
Üç Hafta Sonra
Salver'ın Bakış Açısı
Burnuma gelen derin içki kokusuyla birlikte gözlerim aralandı. Yaklaşan kışın soğukluğuna zıt bir şekilde ortamda sıcak bir hava hakimdi. Şöminenin odunlarından çıkan çıt sesleri kulaklarımı doldururken hırıltılı nefesler çıkaran ihtiyar bir beden yan tarafımda hareket ediyordu. Yerdeki ahşabın sesinden nerede olduğunu tespit edebilmiştim.
Göğsümde derin bir sızı varlığını hatırlattı. Göğsümdeki yara yüzünden bir çift yeşil göz aklıma geldi. Vücudum o kadar çok hissizdi ki sanki aylardır sert bir tahtada uyuyordum.
"Uyumaya devam etseydin mezarını kazacaktım." İhtiyar adamın sesiyle birlikte ellerimi iki yana koyup yattığım yerde doğruldum. Üzerimdeki siyah gömleğin yakaları sonuna kadar açılmış ve iki yana serpilmişti. Göğsümde büyük bir sargı vardı. Sargı neredeyse boynuma kadar uzanıyordu. Karnımdaki eski bir yara izinde de bitiyordu. En son yaşadıklarımı hatırlayınca istemsizce yumruklarımı sıktım.
"Üç hafta önce seni ormanda buldum. Göğsündeki oku çıkarmıştın ama fazla kan kaybetmiştin." İhtiyar elindeki demir çaydanlığı şömineye koyarken açıklama yapma gereği duymuştu. Üç haftadır uyuyordum. Tanrım... bu kadın ne yapmıştı böyle?
Onun için mantar toplamaya çıkmıştım. Mantar toplamak bana iyi gelmişti çünkü onun yanındayken kendime hakim olmak fazla zordu. Biraz da olsa uzak durmak kendimi toplamama yetmişti. Kafam bile onun yanında darmadağındı. Gereğinden fazla güzel olan gülüşünü bana sunması içimdeki vampirliği öldürüyordu. Yeşil renkten nefret etmeme rağmen bir anda en sevdiğim renge çevirecek olan yeşil gözlerini bana diktiğinde bütün itibarımı unutup kendimi teslim edecektim sanki. Ben mantar toplarken bütün kaderi yine bozup bana yaklaşmıştı. Kanının kokusunu öyle bir hissetmiştim ki dönüp onun üstüne atlayasım gelmişti.
Zor bir kadın olmuştu benim için. Ne onun yanında kendimden onu koruyabiliyordum ne de onun sonunu getirebiliyordum. Sınırlarımı bu kadar çok zorlaması sinir bozucu olmazmış gibi birde kalbime ok saplamıştı.
"Oku atan kişi ya seni öldürmek istemedi yada sadece hedefini şaşırdı." O kadın hedefini şaşırır mıydı? Zannetmiyordum. "Kalbinin hemen yanına saplanmıştı. Seni felç edebilir hatta öldürebilirdi." İhtiyar gülümseyerek şöminenin yanındaki eski bir kitaplığa giderken küçücük kulübenin içinde eşyalarımı aradım. Kılıcım, pelerinim ve onun yeşil tüylü okunu almam gerekiyordu. Oku atarken tüyler parmağının derisini kesmiş olmalıydı. Tüylerin ucundaki kan izleri bile hislerimi tetiklemişti.
İhtiyar adam uzun, beyaz sakallarının arasından gülümsedi. Avucunda tuttuğu kırılmış oku bana getirdi. Avcuma bıraktığı oku kavradığımda öfke vücuduma akın etti. Vampir olduğumu anlamış olmalıydı ki kaçmıştı. Ama gideceği yolda mantar topladığım için bana rastlamıştı. Onu elimden kaçıracağımı anlayınca ise kendimi yumruklamak istemiştim. Benim ona yaklaşmamı istememişti. Onun elimden kaçmasını istemiyordum ama ona zarar vermek de istemiyordum. Bu yüzden ne yapacağımı şaşırmıştım. Savaşlarda karşımdaki adamları bir saniye bile düşünmeden paramparça ederken hemen ilerimde duran kadını yakalamak için hareket ederken neredeyse ölecektim. İşte beni sinirlendiren buydu. Bu yüzden bitmeyen bir hesabı vardı.
Yarası iyileştikten sonra gitmek isteyecekti. Bana güvenmemesi normaldi. İstese şatomda da duramazdı. Ama başka bir çaresi yoktu ki benim yanımda kalmıştı. Yine de beni terk edip ölüme teslim etmişti. Ama tanrı işini iyi biliyordu. Kader bizi tekrardan birleştirecekti. Kaderde o yoksa bile bir şekilde olmak zorundaydı.
Ayaklarımı yataktan sarkıttım. Yatak uzun boyuma göre biraz küçüktü. Eski bir kulübedeydim. İhtiyar adam tebessüm etti. "Anlaşılan bitmeyen bir hesabın yada seni bekleyen bir kadın var." Gömleğimin birkaç düğmesini ilikledim.
Ayağa kalktığımda göğsümdeki yara biraz da olsa sızlamıştı. "Eşyalarım nerede?" İhtiyar önümdeki sehpayı gösterdi. Pelerinimi ve kılıcımı almak için eğilince göğsüm yine sızladı ama umursamadım. Bu benim için küçük ama bir o kadar da derin bir yaraydı. Belki de bundan sonraki favori yara izim bile olabilecekti.
Pelerinimi giyip kapüşonumu kafama geçirdim. Kılıcımı belime taktım. Köşede dışarıya açılan bir kapı vardı. Göğsümdeki yara bana engel olmayacak kadar iyiydi. Siyah, deri botlarımın bağcıkları bağlıydı. Omuzlarımı dikleştirdim. Veronica'nın okunu avucumda sertçe kavradım. Sert tüyler avucuma batarken kapıya doğru hareket ettim. İhtiyar tek kelime etmedi.
Kapının kilidini çevirdim. Ahşap kapıdan çıt sesleri geldi. Kapı açılınca soğuk ve nemli hava yüzüme çarptı. Sanki kar yağacak gibiydi. Silverwood Krallığı sınırlarında olduğumu anladım. Sonuçta burası ait olduğum yerdi. Bu yüzden kendimi halktan saklamam gerekiyordu.
İhtiyara döndüm. "Herşey için teşekkürler." Sonuçta benim hayatımı kurtarmıştı.
İhtiyar gülümsedi. Buruşuk teni yanağına büzüldü. "Rica ederim." Daha sonra beni şaşırtacak şekilde devam etti. "majesteleri." Beni tanımıştı.
Kapıdan dışarı çıktığımda soğuk rüzgar yüzüme çarptı. Hırsla kılıcımı kavradım. Aklıma onun yeşil gözleri gelince az kalsın adımlarım duracaktı. Bir kabus kadar korkutucu bir rüya kadar güzeldi. Belki de onun yüzünden kendime açabileceğim en büyük savaşı açacaktım. Nerede olduğunu bilmesem de bulmak beni uğraştıracak olsa da kesin birşey vardı.
Onu bulacaktım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |