11. Bölüm

11.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

 

Hayat; sen hayaller kurarken insana gülermiş. Ve biz insanlar hayatın bize kurduğu o yörüngeyi fark ettiğimiz an dünyamız başımıza yıkılır. Bende tam o evredeydim. Dünyam başıma yıkılmıştı. Ben hiç bir yere sığamıyorum canım öyle yanıyordu ki ruhum bile bu acıyla uyumama izin vermemiş gördüğüm kabusla sıçrayarak uyanmıştım. Korkuyla etrafıma bakındım kan ter içinde uyandığımdan nefes nefeseydim. Yine o kabusu görmüştüm çok kötüydü. Ateş kanlar içinde diken gibi görünen sivri demirlere saplanmıştı. Anlımda biriken teri elimin tersiyle sildim. Kabustu evet kabustu.

Sandalye de uyuyan Ateş'i görmemle yüzümde istemsizce gülümseme oluştu. Üzerini örtmek için tam yerimden kalkacakken yüzüme tokat gibi çarpan gerçeklerle olduğum yere çakılı kalmıştım. Baş ucumda bir sandalyede oturur vaziyette uyuyordu. Kollarını göğüsünde bağlamış başı yana düşmüştü. İyiydi yaşıyordu o iyiydi evet yaşıyordu. Yüzümü sert bir şekilde sıvazladım. Omuzumu unutarak yaptığım bu şey acıdan inlememe neden olmuştu. Son anda inlememi bastırdım. Yataktan ses çıkarmamaya dikat ederek ayaklarımı yere sarkıtıp sakinleşmeyi bekledim. Yine hastanede gördüğüm rüyayı görmüştüm. Çok gerçekçiydi ve çok can yakıcı. Komidinin üzerinde duran bardaktaki suya uzanıp tek bir dikişte bitirdim. Suyu içerken tuttuğum nefesimi geri verince o korku azda olsa uzaklaşmıştı. İyi gelmişti bu su bana. Gözüm karşı duvarda ki saate kaydı sabahın körüydü, beşi yirmi geçiyordu. Hava çok hafif aydınlanmıştı. Uyuya kalmıştım ve bu ruh hastası başımda mı beklemişti. Ona karşı duyduğum öfke ve hayal kırıklığı benim nefesimi kesiyordu. Gözümden akan bir damla yaşı hızlıca sildim. Uyandığımdan beri ayırmadığım bakışlarımı ondan çektim. Dikkatlice çantamı ve montumu aldım ve odadan çıktım. Benim hemen bu evden çıkmam gerekiyordu. Evden hızlıca çıktığımda bir yığın korumayla karşılaşınca nutkum tutulmuştu. Kapıyı açmamla hepsi aynı anda bana döndüler. Ceketlerinin önünü ilikleyip ellerini önlerinde bağladılar. İçlerinden biri hızlıca koşup yanıma geldi. Göz teması kurmamak için yere bakması beni saşırtmıştı.

"Buyrun Eflin hanım bir şey mi istediniz?"

"Taksi çağırırmısın bana eve gideceğim."
Tüm korumalar bu dediklerimle birbirine baktılar.

"Şey efendim Ateş beyin haberi var mı bu durumdan." Oflayarak gözlerimi devirdim.

"Evet var gideceğimi biliyor. Şimdi bana taksi çağırıyormusunuz ben kendim mi bulayım!"

"Olur mu öyle şey biz sizi bırakalım hemen. Buyrun lütfen Eflin hanım." Eliyle ileride ki siyah cipi gösterdi. Ardından adamlardan biriyle göz teması kurup gözleriyle bir şey söyledi ama anlamadım. Adam başını sallayıp hemen yanımdan uzaklaştı. Ben de hızlıca cipe doğru ilerledim ve arabaya bindim. Ama adam olduğu yerde duruyordu kapıyı açtım. "Hadi neyi bekliyorsun?" Dedim sitem edercesine.

"Hemen geliyorum efendim." Dedi. O manyak uyanmadan buradan gitmeliydim.
Kapıyı kapatmamla kapının kitlenmesi bir oldu. Şaşkınlıkla adama baktım. Daha yeni eve giren adam şimdi bana arabaya binmemi söyleyen adamın yanındaydı ve ona birşeyler söylüyordu. Ben daha ne olduğunu anlamadan evin kapısından Ateş öfkeyle çıktı. Uykuluydu ama öfkesi çok netti. Bütün adamlar sıraya geçip hazır olda beklediler. Hepsine teker teker öfkeyle bakıp başıyla dağılın işareti yapınca adamlar yerlerine geri geçti. Ama korkuları yüzlerinden anlaşılıyordu. Bu da neydi şimdi neyin korkusuydu bu? Bir anda gözleri benim olduğum yeri buldu ve gözleri gözlerimi buldu. Bana öfkeyle bakıyordu. Bende ona meydan okurcasında bakıyordum. Arabanın yanına gelmesiyle koruma arabanın kilidini açtı. Ateş göz temasını bir saniye bile kesimiyordu. Korkmuyorum desem yalan olurdu. Onun öfkeli halinden deli gibi korkuyordum. Sanki bir canavar onun bedenini ele geçiriyordu. Kapıyı sert bir şekilde açmasıyla istemsizce korkudan geriye çekildim.

Uzun bir süre beni inceledi. Aklından ne geçiyordu hiç bir fikrim yoktu ama hiç iyi şeylerin geçmediği çok açıktı.

"Ne! Ne bakıyorsun öyle?" Dedim ürkek bir sesle.

"Nasıl bakıyormuşum sana?"

"Seri bir katilin kurbanını öldürmek üzere olduğu gibi bakıyorsun." Bu dediklerim onu güldürmüştü ama o iki yana kıvrılan dudaklarına son anda hakim olarak o sert yüz hatlarını yumuşatmadı.

"Hayatında kaç tane seri katil gördün de böyle bir düşünceye vardın Eflin?" Bu bakışları kim görse böyle düşünürdü.

"Filim ve dizilerden gördüm. Hem senin bu halini bir çocuk bile görse aynı düşünürdü emin ol." Tek kaşını kaldırdı. Demek öyle dercesine.

"Evime gitmek istiyorum. Bana sabah gidebilirsin dedin bak sabah oldu şimdi kapat kapıyı o adam beni evime bıraksın yoksa taksiyle giderim."

"Bu saate buradan taksi falanda geçmez."

"Bende yürüyerek giderim o zaman." Benim gitmeme izin vermeyecekti değil mi? Tam arabadan indiğimde kolumdan tuttu.

"Kahvaltı yap ilaçlarını iç ben götürürüm seni." Yalancı.

"Nedense sana hiç inanasım yok. Hayatın yalan üzerine kurulu olduğu için her kelimen bana yalanmış gibi geliyor." Gözlerini kapayıp derin bir nefes alıp geri verdi.
"Beni bu kadar çabuk sinir etmeyi nasıl başarıyorsun cidden hayret ediyorum Eflin. Seni bırakmak istemezsem bırakmıyorum derim ve sen hiç bir şey yapamazsın bu bir. İkincisi senin istemediğin bir şeye mecburi olmadığım sürece seni zorlamam. İnat etme dünde birşey yemedin zaten. Kahvaltıdan sonra söz bırakacağım seni." Doğrumu söylüyordu cidden. Bakışlarından dogru söylüyormuş gibi geliyordu ama ama bu bir yanıltmada olabilirdi.

"Bak söz verdin yeminle bu evi başına yıkarım senin." Dedim tehdit edercesine.


"Allahım sen bana sabır ver. Tamam Eflin hadi Eflin hadi Gülüm eve geç hadi." Gülüm mü demişti o bana. Kalbim delicesine atmaya başlamıştı. O da sonda ne dediğini yeni fark ediyor olmalı ki nasıl tepki vereceğini bilemedi. İstemsizce yüzümde gülümseme oluştuğun da onun evli ve çocuklu olduğu aklıma gelince gülümsemem aniden soldu ve gözlerim doldu. Böyle bir adam değildi. Babası annesini sürekli aldatan biriydi Ateş bana 'ben asla onun gibi olmayacağım' derdi. Ama şimdi bakıyorumda babasına çok benziyordu. Benim bu ani duygu değişimime şaşırımıştı.

"Eflin ne oldu iyimisin?" Sesinde ki ve yüzünde ki endişe benim moralimi daha çok bozuyordu. Hızlıca arabadan uzaklaşıp eve doğru yürüdüm.

"Biran önce buradan gitmek istiyorum. Şu zıkımı yiyip gideceğim." Arkamda duyduğum adım sesleriyle benimde adımlarım hızlandı. Odaya gidip kapıya yaklaşan Ateş'in suratına kapattım ve kapıyı kilitledim.

"Eflin ne yapıyorsun aç şu kapıyı." Sinirleriyle sabah sabah baya oynamıştım. Deliriyordu resmen, sesi öfkeden boğuk çıkmış kendini zor tuttuğu çok belliydi. Oh iyi oldu o da benim duygularımla oynuyordu. Biraz da onun dengesi bozulsun.

"Kahvaltı hazır olana kadar yüzünü görmek istemiyorum. Hazır olunca çağırırsın yada dur kahvaltımı çalışanlardan biri odama getirsin burada tek başıma yemek istiyorum."
"Oldu başka emriniz varmıydı?" Onun bu kadar öfkeli olması umrumda bile değildi. Evet korkuyordum bu halinden ama ona olan öfkem onun bana duyduğu öfkesinden daha büyüktü. Bu da korkumu bastırıyordu.

"Hayır yok çekilebilirsin." Dedim sanki evde çalışan birine söyler gibiydi cümlelerim.
Tam yatağa doğru bir kaç adım atmıştım ki yüksek bir gürültüyle irkildim. Korkudan iki üç adım geriye doğru hızla geriledim. Neredeyse kapı üzerime düşecekti.
Gördüklerimle dehşete düştüm. Hayvan adam kapıyı tek bir hamleyle kırmıştı. Kapı menteşelerinden kırılmış ve yere düşmüştü. Şok içerisinde bir yerdeki kapıya bir de deli boğa gibi öfkeden soluyan Ateş'e bakıyordum. Korkudan dilim tutulacaktı neredeyse. Dehşet içerisinde olanları sindirmeye çalışıyordum.

"Hayvan ya kapının arkasında-" Hızlıca yanıma gelip kolumdan sertçe tuttu. Öfkeden deliye dönmüştü adeta.

"Bana bak sabrımı fazla zorluyorsun Doktor haddini aşma yoksa olacaklardan ben sorumlu olmam anladınmı beni? Bana hizmetçi muamelesi yapamazsın analdın mı beni!" Hem suçlu hem güçlü Allahım kafayi yiyeceğim.
Kolumu sertçe çekip elinden kurtardım. Öfkeyle ona baktım.
"Asıl sen benim damarıma basma beni zorla burada tutuyorsun. Evime gitmek istiyorum diyorum bana türlü türlü bahaneler uyduruyorsun. Başlarım senin yemeğine de kahvaltınada sanada. Ne bu ya benim bir hayatım var anladın mı beni. Senin de bir hayatın var bir ailen var herkes kendi hayatıyla ilgilensin. Ve lütfen bak lütfen diyorum bir daha benim hayatıma burnunu sokma ve çık hayatımdan Ateş."

"Nah çıkarım geç onları sen, benim karşıma çıkan ilk sendin. Ve bu saaten sonra da o dediğin zor olur. İster evi başıma yık ister dünyayı ama senden vaz geçmem!" Son kelimenin üzerine vurgulayarak söylemesi arsız kalbimi yine uyandırmış deli gibi atmasına sebep olmuştu.


"Ama ben senden vazgeçtim ve seni artık istemiyorum hayatımda. Çocukken ki o saçma sapan duygular yok artık."

"O senin sorunun beni ilgilendirmez." Ellerini cebine koyup rahat bir tavır takındı. Allahım insana kafayı yedirir bu deli. Daha yeni öfkeden deliye dönen adam gitmiş yerine sakin ve umursamaz biri gelmişti. Derin bir defes aldım delirmemek için.

"Bak Ateş dün de söyledim bana aynı şeyleri tekrarlatıp durma. Çocuktuk biz seninle el ele bile tutuşmadık hiç. Çünki sen beni sevmiyordun bile sadece senin tüm o deliliklerini normaleştiren tek bendim. Sen o yüzden benim yanımdaydın. Şimdi büyüdük ve ikimizde o küçük çocuk değiliz. Bırak gideyim böyle yaparak işleri zorlaştırıyorsun sadece." Omuzlarım düştü gözlerim dolmaması için büyük bir çaba içerisindeydim. Odanın tavanına diktim gözlerimi ağlamamak için.
Yorulmuştum artık yılların vermiş olduğu yorgunluk vardı ruhumda ve bedenimde onu o kadar uzun zaman bekledim ki o kadar farklı hayal etmiştim ki bu kavuşmayı ama öyle olmadı onun bana gelişi büyük bir yıkımdı. Ben o enkazın altından kalkmaya çalıştıkça o buna engel oluyordu. Ben zaten zor kabulleniyorum tüm bu olanları, canımın acısından zor nefes alırken o işleri daha bir çıkmaza sokuyordu. Biz imkansızdık artık o evliydi bir de oğlu vardı. Belki de karşılaşmasaydık o şuan ailesinin yanında mutlu bir şekilde duruyor ve oğluyla ilgileniyor olurdu. Benim yüzümden o çocuğa baba özlemi çekmesi çok acımasızcaydı. Bu benim yapacağım bir şey asla değildi.

"Asıl sen bir inat uğruna hayatını karartıyorsun. Nasıl biriyle birliktesin haberin bile yok."

"Sanane Ateş sanane benden ya kimle olursam olurum. Belki ben Boran'ı öyle kabul ediyorum. Hem emin ol senden daha karakterli Boran."

"Eflin beni delirtme işler sandığın kadar basit değil ben sana bana zaman ver diyorum sen gidip o piçle sev-" gerisini söyleyemedi. Öfekesi had safadaydı delirmişti adeta. Onunla benim adımı bile yan yana getirmek onu böyle delirtiyorsa. Aklımdakileri uygulayınca ne halde olacak işte bunu merak ediyordum. Benden uzak durmasını sağlayacak tek şey yapacağım şey olacaktı. Ama ilk önce buradan kurtulmalıydım.

"Tamam bak kahvaltı yapalım ilaçlarımı içip gideyim olurmu bu konuşma bir yere varmayacak belli oldu. Unut gitsin konuştuklarımızı." Benim bu dediklerim onu durgunlastırdı. Gözlerime dikkatli bakınca hemen kaçırdım gözlerimi. Beni gözlerimden okuyordu resmen buna izin vermeyecektim. Eskiden de arkasından birşeyler çevirmeye kalksam hemen gözlerimden anlıyordu ve şuan da öyle yapıyordu.
Bana sen ne haltlar karıştırıyorsun dercesine bakiyordu.

"Eflin bir şeyler var aklında. Dün de kaçmaya çalıştın başında beklememe rağmen kaçmayı denemeye devam ettin. Benden bu kadar nefret etmenin nedeni ne tamam sana o kelimleri söyledim ama sonra sana aşık olduğumu anladım. Pişmanım diyorum sana neden beni bir anda silip atıyorsun? Geçmişimizi bir anda silip atamazsın bizim seninle mazimiz çocukluğa dayanıyor geçmişi bu kadat kolay silemezsin! Sende beni seviyorsun bunu biliyorum." Duyduklarımla bakışlarımı ani bir şekilde ona çevirdim. Ne demişti... ne demişti?
Bana aşıkmış! Bana aşık mı? Yok ya takıntı yaptığı için söylüyor bunları. Hem o evli nasıl evli biri başka birine aşığım der ki.
Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemez haldeydim. Ona inanmak için nelerimi feda etmezdim şuan ama bana olan takıntısından dolayı bunları söylediğini bilmek kalbimi acıtıyordu. Bana benden bu kadar kolay gidemezsin diyordu. Ama ben ondan hemen gitmedim ki kos koca yıllarımı aldı ondan gitmek. Tabi son olanlarda o bağın kopması için son hamleydi.

"Ateş bak şuan konuşmanın ne yeri ne zamanı beni evime bırak yada beni bırak ben kendim gideyim." Bu konuları konuşmak istemiyordum canım yanacak ben yine karşısında acizler gibi ağlayacaktım. Gözlerinde gördüğüm öfeke bir adım geri atmama sebep olmuştu. Neydi bu sinir şimdi bana yıllarca yaşattığını ben ona bir kaç gün yaşattınca dayanamadı galiba. Yada egosunun sarısılması onu sinirlendirmiş olmalıydı.

"Bu andan daha iyi bir ortam olamaz Eflin. Bugün bu konu konuşulacak ve bir sonuca bağlanacak. Senin aklında başka şeyler dönüyor beni hayla sevdiğini gözlerinden anlayabiliyorum. Unutma Eflin gözler yalan söylemez." Çok biliyordu haspam.
Bir anda kolumdan tutup beni sürüklemeye başlayınca korkuyla kolumu elinden kurtarmaya çalıştım. O kadar sıkı tutuyordu ki kolumu acıttığının farkında bile değildi.

"Ateş ne yapıyorsun bırak beni konuşulacak bir şey yok ben sana kararımı söyledim. Zorlama lütfen ikimiz içinde hiç iyi olmaz." Bir an da koridorun ortadında durdu ve hiç geçmeyen öfkesini bana çevirdi. Gözlerinde ki öfke sinirden değildi bu sefer kaybeymişliği kabullenmek zorunda olmasıydı. Canım yanıyormuydu evet hemde nefesimi kesecek kadar yanıyordu. Hemde ondan daha çok yanıyordu. Bunu bilse bu halinden utanırmıydı acaba ona hesap sorması gereken benken hiç hakkı olmadan o bana hesap sormaya çalışıyor ve bana bir şeyleri kabulendirmek istiyordu. Dışarıdan biri benim bu duruşumu görse vurdum duymaz dik başlı ve Ateşi'in bu hallerinden usanmış biri derdi ama içimde ki o acıdan kul olmuş ruhu bir ben bir de Rabbim görüyordu.
Hıçkıra hıçkıra ağlamama ramak kalmıştı. Vücudum acıdan titriyordu ama dışarıdan gören biri sinirden titriyorum sanırdı. Keşke sevgisi takıntı değilde gerçek olsaydı.
O zaman herşey daha güzel olurdu.
Tükenmiştim tüm olanlar beni mahvediyordu.

"Yeter artık lütfen dur lütfen. Anlamıyormusun Ateş senin ki sevgi yada aşk değil sadece bir takıntı. Sen benim seni sevmemi seviyordun ve o sevgi bir anda kaybolunca sen sana olan aşkıma o kadar alışmıştın ki tekrar karşılaştığımız da o aşkı geri bulacaksın sandın ama öyle olmadı. Bu da seni yanlış duygulara itti. Sen benim için geçmişten tanıdığım herhangi birisin artık anla bunu. Bırak beni lütfen eve gitmek ve kurmaya çalıştığım o düzeni kurmak istiyorum." Eli kolumu bırakınca kolum boşluğa düştü.
Hiç bir şey demedi sadece uzun bir süre gözlerime baktı. Sanki orada birşey arıyordu ama bulamamış olmalı ki gözleri doldu. Bu hali canımı yaksada dik duruşumu bozmadım. Tabi bunu ne kadar başarabilirim bilmiyordum. Tam konuşacakken nolur zorlama dercesine yalvaran gözlerle baktım. Öfkeyle yanımdan uzaklaştı ve gözden kaybolana kadar arkasından öylece bakakaldım. Merdivenlerden indi ve veren çıkıp gitti. Ayaklarım titriyor ve bedenimi taşıyamaz hale gelmişti. Dizlerimin üzerine çöküp tuttuğum tüm göz yaşlarımı akıttım. Gitmişti işte istediğim olmuştu. Hayatımdan çıkmasını istedim ve çıktı. Peki neden benim canım çok acıyordu. Neden onu kaybettiğim ilk günkü gibi hissediyordum. Ben böyle olmasını istemiştim. Duyduğum araba sesiyle ağlamam daha da şiddetlendi. Beni burada bırakıp gitmişti. Hani beni o bırakacaktı. Yalancı işte yine sözünde durmadı.


Başım yere eğik ağlarken iki ayak belirdi önümde. Gitmemişmiydi yani yüzümde oluşan gülümsemeyle burnumu çekip başımı kaldırdım. Oydu sinirli bir şekilde etrafa bakınıyordu. Bana bakmak istemiyordu. Benim yüzümü bile görmek istemiyordu. Ona gerçekleri gösterince bana duyduğu duygunun gerçek olmadığını anlamış olmalıydı. Gülen yüzüm bir bıçak gibi kesildi ve yerini hayal kırıklığına bıraktı.

"Kalk hadi evine bırakacam seni sonra çok istediğin o hayatını yaşamana izin vereceğim ve hayatından sonsuza kadar çıkacağım Eflin." Bu kelimesi kalbimi kırmıştı. Ama bunu ona söyleyen bendim. Yine de onun ağzından duymak çok berbat birşeymiş.
Yerimden kalkıp önden yürüdüm. En azından verdiği sözü tutuyormuş. Bu hem iyiydi hemde çok kötü bir şeydi. İyi olan biraz daha onunla vakit geçirecek olmam kötü olansa onu bir daha göremeyecek olmamdı. Arkamdan geliyordu bunu ayak seslerinden anlayabiliyordum. Göz yaşlarımı elimin tersiyle sildim. Arabanın ön yolcu koltuğuna oturunca kısa bir süre sonra o da sürücü koltuğuna oturdu. Yüzüme bile bakmıyordu. Bu kadar mı nefret etmişti benden. Başım kucağımda ki ellerime eğmiş baş parmağımdaki etleri yoluyordum. Ufaktan gelen panik atağımı geri göndermek için kendime acı çektiriyor gelen panik atağı görmezden gelmeye çalışıyordum. Kısa bir süre arabanın içinde bir sessizlik oluştu sadece nefes seslerimiz duyuluyordu. Ona bakamıyordum bakarsam ağlayacaktım çünki. Ama onun beni izlediğini biliyordum. Bir anda bana doğru eğilip kemerimi takmaya yeltenince almaya çalıştığım o ufacık nefesim bile kesilmişti. Kast katı olmuş bir şekilde dona kalmıştım. Bakışları gözlerimi bulunca bir anda yüzünde öfke yerini endişeye bıraktı.
Hemen gözlerimi kaçırdım. Başımı eğdiğim an alnım onun alnına değmesiyle irkilerek hemen başımı kaldırdım geri. O kadar yakındı ki yüzlerimiz birimiz konuşsa dudaklarımız bir birine değecekti. Stresin bedenimi sarmasıyle nefes alışlarım hızlandı işaret parmağımla kanatana kadar yolduğum baş parmağıma biraz daha baskı uygulayarak etimi yolmaya başladım.

"Neden ağlıyorsun? Benden kurtulmak isteyen sen değilmiydin?" Dedi sorgulayıcı bir şekilde. Konuşurken dudağı dudağıma değiyordu. Kalbim yerinden çıkacakmışçasına atıyordu nefes alamadıkça göğüsümde inanılmaz bir ağrı oluşuyordu. Ölecekmişim gibi hissetmek panik olamama neden oluyordu ama Ateş'in bu kadar yakınımda olması zaten ölüm gibiydi.

Hani sevdiğinin kollarında ölmek gibi en son nefesinde bile onu görmek tarifi olmayan güzel bir ölüm...

Dudakları dudaklarıma deydikçe gözlerinde ki o pırıltı git gide artıyordu en sonunda dayanamayıp iki elimi göğüsüne bastırıp onu göğüsünde ittim.
Bu davranışım onu güldürmüştü.

"Yeter artık derdin ne senin. Ağlamam senin için değil. Geçirdiğim panik ataktan kaynaklı herşeyi üzerine alınmaktan vazgeç. Ona diktiğim öfkeli bakışlar sonunda onu kendine getirmişti. Gülen yüzü soldu önüne dönüp hiç bir şey demeden arabayı çalıştırdı ve gaza köklendi. Sonunda çıkmıştık şu lanet olası yerden. Nefesim git gide kesiliyordu ve bu beni git gide paniğe sürükluyordu. O kadar berbat bir şeydi ki az önce olanlar bile şu lanet olası panik atağı durduramamıştı. Pencereyi açıp başımı camdan dışarıyı çıkardım ama yine nefes alamıyordum. Doğru ya çantamda ilacım olacaktı. Başımı arka koltuğa çevirdim arabaya binerken görmüştüm arkadaydı. Tam çantaya uzanacakken Ateşi'in üzerinde ki kanı dikkatimi çekti giydiği beyaz gömlek göğüs kısmında kan vardı. Ve bu benim elimde ki kandı. Gözlerim elime kaydı avuç içlerim hep kan olmuştu. Ve kanamaya devam ediyordu. Canımın acısını yeni yeni fark ediyordum. İnşallah görmezdi bu kanı. Ateş önüne bakıyordu. Arabayı o kadar hızlı kullanıyordu ki beni görmek dahi istemediğine emindim. Sürekli onu bozmam onu sinir ediyordu. Hızlıca çantamı aldım. İlacımı içerken gözleri anlık bana döndü. Hemen ellerimi sakladım çantamın altına.

"O ne ilacı? " dedi sadece sinirliydi ama sormadan da edemiyordu.

"Önemli bir şey değil." Ağzıma attığım ilacı çantamdan çıkardığım suyla içtim. Geçecekti evet birazdan nefes alacaktım. Hızlanan nefesim ve bedenimi saran korku gözlerimin dolmasına neden oluyordu. Ateş'e verdiğim cevap onu tatmin etmemiş olacak ki arabanın hızını düşürmesiyle çıkardığım elimi tekrar çantamın altına koydum. İnşallah gömleğin de ki kanı görmezdi. Tam kendimden uzaklaştırmaya başlamışken bu sefer yine benimle ilgilenip yumuşayacaktı. Gözleri yine beni buldu bir kaç saniye ilaca ve bana baktı.


"Bu bir cevap değil Eflin."

"Panik atağım hafifletecek ilaç. Geçmediği ve baş edemediğim zamanlar içiyorum. Bazen uzun sürebiliyor. Şuanda o anlardan biri." Dedim kısaca açıklayarak. Elimin kanaması durmuyordu. Etimi çok mu derin yolmuştum acaba? Bakışlarım elime kaydı iki elimin baş parmaklarımda etleri fena halde kopardığımı fark etmiştim. Pantolonuma bastırarak kanamayı durdurmaya çalıştım. Ne zaman panik atak esnasında böyle olsa asla acı hissedemiyor ve bu sebepten kendime verdiğim zararın farkına varamıyordum. Ama şuan bu durum umrumda değildi önceliğim şu lanet olası şeyin durması ve evimde olmam.

Başını anladım dercesine salladı ve arabanın hızını tekrar arttırdı. İlacın sevmediğim bir diğer etkiside aşırı uykumu getirmesiydi. Bir kaç dakika sonra ilaç etkisini göstermeye başlamıştı. Nefes aldığımı hissetmeye başlamıştım titreyen vücudumu sakinleşmiş ve kasılan kaslarım rahatlamasıyla uykum gelmişti.

"Ne kadar kaldı?" Dedim esneyerek uykulu bir sesle.

"Akşama anca evde olursun uykun varsa uyu ben uyandırırım seni."

"Tamam." Diyip iyicemen oturduğum yere sindim. İlacın etkisiyle uykuya dalmam zor olmadı. Yaşadığım olaylar panik atağımı tetiklemiş olmalıydı ama bu en şiddetlisi ve en uzunuydu. Beni kıran diğer şeyde Ateş'in tüm bunları görmezden gelmesiydi. Benim burada acıdan ve korkudan kıvranmam umrunda bile olmadı. Ne bekliyordum ki zaten. Bunun böyle olmasını ben istedim eğil mi? Şimdi şikayet etmemin bir anlamı yok.
Uyuduğunda geçecek Eflin uyu hadi. Başımın yana düşmesine izin vererek kendimi uykunun kollarına bıraktım.


Duyduğum boğuk sesler uyanmak istemediğim uykudan beni çekip alıyordu uykunun kollarından.

"Normal yani peki elinde ki yara ona nasıl çözüm bulabiliriz her atakta böyle zararmı verecek kendine?"

Kısa bir süre sessizlik oluştu telefonda biriyle konuşuyor olmalıydı.

"Tamam anladım sağol doktor."

Gözlerim kapalıydı ama bilincim açıktı. Ateş biriyle konuşuyordu geçirdiğim atağı doktora sorması ister istemez beni mutlu etmişti. Elimde hissetiğim eliyle arsız kalbim yine rotasını şaşırmış bir şekilde delice atmaya başlıyordu.
Duyduğum poşet seslerinden sonra elime sürülen bir şeyle canımın yanmasıyla yüzüm buruştu ve yerimde rahatsızca kıpırdandım.

"Şşiitt tamam bir şey yok uyumaya devam et." Nasıl uyuyabilirdim ki bu durumda. Elimi görmüştü ve büyük ihtimalle üzerinde ki kanı da en iyisi eve gidene kadar uyumuş numarası yapmaktı. Yoksa gösterdiği o ilgiye kapılıp gidecektim. Tabi kendime verdiğim sözleri de. Elime sürdüğü şeyle aynı anda acımasın diye üflemesi beni maf ediyordu. Bana karşı böyle olmasını istemiyordum.

"Bu kan neden durmuyor delirecem. Bunu nasıl kendine yaparsın anlamıyorum. Çıt kırıldım birisin halbuki ki ne ara bu hale geldin sen." Kendi kendine çok sesiz konuşuyordu uyuduğumu düşünüyor olması aklındakileri bu kadar rahat söylemesine neden oluyordu. Fazla da derin bir yara değildi halbuki. İki parmağıma da tampon yapıp sıkıca sarmıştı.
Üzerime örtülen şeyle ilk ne olduğunu anlmasamda uyandığımda onun ceketi olduğunu anlayacaktım. Beni esir alan uykunun kollarına geri bıraktım kendimi.
Onunla muhatap olmak istemiyordum yoksa herşeyi unutmam an meselesiydi.


"Eflin uyan hadi." Sesi duyuyordum ama tepki verecek halim yoktu çok yorgun hissediyordum kendimi. Gözümü açacak halim yoktu. Sanki göz kapaklarım da tonlarca yük vardı. Bedenimi dahi oynatamayacak kadar halsizdim. Yemekte yememiştim. Bu da midemin bulunmasına sebep oluyordu. Bilincim yarı açıktı ama bedenim uyku modundaydı. Kısa bir sessizlik oluştu. Tam uykuya geri dalacakken arabanın kapısını açılmasıyla buz gibi havanın tenime değmesiyle oturduğum koltuğa biraz daha sindim. Kapı kapanma sesinden kısa bir süre sonra benim tarafımda ki kapı açılınca bu sefer soğuğu daha net hissetmemle üzerimde ki şeye biraz daha sarıldım. Bir anda beni kucağına almasıyla tüm uykum uçup gitmişti. Gözlerimi hızla açmamla göz göze geldik.

"Ne yapıyorsun sen indir beni hemen." Dedim telaşla onunla temas bile etmek beni kontrolden çıkarırken şimdi onun kucağında olmak... allahım nasıl bir sınavdı bu?

"Uyanmadın seslendim o kadar bende evine bırakmak istedim."

"Sağol ama bak uyandım ben indir beni kendim gidebilirim." Tam cevap verecekken telefonu çaldı. Beni indirmeden cebinden telefonu aldı. Ekrana bakınca gözleri beni buldu.

"Sakın sesini çıkarma." Dedi bir süre düşündü. Tek kaşını kaldırdı. "Yada çıkar ya." Dedi ve telefonu kulağı ve omuzu arasına koydu eve doğru yürümeye başladı.

"Ne oldu?" Neden bir anda bu kadar ciddileşti. Telefonda ki ne anlatıyordu duyamıyordum pislik sesini kısmıştı. Telefonu kulağı ile omuzu arasına sıkıştırmış karşıdakini ciddi bir şekilde dinlerken bir yandan da beni sıkıca tutmuş eve doğru yürüyor olması beni şaşırttı bu kadar şeyi nasıl aynı anda yapabiliyordu. Hava çok soğuktu ve ben ona temas etmemek için ellerimi kucağıma koymuş öylece onun tepkilerini izliyordum.

"Ne demek kaçtı! Siz ne halt yemeye duruyorsunuz orada ben sizi onun başına ne diye koydum lan?" Kim kaçmıştı. Bu yine ne haltlar karıştırıyordu.


"Gözüme gözükmeyin sıkın kendi kafanıza uğraştırmayın beni." Dedi ve adımları durdu. Kulağında ki telefonu alıp kapattı ve cebine koydu. Kim kaçmıştı? Yine ne pis işlere girmişti bu manyak? Sormak istiyordum ama beni ilgilendiren bir şey değildi sonuçta. Kendimi tuttum ve kelimelerimi yutmayı tercih ettim.

Evin önüne gelince beni dikkatlice yere indirmesiyle başımın dönmesi bir oldu. Tam beni bırakacakken bu sefer ben onu sıkıca tuttum elim bir anda göğüsünde ki açık olan gömleğin yakasına ulaştı ve sıkıca tutundum. Bu da neydi simdi. Sanki yer ayaklarımın altından kayıyordu. Elleri direk belimi buldu.
Gözlerim kapalı baş dönmemin geçmesini bekledim.

"Eflin iyimisin neyin var?" Sesinde ki korku endişeden kaynaklıydı. Beni öyle bir tutuyordu ki narin bir şeyi tutuyordu sanki. Allahım nasıl bir karmanın içine düştüm ben. Tam konuşacakken evin kapısı hızlı bir şekilde açıldı. İrem ilk bizim bu halimeze şok olmuş bir sekilde baktı sonra Ateş ve benim üzerimde ki kana bakmasıyla dehşete düştü. Elime baktım istemsizce Ateş'te baktığım yere baktı.

"Tesekkürler." Dedim gözlerimle elimi işaret ederek.
"Ne demek ama keşke saklayacağına bana söyleseydin. O zaman daha erken mudahele edebilirdim. Üzerimde ki kanı görünce neye uğradığımı şasırdım. Birse o kanı senin üzerinde görmek..." dedi ve sustu devamına da gerek yoktu zaten.

"Önemli bir şey değ-" Sözünü kesen İrem'in
bana sıkıca sarılması olmuştu. Bu harekedi bedenimi saran ellerin ve göğüsünde olan ellerimin ondan uzaklaşmasına neden olmuştu.

"Siz neredesiniz öldüm öldüm dirildim. Az daha babanı arayacaktım. Hem senin bu halin ne iyimisin Eflin eline ne oldu böyle." Bu kadar soruya cevap verecek halim yoktu şuan. Benden uzaklaştı kapının pervazından destek aldım bu sefer. Etrafına bakındı ve gözleri bir kez daha Ateş'i bulunca ters bir şekilde bana baktı.

"Bunun ne işi var burada Boran nerede Eflin? Senin bunun yanında ne işin var?" Ard arda sorduğu sorulara cevap vermeden yanından geçtim ve içeri girdim.
Sırtım ikisine de dönüktü.

"Ne yaptın Boran'a Eflin'in senin yanında ne işi var Ateş?"

"Herkes olması gerektiği yerde. Boran cehennemin dibinde Eflin benim yanımda. Ne oldu neden şaşırdın İrem hanım bunu sana daha öncede söyledim seni uyardım ama beni kâle bile almadın değilmi?" Duyduğum şeyle olduğum yerde dona kaldım. Telefon konuşması ve telefonu açmadan önce sesini kısması bana söyledikleri ve Boran'ı en son gördüğüm an. Hayır yapmış olamazdı değil mi?

Hızla onlara doğru döndüm. İrem dehşet içinde ona bakıyordu.

"Sen ne yaptın Boran'a?" Yüzünde ki o pişkin ifade yerini öfkeye bıraktıyine bu da ne çok seviyor sinirlenmeyi.

"Bakıyorumda onun adını duyunca hastalığını bile unuttun."

"Ateş, Boran'a ne yaptın dedim sana?" Bağırarak kurduğum cümle onu dumura uğratmıştı.

"Senin ki zeki çıkmış ve kaçmış merak etme nefes almaya devam ediyor. Oysa ki buradan gittiğimde onu gömecektim. Yeri bile hazırdı. Tüh onca hazırlık boşa gitti gördün mü?"Gözlerini gözlerimden ayırmadan kurduğu o cümleler tüylerimi diken diken etmişti. Onu öldürecekmiydi yani? Bu kadar vahşileşmişmiydi yani? Gözlerinde ki nefretle bunu cidden yapacağını anlamamla kanım donmuştu.

"Se-sen... nasıl biri oldun böyle?"

"Beni bu hale getiren sensin. Bana değil kendine sor bir de yanındakine. Onda da söyledim ama o beni dinlemedi bile şimdi sana söylüyorum son kez. O piçten uzak durmazsan ölümü yakın. Sonra uyarmadın deme Eflin." Yanıma geldi eli yanağıma değdiği an kendimi geri çektim. Elini havada kalması onu daha da öfekelendirdi ama bunu gizlemeyi de çok iyi başardı. Onu tanıyordum şuan öfkeden bu evi bile yakıp yok edebilirdi. Eğildi ve gözlerini gözlerime sabitledi. Meydan okurcasına ve ciddi bir ifadeyle baktı gözlerime. Bende ki ise saf öfkeydi. İşaret parmağını şakağıma dayadı.

"Sen benimsin bunu aklından çıkarma senin yakınına yaklaşanı yakar kül ederim bunu da bil." Benden uzaklaşıp tam gitmek için birkaç adım atmıştı ki benim sesimle durdu ve yönünü bana çevirdi.

"Sen kimsin ki bana böyle emirler verebiliyorsun. Ne ben sana aidim ne de sen bana. O öldürürüm dediğin kişi benim sevgilim ve belkide ileri de ki eşim. Kafana göre ahkam kesemezsin. Eğer onun kılına zarar gelirse seni kendi ellerimle öldürürüm Ateş." Tehditkar bir şekilde parmağımı ona sallıyordum. Boran ve benim ismimi bile yan yana gelmesi onu deli ederken şimdi evlilik kelimesi onu çileden çıkarmıştı boynunu sağa ve sola yatırıp boynunu kıtlattı. Gözlerini kapatı ve derin bir nefes aldı.

"O siktiğimin piçiyle bırak evlenmeyi sana dokunan parmaklarını koparır ona yediririm. Cesaret ister o tabi onda o cesaret varsa." Her bir cümlenin üzerine basa basa söylemişti. Tuttuğu öfkesi çok netti. Yüzü öfkeden kızarmış ve yüzünde ki damarlar belirginleşmişti.
Bana doğru tam adım atmıştı ki ne olduysa bir anda geri durdu kendine hakim olamayacağını anlamıştı galiba. Parmağını bana doğru salladı. Vücudu öfkeden titriyordu adeta. Tam ona cevap vermeye kalkışmıştım ki İrem elimi tuttu göz göze geldik. Bana sus dercesine baktı. Onda ne gördüyse bilmiyordum ama onu dinledim ve sustum.

"Şansını zorlama Eflin benim sınırlamı çok zorluyorsun bak. Beni sınama senin için hiç iyi olmaz. Anladın mı benim aklımla oynama yoksa kendime hakim olamam. Kendime hakim olamam... Sınırlamı zorlama." Dedi ve arkasını dönüp arabasına ilerledi arabaya bineceği sırada öfkeyle öyle bir yumruk attı ki arabanın tavan kısmına resmen içine çökmüştü tavan. Korkuyla ilkildik İrem ile. Hızla arabaya bindi kendi kendine söylenerek. Ve gaza öyle bir köklendi ki tekerlekler asfalta kayarak hareket etmişti resmen. İrem sesli bir şekilde nefesi serbest bıraktı. Koymuştu bunu görebiliyordum.
Başım hayla dönüyordu. Kapidan destek alıyordum.Ama şuna önceliğim Boran'a ulaşmak ve soru dolu bakışlarla bana bakan İrem'e olan biteni anlatmaktı.

"Eflin neler oluyor Ateş neden senin yanında ve neden işler tersine dönmüştü. Sen ona onu sevmediğini söyleyince... Boran ile ciddi olduğunu söyledin Eflin ne demek bu? Ateş her an saldıracakmış gibi bakıyordu."
Aklıma dün gece duyduklarım gelince omuzum sarsılarak ağlamamla dizlerimin üzerine çökmem bir oldu. İrem bu halime şaşırmıştı. Oda eğilip bana sarıldı. Bu davranışı ağlamamı attırmıştı.

"Eflin neler oluyor anlatmak istermisin?"

"O evliymiş İrem bir oğlu bile varmış hemde. Sen haklıydın o beni takıntı yapmış sadece, beni hiç sevmedi ve sevmeyecekte. Benim canım çok yanıyor İrem kalbim çok acıyor." Ona sıkıca sarıldım aynı şekilde o da bana. Hiç bir şey diyemedi bu kadarını beklemiyordu. Bende beklemiyordum.
Zaten söylenecek bir şeyde yoktu herşey ortadaydı işte.

İrem beni odama çıkarmıştı. Tüm olan biteni anlatım. Bana 'ben sana demiştim keşke beni dinleseydin' dedi ama herşey için çok geçti. Birde ben onun için kendimi ölümün kollarına atmıştım. Ben bu kadar gözü kapalı nasıl sevebilmiştim onu. Ben onu deli gibi ararken onu düşünmeden bir günüm bile geçemezken o beni çoktan unutmuş ve kendine yeni bir hayat kurmuştu. Bu çok ağrıma gidiyordu işte.


İremin dizine başımı yaslamış boş bir şekilde karşı duvara bakıyordum. İrem ağır ağır saçlarımı okşuyordu. Hava kararmıştı ve biz ne kadar o halde kaldığımızı bilmiyorduk yada sadece ben bilmiyordum. Ağlamaktan gözlerimde yaş kalmamıştı artık. Bir anda çalan kapıyla bu sessiz haykırışlarımı bölmüştü. İrem yataktan kalkınca bende cenin pozisyonu aldım. Olanların şokundaydım hayla. Bir anda odadan içeri giren Boran hızla yanıma geldi. Onu görünce bende endişeli bir şekilde yerimden doğruldum. Bir anda bana sıkıca sarılınca bende ona sarıldım.

"Şükürler olsun ki iyisin Eflin."

"İyim ben asıl sen nasılsın? Ulaşamadık sana Ateş sana bir şey yaptı mı?"
Ondan ayrılıp yüzüne bakınca cevaba gerek olmadığını anladım. Çok kötü dövülmesi bir yana gözünün teki aldığı darbeden şişmiş ve kapanmıştı. İçim acımıştı. Benim yüzümden bu halde olması canımı yakmıştı.

"Benim yüzümden bu hale geldin. Özür dilerim Boran sana zarar veriyorum bu halde olman ben-" konuşmamı bölen telefon sesiyle çantamdan telefonumu çıkardım. Ama bunun şarjı yoktu ki. Tabi ya Ateş kesin telefonumu kurcaladı. Ekranda yazan yazıyı görmemle neye uğradığımı şaşırdım.

SEVDİĞİM💖

Ben böyle birini kay- offf Ateş yaa yeminle en büyük sınavımdı benim. Tabi şiferede yoktu rahat rahat kurcalamıştır telefonu pislik. Sen bana sabır ver Allahım sen bana sabır ver. Telefonu sessize alıp yatağın üzerine attım.

"Cidden bu adam ruh hastası telefonumu kurcaladığı yetmemiş bir de kendini kaydettiği isme bak." Boran ismi görmüştü ama hiç bir tepki vermedi yada verdi ama ben anlamadım.

"Tamam sakin ol sen, o manyağı kafana taktığına değmez." Boran eli kolumu buldu ve sıvazladı. Bu hareketine tebessüm ederek karşılık verdim.

"İyi ki varsın Boran bana çok iyi geliyorsun. Biri tarafından sevilmenin çok güzel olduğunu bana öğrettiğin için teşekkürler."
Bu söylediklerim onu öyle bir gülümsetti ki bunu bekliyormuş gibiydi. Gözü anlık telefonuma kaydı ama saniyelikti. Tekrar beni buldu gözleri.

"Eflin seni sen istesende istemesende canın yanmayacak şekilde seveceğim seni sevgimle iyileştireceğim ve bir karşılık için yapmıyorum bunu seni sevdiğim için ve senin o güzel yüzünde bana cenneti vaad eden gülümsemeyi görmek için yapıyorum. Eflin erken biliyorum ama ne olur düşün öyle cevap ver." Başımı olumlu anlamda salladım hafif tebessümle. Bana Ateş'ten uzak dur diyecekti zaten duracaktım.

"Eflin bu adam sana kafayı fena halde takmış. Sevdiği için değil ama sahip olmak için bunu dün çok iyi anladım. Bu adam senin peşini ancak-" dedi ve sustu. Gözü tekrar telefonuma kaydı sonra kapı eşiğinde duran İreme bakışları kaydı tekrar beni buldu.

"Evlenirsen senin peşini bırakır. Bak seni zorlamıyorum sakın öyle düşünme ama hemen kestiripte atma lütfen."
Yukundu nasıl toparlayacağını düşündü.

"Ben beceremiyorum bu işi o yüzden direk konuya gireceğim." Ne diyordu bu benim planladığım şeyi o bana söylüyordu. Ben ona evlenelim doyecektim halbu ki ama Boran benden önce davranmıştı. Şaşırmadım ama bu kadar da çabuk beklemiyordum açıkçası.
"Benimle evlenirmisin Eflin? Yurt dışında kendimize yeni bir hayat kuralım. Tüm kötülüklerden uzak." Şaşkınlıkla gözlerim irice açıldı. Yurt dışında yeni bir hayatmı? Bu benim bile aklıma gelmemişti. Ne diyeceğimi bilemedim ama dediğide doğruydu. Çok yorulmuştum son olanlardan sonra onun yüzünü dahi görmek istemiyordum. Evet deli gibi seviyordum ama bir adım atmam gerekiyordu. Ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Kalbim deli gibi hayır yapma sen onsuz yapamazsın desede mantığım da inatla yapmamı söylüyordu. İrem'e baktım. Bana anlayışla gülümsedi. Bu demek oluyor ki ne karar verirsen yanındayım demek oluyordu.
Derin bir nefes aldım bunu yapabilirdim evet. Hem o anlayışlı biriydi. Beni seven ve bana her koşulda anlayış gösteren biriydi. Belki ileride bende onu severdim. Buruk bir tebessüm oluştu dudaklarımda İrem bunu anladığı an gözleri doldu. Ayrı kalacaktık bunun hüznüydü onda ki bu hüzün. Bakışlarımı Boran'a çevirdim.

"Eflin hemen karar verme biraz dü-"

"Olur evlenelim Boran." Yüksek bir gürültüde ses duyuldu ama bu ses bizden gelmiyordu. Bir şeylerin kırılma sesiydi. Arkamdan geliyordu telefonumdan. Hızla arkamda ki telefonu elime aldım. Allah kahretsin telefonun diğer ucunda Ateş vardı ve ben yanlışlıkla sessize almak yerine aramasına cevap vermiştim. Hemen telefonu suratına kapattım. Telefonu dipten kapatıp benden en uzak köşeye attım. Alah kahretsin duymuştu herşeyi duymuştu...



VEEEE BÖLÜM SONU...

NASIL BULDUNUZ BÖLÜMÜ ARKADAŞLAR?

BAKALIM YENİ BÖLÜMDE NELER BEKLİYOR SİZLERİ?

YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE CANLARIM..❤️🥰

SEVİLİYORSUNUZZZZ....🦋

Bölüm : 23.11.2025 18:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...