
"Boran cidden gerek yok ben gayet iyim teşekkürler." Dedim bıkkın bir sesle. Hastaneden çıkalı tam beş gün olmuştu kendimi daha iyi hissediyordum ama Boran üzerime çok titriyordu bu da beni bunaltıyordu. O günden sonra Ateş'i hiç görmedim. O mesajdan sonra galiba cidden hayatımdan çıkmıştı. Böyle de olması gerekiyordu. Sürekli karşımda olması onu unutmamı zorlaştırıyordu. Ama bir yanımda çok üzgündü ve çok özlüyordu. O yanımı ne kadar susturursam susturayım olmuyordu. İrem mutfakta bana çorba yapıyor Boran ise ayağa kalkmama bile izin vermiyordu. Ben ne zaman gidin diye terslesem beni aileme söylemekle tehdit ediyorlardı. Kendi evime gelmiştim. İrem onda kalmam için ısrar etse de kendi evimde daha rahat edeceğimi iyi bildiği için zorlamadı. İzinli olduğu için beş gündür benimle kalıyordu. Onun ailesinin de haberi yoktu yoksa babama hemen haber giderdi. İrem öylesine bende kalacağını söylemişti ailesine. Zaten ailesi de pek karışmazdı İrem'e. Boran sabah gelip akşam gidiyordu. Bu adamın hiç mi işi yoktu anlamıyordum.
"Eflin lütfen sırtını yumuşak yerle temas etmesi gerek dikişlerin için önemli. Bak şimdiden iyileşmeye başlamış." Oflayarak dikkatlice oturur pozisyondan öne doğru biraz eğildim. Yatağımda oturuyordum sırtımda zaten yastık vardı ama inatla bir yastık daha koymak istemesi artık sinirimi bozmaya başlıyordu. Bu ikisi canımdan bezdirdi resmen beni. Bende doktordum neyin iyi gelip neyin gelmeyeceğini biliyordum. Ama gelde anlat bu ikisine.
"Boran bu kadar ilgiyi sevmiyorum lütfen daha fazla bunaltmayın beni. Tamam beni düşünüyorsun teşekkürler ama bende kendimi biliyorum nasıl rahat hissediyorsam bırakında öyle davranayım." Olabildiğince kibar olmaya çalıştım. Artık ne kadar becerebilirsem. Cidden gelemiyordum aşırı ilgiye.
"Peki kusura bakma haddimi aştım galiba." Bozulmuştu ama benimde canıma tak etmişti artık. Valla hiç gönlünü alacak halim yoktu. Yerimden doğruldum ve ayaklarımı yataktan sarkıttım. Yanlız kalmak istiyordum sadece.
"Biraz yürüyüş yapacağım lütfen beni kendimle bırakın artık. Yanlız kalmaya ihtiyacım var."
"Hiç bir yere gitmiyorsun Eflin hanım. Bu dediklerini anca Boran'a söker bana değil. Şimdi o yatağa geri giriyorsun yemeğini yiyip ilaçlarını içiyorsun." İrem yanıma gelip yemeği komidinin üzerine bıraktı. Oflayarak gözlerimi kapattım derin bir nefes alıp geri verdim sesli bir şekilde.
"İrem çok zorluyorsun beni cidden ölümcül hastalığım varmış gibi davranmaktan vazgeç bende doktorum ve ne yapmam gerektiğini iyi biliyorum."
"Tabi canım kurşunları önüne bu halde atlayanda daha iyileşmeden göreve geri dönmek için hastane müdürüne yalvaran da bendim zaten değil mi? Eflin beni deli etme bak enfeksiyon kanına karışmış kendin dışında herkese yararın dokunuyor ama söz konusu kendinin olduğun zaman umrunda olmuyorsun. Bu yüzden bu da bana düşüyor. Hem hayla ateşin var. Yarana pansuman da yapmamız lazım." Biraz haklı olabilirdi ama ben nefes alamıyordum oda üzerime üzerime geliyordu. Benim dışarı çıkmam gerekiyordu.
"İrem bunlar normal şeyler ve benim uzun süre böyle yattığımı ne zaman gördün. Sadece hava almak istiyorum. Dayanamıyorum anla artık." Bakışlarım anlık Boran'a kaydı bana dikkatli bir şekilde bakıyordu. Tekrar İreme baktım.
"Nefes almak istiyorum beynimin içindekileri susturmam gerekiyor. Zorlama beni yoksa çok fena kırarım seni İrem o yüzden çekil önümden." Ayağa kalkıp dolabın içinden montumu aldım ve omzumun üzerine attım. İrem anlamıştı beni ve susmayı tercih etmişti. Kötü olduğumu nihayet anlayan biri çıkmıştı.
"Ben iki üç saate gelirim." Diyip odadan çıktım. Vestiyerden çantamı alıp telefonumu montumun cebine koydum. Arabaya binmek istemiyordum biraz yürüyüş ve yanlız kalmak hepsi buydu, bana iyi gelen iki şey. Hafif atıştıran gökyüzüne başımı kaldırdım derin bir nefes aldım. Ağır adımlarla yürümeye başladım. İçime attığım o göz yaşları dışarı vurmaya başlamıştı. Kalbim acıyordu olanları kalbim kabullenemiyor aklım ise durma noktasına gelmişti. Ateş'in beni sevmediğini biliyordum ama en azından çocukluğumuzun hatrına bunları yapacağı aklıma dahi gelmezdi. O gün gerçekler bir kez daha tokat gibi çarpmıştı suratıma. Yediremiyordum kendime tüm bu olanları, ben nasıl bir adama aşık olmuştum. Kendimi hiç bu kadar aciz hissetmemiştim.
Onu unutmak istiyordum. Onu sevmek istemiyorum bana acı veren birini sevmek büyük aptalıktı. Ateş'in de dediği benim bu yaptığım büyük bir aptalıktı. Yağmur hızını artırdıkça ruhumda ki acı bedenime kaldıramayacağı bir yük oluyordu. İleri de ki banka kendimi zor atmıştım. Oturduğum an hıçkırarak ağlamaya başladım. Ben ne yapacaktım. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Yağmur damlaları hızını arttırmış ve yüzüme çok sert bir şekilde çarpıyordu.
"Allahım ne olur ya bu sevdayı al sök kalbimden yada canımı al dayanamıyorum artık çok ağır geliyor bana bu olanlar ne olur yardım et bana." Omuzlarım sarsıla sarsıla ağlıyordum. Başımı önüme eğip gözlerimi kapatıp gözümde yaş kalmayana kadar ağladım. Yağmurda benimle birlikte ağlıyordu sanki. Ne kadar o bankta kaldım bilmiyorum ama yağmur durmuş güneş ile beraber gökkuşağı çıkmıştı. Sırılsıklam olmuştum. Evden çok uzaklaşmıştım. Ama nerede olduğumu dahi anlayamayacak kadar aklımı allak bullaktı. Vücudum titriyordu ara ara iç çekişlerim devam ettikçe ağlama isteği tekrar kendini belli etmeye başlıyordu. Ayağa kalkmaya halim bile yoktu. Cebimden telefonumu çıkardım İrem'i arayıp gelip beni almasını isteyecektim ama şarjımın bittiğini anlamamla bunun imkansız olduğunu anladım. Orman yoluna girmiştim yürüyüş alanıydı ama yağmurun etkisi ve kararmak üzere olan havadan dolayı kimse yoktu. Tabi yürüyecek halimde yoktu. Yürümekten başka çaremde yoktu. Bankın kenarından tutunup dikkatlice kalktım. Başımın dönmesiyle bir kaç saniye bekledim ayakta. Baş dönmem geçince dikkatli adımlarla yürümeye başladım. Deprem oluyordu sanki kulaklarımda ara ara oluşan uğultular kulağımda ağrıya sebep oluyordu. Zaten dikişlerimi hiç katmıyorum bile. Aşırı gerilmiş ve her bir hareketimde aşırı derecede acıyordu.
Evden çok uzaklaşmıştım buralarda taksi falanda olmazdı. Kendimi zorlayarak ağır adımlarla yürümeye başladım. Aslında başta ağrım yoktu ama yağmurdan dolayı dikişlerim yumuşadığı için her hareketimde gerilip acıyordu.
Ne kadar yürüdüm bilmiyorum ama yürüyüş yolundan ana caddeye çıkmıştım. Yağmur tekrar yağmaya başlamıştı ama şiddeti azalmıştı. Başım dönüyordu ve vücudumda hem ağrı vardı hemde titriyordum. Bir an önce bir taksi durdurup eve gitsem iyi olacaktı. Ayakta durmaktan zorlanıyordum ama biraz daha idare edebilecek durumdaydım. Ben bulanık gördüğüm yolda taksi ararken iki araba aynı anda karşı karşıya olacak şekilde firen yapınca korkudan iki adım geriledim. Gözüm ilk Boran'ı gördü koşarak yanıma gelip bana sarıldı. Yüzünü tam seçemiyordum ama sesinden çok endişeli ve öfkeli olduğunu anlamıştım.
"Eflin sabahtan beri seni arıyorum nerelerdesin sen? Telefonunda kapalı cüzdanını da evde unutmuşsun." Bende akılmı bıraktılar sanki. Benden ayrıldı ama elleri omuzlarımdaydı. Hemen montunu çıkarıp omuzlarıma bıraktı.
"Hastasın zaten ne olacak seninle bu inadın."
"Evden çıktığımda yağ-yağm-" ard arda hapşırmaktan konuşamıyordum
"Yağmur yağımıyordu ki." Dedim cümlemi tamamlayarak. Bir an önce evime gidip yatmak istiyordum.
"Boran beni eve götür çok kötü hissediyorum." Gözlerimin kararmasıyla Boran sıkıca sarıldı bana. Tam o sıra da biri beni Boran'ın kucağından sert bir şekilde kedine çekince neye uğradığımı şaşırdım. Beni bir anda çekinde bedenim onun göğüsüne çarpmıştı.Başım göğüsünü bulmuştu. Bu koku, oydu! Ondan uzaklaşmak istemesem de bunu yapmak zorundaydım. Kokusu bile o kadar iyi gelmişti ki tıpkı bir ev sıcaklığı gibi. Kış ortasında dışarıda oynamış ve koşarak ısınmak için eve gelip o sobanın etrafında ısınan çocuk sevinci vardı içimde ama buna bir son vermem gerekiyordu. Ondan uzaklaşmaya çalıştım ama tek koluyla bana öyle bir sarılıyordu ki yüzünü dahi göremiyordum. Bir anda omuzumda ki montu alıp fırlattı yere.
"Sana gerek yok ben varken. Defol git o siktiğimin ağzını dağıtmayayım senin."
"Sen kimsin ki bana git diyebiliyorsun. Sana daha kaç kere anlatmam lazım sevgilimden uzak du-"
"Bir adım daha yaklaş yeminle o ayağını koparıp eline veririm senin." Sesi o kadar ürkütücü çıkıyordu ki korkudan nefes bile alamaz haldeydim.
"Ateş asıl sen büyük bir hata yapıyorsun bırak Eflin'i istemiyor seni daha neyini anlamayacaksın."
"Sana mı soracağım lan ne yapacağımı? Siktir git gözümün önünden belanı siktirtme." İkisinin de yüzünü göremiyordum. Ama ikisinde öfke ve nefretten birbirlerine girmiyorsa sebebi benim burada bayılmak üzere olmamdı.
"Ateş bırak beni Boran ile gitmek istiyorum." Vücudu taş kesildi beni saran kolları bedenimi daha sıkı sarmaya başladı.
Beni kucağına aldığı gibi arabaya bindirdi. İnmek için hamle yaptığım an bana öyle bir baktı ki yutkunarak oturduğum yere sindim. Bu sinirlenince bu kadar korkutucu oluyormuydu ya. Kemerimi takip kapımı örtmesiyle karşılaştığım manzarayla ağzım açık kalmıştı. Sekiz belkide daha fazla araba dolusu koruma vardı ve iki kişi Boran'ın kollarından tutuyordu. Boran onlardan kurtulmaya çalışsada üç insan kalıbında olan adamlardan kurtulması pek mümkün değildi galiba. Şimdi anlaşılıyordu neden beni onun elinden alamadığı. Ateş sürücü koltuğuna geçince hiç beklemeden gaza bastı. Ben onunla hiç konuşmadan başımı cam tarafına çevirmiştim. Klimaları sonuna kadar açmıştı. Arabanın içi ısındıkça mayışıyordum. Ondan kurtulmak imkansızdı ne dersem boştu ve şu an onunla tartışmaya bile halim yoktu. Gözlerim istemesemde kapanmaya başlıyordu. Ne o konuşuyor ne de ben, sessizlik ve sıcak ortam benim uykuya dalmam için çok güzel bir ortamdı ama yanlış kişinin yanında yada yanlış zamanda doğru kişinin yanında mı demeliydim. Gözlerimin kapanmasıyla başımın yana düşmesine izin verdim. Biraz uyusam birşey olmazdı herhalde. Oturduğum yere biraz daha sinince uykunun kollarına bıraktım kendimi. Biraz dinlenip enerjimi toplayayım ona yapacaklarımı biliyordum ben.
Üzerimin ötülmesiyle uykuyla uyanıklık arasındaydım. Araba durmuştu uyanmak istemiyordum. Tam uykuya tekrar dalacakken onun sesini duydum.
"Ne yapacağım ben seninle?" Ne demekti bu şimdi.
"Çok az kaldı Eflin benim olmana çok az kaldı. Seni o piçe yar etmem." Ve bunun gibi bir çok şey söyledi ama duyamadım uykuya o kadar açtım ki geri daldım yarım bıraktığım uykuya. Belki de rüyadır bu duyduklarım. Hasta olduğum için beynim benim böyle sesler duymamı sağlıyordu. Ateş beni sevmiyordu bana takıntılıydı sadece. O onu sevmemi seviyordu beni değil.
Soğuğun tenime değmesiyle ürperdim. Olduğum yerden rahatsızca kıpırdanmaya çalıştım ama bana sarılı olan iki kol buna izin vermedi.
"Şiitt sakin olun uyu hadi." Duyduğum sesle komut almış gibi bir anda hareketlerim istemsizce durdu onun kucağındaydım. Başım omuzundaydı ve hızlı adımlarla yürüyordu.
"Doktor geldi mi?" Bu soru bana değildi.
"Evet efendim oda da hazır sizi bekliyor odada doktor."
"Tamam güvenliği arttırın kuş uçmayacak. Diğer korumalar nerede?"
"Gelmek üzereler efendim."
"Ben sana ben gelmeden burada hazır olacaklar demedim mi Atıf?"
"Abi yol uzak birde trafik olunca."
"Başlatma yoluna da trafiğine de soracağım bunun hesabını bekle sen."
Bu kadar sinirli biri değildi ne ara bu kadar öfkeli ve acımasız olmuştu. Gözlerimi açtığımda başımı omuzundan kaldırdığım an durdu ve bana bakmasıyla burun buruna geldik. Vücudumu saran ısı kalbimin inanılmaz derecede atmasına neden olmuştu. O haylaz gülüşünü görmemle hemen başımı diğer tarafa çevirdim.
"Bırak beni yürürüm ben." İnmek için hamle yapınca sıkıca tuttuğunda beni.
"Uslu dur hastalıktan geberiyorsun hayla yıkılmaz kadını oynuyorsun." Çok biliyordu bay ukala.
"Ya ne alaka indir dedim hem sen kimsin ki beni kafana göre alıp getiriyorsun. Birde üstelik sevg-"
"EFLİN O SİKTİĞİMİN PUŞTUNU AĞZINA ALIP DURMA BAK." Öyle bir bağırdı ki öfkeden gözü dönmüştü adeta. Kolumu farkında olmadan çok kötü sıkıyordu. Hem korkudan hemde acıdan gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Beni umursamadan odaya girip yatağa yatırdı. Elim acıyan koluma gidince elime gelen sıvıyla kanadığını anlamıştım. Ben eve gitmek istiyordum. Gözleri kana bulanan elime bakınca öfkeli gözleri yerini pişmanlığa bıraktı. Bu sefer öfkesi kendineydi. Gözlerini kapayıp derin bir nefes alıp geri verdi ve gozlerini geri açtı. Tam eğildiği sırada korkudan istemsizce geriye çekildim.
Bu davranışım onu dumura uğratmıştı. Taş kesilmişti adeta.
"Uzak dur benden korkuyorum." Dedim titreyen sesimle. Çok ürkütücü duruyordu. Öfkeden kızaran yüzü kaslı vücudunun da beliren damarlar seri bir katili andırıyordu. O bakışları, o aşık olduğum ömür boyu kaybolmayı dileğim gözlerinde şimdi delice korkuyordum. Hayla öfkeliydi bunu hızlı hızlı inip kalkan göğüs kafesinden anlayabiliyordum. Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Gözlerimiz buluştuğu an hemen kaçırdım.
"Eflin yapma böyle." İnanamıyormuşçasına çıkan sesinden ondan korkmamı sindiremediğini anlamıştım.
"Ben sana asla zarar vermem bunu nasıl düşünebilirsin!" Yalancı canımı tek yakan oydu halbuki ki.
"Eve gitmek istiyorum." Dedim kendimi daha iyi hissediyordum. Biraz üşüyordum birazda ağrım vardı sadece. Eve gidebilecek kadar iyiydim.
"Bu halde hiç bir yere gidemezsin. Önce doktor muane etsin üzerini değiştir birşeyler ye sonra dinlen ondan sonra bakarız duruma göre." Ne diyordu bu ya ben burada kalmak istemiyordum.
"Ya sen nesin? Kafana göre karşıma çıkıyorsun ondan sonra sıkılınca bana aptalsın yoluna bak diyorsun. Neyim ben elinde ki bir oyuncak mı? Gel diyince gelecek git diyince gideceğim." Beni böyle görmesini sinirimi bozuyordu.
"Valla benimle gelirken halinden pek memnun gibiydin hiç itiraz etmedin." Sen ciddimisin dercesine bakıyordum. Şaşkınlıkla gözlerim kocaman açıldı.
"Aaa yalana bak beni tehdit ettin bakışlarınla korkuyorum sen öyle bakınca." Sona doğru sesim kısılmıştı ve bakışlarımı ondan kaçırdım.
"Ya sabır, valla böyle diklendiğine göre pek korkmuşa benzemiyorsun ama." Hiç bir şey diyemedim. Çünki yine sinirlenmişti.
"Doktor muane et diyecem de bunun çenesi açıldığına göre hiçbirseyi yok ama sen yinede bir bak birde üzerini değişmesine yardım et." Kırkların sonunda olan kadın doktor başını onaylar şekilde salladı. Ateş bana bakıp sabır dilercesine ofladı.
"Sakin olacağım delirmeyeceğim. Evet bunu yapabilirim." Odadan çıktığı an hemen yalvaran gözlerle doktora baktım.
"Yardım edin bana, ben evine gitmek istiyorum telefonunuzu verirmisiniz babamı aramam gerekiyor." Beni bunun elinden kurtaracak tek kişiydi babam.
Kadın doktor üzgünüm dercesine baktı gözlerimin içine baktı.
"Malesef benim de telefonumu aldılar gelirken."
Oflayarak önüme döndüm işini sağlama almazsa olmaz zaten.
"Peki buradan gidince size bir numara versem o numarayı arasanız yerimi söyleseniz olur mu?" Masumca yalvaran gözlerle baktım.
"İnanın çok isterdim ama beni evimden aldılar ve gelirken gözlerimi bağladılar yolu bilmiyorum. Benim çocuklarım var onların iyiliği için sana yardım edemem anla beni lütfen." Son ümidim de yıkılmıştı. O manyağın beni bırakacağı yoktu. Boran görmüştü o mutlaka İrem'e söylerdi. İrem beni mutlaka bulur ve babama haber verirdi evet evet kurtarırdı.
Doktor muane ettikten sonra üzerimi değiştirmeme yardım edip çıktı odadan. Allahtan dikişlerim zarar görmemişti.
Zaten hayla neden iyileşmediğini anlamıyordum. Doktorun çıkmasıyla yerimden kalkmamla içeri giren Ateş'in sesiyle ofladım.
"Oo hemen ayaklanmışız ama hiç deneme derim ben." Gözlerimi devirerek bıkkın bir şekilde baktım.
"Ateş zorlama eve gideceğim herşey için teşekkürler." Tam yanından gidecekken kolumdan tuttu ve beni durdurdu.
"Eflin gidemezsin diyorum neyini anlamıyorsun? Hem burası şehir merkezine çok uzak taksi falanda geçmez akşam oldu zaten dinlen bugün yarın ben seni bırakırım evine." Gözüm duvarda ki saate kaydı. Yirmi üç kırkbeşti. Ben o kadar uyumuşmuydum yaa evden çıktığımda öğlen iki gibiydi.
"Senin amacın ne Ateş? Bana senden uzak durmamı istemiştin ama bu sefer de sen hep karşıma çıkıyorsun." Cidden ne yapmaya çalışıyordu. Benim aklımla oynamaya çalışıyorsa bunu çok güzel başarıyordu.
"Hiç bir şey yaptığım yok geçmişe dayalı bir geçmişimiz var seninle. Seni o halde elin itiyle bırakacak halim yoktu herhalde. Sende ki de iyi cesaret daha iki gündür tanıdığın birine bu kadar güvenmek akıl işi değil."
"Boran benim üniversiteden arkadaşım Ateş ayriyeten eski sevgilim tanıyorum yani." Dedim kolumu onun kolundan kurtararak. Duyduklarına hiç bir tepki vermeden gözlerimin içine öyle bir baktı ki korkudan gözlerimi kaçırdım.
"Bakıyorum da sözünden döneli çok olmuş Eflin." Duyduklarımla beynimden vurulmuşa döndüm. Gözlerim gözlerini buldu. Gözlerinde o kırılmayı gördüm. Gözlerimin dolmasına engel olamadım.
"Sözünden dönen ben değil sendin Ateş beni o yangında o cehennemde senin yokluğuna mecbur bıraktın. Bir anda ortadan kaybolan sendin. Ben bu zamana kadar ne oldu başına ne geldi diye düşünmekten kafayı yeme derecesine geldiğim anların hiç birine şahit olmadın sen. Ben mecburiyetten gitmiştir. Beni bir anda bırakıp giden biri değildir diye kendimi kandırırken sen çoktan hayatına devam etmişsin bile. Seni aramadığım tek bir yer bile kalmadı ama sen bırak bana ulaşmaya aklına bile gelmemişim. Söyle şimdi Ateş kim sözünde durmadı." Titreyen sesimle beraber sol gözümden bir damla yaşı hızlıca sildim. Sinirden gülümsedim. Gülümsemem acı bir gülümsemeye döndü. Cidden benden hesap sormaya hakkı varmıydı? Konuşmak için ağzını açtı ama geri kapandı. Yoktu konuşmaya hakkı bile yoktu.
"Bak senin bile açıklama yapacak kelimelerin yok. O yüzden Ateş bana hesap sormaya hakkın yok." Arkamı dönüp sakinleşmeyi bekledim. Canım yanıyordu kendime bile itiraf edemediklerimi onun yüzüne söylemek kalbimi çok acıtıyordu.
Yönümü ona dönemeden cama doğru gidip camı açtım. Hava gitmeyen ciğerlerime oksijen göndermeye çalıştım ama olmadı boğazımda ki o koca düğüme takılıp kaldı. Onun yüzünü dahi görmek istemiyordum. Ama ona içimi dökmek o yokken onsuz ne kadar kötü olduğumu onun dönüşüyle hayata döndüğümü ama bana o yoğumbakım da dedikleriyle beni o karanlığa nasıl hapis ettiğini dünyamı nasıl başıma yaktığını bilmesini istiyordum.
"Bana can çekişirken bile aptalsın kendi hayatına bak diyen sendin. Haklısın ama ben aptalım tekiyim. Seni dinledim ve hayatıma baktım. O yüzden hayatıma onu aldım ve Boran ile de gayet mutluyum. En azından beni seviyor onun sevgisini hissedebiliyorum." Yönümü Ateş'e çevirdim. Gözlerinde o duyguyu aradım sevgiyi ama yoktu. Yine donuk bir ifadeyle bana baktı. Her zaman ki gibi hep duygularını saklıyordu. Bana karşı ne hissettiğini hiç bir zaman anlamama izin vermiyordu. Bana güvenmiyordu bunu hep hissetimişti bana. Canımı yakan bir diğer şeyde buydu zaten. Eskiden de hiç birşeyini bana anlatmazdı zorla bir iki kelime öğrenirdim. Ne kadar salakmışım.
"Biliyormusun Boran sayesinde senin beni gerçekten hiç sevmediğini anladım. Sen benim seni sevmemi sevmişsin. Sen benim sana olan duygularımı sevmişsin ama beni hiç sevmemişsin Ateş. Ben kendimi kandırmışım. Ben sevilmenin ne demek olduğunu ilk senden öğrendim sandım. Çünki ben ilk seni sevdim sevilmeyide senden öğrendim ama yanlış öğrenmişim. Ben sevilmek ne demek Boran sayesinde öğrendim." Boran'ın adı ağzımdan her çıktığında öfkesi daha da artıyordu. Yumruk olan elini o kadar sıkıyordu ki parmaklarının boğumları bembeyaz olmuştu. Omuzlarım düştü acı içinde bu yenilgiyi kaybettiğimi kalbim anlamıştı ama canım hiç bu kadar yanmamıştı. Başımı yana düşürüp acı bir tebessümle baktım gözlerinin içine.
"Keşke hiç çıkmasaydın karşıma Ateş keşke seni hep mecburi olduğu için gitti diye bilseydim. Kalbimde hep öyle kalsaydın. Ama meğer sen seni o karanlıktan kurtarmaya çalışan kişiden kaçmışsın ve bakıyorum da o karanlığın lideri olmuş öyle karşıma çıkmışsın." Ağlamamak için dirensemde gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.
"Hiç birşey düşündüğün gibi değil Eflin."
"Anlat o zaman anlat ki bende bileyim yanlış düşündüğümü."
"Zamanı değil ama zamanı gel-"
"O zaman hiç bir zaman gelmeyecek gelse bile artık çok geç Ateş. Çünki artık hayatında ben yokum sen o karanlık dünyayı seçerek beni hayatından çoktan çıkarmışsın. Hatırlıyormusun bana o son buluştuğumuz gün seni asla bırakmayacağım demiştin. Bende sana sen o karanlık dünyadan uzak durduğun sürece ne olursa olsun beni sevdiğini bileceğim ve seni asla bırakmayacağım diye sana söz vermiştim." Acıyla gözlerini kapayıp ve arkasını döndü. Duymak istemiyordu ama ben bu gerçekle yüzleştiysem o da yüzleşecekti.
"Bu konuşma çok saçma yere gidiyor sabah konuşuruz sakin kafayla."
Tam kapıdan çıkacakken o son can alıcı cümleyi söyledim.
"Sen beni kendi ellerinle Boran'ın kollarına ittin Ateş. Ben ne kadar olmaz desemde, ben ölümle savaşırken sen o savaşın içinde beni ölümün kollarına atarak tüm geçmişimizi yakıp yok ettin. Bu saatten sonra da ne yaparsan yap hiç bir şey eskisi gibi saf temiz kalmayacak. Sen benim için sokaktan geçen herhangi biri gibisin artık." Şimdi değil Eflin şuan yıkılamazsın! Omuzları gerildi avucunda ne vardı bilmiyorum ama kanadığını görmek yüreğimi dağlamıştı. Tam ona doğru bir adım atmıştım ki kendimi zor da olsa durdurdum.
"Sende bitmiş olabilir ama bende daha herşey yeni başlıyor Eflin. Herşey yeni başlıyor. Uyu dinlen iyi geceler." Kapıyı sert bir şekilde kapayıp gitmişti. Kapının kapanmasıyla bir kaç saniye yada dakika ne kadar öylece kaldım bilmiyorum ama olanları sindirmem uzun sürmüştü. Duygularım bile donmuştu adeta. Hiç bir tepki vermez durumdaydım. Ağır adımlarla odanın kapısına doğru ilerledim kapıyı arkadan kitleyip sonra yönümü banyoya yöneltim banyoya girip kapıyı kapatıp arkadan kitledim. Her hareketim çok ağır bir şekildeydi. Küvetin musluğunu açıp dolmasını beklerken üzerimi çıkardım. Dolan küvette içine girdim. Su sıcakmıydı soğukmuydu hissedemeyecek kadar kötü durumdaydım. Sadece avazım çıktığı kadar bağırmak ağlamak istiyordum. Ama onunda duymasını istemiyordum.
Suyun içine girip vücudumu komple suya soktum başımı da sokup tüm gücümle bağırdım. Ama bu bile içimde ki o kor acıyı söndürmeye yetmedi. Su bana iyi gelen tek şeyken o bile bu halime iyi gelmiyordu.Ben o sevgiyi Boran dan değil Ateş'ten görmek onda hissetmek istiyordum. Ama o bundan çok uzaktı. Bugün o söylediklerime rağmen susması hepsini kabul ettiğinin kanıtıydı. Ama benim buna mutlu olmam gerekirdi değil mi? Onun hakkında düşündüklerim doğru çıkmıştı. İrem söylediklerinde çok haklıymış. Ama ben neden acı çekiyordum. Benim bir an önce buradan ve ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Hemde hemen!
Duşta biraz daha kalıp ağladıktan sonra çıktım ve üzerimi değiştirdim. Saçlarımı kurutmadan tarayıp serberst bıraktım. Montumu giyip çantamı da aldıktan sonra odadan çıktım. Gecenin ikisiydi ve büyük ihtimal uyuyordu. Merdivenlerden dikkatli bir şekilde inerken onun sesini duymamla adımlarım durdu. Biriyle konuşuyordu.
"Tamam canım bir şeye ihtiyacın olursa direk ara beni ve dikkatli ol." Telefonla konuşuyordu.
"Bende seni seviyorum birtanem. Kendine çok dikat et." Sevgilisi mi vardı?
"Geleceğim ama ufak bir işim var. Evet evet onu halledip geleceğim." Nasıl yani sevgilisi mi vardı? Dizlerimin bağı çözüldü. Dengemi kaybedip tam düşecekken duvardan destek alıp olduğum yere çöktüm.
"Ufaklığı öp yerime çok özledim onu da en kısa sürede geleceğim yanınıza dikat et oğluma." Oğlum mu ne diyordu bu böyle! Duyduklarımla kulaklarımda inanılmaz derecede bir çınlama oluştu. Evliydi ve birde çocuğumu vardı yani. Zamanı gelince dediği bumuydu yani?
"Tabi ki oğlum benim o hadi neyse kapatıyorum." Adım sesleri benim olduğum yere doğru geliyordu. Ama ben şoktan kala kalmıştım. Sesim çıkmasın diye iki elimle ağzımı kapattım. Gözlerimden yaşlar durmaksızın akıyordu.
Hızlıca yerimden kalkıp titreyen vücudumu zorda olsa yerden kaldırıp odaya geri döndüm. Hemen montumu çıkarıp çantamla birlikte tekli koltuğun üzerine bırakıp yatağa girdim. Gözlerimi kapattım ve nefesimi düzene soktum. Göz yaşlarımı hızlıca sildim. Kısa süre sonra odamın kapısı yavaşça açıldı. Adım sesleri baş ucumda durunca nefesimi tutma derecesine geldim. İçimde öfke, hayal kırıklığı ve inanılmaz bir acı vardı. Bana neden bunları yapıyordu. Benimle böyle bir oyuncak gibi oynamak onun vicdanını hiç mi sızlatmıyordu?
Şuan onun yüzüne sert bir tokat atmamak için kendimi zor tutuyordum. Evliydi ve bir çocuğu vardı. Karısını işlerim var diye kandırıp beni bu eve zorla getirmişti. Ne bekliyordu bu pislik kendine harem kurmayı mı? Neden sürekli biraz daha bekle dediğini şimdi anlıyordum. Gözlerimin dolmaması için büyük bir çaba veriyordum adeta.
"Saçlarını yine kurutmadan uyumuş. Bir insan hiç mi değişmez ya." Sanane benim saçlarımdan acaba sen git oğlunun karının saçlarıyla ilgilen adi köpek.
Saçlarımda hissetiğim havluyla kalbim yerinden çikacakmışçasına deli gibi atıyordu. Saçlarımı kurutuyordu. Ama benim böyle hissetmemem gerekiyordu.
Sessizce saçlarımı kuruttu üzerimi biraz daha ötüp kısa bir süre öylece baş ucumda durdu. Ne zaman gidecekti bu. Sandalyeyi yanıma kadar getirdiğini seslerden anlayabiliyordum.
"Yine o patavatsız ağzını tutamadın değilmi? Canın yandıkça can yakma huyun hiç değişmemiş." Histerik bir gülme sesi duydum.
"Biliyormusun bu halini bile çok özlemişim. Ben sana ait olan herşeyi çok özlemişim Eflin bunu seninle karşılaştığım ilk gün anladım. Seni bulmuşken kaybetmeye hiç niyetim yok. Bunun için vazgeçmem gereken ne varsa vazgeçerim." Ne yani karısını boşayacakmıydı. Benim için hemde. Buna asla izin veremezdim. Benim yüzümden o küçük çocuğa bunları yaşatmaya hakkım yoktu. Ne kadar baş ucumda kaldı bilmiyorum ama benim kaçma planım başlamadan bitmişti. Uykuya ne zaman daldığımı bile hatırlamıyordum. Ne yapacaktım ben şimdi beni nasıl bir şeyin içine sağlı Ateş. Allahım kalbime nasıl bir aşkı soktun? Ben nasıl savaşacağım bu sevdayla. Hele ki son duyduklarımla nasıl başa çıkacaktım. Çok ağırdı hemde çok ağır...
Veee bölüm sonu yorum ve oylarınızı eksik etmeyin canlarım. O güzel düşüncelerinizi çok merak ediyorum.💫❤️
Bu arada canlarım yayınlama günü değişti duyuru olarak paylaştım ama buradan da söylemek istedim. Pazar günleri gelecek bölüm. 20:30 da, gün içerisinde daha erkende paylaşabilirim en geç bu saat olacak. Tabi acil bir durum olmadığı sürece malum en son böyle dediğimde başıma gelmeyen kalmamıştı hastane polis yolunda gidip gelmiştim.
Görüşme üzere. 💖🥰
SEVİLİYORSUNUZZZ...💋🦋🌼
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |