21. Bölüm

19. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcı'nın on dokuzuncu bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 🤍

 

"Seninle buluştuğum gün teslim olacağım sanardım ama seni hatırlamak bile bana bir teslimiyetmiş."

 

_________________________________________________

 

"Matthew... abim olur kendisi." Salver biraz durakladı. "Maalesef." diye ekledi .Kaşlarımı çatıp karşımdaki adamı inceledim. Salver ile kardeş oldukları belliydi ama ikisinin yüzü de birbirinden epey farklıydı. Yapı olarak ikisinin birebir olduğuna emindim. Ancak Matthew, Salver'a kıyasla daha yumuşak görünüyordu. Onu tek korkutucu kılan detayı gözündeki banttı.

 

Matthew, bana gülümsedi. Ardından Salver'a ters bir bakış attı. "Pezevenk." Salver'ın burnundan güldüğünü belirten bir ses geldi. Üzerindeki pelerini çıkarırken Matthew, duvara yaslandı. "Veronica, değil mi?" Başımı salladım. "Peki Veronica. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum." Cümlesini bitirir bitirmez salona doğru yürüyünce kararsız halde Salver'a döndüm. Üzerindeki kılıcı kınından çıkarmış, yere dikkatle koyuyordu. Başını kaldırıp bana baktı. Ardından Matthew'in kaybolan gölgesini izledi. "Matthew'den başka kimseye güvenmem Veronica. Rahat olabilirsin." Yüzünün kenarına kıvrılan dudakları beni ikna etmeye yetmişti. Derin nefes alıp salona doğru yürüdüm.

 

Uzun koridordan geçtiğim sırada hala o gotik havanın şatoya hakim olduğunu hissettim. İlk geldiğimde ne kadar tedirgin hissetsem de şuan bana bambaşka hissettiriyordu. Ne hissettirdiğini kestiremesem bile uzun zaman sonra ilk defa güvende olduğuma emindim. Bu biraz da olsa yorgun bedenimle ruhuma iyi gelmişti. İnkar etmekte ısrarcı olsamda evet, sarayda yaşadıklarım hala beni birer canavar gibi kovalamaya devam ediyordu. Justin'in kahkahasından yere damlayan kan damlalarınının iğrenç sesine kadar herşey zihnimde birer kurulu saat gibi ötmeye devam ediyordu. Ruhumu saran bu karabasandan ne zaman kurtulacaksam o gün gerçekten tekrar mutlu olduğum gün olabilirdi. Justin piçi ve krallık benim herşeyimi benden almıştı. Ve evet, bunu ben kendi kendime, bilerek ve sonuçlarını umursamayarak yapmıştım.

 

Salona girince sinirli bir kadın sesini duydum. Aslında tanıdık bir sesti.

 

"Bütün kurabiyeleri yakmışsın!" Matthew, merdivenlerin önünde durmuş önündeki kadına bakıyordu. Önündeki kadının arkası bana dönüktü. Uzun saçlarını at kuyruğu yapmış kadın baştan aşağıya kadar siyahlar içindeydi. Kadının sivri kulakları aynı türden olduğumuzu açıklıyordu. Ellerini sinirli halde Matthew'e doğrultmuştu. Matthew ise sakinleştirici bir biçimde kadının ellerini tutup hafifçe öptü. "Tamam hayatım, yenisini yaparım hemen." Kadın oflayarak ellerini geriye çekti. "Peri kızları senfonisini söylemek yerine kurabiyelere odaklanabilirdin!" Kadının sesinin kime ait olduğunu hatırladım ve durakladım. Onu yakın zamanda görmüştüm.

 

Matthew mızmız çocuklar gibi söylendi. "Yemin ederim hepsini o ejdarha yaktı." Kadın tekrardan ofladığı sırada Matthew beni farketti. Aceleyle kadını omuzlarından tutup bana çevirdi. Ben ikisine öylece bakarken Matthew koşarak merdivenlerden çıkıp kayboldu.

 

Kadın yani Gloria beni gördüğü anda hemen gülümsedi. Ellerini iki yana açarak üzerime doğru yürürken ben ortada ne döndüğünü anlamaya çalışıyordum. Kaşlarımı çattım. "Gloria?" diye mırıldandığımda Gloria bir anda kollarını boynuma sardı. "Ah Veronica..." Saçlarımın arasında elinin gezdiğini hissettim. "Az önceki rezillik için üzgünüm ama... Matthew ile sık sık kavga ederiz." Benden ayrıldığında karşımda durdu. Elleri ellerimi kavrayıp nazikçe okşadı. Saraydaki halinden apayrı bir hali vardı. Saraydaki Gloria sanki infaz emri verilmiş bir suçlu gibiyken karşımdaki Gloria, dünyanın en mutlu kadını gibiydi. Neler olup bittiği hakkında hiçbir fikrimin olmaması canımı sıkıyordu.

 

Üstelik Salver'ın şatosunda Gloria'nın ne işi vardı?

 

Matthew ile Gloria'nın hakkında çıkmış söylentileri az çok biliyordum ama doğru olduğuna inanmazdım çünkü bir vampirin bir elfe bağlanması imkansızdı.

 

Elbet bir gün vampir, elfin kanına duyduğu o lanetli arzuya yenik düşecek; kadim nefretiyle elfin kalbini yerinden sökecekti. Çünkü vampirlerin varoluş nedeni, elfleri hayattan acımasızca koparmak ve ışıklarını sonsuz karanlığa gömmekti.

 

Üstelik Gloria, James ile evli değil miydi?

 

Gloria ile karşılaşmayı kesinlikle beklemiyordum. Aniden onu görmek göğsüme bir ağırlığın oturmasına sebep oldu. Rahatsızca ellerimi geri çektim. Ya mağdur görünüp beni tekrardan Justin'e götürürse? Her ne kadar Gloria bana zarar vermese bana sarayı hatırlatıyordu. Sarayı hatırlatması demek oradan zihnime kazınmış anları tekrardan yaşatmam demekti.

 

Gloria tekrardan ellerimi kavramak için uzandığında onu itekleyip geriye çekildim. "Dokunma bana!" Onun kaşları çatılırken arkamı dönüp Salver'ın varlığını aradım. Koridorun başından tedirgin halde bana doğru geliyordu. Sanki arkamda Gloria yokmuş da Justin varmış gibi hissettim. Sanki ellerini tekrardan bana uzatıp tekrardan ve tekrardan bana zarar verecekmiş gibiydi. Gloria'ya bağırınca bile içimde şuanki Veronica yoktu.

 

Günler öncesinde Justin'e karşı kendi kendine kırık bedeniyle, kalkan örmeye çalışan Veronica vardı. Hayır şuan Veronica yoktu. Gecenin sessizliğinde çığlıkları bastırılan Veronica vardı. Küçücük böcekleri bile incitmekten korkan Veronica'nın canını incitmekten beter etmişlerdi. Duvarlara sinmiş karanlık, onun adını fısıldıyordu. Her yankı, ruhunda açılan yeni bir çatlak gibi çoğalıyordu. Veronica artık kalkan örmüyordu, çünkü bazı geceler savunmak bile bir lüks sayılırdı. Nefesi düzensizdi; zaman, acının içinde bükülmüş, anlamını yitirmişti. Belki de Veronica, çoktan aklını yitirmişti.

 

"Veronica..." Salver'ın karşımda durduğunu ne kadar da çok geç farketmiştim ben. Ela gözleri gözlerimden düşen yaşlara takılmıştı. Ama Justin her bir yaş akıttığımda daha çok canımı acıtmamış mıydı? İki adam da aynı tanrıça tarafından yeryüzüne gönderilmemiş miydi?

 

Kendimi tutamadım çünkü beni bu zamana kadar bıçaklamak yerine bıçakların önüne geçen tek kişi Salver'dı.

 

Kendimi onun kolların attığımda huzur bulmak istedim ama kulaklarıma ulaşan Justin'in sesi titrememe sebep oldu. Salver'ın göğsündeyken gözlerimi kapattım. Onun kolları gecikmeden beni sardı. Salver, teselli etmek istercesine omzumu sıvazladı. Lanet olası halde bir vampirin bedeninde hüngür hüngür ağlıyordum ve bu bana iyi geliyordu. Burnumu çektiğim esnada arkadan bir ses geldi.

 

"Korkutmak istemedim Veronica." Bu sesin her ne kadar kime ait olduğunu kestirebilsem de daha öncesinde kime ait olduğunu biliyordum. Günler öncesinde acıdan nefes alamaz haldeyken Justin'in kurduğu cümleler beynime saplandı. Salver'ın omzunu kavrayan ellerimi geri çekip sertçe kulaklarıma bastırdım. Justin'in kelimeleri, kahkahaları beni rahat bırakmamakta ısrarcıydı. "Lütfen onu sustur..." Salver iç çekti. "Ondan nefret ediyorum.....buraya gelmesin..." Başımı inatla iki yana sallayarak ondan ayrıldım. Sulu gözlerimle Salver'a baktım. Birşey demek yerine sadece yutkundu. "Lütfen.....Salver." Sırtımdaki elleri saçlarıma tırmandı. Avucunu başıma bastırıp göğsüne yaklaştırdı. Bu bana yetmiş olmalıydı çünkü sadece hıçkırmaya başladım. Justin'in varlığını hatırlamak beni ölüme sürüklemekle eşdeğerdi.

 

Rahatça nefes alabilmek için dudaklarımı araladım. Kalbim o kadar çok hızlı çarpıyordu ki her an duracağına inanabilirdim. Dudaklarımı aralamam yetmemişti çünkü asıl sorun boğazıma oturan yumruydu. Ara sıra karanlıklaşan görüşümü netleştirmekte zorlandım. Böyle olması bile beni karanlık dolu gecelere götürmeye yetmişti.

 

Güvende hissedebilmek için bir kere daha Salver'a bakmak istedim ama başaramadım.

 

💫

 

 

 

 

Gözlerimin önünden ufak sarımsı ışıkların geçtiğini hissediyordum. Burnuma tanıdık mum kokularına eşlik eden hafif tarçın kokusu geliyordu. Avuçlarımda hissettiğim kumaş bana sıcacık hissettirmişti.

 

Yanağıma temas eden sert çıkıntılar panikle gözlerimi açmama sebep oldu. Yüzümün hemen önünde gördüğüm bir çift yeşil göz benimkilerle neredeyse aynıydı. Ufak bir mırıldanma üzerimdeki şaşkınlığı aldı. İrkilerek doğruldum.

 

Karşımdaki ejdarha neredeyse bir oda büyüklüğündeydi. Yeşil derisindeki çıkıntılar ürkütücü görünüyordu. Bedenine kıyasla daha ince olan kanatlarını katlamış olması odada rahat nefes almamı sağlıyordu. Yoksa kanatlarının odayı kaplayacağından emindim. Ayaklarının bastığı yerdeki zemin aşınıyordu. Yeşil gözlerini bana epey tanıdık.

 

Ejdarha üzerime doğru eğilince kendimi büzdüm. Beklediğimin aksine nazik bir şekilde başını koluma sürttüğünde küçük dostumu tanıdım. Elim heyecanla onun başına gitti. "Tharagon!" İsmini söylemem onu mutlu etmiş olacak ki vücudunu sallayarak hırladı. Bunu bir başka ejdarha yapmış olsaydı çoktan korkup kaçardım ama Tharagon'a sebepsiz yere çok yakın hissediyordum.

 

"Ne kadar da büyümüşsün Tharagon..." Elim başında gezdiği esnada bir anda durdu. Bende durdum. Burnunu avucuma doğru yaklaştırdı. Daha önce yaralanmış olan avuçiçlerimi koklarken hareket etmek yerine onu izledim. Hala yaralı olan avcumu koklamayı bitirince dudaklarından acı dolu bir inleme kaçtı. Elim yaralandığında onun kadar acıyla inlememiştim. Kaşlarımı çattım. "Canın mı acıyor Tharagon?" Başını uysalca eğip karnıma değdirdi. Ne demek istediğini anlayamamıştım. Bu yüzden bacaklarımı yataktan sarkıtıp ona daha çok yaklaştım. Başını kısa bir an dizlerimin üzerine koyduğunda iki elimde onun yüzünü kavradı. "Devasa bir ejdarha olmuşsun. Nasıl bu kadar kısa sürede büyüdün sen Tharagon?" Tatlı bir şekilde mırıldandığında hafifçe kıkırdadım.

 

Boynunu doğrulttu. Onunla göz göze geldiğimde ikimiz de durakladık. Göz kırpmama kadar beni takip ediyor gibiydi. Hafifçe gülümsedim. Beni izlemeye devam etti. Merak ederek başımı omzuma doğru yatırdığımda başımın hareketine göre o da boynunu hareket ettirdi. Bir kere daha emin olmak için omzumun diğer tarafında başımı eğdim. Tekrardan beni takip ettiğinde ağzımdan şaşkınlık dolu bir mırıltı kaçtı. "Vay canına...Tharagon." Sesimdeki takdiri hissetmiş olmalı ki sevinçli bir şekilde mırıldanarak başını aşağı yukarı salladı. Onunla anlaşıyormuş gibi hissettim. Sanki ikimiz de birbirimizin ruhunu görüyor gibiydik.

 

Tharagon'u sevmeye devam ediyordum ki kapının açılmasıyla kapıya döndüm. Salver'ın meraklı bakışlarıyla karşılaştım. Beni gördüğünde tebessüm etti. "Uyanmışsın Veronica." Elindeki koyu renkli kıyafetlerle birlikte odaya girdi. Saçlarını at kuyruğu yapıp ufak tutamları yine yüzünde serbest bırakmıştı. Karanlık kadar korkutucu görüntüsü bana eskisi gibi güvensiz hissettirmiyordu ve bu his beni tekrardan delirtmeye yetti.

 

Yattığım yatağın kenarına yaklaşırken Tharagon'a baktı. "Yanına gelmekte o kadar çok ısrarcıydı ki şatoyu yıkacağını sandık." Kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. "Daha iyi hissediyor musun?" Başımı salladım. Tharagon'un kafasını nazikçe severek bacaklarımı kaldırıp tekrardan yatağa yerleştim. Yatak başlığıyla buluşan sırtım rahatlamıştı. Salver yatağın kenarına oturunca mahçup halde ona baktım. "Yaşananlar için üzgünüm....ama bir an Justi- diyordum ki Salver elini bir anda benim elimin üzerine koydu. "Yaranda irin birikirse ve onu boşaltamazsan o irin seni parçalar Veronica." İnatla başımı iki yana salladım. Her ne kadar duygularımı tam olarak yaşayamamış olsam da Gloria'ya öyle davranmam haksızlıktı. Daha ilk düzgün tanışmamızda böyle davranmak delilikti.

 

"Sırf bunun için yanımdakilere zarar veremem." Salver'ın kaşları çatıldı. "Kimseye zarar vermedin." Tharagon uzaklaşıp duvara doğru yanaştı. Yere çöküp uyumaya hazırlanırken şatonun hafiften sallandığını hissettim. "Gloria'nın kalbi kırılmıştır." Salver'ın elimi tutan parmakları, daha sıkı kavradı. Ciddiyetle beni izliyordu. "Gloria o sarayda neler yaşayabileceğini en iyi bilen tek kişi. James'i biliyorum." diye mırıldandı. Maalesef o salak herifi tanıyordum. Onun salaklığı yüzünden Justin piçi kendini birer dahi sanıyordu.

 

O sarayda geçen her bir an gözümün önünden kaydı. "Sandım ki.... yani bir an onun geldiğini zannettim." Bunu söylerken gözlerimden birer yaş akmıştı. Bu tamamen onu hatırladığımda hissettiğim korkunun birikintileriydi. "Gloria'yı görmek bana onu hatırlattı. Varlığını hatırlamak sanki beni öldürecek gibiydi." Duraklayıp nefes aldım. "Ondan nefret ediyorum...ondan.... bana tekrar dokunacağını zannettim." Salver'ın bakışları bir anda karardı. O ürkütücü havasını sonuna kadar hissedebilmiştim. "O saraya geri dönmene izin vermeyeceğim Veronica. Sana yemin ederim Justin sana bir kere daha dokunamayacak." Justin'in ismini resmen tükürerek söylemesi onun nefretini kanıtlıyordu. Gözyaşlarımın arasında tebessüm ettim. "Teşekkür ederim Salver..." Salver karşılık olarak sadece elimi sıktı.

 

Başımı geriye yaslayıp tavana baktım. Gözlerim hala ağlamış olduğumdan dolayı yanıyordu. "Beni gerçekten de anneme kavuşturabilir misin Salver?" Salver'ın şaşırdığına emindim ama ona bakmayı reddettim. Nasıl bir yüz ifadesinde olduğunu tahmin edebilecek kadar onu iyi tanıyabilmek beni korkutuyordu. "Tanıştığımızdan beri seni annene geri götürebilmek istedim Veronica." Elimin üzerini okşadı. "Bunu avutmak için veya bana güvenmen için değil tüm benliğimle söylüyorum." Ona döndüm. Dudaklarım istemsizce aralandı. "Ama sen bir vampirsin." Salver'ın gözlerinde ufak bir kırgınlık gördüm. Onu biraz da olsa incitmek hiç hoşuma gitmemişti.

 

"Bu beni kötü adam mı yapıyor?" Sesi sitemliydi.

"Hayır... ama vampirler genelde zarar verir."

"Bu zamana kadar birçok kan tattım." Diğer eli yüzüme yaklaştı. Parmakları alnımda saçlara tutundu. "Senin kanını hala çok istiyorum ama seni hayattan koparmak isteseydim bunu çoktan yapardım. Ve bu en son istediğim şey bile değil." Onun yüzüme hafiften değen parmaklarına uzandım. Tek elim onun elini kavradı. İkimizin elini diğer ellerimizin üzerine koyarken tekrardan onun yüzüne bakmadım. "Kanımı hala istiyor musun?" Salver'ın iç çektiğini işittim. Bu sanırım bir evetti. "Hiçbir elfin kanını bu kadar arzulamamıştım." Durakladı. "Hatta hiçbir şeyi..." dediğinde ona baktım ve göz göze geldik.

 

Karşımda Salver vardı. Ama benim tanıdığım Salver yoktu. Silverwood Krallığı'nın prensi, elfleri katleden o vampir vardı. Tahtın kanlı varisi, her ne kadar nazikçe elimi tutsa da, bana içimdeki kanıma duyduğu arzusundan bahsetmesi belki de tuhaftı. Yada buna artık alışmak zorundaydım.

 

İkimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırsak da kafamızın içlerinden geçenleri az çok tahmin edebilirdik. Ama bana soracak olsalar asla açıklayamazdım. Çünkü Salver benim için hep koca bir bulmaca haline gelmişti.

 

Uyuklayan Tharagon'a baktım. "O nasıl buraya girdi?" diye sordum. Konuyu bir anda değiştirmemden sanırım ikimiz de memnunduk. Salver iki tarafa açılabilen balkon kapısını gösterdi. Odayı hiç incelemediğim için daha yeni farketmiştim. "Birkaç günde bu kadar büyümesini beklemiyordum." dedim hayranlıkla Tharagon'a bakarken. Salver'ın hafiften ayaklandığını ve elini çektiğini hissettim. "Sana çörek getireceğim. Seversin değil mi?" Ona döndüm. "Canım istemiyor...sonra yiyebilirim." Salver başını iki yana sallayıp ayağa kalktı. "İtiraz kabul etmiyorum." Birşey dememe fırsat vermeden kapıya yürüdü. Odadan çıkmadan ona seslendim. "Salver!"

 

Kafasını uzatıp bana baktı. "Aslında.... aşağıya gelip Gloria'dan af dileyebilirim. Hem bir yandan çörek yerim." dedim başımı yana eğerek. Salver kısa bir an beni süzdükten sonra onayladı. "Seni aşağıda bekliyoruz öyleyse." Kapıyı kapatacaktı ki birşey hatırlayarak durdu. "Bu arada kıyafetleri Gloria senin için gönderdi."

 

Salver kapıyı kapatınca yataktan kalktım. Ayaklarım soğuk ahşapla buluştu. Yatağın ucundaki kıyafetlere uzandığımda siyah bir pantalon ve gömlek dikkatimi çekti. Üzerimdeki elbise o kadar çok yıpranmıştı ki her yerinde ufak ufak aşınmalar olmuştu. Elbiseyi çıkarıp yatağın üzerine koydum. Pantalonu ve gömleği giydikten sonra üşümemek için Gloria'nın koyduğu kalın kahverengi hırkayı giydim. Tharagon huzurla yerde uykuya dalmıştı. Onun bu huzurlu halini bozmak istemedim. Sessiz adımlarımla kapıya uzandım.

 

Koridora çıktığımda daha önce kaldığım odadan birkaç oda uzakta olduğumu farkettim. Şuan kaldığım oda daha geniş ve daha hoş duruyordu. Fazla inceleme fırsatım olmasa da gördüğüm kadarıyla güzeldi.

 

Merdivenlere yöneldim. Şato hala bıraktığım gibiydi. Hala o ürkütücu hava hakimdi ve uzun zaman sonra bana evim gibi hissettirebilmişti.

 

Basamakları indiğim esnada şöminenin önündekileri gördüm. Gloria koltuklardan birine oturmuş elini alnına dayamıştı. Sitemli halde iç çekip duruyordu. Onun neden böyle olduğunu merak etmeme kalmadan Matthew'i gördüm. Ama onu görmek neredeyse gülmeme sebep olacaktı çünkü burnunun ucuna koyduğu fındığı düşürmemek için çırpınıyordu. Bir yandan da Gloria'ya doğru yaklaşıyordu.

 

Gloria gözlerini devirdi. "O fındığı çikolatamın içine koyacaktım!" Matthew fındığı izlediği esnada kıkırdadı. "Kızımız doğduğunda burnunda fındık döndürmeyi öğrenecek. Bu yüzden alıştırma yapmalıyım." Gloria kaşları çatılı halde güldü. "Henüz cinsiyetini bilmiyoruz Matthew." Bunu derken karnını okşadı. Onun hamile olduğunu gördüğümde şaşırdım. Daha önce sarayda hamile olduğu ancak bebeğini kaybettiğini söylemişlerdi. Matthew fındığı düşürecekti ki havada yakalayıp ağzına attı. Fındığı çiğnediği esnada Gloria'nın yanına oturup kolunu onun omzuna attı. "Bebeğim erkek olursa Salver'a benzemesinden korkuyorum."

 

Dayanamayıp onlara yaklaştım. "Salver o kadar kötü biri mi?" dedim alaylı sesimle. İkisi de benim sesime doğru döndüler. Gloria gülümseyerek ayağa kalkarken Matthew bana el salladı.

 

"Veronica..." Gloria yanıma gelip karşımda durdu. Yaşananlar yüzünden sanırım bana temas etmekte kararsızdı. Bu yüzden onun havada asılı kalmış eline uzandım. "Seni incittiysem çok üzgünüm Gloria." Onun su kadar narin görünen elini okşadım. Bana hayranlıkla baktı. "Seni anlayabiliyorum canım..." Diğer elini sırtıma uzattı. "Otur istersen dinlenmelisin." İkimiz birlikte koltuğa otururken Matthew sehpanın üzerindeki fındıklara uzandı. Ahşap bir kaba onlarca taze fındık konulmuştu. Kabın yanında ise çeşit çeşit yiyecekler vardı. Meyvelerden çöreklere kadar o kadar çok güzel donatılmıştı ki şuanda midemin bulanmasına rağmen hepsini yiyesim gelmişti.

 

Gloria yanımda durup elimi kendi ellerinin arasına koydu. Kucağında birleştirdiği elimi nazikçe sıktı. "Aç olmalısın.... senin için çörek yaptım." Bunu söylediğinde Matthew kibarca öksürdü. Ona döndüm. "Yalnız çörekleri ben pişirdim." Gloria ona öldürücü bir bakış attığında Matthew sakince gülümsedi. "Yani karım yaptı. Karımın eli çok lezzetlidir. Mutlaka denemelisin." Birkaç tane fındığı avucuna doldurup arkasına yaslandı ve sessiz olmayı seçti. Onun bu haline gülmek istesem de kendimi tuttum.

 

Gloria vahşi bakışlarını bir kenara bırakıp sıcak haliyle bana döndü. "Çöreklerimden denemelisin. Aslında kek de yapacaktım ama maalesef ki yandı." Bunu söylerken Matthew'e kısa bir bakış atmayı ihtmal etmemişti. Hafifçe kıkırdadım. "Çörekler çok güzel gözüküyor." diyerek özenle dizilmiş çöreklerden birini aldım. Kokusu huzurla içime doldu. Sabırsızca bir ısırık aldım. Gerçekten de beklediğimden kat kat güzel olmasına sevinmiştim. Hayatımda yediğim en lezzetli şeylerden biri de olabilirdi. "Eline sağlık...çok lezzetli." Bunu dememle birlikte Gloria güldü. "Matthew yaptı bu arada." Matthew homurdanarak ağzına birkaç fındık daha attı. İkisinin bu hallerine gülmemek için dudaklarımı ısırdım.

 

Ağzıma gelen tahin tadı bana büyükannemin eski tariflerinden birini hatırlattı. Ne zaman birşeyleri sorgulasam bana çörek ve sıcak süt hazırlayıp saatlerce hatta sabahtan akşama kadar benimle ilgilenirdi. Büyükanneme olan düşkünlüğüm son birkaç yılda azalmış olsa bile küçükken en yakın arkadaşım sanırım oydu. Onun ufak çiçekleri bir araya getirip kavanozlara doldurmasını bile hayranlıkla izlerdim.

 

Şömineye doldurulmuş odunların çıtırtısı eşliğinde tekrardan tahin tadı alabilmek bana buruk hissettirmişti.

 

Salver'ın ortama dahil olması bana biraz daha güven verdi. Elinde birkaç rulo haline getirilmiş kağıtla birlikte karşımdaki koltuğa oturdu. Üzerinde pelerin yokken keten gömleğinden belli olan kaslarına bakmamak maalesef elimde değildi. Bunun farkındalığı utançtan kızarmama sebep oldu. Bana ne olmuştu böyle? Lanet olsun...

 

Herkesin toplanmış olması uzun zamandır içimde gezinen sorulara yanıt bulmama olanak sağlamıştı. Bu yüzden çörekten son bir ısırık alıp sehpaya doğru yaklaştım. "Herkes buradaysa... bana herşeyi anlatır mısınız? Başıma nelerin geleceğini sorgulamaktan çok yoruldum." Matthew ve Gloria ciddiyetle yerlerinde kıpırdandılar. Salver ise rulo halindeki kağıtları sehpaya koymadan önce sehpanın üzerindekileri kenara ittirdi. Bunu yaparken yanan tütsünün küllerinin birazı masaya döküldü.

 

"Merak ettiğin herşeyi sana anlatacağım Veronica. Ama önce bir büyüden bahsetmemiz gerekiyor." Salver sehpaya serilmiş haritaların üzerine siyah renkte bir peçete koydu. Peçetenin tam ortasına daha önceden sarı renkli bir sıvı damlatılmıştı. Kaşlarımı çattığım esnada Salver peçetenin kenarlarını tuttu. "Bu gördüğün şey Gloria'nın kanı. Büyüden şüphenildiğinde kanını siyah bir peçeteye akıtman yeterlidir." Bir an ürperdim. Gloria bunu hissetmek olacak ki sakince elimi tuttu. "James beni bulabilmek için cadılardan yardım alarak bu lanet büyüyü yapmış. Ufak bir su damlasına bakarak bile benim hangi topraklarda olduğumu görebilecek kadar güçlü bir büyü." O an Gloria'nın avucundaki ufak bıçak izini farkettim. Matthew derin nefes alıp öne doğru eğildi.

 

"Sangius Vocare." dedi Matthew. Sebepsiz yere kelime bana epey tanıdık gelmişti. Matthew beni izledi. "Bu kelime sana tuhaf hissettirmiş olabilir çünkü cadıların ortaya çıkardığı büyülerin kökeni aslında elflerin içindeki sihire dayanır." Gloria gözlerini devirerek arkasına yaslandı. Matthew ise konuşmaya devam etti. "Bu nedenle büyülerin neredeyse çoğunluğu eski elf diline dayanır. Hatta bazı kelimleri Gloria ile kolayca anlayabilirsiniz bile." Salver kaşları çatılı halde bana odaklıydı. Ellerimden birini çenemin altına yerleştirdim. "Sangius Vocare... büyünün ismi değil mi?" Matthew başını salladı. "En tehlikeli büyüler arasındadır. Bedeli o kadar çok ağırdır ki James başarısız olduğunda bunu kan kusarak ödeyecek. Çünkü bu büyü Tanrıça tarafından daha önce yapılmış bir büyü."

 

Kaşlarım daha çok çatıldı. Gloria'ya yapıldıysa bana da yapılmış olabilirdi. Yani Justin beni bulabilir miydi? Bu imkana sahip olma ihtimali bile ağlamama sebep olacaktı neredeyse. Matthew'e korkuyla baktım. "Bana da yapılmış olabilir mi?" diye sordum. Matthew başıyla siyah peçeteyi gösterdi. "Bunu deneyeceksin. Ve böylece ikinizi de kurtaracağız." Matthew konuşmaya devam edecekti ancak Salver onun sözünü böldü. "Bunu isterse yapacak." diye ekledi.

 

Matthew hafifçe başını salladı. "Sana yapılsa bile bir etkisi olmaz çünkü Altın Elflere kimse kolay kolay büyü yapamaz. İçindeki sihir, yeryüzündeki en büyük büyücüleri saniyesinde yok edebilir güçte. Ancak bu gücü ne sen açığa çıkarabilirsin ne de bir başkası. Sadece seni korumakla yetinebilen bir sihir." Gloria bacak bacak üstüne atıp sinirli halde bacağını sallamaya başladı. Bunu yapması Matthew'in dudaklarının kenara kıvrılmasına sebep olmuştu.

 

"Eğer bu büyü sana da yapıldıysa Gloria'daki büyüyü yok edebilirsin ve bu sana sadece ufak bir çiziğe mal olur." Gloria öfkeli bir şekilde bacaklarını indirdi. "Eski sevgilinden öğrendiklerin bittiyse Veronica'ya asıl isteğimizi anlat." Matthew eğlenceli halde ağzına bir fındık atıp sırıttı. "Bebeğim seni çok seviyorum." demekle kaldı. Bakışlarım direkt Salver'ı bulduğunda ikisine neredeyse iğrenir halde bakarken gördüm. Benim bakışlarımı hisseder hissetmez bana baktı. Gloria ve Matthew'i beklemek yerine o devam ettirdi. "Büyüyü yok etmek için Gloria ile kanlarınızı birleştirmeniz gerekiyor. Senin sihrin sana kalkan olurken Gloria'nın içindeki sihirle birleşirse tamamen yok edebilir." Salver daha önce içilmiş boş bardaklardan birini kaldırıp haritanın üzerinde gezdirdi. Sehpanın üzerindeki harita yaşadığımız diyarı gösteriyordu.

 

Bardak Norlacss Krallığı üzerinde durdu. "Bu sayede ortada ikinizi bulma ihtimalleri tamamen kalmayacak. Bu ikiniz içinde önemli bir adım olacak." Matthew yere eğilip büyük bir şarap şişesi çıkardı. Salver'ın koyduğu bardağa kırmızi sıvıyı doldururken sevinç dolu bir nida çıkardı. "Böylece James'in derisini rahatça yüzebileceğim. Gerçi bu hafif olur... onun için daha eğlenceli planlar kurmam gerekiyor." Bunları söylerken o kadar çok mutlu görünüyordu ki sanki hayalini kurmak bile onun için oldukça eğlenceliydi.

 

Salver, Matthew'e kısa bir bakış attı. "Justin'i ve lanet iktidarını ortadan kaldırmadan önce James'e dokunmamalısın." Gloria bir anda sitemle ayağa kalktı. Ellerini beline koyup sehpaya eğildi. Şarap dolu bardağı kaldırıp Salver'a uzattı. "İkiniz de delirmiş olmalısınız. Salver tahta geçmeden bunu düşünmeniz bile çok erken. Zaten birer zalim olarak anılırken resmi bir katil mi olmak istiyorsunuz?" Matthew itiraz etmek üzere ağzını açmıştı ki Gloria parmağını ona doğrulttu. "Sevgili kocacığım artık susmanı istiyorum çünkü Veronica'nın kafasını daha fazla karıştıramayız. Ona niyetimizi açıkladık ve biraz zaman tanımalıyız." Matthew onun sesindeki imayı anlamıştı. Bu yüzden saniyesinde o da ayağa kalktı.

 

Gloria gülümseyerek bana döndü. "Ah Veronica... sana dediklerimiz tamamen senin iyiliğin için. Ve lütfen güzelce dinlenip sağlam bir karar ver." Son kez elimi sıktıktan sonra Matthew'in kolunu tuttu. Diğeri eli de karnına uzandı. Hafifçe sıvazladı. "Biraz dinlenmek istiyorum. İyi geceler hepinize." Matthew de onun belini kavradı. "Ben karıma eşlik edeyim sonuçta onu herşeyden çok seviyorum." O an ikisinin arasındaki ilişkiye gülmek istedim.

 

Salver ile onları izlediğimiz esnada merdivenlere yöneldiler. Bunu yaparken Matthew dikkatle Gloria'nın elini tutmuştu. İkisi basamakları tırmanırken Salver'ın elindeki şarapla ayağa kalktığını gördüm. Haritaya göz gezdiriyordu. Sanki kafasında bambaşka şeyler var gibiydi. Merakla bende ayağa kalktım. Benden istedikleri şey biraz beni ürkütmüştü. Kanları birleştirmek epey kolaydı ancak getirebileceği sonuçları bilmiyordum ve belirsizlik daha da ürkütüyordu.

 

Salver'ın yanına yaklaştım. O ise haritaya bakmaya devam etti. "Matthew'e güvenebileceğimi söylemiştin." diye fısıldadım. Salver yavaşça başını salladığı esnada merdivenlerden onların sesi yükseldi.

 

"Ayağıma bastın lanet adam!"

"Aşkım sende düzgün yürü!"

 

İkisinin haline bakmak beni bir an mutlu hissettirdi. Yüzümdeki sırıtmayla birlikte Salver'a geri döndüğümde gülüşüm soldu. Ciddi halde bana dönmüştü ve biraz önce konuşulanlardan hoşlanmamış gibiydi.

 

"Bana sürekli sorduğun sorulardan birinin cevabını az önce aldın." Uzanıp kibritlerden birini yaktı. Haritanın yanındaki mumlardan birini yaktı. Mum ışığı ikimizin yüzüne çarpıyordu. "Ama bunu yapmak zorunda değilsin." Cümlesi biter bitmez kendi cebine uzandı. Altın renginin parıldadığı kınına sokulmuş hançeri görmek kaşlarımın çatılmasına sebep oldu.

 

Uzun bedeni üzerimde yükseldi. İkimizin gölgesini hissediyordum ama henüz göremiyordum. Bakışlarım yeşil renklerin işlendiği hançerde gezdi. Detaylı inceleme fırsatım olmadan Salver konuştu. "Bu tekrar kaçarsan kendini kurtarman için. Ne olursa olsun yanından ayırmayacağına söz verir misin?" Salver'ın elinde tuttuğu hançeri kavradım. Kendi avucuma aldım. Beklediğimden biraz ağır sayılırdı.

 

Sakince hançeri çıkardım. O kadar çok keskin duruyordu ki neredeyse hançerin yüzeyini ayna yerine kullanabilecektim. Parmağımın ucu hançerin keskin yüzeyinde gezdi. Ama bunu yaptığıma pişman oldum çünkü birkaç damla kan derime birikti. Salver'ın aceleyle hareketlendiğini hissettim. "Çok keskindir. Dikkat etmelisin." Hançerin sivri ucu parmağımın üzerinde durdu.

 

Ona döndüğümde neredeyse burun burunaydık. Ellerini arkasında birleştirmişti ve boynuma doğru eğilmişti. Nefesi açık kalan tenime çarpıyordu. O kadar çok yakışıklıydı lanet aklımdan geçenler yüzünden derin bir iç çektim. Bunu yaparken Salver sakince yutkunmuştu. Utanarak hançere baktım. "Beni evime geri götürebilecek misin Salver?" Salver gecikmeden cevapladı beni. "Bundan şüphe bile duyma." Bu bana yetmişti.

 

Aklımı mı kaçırmıştım? Bilmiyordum. Ama birşeyleri yeniden düşünmeden yaptığıma emindim. İçimde ne hissettiğimin bir önemi yoktu. Hislerim de umrumda değildi. Sadece şuan yapmak istediğim tek birşey vardı. Daha doğrusu yapacağım tek birşey vardı.

 

Hançerin sivri yüzünü avucuma dayadım. Salver bunu farkeder etmez hızla iki elimi birden kavradı ama o ellerimi birbirinden ayırana kadar çoktan avucumda derin bir yara açmıştım. Hissettiğim acı yüzümü buruşturarak inlememe sebep olsa da umursadım.

 

Çünkü herşey uğruna anneme kavuşmak, evime geri dönmek istiyordum.

 

 

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><

 

 

Selamm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı???

 

Sizi çok seviyorummm iyiki varsınız iyi okumalar dilerim

Bölüm : 10.02.2026 00:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...