
Ormandaki Avcı'nın on dördüncü bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim💫
"Aşk diye birşey yoktu. Aşık olmak vardı."
_________________________________________________
Burnuma gelen hoş kokular öyle çok yoğundu ki neredeyse aklımı kaybedecektim. Salver'ın bana aldığı kekten sonra birkaç birsey daha yemiştim. Daha doğrusu Salver yemem konusunda epey ısrar etmişti. Herşey o kadar çok mükemmeldi ki şuanda yaptığım gibi tatlıları yerken gözlerimi kapatıp iştahla homurdandım.
Kendimi hiç olmadığım kadar mutlu hissediyordum. Buraya ait değildim. Yada yaptıklarım benim için doğru değildi. Annemi bulup kurtulmamız gerekiyordu. Yanımdaki vampirden tamamen uzak durmam gerekiyordu ama ben üşüdükçe ona sokulmaya devam ediyordum.
Defalarca kez onun varlığını düşünmekten kaçamamıştım. Her seferinde öyle bir çelişkiye düşüyordum ki Salver'ı hiçbir zaman birer vampir olarak görememiştim. Benim için sıcak kıyafetler isteyen, beğendiğim her tatlıyı yemem için ısrar eden veya yanımdan geçen herhangi bir adamdan rahatsız olmamam için kolunu aramıza koyan sanki bir vampir değildi de yanımda beliren koruyucu bir melek gibiydi. Bu yüzden lanet aklım sürekli çıkmaza sürükleniyordu. Bedenimi öfkeye öyle bir teslim ediyordu ki bazen göğsüne yumruğumu indirip onu terk etmek istiyordum.
Bana küçük kurabiyelerden alırken merakla onu izlemiştim. Gözleri sürekli etrafta geziyordu. Ara sıra kapüşonumu kontrol edip kapatmaya çalışması bana fazla sevimli gelmişti. Belindeki kılıçları fazla belli etmeden yoklaması bana güven veriyordu. Tek başına Norlacss'a başkaldıracak gibi duruyordu.
Salver yine uzanıp kapüşonumu kapatınca elimdeki çikolata dolu bardağa kaşığımı daldırdım. Çikolatanın içindeki küçük renkli şekerleri çiğneyince tırnaklarım farklı renklere bürünüyordu. Kaşıktan bir yudum daha aldım. Tırnaklarım mavileşince gülerek Salver'a döndüm. "Eğer bir elf olmasaydım kesinlikle buralarda yaşardım." Parmaklarımı heyecanla kıpırdattım. Salver hafif bir sırıtışla bana baktı. "Burası göründüğü kadar masum değil Veronica." Elini cebinden çıkarıp avucunu açınca saçıma taktığım tokamı gördüm. Kaşlarımı çattım. "Bunu küçük bir kız çocuğu çalacaktı. Neyseki saçına uzanırken görebildim." Kapüşonumun altındaki saçımdan toka çalmayı nasıl başarabilmişti? Üstelik o küçük bir kız çocuğuydu. Slumların hırsızlığı sevdiklerini duymuştum ancak bu kadarını da beklemiyordum.
İnanamayarak kapüşonumu açınca beyaz saçlarım serbest kalıp omuzlarıma döküldü. O küçük kız gerçekten de tokama uzanmıştı. Şaşkınlıkla Salver'a dönecektim ki arkadan gelen adam sesleriyle ikimiz de aynı anda o tarafa döndük. "Oradalar!"
Etraftaki slumlar duraklayıp bize odaklanınca gözlerim heyecanla açıldı. Tırnaklarımı yanımdaki Salver'ın koluna ne zaman batırmıştım onu bile unuttum.
Üzerlerine çeşitli rozetler takılmış iki muhafız bize doğru koşunca Salver anında kolumu kavrayıp koşmaya başladı. Bende ona ayak uydurdum. Elimdeki çikolata dolu bardak yere düşmüştü ama önemli değildi çünkü o lanet saraya geri dönmek istemiyordum. "Köyden çıkmadan önce onları atlatmalıyız." Salver beni kenara çekip slumların arasından geçirdi. Mecburen önümüzdeki herkesi itmek zorundaydık çünkü bize doğru gelen muhafızlar kimseyi affetmiyordu.
Salver beni daha da kenara çekip tezgahların yanından koşmaya başladı. Önümüzde duranları koluyla itip beni daha da öne çekiyordu. Zorlanmamak için eteğimi çekiştirip sıyırdım. Arkamı dönüp bize yaklaşan muhafızlara göz attım. Onlar da bizim gibi diğerlerini ittirip bize ulaşmaya çalışıyorlardı. Hatta biri öne atlamak için karamelli turta satan yaşlı bir adamın tezgahını devirip yoluna devam etmişti. Yaşlı adam arkalarından öfkeyle küfürler savurmuştu.
Muhafızlar bize git gide yaklaşırken omzum sıcak ekmekleri taşıyan bir kadına çarpınca kadının elindeki ekmekler yere düştü. Salver ile birlikte koşmaya devam ederken elimi kaldırıp kadına seslendim. "Affedersiniz!" Kadın öfkeyle bana dönecekti ki Salver ile çoktan uzaklaştık. Siyaha bürünmüş botlarım zemine öyle sert çarpıyordu ki yerdeki toprağı hissedecektim. Burnuma gelen tatlı kokularını bastırmak istedim çünkü o kadar çok lezzetliydi görünüyorlardı ki neredeyse duraklayıp birer tane alacaktım.
Dans eden birkaç kadın yanımızdan süzülerek geçerken Salver bir anda ara sokaklardan birine daldı. Kalabalığın arasından çıktığımızda daha da hızlanmıştık. Eteğimi öyle bir çekmiştim ki neredeyse dizlerime kadar sıyrılmıştı. Takılıp düşmekten korkuyordum.
Girdiğimiz sokak o kadar çok garipti ki şaşkınlık içinde etrafa baktım. Neredeyse gördüğüm her köşede birbirini parçalamak istercesine öpen kadınlarla adamları görmek kızarmama neden olmuştu. Neredeydik biz böyle?
Arkamı dönünce kalabalığın içinde ufak bir karışıklık olduğunu farkettim. Merakla bakmaya devam ediyordum ki Salver etrafı kolaçan edip omzumlarımı kavradı. "Bana ayak uydur." Ben daha nedenini sormadan beni hafifçe ittirip sırtımı ahşap bir kapıya dayayınca panikle elimi kapının kulpuna koydum. Sokaktan gelen adım sesleriyle birlikte Salver iki elini de yanlarıma sabitleyip üzerime eğilince kendimi resmen kapıyla soyutlayacaktım. Kafamı ahşaba dayadım, ona baktım. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" Pelerininin kumaşı beni tamamen gizliyordu ve dışarıdan az önceki çiftler gibi göründüğümüze emindim. Utanarak Salver'a bakışlar atarken Salver sırıtarak bana doğru daha da eğildi. Kokusuna burnuma değer burnu eşlik etti.
Donakalmış vaziyetteydim. Kapının kulpunu daha sıkı kavradım. Sol eliyle uzanıp pelerinimin kapüşonunu çekti. Bunu yaparken öyle çok nazik davranmıştı ki başımın üzerindeki ipek kumaşı hissetmesem bana dokunmadı sanacaktım. "Ne yapıyormuş gibi görünüyorum tatlım?" Dudaklarına yerleşen ufak sırıtış bana biraz da olsa güven verirken bir yandan da ürktüm çünkü gülüşü ürkütücüydü.
Sokağın başından gelen metallerin gıcırtısı bana muhafızları hatırlattı. "Onlar..." diye fısıldayarak Salver'ın pelerinin arasından sokağa göz atınca dikkatle etrafı tarayan iki muhafızı gördüm. Üstelik arkalarında biri daha vardı. Titreyerek Salver'a döndüğümde sakinleştirici bir şekilde konuştu. "Sana göz ucuyla bile dokunamayacaklar." Ses tonu inanmamı söylese de en son saraydaki hizmetçiyle olanlardan sonra kalbimin acıdığını hissettim. O sarayda geçirdiğim günleri unutmam gerekiyordu ama gözlerimi kapattığımda tek gördüğüm şey karanlıkta duvarları tırnaklayan Veronica'ydı.
Adamlar etrafa bakarlerken bize de bakınca nefesimi tutup gözlerimi kapattım. Dışarıdan gördükleri tek şeyin Salver'ın sırtı olduğuna emindim çünkü pelerininin kumaşı çok güzel kapatıyordu. Salver cesaret vermek istercesine omzuma küçük dokunuşlar bırakmıştı ancak arkasında üç tane Norlacss muhafızı varken bu pek de mümkün değildi.
"Karımı özledim. Neden bizde eğlenmiyoruz?" Bunu muhafızlardan biri demişti. "Eğlenmeyi kes ve o lanet olası kıçını kıpırdat Henry. Prens Justin'den kesin emir var." O şerefsizin adı geçince Salver sessiz bir küfür savurdu. Ona olan nefret sadece bende yoktu. Salver da ona fena halde öfke besliyordu.
"Dostum burada o kızı bulamayız. Şu piçlere baksana! Hayatlarını yaşıyorlar." Yanaklarımın kızardığını hissettim. Dudaklarım istemsizce aralandı. "Dışarıdan...." Daha fazla kelime kullanamadım çünkü utanıp sustum ancak Salver beni devam ettirmeye meraklıydı. "Yiyiştiğimizi düşünüyorlar." Bir anlık utançla boştaki elimi kaldırdım. Yüzümün yakınlarında durmuş olan Salver'ın yanağına attığım tokatla beraber ikimiz de donakaldık. Salver'ın hafif yana yatmış başı öylece dururken ellerimi ağzıma götürüp şoku atlatmaya çalıştım.
Muhafızlar yollarına öylece devam ederken sessiz olmaya çalıştım. "Ben.... affedersin.." Salver hayretler içinde olmasına rağmen başını eğdi. Kaşları kaldırmıştı. Bana öyle bir bakıyordu ki kıvrılan kalın dudakları karşısında öylece kalmış gibiydim. "Hak ettim mi?" Sesi içime işlemişti. Yine de hazırlıksız olduğum için ona sert tepki vermekte haklı olduğumu düşünüyordum. Bu yüzden başımı salladım. Sırıtışı genişledi. "Hak etmişim." Neredeyse onun bu tepkisine gülecektim çünkü bir anda fazla komik gelmişti.
Ben gülümseyerek Salver'a bakarken duyduğum kadın sesiyle sıçradım. "İkinizin kaderinde ilizyonlu bir kadın görüyorum. Bir vampirle elfin küçük belası gibi." Salver kumaşının altından kadına bakmamla beraber çığlığı basmam bir oldu. Kendimi öyle bir geri çekmiştim ki kapüşonum omuzlarıma yığıldı. Kadın beyaz saçlarını örten bol bir kapüşon takmıştı. Yüzü öyle çok korkunçtu ki yanaklarında beliren kemikler ve çenesinde sallanan küçük et parçaları iğrenç görünüyordu. Uzun siyah tırnaklarına dizilmiş iskambil kartlarının kendi etraflarında döndüğünü görmek daha da korkunçtu.
Kadın benim çığlığımla kahkaha attı. Salver ağzından sesli bir küfür kaçırınca muhafızların tarafına baktım. Kadın hala delirmiş gibi gülmeye devam ediyordu. Salver benim bileğimi kavrayıp kendine yaklaşırırken muhafızlardan biri parmağıyla beni işaret etti. Üçü de şok içinde bize bakıyordu. Hareketlenmeye elbette geç kalmayıp bize doğru yöneldiler.
Salver kılıcını kınından çıkarmıştı ancak onlarla ilgilenirken diğerleri toplanabilirdi. Bu yüzden elim önce arkamda duran kapının kulpuna gitti. Sonraki hamlem ise kapıyı açıp ne olduğunu umursamadan içeri dalıp Salver'ı içeriye çekmekti.
Elbette bunu yaptım çünkü başka bir seçeneğimiz yoktu. Salver'ın yaralanmasını göze alamazdım.
Salver'ın yakasına sertçe asılıp kendimle beraber onu da içeriye çektim. Bir an neler olduğunu anlayamasa da sonradan bana ayak uydurmuştu. Ben hala korkudan onun yakasını tutarken ayağını kapıya vurdu. Ahşap duvara çarpan kapı kapandı. Salver kılıcını kınına geri soktu. Ben hala titreyerek ona yakın kalmaya çalışıyordum çünkü nereye girdiğimiz hakkında hiçbir fikrim yoktu ve korkudan bakamıyordum.
Salver etrafı hızlı bir şekilde tarayıp bana doğru eğildi. "Pekala yukarıda uzun bir koridor var. Bizi doğrudan köyün sonundaki evlere götürecek. Sadece beni takip et olur mu?" Sakince başımı salladım. Bulunduğumuz ortamda yoğun bir viski kokusu vardı.
Salver öne atılıp yürümeye başlamadan önce elimi sıkıca tutmuştu. Arkamı dönünce nerede olduğumuzu anlamam çok gecikmedi çünkü kenarlarda duran koltuklar bana herşeyi açıklıyordu. Geniş salona hakim olan tütünle karışık viski kokusu midemi daha da bulandırmıştı.
Salver fazla hızlı olmadan salondaki merdivenlere yöneldi. Dışarıdan sadece kulübe gibi görünüyordu ancak içeriye girince biraz daha fazla büyük olduğunu farkettim. Geniş salonun tam ortasında mumlarla süslenmiş bir şömine vardı ancak yanmıyordu. Daha çok dekor gibi duruyordu. Şöminenin dibindeki masada oturmuş adamlar ellerindeki kartlarla oynarlarken kadınlar gülüşerek masadan bir başka masaya geçiyordu. Bu iğrenç ortamdan bir an önce çıkmak istiyordum.
"Kaçarken nerelere girdiğine dikkat etmelisin Altıncık." Önümden ilerleyen Salver'ın omzuna hafifçe vurdum. "Şuan muhafızlardan biriyle cebelleşiyordun." Salver basamakları çıktığı sırada hafifçe bana döndü. "Tatlım biraz adam kesmek fena olmazdı." Daha kolay çıkmak için eteklerimi sıkıca tuttum. Botlarım çamura bulanmıştı. Ahşap basamaklara bastıkça çamurlar yere çarpıyordu.
"Genelevlere ilgilisin sanırım. Avucun gibi biliyorsun." Salver'ın hafiften güldüğünü işittim. Eğlenmesi sinirlerimi bozmuştu. Neden buralarını çok iyi tanıyordu? Neredeyse tüm kulübelerde güzel kadınların olduğu bir köyü bu kadar çok ezbere bilmesi sinir bozucuydu. Yumruklarımı sıkıp ona dik dik baktım. Cevabını elbette geciktirmedi. "Senin yaşlarındayken sarayda çok sıkılırdım." Kaşlarımı çattım. Beni kendinden yaşça küçük falan mı sanıyordu? "Sadece on sekiz yaşındayım!" Ona hesap vermek için daha da çok yaklaşmıştım ki duyduğum seslerle birlikte ben daha ne olduğunu anlamadan Salver bileğimi daha sıkı tutup koşmaya başladık. Eteklerimi öyle sıkı kavramıştım ki kumaş parmaklarımın arasında eriyecekti sanki.
Dikkatle merdivenleri çıkıp çıkışı görünmeyen karanlık bir koridora girdik. Kapılar tek tek dizilmişti. Upuzun koridorda koşarken merakla arkama döndüm. Arkamızda üç muhafız vardı. Hepsi ellerindeki kılıçlarla bize doğru koşuyordu. Neredeyse yaklaşmış sayılırlardı. "Salver çok yakındalar." dediğimde bana küçük bir çakı uzattı. "Sadece birine isabet etse yeter." diye mırıldandı. Bir anda onun elini bırakıp çakıyı kavradım ve koşmaya devam ettim. Muhafızlarla aramıza mesafe koymak için eteklerimi dizlerime kadar çekip daha hızlı koştum. Neredeyse Salver'ı geçecektim. Yakın mesafede çarpacağım birşey yoktu. Bu yüzden muhafızlara dönüp tam ortadakini kendimce işaretledim. Elimdeki çakıyı henüz kaldırmamıştım çünkü savunmaya geçmeleri aleyhimize olabilirdi.
Ortadakinin yerini zihnime kazıdıktan sonra son kez geriye bakıp mesafemi kontrol ettim ve muhafızlara geri dönmemle birlikte çakıyı fırlatmam bir oldu. Keskin uca sahip çakı sanki yaydan çıkmış birer ok gibi muhafızın başına saplanınca yere düştü. Diğer iki muhafız da aynı ölen muhafız gibi hazırlıksız yakalandığı için adamın bedenine takılıp yere düştüler. Onların bu hallerine neredeyse gülecektim.
Salver kaşlarını çatıp daha da hızlandı. Tekrar bileğimi yakaladı. Onunla beraber koridorda koşarken kafası merakla etraftaki kapıları tarıyordu. Sanki birşeyler arıyormuş gibiydi. Onun ne yaptığını çözecektim ki durakladı. Sağ tarafımda duran aralık kapıya sert bir tekme attı. Ben kaşlarımı çattığım sırada bileğimi tutup beni kapıya yöneltti. "Hey..." diye ona karşı çıktım ancak beni dinlemedi ve beni odaya itip ahşap kapıyı sertçe yüzüme kapattı. Beni sarsmayacak şekilde ittiği için kendimi toparlamam pek geç olmadı. Zaman kaybetmemeye çalışıp sertçe kapıya yumruklar attım. "Salver! Çıkar beni buradan!" Bir yumruk daha atıp kapıyı tekmeledim. Belki açılır diye kapının kulpunu çekmeye çalıştım. Kapı kilitlenmişti. Hayal kırıklığıyla kapıya sert bir tekme attım. "Aç şu kapıyı!" Dışarıdan sadece kılıç sesleri eşliğinde acı dolu inlemeler geliyordu. Lanet olası herif hepsine tek başına dalmış olmalıydı.
Daha fazla dayanamadım çünkü ne kadar çok yumruk atarsam atayım sadece ellerime zarar veriyordum. Bu yüzden arkamı dönüp mum ışığında aydınlatılmış odada birşeyler aradım. Tam ortada kocaman bir yatak ve komodinin üzerindeki vazodan başka hiçbir şey yoktu. Tek çarem vazoydu. Belki işe yarar umudu içime doğdu.
Komodinin üzerindeki vazoyu alırken hala titriyordum. Dışarıdan gelen kılıç sesleri beni fazla korkutuyordu. Salver'a birşey olacak diye korkuyordum. Elime aldığım vazoyla kapıya yaklaştım. Kapının kulpu pek sağlam durmuyordu. Bu yüzden ufak bir umut vazoyu havaya kaldırıp kuvvetlice kapının kulpuna çarptım. Mavi işlemeli vazo paramparça olurken kapının kulpuna hiçbir şey olmadı. Sadece parmağımı kapı kulpuna çarpmıştım. Sinirle bir yumruk daha vuracaktım ki kapı bir anda açıldı.
Gördüğüm ilk şey Salver'ın beni bulmuş ela gözleri oldu. Simsiyah saçları alnına dökülmüştü. Alnında biriken ter damlalarını görmek beni endişelendirdi. Arkasında yatan ölü bedenleri görmeye hazırlıklı değildim. Birini öyle bir öldürmüştü ki bedeni duvara yaslanmış olan adamın boynundan aşağısı kandan gözükmüyordu. Paslanmış duvara yayılan kana alışık değildim. Tenimden çıkan bir damla kan bile beni ürkütürken neredeyse kan göleti görmek korkunçtu. Sertçe yutkunup hafifçe geriye çekildim. Biraz önce çatılmış kaşların yerini kana bulanmış bir cansızlık devralmıştı.
Çenemde ıslak bir ten hissedince kan göletine odaklanmayı bıraktım. Salver öyle bir çenemi tutmuştu ki başımı avucuna yaslayıp orada ömrümü tüketmek istedim. Salver yavaşça üzerime yürüyüp kapıyı kapattı. Diğeri elindeki kılıcı kınına geri soktuğunu gördüm. Kılıca birikmiş kan yere damlarken neredeyse dalıp gidecektim. Salver'ın cenneti olan kan, benim cehennemimdi.
"Seni korumak için onları öldürmem gerekiyordu Veronica." Tenimde hissettiğim soğuk sıvı beni rahatsız etti. Bu yüzden Salver'ın elinde baktığımda kana bulanmış olduğunu farkettim. Bileklerinden itibaren parmak uçlarına kadar o korkunç sıvı akmıştı.
Nereye baktığımı gören Salver ne yaptığını farkedince mahçup bir şekilde geriye çekildi. "Affedersin." Temiz eliyle uzanıp çenemdeki kanını silecekti ki kana bulanmış kolunu kavradım. Donmuş halde onun hareketlerini takip etmeyi bırakmak bana iyi gelmişti. Şuan onun karşısında o kadar çok çaresizdim ki kıpırdamadan benim için olan dokunuşlarını hissetmeye çalışıyordum. Bana o kadar çok korkarak dokunuyordu ki tenini hissedememek sanki beni öldürecek gibiydi. Ancak ben ona karşı bu kadar nazik olamıyordum. Tırnaklarımı onun koluna batırdığımı farketmek beni mahçup hissettirdi.
Kolunu serbest bıraktığı için kolaylıkla çekip dirseklerine kadar sıyırdım. Kolunun büyük bir kısmını kaplayan yarayla karşılaşmayı beklemiyordum. Endişeyle gözlerim açıldı. "Kan kaybedersen...." Salver yavaşça uzanıp elimi ittirdi. Peleriniyle kolunu geri örttü. "Seni buradan çıkarmak daha önemliyken birkaç damla kan için riske giremem." Kapıyı tekrar açıp itirazıma fırsat vermedi. "Bahsettiğim yoldan gideceğiz. Ormana ulaşmamız bizim için yeterli." Koridora çıkan Salver'ın peşinden gitmek için yeltendim. Koridora yayılmış ölü bedenleri görmezden gelmek için Salver'ın kolunu tutup ona sığındım. Salver'ın parmaklarından akan kanları gördükçe içimden ona söylendim.
Gerçi bu lanet herif için neden bu kadar çok endişeleniyordum ki?
💫
Yağmur damlaları saçlarımı daha da ıslatırken titredim. Dakikalar önce başlayan yağmur öyle çok yağıyordu ki botlarımın içine kadar su dolmuştu. Salver ıslanmamam için peleriniyle yağmurdan korumaya çalışmıştı ancak ikimiz de sırılsıklamdık.
Köyden çıkabilmiştik. Derin taşlı yolların üzerinde yürürken birkaç muhafızla karşılaşsak bile gizlenerek onlardan kolayca kurtulmuştuk. Şatonun yolunu tutmuş halde ormanda ilerliyorduk ki bir anda bastıran yağmurla beraber saniyeler içerisinde sırılsıklam olmuştuk. Hava bir anda soğumuştu. Islanmış vücuduma temas eden rüzgar öyle çok üşütüyordu ki ne yaparsam yapayım vücudumun parçalara ayrılacağını sanıyordum. Tıpkı o lanet sarayda geçirdiğim zamanlardaki gibi yine vücudum paramparça olacak gibiydi.
Yüzümden süzülen damlalar beni ürpertti. O sarayda yaşadıklarımı hatırlamak korkunçtu. Başımın üzerindeki pelerini biraz sıyırıp Salver'a baktım. Benim bakışlarımı hisseden Salver hemen bana döndü. Son derece kusursuz olan ela gözleri benim yeşillerimi bulunca her zamanki gibi ne diyeceğimi unuttum. Bakışları, bedenime saplanacak binlerce hançerle eşdeğer gibiydi.
"Ne kadar yolumuz kaldı?" Salver başını ağaçların arasına çevirip sıkıntıyla ıslak saçlarını geriye çekiştirdi. Parmaklarının siyah saçlarına nasıl da karıştığını izlemekten kendimi alamadım. "Az kaldı." Hayretle kaşlarımı kaldırdım. "Şato daha da uzak değil miydi?" Salver başını sallayıp beni onayladı. "Sen bu haldeyken daha fazla ilerlersek hasta olursun." Önümüzde duran patikayı gösterdi. "Yakınlarda bir kulübe var. En azından yağmur dinene kadar orada ısınabilirsin." Hevesle ileriye bakmaya çalıştım ancak tek gördüğüm, tanrı tarafından dizilmiş ağaçlardı. Tekrar Salver'a döndüm. Birşey soracaktım ki karnımın guruldamasıyla birlikte utanarak pelerinin altına saklandım. "Oraya çabuk gitsek iyi olur." Yol boyunca onunla göz göze gelmekten kaçınacağıma emindim. Bu yüzden utanarak devam ettim. Yanaklarımın bu kadar soğuk olmasına rağmen yandığını hissedebiliyordum. "Üşüdüm de." Gözlerimi yere dikip çamurlara basmamaya özen gösterdim.
Bundan nefret ediyordum işte.
Bir anda ona karşı çaresiz olabilmek beni daha da utandırıyordu. Aslında ortada birşey yoktu bile. Sadece bana olan davranışları o kadar çok nazikçeydi ki beni fazla etkiliyordu. Sırf bu yüzden en ufak birşeyde bile dikkatli davranmaya çalışıyordum. Sadece birkaç gündür tanıdığım bu adama bu kadar çok güvenmem beni kızdırıyordu. En son annem dışında birine güvendiğimde kendimi zindanda çektiğim acılardan haykırırken bulmuştum. Yine aynısının olmasını istemiyordum. Üstelik o tehlikenin kendisiydi.
Kabuslarımda etrafı yakıp yıkan canavara sığındığımı çok çabuk unutuyordum.
Pelerinin kumaşını biraz daha sıyırıp ona baktım. Bir yandan elbisemin kumaşını tutarken diğer yandan etrafı izliyordu.
Esen rüzgar vücudumu iyice soğuturken parmak uçlarımın neredeyse dondudğunu farkettim. O kadar çok hissizleşmişti ki tırnaklarımın altındaki derim morarmıştı. Biraz daha büzüşüp kendimi ısıtmak için direndim. Dişlerimin birbirine çarptığını duyabiliyordum. Sanırım üşümekten nefret ediyordum. Şuan belki de tehlikede değildim ama tenim her titrediğinde sanki her an bir yerlerden Justin çıkacakmış gibiydi. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Acaba annem şuan neredeydi? Yada büyükannem benim arkamdan çok ağlamış mıydı? O kadar çok duygusaldı ki benimle alakalı birşey olduğunda bile gözyaşlarına boğulurdu.
Yüzüme düşen yağmur damlaları üşümeseydim bana huzur verirdi ancak annem yanımda değilken hiç olmadığı kadar üşüyordum.
Biraz ileride görünen ahşap kulübeyle beraber düşüncelerim kafamdan dağıldı. Pek büyük bir kulübe değildi. Çatısındaki bacadan dumanlar yükselirken cama asılmış perdenin arkasında yanan mum ışığını gördüm. Kulübenin kapısının tam üzerinde küçük bir gaz lambası vardı ancak camı çatlamış lambanın pek işlev gördüğünü sanmıyordum. "Göğsümdeki yarayı tedavi eden ihtiyar." Yağmur daha da bastırırken kulübeyi incelemeye devam ettim. Hemen yanında ufak bir kömürlük vardı.
"Ne olursa olsun yanımdan ayrılma olur mu?" Başımı dikleştirdim. "Neden ki?" Salver omzumdan tutup hafifçe üzerime eğildi. "Kanının enfes koktuğunu unutmamalısın." Başka birşey demeden uzanıp ahşap kapıya hafifçe vurdu. Ben gözlerimi kırpıştırıp öylece kalmışken saniyeler içinde kapı açıldı. Gördüğüm ilk şey sakallı bir ihtiyar oldu. O kadar çok yaşlıydı ki buruşuk teni neredeyse kemiklerine yapışacaktı. Bakışları bende gezindikten sonra Salver'a döndü. Kaşları çatılı hali tamamen kayboldu. Üzerinde eski bir hırka vardı. Hırkasının kollarını gevşetip gülümsedi. "Onu bulmuşsun." dedikleriyle beraber kaşlarımı çatıp Salver'a döndüm. Salver bana göz kırpıp ihtiyara geri döndü. "Yağmur dinene kadar..." diye bir cümle kuruyordu ki ihtiyar geriye çekilip bizim için yer açtı. "Ah! Ne kadar da kabalık ettim!" Ellerini mahçup bir şekilde kucağında birleştirdi. "İçeri gelin. Isının." Bana baktı. "Çok üşümüşsündür. Senin için şömineye odun atmalıyım!" Telaşlı bir şekilde arkasını dönünce tebessüm ettim. İçeriye giren Salver'ın arkasından bende girdiğimde sıcak hava kemiklerime kadar işledi. Ahşap kapı arkamızdan sertçe kapanırken merakla evin içini inceledim.
Biraz küçük bir evdi. Tam karşımızda oldukça eski bir kapı vardı. Kapının kulpuna iplerden yapılmış tuhaf şeyler asılıydı. Kapının sağ tarafında oldukça küçük bir mutfak vardı. Mutfak o kadar çok tatlıydı ki kulübemdeki mutfağıma ne kadar çok benzediğini farkettim. Raflara sayamayacağım kadar çok bitki dizilmişti. Hepsini koklamamak için kendimi zor tuttum.
Kapının sol tarafında ise gördüğüm ilk şey pek sağlam görünmeyen bir yataktı. Yatağın üzerinde elle örülmüş battaniye var yastıklar vardı. Yatağın yanında sandık vardı. Sandığın içinde neler olduğunu merak ederken köşede duran eski bir dolap dikkatimi çekti. Kapakları neredeyse düşecekti.
Salver şöminenin önüne gidince bende onunla beraber şöminenin yanına gittim. Ortam o kadar çok sıcaktı ki mayıştığımı hissettim.
İhtiyar adam bizim için şöminenin önüne küçük yastıklardan koydu. "Şöminenin önüne oturun. Size kuru kıyafetler verebilirim." Şömineye birkaç odun atıp ayağa kalktı. Heyecanla eski dolaba yöneldi. "Karımın kıyafetleri tertemizdir." Dolabın kapağından kulak tırmalayan bir cızırtı geldi. Salver üzerindeki pelerini çıkarırken ben ikisine bakıyordum. "Ben çok ıslanmadım." Pelerinini şöminenin önüne bırakıp kurumasını sağlarken gömleğinin üzerine ne kadar da çok yapıştığını farkettim. Gözlerimin nerede olması gerektiğini kontrol etmem gerektiği için kafamdakileri susturup derin nefes aldım.
"Pekala..." İhtiyar kapıyı açıp birşeyler alacakken ona doğru birer adım attım. "Şey...eşinizin izni olmadan dokunmasam.." Islak kıyafetler beni üşütüyordu ama kadının izni olmadan onun kıyafetlerini giyemezdim. İhtiyar hafifçe güldü. "Cama çıkıp ona sorabilirsin. Gökyüzünden sesi gelir mi bilemiyorum." Kaşlarım çatıldı. "Gökyüzü mü?" İhtiyar tekrar gülünce ürperip geriye doğru adımladım.
"Ölmeden önce herşeyini paylaşan biriydi. Eminim ki giymene izin verir." Dedikleriyle beraber donakaldım. Karısı ölmüştü. Lanet olsun! Adamla resmen dalga geçmiş gibi olmuştum. Karısına izin almaktan bahsedip belki de onun kalbini kırmıştım. Berbat biriydim!
Ellerimi havaya kaldırıp ondan af diledim. "Çok affedersiniz! Ben....siz öyle bahsedince..." İhtiyar dolaptan kremsi bir elbise çıkarıp bana uzattı. "Benim ormana gidip gelmem gerekli. Keyfinize bakın lütfen." Elbiseyi ellerime bırakıp başka birşey demeden kapının yanına dizilmiş baltalardan birini aldı. Kapıyı açıp evden çıktığında öylece kalakaldım.
Elimdeki kumaşı sertçe sıkıp Salver'a döndüğümde mahçupça ona baktım. "Sanırım birden onun kalbini kırdım." Salver dediklerimle beraber hafifçe tebessüm etti. "Ama istemeden oldu. Yemin ederim." Uzanıp kafama geçirdiğim kapüşonumu indirdi. Islak saçlarım omzuma dökülürken Salver'ın bakışlarının ne kadar da derin olduğunu farkettim. "Kalbinin bir parçasını kaybetmiş adamı ne yaparsan yap bir daha kıramazsın. Çünkü zaten o kalp kırılmıştır." Parmaklarıyla alnıma yapışan saçların birazını geriye itti. "Ayrıca onun kalbini kırmadın. Sadece işi vardı ve gitti." Dönüp kapıya baktıktan sonra tekrar ona döndüm.
"Arkamı döndüğümde üzerini değiştirsen iyi edersin Veronica. Yoksa hasta olacaksın." Arkasını dönecekti ki onu durdurdum. Kulübede ondan başka kimse olmasa bile kendimi tamamen güvende hissetmiyordum. Bu yüzden pelerinimi çıkarıp ona uzattım. "Ben giyinirken yine de üzerimi kapatır mısın?"
Salver tam olarak ne istediğimi sorgulamadan pelerinimin kumaşını açıp benim için bariyer kurdu. Başını arkaya çevirip tamamen ters tarafa baktığında bu kadar anlayışlı olmasına sevindim.
Elimi çabuk tutmaya bakarak bana verdiği elbiseye baktım. Daha doğru gecelik sayılabilirdi. Kremsi kumaşı ince tüllerden yapılmış gibi bileklerime kadar sarkıyordu. Bol görünen uzun kolları olmasına sevinmiştim çünkü beni ısıtacaktı. Geceliği bacaklarımın arasına sıkıştırıp üzerimdeki elbisenin yakalarını omzumdan aşağı indirdim. Çıplak sırtıma yapışan ıslak saçlarım titrememe neden oldu. Bedenimin yağmur damlaları yüzünden buruştuğunu yeni farketmiştim. Poşet parçası gibi hissetmeme neden olmuştu. Botlarımı çıkarıp ahşap zemine basmak ayaklarımı ısıtmıştı.
Tamamen iç çamaşırlarımla kalmak beni utandırsa da aceleyle sırılsıklam olmuş elbiseyi atıp beyaz geceliği bacaklarımdan geçirdim. Uzun kollarını giyip alnıma yapışan ıslak tutamları geriye ittirdim. "Teşekkür ederim..." Salver pelerini geriye çekip şöminenin önüne koyarken eğilip elbiseyi aldım ve kuruması için şöminenin önüne bıraktım.
"Sen üzerini değiştirmeyecek misin?" Bakışlarım Salver'ın bedeninde gezindi. Düğmelerini zorlayan göğsüne bakmaktan kaçınmak istesem de bedenine bakarken parmaklarını kaplayan kırmızılık dikkatimi çekti. Muhafızlardan kurtulmak isterken yaralanmıştı!
Salver'ın yanına yaklaşıp kolunu kavradım ve tepki vermesine izin vermeden kumaş parçasını sıyırdım. "Lanet olsun....yaranı tamamen unutmuşum." Kesik aynı şekilde duruyordu. Hatta biraz daha zarar görmüştü. Salver'ın buz gibi olan tenine kanın kalıntıları kazınmıştı. Kanı benim kanıma kıyasla siyaha yakın olacak şekilde koyuydu. "Biraz daha kanasaydı kan kaybı yaşayabilirdin!" Onu oturması için şöminenin önüne doğru ittirdim. Gözlerim etrafta gezdi. Kanaması zaten durmuştu. Benim yapmam gereken tek şey yarasını temizleyip iyileşmesini hızlandırmamdı.
Aklıma ıslanmış elbisem gelince Salver'ın kolunu sakince bıraktım. Salver şöminenin karşısına oturdu. Onun karşısına çömelip elbisemi kavradım. İhtiyar adamın evini karıştırmak istemiyordum. "Veronica ısınman gerekiyor." Hala üşüdüğümün farkındaydım. Ancak şuan Salver'ın yarasını sarmam gerekiyordu.
Bu yüzden elbisenin eteğinin ufak bir kısmını dişlerime geçirip sertçe çekiştirdim. Ufak bir yırtılma sesiyle birlikte elimde sadece küçük bir kumaş parçası kaldı. "Fazla derin bir yara değil. Şatoya dönmeden önce sadece temizlemem yeterli olur." Belimden destek alarak ona doğru yaklaştım. Yarasına daha iyi bakabilmek için ona öyle çok yaklaşmıştım ki biraz öne eğilsem göğsüne yaslanacaktım. Islak kumaşı büzüştürüp kolunu tekrardan sıyırdım. Soğuk kumaş onun açık yarasıyla temas ettiğinde dikkatle yaranın açıldığını yerleri temizledim. "Bu kesiğin aynısı bende olsaydı şuan çoktan baygınlık geçirirdim." Yaranın etrafındaki kanlar arınınca biraz daha eğilip yaraya dikkatlice baktım. Beyaz teninin altında dizilmiş damarların hasar görüp görmediğini anlamak için parmaklarımı yaranın etrafında gezdirdim. Neyse ki bir sorun görünmüyordu. Bu yüzden geri çekilip kumaşı gevşettim.
"Umarım adama rahatsızlık vermemişizdir." Salver başını iki yana salladı. "Hasta olmanı göze alamazdım." Hafifçe kıkırdadım. "Justin'in sarayında soğuktan donarken kimsenin umrunda olmamıştı. Seninde olmamalı." Bunu gülerek söylemiştim çünkü ciddi bir şekilde söylersem yanlış anlayabilirdi. Arkasına yaslandığı yataktan çekilip parmağını bana doğru uzattı. Yanağıma dokunduğunda morluklardan biri sızladı. Bilerek bana bu acıyı hatırlatmıştı. "Kanının kokusunu aldığım andan beri umrumdasın Veronica." Sahte bir kızgınlıkla ona baktım. "Ormandayken sadece avını koruyan bir avcıydın Salver." Salver'ın dudakları yana kıvrıldı. Dediğimden keyif almış gibiydi. Tek kaşını kaldırıp sırıtışını genişletti. "Tatlım neredeyse beni gebertecektin." Salver bana odaklanmışken parmağımı kaldırıp yavaşça tırnağımı yarasına batırdım. Anlık acıyla Salver yüzünü buruşturunca tatlı tatlı başımı yana eğip tebessüm ettim. "Ah...ne kadar da dikkatsizim."
Kumaş parçasını dikkatle Salver'ın bileğine sararken Salver'ın gözlerini kapatıp başını geriye yasladığını görünce canını yaktığımı zannettim ama dudaklarındaki çapkın sırıtışı görmemle birlikte tırnaklarımdan birini daha ona saplamak istedim.
Yarasına geçici süreliğine de olsa müdahale etmek beni mutlu etmişti.
Göğsündeki yara aklıma geldi. Muhafızlarla ilgilendiği sırada zedelediğine adım kadar emindim. Bu yüzden parmaklarımı kolundan kaldırıp göğsünün üzerine koydum. "Göğsündeki yaraya da bakmalıyım." Salver ellerini kaldırıp düğmelerini çözünce yutkunup derin nefes aldım çünkü bir anda çözmesini beklemiyordum.
Gözlerimi onun sarılmış yarasına çevirdim. Bandajın kenarları kana bulanmıştı. Yine dikişlerine zarar verdiğine emindim. Daha dikkatli olmak için yüzüme düşen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Şu dikişlerine ne zaman dikkat edip iyileşmesini bekleyeceksin?" Bandajı yavaşça kaldırınca yaranın epey kanamış olduğunu farkettim. Neyse ki dikişlerinde birşey yoktu. Sadece ani hareketler ona zarar vermişti. Yine de şatoya döndüğümüzde ona pansuman yapmam gerekiyordu. Bu yüzden bandajı kapatıp canını acıtmayacak şekilde hafifçe bastırdım.
"Seninde pek umrunda olmamalı Veronica." Ellerimi geri çekip karşısına geçtim.. Başımı yine omzuma doğru yatırdım. Ağırlaşan gözkapaklarımı kırpıştırdım. "Belki de..." Derin nefes aldım. Yine ona karşı çaresiz hissetmeye başlamıştım. Bu yüzden şömineden destek alıp ellerimi yıkamak için ayağa kalktım. Beyaz geceliğin etekleri öylece süzüldü. "Avcımı korumak istiyorumdur." Ne onun tepkisine bakmak istedim ne de dediklerini duymak istedim. Bu yüzden ellerimi kucağımda tutup mutfağa yürüdüm. Ahşap kaba konulmuş suya ellerimi daldırmamla beraber onun kanı tertemiz suya karıştı. Suya karışan kanını izlerken derin nefes aldım. Annemin küçükken bana okuduğu o kitaptaki cümleyi hatırladım.
Merhemi ıhlamur olsa da
Şifası yarayı açandır.
Sertçe yutkundum. Sadece haftalar önce bu adam beni öldürmek için beni sessizce takip etmişti. Ve şuan ellerimden arınan kan, o adamın kanıydı. Beni korumaya çalışırken açılan yaralarının kalıntılarıydı.
Duygularımın ani değişimini kaldıramayıp bir anda yorulan bedenimi ahşap tezgaha dayadım. Ben ne yapıyordum böyle? O adamın neredeyse beni öldüreceği çok çabuk aklımdan çıkmıştı. Onun bana bu kadar şevkatli davranması beni öyle bir etkilemişti neredeyse kollarımı kaldırıp ona teslim olmuş vaziyetteydim. Sadece birkaç gündür onunla beraber olmama rağmen ona karşı o kadar çok açılmıştım neredeyse adamla flört edecektim.
Kendimi bir anda bu kadar kaptırmam bana zarar verecekti. Bu adamın yanında kalmayı kabul etmiştim ama o adamın bir çıkarı vardı. Kendimi bu kadar teslim edersem sadece zarar gören ben olacaktım.
Aniden hissettiklerim beni öyle garip hissettirdi ki tam da bu anda ne kadar çok üşüdüğümü farkettim. Ellerimi soğuk sudan hızla geri çektim. Titreyen ellerimi soğuktan donmak üzere olan bedenime yaslarken kulübenin kapısı açıldı.
Bakışlarımı ihtiyar adama çevirdiğimde sırılsıklam olduğunu gördüm. Elinde küçük bir teneke kova vardı. Beni gördüğünde tebessüm ederek tezgaha yaklaştı. Elindeki kovayı tezgahın üzerine bıraktığında kovanın içindeki birkaç ölü tavşanı görmemle birlikte rahatsızca geriye çekildim. İhtiyar neyse ki benim tepkimi görmemişti. Ellerini cebine götürüp birkaç tane yemiş çıkardı. "Seversin diye düşündüm." Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim. "Tabiki... teşekkür ederim." İhtiyar adam çamura bulanmış ceketinin kollarını kıvırdı. Sakallarına kadar ıslanmıştı. "Pekala. Siz şöminenin önünde ısınırken size sıcak birşeyler hazırlayayım." İtiraz etmeyi isterdim ancak şuanda sadece oturmak istediğim için hafifçe başımı sallayıp Salver'ın yanına geri döndüm.
Şöminenin başından kalkmıştı. Her zaman yanında taşıdığı kılıcını odanın ortasındaki sehpaya koymuştu. Keskin yüzeyini dikkatle tazeliyordu. Onun elindeki kılıcın ne kadar korkutucu göründüğünü farkettim. Aslında kılıcı tutan adam da korkutucuydu. Sert bakışlarının ne kadar da ölüm koktuğunu hissettim. Onun cenneti kandı. Benim damarlarımda akan kan, onun cennetiydi. Ama bu cennete kavuşması için benim ölmem gerekiyordu.
Oysa ben yaşamayı severdim.
Şöminenin yanına dizilmiş yastıklardan birinin üzerine oturmaya karar verdim. Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Şuan o kadar çok çaresiz hissediyordum ki sadece oturup ağlamak istiyordum. Annem hiç bilmediğim bir yerdeydi. Büyükannem kim bilir ne haldeydi? Annemin kendini tehlikeye atmasından, benim yokluğumdan öyle çok etkilenirdi ki sağlığından olma ihtimalini düşünmek korkunçtu.
Bitkin bedenimi yastığın üzerine bırakıp başımı soğuk ahşaba yasladım. Yanan odunlardan gelen sıcaklık vücudumu mayıştırmıştı. Aptalın tekiydim. Salver'a kendimi öyle çok kaptırmıştım ki neredeyse benliğimi unutacaktım. Onun beni korumasıyla bir anda Salver'ın etkisine kapılmıştım.
Küçükken vampirler kabuslarına girmesin diye dualar okuyan sen değil miydin Veronica?
Gözlerime ulaşan yaşlarla birlikte dayanamayıp gözlerimi kapattım. Lanet olası günlerimi aptallık ederek mahvetmiştim. Hayatım eskisi gibi olmayacaktı. Eskisi gibi anneme sarılabilecek miydim yada büyükannemin dizinde uyuyabilecek miydim bunu bile bilmiyordum. Ama kesin olan tek birşey vardı.
Elime geçen ilk fırsatta Salver'ı terk edecektim.
><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><>
Selamm yeni bölüm ile geldimm
Bölüm nasıldı???
Öncelikle ufak bir açıklama yapmak istiyorum bu bölümle alakalı.
Bildiğiniz üzere Veronica küçüklüğünden beri dış dünyadan hep uzak yaşayan biriydi. Özellikle çocukken ona anlatılan vampir efsanelerinden dolayı en büyük korkularından biri vampirlerdi.
Sarayda yaşadıklarından sonra kendini tamamen çaresiz hissetti. Orada yaşadıkları ciddi şekilde berbat zamanlardı. Saraydayken yaşadıklarını bilerek yazmak istemedim çünkü kadına yaşatılan korkunç bir şiddeti betimlemek benim için berbat birşey olurdu.
Veronica tüm bunlardan sonra duygularını kontrol etmekte epey zorlandı ki bunu da bölümlerde gördük ve görmeye devam edeceğiz. Tam bu haldeyken Salver'ın ona iyi davranması ilaç gibi geldi ve bu yüzden bir vampire sığındı.
Ancak bu bölümde bir anda Salver'dan uzaklaşma isteği duygularıyla alakalı. Veronica'nın yaşadıkları onu tamamen kontrolsüz biri haline getirdi. Kafasında birşeyleri kurarak da Salver'dan uzaklaşması gerektiğini farketti.
Veronica'nın bu ani değişimleri için böyle bir açıklama yapmak istedim🤍
Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💫
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |