridorda yürüyen muhafızların beni bulması ihtimali elbette korkutuyordu. Ama bunu ona söyleyebilir miydim bilemiyordum. O saraydakileri kimseye anlatacağımı sanmıyordum. Bahsettiğim anda dilimin acıdan yanacağını sanıyordum. Alnına düşen saçlarını sıyırma dürtüsü beni benden aldı. "Sadece..." Sertçe yutkundum. "Tekrar o saraya dönme düşüncesi...." Başımı başka bir yere çevirmemle beraber parmağını geri çekti. Dudağımın yakınındaki yaraya dokundu. Ani dokunuşu sayesinde ona geri döndüm. Öyle bir bakıyordu ki gözlerindeki kan isteği beni ürpertiyordu.
"Buna izin vermeyeceğim Veronica." Boynunun hemen altında başlayan kurumuş kan izlerini temizlemek istedim çünkü kan ona yakışmıyordu. "Seni koruyacağıma yemin ettim Veronica." Beni bu kadar korumasının nedeni neydi bilemiyordum ama artık kimse bana güven veremiyordu. Sadece tek güvendiğim kişi annemdi ve o yanımda yokken asla güvende değildim. Salver benim kanım için yanıp tutuşan bir vampirdi. Bu gerçeği kendime unutturmamam gerekiyordu. Ama beni öyle çok etkiliyordu ki neredeyse bileklerimi açıp kanımı almasını isteyecektim ondan.
"Bana karşı bu kadar düşünceli olmamalısın Salver." Salver sinirle dudaklarını yana kıvırdı. "Biz bunları konuşmuştuk Veronica." Sesi komiklikten epey uzaktı. Parmaklarımı stresle birbirine geçirdim. Onu onaylamayan bir mırıltı çıkardım. "Yine de.... bu yanlış değil mi Salver? Seni iki kere ölüme sürükledim." Salver'ın güldüğünü işitmek korkutucuydu. Kötü adam kahkahası bu olabilirdi. "Üçüncüsünde ölmeye razıyım Veronica." Oflayarak başımı geriye yasladım. "Yine de....." Cümlemi tamamlayamadım çünkü ne diyeceğimi gerçekten bilemiyordum.
Gerçekten şuan saçmalıyordum.
Ellerimi sinirle yüzüme kapatıp gözpınarlarımdaki yaşları serbest bıraktım. Şuanda tam olarak ne yaptığımı bile idrak edemiyordum. Kafam öyle çok doluydu ki sanki birileri alnıma çiviler saplıyordu.
Salver iki elimi de esir alıp yüzümden çekmeye çalışınca ona direndim ama gücü hafife alınmayacak gibiydi. Ellerimi çekmesi onun için kolay olmuştu. Onun avuçiçlerindeki ellerimin ısındığını hissettim. Tıpkı boyum kadar karın yağdığı akşamlarda annemin elimi tutarak ısıtması gibi hissettiriyordu. Dudaklarımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. "Veronica..." Tuhaf gelebilirdi ama Salver'ın ufak bir fısıltısı beni sakinleştiriyordu.
Ona buğulu gözlerimle baktım. "Tekrardan o saraya dönmene izin vermeyeceğim." Onun buz gibi avucunda ellerim nasıl bir anda ısınabilmişti? Yoksa ben mi öyle hissediyordum?
Yutkunduğumda boğazım acıdı. "Ama Justin..." Onun adını anmamla beraber susmam bir oldu. Justin'in adını duyan Salver da sinirle gerildi. "En başından evden kaçmamam gerekiyordu. Herşey benim hatam." Salver'ın şuanda yaralı olması da benim hatamdı. Yada Salver'ın şuanda bir sığıntı gibi yaşaması da benim hatamdı. Annemin benim için gizlenmesi benim suçumdu.
Salver başını iki yana salladı. "Hiçbir şey senin yüzünden olmadı Veronica. Sen sadece en büyük hayalini gerçekleştirmek istedin." Ellerimi serbest bıraktı. Kolunu dizine dayayıp beni izlemeye devam etti. "Aptal bir hayal yüzünden herşeyi mahvettim Salver." Salver cesaret vermek istercesine gülümseyince içim ısındı. "Aptal bir hayal diyerek geçiştirdiğin şeyler olmasaydı evrene aşık bir kadın olamazdın." Bu beni güldürdü çünkü bahsettiği örnek cidden komik gelmişti. "Evrene aşık bir kadın mı?" Gülmeme sevinen Salver başını salladı. Bir anda salya sümük ağlayan beni eğlendiren Salver, kendine hayran bırakabiliyordu.
"Tanrının eseri olan küçük bir çiçeğe kendi canından çok değer veriyorsun. Bu seni evrene aşık yapmaz mı Veronica?" Gülmeye devam ederek saçlarımı geriye ittirdim. Bu sırada Salver pantalonunun cebine uzandı. "Ama bazı çiçekler hayat kurtarıcıdır Salver!" Salver elini bana uzatıp konuştu. "Peki bu ne işe yarıyor da kendini vampirlerle dolu ormana attın?" Avucunun içinde duran süsen çiçeğini görünce neredeyse çığlık atacaktım. Saraya döndüğümde pelerinimin cebinde kalmışti. Ancak pelerinimi hiçbir zaman geri alamamıştım.
Çiçeğe birkaç defa daha baktım çünkü gerçekten inanamıyordum. "Salver..." Gözlerimi heyecanla açtığımda kendimi tutamayıp bir anda Salver'ın bedenine sarılmamla beraber ikimiz de şok içinde donakaldık.
Salver'ın kaskatı kesildiğini hissettim. Ellerini nereye koyacağını bilemeden hareket ettirdi. Göğsünden yükselen kan kokusu beni ne yaptığımın farkına vardırdı. Hızla ondan geri çekildim. İçimden kendime söverek ona baktım. Salver'ın yüzüne bakmaya utanırken kulaklarının kıpkırmızı olduğunu gördüm. Elindeki süsen çiçeğini alıp stresle avucumda tuttum.
"Şey.." Boğazımı temizledim. "Affedersin..Ben bir anlık heyecanla...." Karnımın guruldamasıyla birlikte ikimizin de dikkati az önceki utanç verici olaydan uzaklaştı. Salver ayağa kalkarak gülümsedi. "Sanırım birileri acıktı." Bende onunla beraber kalktım. Başımı kaldırıp onunla göz göze gelmekten kaçındım. "Pek değil." Salver hafifçe gülerek lavabodan çıktı. Utanmam onu eğlendirmiş olmalıydı. Yalnız kalır kalmaz hemen arkamdaki aynaya dönüp kendime baktım. Dudağımın kenarındaki yara kabuk tutmuştu. Yanaklarım öyle çok kızarmıştı ki taze bir elmadan farksızdı. Eğilip avuçlarımdaki süsen çiçeğine baktım. Yaprakları yavaş yavaş solmaya başlamıştı çünkü kışın yaklaşmasıyla azalırlardı.
Elbisemin çok küçük bir cebi vardı. Tekrar kaybetmemeyi umarak çiçeği cebime koydum. Artık çiçek koleksiyonumun belki de bir önemi yoktu. Yine de ufak bir parçası bile beni mutlu etmeye yetmişti.
Salver'ın yanına döndüğümde koltukta otururken buldum. Önüne bir sehpa yerleştirilmişti. Sehpanın üzerinde o kadar çok yiyecek vardı ki sanki birkaç kişi oturup yiyecektik. Çeşit çeşit taslarla donatılmış olması beni korkutuyordu çünkü hepsini bitirmek demek gece yarısına kadar kusmak demekti. Kaşlarımı çattım. "Bu kadar yemeği umarım bitirebilirsin." Onun karşısındaki pufa oturdum. Ben lavabodayken getirmiş olmalıydı.
Eteğimin uçlarını düzeltip önümdeki yemişlerden birini alıp ağzıma attım. Yemişler o kadar çok taze ve güzeldi ki hayatımın en güzel yemişini tam da şuan yemiştim. Dayanamayıp bir tane attım. Çok aç olmamama rağmen o kadar çok mest etmişlerdi ki ağzımdaki bitmeden bir yenisini alıyordum.
Salver'ın varlığını uzun bir süre unutmuş olduğumu farkettim. Duraklayıp ona baktığımda sadece bardağındakini içtiğini gördüm. Cidden bu kadar yemeğin arasından içkiyi mi seçmişti?
Onu umursamayıp bir yemiş daha aldım. O kadar çok güzellerdi ki güneş doğana kadar yemeye devam edebilirdim.
"Beğenmiş olmalısın." Salver'a geri dönüp heyecanla başımı salladım. "Bence sende yemelisin." Salver, yemişlere iğrenmiş bir ifadeyle baktı. "Fazla ekşi." Kaşlarımı çatıp elindeki bardağı işaret ettim. İçkileri fazla bilmezdim. Daha önce annemin elinde görmüştüm ama annem genelde tavernaya götürmek için getirirdi ve beni hep uzak tutardı. Sadece fazla ekşi veya acı olduğunu duymuştum. "O da ekşi değil mi?" Salver bardaktan bir yudum alıp beni cevaplayacakken merakla masanın üzerindeki şişeye baktım. "Bende içebilir miyim?" Annem beni uzak tutsa bile hep merak etmiştim.
Salver sanki ona küfür etmişim gibi baktı. Bardağı yerine koyup masaya eğildi. "Sana içki içirecek kadar umursamaz değilim." Kaşlarım daha da çatıldı. Ne demek istiyordu ki?
"Sadece bir bardak Salver!" dedim yarı alaylı sesimle. Başını iki yana salladı. "Veronica bünyen zayıfken yemiş gibi şeyler yemelisin." Tekrar bardağına uzanmıştı ki ona attığım bakışla beraber durakladı. Dudakları hınzırca yana kıvrıldı. "Üçüncüsünde ölmeye razıyım demiştim tatlım, deneyebilirsin." Kurduğu cümle ile bir anda kahkaha attım. Ona gerçekten de öldürücü bir bakış atmıştım ve ifadesi öyle çok güzeldi ki hoşuna gitmiş olması beni sevindirdi.
İlk defa birinin yanında ufak bir cümleye bile gülebilir olmak aslında beni sevindiriyordu çünkü kahkaha atmayı özlemiştim. Annemleyken genelde yalnız kaldığım için böceklere falan gülerdim. Sarayda ise kahkaha atmak nedir unutmuştum. Fakat şimdi sadece Salver'a bakmak bile dudaklarımı hazır hale getiriyordu. Bunu Salver'ın yaptırması kalbimin heyecanla atmasına sebep olmuştu.
"O zaman sende bir tane yemiş ye." Başımı eğip tatlı tatlı baktım. "Bende ısrar etmem." Salver hafifçe gülüp elini kaldırdı. Önümdeki yemişlere uzanınca bu kadar çabuk teslim olması hoşuma gitmişti. Eli o kadar çok büyüktü ki benim elimin neredeyse iki katı olacaktı. Yemişlerden bir tane alıp ağzına attı. Tepkisini heyecanla izledim. Vampirler ciddi anlamda ekşi meyvelerden iğrenirdi.
Salver yemişi çiğnediği sırada bir anda yüzünü buruşturunca tekrardan gülmeye başladım. O kadar çok komik olmuştu ki bu anı hayatımın sonuna kadar aklımda tutabilirdim. Salver daha fazla dayanamayıp önündeki bardağı alıp bütün içkiyi kafasına dikti. Arkamdaki yatağa yaslanıp gülmeye devam ettim. Salver ise sadece ara sıra yüzünü buruşturur olmuştu.
"Bence arada ekşi meyveler yemelisin." Onun iğrenerek baktığı yemişleri rahatça yedim. Salver arkasına yaslanıp tek kaşını kaldırdı. "Seni başka şekilde de güldürebilirim tatlım." Hafifçe yüzünü buruşturdu. "Ama ekşi meyve pek olmaz." Sesindeki alay tınısı beni neşelendirdi. Gülmeye devam ettim.
Yemek boyunca Salver ile güldük çünkü ikimize de bir noktadan sonra herşey komik gelmeye başlamıştı. Salver ile birkaç dakika sohbet etmek bile huzur vericiydi.
Sanki beni büyüsüyle etkisi altına almıştı da onun etkisiyle hareket ediyordum. Dudaklarından çıkan ufak bir kelime bile beni heyecanlandırıyordu , neşelendiriyordu. Onunla geçirdiğim zamanın fazla hızlı geçtiğini anlamak ise beni duraklatmıştı. Salver'a bu kadar çok alışmamam gerekiyordu. Annemi bulana kadar bana yardım edecekti sadece. Gerisinde ise hiç tanışmamışız gibi ikimiz de farklı yollara dağılacaktık. Belki ileride ikimiz de bambaşka dünyalardan yaşayacaktık ama içimdeki his ondan ayrılmak istemiyordu. Bir vampire böyle bir bağlılık duymak beni korkutuyordu.
Yıllardır vampirlere düşman olarak yaşadığımızın gerçeğini her seferinde unutuyordum ve unutmaya devam edersem geri dönüşü olmayacak şeylere adım atacağımı hissediyordum. Salver ne kadar bana yardım edip beni neşelendirse de bir vampirdi. Ne kadar çok bana karşı kibar olsa da günün sonunda her zaman olduğu gibi elleri elf kanına bulanmış vampire geri dönüşecekti çünkü bu bizim doğamızda vardı. Ben onun için bir nimettim. O benim için bir canavardı. Gerisi olamazdı çünkü hiçbir vampir acıktığında iradesiyle hareket edemezdi. Bu yüzden ne kadar rahat olsam da Salver'ın tek bir açlığı benim sonumu getirebilirdi.
Tanışmamız da kanım içindi. Salver kokumu alıp beni takip etmişti. Diğer avcılardan koruyup benim kanımı sahiplenmişti çünkü paylaşma gibi bir niyeti yoktu. Bir zamanlar deli gibi istediği kanım hala damarlarımda sıcacık akıyordu ama dokunamıyordu çünkü sebebini bende bilmiyordum. Masum olduğumu düşünüp bana zarar vermediğini sanmıştım ama vampirlerin geçmişine bakıldığında kan için küçük bir bebeği bile katlettiklerini okumuştum. Zamanında türümün neslini tüketen de onlardı.
Salver'ı asla anlamayacaktım çünkü elinin altında olan bir fırsatı geriye itip kendini tehlikeli bir yola atmıştı. Yıllardır hasretini çektiği kana kavuşmak yerine muhafızların didik didik aradığı kaçak bir elfi korumayı seçmişti. Sırf bu yüzden kendi kalesinden bile sürüklendiği olmuştu.
Peki bütün bunlara değecek miydi?
Ben annemin yanına geri döndüğümde, o kalesinde yine tek başına kaldığında aldığı yaralara değecek miydi? Yada ikimiz de eskisi gibi yaşayabilecek miydik?
Kafam öyle çok dolmuştu ki bir anda midemin bulandığını hissettim. Salver'a karşı olan duygularımın saniyeler geçtikçe değişmesi beni delirtiyordu. Sırf bu yüzden ona nefret besliyordum hemde onunla mutlu olabiliyordum.
Stresle saçlarımı kulağımın arkasına ittirdim.
Gece yarısı olmuştu. Salver ile yemek yedikten sonra sohbet etmiştik. Ara sıra komodinin içinde bulduğum kitapları karıştırıp zaman geçirmiştik. O kadar çok yemiş yemiştim ki karnım arada gurulduyordu ve bundan utanıyordum. Utandığımı farkeden Salver duymasına rağmen tepki vermemeyi seçti. Böyle yapması fazla iyiydi çünkü tepki verdiği anda kıpkırmızı olacağımın farkındaydım.
Salver lavabodan çıktığında ona baktım. Göğsündeki kan izlerini temizlemeye gitmişti. Saçlarını yine bağlamıştı ve fazla nefes kesici durması beni öfkelendirdi. Gözlerim artık ağrımaya başlamıştı. O kadar çok uykum vardı ki Salver lavabodayken biraz kestirmeyi düşünmüştüm ancak gözümü kapattığım anda dalıp gitme huyum sinir bozucuydu. Gece gece Salver'ı uğraştırmak istemiyordum.
"Şey... benim uykum geldi." Salver lavabonun kapısını kapattı. Yatakta öylece oturan bana baktı. Bakışları öyle çok değişikti ki çözmekte zorlanıyordum. Salver kısa bir an yutkunduktan sonra aramızdaki sessizliği bozdu. "Sen yatakta rahatça yatabilirsin. Ben yerde yatarım." Odada bir tane koltuk vardı ama koltuk Salver için fazla küçüktü. Salver'ın orada yatabilmesi için ikiye falan katlanması gerekiyordu.
Yerde yatmayı kabul etmesine sevinmiş sayılırdım çünkü yerde yatarken böcek gelmesinden biraz korkuyordum. "Eminsin değil mi?.... şey..yani..." Yine saçmalamaya başlayınca susmaya karar verdim çünkü devam edersem iyice saçmalayıp en son ona lavaboda falan yatmasını söyleyecektim!
"Eminim, yerde yatarım." Ardından hemen keyifle sırıttı. "Ama benimle yatmak istersen de geri çevirmem tatlım." Sıcaklık yanaklarıma öyle bir akın etti ki utançla elim hızla yanımdaki yastıklardan birini buldu. Kumaşını sertçe kavrayıp Salver'ın kafasına firlattım. "Al!" Salver son anda yastığı havada kaptı. Gülerek yere koyarken kaşlarımı çatıp ona baktım. "Yastığını." Uzanıp yorganı kavradım.
"Yorgan bende kalsın." dedim sert sesimle. Pislik herif beni bir anda öyle bir utandırmıştı ki hem gülmek istemiştim hemde yataktan fırlayıp onu pataklamak istemiştim.
Ona neredeyse bağırmam fazla hoşuna gitmiş olmalı ki sırıtmasını bozmadan yastığını düzelmeye koyuldu. Bende ona ters bir bakış daha atıp yorganı üzerime geçirdim. Yorganı öyle bir çektim ki kafamın büyük bir kısmı yorganın altında kaldı. Bu iyi olmuştu çünkü hem utançla hemde heyecanla sırıtmamı görmeyecekti.
Lanet olası herif kalbimi öyle bir heyecanlandırmıştı ki elim sakinleşmem için göğsümü buldu. Bütün ayarlarım sanki şaşıp yok olmuş gibiydi. Derin nefes alıp gözlerimi kapatacaktım ki bir anda her yerin karanlık olmasıyla sıçradım.
Zifiri karanlıkta asla uyuyamazdım.
Yattığım yerde doğrulup yorganı sıkıca kavradım çünkü karanlık beni ciddi anlamda geriyordu. "Salver..." diye fısıldadım. Salver beni dinlediğini belirtecek şekilde hafif bir mırıltı çıkardı. "Mumlardan birini yakar mısın? Karanlıkta uyuyamam." Karanlıkta hiçbir şey göremiyordum ama Salver'ın birşeyler karıştırdığını duydum. Kısa süre içinde ufak bir ışık yanınca sevinçle yüzü biraz görünen Salver'a gülümseyip kafamı yastığa geri koydum.
Kalbimi sakinleştirmekle uğraşırken dalıp gittiğimi hissettim.
💫
Kulaklarıma ilişen müzik sesleriyle gözlerimi açmam bir oldu. Yatakta yatıyordum. Öyle çok rahattı ki gece boyunca aralıksız uyuyabilmiştim. Yattığım yerde doğrulmamla beraber perçemlerim hemen alnıma düştü. Örgümün büyük bir kısmı dağılmıştı.
Salver lavaboda olmalıydı çünkü kapı kapalıydı ve ona verdiğim yastık yanımdaydı. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp yırtılmış babetlerimi giydim. Dün öyle çok ıslanmıştı ki ancak şimdi giyebilir olmuştum.
Merakla cama yaklaştığımda gördüğüm şey ile gözlerim heyecanla açıldı. Sokakta sayamayacağım kadar çok kadın vardı. Hepsi rengarenk etekler giymişti. Etraflarında dönerek diğerlerinin arasında peri gibi süzülüyorlardı. O kadar çok güzellerdi ki onlarla beraber savrulan saçlarına bakmaktan kendimi alamadım. Fazla güzellerdi ve öyle çok kusursuz dönüyorlardı ki gözlerim heyecanla açıldı.
"Vay canına..." Daha iyi bakabilmek için camın önündeki perdeyi kenara çekip merakla hepsini izledim. Yüzleri birbirine çok benziyordu. Etrafa neşe saçıp yanından geçtiklerini adeta etkisi altına alıyorlardı. Onlardan çok fazla uzakta olmama rağmen ben bile etkilenecektim.
Kızların dönerek gittiği küçük bir pazar görmemle merakla gözlerim oraya döndü. Karşılıklı tezgahlar kurulmuştu. Tezgahlarda neler olduğunu göremesem de bazı yerlerden dumanlar çıktığını gördüm. Daha iyi bakabilmek için camı açtım. Serin hava üzerime gelirken umursamayıp kafamı uzatacaktım ki ensemden tutulması ile durdum.
Arkamda durup üzerime eğilmiş olan Salver'a döndüğümde güldüğünü gördüm. "İstersen seni oraya götürebilirim ama camdan sarkmana izin veremem." Camı geri kapatıp ona geri döndüm. "O kızları görmek istiyorum!" Heyecanla bir kez daha baktım. "Onların aslında gerçek olmadığını biliyor musun?" Kaşlarım çatıldı. "Onlar gerçek değil mi?"
Salver omzumu tutup beni yönlendirdi. Bana daha çok yaklaşıp göğsünü sırtıma dayadı. Parmağını kaldırıp karşı çatının üzerinde duran iki pelerinli kadını gösterdi. Ellerini yere doğrultmuşlardı. Dudakları hiç durmadan hareket ediyordu. Merakla onları izledim. Parmaklarının hareketleri aşağıdaki kızların hareketleriyle birebirdi. "Onlar baştan çıkarıcılar." Salver dönerek ilerleyen kızları gösterdi. "Genelde büyücü kökenli cadılar onları ortaya çıkarır. Cadılar eskiden savaşlarda kaybedeceklerini düşündüklerinde o kızları getirip karşı askerleri oyalardı." Dönen eteklerinin sanki sudaymış gibi süzülmeleri tuhaf gelmişti.
"Güzellikleriyle ordudaki birçok askeri kandırıp cadıların öne geçmesini sağlıyorlar. İradesine sahip çıkan askerleri bile etkiledikleri söyleniyordu." Demek ki bu yüzden cadılar iyi bir ordu düzenine sahip olmamalarına rağmen dünyada adlarını duyurabilmişlerdi. Merakla Salver'a döndüğümde neredeyse burun burunaydık. "Peki neden buradalar?" Salver elini camın kenarına dayadı. Ben ise dans eden kızların olduğu tarafa geri döndüm. "Bulunduğumuz sokak barlarla dolu Veronica. Özellikle de erkekleri konaklamaya, içki içmeye çekmek için günün her saati fahişelere rastlayabilirsin." Parmağı kızları gösterdi. "Onlar ise fahişelere yardım eden bir illüzyon sadece." Salver neden buradaki fahişelerin neler yaptığını bu kadar iyi biliyordu?
"Başka yolumuz olsaydı seni buraya asla getirmezdim." Anlık gelen sinirle dirseğimi geri çekip hedef aldığım gibi onun karnına geçtim. Hazırlıksız yakalanan Salver küçük bir inlemeyle geri çekildi. Hemen ona dönüp masumca gözlerimi kırptım. "Affedersin." Salver başını yana eğip gülümserken onu aşıp yatağımın kenarındaki sürahiye yürüdüm.
Bardağa doldurduğum soğuk su biraz fazla soğuk gelse de içebildim. "Daha önce slumların tatlılarından denemiş miydin?" Tatlı demesiyle birlikte gözlerim kocaman açıldı. Hem regl dönemim yakındı hemde özellikle çikolatalı olan her tatlıyı yiyebilirdim. Heyecanla ona döndüm. Ona sinir olmuştum ama şuan tatlı daha güzeldi.
"Hayır. Slumlar tatlılarıyla meşhurdu değil mi?" Salver başını sallayıp ellerini arkasında bağladı. Hafif adımlarla odanın içinde yürüdü. "Öyleyse onları denemek isteyeceğini varsayıyorum tatlım."
Sanırım bugün beni üzen hiçbir şey olamayacaktı.
💫
İlahi Bakış Açısı
Birkaç Hafta Sonrası
Tahtın kenarlarına bir kere daha yumruklarını indirdi Justin. Beyaz saçlı kadın onu öyle çok etkilemişti ki bir an bile aklından çıkaramıyordu.
Veronica ondan çalınmıştı ve bunun bedeli ağır olacaktı.
Son olaylardan sonra Kral Luis ağır bir hastalığa yenik düşmüştü. Babası iyileşene kadar da olsa şuanda tahtın sahibi Justin'di. Krallığın bütün geleceği tahtın başındaki Justin'e bağlıydı.
Asterra'ya kadar muhafız yollamasına rağmen günlerdir Veronica'ya ulaşamamıştı. Bu zamana kadar alabildiği tek haber Veronica'ya benzeyen bir kadının slumların köyünde görülmüş olmasıydı. Üstelik yanında bir adam vardı. İkisinin kim olduğu belirtilmese bile kadın Veronica olabilirdi. Veronica'nın bir başka adamla birlikte olması onu delirtiyordu.
Bu elbtette Justin'in sinirlerini daha da tetikledi. Veronica'yı bulduğu an ecel için yalvaracağı andı çünkü iyi bir cezayı hakettiğini düşünüyordu Justin.
Bu yüzden neredeyse bütün orduyu gönderecekti ama yine de Veronica'yı saraya geri getirmenin bir yolunu bulacaktı çünkü Veronica hem kutsal bir kuldu hemde Justin'in delicesine arzuladığı bir kadındı. Justin öyle çok takmıştı ki sırf Veronica'yı saraya geri getirip ona acı çektirmek için koca bir krallığı bile umursamayabilirdi.
Ama Justin'in bilmediği bir nokta vardı. Veronica'nın saf güzelliğinden tek etkilenen Justin değildi.
Üstelik Veronica şuanda Prens Salver ile beraberdi ve ikisinin yakalanması neredeyse imkansızdı. Salver yeryüzünü avucunun içi gibi bilirdi. Konu Veronica'yı korumak olunca yerin dibine bile girer, yeryüzünü inletirdi. Salver'ın savaşlardaki gücünü ve zekasını neredeyse bütün dünya bilirdi. Yıllardır krallıklara zulmeden Silverwood, iki kardeşle beraber neredeyse imparator derecesine gelecek güce sahipti. Veronica bu krallığın korumasında sayılabilirdi çünkü Salver onun yanındaydı.
Taht odasının kapısı bir anda sertçe açılınca Justin ağır ağır başını kaldırdı. Abisi James sinirle odaya daldığında belindeki hançerler birbine sürtündü. "James." diyerek abisine dikkatini verdi. James öfkeli bir şekilde Justin'in karşısında durdu. Selamlama zahmetine bile girmedi.
James kardeşinin tahtta öylece oturmasından nefret ediyordu. Kendisinden yaşça büyük olmasına rağmen onu buraya kendi oturtturmuştu. Küçüklüğünden beri gelen bu ayrımcılık onu elbette yoruyordu ancak yapabileceği birşey yoktu ve bu şekilde hayatına devam etmek zorundaydı. Kabullenmek, onun yürüyebileceği tek yoldu.
"Festivalde isyan çıkarmışlar." James'in sözleriyle beraber Justin sinirle gerildi. Genelde isyanlarla abisinin ilgilenmesi gerekiyordu. Zaten günlerdir Veronica derdinde olan Justin, aptal bir isyan için istifini bozamazdı. "Bununla sen ilgilenmelisin değil mi Prens James?" James başını iki yana salladı. "Gloria ile ilgilenmeliyim." Gloria saraya daha yeni getirilmişti. Yaptıklarının bedelini ödetmeden onu rahat bırakmaya niyeti yoktu.
James taht odasının kapısını açık bırakmıştı ve içerideki bütün sesler olduğu gibi koridorda yankılanıyordu.
Elbette bütün herşeyi duyan adam sırıtarak onları dinledi. İki küçük herif kendince fazla plan yapıyorlardı. Taht odasının kapısına dayanıp elmasından bir ısırık daha alıp yere attı. Bu saraya verebileceği tek şey ufak bir çöptü.
James ve Justin isyan hakkında konuşmaya başladıklarında adam muhabbetlerinden sıkılıp ofladı. Buraya geliş amacı başkaydı. Ellerini cebine daldırdı. Her zamanki gibi ona ait olanı almaya gelmişti. O lanet heriflerin muhabbetlerini dinlemeye gelmemişti. James olacak piçi kendi elleriyle öldüreceği günü hayal etti. James'in yavaş yavaş ölürken nasıl acıdan kıvrandığını hayal etti. Küçük kardeşinin ise onun ölümünü sadece izlemekle kalmasını hayal etti. Ama şimdi değildi. James'i öldürmenin zamanı değildi çünkü öncelikle kendi canından bile çok sevdiği kadını güvenceye almalıydı.
Sarayın sessiz koridorunda elleri cebinde yürümeye başladı. Bunu birkaç kere yapmıştı. Artık öyle çok alışmıştı bunu yapmaya yakında sarayda kalabilecekti. Üzerindeki saray üniforması sayesinde kimse ondan şüphelenmiyordu. Zaten son zamanlarda saray öyle çok karışıktı kimse kimseyi takmıyordu.
Saray üniforması cidden kötüydü. Mavi renklerin eklenmesi daha da iğrençleştirmişti. Bu üniformanın içinde yakışıklı olup olmadığını düşündü çünkü birazdan kavuşacağı hanımefendiye en iyi şekilde görünmeyi tercih ediyordu. Kadının gülüşünü aklına getirdiği anda adımları hızlandı çünkü onu çok özlemişti.
Karanlık odalardan birine dalıp gizli geçitlere yaklaşacaktı ki bir anda onun boğazına dayanan hançer ile durakladı. Arkasındaki kadının hoş kokusunu alması onu rahatlattı. Kadın diğeri elini onun boynuna koyup kulağına yaklaştı. Nefesinin sıcaklığı adamın heyecandan neredeyse bayılmasına neden olacaktı.
"Vampirlerin sarayda dolaşması illegal değil midir bayım?" Kadının söyledikleri sırıtmasına sebep oldu. Onu durmadan öpen kadının boğazına bir anda hançer dayaması hoşuna gidiyordu. Onu bir kere daha aşık edebiliyordu. Sevdiği kadının hırçın davranması onun en çok hayran olduğu şeydi. Gerçi Gloria'nın sadece varlığı bile onu tatmin edebilirdi.
Teslim olmuş halde ellerini kaldırdı. "Bende seni özledim bebeğim." Gloria küçük bir kahkaha ile hançeri geri çekince adam ona döndü.
Beyaz saçlarını toplayan Gloria o kadar çok nefes kesici görünüyordu ki adam sertçe yutkundu. Gloria daha dün muhafızlar tarafından yakalanmıştı.
Adam derin nefes alarak ona yaklaştı. Tek bir gecede onu çok özlemişti. Gülerek Gloria'nın üzerine eğildi. Gloria onun öpücüğünden kaçmak isteyince adan homurdanarak belini kavradı. "Beni öldürmek isteyeceğini düşünmeye başladım." Gloria gülerek ona karşılık verdi. "Merak etme sevgilim. Bir süre daha bana lazımsın." Adam daha fazla dayanamayıp Gloria'nın boynunu kavradığı gibi kendini onun dudaklarında kaybetti. Gloria ona heyecanla karşılık verirken adam onu öyle bir sıkı tutuyordu ki sanki Gloria'nın bedenini kendine hapsedecekti.
Gloria nefes nefese geri çekildi. "Kardeşinin nerede olduğunu biliyor musun?" Adam bıkkınlıkla nefes verdi. "En son slumlarda bir kadınla görülmüş. Kardeşimin aşk hayatı beni pek ilgilendirmiyor." Gloria kurnazca gülümsedi. "Peki kardeşinin tıpkı abisi gibi olduğunu söylesem Matthew?"
Matthew kaşlarını çatınca Gloria uzanıp onun alnına düşen saçları geri itti. "Veronica..." diye başladı. Matthew, Veronica'nın kim olduğunu elbette biliyordu. Neredeyse tüm dünya Veronica'nın Norlacss'tan kaçtığını duymuştu.
"Çoğu kişi Veronica'nın slumlar köyünde bir adamla göründüğünü söylüyor." Taşlar anında yerine oturdu. Matthew bir anda başını geriye yatırıp kahkaha atmaya başladı. Salver'ı bu zamana kadar duygusuz bir odun olarak görmesine rağmen şuan bir elfle birlikte olma ihtimali onu güldürmüştü çünkü Salver'ın elfleri canlı bırakması anormaldi. Salver'ı zorbalamak için iyi bir fırsattı. Matthew, küçüklüğünden beri kardeşini zorbalamaya bayılırdı.
Eğlenen bir ifadeyle Gloria'nın saçından bir tutamı parmağına doladı. "Kendini gebertmediği sürece sorun görmüyorum." Gloria sinirle gözlerini devirdi. "Kardeşin şuan herkesin didik didik aradığı bir kadınla beraber olabilir ve sen cidden sadece bunu mu diyorsun? Veronica için endişeleniyorum." Matthew, Gloria'nın bu tavırlarına alışıktı. Çünkü Gloria genelde etrafa ateş saçmayı severdi.
"Merak etme bebeğim. Şerefsiz kardeşim centilmen ve korumacı bir adamdır." Gloria'nın ona öldürücü bir bakış atmasıyla birlikte Matthew kendini düzeltti. "Ve bende kadınının emirlerine sadık bir adamım." Sırıttı. "Ne zaman yola çıkıyoruz?"
<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><
Selammm yeni bölüm ile geldimm
Bölüm nasıldı???
Sonunda ilk aşkım sayılacak adamlardan birini kitaba dahil ettimmm
Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |