
Ormandaki Avcı'nın altıncı bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 🤍
"Zaman ilaç diyorlardı ama zaman ilerledikçe zehirleniyordum."
_________________________________________________
Üç Hafta Sonra
Salver'ın Bakış Açısı
Burnuma gelen derin içki kokusuyla birlikte gözlerim aralandı. Yaklaşan kışın soğukluğuna zıt bir şekilde ortamda sıcak bir hava hakimdi. Şöminenin odunlarından çıkan çıt sesleri kulaklarımı doldururken hırıltılı nefesler çıkaran ihtiyar bir beden yan tarafımda hareket ediyordu. Yerdeki ahşabın sesinden nerede olduğunu tespit edebilmiştim.
Göğsümde derin bir sızı varlığını hatırlattı. Göğsümdeki yara yüzünden bir çift yeşil göz aklıma geldi. Vücudum o kadar çok hissizdi ki sanki aylardır sert bir tahtada uyuyordum.
"Uyumaya devam etseydin mezarını kazacaktım." İhtiyar adamın sesiyle birlikte ellerimi iki yana koyup yattığım yerde doğruldum. Üzerimdeki siyah gömleğin yakaları sonuna kadar açılmış ve iki yana serpilmişti. Göğsümde büyük bir sargı vardı. Sargı neredeyse boynuma kadar uzanıyordu. Karnımdaki eski bir yara izinde de bitiyordu. En son yaşadıklarımı hatırlayınca istemsizce yumruklarımı sıktım.
"Üç hafta önce seni ormanda buldum. Göğsündeki oku çıkarmıştın ama fazla kan kaybetmiştin." İhtiyar elindeki demir çaydanlığı şömineye koyarken açıklama yapma gereği duymuştu. Üç haftadır uyuyordum. Tanrım... bu kadın ne yapmıştı böyle?
Onun için mantar toplamaya çıkmıştım. Mantar toplamak bana iyi gelmişti çünkü onun yanındayken kendime hakim olmak fazla zordu. Biraz da olsa uzak durmak kendimi toplamama yetmişti. Kafam bile onun yanında darmadağındı. Gereğinden fazla güzel olan gülüşünü bana sunması içimdeki vampirliği öldürüyordu. Yeşil renkten nefret etmeme rağmen bir anda en sevdiğim renge çevirecek olan yeşil gözlerini bana diktiğinde bütün itibarımı unutup kendimi teslim edecektim sanki. Ben mantar toplarken bütün kaderi yine bozup bana yaklaşmıştı. Kanının kokusunu öyle bir hissetmiştim ki dönüp onun üstüne atlayasım gelmişti.
Zor bir kadın olmuştu benim için. Ne onun yanında kendimden onu koruyabiliyordum ne de onun sonunu getirebiliyordum. Sınırlarımı bu kadar çok zorlaması sinir bozucu olmazmış gibi birde kalbime ok saplamıştı.
"Oku atan kişi ya seni öldürmek istemedi yada sadece hedefini şaşırdı." O kadın hedefini şaşırır mıydı? Zannetmiyordum. "Kalbinin hemen yanına saplanmıştı. Seni felç edebilir hatta öldürebilirdi." İhtiyar gülümseyerek şöminenin yanındaki eski bir kitaplığa giderken küçücük kulübenin içinde eşyalarımı aradım. Kılıcım, pelerinim ve onun yeşil tüylü okunu almam gerekiyordu. Oku atarken tüyler parmağının derisini kesmiş olmalıydı. Tüylerin ucundaki kan izleri bile hislerimi tetiklemişti.
İhtiyar adam uzun, beyaz sakallarının arasından gülümsedi. Avucunda tuttuğu kırılmış oku bana getirdi. Avcuma bıraktığı oku kavradığımda öfke vücuduma akın etti. Vampir olduğumu anlamış olmalıydı ki kaçmıştı. Ama gideceği yolda mantar topladığım için bana rastlamıştı. Onu elimden kaçıracağımı anlayınca ise kendimi yumruklamak istemiştim. Benim ona yaklaşmamı istememişti. Onun elimden kaçmasını istemiyordum ama ona zarar vermek de istemiyordum. Bu yüzden ne yapacağımı şaşırmıştım. Savaşlarda karşımdaki adamları bir saniye bile düşünmeden paramparça ederken hemen ilerimde duran kadını yakalamak için hareket ederken neredeyse ölecektim. İşte beni sinirlendiren buydu. Bu yüzden bitmeyen bir hesabı vardı.
Yarası iyileştikten sonra gitmek isteyecekti. Bana güvenmemesi normaldi. İstese şatomda da duramazdı. Ama başka bir çaresi yoktu ki benim yanımda kalmıştı. Yine de beni terk edip ölüme teslim etmişti. Ama tanrı işini iyi biliyordu. Kader bizi tekrardan birleştirecekti. Kaderde o yoksa bile bir şekilde olmak zorundaydı.
Ayaklarımı yataktan sarkıttım. Yatak uzun boyuma göre biraz küçüktü. Eski bir kulübedeydim. İhtiyar adam tebessüm etti. "Anlaşılan bitmeyen bir hesabın yada seni bekleyen bir kadın var." Gömleğimin birkaç düğmesini ilikledim.
Ayağa kalktığımda göğsümdeki yara biraz da olsa sızlamıştı. "Eşyalarım nerede?" İhtiyar önümdeki sehpayı gösterdi. Pelerinimi ve kılıcımı almak için eğilince göğsüm yine sızladı ama umursamadım. Bu benim için küçük ama bir o kadar da derin bir yaraydı. Belki de bundan sonraki favori yara izim bile olabilecekti.
Pelerinimi giyip kapüşonumu kafama geçirdim. Kılıcımı belime taktım. Köşede dışarıya açılan bir kapı vardı. Göğsümdeki yara bana engel olmayacak kadar iyiydi. Siyah, deri botlarımın bağcıkları bağlıydı. Omuzlarımı dikleştirdim. Veronica'nın okunu avucumda sertçe kavradım. Sert tüyler avucuma batarken kapıya doğru hareket ettim. İhtiyar tek kelime etmedi.
Kapının kilidini çevirdim. Ahşap kapıdan çıt sesleri geldi. Kapı açılınca soğuk ve nemli hava yüzüme çarptı. Sanki kar yağacak gibiydi. Silverwood Krallığı sınırlarında olduğumu anladım. Sonuçta burası ait olduğum yerdi. Bu yüzden kendimi halktan saklamam gerekiyordu.
İhtiyara döndüm. "Herşey için teşekkürler." Sonuçta benim hayatımı kurtarmıştı.
İhtiyar gülümsedi. Buruşuk teni yanağına büzüldü. "Rica ederim." Daha sonra beni şaşırtacak şekilde devam etti. "majesteleri." Beni tanımıştı.
Kapıdan dışarı çıktığımda soğuk rüzgar yüzüme çarptı. Hırsla kılıcımı kavradım. Aklıma onun yeşil gözleri gelince az kalsın adımlarım duracaktı. Bir kabus kadar korkutucu bir rüya kadar güzeldi. Belki de onun yüzünden kendime açabileceğim en büyük savaşı açacaktım. Nerede olduğunu bilmesem de bulmak beni uğraştıracak olsa da kesin birşey vardı.
Onu bulacaktım.
💫
Evim yoktu artık.
Yabancı olduğum bu sarayda belki de bambaşka bir hayata başlamıştım. Annem yanımda olmayacaktı, büyükannem saçlarımı okşamayacaktı. Evimin sıcacık şöminesine sokulamayacaktım. Buradayken kimse evdeki gibi bana şevkatle yaklaşmayacaktı. Herkes yabancıydı çünkü burada ailem yoktu. Daha reşit olmama birkaç hafta varken şimdi tamamen yabancı olduğum bir yerde yabancı bir adamın kontrolündeydim.
Sabah kahvaltısına katılmak için özenle giydirilmiştim. Karnımdaki korse yarama baskı yaparken yürümek epey zorlaşıyordu. Ayaklarımın ağrıdığını söyleyip topuklu giymek yerine babet giymiştim. Dün gece neredeyse hiç uyumamıştım. Sabaha kadar camdan bahçeyi seyretmiştim. Gözlerim o kadar çok şişmişti ki gözkapaklarım kapanırken sızlıyordu. Üzerimde buz mavisi bir elbise vardı. Kolları boldu. Belinde küçük taşlar vardı. Eteği belinden itibaren satendi. Fazla güzel bir elbiseydi. Bu elbisenin benzerini daha önce pazarda gezerken Asterra'lı bir tüccarda görmüştüm. Heyecanla elindeki mavi elbiseyi herkese gösteriyordu. Fiyatı annemin neredeyse bir yıllık maaşı olduğu için sadece bakmakla kalabilmiştim.
Dün akşam hizmetçi Maya'nın anlattıkları beni korkutmaya yetmişti. Krallığa zaten olan bir nefretim daha çok harlanmıştı.
Sarayda sessizlik hakimdi. Hizmetçiler tek tüm görünüyordu. Fazla muhafız da yoktu. Önümdeki muhafız daha çok genç gözüküyordu. Vücudu normal muhafızlara göre fazla kasılmış duruyordu. Yürürken bile adımlarını dikkatle seçiyordu. Sanırım fazla acemiydi ve hata yapmaktan korkuyordu. Çünkü bu sarayda kraliyet ailesi için bile geçerli olan gizli işkence odaları vardı ve bunu sadece muhafızlar biliyordu. Yada ben ve Maya gibi gizlice öğrenenler.
Önümdeki muhafızın yaşadıkları aklıma gelince ona acıyarak baktım. Sarayda muhafız olarak çalışacakların acımasızlığı test edilmesi gerekiyordu. Bu yüzden ailesinden birini ordunun komutanının önünde öldürmesi gerekiyordu. Böylece bir canavar yetiştirmiş oluyorlardı. Kendi ailesine acımayan biri düşmana asla vicdan kırıntısı bile gösteremezdi.
Dün akşam geldiğim salona tekrardan yaklaştık. Geniş kapıdan geçerken kalbim stresle göğüs kafesimi yumrukladı. Burnuma hoş yemek kokuları geldiğinde ise bir an için kendimi evimdeymiş gibi hissettim.
Yemek salonuna girdiğimizde ilk gördüğüm kişi Justin oldu. Ciddiyetle arkasına yaslanmış bana bakıyordu. Yeri yine aynı yerdeydi. Tam karşısında oturan Kraliçe ise tırnaklarına bakmakla meşguldü. Gözlerim James'in koltuğuna kaymadan önce yanındaki güzel kıza kaydı. Upuzun beyaz saçları neredeyse yere kadar uzanacaktı. Alnındaki kahkül yuvarlak yüzüne çok yakışmıştı. Gözleri şaşırtıcı derecede morumsu bir renkte parlıyordu. Omuzlarını açıkta bırakan pembe bir elbise giymişti. Yüzünde ağır bir makyaj vardı. Sanki birşeyler gizlenmeye çalışılmıştı. Boynunda ve kollarında ise küçük morluklar vardı. Yan yana oturmalarına rağmen kızın kolunu tutan James yüzünden midem bulandı. Sanki kız onu hemen bırakacakmış gibi kolunu sıkıca tutmuştu.
Kız bakışlarını ilgiyle üzerimde gezdirdi. O kızın neler yaşadığını maalesef dün gece öğrenmiştim. Kıza bakarken içim acımıştı.
Dün geceye kıyasla bugün kraliyet ailesi dışında kimse yoktu. Sadece etrafta dolanan hizmetçiler vardı.
Justin hafifçe gülümsedi. "Günaydın Veronica." Başımı sallarken muhafız yine kraliçenin yanındaki sandalyeyi çekti. Oraya oturup eteğimi düzelttim. Kraliçe istifini bozmadan tırnaklarını incelemeye devam etti. Üzerindeki elbisenin yakaları kürktendi ve rahatsız edici gözüküyordu. Kralın sandalyesi yine boştu. Sanırım yemeklere gecikmede fazla iyiydi.
"Vikingler konusunda hala aynı fikirde misin Justin?" James'in sorusuyla birlikte Justin başını salladı. Oturduğu yerde geniş omuzlarını dikleştirdi. "Onların ordumda yeri yok. Yağmacı pisliklerin teki hepsi." Peki o neydi? Köylere onlarca muhafız gönderip köylülerin erzaklarını alan o değil miydi? Yetim çocukları zorla kendi ordusuna dahil eden o değil miydi? Masum kızların istismara uğramasını görmezden gelip muhafızların ihtiyacı diye açıklama yapan bir prensin vikingleri kötülemeye hakkı yoktu.
James oturduğu yerde hafifçe güldü. Kraliçe gergince ikisine göz attı. Tırnaklarına bakmayı kesip dirseklerini masaya koydu. Çenesini eline dayadı. "Silverwood'a karşı yenilmeye doyduğunu düşünmüştüm." Justin abisine kısa bir bakış attıktan sonra sırıttı. "Artık o piçe yenilmeyeceğim. Zaten abisi Matthew de başka alemlerde." Prens Matthew'in ismi geçince Gloria'nın çenesi seğirdi. James onu onaylamayan bir mırıltı çıkardı. "Küçükken de kaybetmeyi sevmezdi Justin. Abisinin olmaması onu durdurur mu sence?" Justin duruşundan bozuntu vermedi. Hala eğlenceli bir ifadeyle bakıyordu. "Orduyu ne kadar güçlendirdiğimden bihaber olmalısın sevgili abiciğim." Bir abisine birde annesine imalı bir bakış attıktan sonra devam etti. James'i bastırarak kral olacaktı. "Üstelik artık kutsal kul bizimle. Böylece tanrı bizimle olacak." Justin bana dönüp gülümseyerek göz kırpınca iğrendim. Yanımdaki Kraliçe Katherine'in üzerine neredeyse kusacaktım.
Gloria ifadesiz bir şekilde bakışlarını benim üzerimde gezdirdi. Sanki bana birşeyler anlatmak istercesine bakıyordu. Yüzündeki makyajın altında neler yattığını tahmin edebiliyordum. Ancak bir kadının yüzündeki morlukları kabullenmek çok zordu.
Gloria bakışlarını benden çekip kucağına çevirdi. Beyaz kahkülleri ince kaşlarını perdelemişti. Yüzüne kıyasla dudaklarında neredeyse hiç makyaj yoktu. Doğal rengi olmalıydı.
Kraliçe benim kime baktığımı farkedince hafifçe gülümsedi. "Sevgili gelinim benimle çay partisine katılacak mı?" Gloria'dan bahsederken ne kadar iğrenerek söylediğini salak olmayan biri mutlaka anlardı. Gloria onun sorusuyla başını kaldırdı. Masumca bakarken James onun yerine cevap verdi. "Elbette katılacak." Uzanıp Gloria'nın omzuna düşmüş saçları geriye itti. Kraliçe imalı imalı gülümsedi. "Böylece kaybettiği bebeğinin yasını tutmak yerine biraz kafanı dağıtmış olursun." Gloria ve James aynı anda oldukları yerde kaskatı kesilirken Justin arkasına yaslanıp hafifçe sırıttı. Kaşlarım yavaşça çatıldı. Gloria'nın bebeği vardı ve ölmüş müydü? Ve tüm bunlara rağmen kraliçe bunu yüzüne mi vuruyordu? Ve Justin yeğeninin ölümüne sessizce sırıtıyor muydu?
James cevap vermek üzereyken salonun devasa kapıları iki tarafa da açıldı. Salondaki hizmetçiler saygıyla tek tek eğilirken masadaki herkes ayağa kalktı. Bende onlara uyup ayağa kalkarken destek almak için karnımı tutmuştum. Yaram bir anlık hamlemle acımıştı. Justin bana kısa bir bakış atıp salona giren babasına geri döndü. Gözlerim hemen yanındaki James ve Gloria'ya kaydı. Tanrı aşkına bir adam neden ayaktayken bile karısının kolunu tutma gereği duyardı?
Kral başında parlayan tacıyla birlikte gülümseyerek salona girdi. Ellerini iki yana açıp bembeyaz dişlerini gösterdi. "Günaydın sevgili Norlacss'lılar!" Masadaki herkese kısa bir bakış attıktan sonra yerine oturdu. Onun oturmasıyla birlikte hizmetçiler hızlı bir şekilde yemekleri tabaklara koymaya başladılar. Kral gülümseyerek bana baktı. "Saraydaki ilk günün nasıl geçti Veronica? Umarım hizmetlerimizden keyif almışsındır." Ne demezsiniz. O kadar çok keyif almıştım ki gece yarısına kadar salya sümük ağlamıştım.
Ona çok güzel cevap vermeye hazırdım ama bana sunulan tehdit beni durdurdu. Annemi düşündüm. Deli cesaretine kapılıp annemi tehlikeye atamazdım. Bu yüzden sadece gülümsedim. "Keyif aldım majesteleri." Önümdeki yemeklere göz attım. Kızarmış ekmek diliminin üzerine bal sürülmüştü. Tabakta birkaç zeytin ve bolca yeşillik vardı. İçecek olarak bitki çayı vardı.
"Festival hazırlıkları ne durumda Justin?" Justin ağzına attığı yudumu çiğnedi. Yutar yutmaz babasını cevapladı. "Generallerle dün konuştum. Daha belli değil." Kral çayından bir yudum aldı. "Wicowia Prensi festivale geleceğini söyledi." Kraliçe hemen konuya dahil oldu. "Nişanlısı Esmeralda da katılacakmış." Kral ona kısa bir bakış attıktan sonra Justin'e geri döndü. "Bu yüzden hazırlıkların kusursuz olmasını istiyorum. Bir aksilik olmamalı." Justin kendinden emin bir şekilde yemeğine devam etti. Piçin egosu tavandı.
"Merak etme bir sorun çıkmayacak. Üç haftada herşeyi güzelce planlayacağım." Demek festival üç haftaydı. Üç hafta sonra on sekiz yaşına girecektim. Küçüklüğümden beri on sekiz yaşına gelmeyi istemiştim. Ama on sekiz yaşıma girerken annemin de yanımda olacağını düşünmüştüm. Hiç böyle hayal etmemiştim. Bu saray aslında bana bir gerçeği göstermişti. Küçükken hayal ettiklerimiz asla gerçek olmayacaktı. Herşeyin tozpembe olduğu zamanlarda kayan yıldızlara bakıp düşündüğümüz hayaller sadece hayalden ibaret olacaktı. Çocuklar hep büyümek isterdi çünkü büyüyünce herşeyin daha güzel olacağını düşünürlerdi. Büyükler ise çocukluğa geri dönmek isterdi çünkü hayatın en mutlu zamanları çocukluktu. Ne kadar yalnız bir çocuk olarak büyüsem de ufak bir yaprak bile bana arkadaş olabilirdi. Şimdi ise yapraklar sadece bir yapraktı.
Yemek boyunca akşamki gibi genellikle Justin ve Kral Luis sohbet etti. Konuştukları konular umrumda değildi. Sadece yemeğimi yemeye odaklanıp arada Gloria'ya kısa bakışlar atmıştım. Yemekten sonra ise kraliçeye eşlik edip babçeye gitmiştik. Gloria da bizimle gelmişti. Bahçeye giderken kraliçe hiç konuşmamıştı. Bana ve Gloria'ya düşmandı. Şimdi ise yaklaşık on iki kadının bulunduğu bahçede rahat koltuklarda oturuyorduk.
Sarayın arka bahçesinde olmalıydık. Etrafta muhafızlar geziyordu. Yemyeşil çimlerin çiçeklerle süslendiği tarafa yakın bir yere rahat koltuklar ve beyaz işlemeli sehpalar yerleştirilmişti. Oturduğumuz yere güneş ışığı olduğu gibi yansıyordu. Kraliçenin yanındaki geniş koltuğa Gloria ve ben oturmuştum. Gloria halsizce konuşulanları dinliyordu. Ben ise Asterra'dan getirilmiş kumaşlarla giyinmiş sosyete kadınlara bakıyordum. Bazıları güneşten korunmak için şapka takmıştı. Bazıları ise yanında hizmetçi getirip şemsiye tutturmuştu. Hepsi yapmacık gülüşlerle beraber ellerindeki altın kaplamalı fincanlardan çay içiyordu. Kraliçeyi ilk defa mutlu görmüştüm. Kadınlarla diğer krallıkların dedikodularını yapıp gülüyordu. Bu iğrenç ortamdan fazla sıkılmıştım.
"Annenin adı Sarah değil mi?" Yavaşça başımı salladım. Kraliçe elindeki yelpazeyi katlayıp çayından içti. Dudaklarındaki pembe ruj silinmesin diye dikkatle içmişti. "Yıllarca nasıl saklandın Bayan Veronica?" Bu soruyu çaprazımda oturan yeşil elbiseli kadın sormuştu. Yaşı en az kırk olmalıydı. Yine de yüzü yaşlı bir teyze kadar kırışıktı. Oturduğum yerde kasıldım. Şuanda kimseyle konuşmak istemiyordum.
"Nasıl sakladığına değilde neden sakladığını mı sorsanız? Kızının sarayda bir tutsak olarak kalmasını istemeyen bir anneydi sadece. Siz bile bile kızınızı tutsak eder misiniz?" Tabiki de böyle bir cevap vermemiştim.
"Küçük bir kulübede saklandım." Çaydan bir yudum aldım. Çaydan içerken dudaklarımdan küçük bir ses çıkmıştı. Ortamdaki kadınlar bana iğrenerek bakınca direkt buradan kaçmak istedim. Kraliçe bakışlarını bana çevirmeden asilce yelpazesini yelledi. "Kutsal kul bulunduğuna göre eski hayatını konuşmaya gerek yok. Daha dikkat çekici konulardan bahsedebilirsiniz hanımlar." Kraliçenin tiz sesi ortamı susturmaya yetmişti. Anlaşılan konunun bana gelmesi hoşuna gitmemişti. Kadınlardan bir başkası çayını önündeki sehpaya koydu. Dantelli eldivenlerini çekiştirdi. Kafasında kocaman beyaz bir şapka vardı. "Annen korsan tavernasında mı çalışıyor?" Bahsettiği yer annemin çalıştığı yer olmalıydı. Norlacss limanında sadece bir tane taverna vardı.
Beyaz şapkalı kadının karşısında oturan bir başka kadın hemen konuşmaya atladı. "Annenin bir fahişe olduğunu bilmiyordum!" dedi gülerek. Sinirle kaşlarımı çattım. Annem hakkında dedikleri ne kadar korkunçtu. Oturduğum yerde doğruldum. "Annem bir fahişe değil!" Sesim normalden daha kuvvetli çıkmıştı. Kraliçe bakışlarını bana çevirip tek kaşını kaldırdı. Az önce salakça konuşan kadın yine güldü. "Ah tatlım tavernada bir korsan mı yoksa?" Bunu demesiyle birlikte bazı kadınlar elleriyle ağızlarını kapatıp güldü. "Annem sadece temizlikle uğraşıyor." Beyaz şapkalı kadından gözlerimi ayırmadım. "Ayrıca sizin aptal şamatalarızın oyuncağı da değil." Bunu dememle birlikte uzun zamandır yanımda ruhsuzmuş gibi oturan Gloria bile kasıldı. Kraliçe yelpazesini yellemeyi bırakıp konuştu. "Haddini bil Veronica." Beyaz şapkalı kadın güldü. "Ah majesteleri bizim hatamız. Annesi hakkında kötü konuştum."
Ona sinirle döndüğümde başka bir kadından gelen sesle tüylerim diken diken oldu. "Tavernada temizlikle uğraşan zavallı bir kadın?" Kraliçenin yanında oturan bir kadın söylemişti. "Onun gerçekten bir fahişe olmadığından nasıl emin olabiliyorsun?" Ayağa fırladım. "Soylu olmanız annem hakkında gerizekalı konuşma yapma hakkı vermiyor size!" Kadın saçını geriye atıp iğrenerek bana baktı. "Ne kadar da saygısız bir kız!" Kraliçe ne yapacağını bilemez halde ikimize bakakalmıştı. Öfke bedenimi esir almıştı. Tek kaşımı kaldırdım. "Saygısız olduğumu mu düşünüyorsunuz?" Kadın dudaklarını şımarıkça büktü. "Seni küstah."
Pekala herşey bir anda olmuştu.
O kadının üzerine neredeyse atlamıştım. Saçlarını tuttuğum gibi çekmiştim. Ellerime kabarık dalgalı saçları birikmişti. Kadın haykırarak kendini kurtarmaya çalışırken etraftaki kadınlar çığlıklar atarak üzerime üşümüştü. "Veronica!" Kraliçe beni omzumdan tutup çekmeye çalıştı ancak direnmeye devam ettim. Ben böyle biri değildim. Bana ne olmuştu neden bir anda kontrolden çıkmıştım?
Güçlü kollar bir anda beni belimden tutup sertçe geri çekti. Bunu yaparken bile kadının saçlarından ellerimi zor ayırmıştı. Ayaklarım yerle buluşurken Justin kolumu kavrayıp beni uzaklaştırmak üzere çekiştirdi. Kadınların sesleri benden uzaklaştı. Bahçede resmen beni sürüklüyordu.
Kolumu öyle sert tutmuştu ki tırnakları derime batıyordu. Kolumu geri çekmeye çalıştığımda daha sert kavradı. "Sen ne halt ettiğini sanıyorsun!?" Justin beni karşısında durdurdu. Kaşlarını çatmıştı. Sinirle bana bakıyordu. Kolumu geri çekmeye yine uğraştım ama izin vermedi. "Sana saygısızlık yapma dedim Veronica!" Kolum fazla acımaya başlayınca ağlamak üzereydim. Cevap vermeyince beni sıkıca tutup saraya yöneltti. O kadar çok hızlı yürüyordu ki eteklerimden dolayı ona yetişemiyordum.
Muhafızlar bizim için iki devasa kapıyı açtılar. Justin kontrolden çıkmış gibi beni saraya sürükledi. Koridorda gezinen hizmetçiler şok içinde ikimize bakıyordu.
Merdivenlere öyle bir hızlı yöneldi ki ayaklarım ilk üç basamağı aşmayı başarsa da dördüncü basamakta eteklerime takıldı ve dizlerim merdivenin sivri basamağına denk geldi. Justin elimi bırakmadı. Kolum tuttuğu için sızlamıştı. Yaralı elimi merdivene dayadım. Dizlerim sızlarken kalkmak için direndim. Kolumu çekince mecburen bir anda ayağa kalkmak zorunda kaldım.
Beni odama kadar resmen sürükledi.
Ona yalvarasım gelse de ona yalvarma gibi bir niyetim yoktu. Şuan tek isteğim yalnız kalmaktı.
Odamın kapısını utanmasa tekmeleyerek açacaktı. Öyle bir hızlı açtı ki kapı duvara çarptı. Kolumdan tutup beni odama savurdu. Bir anda hızlı savurunca kendimi tutamadım. Yere yapıştım. Popom sert zemin yüzünden sızlarken Justin üzerime eğildi. Sabah bana göz kırpan prens yoktu. Gözümü oyacakmış gibi bakan bir prens olmuştu.
"Sana saygısızlık etme dedim Veronica. Sana saygısızlık etme dedim." Sesi ne kadar sakin gibi çıksa da dişleri birbirine çarpmıştı. "Peki sen ne yaptın?" Yaptığım şeyde sonuna kadar haklıydım. Bu kadar uzun dayanmak saçmaydı sadece. Sonuçlarının gerçekten bana zarar vereceğini biliyordum.
Bakışlarımı ondan çevirince çenemi kavrayıp kendisine bakmamı sağladı. Parmakları çeneme öyle bir batıyordu ki kemiklerimin kırılacağını zannettim. "Söyle bana Veronica. Ne yaptığını zannediyorsun!" Çenemi bırakmadı.
"Annem hakkında söyledikleri..." Çenemi bıraktı. Elini dizinin üzerine koyup sözümü kesti. "Ne olursa olsun sarayda haddini bilmelisin. Seni uyardım ve son kez uyarıyorum. Sonuçlarını ağır ödersin Veronica." Ardından hafifçe gülümsedi. Hayır bu gülümseme tatlılık barındırmıyordu. Korkunçtu.
Parmağını yanağımda gezdirdi. Kaşlarımı çatıp geri çekildim. "Canını acıtmak istemiyorum ama gerekirse de çekinmem." Ardından ayağa kalktı. Arkasını dönüp odadan çıkmak için hamle yaptı. "Annenin yargılanmasını da tekrar düşüneceğim." Bunu demesiyle birlikte ayağa fırladım. "Hey... hayır!" Arkasını dönmeyince omzunu tuttum. Kendime çevirmek için çekiştirdim. Omzunu kurtarıp odadan çıktı. Çıkmadan önce kapıyı öyle bir kapattı ki duvarların yıkılacağını düşündüm.
Kapının kilitlendiğini duydum.
Yumruklarımı kapıya geçirdim. "Bekle! Hayır..." Yumruklarımla devalarca kez kapıya vurdum. "Hayır.... annem.... anneme dokunma!" Gözlerimden yaşlar akarken defalarca kez bağırdım. Kimse kapıyı açmadı. Ellerimi kapıya dayayıp yere çöktüm. Ağzımdan küçük hıçkırıklar çıktı. Yere çöküp titreyerek kapıya başımı yasladım.
Herşeyi mahvetmiştim.
<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><
Selamm yeni bölüm ile geldimmm
Umarım artık Justin'den nefret ediyorsunuzdur. Ayrıca hiçbir şekilde kadına şiddetin güzellemesini yazmadım. En çok karşı olduğum şey buyken bunu asla yazmam.
Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💫
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |