20. Bölüm

18. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcı'nın on sekizinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 💫

 

 

"Işığı bulmak için önce karanlığın dilini tanımak gerekir."

 

_________________________________________________

 

Salver'ın sıkıca tuttuğu Claude'yi görmek anında sinirlerimi canlandırdı. Claude korkmuş halde derin nefes aldı. Dudaklarını kararsızlıkla açıp Salver'a kısa bir bakış attı. Ardından bir anda sırıttı. "Hoşuma giden kesinlikle öbürüydü." Bakışlarını bana çevirince Salver, Claude'yi öne itti. Ben gözlerimi inanamayarak açtım. Lanet herifin amacı hala dalga geçmekti.

 

Salver onun dizine sert bir tekme vurdu.

 

İnleyerek dizlerinin üzerine düşen Claude sırıtmaya devam ederek başını bana çevirdiğinde birşeyler demeye hazırlandı ancak Salver onun ensesini öyle bir sıktı ki saniyesinde ciddileşip başını yere eğdi. İnanamayarak Salver'a baktığımda dudakları yana kıvrıldı. "Ondan istediğini al Veronica." Küçümseyerek Claude'e baktı. "Belli ki canını yakmış." Kaşlarımı çattım. Claude bir anda eteğimin ucunu tutunca Salver onu geri çekti. Bunu yapması Claude'in acıyla inlemesine sebep oldu. Salver sanki elinde birer oyuncak varmış gibi onu kontrol ediyordu. "Ellerini çek." Claude yüzüklerle süslenmiş ellerini kendi dizine götürdü. Başı zorla yukarı kaldırılan Claude dudaklarını titretti. "Beni affet Veronica." Ellerini birleştirip Salver'a döndü. "Lütfen.....yalvarırım." Claude'in o cırtlak yalvarışı sinirlerimi daha da çok bozdu.

 

Daha fazla kendimi tutamadım. Onun yüzünden yaşlı bir kadını soymuştum. Yetmediği gibi kendime kalacak yer bulamamıştım. Öne çıkıp ona sert bir tokat attım. Avucumla yanağı buluşan Claude sarsıldı.

 

"Senin yüzünden yaşlı bir kadını soymak zorunda kaldım." Elim boynuna asılmış çantasının askısını kavradı. Askıyı kendime doğru çektiğimde keskin kısmı Claude'in boynuna dayandı. "Keseleri geri ver." Claude hızlıca başını salladı. Aceleyle parmakları çantanın fermuarını buldu. O kadar çok titriyordu ki çeşit çeşit yüzükleri, her parmakları hareket ettiğinde neredeyse birbirine çarpacaktı.

 

Çaldığı keselerin hepsini çıkarıp avuçlarına sıkıştırdı. "Gemiye binmek için paraya ihtiyacım vardı.....çok özür dilerim." Gözlerimi devirdim. Avuçlarında şıngırdayan keselere uzandım. "Senin yüzünden zindanı boylayacaktım!" Avuçlarıma zar zor sığan keseleri cebime attım. Salver'ın homurdandığını duyduğumda gözlerim onunkilerle buluştu. Sabırsız duruyordu. "Bununla işin bitti mi?" Bunu derken özellikle Claude'in ensesini sıkması gözümden kaçmamıştı. Başımı iki yana sallayıp gözlerimi kıstım. "Kılıcı da ver Claude." Claude titreyerek tekrardan yere eğilip benim önüme kapandı. Parmaklarını ayaklarımın ucuna kadar uzattı. "Beni affedin.... onu sattım." Bunu demesi Salver'a yetmiş olacak ki Salver kolunu onun boynuna sarıp bir anda kendine doğru çekti. "Gelelim sorulacak hesabına değil mi Veronica?"

 

Kemiğin parçalara ayrıldığını düşündürecek korkunç bir ses odada yankılandı. Onu öldürmüştü. Bunun bilinciyle bir adım geriye kaçtım.

 

Yüzümü buruşturup elimi bulanan mideme götürdüm. Salver onun cansız bedenini kenara bir yere bırakıp bana döndüğünde merakla onu süzdüm. Üzerinde her zamanki gibi siyah bir pelerin vardı. Kapüşonunun omuzlarından sarkması beni neredeyse mutlu etmişti çünkü siyah saçlarını görmek hoş hissettiriyordu. Boynundaki damarları ilk defa bu kadar belirginken görmek beni daha da ürküttü.

 

"Beni nasıl buldun?" diye sordum. Cevap vermedi. Bana doğru bir adım attığında elim aceleyle eteklerimi kavrayıp adımlarımı geriye yönlendirdi. Salver ise bana doğru yaklaşmaya devam ediyordu. "Kafama koyduğum herşeyi yapmak gibi bir huyum var diyelim." Botlarının zemine çarpması kulaklarıma daha da yakından geldiğinde aceleyle geriye doğru yürümeye devam ettim. Sanki inatla benim adımlarıma uyum sağlayıp benimle dalga geçiyordu.

 

Ne diyeceğimi bilemez halde ellerimi arkamda birleştirdim. Alnında ufak bir morluk vardı. Bunu ben yapmıştım. Her ne kadar ona karşı vicdan yapmamam gerekse de içimde birşeylerin hareketlendiğini hissettim. "Alnını tedavi edebilirim....sonrasında ikimiz de yollarımıza ayrılırız." diye aptal bir savunma yaptım. Salver kaşlarını çatarken yüzünde hafiften eğlenen bir ifade vardı. "Sence şifacıya ihtiyacım varmış gibi mi görünüyorum Veronica?" Sırtım kitaplıklardan biriyle buluşunca az kalsın ağır bir küfür edecektim. Bunun paniğiyle başımı salladım. "Bence var....yani vardır umarım." Salver'ın burnundan güldüğünü işaret eden bir ses yükseldi. Kesinlikle komik birşey için gülmüyordu çünkü yüzüne oturan yeni hal çığlık atmama sebep olacaktı.

 

Salver'ın ellerinden biri omzumun üzerine yerleşti. Başta dokunduğunda rahatsız olup olmadığımı kontrol etmesi korkudan sıkışmak üzere olan kalbimi birkaç saniyeliğine uçurmuştu. Kumaşın üzerindeki parmakları tenimi yakıp küle çevirmişti sanki. Başımı kitaplığa bastırıp onun, üzerimde yükselen bedenini izledim. Salver da kısa bir sürelik beni süzdü. Ela gözlerinin yüzümde dolaştığını yeniden görmek bana farklı hissettirdi. Tekrardan gözlerime vardığında boynundaki ademelması hareketlendi. "Justin istediklerinden vazgeçene kadar benimlesin Veronica." Başımı inatla iki yana salladım. "Tek başıma ilerleyeceğim Salver."

 

"Sana yardım etmeme izin vermelisin." Tekrardan başımı iki yana salladım. Her ne kadar onun beni yakalayacağını bilsem de uzaklaşmak için onu ittirdim. Merakla beni takip ediyordu bakışları. Kendimden emin bir sesle konuştum. "Annemi bulacağım." Salver eğik başıyla beni izlerken yanından sıyrılıp gitmeye çalıştım ama kolumu tuttuğunda beni bırakmaya niyetli olmadığını bir kere daha anladım.

 

Justin'in kırmak istercesine sıktığı bileğimi öyle bir tutmuştu ki dudaklarımı araladım. Dilime onlarca kelimeler bindi ama kalbim söylemeye izin vermeyecek kadar kararsızdı. Salver'ın bileğimde duran parmaklarına baktım. Tenimde iz çıkarmaktan bile korkuyor gibiydi. Onun bembeyaz parmaklarında akan kan her ne kadar benimki kadar değerli olmasa da sonsuza dek kanının akmasını istedim o an. Kolumu dilediğim gibi geri çekebileceğim kadar tutuyordu ama geri çekmek yerine ona yaklaştım. Çünkü ilk defa yakaladığım o ufak detay sadece ayaklarımı değil bütün bedenimi kontrolu altına almıştı. Salver'ın duygularını ilk defa bu kadar net görebildim. Daha önce yüzüne her zaman birer duvar örüp duygularını saklamayı seçmişti ama bu sefer duvarlarından tek bir tuğla bile kalmamıştı.

 

Ne hissedebildiğini ne kadar zorlarsam zorlayayım asla dile getiremezdim. Aslında kimse dile getiremezdi ama onu o kadar çok iyi anlamıştım ki bazı duyguların dilini sadece kalbin bildiğini farketmiştim. Çünkü duygular her zaman kalbin birer yansımasıydı.

 

"Neden benim için bu kadar ısrarcısın?" Salver başını dikleştirdi. Beni cevaplamak için hareketlenmişti ama ona engel olup konuşmaya devam ettim. "Bir aptallık yapıp seninle bir yola koyuldum. Biliyorum aptallık yapmaya devam edeceğim belki kendi ölümümü getireceğim!" Diğer elimi kaldırıp parmağımı ona doğrulttum. "Ama sen..." O kadar çok hızlı hareket ediyordum ki kendime hakim olamamaktan korkmuştum. Duraklayıp derin nefes aldım. "Sen daha da aptalsın!" dedim.

 

"Sen bana o kadar çok acıdın ki kendi ırkını unuttun Salver!" Salver sertçe yutkundu. "Hiçbir zaman acınacak halde olmadın Veronica." Ona inanmayarak başımı iki yana salladım. "Bana neden yardım etmekte bu kadar ısrarcısın Salver?" Son bir kez daha sordum. Cevabı alabilir miydim bunu bile bilmiyordum.

 

Salver kaşlarını hafifçe çattı. Ufak bir iç çekişi onun kelimelerini ne kadar dikkatli seçtiğini gösteriyordu. "Cevabını benimle gelirsen öğreneceksin Veronica." Bana verdiği karşılık cevap o kadar çok sinirimi bozdu ki ona sert bir tokat atmak istedim. Onun yüzünü incelerken belinden parlayan kılıcı hatırladım. Ona epey yakın sayılırdım. Bir anda uzanıp onun kılıcını kınından çıkardım. Salver ifadesini bozmadan ellerini havaya kaldırınca dişlerimi sıkarak sivri ucu onun boğazına dayadım. Keskin yüzeyle teninin buluşması sanki ona zevk vermiş gibiydi.

 

Kılıcı daha sert kavradım. "Seni göğsünden yaraladığım yetmemiş gibi neredeyse seni gebertecektim. Neden hala bana zarar vermekten kaçıyorsun?" Sınırlarımı daha da zorlayacağımı bilerek konuşmaya devam ettim. "Bütün diyar seni acımasız bir prens olarak anarken neden bana zarar vermiyorsun?" Parmaklarımın ucunda yükselip neredeyse onun burnuna değecek konuma geldim.

 

"Yoksa bir elfe kıyamıyor musun Salver?"

 

Dediklerim Salver'ın kısa bir an nefesinin kesilmesine sebep oldu. Sonrasında kendini toparladı. Salver boynunu dikleştirince keskin uç onun tenine sürtündü. Birkaç damla kan boynundan süzülürken kaşlarını bilmişçesine kaldırdı. "Peki sen Veronica?" İnatla kendine zarar vermek istercesine kılıca biraz daha yaklaşınca titreyerek kılıcı hafifçe geri çektim. Bu onu tatmin etmişti. "Neden kılıcı geri çekip beni koruyorsun?" Kılıcı tutan elimin üzerinde parmaklarımı hissettim. Soğuk tenine maruz kalan elimi geri çekmek istedim ama hafifçe baskı uygulayarak izin vermedi. "Yaralayıp tekrardan kaçabilirsin Veronica."

 

"Yine peşimden gelirsin Salver."

 

Dudaklarının köşesi kıvrıldı. Başını takdirle aşağı yukarı salladı. "Beni iyi tanımışsın Veronica." Kılıcın etrafından kıvrılıp üzerime eğildi. "Cevapsız bırakılmayı hiç sevmiyorum." Az önceki sinirim tamamen beni terk etmişti. Şuan içime yerleşen tek şey koca bir çıkmazdı. Geri çekilip karşısında durdum. "Senin nedenin neyse benim nedenim de o Salver." Sanırım bu cevap ona yetmişti. Bu yüzden tatlı bir şekilde tebessüm etti. "Öyleyse benimle geliyorsun değil mi?" Hızla başımı iki yana salladım. Kararımdan dönmemem gerekiyordu. Salver'ın niyeti kötü olmasa bile onu kendi yoluma sürüklemek istemiyordum. "Annemi bulabilirim." Kılıcı indirip geri kınına soktum.

 

Gülümsemesi solduğunda ciddi birşey diyeceğini düşündüm ancak o sadece başını omzuna doğru eğdi. "Gerçekten bunu mu istiyorsun?" Emin bir şekilde onu onaylayan bir mırıltı çıkarırken etrafa göz gezdirdim. "Başına dikkat etmen gerekecek." Kaşlarımı çatarak ona dönecektim ki anında eğilip bacaklarımı kavramasıyla beni omzuna atması kaçınılmaz oldu. Başım yere doğrulmuştu. Gördüğüm tek şey Salver'ın sırtıydı. Ellerimi yumruk yapıp onu sırtına defalarca kez vurdum. Lanet adamın sırtına vurmak hiç etki yaratmamıştı.

 

"Pislik herifin tekisin!" Ancak o karşılık olarak cümlesini tekrarladı.

"Tatlım, başına dikkat etmelisin."

 

💫

 

 

"Beni yere indir Salver."

"Olmaz." Sinirle iç çektim. Sivri tırnaklarımı onun omzuna geçirdiğimde bu sefer tepkisiz kaldı. Birkaç kez daha bunu yaptığımda sadece inlemişti.

 

Tekrardan dil dökmeye yönelmiştim ancak Salver binadan çıktığımız anda beni yere indirdi. Botlarım yere birikmiş kar kütlesiyle buluştuğunda yolun beyaza boyandığını gördüm. Bu bana garip hissettirdi çünkü en son karla temas ettiğimde yanımda annem ve büyükannem vardı. Ancak şuan sadece yanımda bir zamanlar sadece varlığından bile korktuğum vampirlerden biri vardı. Ve benim tek yürüyebileceğim yol olacaktı belki de.

 

Salver haklıydı aslında.

 

Başıma o kadar çok şey gelmişti ki doğruyu yanlışı ayırt etmek benim için güçtü. Sadece o an kendi çizdiğim yolun doğru olduğuna inanıp yanlarımda olan biten herşeyi görmezden geliyordum. Claude'e güvenmek de Salver'dan kaçıp buraya gelmek de benim için doğru gözüken bir yanlıştı. Belki şuan tekrardan Salver'la bir yola koyulmak yanlıştı ama en azından o kadar sürede bana zarar vermek yerine canı pahasına korumuştu. Bunları tamamen unutup onun canını yakmıştım.

 

Salver hiç düşünmeden beni kurtarmak için o gün muhafızlarla burun buruna gelmişti. Sadece ufak bir dikkatsizliği onun ölümüne sebep olabilirdi de. Bunu kendisi de çok iyi biliyordu ancak o ihtimalleri düşünmeden beni kurtarmıştı.

 

İşte benim kafamı kurcalayan, kemiren şeyde tam olarak buydu.

 

Claude bana daha önce ufak bir yardımda bulunmuştu ancak karşılık olarak paramı çalmıştı. Ama Salver, benimle ilk karşılaştığından beri benden tek birşey bile istememişti.

 

Oysa Salver benim kanım için yanıp tutuşacak adam değil miydi?

 

Salver benden ne istiyordu? Benden beklediği şey tam olarak neydi de bu kadar kurcalıyordu hayatımı? Kanım mıydı onu bana sürükleyen? Kanım olsaydı bu zamana kadar çoktan işimi bitiremez miydi? Sivri dişlerinin derimi ezip geçmesi onun için çok kolay olurdu ama o bunu yapmak yerine derimin altındaki kanın akmaya devam etmesi için çabalamıştı. Şimdi kafamın karışması normal değil midir?

 

Salver üzerini düzeltip yürümeye başlayınca dudaklarımı ısırıp onu takip etmeye koyuldum. Ondan saptığım anda beni durduracağını biliyordum.

 

"O piç..." diye başladı Salver. Kimden bahsettiğinden emin olmak için onun adını söyledim. "Claude." Salver kaşlarını çatarak bana kısa bir bakış attıktan sonra yoluna devam etti. O kadar çok gergin duruyordu ki kılıcı tutan elindeki damarları sayabilirdim. "Neyse ne. Piç kurusunun teki." Issız sokakta yol aldığımız esnada Salver'a fazla yaklaştığımı farkettim. Neredeyse adamın göğsüne dayanacaktım. Bu kadar dayanmamın sebebi üşümem olabilirdi çünkü biz içerideyken hava o kadar çom soğumuştu ki kirpiklerimde kalmış gözyaşlarının neredeyse donacağını hissedecektim. Soğuğa rağmen Salver'dan uzaklaştım.

 

"Onunla ne işin oldu Veronica?" Cümleyi kurarken tiksiniyormuş gibiydi. Bu az kalsın gülmeme sebep olacaktı. Adımlarımı ona uydurmaya çalıştım. "Tesadüfen tanıştık. Bana yardım eder sandım." Salver boğazını temizledi. "Bir daha kimseyle tesadüfen tanışma." Kaşlarımı çatıp onun önüne geçtim. Bu onu duraklattı. "Nedenmiş? Herkes Claude mi?"

 

Salver ne diyeceğini bilemez halde etrafa bakındı. Beni cevapsız bırakacağını anlar anlamaz tekrardan boğazını temizledi ama yüzüme bakmayı reddetti. "Tesadüf kötü birşey. Boşver Veronica." Başımı dikleştirdim. "Biz de tesadüfen tanıştık ama?" Bunu derken bir yandan ellerim belimi bulmuştu. Salver bozuk yüz ifadesiyle öne çıkıp yürümeye devam etti. "Ben senin hayatını kurtardım." diye mırıldandı dudaklarının arasından. Hafifçe güldüm. "Avını korudun Salver." Bu onu sinir etmiş olacak ki iç çekerek bir anda durdu ve bana döndü.

 

Daha rahat erişmek için biraz üzerime eğildi. Burnumda düşmüş olan boynumdaki kumaş parçasına uzandı. Parmakları boynuma değince gıdıklanmıştım. "Aç olan birine göre çok konuşuyorsun."

 

Kumaş parçasını tekrardan yüzüme çekip kapüşonumu da kapattı. Elini tamamen çekmeden önce burnuma ufak bir fiske atması sinirimi daha çok bozdu. Ben ona huysuz bir şekilde bakarken kendi pelerinini çıkardığını gördüm. Kaşlarımı çattım. "Ne yapıyorsun sen?" Tahmin ettiğim gibi beni cevapsız bırakıp üzerimdekinden biraz daha kalın olan pelerini sırtıma koydu. Bunu yaparken bana o kadar yaklaşmıştı. Kollarını etrafıma sarmıştı. Hazırlıksız olduğum için burnum onun göğsüne değmişti. Salver'ın kokusuna kapılmamaya özen göstererek geriye çekildim.

 

Salver büyük bir özenle pelerini sırtıma yerleştirince ısındığımı hissettim. Onun üzerinde ise sadece keten bir gömlek vardı. "Sende üşüyeceksin." dedim onu süzerek. Kendi pelerininin kapüşonunu da kafama geçirip benden ayrıldı. "Tatlım, kuzeyde büyüdüm ben." Kaşlarımı çattım. Kuzey derken Asterra'yı kastediyor olmalıydı. Silverwood'un tek sağlam müttefiği her zaman Asterra olmuştu. Kralın varisleri de ancak güvenilir bir krallığa gidebilirdi.

 

Salver benden ayrılıp yoluna devam ederken pelerinine daha sıkı sarıldım. Bastığım kar tabakası yüzünden botlarım ıslacık olmuştu. Ayaklarımın buz kestiğini hissettim ancak dayanmam gerekiyordu.

 

Yine ve yine adımlarımı hızlandırıp ona eşlik ettim.

 

Salver'a bakmaktan kendimi alamadım. Kar taneleri onu sanki kutsuyormuş gibi aceleyle saçlarına serpiliyordu. Bembeyaz taneler onun simsiyah tellerinde o kadar çok güzel bir zıtlık oluşturmuştu ki zıtlığın aslında en büyük güzellik olduğunu farkettim. Zıtlık, en güzel uyum olabilirdi.

 

"Şatoya mı döneceğiz?" diye sordum meraklı ses tonumla. Salver sıkıntıyla nefes aldı. "Ortalık sakinleşene kadar seni daha fazla halk arasına sokmamamız gerekiyor." Sanırım bu bir evet anlamına geliyordu. Salver'ın şatosuna geri dönme fikri bir yandan beni korkuturken bir yandan da heyecanlandırıyordu. Tekrardan onunla baş başa kalmak bile bana onlarca duyguyu tattırıyordu.

 

Yol boyunca Salver'a ara ara sorular sorup durdum çünkü içim sürekli sıkıntılarla dolup taşıyordu. Durmadan kafamda gerçekleşebilecek olayları sıralarken delireceğimi sandığım bile olmuştu. Her ne kadar yüzüme yansıtmasam da korkuyordum. Tam olarak neyden korktuğumu da bilmiyordum. O kadar çok şeyden korkmak zorunda kalmıştım ki artık korkularım ayırt edilemeyecek kadar körelmişti. İçimdeki sıkıntı bir karabasan gibi boğazımı sardı. Nefes almakta zorlandığımı hissettiğimde durakladım.

 

Salver benim durduğumu gördüğünde kaşlarını çattı. "Bir sorun mu var Veronica?" Başımı hızla iki yana salladım. "Biraz dinlenebilir miyiz?" dedim nefes nefese. Geriye döndüm. Köyden tamamen çıkmamıza çok az kalmıştı. Dün akşam etrafa yapılan bütün süslemeler yok olmuş gibiydi. Her zamanki gibi yine kalabalıktı ancak bu sefer kalabalığın arasında rahatça yürünebilir haldeydi. Kenarlara sayamayacağım kadar tezgah kurulmuş haldeydi. Ağız sulandıran yemeklerin kokusu burnuma baskı yapıyordu.

 

Salver kenarda duran tezgahlardan birine yönelip benim için taze çöreklerden almıştı. Çöreğimi yerken biraz da olsa sakinleştiğimi hissetmiştim. Sıcak yudumlarım biraz da içimi ısıtmıştı. Ve çörek gerçekten inanılmaz lezzetliydi.

 

Geri kalan yolumuz boyunca canım konuşmak istedi ancak soğuğa maruz kalan dudaklarım istemsizce kapalı kaldı. Salver da sanırım sessiz kalmak istediğimi düşünerek yol boyunca pek konuşmamıştı. Zaten bir süre sonra ormanda birikmiş onca kar kütleleri yüzünden yürümekte zorlanmaya başlamıştım.

 

Kar kalınlığı kısa sürede o kadar çok çoğalmıştı ki botlarımın arasından sızıp bacaklarıma değmeye başlamıştı. Bu ayaklarımın tamamen hissizleşmesine sebep oldu.

 

Üstelik şatoya varmamıza az kalmış sayılırdı.

 

Ağaçlardaki yaprakların arasından süzülen kar taneleri ikimizin üzerine de düşerken Salver'a döndüm. "Bu yıl kış sert geçecek gibi değil mi?" Salver yavaşça tebessüm ederek bana döndü. "Silverwood'a yağan karı görsen sanırım kalpten gidersin." Omuz silktim. Silverwood çoğunlukla yüksek kesimlerde olduğu için oraya yağan karın haddi hesabı yoktu. Bazı yerlere Asterra'ya yağan kardan daha fazlası yağardı.

 

"Orası normal sonuçt- diyordum ki Salver bir anda benim kolumu sertçe kavrayıp kendi kılıcına uzandı. Kendimi onun göğsüne çarparken bulmayı elbette tahmin etmemiştim. Kaşlarımı çatıp ona baktım. O ise ciddi bir halde etrafa aceleyle bakıyordu.

 

"Yakınlarda birileri var." Fısıltısını serbest bıraktığı anda havayı koklamaya koyuldu. Ben ise ne yapacağımı bilemez halde onu sokuldum. Lanet pislik Claude kılıcımı bile almıştı. Kolumdaki parmakları canımı acıtınca rahatsızca kıpırdandım. Bunu farketmiş olacak ki anında parmaklarını gevşetti.

 

Salver sessiz olmaya çalışarak yürümeye koyuldu. Bir yandan havayı koklamaya devam ediyordu. Birşey farketmiş olmalıydı. Yüz ifadesi normale göre endişeli duruyordu ve bu beni korkuttu. Aceleyle bende onun kolunu tuttum. Belki de ikimizin de uzaklaşması daha iyi olacaktı çünkü bir süre kılıç sesine bile tahammül edemeyecektim.

 

"Salver, korkuyorum." diyebildim sadece. Salver bana dönüp kısa bir bakış attı. Suratıma yansımış korkuyu elbette o da görmüştü. Kaşları çatılı halde etrafa bakmaya devam etti. "Şatoya gideceğiz." Sesi her ne kadar yatıştırıcı olsa da onun kolunu bırakmadım. Sadece pelerininin altına girmek bile beni bütün tehlikelerden koruyacak gibiydi. Böyle hissettirmesi benim için berbat birşeydi. Bir vampire güvenebilmeyi hala kabullenemiyordum.

 

İkimiz karların arasında hızlı olmaya çalışarak yürüdük. Karların arasında uyuşmuş ayaklarımla yürümek çok zordu ama yine de bir an önce şatoya dönmek istiyordum. Salver'ın kolunu o kadar çok sıkı tutmuştum ki hala bırakmamıştım. Her an bir yerden biri çıkıp bana saldırır ihtimaliyle yürümek dikenlerin üzerinde yürümek gibiydi.

 

Başımı çevirip ağaçların arasına göz gezdirdim. Kış geldiği için tek bir hayvan bile yoktu. Orman hiç olmadığı kadar ıssızdı. Norlacss'ın ormanlarına kar yağsa bile çoğunlukla birkaç gün sürer sonrasında erirdi. Bu yüzden sıcağı seven hayvanların neredeyse hepsi Norlacss topraklarına akın ederdi. Gerçi annem kış aylarında kulübeden çıkmama hoş bakmazdı. Büyükannem de hasta olmamdan endişelendiği için ne zaman dışarı çıksam geri döndüğümde bana sıcak çay yapardı. Acaba şimdi de geri döndüğümde bana çay yapar mıydı?

 

Gözlerim ağaçların arasındaki hareketlere takıldı. Tam kestiremediğim iki silueti görmek kaşlarımı çatmama sebep oldu. Yere çökmüş iki kişi vardı. Önlerinde kahverengi birşey vardı ama ne olduğunu çözmek güçtü. Kaşlarımı çatarak Salver'a döndüm.

 

Farketmemiş olmalıydı. Parmağımı kaldırıp ilerideki siluetleri gösterdim. "Orada birileri var." Salver'ın gözleri anında parmağımdaki hedefi buldu. Odağındakilerin ne olduğunu o da tam çözememiş gibi görünse de umursamaz bir halde beni yanıtladı. "Şatoya dönmeliyiz Veronica." Siluetler yolumuzun üzerinde olmasına rağmen Salver başka bir yöne yöneldi. Kaşlarımı çatarak onu bıraktım. "Ya birinin yardımına ihtiyacı varsa?" Salver hızlıca başını iki yana salladı. Bu konuda aceleci davranması canımı sıkmıştı.

 

"Bu seni ilgilendirmemeli Veronica." Onu onaylamayan bir mırıltı çıkarıp o tarafa koşmaya başladım. Karlara takılmamak için parmaklarım eteklerimi kavramıştı. Karların arasında koşmak ne kadar zor olsa da Salver'ın bana yetişip yolumu değiştirmemesi için hızlı olmaya odaklandım.

 

"Veronica! Lanet olsun." Salver'ın sesini duyar duymaz ona kısa bir bakış attım. O da peşimden koşuyordu. Tekrardan önüme döndüğümde ise kanımın donduğunu hissettim.

 

Olduğum yerde durakladım. Karların üzerine yayılmış kırmızı sıvı bana hiç olmadığı kadar tanıdıktı. Ellerim eteklerimden yanlarıma düştü. O an üşüyen bedenime korkudan ter bastı. Hayretlerle açılmış dudaklarımı kapatmaya bile tenezzül edememiştim. Vücudum tamamen donmuş gibiydi. Eklemlerimi hareket etmem imkansızdı. Bu sahneyi daha önce görmemiştim ancak birçok kez kabuslarımda karşılaşmıştım. Geceleri bana zehir edip vampirlere düşman olmamı sağlayan o manzara bana korkutucu derecede tanıdıktı. Hayır, ben bu yaşamı kabul edemezdim.

 

Omzumda bir el hissettiğimde irkildim ancak korkum uzun sürmedi çünkü elin sahibini maalesef tanıyordum.

 

Aslında onu tanımak da bir kere daha beni ürküttü.

 

"Bunu görmeni istemezdim Veronica." dedi Salver arkamdan. Onu umursamadan biraz daha yaklaştım. Herşeyin daha da netleşmesi canımı daha çok yakmıştı. Bunu görmeyi bende istemezdim ama görmüştüm işte. Belki de tekrardan kabuslarıma kazınmayı başaracaktı.

 

İki küçük erkek çocuğu, oldukça zayıf ve çelimsizlerdi. Saçları neredeyse yoktu. Birkaç siyah telin dışında kafaları neredeyse kana bulanmış haldeydi. Gerçi sadece kafaları değil ellerinden dirseklerine, dizlerinden ayak bileklerine kadar her tarafları kan izleriyle kirlenmişti. Önlerindeki atın bedeni cansızdı. Atın göğsünden sonrasını görmek korkunçtu. Atın büyük bir kısmı yarılmıştı. Kemiklerini görebilmeyi kaldıramamışken çocuklardan birinin atın gözlerine uzandığını gördüm. İki çocuk da günlerce aç bırakılmış gibi önlerindeki zavallı atın etini yiyorlardı. Bu o kadar iğrenç duruyordu ki elimi midemde hissettim. Birkaç saniye daha bakmak kusmama sebep olacak gibiydi. Ben daha ufak bir böceğe zarar vermekten korkarken atı yemeleri kabus gibiydi. Ortalığa hakim olmuş kan kokusunu duyabilmek çok daha korkunçtu.

 

Salver'ın derin nefes aldığını duymak beni hayata geri döndürdü adeta.

 

"Bunu yapmazlarsa Tanrıça onların lanetli olduğunu düşünecek." Salver'ın kurduğu cümle kafamı karıştırdı. İnanamaz halde çocuklara baktım. "Onlar vampir değil mi?" Salver beni onaylarken neredeyse kusmak üzere olduğumu farkettim.

 

"Veronica," diye başladı Salver. "Bazı vampirlerin içgüdüleri canlılara zarar vermeyi reddeder. Eğer kanla beslenmeyi öğrenemezse diğer vampirler tarafından dışlanır ve zamanla kendi kendine ölür." Destek verircesine omzumu daha sıkı tuttu. Eğildiğini hissettim. Nefesini hissedebileceğim kadar yakındı bana. Parmağını omzumun üzerinden uzattı. "Kana alışmaları için onlara at eti yediriliyor çünkü vampirlere yarasalardan sonra en yakın hayvandır. Aylarca aç kaldıkları için gördükleri ilk kan damlasına saldırıyorlar. Bu da zamanla onları eğitecek." Çatılı kaşlarımla onu düzelttim. "Vahşileşecekler." dedim tek nefeste. Salver bir an duraklasa da beni kabul etti. "Vampirlerin doğası bu." Umutsuzca dudaklarımı ısırdım. Kim bilir kaç aydır aç kalmışlardı? Öyle çok zorlanmış olmalıydılar ki et parçalarını minik parmaklarıyla aralayacak kadar gözleri dönmüştü.

 

"Çocuklarıma dokunmayın!" Arkamızdaki derin bir kadın sesi Salver ile aynı anda dönmemize sehep oldu. Beline kadar uzanan kahverengi saçlara sahip, cılız bir kadın elindeki arbaleti doğrudan bana doğrultmuştu. Daha açıklama yapmamamıza rağmen nişan almıştı. Korkuyla titrediğim esnada Salver benim önüme geçti. Elini sakince kadına doğru uzandı. "Onlara dokunmayacağız." Salver'ın sesi benim halime kıyasla epey sakin duruyordu. Önümde siper olmasına rağmen ben titremeden duramazken o dimdik duruyordu.

 

Kadın kaşlarını çattı. "Öyleyse neden onları gözetliyordunuz?" Bunu der demez tekrardan ciddi bir şekilde nişan aldı. Salver'ın birşeyler demesini bekledim ama içim o kadar çok sabırsızdı ki hızlı bir şekilde arkamı dönüp oğlanlara baktım. İkisi de gözleri dönmüş halde ziyafetlerine devam ediyorlardı. Geriye dönüp Salver'ın kolunu kavradım. Kafamı onun arkasından çıkardım. Kadın beni görür görmez arbaleti bana yöneltti. Her ne kadar cesur görünse de çocukları ve kendisi için ne kadar da korktuğunu görebiliyordum. Zorla da olsa gülümsedim. "Benim yüzümden." Bakışlarım kadının bacağındaki tirkeşe kaydı. Sanırım başka oku kalmamıştı ve son okunu bize harcayacağını hiç sanmıyordum.

 

Salver elini indirip beni arkasına çekmek istedi ama onu umursamayıp tek adımda önüne geçtim. Kadın tetikte kalmakta ısrarcıydı çünkü koruması gereken çocukları vardı. Salver'ın sitemle nefes aldığını duydum. "Veronica." dedi dişlerinin arasından.

 

"Bu yaşıma kadar küçük bir kulübeden dışarı çıkamadım. Çocuklarınızı gördüğümde merak ettim ve onu da kendimle beraber sürükledim." Ellerimi sakinleştirmek için hafifçe kaldırdım. "Emin ol şuan senden daha çaresiz durumdayım ve hayır, kesinlikle çocuklarına zarar vermeyeceğim." Kadının yüz hatları yumuşasa da arbaleti indirmedi. Gülümsemeye devam ettim. İşe yarayacağına emindim. Sırf iki kişi için son kalan okunu harcayamazdı. Üstelik ok atmakta o kadar da usta değildi çünkü yakın mesafede bile nişan alırken çelişkideydi.

 

Son kez yumuşak sesimle konuştum. "Çocuklara asla zarar vermem." Kadın gözlerime en ince ayrıntılara kadar baktı. Gözümün içinde bir yerlerde dürüstlük arıyordu. Arbaleti öfkeli haliyle Salver'a çevirdi. "O seni zorla mı yanında tutuyor?" Hemen başımı iki yana salladım. Salver'a kısa bir bakış attım. "Hayır. Tamamen kendi isteğimle."

 

"Beni anneme götürecek." diye mırıldandım. Kadın öfkeli halini terk etti. Yavaş adımlarla etrafımızda dolanıp çocukların önüne doğru siper oldu. "Hemen buradan uzaklaşın. Yoksa gerçekten sizi öldürürüm." Öldürmekten bahsederken yaralarla dolmuş ellerinin ne kadar çok titrediğini görmek içimi acıttı. Ona son kez gülümsedim. Kadının gözlerinin altındaki morluklardan ne kadar yorgun olduğu görülüyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi çocukları için endişelenmişti. Her ne kadar hissettiklerini tam olarak anlamasam da az çok ne hissedeceğini biliyordum.

 

Çünkü benim annem de benim için tek kalan okunu feda ederdi.

 

 

 

 

💫

 

 

 

 

 

Salver'ın şatosunun çatısı göründüğü anda nefesimi tuttum.

 

O kadınla çocukları atlatalı dakikalar olmuştu. Yol boyunca Salver gördüklerimi unutmamı söyleyip dursa da unutmayacağımı ikimiz de çok iyi biliyorduk.

 

Karların arasından ağır adımlarla şatonun o gotik görünümlü bahçesine girdi. Karların altında kalmış güllerin yerlerini hatırlamıştım. Yoldayken biraz daha kar yağmıştı ve yarın sabaha kadar epey birikeceğine emindim.

 

Salver benim için kapıyı açtı. Artık rahat olacağım için içeri girerken kapüşonumu ve yüzümdeki kumaşı indirdim. Sırılsıklam olmuş botlarımla ahşap zemine bastım. Üzerime birikmiş karlar yerlere dökülüp ahşabı ıslattı. Bitkin halde nefes nefese kalmıştım. Biraz soluklandığım esnada Salver'a ait olmayan adım sesleri işittim. Salver'a ait olmadığına kesinlikle emindim çünkü Salver tam arkamdaydı. Ancak adım sesleri koridordan gelmişti.

 

Başımı çevirdiğim an bir kere daha durakladım.

 

Karşımda Salver'dan birkaç yaş daha büyük görünen, siyah saçları beline kadar uzanmış bir adam vardı. Sağ gözünü örten siyah bir göz bandı onu korkutucu gösteriyordu. Siyah bantın yanlarından görünen yara izlerinin geçmişi meraklandırıcıydı. Adam, Salver'ı az çok andırıyordu.

 

Yavaşça elini kaldırıp sırıttı.

 

"Merhaba Altıncık."

 

 

 

 

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><

 

 

Selamm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı??

 

Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 🤍

Bölüm : 02.02.2026 23:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...