1. Bölüm

BÖLÜM - 1

LeydiBiii
leydibiii

Merhabalar...

Başlangıç Tarihi: 15 Kasım 2024

İyi okumalar🌼🌼

 

“Anlatabiliyor muyum bilmiyorum ama eşimin benden bir şeyler sakladığını düşünüyorum. Belki bir anlık kuruntu ya da şüphe ama ne yapacağımı bilmiyorum. O yüzden size geldim. Lütfen bana yardım edin.”

Son on beş dakikadır aynı kelimeleri hıçkırıkları arasında anlatmaya devam eden kadına kaçıncısını olduğunu sayamadığım peçetelerden birini daha uzattım. Bu kadını sevmemiştim.

“Eskiden eve erkenden gelir benimle uzun uzun konuşurdu. Gözlerimin içine bakardı. Bana kıyamazdı. Şimdi o adamdan eser yok. Beni aldatıyor.”

Uzun bir hıçkırığın ve peçeteye sümkürüşün geleceğini bildiğim için yanımda duran ve şu an içinde bulunduğum durumun sorumlusu canım arkadaşıma baktım.

“Seni dinlediğim gün keşke kafama kuş şey etseydi Elif.” Dedim fısıltıyla. Elimde duran peçete kutusundan bir demet peçeteyi hızla çekerken bana ıslak gözleriyle, ona çok ayıp bir şey söylemişim gibi baktı ve istifini bozmadan ağlayan kadına döndü. Karşısındaki kadını, hayatında duyduğu en yürek parçalayıcı hikayesini anlatıyormuş gibi can kulağıyla dinledi ve yine sayamadığım repliklerinden bir diğerini dudaklarını titreterek sordu.

“Size en son geçen ay mı hayatım dedi Sevil Hanım?”

“Evet” Bir hıçkırık... “Eskiden bana gülüm derdi. Yavrum derdi...” Kadın yeni bir peçeteye hönkürmeye başladığında son dediği kelimenin etkisini görmek için Elif’e baktım. Ağlamaktan kızaran burnu, çirkin bir koku duymuş gibi kırışırken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamadım. Bana döndü ve burnunu çekerek konuştu.

“Ay acaba ben boşuna mı ağlıyorum bilemedim. Hadi gülüm de bir yere kadar ama. Yavrum ne be?” Kadınla ağlamaktan büzülen bedenini dikleştirirken devam etti. “Bütün hüznüm, kederim, derin ve acılı duygularım terk edip gidecek şimdi beni. İki dakika ağlayamıyoruz bile şurada”

“Tam tamına on yedi dakikadır salya sümük ağlıyorsun Elif.” Dedim ve elimdeki peçete kutusunu biten diğer iki kutunun yanına bıraktım. “Sanırım bu denli bir samimiyet kurmak bu seans için bize yeter. Rica etsem Sevil Hanım’ı son aşama için hazırlar mısın?”

Bana ne kadar vicdansız olduğumu haykıran bakışlarını umursamadan önünde duran minik kalplerle süslü ajandamı alıp, açtım ve Elif’in müşterim hakkında not aldığı muhteşem verilere baktım.

-Makyajından dolayı ten rengini ayırt edemiyoruz. Kumral gibi diyebilirim.

-Yaşının otuz beş olduğunu söylüyor ancak kimliği yanında olmadığı için ne yazık ki yaptırdığı estetik ve botoks işlemlerinden dolayı yaşını doğrulayamıyoruz. Ancak tahminlerime göre en az kırk beş belki de elli yaşında.

-Zevkler ve renkler tartışılmaz ama berbat bir renk ve kombin anlayışı var. Bir insan fosfor pembesi saten etek üstüne leopar desenli triko kazak giyer mi? Hem de sarı topuklu ayakkabı giyerken. Olacak iş değil. Acaba ayakkabısını leoparın sarısıyla mı kombinlemeye çalıştı?

-İlginçtir ki parfümü çok güzel kokuyor. Markasını sormayı unutma.

Aşinası olduğum notlara yine ve yine göz devirirken bu kızın hem ağlayıp hem bu notları almasına bir kez daha hayret ettim. Ajandamı kapattım ve birbirlerini teskin etmeye çalışan ikiliye baktım.

“Daha iyi misiniz Sevil Hanım?” diye sorduğumda kadının gözleri aniden beni buldu ve kelimeler dilinden kolaylıkla akıverdi.

“Evet, en baştan beri iyiydim aslında. Verdiğim paraya değsin diye o kadar ağladım.” Kadının irice açılan gözlerine anbean şahit olurken korkunç bir gerçeğin farkına varmak üzereydim. Kahretsin! Yine olmuştu. Bu kadınla birlikte vaktinden önce oluşan yedi itiraf canımı feci hâlde sıkıyordu.

“Ne demek para için ağladım? Ben burada kimin için kahrettim kendimi o kadar.” Kendimi kontrol altına almaya çalışırken duyduğum Elif’in hüsrana uğramış sesine gülmek istedim ama başıma bela olan dürtülerimi hizaya sokmalıydım.

“Yani yanlış anladınız Elif Hanım.” Dehşete düşen kadının sesi içine kaçmış gibiydi. Kendi kendine birkaç şey daha homurdandıktan sonra devam etti. “Ben üzüntüden ne dediğimi biliyor muyum?” Sesi yine titriyordu ama bu defa korkudan olmalıydı.

“Valla gayet rahat, net ve kendinizden emindiniz rol yaptığınızı itiraf ederken.”

“Teessüf ve rica ederim Elif Hanım, lütfen bu kırıcı ithamlara beni maruz bırakmayın. Kocam beni aldatıyor diyorum. Siz danışmanlık ve dedektiflik bürosu olarak benim iddialarımı kanıtlamak zorundasınız.”

İlk anın şokunu atlatmış olmalıydı ki savunmadan saldırı tekniğine geçmişti. Benden itinayla gözlerini kaçırırken fıldır fıldır dönen gözlerini Elif’e dikerek konuşmasına devam etti. Bu kadından en başta hoşlanmamıştım.

“Ben aldatılan, sevgiden mahrum bırakılan, bütün hayal ve hedeflerini bir erkeğe adamışken sırtından bıçaklanan bir kadınım. Oysa siz bana yalancı muamelesi yapıyorsunuz.”

Bu kadın biraz daha konuşsa Elif’in gözleri yeniden dolmaya başlayacaktı. İç içe geçen avuçlarımı açarak masamda doğruldum ve kadına doğru yöneldim. Anında beni bulan bakışlarını kaçırmadan bir diğer sorumu sordum.

“Kimse size yalancı demedi Sevil Hanım. Ancak siz kendiniz için bu ifadeyi kullandınız.” Başını hızla salladığında sesimi sabit tutarak devam ettim. “Bu ifadenizi doğrulamak için soruyorum. Yalancı mısınız?”

“Evet, ben bir yalancıyım.” Diyerek cevapladı beni bir an bile beklemeden. Elini hızla ağzının üzerine koyarak kapatırken kendi dilinden dökülen sözlere inanamıyor gibiydi. Sonuna kadar açılan kahverengi gözlerinden şaşkınlık ve dehşet fışkırıyordu.

Elimle devam etmesini işaret ederken konuştum. “Lütfen kendinize engel olmayın. Rica ediyorum bize burada oluşunuzun gerçek nedenini açıklayabilir misiniz Sevil Hanım?”

Elini dudaklarına sıkıca bastıran kadın iki saniye daha direndi konuşmamak için. Üçüncü saniyede elleri yanına düştü ve benim bile tahmin edemediğim gerçekleri havadan sudan bahseder gibi anlatmaya başladı.

“Size verdiğim tüm bilgiler yanlış ya da sahte. Otuz beş değil kırk yedi yaşındayım.”

“Biliyordum be. Yemin ediyorum biliyordum. Ajandama bile not aldım. Seni sahtekâr kadın.”

Elimle, ayağa kalkıp tuttuğu takım gol atmış gibi sevinen Elif’e susmasını belirtip kadına tekrar sordum.

“Bana gerçekleri anlatır mısınız Sevil Hanım?” Elif yüzünden yarım saat ağlamasını dinlediğim kadının yalanları ortaya çıkmazsa bu gece uyuyamazdım. Gözleri şaşkınca bakarken başıyla beni onayladı ve devam etti.

“Şu an bunları söylememem gerektiğini biliyorum ama sözcükler benim iradem dışında dilimden dökülüyor. Ama bu benim bir yalancı olduğumu değiştirmiyor.”

“Peki, eşinizin sizi aldattığını söylediniz. Doğru mudur?”

“Hayır, o değil ben onu aldatıyorum.”

“Püüüü, yazıklar olsun sana! Ciğerimi söktüm ben senin için be. Kaç gözyaşım heba oldu biliyor musun sen? Zavallı adama etmediğim beddua kalmadı senin yüzünden.”

“Elif susar mısın lütfen?”

“Hayır susamam. Ve şu ucube şeyi benim üzerimde kullanma.”

“Sen de sus ki kadını konuşturabileyim.”

“Ne konuşacak bu kadın daha? Ne hâli varsa görsün. Bırak.”

“Siz ona bakmayın Sevil Hanım.” Gözlerinden bakışlarımı ayırmadığım için hâlâ oturmuş beni dinliyordu. Kadın tarafından ihanete uğramışlığını ve akıttığı gözyaşlarının hesabını sormaya devam eden Elif’i susturmam lazımdı. Çünkü kadın üzerindeki kontrolümü kaybetmek üzereydim.

“Sevil Hanım, aldattığınız eşinizin arkasından çevirdiğiniz dolapları sayar mısınız zihninizde?”

“Tabi hemen sayıyorum.” Ağzının kapatmak için zorladığı ellerini açıp parmaklarıyla sayan kadından bir süre gözlerimi ayırdım ve üzerine atlayacakmış gibi önünde hazır dikilen Elif’e döndüm.

“Üzerinde ucube şeyimi kullanmamı istemiyorsan sus ve otur Elif.”

Ona dediklerimi duymamış gibi kadını göstererek bana döndü ve sinirden çatlayan sesiyle konuştu. “Ya kadına bak kadına. Durmuş parmakla sayıyor bir de.” Başını çevirdi ve kadının kıvrılan yedi parmağına baktı. “Yedi at tepsin seni hain kadın.”

Bana başka çare bırakmadığı için onu susturacak tek yolu seçmek zorunda kaldım. Bu kadınla konuşmadan işim bitmeyecekti ve Elif de asla susmayacaktı.

“Elif!”

“Ne var?” Bana baktı ve ne yapacağımı anlamış olacak ki hızlıca ekledi. “Sakın Roza, seni gebertirim. Abin yüzünden çıkamıyorum bu odadan. Rahat bırak beni.”

“Sus ve otur o zaman.”

“Neden bu kadınla uğraşıyoruz? Gönder gitsin.”

Derin bir nefes aldım ve benden cevap bekleyen Elif’e döndüm.

“Abimi seviyor musun Elif?”

Gözlerinde çakan şimşekleri gördüğümde bir an pişman oldum ancak inat eden oydu. Sıktığı dişleri arasından zor çıkan sesiyle cevap verdi.

“Evet ve bundan nefret ediyorum.”

“Ne zamandan beri seviyorsun?”

“Onu gördüğüm lanet günden beri.”

“Güzel şimdi o güne lanet okumaya devam et ve beni müşterimle rahat bırak.”

Kendimi içine attığım tehlikenin farkındaydım. Beni bu yaptığıma pişman edecekti ama vaktim yoktu. Öldürücü bakışlarını bir an bile benden ayırmadan önümdeki ajandayı hızla aldı ve dairenin en uzak köşesine doğru ilerledi. Masa üzerindeki kağıtlarımın ve kalemlerimin hepsini yere düşürmüştü. Beklediğim zayiat daha fazla olduğu için umursamadım ve hâlâ parmaklarıyla saymaya devam eden kadına döndüm. Kızı olmasaydı bu kadına tek bir saniye bile katlanmazdım.

“Sevil Hanım” Beni duymadığı için hafifçe öksürdüğümde bana dönen bakışlarını yakaladım. “Size dediğim şekilde eşinize karşı yaptıklarınızı saydınız mı?

Bana bakan gözleri Elif’in bakışlarından çok daha korkunçtu. “Hâlâ sayıyorum ama bitmiyor. Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum ama seni mahvedeceğim.”

“Peki, rica etsem yaptığınız en büyük ihanetlerden başlayarak eşinize karşı işlediğiniz hatalarınızı sayar mısınız gün, saat ya da her türlü kanıtıyla birlikte?” Elimdeki tükenmez kaleme bir kez bastım ve kadının cevabını bekledim.

“Ortaklık yaptığı iş arkadaşlarından biriyle aldığı ihaleleri sabote ediyorum ve hesabından her ay belli bir miktar çalıyorum. İki çocuğumuz var ve açmak istediğim boşanma davası için çocuklarımı kullanıyorum. Hiçbir zaman Deniz’le evlenmek istemedim. Ne onu ne çocuklarını istiyorum.”

Bu işi ne kadar yaparsam yapayım alışamayacaktım. Söyledikleri için değil bana olan öfkesinden sesi titreyen kadın devam ettiğinde sadece istemediği çocukları aklımdaydı. “Beni aldattığı yalanını da ben uydurdum. Şu an saat ve tarihler aklıma gelmiyor ama oğlumun odasında gizli bir bölme var. Normal telefonum dışında kullandığım diğer telefon, banka kayıtları ve ihale dosyalarını orada saklıyorum. Bunları neden anlatıyorum? Lanet olsun kendime engel olamıyorum.”

“Peki, eşinizi aldattığınız adamın ismi nedir Sevil Hanım?”

“Çetin Karder.”

“Ne zamandan beri plan kuruyorsunuz?”

“Çetin’den önce de uğraşıyordum ama Çetin’le tanışalı beş yıl oluyor. Beş yılda yaptığımız bir plan bu.”

“Buraya geldiğinizi kimler biliyor?”

“Yalnızca ben. Burayı kızımın mesajlaşmalarını takip ederken fark ettim. Ününüzü duyunca denemek istedim.”

“Kızınızın mesajlarını mı takip ediyorsunuz?”

“Elbette takip ediyorum. Onu, Deniz’i hatta ilkokula giden oğlum Emre’yi bile takip ediyorum, etmeliyim. Yoksa onları parmağımda oynatamam.”

Verdiği her cevapla yüzündeki ifade değişiyor, söyledikleri yüzünden yaşadığım şaşkınlıktan zevk alırmışçasına gülümsüyordu. Bu nasıl bir kadındı böyle? Yüzümdeki ifadeyi sabit tutmaya çalışarak son sorularımı yönelttiğim kadın, önceki kadar telaşlı değildi. Günahlarını itiraf etmek mi rahatlatmıştı onu?

“Peki, yüzünüzdeki ifadeden anladığım kadarıyla tüm bu itiraflarınıza rağmen korkmuyor yahut endişelenmiyorsunuz. Neden?”

“Çünkü size anlattıklarımın çeyreğini bile bilen hiç kimse hayatta değil.”

“Beni tehdit mi ediyorsunuz Sevil Hanım?

“Ha...” Ağzından çıkacak kelimeyi kontrol edememenin şaşkınlığını dakikalar sonra yine yaşarken devam etti. “Evet, sizi tehdit ediyorum.”

“Başka kimi yahut kimleri tehdit edip, ortadan kaldırdınız Sevil Hanım?

Cevap vermemek için kendisiyle mücadelesini izledim iki saniye. Üçüncü saniyede mücadeleyi kaybetti ve korkunç günahlarını teker teker saydı. Üç kişiyi öldürmüştü. Kulaklarıma inanamıyordum. Üstelik sadece ben değil Elif de hemen yanımda beni korumak ister gibi dikilmiş pürdikkat kadının dediklerini dinliyordu. Suskunluğuna bakılacak olursa benden daha fazla dehşete düşmüş gibiydi. Görmüyordum ama gözlerinden yaşların aktığını biliyordum.

Bir katille aynı odada olduğumuzun farkına yeni yeni varıyordum. Dikkat çekmeden oturuşumu düzeltirken masamın altında yer alan minik düğmeyi parmağımla aradım. Gözlerim hâlâ kadının gözlerindeydi ve bir katilin gözlerinin içine baktığımı düşündükçe eskisi gibi ifadesiz durmam çok zordu.

“Peki, tüm yaptıklarınızın sebebi neydi? Bir katil olduğunuzu itiraf ettiniz. Size bu denli korkunç ve zalim davranma hakkını veren sebep neydi?” diye sorduğumda onu yeniden kontrol altına aldığımı biliyordum. İki soru onu afallatmıştı. Nihayet düğmeye bastığım sırada kararsız sesini duydum.

“Ama bana iki soru sordunuz ve istemsizce cevaplamak istiyorum fakat hangisinden başlayacağımı bilmiyorum.”

“Neden masum insanları öldürdünüz?”

“Çünkü yapabiliyorum. Yapabiliyoruz. İstediğim her şeyi yapabilirim ve kimse bana hesap soramaz. Anlıyor musun seni büyücü kadın? Bana ne yaptığını bilmiyorum ama sen de şu benimle ağlayan arkadaşın da bana hiçbir şey yapamazsınız. Sadece bana oynadığınız şu oyunun bitmesini bekliyorum.”

Kadın kötüydü. Saf kötüydü. Az sonra başına gelecekleri bilmediği için rahatça saçmalıyordu. İçimi tarifsiz bir öfke kaplarken zihnimde aniden beliren isteğe karşı koyamadım. Elimdeki tükenmez kalemin ucuna uzunca bir kez bastım ve kalemi masamın üzerine bıraktım. Elif’in omzuma baskı yapan elini hissettim. Umursamadım. Hem abim hem Elif canıma okuyacaktı.

“Oyun demişken Sevil, senle şimdi gerçek bir oyun oynayalım.” Bakışlarım kadının üstündeyken sağ tarafımda duran çekmeceyi açtım. İçinden makas ve çakmak aldığım sırada Elif’in “Yapma” diyen minik fısıltısını duydum. Ama dinlemedim. Bu kadının suratından o çokbilmiş sırıtmasını silecektim.

“Neden yaptıklarınızdan hesaba çekilmeyeceğinizi düşünüyorsunuz?” Zihnini boş bırakamazdım. Kadın soruma cevap vermek zorunda kalırken masamın üstünde duran peçete kutusunu önüme çektim.

“Çünkü hiç kimseye hesap vermek zorunda değilim. Sizin adaletiniz, mahkemeniz, kanunlarınız bana işlemez.” Söylediği her kelimeyle sinirim yükselirken avucumda makasla açtığım kesikten damlayan kanın dahi ısındığını hissettim. Oysa çakmağa daha elimi sürmemiştim.

“Adalet yalnızca siz zavallılar için var. Ben adaletinde üstündeyim. Siz iki kendini bilmezin oyunlarına geleceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”

Kadın öylesine inanarak sözlerini sarf ediyordu ki kelimeleri arasında tek bir yalan dahi hissedemiyordum. Ancak az sonra kelimeleri böylesine küstah bir tavırla dudaklarından dökülemeyecekti. Peçeteyi ıslatan kanıma baktım. Bu kadın için haddinden bile fazlaydı. Sol avucuma bir başka peçeteyle bastırırken sağ elime çakmağı aldım. Kadın dedikleri arasında birden fazla doğru vardı. Abim gibi tam anlamıyla büyücü sayılmasam bile birkaç büyü hareketi biliyordum.

“Öyleyse adaletin üstünde olan Sevil Hanım, oyunuma başlamak için hazır mısınız?”

“Değilim, ne saçmalıyorsun bilmiyorum ama zihnimi ve dilimi rahat bırak artık.”

Göstermese bile korkuyordu. İfademi sabit tutarken Elif’in omzumu morartmasını düşünmemeye çalışarak ezbere bildiğim heceleri okumaya başladım. Aynı anda yanan çakmağın alevini kanımla ıslanan peçeteye yaklaştırdım. Beni izleyen kadının dehşetini hissettikçe keyifleniyordum.

“Ne yapıyorsun sen? Manyak mısın?”

“Etrafımdakiler manyak olduğumu söylerler. Ama sen söyleme lütfen.” Basit bir kıvılcımla başlayan alev, ezberimdeki son heceyi söylememle aniden yükseldiğinde kadının yerinden sıçrayışını fark ettim.

“Şimdi Sevil, sana her defasında tek soru soracağım. İki saniye içinde evet ya da hayır diyeceksin. Aksi hâlde seni şu olağandışı şekilde yükselen alevlere yaklaştırmak zorunda kalırım. Anlaştık mı?”

“Hay... Eve...Hayır...” Korktuğu için yalandan evet demek istiyordu ama yalan söyleyemediği için sözünü tamamlayamıyordu. İlk andan çırpınmaya başlamıştı.

“Peki, başlayalım.”

Gözlerini ateşten ayıramadan başını salladı.

“Zengin bir ailede mi doğdun?”

“Evet.”

“Tek çocuk musun?”

“Evet.”

“Ebeveynlerin seni sevdi mi?”

“Hay...Evet”

“Şiddet gördün mü?”

“Hayır.”

“İstismar edildin mi?”

“Hayır.”

“Ebeveynlerini sevdin mi?

“Ev...Hayır.”

“Sen onlardan daha mükemmel miydin?”

“Evet.”

“Onlar sana layık mıydı?”

“Hayır.”

“Onlara zarar verdin mi?”

“Hay...Evet.”

“Onlar sana zarar verdi mi?”

“Hayır.”

“Gerçekten birini sevdin mi?”

“Hayır.”

“Değer verdiğin biri var mı?”

“Hayır.”

“Değer verdiğin bir şey var mı?”

“Evet.”

“Para için ölür müsün?”

“Evet.”

“Çocukların için ölür müsün?”

“Hayır”

“Yaptıklarından pişman mısın?

“Hayır”

Bu kadın beni çıldırtacaktı. İçimden bildiğim tüm küfürleri kadının suratına tükürmek istiyordum ama biraz daha sabretmeliydim. Kadın tam istediğim kıvama gelmek üzereydi.

“Peki sana son iki soru soracağım. Ama önce zihninden silip attığın hatıralarını getirelim.”

Gözlerimi kapattım ve odaklanmaya çalıştım. Abimin içeri dalması an meselesiydi. Dolayısıyla bir an önce işimi bitirmeliydim.

“Hayatın gözler önüne gelse izlemekten korktuğun anıların var mı?”

“Ha..Evet”

“Güzel. Zihninde görmekten korktuğun anılarını oynat bakalım.” Anbean genişleyen göz bebeklerini izlerken zihninde neler döndüğünü yalnızca bir anlığına merak ettim. Umuyordum ki ona azap olacak anılarını izlesin.

“Son soru Sevil Hanım. Adaletten korkuyor musun?”

Bana baktı. Ya da baktığının ben olup olmadığını anlamaya çalıştı ancak üç saniye sonra cevap verdi.

“Evet.”

Gülümsedim. Zihninde dönenleri harlandıracak son hece dilimden dökülürken ne yapacağını izledim. Gözlerinde, şimdiye kadar koruduğu kibrinin yıkılışını, küstah tavrının yok oluşunu gördüğümde içimi saran öfkenin ruhumu terk ettiğini fark ettim. Donup kalan kadından gözlerimi çekerek ayağa kalktığımda, kaskatı kesilen vücudumun sancısını hissedemeden şiddetle kırılan kapıya bakakaldım.

“Seni geberteceğim Roza.”

Arkamda benim gibi kapıya bakakalan Elif’in korku dolu iç çekişini duyduğumda bıkkınlıkla gözlerimi kapattım. Mağarasından çıkmış dağ ayısı abim, yine kapımı kırmıştı. Anında bizi, odayı, donan kadını ve masada yanan peçeteyi izleyip, değerlendiren abimin dehşet içinde kalan gözleri beni bulduğunda, bakışları çok da sakin değildi. Ne acayiptir ki benim bakışlarım da onunkinden pek farklı değildi.

“Kapımı hemen yerine tak abi.”

 

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere...:)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 18.10.2025 22:34 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
LeydiBiii / DOĞRULUK MU ADALET Mİ / BÖLÜM - 1
LeydiBiii
DOĞRULUK MU ADALET Mİ

30 Okunma

21 Oy

0 Takip
4
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...