19. Bölüm

17. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcı'nın on yedinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 💫

 

"Hikaye hep ondan dinlenmişti."

 

_________________________________________________

 

Kapımın aceleyle tıklatılması beni uyandırdı.

 

Gözlerimi yavaşça açtığımda sırtımın ve bacaklarımın uyuştuğunu farkettim. O kadar çok rahatsız bir yerde yatıyordum ki ellerimi yatağa koyup doğrulduğumda belimin kopacağını zannettim.

 

Boynumu omzumun iki yanına sırayla yatırıp rahatlamaya çalıştım. Kapı bu sefer daha sert tıklatıldı. "Ah tanrım daha yüzden fazla odaya girmem gerekecek! Keyfinizi bekleyemem." Ardından bir kere daha kapıya vurdu. Oflayarak ayağa kalkıp kapıya uzandım. Önündeki komodini çekip kapıyı açtım. Kapının kenarına yaslanmış olan adam ağzındaki puroyu çıkarmadan bana baktı. Elinde yıpranmış parşömen vardı. Tek kaşını kaldırarak odaya göz gezdirdi. "Henüz toplanmadığına göre bu gece de buradasın değil mi?" Yavaşça başımı salladım. Başka gidebileceğim bir yer yoktu sonuçta. Adam ifadesiz bir şekilde bana baktı. "O zaman paranı ver." Uykulu gözlerimi kırpıştırarak geri döndüm. Salver'ın pelerinine elimi daldırdığımda keselerden birini kavramayı hayal etmiştim ama elime sadece benden kalan ok parçası değdi. Kaşlarımı çatarak cebin içini aradım ama hiçbir şey yoktu.

 

Aceleyle diğer cebi de denedim ama elime sadece ufak bir kağıt parçası geldi. Merakla kağıdı açtığımda ise gördüğüm yazı beni resmen krize sokacaktı.

 

Umarım bu gece seni dediğim yerde bulabilirim.

 

Gezgin Ve Yakışıklı Claude

 

"Hadi ablacığım seni mi bekleyeceğiz?" Sinirle kağıdı Salver'ın pelerininin üzerine bırakıp adama geri döndüm. "Bu gece kalmamaya karar verdim. Eşyalarımı toplayıp çıkacağım." Adam küçümseyen bir halde purosunu ağzından çıkardı. "Geri döndüğümde seni görürsem bozuşuruz." Adam cılız bedenini öne itip kapıyı kapattı. Peşinden gidip onun yüzüne birer yumruk indirme dürtümü bastırmam gerekiyordu.

 

Geri dönüp kağıdı tekrardan elime aldım. Claude o kadar çok özenerek yazmıştı ki kağıdı hareket ettirdiğimde altın yazılar parıldıyordu. Pislik herif bütün paramı çalmıştı!

 

Beni kışkırtıp peşine takmak istiyordu ama onun peşinden gidersem Salver'ın kılıcını bile çalabilirdi. Her ne kadar onun bir kılıcı olsa da Salver'ın özel işlemeli kılıcı elbette onu cezbederdi.

 

Ani farkındalıkla gözlerim odaya koyduğum kılıcı aradı ama bulamayınca elimdeki kağıdı fırlattım. "Pislik herif!" Para değeri olan herşeyimi çalmıştı. Gezgin falan değildi. O lanet bir hırsızdı. En başından beri beni kandırıyordu. "Orospu çocuğu." diye fısıldadım. O kadar çok çaresiz bırakmıştı ki ne yapacağımı bilemez halde yatağa oturdum. Sahi şimdi ne yapacaktım? Ellerimle yüzümü örtüp gözlerime dolan yaşları sildim. Tek çarem herşeyimi alıp geri mi dönmekti? Krallığa döndüğüm anda bulunabilirdim. Saraya tekrardan gitme fikri korkunçtu. Justin çıldırmış halde beni ararken onun muhafızlarının bulunduğu ortamlar tehlikeliydi.

 

Sinirle Salver'ın pelerinini giydim. Kapüşonumu kafama geçirmeden önce elime sardığım kumaş parçasını çözüp yüzümü örttüm. Saçlarımı da gizleyip yatağın kenarına uzandım. Dün gece bulduğum yavruyu kumaşlara sarılmış haliyle birlikte kucağıma aldım. Hala çok kötü durumdaydı çünkü ona su vermekten başka birşey yapamamıştım. Şükretmeliydim ki yaraları hala enfeksiyon kapmamıştı.

 

Üşümemesi için onu güzelce kumaşlara sarıp elimle ona siper oldum. Küçük karganın hayatını kurtarmak zorundaydım.

 

Odadan çıktığımda beni uzun bir koridor karşıladı. Koridor buram buram tütün kokuyordu. Mümkün olduğunca fazla nefes almamaya çalışarak dar merdivenlere ulaştım. Elimdeki canlıya dikkat ederek indiğimde oldukça geniş bir salonla karşılaştım. Dün gece gelirken hiç dikkat etmemiştim ama salon tek kelimeyle berbattı çünkü berbat kokuyordu.

 

Ahşap kapıyı açtığımda önce beni soğuk bir hava karşıladı. Ardından lapa lapa yere düşen kar tanelerini gördüm. Kargayı daha iyi korumaya çalıştım çünkü onun daha fazla üşümesini istemiyordum.

 

Kalabalık sokağa adım atar atmaz üzerime düşen kar tanelerini hissettim. Kısa bir an olduğum yerde durdum ve başımı kaldırıp gökyüzünden düşen kar tanelerini izledim. Çok kısa bir an yüzüme düşen soğuk taneler bende öyle bir his yarattı ki saatlerce bu hisle yaşamak için öylece kalabilirdim.

 

Ne zaman kar yağsa büyükannem beni dizine yatırıp mavi yolda yaşanan efsanelerden bahsederdi. Kimi zaman imkansız aşkları anlatırken kimi zaman sevdiği kadın için krallığından vazgeçen kralları hayranlıkla anlatırdı. O benim uyuyakaldığımı düşünürdü belki de ama hep onu merakla dinler, odaya hakim olan tütün kokusunu ciğerlerime doldururdum. Kar yağdığı zaman annem için tanrıçaya yalvarırdım çünkü annem hep çok üşürdü.

 

Gözlerimi kapatıp annemle büyükannem için dua ettim. Eminim ki büyükannem benim için çok endişeleniyordu. Elinden gelebilecek tek şey benim için dua etmekti çünkü o hep hasta olurdu. Yaşından dolayı zaman geçtikçe daha da halsizleşmişti. Onun için her zaman şifalı bitkiler yapardım ama şimdi kendi yokluğumla onu sınıyordum.

 

Tam bir aptaldım.

 

Gözlerimi açtığımda etrafı bulanık görmeyi bekliyordum. Yanağımda süzülen yaşlar tenime öyle çok sıcak gelmişti ki ısındığımı hissettim bir an. Yada sadece büyükannemi hatırlamak beni ısıtmıştı. Bilemiyordum. Derin bir iç çekip etrafa baktım. Dikkatimi çeken ilk şey annesinin elini tutan küçük bir kız çocuğu oldu. Sapsarı saçları ikiye ayrılıp beline kadar örülmüştü. Üzerinde kalın kürkler vardı. Elinde tuttuğu küçük ekmek parçası sıcak olmalıydı ki havaya ufak dumanlar karışıyordu. Annesi sıkıca tuttuğu ağır torbaları taşırken bir yandan da kızın elini tutuyordu. O an ikisinin bileklerine bağlanmış küçük bir kumaş gördüm. Anne ile kızın bileklerini birbirine bağlayan kumaşı görmek yüzümde buruk bir gülümseme yarattı.

 

Ben küçükken annem ne zaman beni meydana götürse mutlaka bileklerime kumaşı bağlardı. Elimi öyle bir sıkı tutardı ki kayıp gitmem imkansızdı. Annem onlarca torbayı kulübemize kadar taşırken bende heyecanla etrafa bakardım. Zaten dışarı çıkarken hep heyecanlanırdım çünkü yeni elfleri görünce yaşadığımı hissediyordum.

 

Küçük kız bana kısa bir bakış atıp annesiyle birlikte uzaklaştı. Önüme dönüp öylece yürümeye başladım. İlk işim köydekilerin gittiği bir şifacı bulmaktı. Karganın yaralarına derman olacak bitkileri bu mevsimde bulmam imkansızdı. En azından şifacılar bitkileri kurutup saklamış olabilirdi.

 

Bu yüzden gözlerim aceleyle etrafta gezdi. Bulunduğum sokak diğerlerinden biraz farklıydı çünkü meyhaneler yerine daha çok tüccarların gezdiği, demirlerin ağır ağır işlendiği ve küçük çocukların ellerindeki kağıtlarla etrafta koşup çağımızda yaşanan olayları anlattığı bir sokaktı. Yanımdan geçen herhangi biri fahişe veya bir sarhoş değildi. Bu biraz da olsa beni güvende hissettirdi.

 

Bakışlarım kurumuş incirlerin cama asıldığı bir dükkana çarptı. İçerisi epey kalabalık görünüyordu. Kaşlarımı çatıp içeriye ufaktan göz attığımda eski raflara dizilmiş küçük kavanozlar ve demet demet konulmuş bitkileri gördüm. Bu biraz da olsa içimi rahatlattı çünkü işime yarayabilirdi.

 

Aceleci adımlarımla kapısının üzerindeki lambada ötüp duran baykuşun bulunduğu dükkana girdim. Ahşap tahta sayesinde attığım her adımda yer gıcırdıyordu. Biraz kalabalık sayılırdı çünkü yürümek için sürekli yanımdakilerden müsaade istemiştim.

 

Hızlı olmaya çalışarak ısırgan otunu aramaya başladım. O kadar çok bitki vardı ki bazılarını ilk defa görüyordum. Gözlerim merakla rafların arasında gezerken kıvırcık saçlara sahip yaşlı bir kadın beni sertçe iterek rafların yanına yürüdü. Baştan aşağıya kadar kırmızı giyinmişti. Yüzüne taktığı ince gözlük onun sinirli ifadesini daha da öne çıkarıyordu. "Ah piç herif bana yardıma gelmedi!" Sinirle söylenerek ona birşeyler soran müşterilerine aldırmadan birbirine kara biber gösteril hapşıran iki küçük çocuğun yanına gitti. "Hey siz! Defolun dükkanımdan!" Çocuklar ona kahkaha atarken burnumu çektim. Isırgan otunu bulmam gerekiyordu.

 

Gözlerimi daha da kısınca alttaki raflardan birine dizilmiş ısırgan demetlerini gördüm. Elimdeki kargaya daha sıkı sarılıp eğildim ve raflarda birşeyler arayan kadınları ittirerek hedefime ulaştım.

 

Isırgan otu sadece mavi yola yakın kesimlerde az miktarda bulunurdu. Bu yüzden birkaç altın paraya eş değer olduklarına emindim. Yanımda hiç para yoktu. Bu yüzden çalmaktan başka bir şansım yoktu. Küçük yavrunun yaşaması için ne gerekiyorsa yapmalıydım.

 

Yaşlı kadına tekrar baktığımda elindeki kavanozların kapaklarını kapatmakla meşgul olduğunu gördüm. Derin nefes aldım. Yakalanmaktan korkuyordum. Bu yüzden aceleyle ona bakarken ısırganlardan birine uzanıp saniyesinde cebime daldırdım. Kimsenin görmemesi için cebime saklarken elimi öyle bir dağladılar ki az kalsın acıdan inleyecektim.

 

Sanırım kimse görmemişti çünkü tepki vermediler. Yavaşça ayağa kalktığımda yanımdaki kadınlardan biri cebimden sarkan ısırganı gösterdi. Lanet olsun! Ufak bir tutam sarkmıştı ve bunu farketmemiştim bile!

 

Aceleyle kadını umursamadan uzaklaşmayı denedim ama arkamdan seslendi. "Ah acaba cebinizdeki ısırganı hangi raftan aldınız?" Sesi o kadar çok gür çıkmıştı ki yaşlı kadın başını kaldırıp direkt bana baktı. Ben cevap vermek için hazırlanıyordum ki yaşlı kadın sinirle bağırdı. "Hey sen! Onun parasını ödedin mi?"

 

Şimdi sıçmıştım.

 

Elimdeki kargayı iyice göğsüme yaslayıp onu sapasağlam tuttum. Diğer elimi hafifçe kaldırıp kadına baktım. "Çok özür dilerim!" diyerek bir anda arkamı döndüm ve dükkandan çıkıp koşmaya başladım.

 

Eteklerimi tuttum. O kadar çok hızlı koşuyordum ki biraz yavaşlayıp arkamı döndüğümde yaşlı kadının peşimden geldiğini gördüm. Elini kaldırıp rastgele yürüyen bir adama beni gösterdi. "Yakala şu kızı! Mallarımı çaldı." Adam bir bana bir de kadına bakınca daha fazla oyalanmayı reddetip önüme döndüm ve aceleyle koşmaya başladım. Elimdeki kargayı sarsmamaya çalışıyordum ama hayvanın korktuğuna adım kadar emindim.

 

Adam peşimden gelmeye tenezzül edince bir başka sokağa daldım. Keşke hiç dalmasaydım dediğim türden bir sokaktı çünkü buradaki evlerin çoğu boştu. Yıkık dökük evlerin arasından koşan fareleri görmek içini kararttı. Geriye dönüp adama baktığımda peşimden geldiğini gördüm. "Lanet olsun!" Eteklerimi sıkıca kavradım. Ayaklarım biriken kar tanelerinin üzerinden hızla geçiyordu. Bu şekilde koşmaya devam edersem beni yakalayacaktı. Evlerden birine girersem de beni köşeye sıkıştırabilirdi.

 

Girdiğim sokak epey uzun gözüküyordu. Neredeyse sonunu göremiyordum. Derin nefes almaya çalışarak daha hızlı koştum. Bacaklarımı artık hissetmiyordum. Elimdeki karganın berbat halde olduğuna emindim. Bu kovalamaya bi son vermek zorundaydım yoksa hem ben tehlikeye girecektim hemde karganın durumu daha da kötüleşecekti.

 

Dizilmiş evlerin arasından biri kafasını çıkarıp bize baktı. Korkuyla onu izledim. O tarafa gitmeli miydim? Bir kere daha arkama bakınca adamın iyice bana yaklaşmış olduğunu farkettim. Başka bir çarem yoktu. Bu yüzden beni izleyen kızın yanına doğru koştum. Ona yaklaştığımı gören kız eliyle yanına yaklaşmamı ifade edince umutla ona doğru koştum.

 

İki evin arasındaki küçük bir boşlukta duruyordu. Arkasında iki adamın olduğunu görmek beni biraz ürküttü. Nefes nefese kalmış haldeyken kahverengi saçlara sahip kız bir anda öne çıktı ve saniyeler içinde kurt formuna dönüştü. Ben şok içinde onu izlerken beni kovalayan adamın üzerine doğru koşup hırladı. Korkuyla arkamdaki eve sırtımı yasladım. Başımı yaslayıp önümdeki iki adama baktım. Biri yere oturmuştu. Üzerindeki eski gömleğin yakasında küçük bir çiçek vardı. Ne çiçeği olduğunu çözememiştim. Oldukça esmer bir tene sahipti. Çekik gözlerinin etrafına siyah kalem sürmüştü. Bu onu ürkütücü gösteriyordu.

 

Diğer adam ise kaşlarını çatmış halde kızı izliyordu. O da diğer adam gibi esmer tenliydi ancak daha yapılı görünüyordu.

 

Kız saniyeler içinde eski formunda geri döndüğünde merakla beni kovalayan adama baktım ancak iz dahi yoktu. Kız karşımda geçip gülümsedi. Onun da gözlerinin etrafına siyah kalem sürülmüştü. Başını eğip sakince konuştu. "O bir sapıktı değil mi?" Başımı iki yana salladım. "Birşeyler çalmak zorundaydım..." diye başladım ancak kenarda oturan adam bir anda kahkaha atmaya başladı. Kaşlarımı çatıp ona baktığımda başını duvara yaslayıp konuştu. "Burada hırsız görmemek kıyamet alametidir." Bana gözünün ucuyla baktı. "Kesinlikle beceriksiz bir hırsızsın." Önümdeki kız ona dönüp dişlerini sıktı. "Pislik çeneni kapat Draven." İsminin Draven olduğunu öğrendiğim adam içki şişesini kafasına dikerken ona orta parmak çekti. Kız ise onun ucube olduğunu söyleyerek bana döndü.

 

"Onu ciddiye alma." Ardından bir anda yeniden gülümsedi ve bana elini uzattı. "İsmim Morwen! Sanırım buralı değilsin ve bir altın elfsin değil mi?" Yavaşça başımı salladım. Kız bakışlarını ilgiyle üzerimde gezdirdi. Bende onu izlediğimde tarzı dikkatimi çekmişti. Koyu kahverengi saçları epey kısaydı. Çekik gözleriyle uyuşan ince kaşları neredeyse yok gibiydi. Teni esmerdi ve ona çok yakışıyordu. Üzerinde siyah askılı atlet vardı. Giydiği koyu yeşil şort kısa boyuna çok tatlı gitmişti. Neredeyse dizlerine kadar uzanan botlarının bağcıklarına hayvan dişleri asmıştı. Daha doğrusu bütün hepsi kurtlara ait gibiydi. Dirseklerine kadar uzanan bilekliklerde aynı şekildeydi. "Bende Veronica." dedim. Morwen kıkırdadı. "Annemin ismini taşıyorsun Veronica." Hafifçe gülümsediğim sırada duvara yaslanmış adam elini bana doğru uzattı. Avuçlarımın arasında sıkıca tuttuğum kargayı gösteriyordu.

 

"Onu iyileştirecek birini tanıyorum." dedi oldukça kalın sesiyle. Morwen adama kısa bir bakış attı. "Haklısın. Seraphina çok başarılı bir şifacıdır." Bana doğru uzanıp elini omzuma koydu. Arkamda duran eski bir ahşap merdiveni gösterdi. "İstersen onu iyileştirebiliriz." Draven ve diğer adam ağır adımlarla merdivenden çıkmaya başladıklarında başımı kaldırıp ahşaptan yapılmış eve baktım. Daha doğrusu devasa bir çınarın içine kurulmuş yuvaya baktım. Çınarın içi oyulmuştu ve şirin görünen ancak şimdi oldukça eskimiş bir kulübe inşaa edilmişti. Yaşam belirtisi yok gibiydi. Camlar oldukça tozlu görünüyordu ve evin dışını sarmaşıklar kaplamıştı.

 

Morwen merdivenlerden çıkmaya başlayınca derin nefes alıp bende merdivenlere yöneldim. En azından kargayı iyileştirip kendime kurtuluş için bir yol bulabilirdim. Belki bana yardımları dokunabilirdi. Bunun umuduyla onlara güvenmek zorundaymış gibi hissettim. Daha fazla bunalmamak için yüzüme örttüğüm kumaşı boynuma indirdim.

 

Merdivenlerden çıktığımda kırık dökük olan ahşap kapıyla karşılaştım. Draven kapıyı sertçe ittiğinde kulak kanatan bir gıcırdıyla açıldı. Morwen'in adımlarını takip ettim. Kalbim heyecanla attı çünkü en son birine güvenmek üzereyken param çalınmıştı. Bakışlarımı avucumdaki kargaya çevirdim. Simsiyah gözleriyle bana bakıyordu. Cılız bakışlarındaki acıyı hala hissedebiliyordum.

 

Oldukça sıcak olan bir odaya girdiğimde kemiklerimin eridiğini sandım. Uzun zaman sonra nihayet sıcak havayla karşılaşmak bana güzel hissettirmişti.

 

Buram buram tütsü kokan odaya göz gezdirdim. Sanırım tek odalıydı çünkü başka herhangi bir kapı yoktu. Normal bir odaya göre biraz uzun gözüküyordu. Tam karşımda küçük kare camlar vardı. Yıpranmış ipek perdelerin asılmış olduğu camın tam yanında eski bir yatak vardı. Yatağın üzerinde ise hayatımda gördüğüm en güzel kadınlardan biri uzanıyordu. Merakla onu inceledim.

 

Kızıl saçları omzuna kadar uzanıyordu. Hafif kıvırcıktı ve beyaz teniyle o kadar çok uyumlu duruyordu ki onun bu hali büyülüyordu. Kadının üzerinde lacivert bir elbise vardı. Karnına kadar onu sıcak tutacak battaniye örtülmüştü. Bakışların onun uzun tırnaklara sahip eline takıldı. Daha doğrusu elinin altında duran şiş karnına. Sanırım hamile olmalıydı. Yüzük parmağındaki yüzüğün kızıl elması parlayınca henüz ismini bilmediğim adam yavaşça onun yanına yürüdü.

 

Odada başka hiçbir şeyin olmaması beni şaşırtmıştı ancak şaşkınlığım uzun sürmedi. "Henüz bir yavru değil mi Veronica?" Kadının sesi kulaklarıma melodi gibi geldi. Bir an ismimi bilmesi beni duraklattı. Karganın tüylerini okşadım. "Adımı nereden biliyorsunuz?" Kadın başını yana eğip gülümsedi. "Kulaklarım, büyülerimden daha keskindir Veronica." Adımı öyle bir bastırarak söylemişti ki bir an kendimden şüphe etmiştim. Kadın elini karnından çekip yatağın kenarına hafifçe vurdu. "Gece iyi dinlenememişsin. Otur ve biraz dinlen Veronica." Kadın bana öyle bir bakıyordu ki sanki beni kontrol edebiliyormuş gibi bir anda dediğini yapmak üzere yatağa doğru yürüdüm. Ne yaptığımın ben bile farkında değil gibiydim.

 

Yatağın kenarına oturduğumda kadın ellerini yatağa bastırıp bedenini yana kaydırdı. "Hayatım, dikkatli olmalısın." Esmer adam diktatör bir sesle söylemişti. Kadın kısa bir süre adama baktıktan sonra yutkundu. "O kadardan birşey olmaz sevgilim." Tekrar bana döndüğünde elini bana uzattı. İçimden dualar ederek kargayı onun eline uzattım. Zavallı yavru teslim olmuşçasına kadının elinde kaldı.

 

"Seraphine tanıdığım en samimi yıldız perisidir." Morwen ellerini göğsünde birleştirip bana yaklaştı. Botları sertçe yere basıyordu. Ona dönüp kaşlarımı çattım. "Yıldız perisi mi?" Bu sefer cevap esmer adamdan geldi. Yine duvara yaslanmıştı. Bacağında duran eline baktığımda onda da kızıl elmasa sahip bir yüzük gördüm. "Normal periler gücünü Hera'dan alırken yıldız perileri sadece yıldızların hareketlerine göre güçlenir." Perileri daha önce duymuştum ancak onların sadece tek türde olduklarını biliyordum. Dün gece camdan baktığımda havada tek bir tane yıldız görememiştim. Aydınlanarak esmer adama döndüm. "Dün gece bulutlar diğer yıldızları örtüyordu." Seraphine kıkırdadı. Sesi az öncekine göre epey cılız çıkmıştı. "Bu yüzden birer çocuk gibi burada yatmak zorundayım." Bakışlarımı eline çevirdim.

 

O an o kadar çok büyülendim ki nefes almayı bile unutacaktım. Seraphine kargayı avuçlarının arasına almıştı. Beyaz derisinden damarlarında dolaşan sarı parlak şeyler görünüyordu. Sanki küçük ateş böcekleri damarlarında geziyor gibiydi. Ağzım şaşkınlıkla açıldı. "Vay canına..."

 

Seraphine sakince elini kaldırıp kargaya baktı. "Sanırım bitkilerle aran iyi Veronica." Cebimdeki ısırgan otunun varlığını hatırladım. Başımı salladım. "Onun için ısırgan otu buldum." Elimi cebime sokup ısırgan otunu çıkardım. Bitkiye sarılmış kağıdı aceleyle buruşturduğum için elimi kaşındırmıştı ama sorun değildi. Seraphine bakışlarını bir anda bana çevirince hipnoz olacağımı sandım. Kansız gibi görünen beyaz dudakları yana kıvrıldı. "Çaldın." diye düzeltti. Onun tespitinden utandım. Başımı yere doğru eğdim. "Bütün paramı pislik bir dolandırıcı çalmasaydı ödeyebilirdim." Seraphine karganın tüylerini okşadı.

 

"Hepimiz iyilik meleği değiliz Veronica. Bu civarda yaşıyorsan cebindeki mendil bile çalıntıdır." Morwen elleri göğsünde esmer adamın yanına geçip yere çöktü. Eline aldığı puroyu dudaklarına götürdü. "Sanırım en son yaşlı bir adamın karısından kalma altın bir kolyesini çalmıştım. Tüccarlar iyi paraya almıştı." Arkamdan tok bir ses geldi. "Veronica'yı kandırma Morwen. Kolyeyi ben çalmıştım." Draven arkasına yaslanmıştı. Benimle göz göze geldiğinde sırıttı. "Sen ona inanma." Ne diyeceğimi bilemiyordum çünkü Draven ve Morwen'in arasında öyle bir çekişme vardı ki bu çekişmenin arasında kalmak istemiyordum.

 

Ben dudaklarımı aralamıştım ki Morwen sinirle söylendi. "Çadıra döndüğümüzde seni kendi ellerimle geberteceğim." Seraphine, Morwen'in sözleri üzerine elini hafifçe kaldırdı. Yüzünde umutsuz bir gülümseme vardı. "Sen onları umursama Veronica. Her zaman böyledirler." Yüzüme dolaşan perçemleri kulağımın arkasına attım. Seraphine kargayı kendine yaklaştırıp birkaç saniye gözlerini kapattı. Bende onu izledim. Uzun kirpikleri, gözaltlarına kadar uzanmıştı. Beyaz dudakları huzurla yana kıvrıldı. "Tanrıça ruhunu affetsin." diye fısıldadı.

 

Tekrardan gözlerini açtığında kargaya kısa bir an baktıktan sonra kucağına bıraktı. Karga ayakta durmakta zorlandı. Sendelenerek Seraphine'in kucağına yaslandı. Rahatlayarak nefes aldım çünkü eskisi gibi halsiz durmuyordu ve kanatlarını birkaç kez oynatmayı denemişti.

 

Hera'ya şükürler ettim.

 

"Biraz dinlenmesi gerekiyor." Isırgan otunu geri cebime koydum. Yaptığım iğrenç şeyi telafi etmem gerekiyordu. "Sanırım gerek kalmadı...bunu yaşlı kadına geri vermeliyim." Seraphine başını omzuna doğru eğdi. Kızıl saçları lacivert elbisesiyle buluşunca o kadar çok güzel görünmüştü ki onun bu hali kesinlikle nefes kesiciydi. Tatlı tebessümü içimi ısıttı. "Vermezsen rahatlamayacaksın değil mi?" Onu onaylayan bir mırıltı çıkardım.

 

Karganın başını okşadı. "Küçük yavruya ben gözkulak olurum." Bunu demesi benim için yetmişti. Ayağa kalkıp Seraphine'e doğru gülümsedim. Morwen ağzındaki puroyu yere bıraktı. "Sana eşlik edeceğim." O da benimle birlikte ayağa kalkacaktı ki Seraphine elini kaldırdı. "Hislerim onun yalnız halletmesini söylüyor." Seraphine'in sakin sesi Morwen'in anında onaylamasını sağladı. Seraphine'e bu odadaki herkesin büyük ölçüde saygı duyduğuna emindim.

 

Pelerinimin yakalarına sarılıp kapıya doğru yürüdüm. Yaşlı kadının ısırgan otundan kazandığı paraya eminim ki ihtiyacı vardı. Kim bilir ne zorluklarla toplamıştı. Bu yüzden onu geri vermeliydim. Boğazımdaki kumaşı tekrardan yüzüme bağlayıp kapüşonumu kafama geçirdim.

 

Eski evden çıktığımda beni soğuk hava karşıladı. Açık olan tenime çarpan soğuk rüzgar hafiften büzüşmeme sebep oluyordu. Ellerimden birini cebimden çıkarıp pelerinin eteklerini kavradım.

 

Pelerin boyuma uzun geliyordu. Kara bulaşan pelerinin etekleri epey ıslanmıştı ve elbisemin üzerinden bacaklarıma değdiğinde daha çok üşüyordum. Pelerini biraz kaldırıp daha rahat yürümeye başladım. Bu sokağa pek kimse girmiyor gibiydi. Yere birikmiş karın üzerinde kimsenin ayak izleri yoktu.

 

Sokak boyunca dizilmiş yıkık dökük evlerin arasından sessizce yürüdüm. Seraphine epey bilgili birine benziyordu. Belki bana eve geri dönmem için bir çözüm sunabilirdi. Hislerine güvenmiştim. Eve gitmeme yardım edecek tek kişi bile olabilirdi.

 

Bunun umuduyla yaşlı kadının dükkanına doğru heyecanla yürüyordum ki bir karışıklık olduğunu farkettim. Birkaç adam aceleyle kalabalığın yanına koşarken kalabalığın arasında duran bir kadın bağırdı. "Onu gördüm! O bir lanetli! Gözümün önünde başka birine büründü!" Parmaklarımın ucunda biraz yükselince ortada duran kadını gördüm. Eteklerine sarılmış halde delirmiş gibi etrafındakilere bakıyordu. "Slumlar güvende değil! Onu bulmalısınız! Hepimizi öldürecek!" Kaşlarımın çatıldığı sırada yanımdan geçen iki adam gülüştü. "O fahişe kesinlikle delirmiş." dedi adam yanındakine. Yanındaki onu onayladı. "Bunak fahişelerden nefret ediyorum." Adamlar gülmeye devam ederek uzaklaştılar. Dikkatle kalabalığa tekrar döndüm ve gördüğüm tanıdık sima ile durakladım.

 

Kalabalığın arasından benimle göz göze gelen Claude'yi görmek anında beni harekete geçirdi. Ona doğru koştuğumu görmesi de onu harekete geçirdi. Kalabalığı neredeyse yararak aralarından sıyrılıp sokaklardan birine daldı. Pelerinimin eteklerini daha sıkı kavrayıp tüm gücümle ona doğru koştum. Bende onun arkasından sokaklardan birine daldım.

 

Girdiğimiz sokak daha çok eski evlerin bulunduğu sokaklardandı. Sadece Claude ve ben vardık. Claude çantasına sıkıca sarılmıştı. "Claude!" Avazım çıktığı kadar onun adını bağırdım. Sesim sokakta yankılandı. Claude diğer kolunu havaya kaldırdığında havada asılı olan birkaç keseyi gördüm. Lanet pislik benimle dalga geçiyordu.

 

Bu hızla koşabilirsem kesinlikle düşeceğime emindim. Umursamadan daha da hızlandım. "Piç herif!" diye seslendiğimde Claude kahkaha atarak rastgele evlerden birine girdiğinde öfkeyle kendi kendime küfür ettim. Bana zarar verebilirdi ama umrumda değildi. Onu gebertmek istiyordum.

 

Girdiği ev saydığım kadarıyla altı katlı dar bir binaydı. Terkedilmiş olduğu camların üzerindeki yosunlardan belli oluyordu. Açık kapısından içeri girdiğimde pek aydınlık olmadığını farkettim. O kadar çok toz vardı kı mecburen kolumu ağzıma kapatıp karanlık evin içinde ilerledim. Girişinde sadece merdiven vardı sanırım. Sarmal şekilde yukarıya kadan uzanan merdivenlerin basamaklarındaki kalkmış tozu görünce elimi tırabzanlara dayayıp yukarıya çıkmaya başladım.

 

O kadar çok tozluydu ki bir noktadan sonra gözlerim yanmaya başladı. Yine de umursamadan Claude'nin aceleci adımlarını takip ederek basamakları teker teker çıktım.

 

Altıncı kata kadar sadece merdivenler vardı. Yukarıya çıktıkça ortam daha da karanlıklaştı. Derin nefes alıp son basamağı da tırmandığımda oldukça karanlık olan bir odaya geldim. Sadece tek bir odası vardı. Çok hafif bir loş ışık ortama hakimdi. Burası eski bir kütüphane olabilirdi çünkü duvarlara sabitlenmiş eski kitaplıklar vardı. Kaşlarımı çatarak kitaplıklara yaklaştım. Raflarda ölmüş birkaç kuşu görmek midemi bulandırdı. Neredeyse her rafta örümcek ağı vardı. Toz kokusu hapşırmama sebep oldu.

 

Etrafa göz gezdirdim. Dizilmiş kitaplıklar dışında birşey görünmüyordu. Üzerimde hiçbir silah yoktu. Buraya gelerek kesinlikle aptallık ettiğimin farkındaydım. Bir anlık öfkem yüzünden sonumu getirecektim.

 

Claude'ye dair hiçbir şey yok gibiydi. Sitemle nefes verip geri dönmek üzere arkama yöneldim ancak loş ışığın da kaybolmasıyla tamamen görüş algımı kaybettim. Dudaklarımdan korku dolu bir hıçkırık kaçtı. Karanlığın hakim olmasına birde tavanda uçuşan yarasalar eklenince neredeyse korkudan bayılacaktım. Titreyen ellerimi pelerinin kumaşına sardım.

 

Kesinlikle buraya gelmem başlı başına bir aptallıktı. Ayaklarım geri geri gitti. Etrafımda ne olduğunu göremiyordum. Yarasalar beni daha da korkutmak istercesine uçuştular. O kadar soğuk olmasına rağmen terlediğimi hissettim.

 

İçimden dualar ettim. Buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıydım. Burada Claude dışında başka biri de olabilirdi. Bir vampir veya bana zarar vermek isteyen bir sapık bile olabilirdi. Stresle dudaklarımı öyle bir ısırdım ki ağzıma kan doldu. Demir tadı almak ürkütücüydü.

 

Arkamda duyduğum nefes sesiyle birlikte uzun zamandır içimde tuttuğum çığlığı serbest bıraktım. Önümde ne olduğunu bilmeden koşmaya başladım. Ahşap zemine vuran botlarımın sesine bir başkasının adım sesleri eşlik edince daha da hızlı koşmaya başladım.

 

Birisi bir anda kolumu kavrayınca kalbim aceleyle çarptı. "Düşeceksin." Kolumdaki soğuk teni tanımak beni hem rahatlatmıştı hemde neredeyse korkudan ağlamama sebep olacaktı.

 

Loş ışık tekrardan odaya hakim oldu.

 

Karşımda gördüklerimle nefesimi tuttum. Tekradan o tok sesi duydum.

 

"Bunu mu arıyordun tatlım?"

 

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><

 

Selamm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı???

 

Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💫

 

 

Bölüm : 24.01.2026 19:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...