3. Bölüm

2. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcı'nın ikinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 💫

"Kanın mıydı seni bana getiren, yoksa o sıcacık kalbin mi?"

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

 

Öylesine Olmayan Biri

 

Ağaçların arasında saatlerdir oturmuş şekilde yıldızları seyrediyordum. Hava normale göre biraz soğuk gibiydi. Vampirler soğuk havayı severdi. Bu yüzden bunu sorun etmiyordum. Tek sorunum bu aralar epey susamış olmamdı. Uzun zamandır mavi yoldan elfler geçmez olmuştu.

 

Pelerinimin kapüşonunu kafama takıp elimdeki hançerle oynadım. Şuanda saray kurallarına göre ordumun başında bir komutan olarak durmam gerekirdi ama siktiğimin saray kuralları umrumda değildi. Albert olacak adamın emirlerine uymak hayatta yapacağım en son şey olabilirdi.

 

Cebime sokuşturduğum tütünden bir dal alıp kibritle yaktım. Dumanı içimde çekerken başımı arkamdaki ağaca yasladım. Birkaç saat daha durup ilerde bağlı olan atımın yanına gidecektim. Burada boşuna bekliyordum. Bugün de tatmin olamayacaktım.

 

Tütünün dumanı havaya karışırken burnuma gelen bir başka koku ile vücudum kaskatı kesildi. Hemen tütünün yanan ucunu ağaca bastırıp kokuyu daha iyi alabilmek için söndürdüm. Burnuma gelen o güzel koku içimdeki arzuyu yeterince uyandırmıştı. Hemen toparlanıp tek elimle ağacın dalına tutundum. Kendimi aşağı sarkıtıp yere atladım. Çamura bulanmış çizmelerim çimenle buluştu. O güzel kokunun sahibini bulmak üzere yürümeye başladım. Günlerdir peşimden gelen susuzluğun bitecek olmasına şükür ediyordum.

 

Mavi yola bir tık uzaktım. Bu yüzden ağaçların arasından neredeyse koşar adımlarla geçtim. Birinin yürüdüğünü hissettim. Kulağıma heyecanla atan kalp ritimleri geldi. Kanının damarlarında nasıl aktığını hissedebiliyordum. İştahla yutkundum.

 

O bir Altın Elfti.

 

Aptal çocuk heyecanımı bastırıp mavi yolda yürüyen uzun, cılız bedene yaklaştım. Kendimi ona farkettirmeden ağaçların arasından onu izlemeye başladım. Normal bir kadına göre oldukça uzundu. Zayıf bir bedene sahipti. Üzerindeki pelerin yüzünden fazla birşey görememiştim. Hafif bir rüzgar esince kapüşonunun arasından birkaç tutam beyaz saçı fırladı. Rüzgarda uçuşurken karanlıkta bile parlak görünen ve tahmini beline kadar uzanan saçlarını inceledim. Sırtına yay takmıştı. İki eli de önden yayı tutuyor olmalıydı. Belindeki kılıcın ise varlığını unutmuş olmalıydı.

 

Kılıç işinde berbat olmalıydı. Kılıçla kendini korumayı iyi bilen birinin eli sürekli kılıcında olurdu. Ama o iyi bir nişancıydı. Ok atmayı iyi biliyor olmalıydı. Her an tehlikede olabilir diye eli usta olduğu silaha gitmişti. Tecrübeli birine benziyor gibi görünse de acemiydi. Bu ilk yolculuğu bile olabilirdi. Ayaklarını tereddütle hareket ettiriyordu. Yine de tek başına ormana çıkması cesurcaydı.

 

Kan kokusu beni gittikçe sarhoş ediyordu sanki. Sadece kokusu bile beni mahvediyorsa kendisi bana cenneti yaşatmayacak, direkt cenneti ellerime verecekti sanki. Kokusunu aldığımdan beri bana ait olduğuna karar vermiştim.

 

Dereye yaklaşırken bir defter çıkardı. Küçük bir kibrit yakıp defteri okumaya başladı. Defterde neler vardı bilemiyordum. Köprüden sakince geçtiği sırada defterinde neler olduğunu merak ettiğim için biraz yaklaştım. Ama önümdeki dalı hesaba katamadım ve sertçe bastım. Çıkan sesle birlikte sağ tarafımdaki ağacın dibinde duran tavşan koşmaya başladı.

 

Takip ettiğim küçük altıncık olduğu yerde sıçradı. Biraz fazla korkmuş olmalı ki elindeki defter dereye fırladı. Köprüden sarkıp dereye bakınca ise ağzım neredeyse açık kaldı.

 

Kalbim aptalca çarpınca onu tokatlamak istedim. Yeşil, iri gözler sanki göğsüme sertçe hançer saplamıştı. Bembeyaz saçlarından bazıları alnına düşmüştü. Tıpkı saçları gibi olan beyaz teni sanki geceyi bir anda gündüz yapmıştı. Vücuduna göre küçük ve nazik bir yüzü vardı. Kadınlara düşkün biri olmamama rağmen bu kadını görünce içimdeki arzu sadece kan olmadı. Hayatımda gördüğüm en güzel kadın olabilirdi. Bu zamana kadar birçok kadınla birlikte olmama rağmen bu kadının farklı olduğunu hissettim. Sanki bana büyü yapmış gibiydi. Sadece onun iri, yeşil gözleri beni bitirmeye yetmişti. Solgun tenine zıt olarak kıpkırmızı dudaklara sahip olması onu tanrının en sevdiği kuluymuş gibi gösteriyordu. O gerçekti değil mi? Bir çölde değildim ve serap görmüyordum. Kanının kokusu burnuma gelince o an üzerine atlamak istedim.

 

"Hayır..." diye fısıldadı. Sesi bir fısıltı olduğu için tam duyamasam da sesinin bile huzur verici olduğunu farkettim.

 

Peki bu şeye nasıl kıyacaktım?

 

Bu zamana kadar sayısız canı düşünmeden almışken sadece az önce gördüğüm kıza neden bu kadar vicdan yapıyordum ki?

 

Sikik vicdanımı bir kenara atıp her zaman olduğu gibi sadece aklımı kullanmaya odaklandım. Tanrının birer hediyesi olan o varlığı takip etmeye devam ettim. Neden buradaydı? Genellikle elfler mavi yoldan çok ayrılmak istemezdi. Güvenli olduğunu düşünüp mavi yolun bitmesine yakın geri dönerlerdi.

 

Etrafımdan çıtırtılar gelince yakınımda durmuş onu izleyen adamı farkettim. Bir eşkıya olmalıydı. Aynı benim gibi ağacın kenarından o kızı izliyordu. Onun hedefi kızın parası ve bedeniydi. Eşkıyaların tek işi buydu çünkü. Onlar pislik sapıkların tekiydi. Hepsinin tek tek gebertilmesi gerekiyordu.

 

Sessiz olmayı iyi becerirdim. Belimdeki hançeri çıkarıp sessizce arkasından yaklaştım. Kıza farkettirmemek için hızlı olmalıydım. Bu yüzden bir anda adamın saçlarını kavrayıp hançerin keskin ucunu tam da şah damarının üzerine sapladım.

 

Adam daha sesini çıkaramadan geberip gitti. Boynundaki kanlar fışkırdı. Bir cadı olmalıydı. Kanının kokusu fazla iğrençti. Adamın cansız bedenini yere bıraktım. Hakettiği yerdeydi. Bana ait olan her zaman sadece bana ait olmalıydı. Bugün ormandaki avcı sadece bendim ve ikinci bir avcıya müsaade etmeyecektim.

 

İki adam daha görünce sinirle yumruklarımı sıktım. Anlaşılan az önceki şerefsiz yalnız değildi. Ve geriye kalan iki arkadaşına da yazık olacaktı.

 

Kız arkasına dönünce ikisini gördü. Kız korkuyla titremeye başlayınca iki şerefsize odaklandım. Hayatlarının son saniyelerini yaşadıklarının farkında değillerdi.

 

💫

 

Çok yakınımdan gelen o çekici ses...

 

Heyecanla kalbimin çarptığını hissettim. Güvenecek miydim? Şuan peşimde iki eşkıya vardı ve ikisinden tek başıma kurtulamazdım. Arkamdaki yabancıya güvenmekten başka çaren yoktu.

 

Yavaşça başımı sallayınca elini dudaklarımdan çekip beni kendine çevirdi. Sırtım bu sefer ağaca yaslandı. Karşımdaki adamla göz göze gelince ise adeta nefesim kesildi. Adam benim neredeyse iki katımdı. Normale göre bi tık uzun olmama rağmen adamın karşısında küçücük hissetmiştim. Omuzlarına kadar uzanan simsiyah saçları vardı. Benim tenimden biraz koyu tene sahipti. Çene hatları keskindi. Yüzünün şekli onu sert gösteriyordu. Gözleri biraz kısık sayılırdı. Kemerli burnu yakışıklı yüzüne yakışmıştı. Hafif kalın kaşları vardı. Gözleri elaydı. Çok karizmatik bir duruşu vardı.

 

Benim yeşil gözlerime odaklanmışken boynundaki adem elması aşağı inip yukarı kalktı. Ciddi duruşu biraz yumuşamış gibiydi. Yine de ondan korkmuştum. Yakışıklılığı kadar korkutucu bir yanı da vardı.

 

Dikkatle adamlara göz atıp tekrar bana döndü. "Onlarla ilgilenirken sesini çıkarma." Sırtımdaki yaya baktı. "Eğer sana yaklaşırlarsa kılıç kullanma." Kaşlarım çatıldı. Yumruklarımla mı adamlara dalacaktım?

 

Bana söz hakkı tanımadan belindeki kılıcı çıkarıp bizi arayan adamların yanına koştu. Adamın üzerinde uzun bir pelerin vardı. Arkadan bakınca geniş omuzlarını daha net görmüştüm.

 

Havada kılıç sesleri yankılanırken halsiz vücudumu dinlendirmek için ağacın dibine çöktüm. Ellerimi dizlerimin dışına sarıp kendimden destek aldım. Sertçe yutkunurken karanlıkta sağlıklı elime baktım. Ay ışığı sayesinde az çok yakınımdakileri çözebiliyordum.

 

Karnımdaki yara kanamaya devam ediyordu. İki elim de kan içinde kalmıştı. Artık acı öyle bir hal almıştı ki orasının uyuştuğunu hissediyordum. Bir anda elime giren ağrıyla inleyerek kıvrıldım. Az önceki adam beni kurtardı diye ona sonsuz güvenemezdim. Şuan kaçmam gerekiyordu. Ama ayağa kalktığım an düşeceğime emindim.

 

Bu yüzden başımı ağacın gövdesine yaslayıp gözlerimi kapatmamak için direndim. Nefes nefese kalmıştım. Havadaki kılıç seslerinin yerini acıyla inlemeler ve haykırışlar aldı. Acıdan kıvranırken bana yaklaşan adım seslerini duydum. Az önceki adam yanıma gelip karşımda durdu. Sertçe yutkunup ona baktım. Soluk yüzüne kan sıçramıştı. Üzerindeki pelerini biraz dağılsa da hasar almamış gibiydi.

 

Yanıma eğilip diz çöktü. Ürkütücü bakışlarını yüzüme çevirince yumuşadı. Sanki dokunsam parmaklarımın buz kesileceği, soğuk görünen dudaklarını araladı. "Fazla kan kaybetmişsin. Yakınlarda bir şatom var. Seni oraya götürmem gerekiyor." Hızla başımı iki yana salladım. Ona güvenmek istiyordum ama beni öldürmeyeceği ne malumdu? Veya bana dokunmak isteyen bir sapık da olabilirdi. Çağımızda öyle olan çok şerefsiz vardı.

 

Adam nazikçe karnımın üzerindeki elimi kaldırıp yarama baktı. "Bu şekilde en fazla bir saat dayanabilirsin...." Bir anda duraklayınca konuştum. "Veronica. Adım Veronica." diye mırıldandım. Sesim normale göre biraz farklı çıkmıştı.

 

Başını sallayıp bakışlarını bana çevirdi. "Veronica. Seni zorla götürecek değilim ama yaşamak istiyorsan beni dinlemek zorundasın." Adım onun ağzından huzur verici bir melodi gibi çıkınca kalbim çarptı. Kalbimi kaburgalarımın arasından çekip tokatlamak istedim.

 

Vücuduma git gide halsizlik çökerken mırıldandım. "Neden.. bana yardım ediyorsun?" Sorum karşısında ne diyeceğini bilemeyecek gibi oldu. Sonrasında kendini hemen toparladı. Tam cevap verecekti ki bir anda ağzıma gelen demirimsi bir tat ile başımı yana çevirip yere doğru öksürdüm. Dudaklarımın arasından kanlar akıp çimenlere süzülürken yaram sızladı. Öksürürken daha fazla kan kaybetmiştim.

 

Karşımdaki adam daha fazla zamanımın olmayacağını anlamış olacak ki benim birşey dememe izin vermeden ellerini omzumun iki yanına koyup sırtımdaki yayı aldı. Kendi sırtına taktıktan sonra bir elini dizlerimin altına, diğer elini sırtıma yerleştirip beni kucağına aldı. Hiç zorlanmadan ayağa kalkıp çimenlerin arasında yürümeye başladı. Hareket edemez durumda olduğum için yapacak birşeyim yoktu. Bu adana güvenecek miydim bilemiyordum.

 

Gözlerim kendiliğinden kapanmak üzereydi. Bir elim göğsüne giderken diğer elim çaresizce karnıma düştü. Nefes almaya çalıştım. Adam yürümekte hızlandı. "Uyuma Veronica." Ama bir yabancıyı dinleyemedim ve karanlığa teslim oldum.

 

💫

 

Elimin üzerinde hissettiğim acıyla birlikte irkilerek uyandım. Elimin altında soğuk ve kocaman bir el daha vardı. Benim elim onun yanında neredeyse küçücük kalmıştı.

 

Ormanda bana yardım eden yabancı şuan yattığım koltuğun yanına diz çökmüştü. Siyah kumaşlı bir koltukta uzanıyordum. Üzerimde kırmızı tonlarında bir örtü vardı. Tam yan tarafımda sehpa vardı. Sehpanın yanına ise uzandığım koltuğun aynısı yerleştirilmişti. Önümdeki devasa şömine yanıyordu. Bu yüzden kaldığım şato taştan duvarlara sahip olmasına rağmen soğuk değildi. Kaldığım odanın tavanı epey büyüktü. Yukarıya uzanan merdivenleri görebiliyordum. Her yerde çoğunlukla koyu kırmızı ve siyah tonları hakimdi. Duvarlara eskimiş tablorla beraber mumlar asılmıştı. Yerde koyu kırmızı küçük küçük halılar vardı. Etrafta hoş bir tütsü kokusu vardı. Tavandan siyah taşlarla süslenmiş avizeler sarkıyordu. Tavanın kenarlarını sarmaşıklar sarmıştı. Şatonun havası fazla gotikti. Sanki her an bir yerden korkutucu bir hayalet çıkacak gibiydi.

 

Hemen yanıma diz çökmüş adama daha yakından bakmak için başımı ona çevirdim. Neredeyse dibimdeydi. Biraz ona doğru uzansam burun buruna gelebilirdik. Yüzü yakından daha da yakışıklıydı. Simsiyah saçlarını arkadan toplamıştı. Saçları topluyken fazla nefes kesici görünüyordu. Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Gömleğin düğmelerini göğsüne kadar açmıştı. Böylece göğsündeki kasları daha net görebilmiştim. Kollarını da dirseklerine kadar sıyırmıştı.

 

Saçlarına zıt olan solgun teni ormandaki kadar solgun gözükmüyordu. Dudakları aynı soğuklukta gibiydi. Kaşlarını hafifçe çatmıştı. Kısık gözlerindeki ela tonu görüntüsüne göre fazla masuma kaçıyordu. Ela gözlü bu adamın fazla ürkütücü olduğuna bir kez daha emin oldum. Küçükken kitaplarda okuduğum cani vampirler gibi bir görüntüsü vardı.

 

Elimdeki yarayla ilgileniyordu. Avuç içine aldığı elim sayesinde küçücük gözüküyordu. Geniş omuzlarını silkti. "Enfeksiyon kapmış. Biraz acıyacak." Sehpanın üzerindeki kumaşı bana uzatınca ne yapacağını anladım. Kumaşı diğer elimle alıp ağzıma sıkıştırdım.

 

Adam elimi sakince karnımın üzerine bırakıp ayağa kalktı. Yanan ateşin üzerine koyduğu kılıcı aldı. Ucu kıpkırmızı olmuştu. Adam sakince yanıma gelip yine diz çöktü. Karnımın üzerindeki elimi kendi elinin avuçiçine aldı. Kısa bir an bana baktıktan sonra kılıcın ucunu elimdeki acık yaraya bastırdı. Hissettiğim acıyla inleyerek dişlerimi kumaşa batırdım. Acı aşırı fazlaydı ama kısa sürdü. Kızgın demiri geri çekince biraz da olsa rahatlatmıştım. Elim hala yanıyordu. Adam ağzımdaki kumaşı alıp elimi sarmaya başladı. O an adamın kolundaki tırnak izlerini farkettim. Bunları az önce ben yapmış olmalıydım. Yeni yapıldığı belliydi.

 

"Üzgünüm. Farkında değildim." Adam nazikçe elimi sarıp gözlerime baktı. "Sorun değil Veronica." Eşkıyaların açtığı yara aklıma gelince göğüslerimin üzerine kadar örtülmüş örtüyü sıyırdım. Pelerinim yoktu. Üzerime öylesine aldığım beyaz tişörtüm sütyenime kadar kesilmişti. Karnımdaki yara sarılmıştı. Birkaç damla kan izleri kurumuştu. Üzerimdeki eteğe dokunulmamıştı. Hala kan içindeydi fakat kurumuştu.

 

Adam elimdeki sargıyı kapatıp bana döndü. "Merak etme. Sadece yarana dokundum." Ona inanmalı mıydım bilemiyordum çünkü sonuçta bir erkekti. İçinde sapıklık olabilirdi. Yine de hafifçe gülümsemeye çalıştım. "Herşey için teşekkür ederim." Elimi karnımın üzerine bıraktı. "Rica ederim Veronica." Hafifçe doğrulmaya çalışınca iki elini omzuma koyup hareket etmemi engelledi. "Bir süre hareket etmemeye çalış. Dikişlerin çok hassas." Başımı kafamın altındaki yastığa yasladım. Saçlarımın bazı tutamları enseme yapışmıştı. "Eve gitmem gerekiyor." Annemle büyükannem kesinlikle delirmiş olmalıydı. Daha sabah olmamıştı ama kesinlikle yokluğumu farketmiş olmalılardı. Üstelik bu yabancı adamla fazla kalmam güvenli miydim bilemiyordum. Bana yardım edip hayatımı kurtarmıştı fakat bunları yapması ona sonsuz güveneceğim anlamına gelmezdi.

 

"Dikişlerin açılırsa kan kaybından ölürsün. En azından derine karışana kadar şatomda kalabilirsin." Kısa bir an etrafa bakındım. "Sana rahatsızlık vermek istemem." Adam tatlı bir şekilde tebessüm edince bütün ürkütücülüğü yok oldu. "Tek yaşayan bir adama ne kadar rahatsızlık verebilirsin ki?" Alnına düşen küçük tutamları parmağıma dolayıp oynamak istedim. "Sana yardımım dokundu ve bunu yarım bırakmak istemem." Birkaç saniye yüzünü inceledim. Tanrım bu adam neden bu kadar fazla etkileyici görünüyordu?

 

Üzerimdeki örtüyü geri örttüm. Acaba kız arkadaşı var mıydı? Yalnız yaşadığını söylemişti. Belki de kız arkadaşının evine falan gidiyordu. Aslında bir kız arkadaşı olsaydı bana yardım etmezdi. Sonuçta kız arkadaşı onu kıskanabilirdi. Neden bu kadar umrumdaydı ki? Bu adamın özel hayatını umursamamam gerekirdi.

 

Adam beni izledi. "Safkan mısın Veronica?" Benim Altın Elf olduğumu çoktan anlamıştı tabiki de. Başımı iki yana salladım. Bu imkansızdı. Babamı tanımasam bile annem bir Altın Elf değildi. Yine de safkan olmayı gerçekten çok isterdim. Safkan Altın Elflere yeryüzündeki bütün ejdarhalar itaat edebilirdi. Tek bir emrimle dünyayı yıkan ejdarhalarımın olmasını isterdim. Ama tabiki safkan olmam imkansızdı.

 

Altın Elflerin nesilleri neredeyse tükenmiş sayılırdı. Tüm dünyayı gezsem yüz tane bile Altın Elfle karşılaşamazdım. Çoğunluğu vampirler tarafından öldürülmüştü. Geri kalanı ise krallıkta koruma altındayken acımasız kraliyet oyunlarına yem olmuştu.

 

"Annem bir Altın Elf değil." Adam anlayışla başını salladı. Sehpanın üzerindeki ahşap kaplardan birini alıp bana uzattı. Kabın içinde küçük küçük mantarlar vardı. Karnım heyecanla guruldadı. Mantarları normalde sevmezdim ama hem çok acıkmıştım hemde yaramın daha hızlı iyileşmesi için sağlıklı şeyler yemeliydim.

 

"Acıktığını varsaydım." dedi adam. Hafifçe gülümseyerek kabı aldım. İçindeki mantarlar çok lezzetli gözüküyordu. Neredeyse iştahdan dudaklarımın kenarlarını yalayacaktım. "Teşekkür ederim...." Bir an adını söyleyecek gibi oldum ama adını bilmiyordum. Adam bunu anlamış olacak ki tebessüm etti. "Salver. Adım Salver." İsmini defalarca kez içimden tekrar ettim. Gülümsemem genişledi. "Teşekkür ederim.. Salver." Mantarlardan birini elime alıp ağzıma attım. Tadı normale göre biraz fazla iyiydi! Büyükannemin bahçesinden topladıklarım genelde fazla olmamış olurdu. Ağzımdaki yudumu çiğneyip yuttum. "Siz cadıların mantar yediğini az önce öğrendim."

 

Salver bir cadı olmalıydı. Yani tahminimce cadıydı. Salver tebessümünü düşürmeden devam etti. "Belki de seni birazdan yemek isteyen bir vampirim?" Gülerek mantarlardan bir tane daha yedim. "Eğer bir vampir olsaydın şuan kalbim atabilir miydi sence? Kurtadam da olamazsın bu gece dolunay var." Elimi yeşil taşlı küpelerle dolu uzun kulaklarıma götürdüm. Salver'ın uzun kulakları veya elfler gibi hafif çekik yüz hatları yoktu. "Ayrıca sende benimkilerden olmadığı için bir elf de değilsin." Geri kalan türler bizim topraklarımızda yaşayamazdı. Soğuk iklimde yaşamak onlar için imkansızdı.

 

Salver'ın gülesi gelmişti. Ama gülmek yerine beni izlemeye devam etti. Merakla şatoya göz attım. Şominenin yukarısına onlarca kılıç asılmıştı. Salver'a döndüm. "Sanırım bir koleksiyonun var." Hafifçe esnerken Salver cevabımı yanıtsız bırakmadı. "Önceden Wicowia'da kılıç ustalığı yapıyordum." Demek bir kılıç ustasıydı. Acaba ailesi nasıldı? Yada bir ailesi var mıydı? Esnemelerim tekrarlanırken uykumun geldiğini hissettim. "Büyükbabam da bir kılıç ustasıymış. Hastalanınca da bırakmak zorunda kalmış." Salver'ın kaşları merakla havaya kalktı.

 

"Krallık tarafından korunmuyor musun?" Bu isteyeceğim en son şeydi. Altın Elfler kutsal olarak görüldükleri için soylularla evlendirildi. Krallık şuan beni farketse direkt bekar oğulları Justin ile evlendireceklerdi. Başımı iki yana salladım. "Beni ailem dışında kimse tanımıyor." Başımı yastığa gömüp uyumamak için gözlerimi açık tutmaya direndim. Salver solgun dudaklarını hareket ettirdi. "Ailen senin krallık dışına çıkmana nasıl izin verdi?" Sırıttım. Annem kesinlikle böyle birşey yaptığım için beni öldürecekti. Ama öfkesi çok sürmezdi. Sonuçta annem bana kıyamazdı.

 

"Haberleri yok." Salver'ın kaşları çatıldı. "Peki neden buralara geldin?" Koleksiyonumun son parçası olan süsen çiçeğini bulmam gerekiyordu. Aptal bir koleksiyon için canımı tehlikeye atmak salakçaydı bunu kabul ediyordum ama küçüklüğümden beri farklı bitkileri bulmak benim bir görevim olmuştu. Hayatımda başka bir amaç yoktu. Hastaları tedavi eden bir şifacı olmak istiyordum. Altın Elf olmam herşeye engel oluyordu. Bu hayatta amaçsız yaşamak yerine kendime bir görev bulmam gerekliydi.

 

"Süsen çiçeği. " diye başladım. Salver ilgiyle beni dinlemeye başladı. Pür dikkat gözlerime bakarken konuşmakta epey zorlanıyordum. Lanet olası herifin bakışları sanki gözlerimin içinden geçip beynime kazınıyordu. "Küçüklüğümden beri kendime bir söz verdim. Yaşadığım diyardaki bütün çiçekleri biriktirecektim. Süsen çiçeği bana en uzak olan çiçekti. Onu bulmak için buralara geldim." Salver'ın kaşları hayretle havalandı. Söylediklerim ona belki de aptalca gelmişti. Gerçi kime anlatsam benim bir salak olduğumu düşüneceklerdi.

 

Uykum git gide gelirken yine esnedim. "Mavi yapraklı mı?" Başımı salladım. "Wicowia'da da yaygın olan vahran hastalığına iyi gelebilir. Yapı olarak ona benzeyen yoncanın o hastalığa bağışıklığı vardı." Yoncayla hastalığı ağır atlatırlardı. Büyükannem bir ara o hastalığa yakalanmıştı. Yonca sayesinde ağır da olsa atlatmıştı. Neyse ki hastalık bulaşıcı değildi.

 

"Şifacı mısın?" Buruk bir gülümsemeyle başımı iki yana salladım. "En büyük hayallerimden biri."

 

Şifacı olmak için herşeyi göze alabilirdim. Ve yıllardır inandığım gibi hala bir gün şifacı olacağımı düşünüyordum.

 

Salver cevabım karşısında sadece tebessüm etti. Dudakları biraz da olsa kıvrılınca bütün korkutuculuğu gidiyordu. Görüntüsü vampirler gibi ürkütücüydü. Ama Salver bir vampir olsaydı çoktan kanımın son damlasına kadar içmiş olurdu.

 

 

 

 

 

💫

 

 

 

 

Salver'dan

 

Saatlerdir izlediğim masum yüzü sanki doymamış gibi tekrar ve tekrar inceledim. Veronica hemen önümde tebessüm ederek uyuyordu. Şuan pürüzsüz boynundaki şah damarını dişlerimle delsem elimden kaçamazdı. Ama bunu ne kadar çok yapmaya can atsam da, kanının enfes kokusu beni mest etse de bu küçük bedene kıymak istemiyordum. Önümde bir kadın yatmıyordu sanki küçücük bir kız çocuğu uyukluyordu. Teni dokunsam paramparça olacakmış gibi narin gözüküyordu. Yeşil gözleri zümrüt yeşili gibi görünse de yakından öyle değildi. Tarif edemeyeceğim bir yeşildi. Gözlerini aralayıp o güzel yeşilleri görmek istiyordum. Yanakları sıcaktan hafif pembeleşmişti. Küçük burnunun ucu da kızarmıştı.

 

Ve lanet olası dolgun dudakları hala bir kirazı andıracak şekilde kırmızımsıydı. Kaşları kalemle çizilmiş gibi incecikti. Hafif tebessüm ederek uyuması onu öldürme fikrimi iyice aklımdan kovuyordu.

 

Saatlerdir kendi kendimle kavga etmiştim. Bir tarafım onun kanını tek damla bırakmayana kadar içmek isterken diğer tarafım onu sadece güvende tutmak istiyordu. Bir de onu arzulayan bir tarafımda vardı. Hayatımda hiçbir kadını gerçekten arzulamamıştım. Daha onunla tanışalı saatler olmasına rağmen içten içe onu istediğimi kabullenemiyordum.

 

Sertçe yutkunup gözünün hemen yanında belirginleşmiş küçük çizgiye odaklandım. Birazcık bile tebessüm etse o küçük çizgi ortaya çıkıveriyordu.

 

Elimi sakince boynuna değdirdim. Elim nabzının üzerinde gezindi. Güçlü duyularım sayesinde nabzının sesini net bir şekilde duyabiliyordum. Nabzı normal bir şekilde atıyordu. Kanının kokusu o kadar çok netti ki kendimi kontrol etmekte zorlanıyordum.

 

Benim bir cadı olduğumu düşünüyordu.

 

Acaba benim Silverwood Krallığının Prensi Salver olduğumu öğrenseydi ne yapardı? Veya şatosuna elfleri hapsedip onu katleden korkunç bir vampir olduğumu öğrenseydi ne yapardı?

 

_________________________________________________

 

Selammm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı??

 

Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 🤍

 

 

Bölüm : 06.08.2025 01:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...