10. Bölüm

8. Bölüm

Yağmur Melek Şahin
ladymelkw

Ormandaki Avcı'nın sekizinci bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 🤍

 

"Hiç olmadığım kadar hasta hissediyorum. Vücudum sanki paramparça. Normal mi?"

 

_________________________________________________

 

Salver'ın Bakış Açısı

Gelecekten Kesit

 

Barmen önümde kadehe biraz daha doldururken elimdeki okla oynamaya devam ettim. Yeşil tüylerin üzerindeki kurumuş kanda parmaklarım gezindi. Etraftaki müzik sesi kulaklarımı kanatıyordu. Derin içki kokusu rahatsız etmiyordu. Burada tanınmam imkansızdı. Kafası yerinde olmayanlar buradaydı. Kimse parmağıyla beni göstermeyecekti de.

 

Bunun rahatlığıyla piste doğru dönüp sırtımı tezgaha yasladım. Ayaklarımdan birini taburenin çıkıntısına koydum. Dirseklerim tezgaha yaslıydı. Elimi kaldırıp oka baktım. Tüyler yeşildi ama Veronica'nın gözlerinin renginde değildi. Tüylerin rengi daha koyuydu. Hatta Veronica'ya kıyasla baya koyuydu.

 

Yanıma bir grup adam oturdu. Ortamdaki fahişeler hemen adamların yanına yaklaşırken adamlardan biri gülerek konuşmaya başladı. Diğeri ise barmenden içki istiyordu. "Şu sikik elflerin festivalini duydunuz mu? Yarın kuruluyormuş." Başımı hafifçe oraya çevirdim. Gülerek konuşan arkasına dönüp barmene baktı. "Hepsinin hesabı benden. Ayrıca şu eski barmeniniz çalışmayı bıraktı mı?" Barmen kaşlarını çatınca adam iğrenç kıkırdamasını ortaya çıkardı. "Hani şu güzel kalçası olan." Adamların hepsi aynı anda gülünce hepsinin kellesini meydanda sallandırmak istedim. İçkimden bir yudum alırken adamlara göz ucuyla bakmaya devam ettim.

 

Kollarında fahişeler varken işinin peşinde olan masum bir kızı arzulamak anca orospu çocuklarının işiydi.

 

Elimdeki okun tüyleri parmağıma batsa da oynamaya devam ettim. Duş alma hissiyle yanıp tutuşuyordum. Buradan çıkar çıkmaz bir hana uğramalıydım. Adamlardan biri bakışlarını bana çevirdi. "Seni meraklandıran birşey mi var burada?" Dudaklarım keyifle yana kıvrıldı. "Yerinde olsam kıçımın üzerinde oturmaya devam ederdim." Az önceki piç güldü. Dört kişilerdi. Aralarından biri sıskaydı. Geri kalan üçü de orta boyluydu. Hafifçe doğruldu. Pelerininin kapüşonu omzuna düştü. "Seni cesaretlendiren şey ne adamım?" Elimdeki oka bakıp kahkaha attı. "O okun kıçına girmesini mi istiyorsun?" Ayağımı tabureden sarkıttım. "Cesarete ihtiyacım yok. Ama sizin cesaretten başka şeylere ihtiyacınız var gibi." Terbiye ve güç.

 

Adam boynunu geriye hareket ettirip gülmeye devam etti. "Ne tür bir piçsin?" Oku cebime koydum. "Peki ya sen? Sen ne tür bir orospu çocuğusun?" Adam bir anda yumruğunu bana salladı. Başımı sola attım. Yumruğu öyle bilinçsizce sallamıştı ki parmakları masaya çarptı. Kırıldıklarına yemin edebilirdim.

 

Diğerleri de ayaklanınca ayağa kalktım. Etraftaki sarhoşların umrunda bile değildi. Sadece barmenler korkuyla bize bakıyordu.

 

Adam yumruğunu kaldırmadan saçını sertçe tutup alnını tezgahın kenarına vurdum. Adam inleyerek kendini savunmadan bacağına sert bir tekme attım. Diğerleri aynı anda üzerime atladı. Sıska olan arkadan geliyordu. Hafif uzun saçlı olan yumruğunu bana savurdu. Sağ elimle tutup yana savurdum. Diğeri yüzüme tekmeyle yaklaşınca gecikmeden başımı yukarı kaldırdım. Tavandaki devasa avizeye atlayıp tutundum. Bacaklarımı kaldırıp bana iki yandan yaklaşan adamlara aynı anda tekme attım. Onların yere düşmesini fırsat bilerek sıskanın üzerinde yürüdüm. Belinden hançer çıkarıp bana doğrulttu. Eli korkudan titriyordu. Hançerin sivri ucu yerde sızlanan piçi gösteriyordu. Bir elimi cebime atıp oku kontrol ettim. Orada güvendeydi.

 

Sıskanın koluna bir anda vurmamla birlikte hançer yere düşüp yatana saplandı. Karnından kanlar akarken arkamda hissettiğim keskin sesle yere eğilip bacağımı yerde süpürürcesine hareket ettirdim. Adamın ayakları yerden kesildi. Rahatlayıp ayağa kalktım. Elim hala okun tüylerindeydi. Parmaklarım ona zarar gelmemesi için sertçe kavramıştı.

 

Bardan çıkacakken barmen bana seslendi. "Burayı temizlemelisiniz!" Kapüşonumu kafama taktım. "Prens Salver'ın selamlarını patrona iletirsin." Diğer elimi de cebime koyup bardan çıktım. Soğuk hava tenime karıştı. Ciddi anlamda kış geliyordu. Sokaklar gece olduğu için fazla ıssızdı. Zaten Silverwood'un bu kesimleri hep ıssız olurdu. Sadece barlar ve genelevler kalabalık olurdu. Bu kesimde aileler de bulunmazdı.

 

Ellerim ceplerimdeydi. Dar sokaklara girdim. Aklım doluydu. Rüzgar öyle hızlı esiyordu ki kapüşonumu düşürmemek için direndim. Aklıma adamların bardayken konuştukları geldi.

 

Yarınki festival.

 

Festivallerle genelde Justin ve James ilgilenirdi. Sarayda kalacak tek kişi elbette Luis olacaktı. Kral Luis benim için kolay lokmaydı. Yarın haftasonuydu. Haftasonları o ihtiyar piç kadınlarla ilgilenirdi. Ergenlik yıllarımda sık sık Norlacss Krallığını ziyaret etmiştim. Sarayın planlarını da olası savaş için akademideyken ezberlemiştim. Sarayı Justin piçinden bile daha iyi bilirdim. Bu yüzden işim kolaydı. Veronica'nın nerede tutulduğu hakkında bir fikrim yoktu. James ve Justin hanlarda kalırdı. Sarayda sadece tehdit olma ihtimali olan kişi Luis'di. O da büyük ihtimalle kadınlarla uykuya dalardı. Bu yüzden gece saatlerinde kolayca Veronica'yı bulabilirdim.

 

Sadece bir günüm vardı. Ormanı aşıp saraya girmem için bir gün vardı.

 

Onu tekrardan görmeme bir gün vardı.

 

💫

 

Veronica'nın Bakış Açısı

Şimdiki Zaman

 

"Bu ne demek oluyor?" Lanet olsun onlara bir varis vermemi bekliyor olamazlardı.

 

Justin sırıtmaya devam etti. Ağzının ortasına bir yumruk atasım vardı. "Hadi ama Veronica..." Başparmağını çeneme götürünce sinirle gözlerimi kapattım. Kısa bir an karanlığa gömülmek istesem de sonrasında onun iğrenç gözlerine baktım. "Ne demek istediğimi anladın." Başımı iki yana salladım. Benimle evlenmek istiyordu. Justin ile evlenmek demek hayatımı bir kenara itmek demekti. Burada bile ona katlanamazken karısı olmak korkunçtu. "Hayır. Olmaz!" Çenemi okşamasından o kadar çok rahatsız oldum ki öfkeyle bir adım geri çekildim. Justin gülümsemeyi kesmedi. Bana tekrar yaklaşıp üzerime eğildi. "Veronica.... aramızdaki uyumu görmüyor musun?" Uyum mu? Kusacaktım sanırım.

 

Gözleri yüzümde gezindi. "Sen çok güzel ve safsın. Benim kraliçem olmayı hak ediyorsun." Bakışları pelerinimin açık kısmından gözüken tenime kaydı. Altta sadece gecelik vardı. Kaşlarımı çattım. "Yüzüme bak." dedim sertçe. Justin yumuşadı. "Sana kusursuz bir hayat sunuyorum Veronica." Elini yanağıma götürünce onun bana yaklaşan eline vurdum. "Dokunma bana." Bir anda ifadesi değişti. Vurduğum eline baktı. "Sen bana vurma cürretinde mi bulundun?" Başımı dikleştirdim. Öfkem diriydi. Onu şuan öldürmek istiyordum. "Bana dokunmanı istemiyorum." Geriye adım attım. "Odama gidiyorum. Üşüdüm." Başka da birşey demeden ve onun birşey demesine izin vermeden arkama döndüm. "Veronica." dedi sakin ama bir o kadar da ürkütücü bir sesle.

 

Ona dönmedim ve buna pişman oldum.

 

Bir anda kolumu tutup sertçe kendine döndürdü. "Beni ciddiye al Veronica! Karşında bir prens var." Kolumu öyle bir tutmuştu ki kendimi kurtarmak imkansızdı. Parmağını yüzüme doğrulttu. "Sana bir teklifte bulundum. İşleri kendin için zorlaştırma." Tehlikeli gülümsemesini önüme serdi. "Seni zorla itmek istemem Veronica. Beni zorunda bırakma tatlım." Derin nefes aldım. Bunalmıştım. Öfkem son noktama kadar ulaşmıştı. "Veron-" diyordu ki ellerimi hafifçe havaya kaldırıp onu böldüm. "Seninle evlenmek istemiyorum!" Sesim normale kıyasla fazla çıkmıştı. Sarayda dolanan muhafızlar dönüp bize baktığında yanlış yaptığımı anladım.

 

Boyun eğmemek yanlış bir davranış değildi.

 

Yüzümdeki acı yüzünden başım yana yattı. Yanağımda hissettiğim derin acı yüzünden ağlamak istedim.

 

Bana tokat atmıştı.

 

Yüzümü kaldırıp çaresizce ona baktım. Üzerine atlayıp onu mahvetmek istedim ama annemin yüzü gözlerimin önüne gelince durdum. Justin kaşları çatılı halde bana bakıyordu. "Bir daha bana sesini yükseltirsen sana daha fazlasını yaparım." Hayal kırıklığıyla ona baktım. Soğuk rüzgar tenimi yaktı. "Saygısızlığa tahammülüm yok demiştim." Omzumdan tutup beni kapıya doğru çevirdi. "Odana git ve teklifimi düşün. Akşam krala isteğimi dile getireceğim." Gözlerimi kapatıp derin nefes aldım. Gözyaşlarım birikti. Akmak için bana yalvardı. Omzumu hafifçe ittirdi. "Akşam yemeğinde görüşürüz Veronica."

 

Kapıya doğru yürümeye başladım. Midem bulanıyordu. Vücudum korkudan titriyordu. Bu kadar zarar görmeyi hak etmiyordum. O adamla evlenmeyi hak etmiyordum. Buraya geleli daha birkaç gün olmuştu. Burada yaşadıklarımı nasıl atlatacaktım onu bile bilmiyordum.

 

Merdivenleri çıkarken eteklerimi kaldırdım. Odama gidip kusmak istiyordum. Gözyaşlarım akıyordu ama hıçkırıklarımda boğuluyordum. Merdivenlerden çıkarken basamaklardan birine takılmamla beraber sertçe yere düştüm. Dizlerim yine dünkü gibi uca battı. Kalkmak için yeltenmedim bile. Ellerimi yere yapıştırıp ağlamaya başladım. Hıçkırıklarım beni nefessiz bırakırken etraftaki hizmetçiler bana doğru koştu. Bilincimi kaybetmiş gibiydim. Dışarıdan gören biri delirdiğimi düşünebilirdi.

 

Kollarımı tutup beni kaldırdılar. "İyi misiniz Bayan Veronica?" Bir başkası bana başka bir soru sordu. "Yaralandınız mı?" Cevap vermeden ağlamaya devam ettim. Annemi istiyordum. Sadece annemi istiyordum. Fazla değil miydi bunlar bana? Ben hak etmiş miydim?

 

Kraliçenin sesini duydum. "Bu ne rezillik böyle?" Hizmetçiler ona açıklama yapıyordu ama ben gözlerimi açıp neler olduğuna bile bakmak istemiyordum. Sadece annemi istiyordum. Kraliçe birşeyler söylemişti ama onu duymamıştım.

 

İki hizmetçi beni odama götürdü. Sadece ağlıyordum. İçimden annemin adını haykırıyordum. Hıçkırıklarım o kadar çok çoğalmıştı ki nefes alamıyordum. Ellerim titriyordu. Birisi ellerimi kavradı. "Buradayım Veronica." Maya'nın sesi biraz da olsa beni teselli etmişti. Gözlerimi açınca odaya girdik. Diğeri hizmetçiler odadan çıkarken Maya benim koluma girip yatağa götürdü. Ben ise çaresizce ağlamaya devam ediyordum. Maya ellerimi okşadı. Üzerimdeki pelerini çıkardı. "Nefes al Veronica." Nefes alamıyordum. Kalbim hızla çarpıyordu. Yutkunmak istedim ama yutkunamadım. "Annemi istiyorum." diye fısıldadım. Maya tebessüm edip yanağıma dokununca dudaklarımdan bir hıçkırık daha kaçtı. Kollarımı Maya'nın boynuna dolayıp onun göğsüne yaslandım. "Annemi istiyorum. Sadece annemi istiyorum." Maya şefkatle saçlarımı okşadı ama annem gibi değildi. Annem daha narin okşardı. Onun ellerinin altında kendimi pamuklara sarınmış gibi hissederdim.

 

Gözlerimi kapattım. "Ondan nefret ediyorum." Maya'nın eli durdu. "Prens Justin'den mi?" Yavaşça başımı salladım. "Onunla evlenmeyeceğim." Burnumu çektim. "O şerefsizin teki." Maya saçlarımı okşamaya devam etti. Sessizdi. Sessiz olmasın istiyordum. Herkes benim gibi ağlasın istiyordum. "Annemi istiyorum." Maya omzumdan tutup beni göğsünden kaldırdı. "Biraz dinlenmelisin Veronica." Başımı iki yana salladım. "Annemi istiyorum." Maya ayağa kalkıp önümde eğildi. Ayakkabılarımı çıkarıp bir kenara attı. Altımdaki yorganı benim için kıvırdı. "Uyu Veronica. Dinlenmen gerekiyor." Bacaklarımı uzatıp başımı yastığa dayadım. Maya tebessümünü bana sunarak yanımdaki sandalyeye oturdu. Saçlarıma dokundu. "Sadece kendini üzme Veronica. Uyu ve sakinleş."

 

Annemi istiyordum.

 

💫

 

Aynadaki yansımama baktım. Gözlerim yine şişti. Çillerim ağladığım için belirginleşmişti. Yüzüm kızarmıştı. Saçlarım hafif dağılmıştı. Kolumda morluklar vardı. Aynaya doğru eğilip yanağıma daha yakından baktım. Köşesinde küçük bir morluk vardı. Uzanıp morluğa dokundum. Parmaklarım zarar görmüş tenimle buluşunca yanağım sızladı. Hafifçe inleyerek geri çekildim. Burada geçen her günüm bana git gide zehir oluyordu.

 

Buradan kurtulmalıydım.

 

Nasıl olacağı hakkında bir fikrim yoktu ama bir yolunu bulacaktım.

 

Aynadan geri çekilip kahverengi babetlerimi giydim. Üzerimdeki mavi elbiseyle pek uyuşmasa da pek umrumda değildi. Saçlarımı elimle düzeltip perçemlerimi alnıma düşürdüm. Sertçe yutkunup geriye çekildim. Akşam yemeğine çağrılmıştım. Maya'ya odama getirmesini rica etmiştim ama Maya yemeğe katılmamın zorunlu olduğunu söylemişti.

 

Kapıdan çıktığımda uzun boylu bir muhafız beni karşıladı. Son birkaç saatir kapımda muhafız yoktu. Sadece beni yemek salonuna götürmek için rastgele daha önce görmediğim bir muhafız görevlendirilmişti.

 

Uzun koridoru yürüyüp merdivenlere yöneldik. Dizlerim her adım attığımda sızlıyordu. Elbisemi değiştirirken dizlerimin mosmor olduğunu farketmiştim. Saray normale kıyasla ürkütücü derecede fazla sessizdi. Kapıdaki muhafızlardan biri eksikti. Hizmetçilerden başka kimseyi görememiştim. Normalde her yerden bir muhafız çıkması gerekirken sadece birini görmüştüm. Neler oluyordu?

 

Omuzlarımı dikleştirip yemek salonuna giden koridora girdik. Taht odasının kapısı kapalıydı. Kapının önünde muhafız duruyordu. Elindeki kılıcı her an saldırıya hazırmış gibi dikti. Bakışları sadece duvara sabitliydi.

 

Yemek salonuna yaklaşınca hoş yemek kokuları geldi. Sarayın boş olması beni ürkütse de yemek salonuna gelince kaşlarım çatıldı. Yemek masasında Justin ve James yoktu. Gloria da yoktu. Sadece kraliçe oturuyordu. Kralın sandalyesi boştu. Ayrıca sadece kraliçe ve benim oturacağım sandalyenin önünde tabak vardı. Merakla kraliçeye baktım. "Neler oluyor?" Muhafız sandalyemi çekip oturmamı bekledi. Kraliçe ellerini masaya bırakıp geriye yaslandı. İlk defa ağır makyajla süslenmemişti. Üzerindeki elbise bile sadeydi. Kesinlikle birşeyler vardı.

 

Kraliçe sıkıntılı bir şekilde iç çekti. "Gloria kaçmış." İçimden rahatladım. Bulunmaması için dua ettim. Ağzım şaşkınlıkla açılsa da onun adına sevinmiştim. "Birkaç gün boyunca arayacaklar." Hizmetçiler önümüze yemek koyarlarken kraliçe bana baktı. "Bugünkü rezillik neydi Veronica?" Tek kaşımı kaldırdım. "Kendimi kaybettiğim için beni azarlayacak mısınız?" Kraliçe peçeteyle dudaklarını sildi. "Saraydaki davranışların yanlış Veronica. Küçük bir kulübede büyüdüğünü fazla belli ediyorsun."

 

Elime aldığım çatalı bıraktım. Ne istiyordu bu kadın?

 

Sandalyeyi geriye itip ayağa kalkacaktım ki kraliçe bir anda beni durdurdu. "Seninle birşey konuşacağım." Merakla kaşlarımı çattım. Benimle ne konuşabilirdi ki?

 

Önündeki sebzeden bir yudum aldı. "Oğlumla nişanlanmanı istiyorum." Hızla başımı iki yana salladım. "Böyle birşey asla olmayacak." Kraliçe rahatça konuşmasına devam etti. Justin onunla konuşmuş olmalıydı. Bir anda bunu istemesinin başka bir açıklaması olamazdı. "Justin ile evlenmesen bile seni herhangi bir soyluyla evlendireceğiz. Altın elflerin soyu tükeniyor farkında mısın?" Onu onaylamayan mırıltı çıkardım. "Soyum umrumda değil. Kimseyle evlenmek istemiyorum." Kraliçe güldü. Ortada komik birşey olduğu için değil benimle dalga geçtiği için güldü. Yada öfkelendiği içindi bilemiyordum.

 

"Senin ne istediğini soracağımızı mı düşünüyorsun? Oğlumla evlenip neden bir varis vermeyi reddediyorsun?" Gözlerime gelen yaşları geri itmek istedim. Justin'den hamile kalmak korkunçtu. Onun bana dokunmasına bile katlanamıyordum. "Oğlunla evlenmek istemiyorum." Geleceğin müstakbel prensi veya prensesin Altın Elf olmasını istiyorlardı. Konu benim ırkımdı. Kraliçe birşey söyleyecekti ki başka biri onu durdurdu.

 

"Majesteleri, Kral Luis size haber gönderdi." Uşaklardan biri elindeki kağıtla odaya girince bunu fırsat bilip sandalyeden kalktım. Kraliçe başka şeylerle ilgilenirken yemek salonundan neredeyse koşarak çıktım. Beni daha fazla evliliğe itmesini istemiyordum.

 

Eteklerimi toplayıp odama çıkarken aklıma Gloria geldi. Bu kadar güvenliğin arasından nasıl kaçabilmişti? Gizli bir geçit biliyor olmalıydı. Yada birilerinden yardım almıştı. Sonuçta Gloria burayı gerçekten iyi tanıyordu. Ne kadar süredir burada olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Sadece yıllardır bu sarayda yaşadığını biliyordum.

 

Onun bulunmaması için dua ettim. Gloria nasıl biriydi tanımıyordum bile ama bir kadın kesinlikle onun yaşadıklarını hak etmezdi. Hiçbir kadın şiddeti hak etmezdi. Düşmana aşık olduğu söylensede James piçi ona olan takıntısından dolayı bu kadar zülm ediyordu. James'in psikolojisi ciddi anlamda iyi değildi. Gloria'yı seviyor gibi görünse de sadece Gloria'nın acı çekmesinden zevk alıyordu.

 

Odama doğru yürürken bir anda aklıma gelen fikirle durakladım. Buradan ciddi anlamda kurtulmak istiyordum. Sarayı ezbere bilen tek kişi hizmetçilerdi. Maya bu konuda bana yardım edebilir miydi? Onu uzun süredir tanımıyordum. İsteğimi bir kenara itebilirdi de. Sonuçta ben onun için sadece ilgileneceği biriydim. Ama hayır, Maya yardımsever biriydi. Saf kalpliydi. Üstelik daha küçük bir kızdı. Beni bu cehennemden kurtarmayı o da isteyecekti çünkü neler çektiğimi o biliyordu. Gözyaşlarımı o görüyordu.

 

Nerede olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Bütün sarayda dolaşarak onu aramam sadece dikkat çekmemi sağlardı. Elbisemin eteklerini heyecanla kavradım. Bu saraydan kurtulmayı dört gözle bekliyordum. Peki buradan çıkabilirsem nereye gidecektim? Direkt annemlerin yanına gidersem onları tehlikeye sokabilirdim. Ama onlar dışında da gidebileceğim bir yer yoktu. Ne yapacağıma buradan çıkınca karar verecektim. Şuanki tek hedefim buradan çıkmak olmalıydı çünkü ben bu sarayda bir dakika daha nefes almaktan yorulmuştum. Evlilik bana fazlaydı.

 

Odamın bulunduğu koridora gelince etrafa bakındım. Belki Maya'ya rastlayabilirdim. Gözlerim merdivenlerde gezindi. Birkaç hizmetçi yanımdan geçerken onları Maya mı diye kontrol etmiştim. Birisi omzuma dokununca sıçradım.

 

Maya'nın tatlı kıkırdamasını duydum. "Birini mi arıyorsun Veronica?" Heyecanla ona döndüm. Gözlerim sanki sevinçten parıldıyormuş gibi hissediyordum. "Sana ihtiyacım var." Hafiften kaşlarını çattı. "Bir sorun mu var?" Etrafa bakıp hizmetçileri kontrol ettim. Hepsi kendi işleriyle ilgileniyordu. Benim neler yaptığımı çok şükür ki işlerinden daha çok umursamıyorlardı.

 

Maya'nın kolundan tutup odanın kapısını açtım. Koridorda herhangi bir muhafız da yoktu. Bunun rahatlığıyla hareket ediyordum. Maya bana ayak uydurup odaya girdi. Kimsenin bakmadığından emin olarak kapıyı kapattım. Maya kaşları çatılı halde beni izliyordu.

 

"Beni buradan çıkarabilir misin Maya?" Maya başta şaşırsa da sonradan hızla başını iki yana salladı. "Bu ikimizin de sonu olur Veronica." Onu onaylamadım. Kaşlarımı havaya kaldırdım. "Lütfen Maya." Uzanıp küçücük ellerini tuttum. "Sadece bana nasıl çıkmam gerektiğini söyle. Lütfen..." Maya derin nefes alıp gözlerime bakınca hafifçe gülümsedim. "Burada dayanamıyorum. Bana yardım et ve birinin hayatını kurtar. Bu ikimizin arasında kalacak." Maya dudaklarını ısırdı. Elini yavaşça geri çekip omuzlarını dikleştirdi. İfadesini okuyamıyordum. Elimi tutmaması beni korkutuyordu.

 

Kolumu kaldırıp Justin'den kalan morlukları gösterdim. "Daha fazlasını yaşamak istemiyorum Maya. Bunlar fazla bana." Gözlerimden bir damla yaş aktı. "Lütfen..." Maya bir adım geri çekildi. "Bu gece yarısı." Yutkundu. "Taht odasının solunda küçük bir merdiven var. Aşağıya in ve üzerinde kılıç olan kapıyı bul." Odamın kapısına yöneldi. Kapıyı açtı ve gitmeden önce ekledi. "Seni o odada bekliyor olacağım." Birşey demeden gidince şaşırıp kaldım. Gerçekten bana yardım edecek miydi? Ona güveniyordum.

 

Sevinçle yatağa oturdum. Gerçekten buradan kurtulacak mıydım?

 

 

 

💫

 

 

 

 

Saray neredeyse bomboştu. Etrafta kimsecikler yoktu. Duvarlara asılan mumlar söndürülmüştü. Tabloların yüzleri örtülmüştü. İlk defa sarayı bu kadar boş görüyordum. Üzerimdeki pelerine sarıldım. Saray geceleri fazla soğuktu. Ayaklarımda soğuğa dayanabilmem için bot vardı. Sarayda sessizce yürüyordum. Gece yarısıydı. Herkes odalarına kapanmıştı. Gloria'dan hala haber yoktu. Bahçede eskisi kadar muhafız yoktu. Çoğunu Gloria bulunsun diye krallığın dört bir yanına göndermiş olmalıydılar. Saçlarımı örüp pelerinime saklamıştım. Şuan sarayda tanınmam yada tanınmamam aynı sonuca varıyordu ama meydanda tanınmamam gerekiyordu. Bu yüzden saçlarımı da saklamıştım. Altın elflerin saçları diğer elflere kıyasla bazen daha parlak görünebilirdi.

 

Merdivenlere yöneldim. Sarayın girişini kontrol etmem gerekiyordu. Merdivenlerin tırabzanlarına tutunup kapıya göz attım önünde bir muhafız vardı. O da yere çöküp kılıcına sarılmıştı. Horultusu kaygan görünen zeminde yankılanıyordu. Başka kimse görünmüyorken hızla merdivenleri indim. Botlarım çok şükür ses çıkarmıyordu. Ses çıkarmaması için özenle topuksuz seçmiştim.

 

Muhafız uyuklarken etrafa baktım. Yanımda heykele tutunup kenarından merdivenin altını da süzdüm. Adım sesleri sağ taraftan gelince hızla yanımdaki heykelin arkasına sığındım. Başımı hafifçe heykelin arkasından çıkarıp kapıya yaklaşan muhafıza baktım. Bu Maya'nın nişanlısı Brandon'u. Paytak adımlarıyla uyuklayan adama yaklaştı. "Uyan Frenk." diyerek kılıcın tersiyle onu dürttü. Adam horultusunu kesip ona bakarken heykelin arkasında kalbim çarpıyordu. Nefes alırken yavaş yavaş nefesler alıyordum.

 

Frenk denilen muhafız ona bakmaya devam etti. Brandon ondan çekilip konuştu. "Kraliçenin odasının önünde nöbet tutmam gerekiyor. General Adam oradaki muhafızın göreve çağrıldığını bildirdi." Frenk başını kaşıdı. "Yani burada tek başıma kaldım." Brandon arkasını dönerken başını sallamayı ihmal etmedi. Merdivenlere yönelince beni görmemesi için hafif sola kaydım. Bunu yaparken ses çıkarmamak için direndim.

 

Birkaç dakika orada bekledim. Frenk denilen adam başlarda uyumamak için dirense de sonradan oturdu ve başını kapıya yaslayıp öylece durdu. Onun horultusunu tekrardan duyunca zaman kaybetmemek için heykelin ardından çıktım ve taht odasının bulunduğu koridora yürüdüm. Muhafızın uyanmaması için dualar ettim.

 

Uzun koridora girince etraf daha da karanlıklaştı. Bu beni ürkütse buradan kurtulacağım için dayanmaya çalıştım. Ellerimi kaygıyla birbirine bağladığımı yeni farketmiştim. Midem bulanıyordu. Birine yakalacağım diye ödüm kopuyordu. Ayaklarım bazen titrediğimden dolayı kontrolsüzce birbirine çarpıyordu.

 

Maya'nın söylediği merdiveni görünce etrafı kontrol edip merdivenlere yöneldim. Merdivenler fazla dardı. Duvarla bütünleşmiş sayılırlardı. Duvarlarda tek tük meşaleler vardı. Kimisi yanarken kimisi uzun süredir yanmamış gibiydi. Yaklaşıp üflesem heryere toz uçacaktı.

 

Merdivenlerin basamaklarını nihayet bitirdim. Yine dar bir koridorla karşılaşınca sarayın mimarına sövmek istedim. Dar koridorlar daha fazla boğuyordu beni.

 

Koridorda bir sürü oda vardı. Yerler diğer zeminlere göre siyaha kaçan bir renkteydi. Ürkütücü bir havası vardı. Burnuma paslı demir kokusu gelince neredeyse kusacaktım. Elimi karnıma götürüp mide bulantımı bastırdım. Gözlerim merakla odaların kapılarında gezindi. Hepsi sıradan ahşap kapılardı. Sanki yıllardır kullanılmıyormuş gibi tozlu görünüyorlardı. Hatta bir tanesinde kocaman bir örümcek ağı görmüştüm.

 

Koridorun en sonundaki odaya gelince yutkundum. En gösterişli kapı bu olmalıydı. Burası da tozluydu. Kapının ortasında devasa bir kılıç işareti vardı. Gözlerimi kapatıp tanrıların benimle olması için dua ettim. Kalbim heyecan ve korkuyla çarpıyordu. Göğsümdeki ağırlık beni korkutuyordu. Yine de iyi düşünmeye çalışarak elimi kapının demir kulpuna uzattım. Avuçiçlerim tozla doldu. Toz benim hapşırmama sebep oldu.

 

Kapının kulpunu aşağı çevirip kapıyı açtım. Tozlu bir oda beni karşıladı. Kapının tamamını açınca ise küçük odanın tam ortasındaki sandalyede oturanı farkettim.

 

Hayır bu Maya değildi.

 

Başını yana eğdi. Keyifli sesi yüzünden neredeyse ağlayacaktım. Kalbim korkuyla birkez daha çarptı. Midem öyle bir bulandı ki yere eğilip kusmak istedim.

 

"Toza alerjin mi vardı Veronica?" dedi Justin eğlenen sesiyle.

 

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><

 

Selamm yeni bölüm ile geldimm

 

Bölüm nasıldı???

 

Salver'ı görmemize sanki az kaldı gibi...

 

Sizi seviyorum iyiki varsınız iyi okumalar dilerim 💫

 

 

Bölüm : 06.09.2025 22:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...