
Ormandaki Avcı'nın yirmi ikinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim🤍
"Kanla kazanılmış zaferlerin altında korkmaya tenezzül etmek aptallıktır."
_________________________________________________
Norlacss Krallığı
İlahi Bakış Açısı
"İçindeki gücüne ulaşmam çok zor prensim. Lütfen.... bana biraz daha zaman verin." dedi Wicowia'dan getirilmiş cadılardan biri. Justin oturduğu tahta neredeyse sinirden kafasını vurmak üzereydi. Günler geçmişti ama hala Veronica'yı bulamamıştı. O küçük kaltak onun elinden kaçmayı başarıp bütün krallıklarda, Prens Justin'den söz edilmesini sağlamıştı. Lucius İmparatorluğu bile bu olaydan haberdar olup Norlacss Krallığı'nın ciddi anlamda çöküş yaşandığını düşünmüştü. Çünkü tahtın başında sadece arzularının verdiği komutlarla hareket eden bir ruh hastası vardı.
Justin henüz resmi olarak tahtın başına geçmese de Veronica kaybolduğundan beri krallıktaki neredeyse bütün görevleri kendi devralmıştı. Kral bundan memnun değildi fakat boyun eğmezse sonunun ölüme gideceğini biliyordu. Sonuçta oğlunu ondan iyi kimse tanımazdı. Büyük oğlu James ise sarayın köşelerinde ara sıra Gloria için ağlayıp keyfine göre fahişelerle kafa dağıtıyordu. Saray son günlerdir James'in sapkınlıkları ve Justin'in sürekli öfke krizleri geçirmesiyle aydınlanıyordu. Bu iki prens de kendi elleriyle krallığın sonunu getirmek üzereydi ama buna müdahele etmek çok zordu.
Kraliçe ise bütün bunlardan habersiz gibiydi sanki. Krallığın son günlerini yaşadığını herkes gibi o da anlamıştı ancak umrunda olan tek şey odasındaki mücevherlerin eksilmemesiydi. Sonuçta halk sayesinde saraydaki kraliyet ailesi yıllardır sefa sürmekteydi. Hala yüklü miktarda para gelebiliyordu çünkü Justin'in koyduğu ağır yasalar yüzünden kimse çıkıp karşı gelemiyordu. Kellelerinin havaya uçurulmasından korkuyorlardı.
Tüm bu sıkıntıların içindeyken Justin son çare olarak Wicowia'dan en güçlü cadıları getirtip onlara istediğini vermeleri için yüklü miktarda servet teklif etmişti.
Justin son durumları öğrenmek için cadılardan birini taht odasına çağırmıştı.
Veronica'ya günler önce ulaşmıştı. Muhafızlar onu neredeyse yakalayacaklardı ama tanrıça Veronica'yı destekliyor olacak ki muhafızlardan kaçabilmişti.
Veronica'nın birde bir adamla görüldüğüne dair bir söylenti de vardı. Bu söylenti elbette tüm krallıklara yayılmıştı. Veronica'nın bir başka adamla birlikte olma ihtimali Justin'i germeye yetti. Zaten sürekli birşeyleri kırıp dökmeye alışmıştı Justin.
Justın sıkıntı içinde nefes alıp elini saçlarına daldırdı. "Daha ne kadar süre istiyorsun? Sana bir haftadan fazla zaman verdim." Karşısındaki cadı bir anlık sesinin yükselmesine sıçradı. "Majesteleri.. beni affedin." Ellerini kucağında birleştirdi. "Ama yemin ederim ki elimde olan birşey değil. Bana sadece birkaç gün daha verin." Justin stresle ayaklarını yere vurarak ayağa kalktı. "Birkaç gün ha?" Cadının üzerine yürüyüp kadının boğazını kavradı. Kadın geriye doğru kaçmaya yeltendi ama Justin onu öyle sert tutmuştu ki sadece ellerini prensin eline koyup af dileme şansı vardı. "Birkaç gün daha dayanabileceğimi mi sanıyorsun?" Tırnaklarının ucu cadının tenine battı. İçindeki öfkesinin verdiği güçle cadıyı sertçe ileri itip yere düşürdü. Kadın kendini taht odasının özenle temizlenmiş zemininde buldu. Yumrukları kırmızı renkli halıyı kavradı. "Aradığınız kadın bir Altın Elf. Onu bu kadar kısa sürede bulamam efendim." Justin sinirle geriye dönüp tahtın yüzeyine bir tekme savurdu. Tahtın yanına konulmuş vazolardan birkaçı devrilip parçalanırken Justin'in umrunda olan tek şey Veronica'nın nerede olduğuydu.
Cadı sinirlenmişti. Bu saraya getirilirken son derece konfor içinde konaklayacağı söylenmişti. Şımarık bir prensin isteklerine göre canı acıyordu ve ona böyle birşey söylenmemişti. Sadece saraya getirilip özel bir büyü yapması gerektiği söylenmişti. Ucunda ne kadar servet yatarsa yatsın bu kadar aşağılanmayı istemiyordu. Bu yüzden cadı sessizce ayağa kalktı. Elinde olsa prense büyü yapardı ancak Norlacss sınırlarına girmeden önce bütün güçleri belli ölçüde sınırlanması için yemin etmişti ve bu yemini bozmasını sağlayan tek şey krallığına geri dönmekti.
"Görevimi bırakıyorum majesteleri." Justin tahtın parlak yüzeyine bakarak kahkaha attı. "Dediklerimi yapmayı reddediyorsun." Cadı cesur halde boynunu dikleştirdi. O kadar Wicowia ailesine hizmet etmiş asil bir cadıyken burada aşağılanmayı hak etmiyordu. Justin'in ona daha fazla zarar vermeyeceğini düşünüyordu ama elbette yanılıyordu. Justin'in bu hayatta zarar vermeyeceği tek şey kendi arzularıydı. Justin gerekirse annesini bile tanımazdı.
Justin elini kaldırıp kapının yanındaki muhafızları harekete geçirdi. Cadı arkasından gelen muhafızların üzerindeki üniformaların sesini duyar duymaz ne demek olduğunu anladı. Justin'e doğru adım attı ancak onu çoktan yakalayan muhafızlar durdurdu. Cadı titreyerek ellerini muhafızlara savurdu fakat bütün çabaları nafileydi.
"Hayır!" Justin kendini tahtın üzerine bıraktı. Sakince arkasına yaslanırken cadıya baktı. Cadı ise sadece iki emir kulunun kollarında çırpınıyordu. "Bana daha olgun bir cadı getirin. Bununla işim bitti." Justin parmağını kaldırıp çıkmalarını işaret etti. Muhafızlar küçük cadıyı sürükleyerek taht odasından çıkardıktan birkaç dakika sonra taht odasının kapıları aralandı.
İçeriye daha yaşlı bir kadın girdi. Kraliçeden birkaç yaş küçük olgun bir cadı kendinden emin halde Justin'in karşısına geçip saygıyla onu selamladı. "Emrinizdeyim prensim." Justin sırıttı. Hisleri bu kadının ona Veronica'yı getireceğini söylüyordu. Bu yüzden daha fazla dayanamadı.
"Veronica'ya yaptığınız büyünün işlemesini sağlayacaksın. Onu yarına kadar bulabilir misin?" Kadın hafifçe gülümsedi. Alacağı servete daha da çok yaklaştığını hissediyordu. "Dün gece saatlerinde prensesi bulmuştum efendim. Ancak sabah haritadan kontrol ettiğimde ona ulaşamadım. Tek başına büyüyü reddetmesi imkansız." Justin kaşlarını çatıp başını eğdi. Gloria'yı bulmuştu ve bu Justin'in ne işine yarayacaktı ki? Justin'e bildirdiğine göre çözülmüş birşeyler olabilirdi. Kadının sesindeki gizem ona hafiften umut yüklemişti.
Kadın ellerini iki yana açıp kendi önüne birer harita yarattı. Harita pek büyük sayılmasa bile neredeyse bütün dünyayı gösterebiliyordu. Justin havada asılı duran haritanın üzerindeki mor noktayı gördüğünde sırıtışı büyüdü.
"Prensesin büyüsünü bozan biri var. Bunu Veronica mı yaptı bilemem ancak Gloria'nın içindeki normal olmayan büyüyü hissedebiliyorum majesteleri."
Evrenin kurallarına göre bir cadının elflerin içlerindeki büyüyü hissetmesi çok zordu. Bunu yapabilen cadılar çoğunlukla Hera'nın cehennemini hak edenlerden olurdu. Hera, Justin'in karşısında duran cadıyı asla affetmeyecekti çünkü tanrıçanın kanını taşıyan bir yaratığa zarar vermek için çabalıyordu.
Justin o akşam günler sonra ilk defa keyifli bir uyku uyuyabilmişti. Günler sonra ilk defa bir kadınla gece geçirmeyi reddedip saatlerce şarap içmişti. Çünkü sabahında onu bekleyen bir zafer vardı.
💫
Veronica'nın Bakış Açısı
"Bende sizinle geleceğim Salver." dedim bir kere daha. Salver sinirle nefes alıp omzumu bıraktı. "Sana hayır dedim." diyerek kapıya doğru hareket etti. Gloria bana destek olmak için elimi tutacaktı ki onu reddedip Salver'ın peşinden koştum. O kadar çok korkuyordum ki bacaklarım bile tutmayacaktı neredeyse. Justin etrafındaki muhafızlarla şatoya o kadar çok yaklaşmıştı ki atların sesini duyabiliyordum.
Matthew ve Salver aldıkları kan kokusu sayesinde kimin geldiğini hatta kaç kişi olduklarını saniyesinde anlamışlardı. Bir saniye bile vakit kaybetmeden Gloria ile ikimizi şatonun eski odalarından birine götürmüşlerdi. Aslında pek oda da sayılmıyordu. Çatı katı gibiydi. Dar merdivenlerden aceleyle çıkarken nasıl yere girdiğimizi bile pek farketmemiştim.
Gloria'yı defalarca kez tembihleyen Matthew koşarak arka bahçeye çıkmıştı. Salver ise bizi çatı katına götürmekle meşgul olmuştu. Ona sayamayacağım kadar çok kez benimde onlara yardım etmemi söylemiştim ama her seferinde ya duymazlıktan gelmişti yada reddetmişti. İlk defa bana bu kadar kaba davranması ufaktan da olsa kalbimi kırmıştı. Peşimizde muhafızlar varken bile bu kadar kırıcı olmamıştı.
Salver koluna uzandım. Parmaklarım onun koluna temas etmek üzereydi ki Salver kolunu kurtardı. "Bana sadece yay ve biraz ok ver. Size yardım edebilirim Salver. Üstelik uzakta duracağım." Öfkeyle birşeyler diyecekti ancak onu daha konuşmadan susturdum. "Lütfen Salver. Ondan fazla muhafızı var! Size yardımım gerekecek." Salver tahminimden daha sakin halde konuştu. Bana inanamıyormuş gibiydi. "Onun eline düşüp sana o günleri yeniden yaşanmasını mı istiyorsun?" Birşey dememe izin vermeden arkasına döndüğünde öfkeden çıldırmak üzereydim. Onlara ok atarak yardım edebilirdim. Sadece uzaktan durarak bile birkaç muhafızı alt edebilirdim. Ama Salver hala benim birer salak gibi muhafızların içine atlayacağımı mı düşünüyordu?
Sinirle onun sırtına öyle sert bir yumruk attım ki bu sadece birkaç saniyelik Salver'ın nefesini kesmesine sebep oldu. Bana dönerken ki sakinliği beni korkutmalıydı belki de ama bu benim daha da delirmeme neden olmuştu. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Lanet olsun ne yapıyordum ben?
Elim hala onun sırtındaydı. Parmaklarımı gergince üzerindeki pelerine geçirmiştim. Daha da sıkıp Salver'a baktım. Simsiyah gözlerinin içinde kendimi görebilmek daha çok ağlama isteği getirmişti bana. Titreyen dudaklarımı onun için, son yalvarışım için araladım. "Sana zarar gelmesini istemiyorum Salver." Sesim hareketlerime göre öyle çok uysal çıkmıştı ki kendime şaşırdım. Ona bağırıp çağıracağımı düşünmüştüm. Sadece bütün içtenliğimle şuan da asıl korkumu ona dökmeyi beklemiyordum. Özellikle Salver bunu beklemiyordu. Bedeninin ve içinin az önceki yumruğumdan sonra daha çok sarsıldığını hissediyordum. Her zaman dik duran omuzları gevşemişti.
Onun sırtını bırakıp geriye bir adım attım. Bedeninden uzak duran bedenim hala titriyordu. Bunu o da hissediyordu.
İkimiz de gözlerine kilitlenip kendimizi gördüğümüz bedenlere zarar gelmesinden korkuyorduk. İkimiz de sırf bunun için neredeyse ölüm kokan bir çemberin içine atlamakta kararlıydık.
Onca şeyden sonra belki de ilk defa Justin ile karşı karşıya gelmek istiyordum. Bunu içimdeki intikam arzusu mu yapıyordu yoksa Salver'a verdiğim değer mi yaptırıyordu emin değildim. Aslında Salver'a ne kadar değer verdiğimden de emin değildim. Sadece bu benim için normal değildi. Çiçek toplamak için çıktığım yoldayken bile bu kadar cesur hissetmemiştim. Beni bu hale getiren saraydaki geceler miydi bilemiyordum da.
Salver'ın eli yanağıma uzandı. Dokunacağını düşündüm ama o tereddüt etti. Eli öylece orada bekledi. Dokunmasını istiyor muydum buna bile emin değildim. İfadesi her ne kadar ciddi olsa da ardında duran endişeyi hissedebiliyordum. "Sana dokunmasına izin vermeyeceğim. Bu kez değil." Yanağımın yanındaki eli yumruk oldu. Arkasını dönüp ahşap kapıyı yüzüme kapatmadan önce Gloria'yı da uyarmaktan kaçınmamıştı.
"Buradan çıkmasına izin verme." demişti. Ne kadar süre kapıya baktım hiç hesaplamamıştım. Ama dakikaları geçtiğini biliyordum. Gloria bu zaman diliminde sabırla arkamda beklemişti.
Uzaklardan at kişnemelerini duymam beni gerçeğe geri döndürdü. Ya Salver onun elinde zarar görürse? İki adam onca muhafıza nasıl karşı gelecekti ki? Üstelik Justin'in şuan hırstan delirdiğine emindim. Benim burada olduğumu mu anlamışlardı? Ama bu imkansızdı. Olamazdı.
Sinirle ahşap kapıya bir yumruk atıp Gloria'ya döndüm. "Justin onlara zarar verecek." Gloria sakinleştirmek için bana doğru uzandı. "Hayır Veronica. İkisi de zarar görmeyecek." Benim gözlerimden yaşlar akıyor, panikle nefes almaya çalışıyordum. Gloria ise son derece sakin duruyordu. Onun da gözlerinde korku vardı ama bedenine yüklenmiş sakinlik beni daha da çok delirtiyordu.
"Gloria... anlamıyorsun..... orada çok muhafız var." Ellerim saçlarıma uzanıp yumuşak tutamları kavradı. "İkisine de zarar gelirse buraya gelecekler. Gloria tekrardan o saraya döneceğiz.... bebeğin var Gloria!" Tırnaklarım şakaklarıma battı. Kanayacak kadar sert olmuştu ama umrumda değildi. Şuan umrumda olan tek şey tekrardan güvende hissedebilmekti.
Gloria derin nefes alıp odanın içinde bulunan küçük cama yaklaştı. Elini karnına koyup başını cama yasladı. "Bundan daha büyük felaketlerle baş ettik Veronica. James'in ben ve Matthew'e neler çektirdiğini kabullenemezsin bile Veronica." Kaşlarım çatıldı. Herşeyi bir kenara bırakıp Gloria'ya odaklandım. O ise devam etti. "Üstelik ikisinin de prens olduğunu çok çabuk unutabiliyorsun."
Haklıydı. İkisi de prensti. Norlacss'ın korktuğu en büyük şeylerden biri her zaman Silverwood olmuştu. Bunu biliyordum ama iki kardeşin de yüzündeki ciddilik beni daha da korkutmuştu. Sonuçta Justin bir ruh hastasıydı. Geleceğini umursamadan herkese zarar verebilirdi.
"Öyleyse neden ikisi de endişelendi?" Gloria'nın yanına doğru yürüdüm. Gloria başını kaldırıp camdan dışarıyı izledi. "Çünkü biz varız. Her ihtimale karşılık bizim için korktular." Onun yanında durup kendimi camın kenarına yasladım. Karşımda gördüğüm görüntü beni duraklattı. Şatonun bahçe kapısının tam önünde Justin ve yanındaki muhafızlar vardı. Justin daha önce sarayda gördüğüm beyaz atlardan birinin üzerinde durmuştu. Arkasında muhafızlar ise sadece ellerindeki kılıçlarla her şeye hazırlıklı halde bekliyorlardı. Salver'ı tam da Justin'in karşısında görmeyi beklemiyordum. "Onun kılıcı yok mu?" Salver'ın yanından sarkan kılıcı olmalıydı ama yoktu. Gloria sadece gülüp beni cevapladı.
"Düşmanlarının karşısına kılıçsız çıkmak Silverwood kardeşlerin en sevdiği şey."
💫
Salver'ın Bakış Açısı
Ayaklarım birikmiş kara öyle sert basıyordu ki her adımımda Veronica'nın adını haykırmamak için zor duruyordum. İntikam isteğinin getirdiği arzu yüzünden bir anlık öfkesiyle Justin'e saldırmak istemişti. Onu çok iyi anlıyordum. Birgün Justin'e istediğini yapmasını da sağlayacaktım ama henüz zamanı değildi. Üstelik Veronica yaşadıklarını atlamamışken tekrardan Justin ile karsı karşıya gelmesi onu daha da çok yıpratacaktı.
Sırf bir anlık öfkesi yüzünden o kadar çok inatlaşmıştı ki bu beni istemediğim birşeyi yapmama iteklemişti. Ona biraz da olsa sesimi yükseltip yüzüne kapıyı kapatmıştım. Biraz daha sakin kalıp onu teselli edebilirdim ama ben birer aptal gibi onu incitmiştim. Kırıldığına emindim. Veronica'yı kısa sürede tanımış olsam bile yıllardır içini ezbere biliyormuş gibi hissediyordum. Bu his nereden geliyordu bilmiyordum bile. Ama bildiğim tek şey son zamanlarda hiç tanımadığım bir adama dönüşmemdi.
Birkaç metre ilerimde duran Justin piçinin kanını akıtıp saatlerce onun haykırışlarını duymak için can atıyordum. Justin'e yıllardır beslediğim nefretin haddi hesabı yokken şimdi tamamen ona karşı bir ölüm arzusu duyuyordum. Onun çekeceği acılar için yaptığım planlar eminim ki onun için korkunçtu.
Gerçi Justin ne kadar acı çekerse çeksin asla tatmin olmayacaktım çünkü bana ait olan bir kanı acımasızca akıtmıştı.
Onun tamda karşısında durdum. Üzerimde kılıç yoktu. Justin'in en çok korktuğu şey de buydu zaten. Onun karşısına ne zaman kılıcım olmadan çıksam dişlerinin titremekten ses çıkardığını duyabiliyordum. Gerçi Justin uçan kuştan bile korkabilirdi.
"Görüyorum ki saraydaki kadınlar hala dikkatini çekmiyor." dedi gülerek. Olduğum yerde durup onu süzdüm. Atının üzerinde olmasına rağmen bacaklarının korkudan titrediğini hissetmeyi tahmin etmiştim. Justin tanıdığım gibiydi. Onun için kadınlar her zaman ön planda olurdu. Küçüklüğünden beri korkağın tekiydi. Omuzlarım gerildi. "Bu aralar elflerle ilgileniyorum Justin." Justin'in genişlemiş sırıtışı söndü. Halkından bahsetmem hoşuna gitmemiş gibiydi. Bu benim daha da hoşuma gitti.
Justin beyaz eldivenli elini çenesine götürdü. "Buraya yaptığın iğrenç katliamları dinlemek için gelmedim." Arkasına dönüp ona yaklaşan ince bıyıklı adama doğru elini uzattı. Beyaz kumaşın temas ettiği parşömenin üzerinde ne olduğunu tahmin edebiliyordum. Justin parşömeni bana uzattı. "Onun buralarda olduğunu biliyorum Salver. Bana yalan söylemekten kaçınırsan ikinizin de canını bağışlayabilirim." Katlanmış parşömeni açtım. Veronica'nın ustaca çizilmiş portresini gördüğümde şaşırmadım. "Ya senin canını kim bağışlayacak küçük prens?" Justin'in yumruklarını sıktığını gördüm. Ona Veronica'nın benimle olduğunu söyleyip onun canını daha da acıtmak istedim ama bu sadece Veronica'yı tehlikeye atardı.
"Yasalara göre beni öldürmen demek iki krallığın da yok olması demek vampir prensi. Ayrıca o lanet fahişe- diyordu ki bakışlarımı ona diktim. Veronica'ya hakaret mi etmişti o?
Gerilen vücudumu sonuna kadar öfke dolu hissediyordum. "Siktiğimin muhafızlarını toplayıp buradan defolmazsan ordumu toplamaktan hiç çekinmem Justin." Veronica'nın resminin çizilmiş olduğu kağıdı katlayıp cebime attım. Veronica'nın resminin karşımdaki pislikle birer işi yoktu.
Justin gülerek atından inmek üzere bir hamle yapmıştı ki yanındaki bıyıklı adam panikle Justin'in atına dokundu. "Majesteleri, o kadın burada olsaydı emin olun çoktan ölmüştü. Karşınızdaki birer vampir ve aradığımız bir altın elf." Justin gözlerini kısarken ellerimi göğsümde birleştirdim. Bıyıklı adam onu ikna etmek istercesine sakin kalmaya çalıştı. Justin kısık gözleriyle beni süzdükten sonra atını geriye döndürdü. "Bu olay burada bitmedi Salver Silverwood. Kutsal kul bizimleyken tanrıça bizden yana olacaktır." Bunu duyar duymaz hafifçe güldüm. Komik olduğu için değildi. Sinir bozucu olduğu içindi.
Ona arkamı dönüp şatoya doğru yürürken tüm sınırlarını zorlamayı ihmal etmedim. Bu en çok keyif aldığım şeylerden biriydi. "Umarım o kadını senden önce bulabilirim."
Justin'in karşılık vereceğini düşünmüştüm ama duyduğum tek şey uzaklaşan at sesiydi. Tek yapabildiği tehdit ederek kendi halkını ve gücünün yettiği masumları korkutmaya çalışmaktı.
Karların arasından şatoya doğru olan yürüme sürecim boyunca odağım sadece Veronica olmuştu. Zaten Justin'in adı geçtiğinde bile ne kadar titrediğini görebilmiştim. Justin'in burada olduğunu bilmek onu öyle çok korkutmuştu ki korkusu bir noktadan sonra öfkeye dönüşmüştü. Justin'in karşısına onu çıkarmak beni ilk defa gerçek anlamda korkutmuştu. Veronica'yı gördüğünde geri almak için herşeyi yapabileceğine emindim.
Üstelik o adamın tekrardan Veronica'nın yüzünü görmesi ihtimali beni deli ediyordu. Veronica'nın kokusunu duymak gibi bir nimeti bile hak etmiyordu.
Şatoya girdiğimde kapıyı kapatıp kendimi taştan yapılma duvara yasladım. Derin nefes verdim. Veronica'ya öyle korkunç şeyler yapmıştı ki hala vücudundaki izleri ayrıntılı gözlemlerimde görebiliyordum.
Kanına duyduğum arzu beni neredeyse öldürecekken kutsal gördüğü bir bedene nasıl kıyabilmişti? Veronica, orada attığı çığlıklara kaç gece dayanabilmişti? Benden ayrıldığı günden tekrar buluştuğumuz güne kadar o pisliğin elinde mi kalmıştı? Justin'in pis elleri benim morarmasın diye ödümün koptuğu tene mi değmişti? Meleklerin saçını andıran pamuk telleri parmaklarına dolarken hiç mi korkmamıştı narin teninin aşınmasından?
Justin'i öldürecektim. Bugünde öldürebilirdim hatta Veronica'nın halini gördüğüm ilk gün onu öldürmem gerekirdi ama Matthew, Justin'i canlı tutmam konusunda ısrarcıydı. Silverwood'u birgün ben yönetecektim ve daha tahta geçmeden elleri kanlı bilinen bir itibarım olmamalıydı. Her ne kadar bir başkasının üzerine atılsa bile Justin ile ne kadar düşman olduğumu herkes biliyordu ve ona birşey olması demek benim elimden gelmiş demekti.
"Matthew gitti mi?" Koridorun başına yaslanmış olan Gloria'nın sesine karşılık ona döndüm. Matthew, Justin'in dönüş yolunu takip edip o herifi yaralamakla meşguldü. Şuanlık Justin'i öldürmemiz tehlikeliydi ancak ufak bir yaralama tüm Norlacss topraklarına korku salmaya yetecekti. "Akşam yemeğine kadar dönecek. Veronica nerede?" diye sordum. Gloira başını yana eğip homurdandı. Yorgun görünüyordu.
"Odasında. Dinlenmeye ihtiyacı var." Gloria başka birşey demeden şöminenin yanına yürüdü. Onun peşinden gittim. Veronica'nın duygusal olarak bu zamana kadar dayanması birer mucizeydi. Onca şeyden sonra daha yeni yeni yorgun düşmesi normaldi onun için. Bir anda ailesinden koptuğu yetmemiş gibi birde Justin belasına maruz kalmak zorunda olmuştu.
İçime çöken sıkıntıyla kendimi şöminenin karşısındaki koltuğa bıraktım. Gloria da benden farksız değildi. O da Matthew için endişeliydi. Her ne kadar geri döneceğine emin olsa da içinde bir yerlerde bulunan korku ona sürekli senaryo kurduruyordu.
Öne doğru eğilip dirseklerimi dizime yasladım. Çenem avuçiçlerimi buldu. "Veronica için endişeleniyorum." diye mırıldandı Gloria. Ellerini göğsünde birleştirip karşıma oturdu. Ortamda o kadar çok stres hakimdi ki bu havadan rahatsız oldum. Belimdeki hançerlerden birini çıkarıp yüzeyine dokundum. "İyi hissetmesi için çabalayacağım." Gloria dediğimden memnun kalmamış gibiydi. "Salver.." Ciddi halde o da eğilip doğrudan beni izledi. "Veronica'yı birgün sen bile tutamayacaksın." Kaşlarım çatıldı. Neyden bahsediyordu?
Ona sormamı beklemeden Gloria devam etti. "Veronica'nın içindeki acıyı hissedebiliyorum. O bunun farkında değil ama Justin'e karşı duyduğu öfke birgün onu kontrolden çıkaracak. Veronica'nın yapabileceklerinden korkuyorum." Elimdeki hançerin keskin ucunda parmağımı gezdirdim. "Veronica istediği herşeyi yapabilir." dedim tek nefeste. Gloria sıkıntı içinde nefes verdi. "Anlamıyorsun.... öfkesine yenik düşüp Norlacss'a geri dönebilir. Saraya kadar ilerlemesinden korkuyorum. Şuanda mantıklı düşünebileceğinden emin değilim." Derin nefes aldım. "Bu konuda daha hassas davranacağıma emin olabilirsin Gloria. Zaten ona bu akşam sesimi yükselttim."
"Sanırım sana biraz kırıldı. Hareketleri bile kırılgandı." Sinirle elimdeki hançeri sehpaya saplayıp küfür ettim. "Hay sikeyim!" Ellerim saçlarımın arasında neredeyse derime zarar verircesine gezdi. Az önce ne yaptığımı farkedince sitem içinde arkama yaslandım. Bana ifadesiz halde bakan Gloria'ya kısa bir bakış attım. "Affedersin. Sadece... onun kırıldığını öğrenince kendimi tutamadım." Gloria hafifçe başını salladı. "Ona karşı çok hassassın."
Dediklerini sindirmem birkaç saniyemi aldı.
Ne dediğini kabulleniyordum. Ve bunu yaptığım anda daha fazla dayanamayıp ayağa kalktım. Kenara dizilmiş şarap şişelerinden birinin kapağını açtım. "Abartıyor muyum blmiyorum. Justin'in buraya geldiğini öğrendiğimde aklıma sadece Veronica'nın ne kadar korkabileceği geldi." Şarap şişesini kafama dikip bir yudum aldım. "Bu zamana kadar hiçbir kadının duygularını kendimden çok düşünmemiştim." Gloria sakince tebessüm etti. "Onunla bir bağ kurdun Salver. İkiniz de birbirinize yeri gelince ihtiyaç duydunuz." Başımı iki yana salladım. "Bunu kabul ediyorum ama normal değil bu. Veronica'ya sadece yardım etmek istedim. Lanet olsun... onu korumak için ölümü bile düşündüm biliyor musun?"
Gloria bacağını diğer bacağının üzerine attı. "Salver," Yüzündeki gülümseme soldu. "ne olduğunu sana anlatırım saatlerce." Ellerini kucağında birleştirdi.
"Ama şuan kabullenemezsin. Buna eminim."
💫
Veronica'nın Bakış Açısı
Elimdeki su bardağı ile mutfağa girdim. Ne kadar saat geçmişti bilmiyordum ama o kadar çok uyumuştum ki güneş batmıştı. Sarayda derin bir sessizlik hakimdi. Bu beni biraz ürkütmüştü. Vücudum hala uyuşuktu. Gloria uyumadan önce rahat etmem için bana siyah bir gecelik vermişti. Üzerimde o ve odadan çıkarken giydiğim kalın hırka vardı. Şatodaki birkaç şömine sürekli yansa bile bazen ısınmıyordu.
Salver'ın döndüğünü gördüğümde içim rahatlasa da onunla yüz yüze gelmek istemiyordum. Belki de haklıydı ama bir anda bana karşı kaba olması korkutucuydu.
Tezgahın yanında duran fıçıya uzanmadan önce gözüme yaşlar doldu. Benim kontrolümde olmaması beni daha da çok üzdü. Ağlak biri değildim ama son zamanlardan sürekli beni ziyaret eden yaşlar artık rahatsız edici olmaya başlamıştı. Büyükannemi ve annemi herşeyden çok özlemiştim. Salver ve diğerleri bana iyi hissettiriyordu ama hala ailem gibi değildi. Buraya geri geldiğimde evimdeymiş gibi hissedebilmiştim.
Ama yeni kabullenmiştim bu gerçeği. Ailenin yaşam kırıntılarını barındırmayan hiçbir yer ev değildi. Salver benim ailem değildi. Burası benim evim değildi. Benim evim hala korkudan yaklaşamadığım Norlacss topraklarındaydı. Ailem oradaydı. Büyükannemin yokluğumda kahrolduğunu biliyordum. Annem benim için endişeleniyordu ama elinden birşey gelmiyordu. Burada daha fazla barınmak istemiyordum fakst buna mecburdum. Salver'a sığınmaktan başka çaremin olmaması beni üzen şeylerden biriydi.
Ağzımdan ufak bir hıçkırık kaçtığında elim sessiz kalmam için dudaklarıma gidecekti ki arkamdan birinin bileğimi tutması ile durakladım. "Sessiz olmak zorunda değilsin." Salver'a döndüğümde kendimi tezgah ile onun arasında buldum. Onunla biraz da olsa göz teması kurmak bana güzel hissettirmedi. Bu yüzden aceleyle tezgaha doğru geri dönecektim fakat Salver buna izin vermedi. "Veronica," Kolumu ondan çekmek istedim. Beni zorlamak yerine bıraktı. Yandan kendimi ittirip onun hapisinden kurtuldum. "Sadece biraz tek başıma kalmalıyım." diyerek kapıya doğru ilerlemiştim ki Salver bir anda kapının önüne geçip beni durdurdu.
Üzerindeki siyah gömlekle birlikte buram buram şarap kokuyordu. Salver'ın yüzünü ilk defa bu kadar yorgun halde görmüştüm.
"Kırgın gözlerinle bana bakmaktan kaçıyorsun ve bu beni daha da pişman hissettiriyor." Burnumu çektim. Boğazıma dolanan yumruyu hissettim. "Salver ben sadece evimi istiyorum." Salver düşünceli halde beni süzdü. Bakışlarındaki pişmanlığı görmek beni içten içe mutlu etmişti.
"Dinle." Kapının kenarına yaslandı. "Senin için korktum çünkü Justin'in varlığı bile senin için birer tehditti." Başımı iki yana salladım. "Önemli değil Salver. Gerçekten." Cümlemi bitirir bitirmez kapıda bıraktığı boşluktan çıkmak istedim ama bunu kolunu koyarak engelledi. "O herifin seni tekrardan görme ihtimali bile beni bitirirken seni resmen onun eline atamazdım." Ona cevap vermek için dudaklarımı araladım ama o bana izin vermedi. Aceleyle konuşmaya başladı. "Veronica gerçekten özür dilerim. Sana ne yanlış yaptıysam özür dilerim." Derin nefes aldım. "Salver.." Cümlemi kurmama izin vermedi. "Biliyorum sana daha kibar olmalıydım." dedi kendine sinirli gözüken bir halde. Elimi uzatıp onun kolunu kavradım. "Salver." Yine birşey demek üzere dudaklarını aralamıştı ki buna izin vermek yerine bir anda onun yakasına uzanıp sertçe kendime doğru çektim. Bir anlık hazırlıksız olduğu için bana ne engel olabildi ne de tepki verebildi.
"Beni sadece kulübeme götür." Bir anlık yakınlıkla dikkatimi çeken dudakları oldu. O da farksız gibiydi çünkü dudaklarımda gezen elalarını görebilmek kalbimi hızlandırdı. Zor bela onun dudaklarından ayrıldım.
"Tek isteğim bu."
><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><>
Selamm yeni bölüm ile geldimm
Bu bölümden pek memnun kalamadım ama taslakta kalsın da istemedim😔🙏
Bölüm nasıldı???
Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |