4. Bölüm

BÖLÜM - 4

LeydiBiii
leydibiii

İyi okumalar:..:)

Gözlerimi açmam için zorlayan bir parlaklık ve sıcaklık vardı. Uzandığım zemin rahatsız edici ve oldukça sertti. Neredeydim ben? Etrafımı saran uğultu gittikçe belirgin bir hale bürünürken zihnimi zorladım. En son kurul onayıyla diğer boyuta geçmem kararı verilmişti. Seçilen iki muhafız ile birlikte büyücünün yanına gitmiştik. İki muhafızımı görevden azletmiştim. Lakin kapıdan geçerken başka sesler de duymuştum.

Aklıma gelenler ile birlikte hızla açılan gözlerimi parlayan güneş yüzünden kısmak zorunda kaldım. Yüzü koyun bir şekilde yolun ortasında uzanıyordum. Skandallar yaratma konusunda üstüme yoktu. Umuyordum ki kimse bu rezil halimi görmemişti.

Ellerimden destek alarak doğrulduğumda çevremi saran uğultunun yükseldiğini duydum. Etrafımı saran kalabalık bir çemberin içinde olduğumu ne kadar inkar etsem bile değiştiremezdim.

Belimdeki kını içinde tuttuğum kılıcımı sıkıca kavrayıp ayağa kalkarken tahmin ettiğim gibi ilginç bir eğlenceyi izlercesine çevremi sarıp her hareketimi takip eden bir yığın insanla karşılaştım. Bu haksızlıktı. Bu ülkenin insanları skandal izleme konusunda benim ülkemin insanları ile yarışabilirdi. Yaşlı kadınlardan küçük çocuklara kadar herkesin dikkati benim üzerimdeydi. Bu bir rezalet olmalıydı.

Başımı sağa sola yatırırken durumu ele almayı düşündüm. Yeni bir ülkeye girişimin bu şekilde olması hiç hoş olmamıştı. Bir elimi yumup dudaklarımın önüne getirerek hafifçe öksürdüm ve boğazımı temizledim. Gözlerim kalabalık içerisinde muhatap alacağım birini ararken bir yandan da peşimi bırakmayan üç aptalı arıyordum.

“Kıymetli vatandaşlar, ani gelişen bir kaza sonucu bilincimi kısa süreli yitirmiş bulunmaktayım. Bu sebeple sizlerden özür diliyorum.”

Bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirirken aralarında hala muhatap alabileceğim kimse ne yazık ki yoktu. Ayrıca bu insanların giyinişleri neden böyle tuhaf ve komikti?

“Acil bir durum içerisinde olduğum için sizlere daha fazla izahat yapamıyorum maalesef. Dolayısıyla huzurunuzdan ayrılmam gerekiyor. Lütfen beni mazur görün. Esen ve huzurla kalın.”

Sözlerimi kısa bir baş selamı takip ettiğinde gözlerinde oluşan şaşkınlığı fark ettim ancak dikkate almadan sert ve sabit adımlarla sağımda yer alan bir insanın ancak geçebileceği boşluğa doğru ilerledim.

Ben yürüdükçe ikiye ayrılan insan kalabalığının fısıltıları ve ellerinde tuttukları tuhaf dikdörtgen aleti bana doğru tutmaları oldukça rahatsız ediciydi. Öyle ki çevremde yer alan hiçbir şeye odaklanamıyordum. Arkamda bıraktığım bir deniz olduğunu da daha yeni duyduğum dalga seslerinden anlamıştım. Önümde ise nasıl ve ne şekilde çalıştığını çözemediğim, hareket eden büyük tekerlekli makineler gidip geliyordu.

Her köşe ve bucaktan durmadan insanlar çıkıyordu. Gökyüzündeki yıldızlar kadar insanlar vardı tek bir meydanda. Burası nasıl bir ülkeydi böyle?

Nereye gideceğimi bilmiyordum. Kurul, elime bir pusula vermiş ve aradığım kişinin yakınına ulaşacağımı bildirmişti. O kişiyi gördüğümde anlayacağımı da eklemişti. Bu kadar insan arasında başıma bela açan bu kadını nereden bulacaktım? Derhal sakin bir yere geçmeli, elimdeki bilgileri değerlendirmeli, bu ülke insanını incelemeli ve hareket planımı belirlemeliydim.

Kuşağımın içine yerleştirdiğim pusulayı yoklarken, yolumu değiştirip, sağımda kalan ve makinelerim girmediği alana yöneldim. İnsanların oturması için yapıldığı belli olan ahşap uzun tabureler sıra sıra dizilmişti. İlk boş gördüğüm tabureye oturdum ve başımı ellerime yaslayarak düşünmeye başladım. Hala durup durup bana bakan insanların varlığını hissediyorudum. Umursamadım.

Kardeşim ve muhafızlarım kayıptı. Hakkında zerrece fikrim olmadığı tuhaf bir ülkedeydim. Üstelik bana yabancı olan dillerini anlayabiliyor ve konuşabiliyordum. Sözde kayıp prenses buralarda bir yerdeydi ama insan tufanı bu şehri vurmuşken onu yalnızca eski bir pusula ile bulabilirdim.

Şakakalarıma giren ağrı başımın tamamına yayılırken gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Üç metre ötemde duran denizin sahile vuran dalgalarını dinlemekten başka çarem yok gibi hissettim. Etrafımda hala beni izleyen insanlar olduğu müddetçe hareket etmek istemiyordum.

Acelem yoktu sanırım. Zira gideceğim yeri ve yol arkadaşlarımı da kaybettiğim için acelem gerçekten yoktu. İnsanların bana alışmasını beklerken aklımda yavaşça yol haritamı oluşturabilirdim. Pusulanın varlığı ve işlevi bana çok yardımcı olacaktı. O yüzden bekledim ve denizi dinledim.

Bu ülkeye ait hiçbir şey bilmezken atacağım her adımda çok dikkatli olmalıydım. Giyinişim, duruşum, kılıcım ve varlığım bile yabancı olduğumu haykırırken olabileceğince mantıklı davranmalı, çevremi izlemeli ve yerli insanlar gibi davranmalıydım. Bunca derdim üstüne adalet ve denge yetilerimi tırmalayan korkunç baskıyı ve insanlardan yayılan enerjiyi de şimdilik göz ardı etmeliydim. Sakin, sabırlı, dikkatli, sıradan davranmalıydım.

“Burası nasıl bir ülkedir böyle? Hanımefendi yaptığınız çok ayıp. Lütfen yarım saattir yaptığınız gibi beni izlemeyi derhal bırakın. Sizi esefle kınıyorum.”

Bu ses bana bir yerden tanıdık geliyordu.

“Aman Tanrım. Her yerde canavar makinelerden var. Burası cehennem olmalı. Üzerime doğru gelmeyi bırakın. Tanrı adına yemin ederim kılıcımla keserim hepinizi.” Uzun bir çığlık. “Hayır kesemem, kan görünce bayılıyorum ben.”

Dikkatli olmalıydık. Göze çarpmamalıydık.

“Bana bakın, peşimden ayrılmayın. Bu ülkeden hiç haz almadım. Her an saldırabilirler. Geride durun. Ayağımın altında dolanmayın.”

Sıradan davranmalıydık. Sakin olmalıydık.

“Prensim, lütfen bize yardım edin. Neredesiniz? Neden bizi terkedip gittiniz? Yalvarırım duyun sesimi.”

“Kendinden utanmalısın Ferhat. Sümüğünü koluna süremezsin.”

“Serhat sana buradan kolumla bir vururum, şu denizde yüzen canavarın içine uçarsın.” Bir, iki ve üç... “Aman Tanrım! Denizde kocaman bir canavar var. Herkes kaçsın.”

“Ferhat! Ayrılma demedim mi sana yanımdan? Kes sesini, yürü yanımda. Kolumu da sıkmayı bırak.”

“Özür dilerim prensesim. Affedin lütfen.”

Acaba kendimi denize atsam yüzerek şu ilerdeki kuleye ulaşır mıydım? En azından bu aptallarla birlikte görülmezdim.

“İki saattir dürtüyorum kıpırdamıyor. Öldü mü acaba?”

Hemen sağımdan gelen sesi duydum ama tepki göstermedim.

“Salak olma Deniz. Adam nefes alıyor bir kere.”

Öbür ses de sol tarafımdan geliyordu. Beş dakika önce yanıma gelip oturmuşlar ve beni ilginç bir antik esermişim gibi incelemeye başlamışlardı.

“O zaman bayıldı mı acaba?” dedi beni öldürmeye meraklı küçük.

Öbürü “Kılıcına dokunabiliriz o zaman.” Diye cevap verdi hevesle.

Solumdan yaklaşan minik eli gördüğümde gülümsedim. Öne eğdiğim başımı geriye atıp kollarımı açarak esnediğimde ikisi de korkuyla yerinden sıçradı. Etrafımda oluşan kalabalığın istediği heyecanı onlara yaşatmamış olmalıyım ki çoğunluğu, benim aptalların çevresini sarmıştı.

İlgimi yeninden önümdeki iki çocuğa verdiğimde bana bakan kocaman gözleri farkettim. Birinin elinde uzun geniş düz bir metal parça, diğerinin elinde de daha dar ve kısa bir metal vardı. Her an topuklayıp kaçacak gibi dururlarken, gözleri benim en ufak hareketimdeydi.

“Merhaba” dedim gülümseyerek. Benden korkmalarını istemiyordum.

Saçları değişik şekilde kesilmiş olan kaşlarını çatarken, gözlüklü çocuk bir adım yaklaşarak “Merhaba” dedi kısık bir sesle.

“Biraz şaşkın görünüyorsunuz. İlk defa mı kılıçlı bir adam size merhaba diyor?” diye sözlerime devam ettiğimde amacım çocuklardan, bu ülkeye dair ufak ipuçlarını yakalamaktı.

Muhafızlarımın dehşet ve hayret dolu seslerine, kardeşimin cesaret naraları karışıtıkça elimi çabuk tutmam gerektiğini daha iyi anlıyordum. Aklımdaki planımı uygulayabilirsem bu ülkenin insanlarına daha fazla rezil olmadan bir çıkış kapısına ulaşabilecektik. Yani öyle olmasını umuyordum.

Devam edecek...:)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 19.10.2025 14:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
LeydiBiii / DOĞRULUK MU ADALET Mİ / BÖLÜM - 4
LeydiBiii
DOĞRULUK MU ADALET Mİ

30 Okunma

21 Oy

0 Takip
4
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...