
Olayın şokunu atlatmak için bana sarılı olan İrem'i üzerimden ittim ve o korktuğum gerçekle yüzleşmek için arkamı döndüm.
Gördüğüm şey ile dehşetle gördüklerimi inkar ettim. "Hayır hayır bu olamaz yanlış görüyor olayım ne olur." Düştüğüm yerden hızla kalkıp Ateş'in yanına koştum. O duyduğum iki el silah sesi Ateşi'in vücuduna isabet etmişti. Dünyam başıma yıkılmıştı sanki bir nada evsiz ailesiz yetim kalmış gibi hissetmiştim.
Ayakta sabit bir şekilde bana bakıyordu. Öfkeyle Boran'a çevirdim bakışlarımı ama o çoktan bayılmıştı.
Acıyla bakışlarım Ateş'in vücuduna saplanan kurşun yaralarına döndü. Kurşunlardan biri karnına diğeri ise göğüsüne denk gelmişti.
"A-ateş neden yaptın söyle neden? Birşey yok bak ambulansta geldi. İrem koş kapıyı aç şu adamları da gönder polisler görmesin onları." Ben nasıl bir salaklık yaptımda aradım polisi.
Ateş sadece beni izliyordu. Ne konuşuyor ne bir tepki veriyordu bu beni daha çok korkutuyordu.
"Hadi uzan tampon yapmamız lazım." Sesimle beraber bedenim de titriyordu. Yatağımın üzerinde gördüğüm kıyafetimi hemen göğüsüne bastırdım orası daha tehlikeli bölgeydi.
Ateş'in gözleri bir anda kapanmasıyla üzerime düşmesi bir oldu. Ellerim havada dona kalmıştım. Hayır hayır beni bırakamaz ben böyle olsun istemedim.
"Ö-özür dilerim Ef-lin. B-ben böyle olsun is-temedim." Yaşıyordu!
"Şiittt tamam ben sana kızgın değilim. Yaşa Ates ne olur yaşa bırakma beni." Kolunun altına girip yatağa yatırdığım sırada içeri giren sağlık görevlileri bir kısmı Ateşi'in yanına gelmiş hemen mudahele ediyorlardı. Diğerleri de Boran'ın yanına gitmişlerdi. Ateş'in gözleri yarı aralıktı gözlerini benden bir an bile olsun benden ayırmaması canımı yakıyordu.
"A-ağlama." Dedi zor çıkan o cümle olmasa ağladığımın bile farkında olmayacaktım. İlk Boran'ı sonra Ateşi'i evden çıkarıp ambulansa bindirdiler. Polislere, 'Evi basanları görmediğimi maske taktıklarını ve sizi arayınca kaçtıklerını söyledim.' Daha sonra detaylı ifade için karakola gelmemi söyleyip gitmişlerdi. Ben mi ben ise evin bahçesinde ambulansta giden ambulansa bakıyordum. Beni ambulansa almamışlardı çünki o sıra sorguya alınmıştım. Bir anda tüm korumalar saklandıkları yerden çıkınca öfkeyle onlara döndüm.
"Siz ne işe yarıyorsunuz ha patronunuza silah doğrultuluyor ve siz orada sadece dikilip izlediniz mi?" Öyle bir bağırmıştım ki korumalar bu ani çıkışımla gerilmişlerdi.
"Eflin hanım patron ne olursa olsun mudahele etmemizi söyledi. Sadece konu sizin canınızsa mudahele edilmesini söyledi. Yani en sonda siz öyle samimi olunca biz odadan çıktık. Ne olduysa ondan sonra bir anda oldu yoksa biz direk mudahele ederdik."
"Başlatma lan o sizin patronunuz siz ne olursa olsun onu korumakla hükümlüsünüz. Sizin işinizi de mi ben size öğreteceğim. Dua edin ona bir şey olmasın yeminle sizi doğduğunuza pişman ederim." Korumalardan biri öne çıkınca hiç çekinmeden yanıma geldi.
"Kusura bakma ama bunların tüm sorumlusu sensin Eflin. Şuan senin gereksiz hallerini hiç çekemem. Yürüyün arabalara hastaneden kuş uçmayacak ve patronun olduğu katı komple boşaltın. Ameliyatına giren doktorlar hakkında herşeyi de bilmek istiyorum." Diğer korumalar komutu alır almaz hemen yolun karşısında ki arabalara binip gittiler. Karşımda dikilen o adam ise meydan okurcasına gözlerime bakıyordu.
"Dua et Ateş'e birşey olmasın yoksa asıl o zaman sen benden kork Eflin." Bu koruma değildi. Ateş'e yakın olan biri olmalıydı. Benim konuşmama fırsat vermeden arabasına binip gazı kökledi. Ne diyecektim ki haklıydı hepsi benim yüzümden olmuştu. Bu adam her kimse Ateş onun için çok önemliydi yada değerli. Ama Ateş benim için de çok önemliydi. Ondan ne kadar uzak durmak istesemde bunun benim canımı ne kadar yaktığını Allahtan başka kimse görmüyordu. İrem de dahil. Ona görmesi gerektiği kadar gösteriyordum sadece.
İrem'in elini omuzumda hissedince ağlamam şiddetlendi.
"Senin bir suçun yok Eflin ne olur kendini bu kadar yıpratma."
"Nasıl yok İrem Boran ve Ateş'in bu halde olmasının tek nedeni benim. Ben bir şeyleri düzeltmeye çalıştıkça herşey daha çok sarpa sarıyor. Ne yapacağımı şaşırdım artık. Yoruldum İrem ben çok yoruldum." Hiç bir şey diyemedi zaten diyecek ne vardı ki herşey ortadaydı. Tek yapabildiği bana sıkıca sarılıp destek olmaktı. Elden de baska ne gelirdi ki zaten.
İrem ile hastaneye girdik Bora'nın durumu iyiydi sadece Ateş'in kırdığı bileği dışında kolunda ki kurşunda tehlikeli bölgeye denk gelmemişti Allah'tan. Ama Ateş, onu bana göstermiyorlardı bu da yetmezmiş gibi bulunduğu kattı komple boşaltmışlardı. Katın olduğu asansörde dahir adım başı koruma vardı ve Ateş için özel doktor getirmişlerdi. Az çok durumu hakkında zor da olsa bilgi almıştım. Onunda durumu iyiydi ama bir kaç gün hastanede kalması gerekiyordu. Tabi kalırsa, uyanır uyanmaz buradan çıkacağına emindim. Ama onu görmek iyi olduğunu gözlerimle görmek istiyordum. Beni tehdit eden o adam buna kesinlikle izin vermiyordu. Hatta gece yarısı doktor önlüğü giyip maske takıp girmeye çalıştım ama beni farknedip daha asansörden bir kaç adım bile uzaklaşmadan kolumdan tutup asansöre geri atmışlardı. Öfkeyle onlara dönüp, "Ateş bunları öğrendiğinde sizi yaşatırmı acaba?" Demiştim ama beni umursamadılar bile. Bu bile canımı çok yakmıştı.
Sabah olmuştu ve ben geceden beri bahçenin bankında oturmuş gün doğumunu izliyordum. O kadar güzel bir manzarası vardı ki az da olsa insan olduğumu yaşadığımı hissettiriyordu bana. İçimde ki o kor ateş gibi kızıldı gök yüzü.
İrem eve gidip dinleyeceğini ama isterse kalabileceğini söylesede ben itiraz etmiştim. İzni bitiyordu doğru düzgün dinlenemimişti bile benim yüzümden. Omuzuma örtülen ceket ile dalgın olan gözlerimi irkilerek gün doğumundan çekip arkamı döndüm ve korkuyla yerimde bir hışımla kalktım. Gördüğüm kişiyle sevinsem mi üzülsem mi bilememiştim.
"Ateş sen, senin ne işin var burada bu halde nasıl kalkabilirsi-" Ne yaptığımı fark eder etmez sustum ve kalktığım yere geri oturdum. Omuzumda ki ceketi da bankın diğer kenarına attım. Allahım bu nasıl imtihan ona sarılmamak için çok zor tutuyordum kendimi. Omuzumda ceketi tekrar hissedince tekrar omuzumdan atacakken iki eliyle omuzumu tuttu ve atmamı engelledi.
"Canım yanıyor Eflin zorlama beni." Hareketlerim istemsizce bir bıçak gibi kesildi. Canı çok mu yanıyordu.
Ona bakmadan bakışlarım gökyüzüne çevrili bir halde soğuk bir sesle, "Ağrın varsa bundan banene hem madem ağrın var yatağında yat dinlen ne diye beş kat aşağıya iniyorsun."
"Çünki Hakan denen it sana kafayı takmış. Bana olanların senin suçun olduğunu söyleyip duruyor. Tüm olanları öğrendim. Beni çok merak etmişsin bu gibi durumda hiç bir yere sığamazsın biliyorum, bende burada olabileceğini düşündüm." Unutmamıştı stres anında kapalı dar alanlarda duramadığımı biliyordu. Arsız kalbim yine yerinde durmuyordu bu söyledikleri yüzümde istemsizce bir tebessüm oluşturdu. Ama Ateş bunu göremedi. Saçlarım gülümüşümü gizliyordu.
"Benim için kendini kurşunun önüne attın. Borçlu hissettim kendimi o yüzden de durumunu yakından takip etmek istedim. Hem ben bazıları gibi yapılan iyilikleri görmezden gelmeyi sevimiyorum. Yapıma ters." Gözlerimi gözlerine kenetledim ve hem kırgın hem öfkeyle dikkatlice ona baktım. Anlamıştı ama anlamamazlıktan geliyordu yine.
"Teşekkürler Ateş benim için canını hiçe saydığın için."
"Hayır teşekkür edecek bir durum yok Eflin sen yine benim için kendini o kurşunun önüne attın ben bir daha buna izin veremezdim. O zaman müdahele edemedim ama bu sefer müdahale ettiğim için mutluyum. Sen iyisi ya gerisi önemli değil. Sana yapılan o muamelenin hesabını da sordum kimse sana öyle davranamaz. Bu kuzenim dahi olsa." Artık ne duymuştu bilmiyorum ama aklına geldikçe öfkeleniyordu.
Demek bana hesap soran kuzeniydi Ateş'in. Zaten ancak o kadar yakın biri böyle davranırdı.
"Sorun değil neyse..." Dedim ve ayağa kalktım omuzumda ki ceketi alıp onun kucağına bıraktım.
"Gitmem gerek hoşçakal." Tam yanından gidecekken kolumdan tuttu ve beni durdurdu. Gözlerim onun gözlerini buldu.
"O adam çok tehlikeli Eflin ne olur ondan uzak dur. Tamam benden uzak bir hayat kur ama onunla değil. Göründüğü gibi biri değil. Benden bile kötü." Son dediği beni ürpertmişti. Acaba doğru mu söylüyordu? Bu kadar ciddi bir şekilde konuşması beni korkutmuştu.
"Uyarın için teşekkürler dikkate alacağım." Bu söylediklerim onu rahatlatmıştı ama beni değil içime kurt düşürmüştü. İçimi inanılmaz derece bir korku sarmıştı. Ateş'in o anlattıkları, o günlük doğrumuydu yani. Eğer öyleyse bu bu çok korkunçtu. Ama bir yanım ise o kadar da değildir diyordu. Boran'ı gecmişte de tanıyordum. Hep saygılı beyefendi bir yapısı vardı. Bana karşı hiç bir kötü tavrı olmadı. Ama Ateş'i Boran dan daha iyi tanıyordum ve o da bu dediklerinde çok ciddi olmasıydı. Kıskançlıkla hiç bir ilgisi yoktu bunun.
Offf ne yapacaktım ben şimdi.
Bana kısa bir süre baktı inanmamış olacak ki eminmisin dercesine başını hafif bir açıyla sağ tarafa eğdi. Bakışlarak konuşuyorduk resmen. Kolumu ondan kurtarıp hastaneye doğru ilerledim beni tehdit eden yani Ateş'in kuzeni ile göz göze geldik. Hastanenin kapısında bizi izliyordu.
"Odasına götür iyi görünmüyor." Soğuk ve öldürücü bakışlarımın aynısı onda da vardı. Sadece başını onaylarcasına salladı. Bunun yerine beni öldüreceğini sandım sanki her an belinde ki silahı çıkarıp kafama sıkacak gibi bakıyordu. Ama onu durduran kesinlikle Ateş'in ona ayar vermesiydi bu başıyla onaylaması da onda ki saygı gösterme durumuydu. Onu umursamadan hastaneye girdim. Cidden hiç iyi durmuyordu ama ondan uzak durmam gerekiyordu ve bu halini görmezden gelmek zorundaydım onu önemsemiyormuş gibi yapmak zorundaydım.
Boran'ın odasının önüne geldiğimde içeriden doktorun çıktığını görünce bir iki adım daha atıp yanına yaklaştım.
"Doktor bey durumu nasıl?"
"Bende anlamadım bir anda kötüye gitmeye başladı. Birde eve gitmek istediğini söyleyip duruyor Boran beyi bu halde eve gönderemeyiz ama kendisi inatla gitmek istiyor. Yaraları daha iyileşmedi ve enfeksiyon kapmış özel bakıma ihtiyacı var. Lütfen konuşun ikna edin." Doktorun sitemi ile şok olmuştum bu da ne demekti şimdi.
"Ben konuşurum doktor bey teşekkürler."
"Mutlaka ikna edin eğer kabul etmezse bizimde yapacak bir şeyimiz kalmıyor. Tek yaşıyor sanırım ve bu halde biri tek kalmamalı en azından bir hafta ilaçlarını düzenli almalı ve yarasına pansuman da yapılmalı zaten kırık kolunu hesaba bile katmama gerek yok."
"Bende doktorum merak etmeyin ikna edeceğim doktor bey." Başıyla beni onaylayıp koridorda ilerleyip kayboldu. Off bir de bu çıktı başıma, derdi neydi bunun şimdi. Derin bir nefes alıp kapıyı çalmadan içeri daldım gördüğüm manzarayla aniden arkamı döndüm.
"Özür dilerim çok özür dilerim kapıyı çalmalıydım." Yarı çıplak duruyordu karşımda. Üzerini değiştiriyor olmalıydı. Hastane kıyafetini çıkarmış altına siyah bir eşortman altı giymişti ama üstü giyinik değildi.
"Sorun değil şunu giyemedim bir türlü. Rica etsem yardımcı olurmusun kolumdan dolayı zorlanıyorum da biraz." Sesinde ki acı bir anda ona dönememi sağladı. Ani hareketlerden uzak durmalıydı.
Utanmamı bir kenara atıp yanına ulaştım. Ama vücuduna da bakmamaya çalışıyordum. Ama olmuyordu ister istemez kaslı vücuduna gözlerim kayıyordu. Tam dokuz tane baklavası vardı. Hayır Eflin kendine gel. Bu kadar da edepsizlik olmaz. Hemen bakışlarımı kaçırdım ve oturmasına yardim ettim. Elinde tuttuğu tişörtü alıp ilk alçılı olan kolundan geçirdim sonra diğer ameliyatlı kolundan. Dikkatlice başından da geçirince tişörtü vücudundan aşağıya doğru çekiştirdim.
"İşte oldu." Dedim canını yakmadan yaptığım bu iş beni mutlu etmişti. Meslek hastalığı gibi bir şeydi bu bende yaralı olan birinin canını acıtmadan yaptığım her işlem beni mutlu ediyordu. Ve yüzüme vuran gerçekler bende tokat etkisi yaratınca gülen yüzüm bir anda soldu. Ben mesleğimi yapmayı çok özlemiştim.
"Eflin iyimisin ne oldu?" Kolumda ki kolluk çıkmıştı ama elimde oluşan titreme benim mesleğimi çok kötü etkilemişti. Boran'a elimi uzattım ve titreyen elimi gösterdim.
Neye bu kadar üzüldüğümü anlayınca elini elimin üzerine koyup sıkıca tuttu.
"Merak etme mesleğine dönmen için elimden gelen herşeyi yapacağım hatta yurt dışından dünya çapında ünlü fizik tedavi uzmanı bile buldum yarın geliyor. O yüzden benim bugün Marilyn Moffat yani
Fizik Tedavi Profesörünü karşılamam gerek. Uzun zamandır bu kadına randevu bulmak için çok uğraşıyorum." Demek bu yüzden hastaneden herşeyi göze alarak çıkmayı kabul etti.
"Boran benim için canını tehlikeye atıyorsun. Senin tedavi olman lazöm ben karşılarım doktoru. Elimi tutan elinin üzerine diğer elimi koydum. Beni bu kadar çok düşünmesi beni çok mutlu ediyordu.
"Olmaz canım bu çok önemli kadın dünya çapında çok saygın ve ünlü biri ve iyileştirmediği tek bir hasta bile yok. Senin durumunu anlattım üç ay içerisinde mesleğine dönebilir dedi." Gözlerim sevinçle doldu. Benim durumunda biri için en az altı ay yoğun bir fizik tedavi görmesi gerekiyor.
Ona sıkıca sarıldım.
"Çok teşekkürler Boran bana hayatımı geri verdiğin için çok teşekkürler iyi ki varsın." Eli belimi sardı ve o da bana sarıldı.
"Konu sensen imkansızlıklar imkan haline getiririm demiştim Eflin. Yüzünde ki o gülümseme için neler yapacağımı aklın almaz."
"Peki madem." Dedim ondan ayrılarak.
"Bu bir hafta sana ben bakacağım bu da benim sana bir teşekkür borcum olsun." Boran bu dediklerime ile gülümsedi.
"Buna hayır dersem çarpılırım yeminle. Hastan olmaya dünden hazırım." Diyince ikimizde aynı anda güldük. En azından bunu onun için yapabilirdim.
Hastane de işlerimiz bitince onu kendi evine götürdüm. Çünki annemler iki güne geleceklerdi. Bir de onların sorularına maruz kalmak istemiyordum.
Boran yatağında uzanırken bende onun günlük ve saatlik alacağı ilaçları ayarlamıştım. Aklımı yiyip bitiren Ateş'in durumunu istemesemde çok merak ediyordum. Hastaneyi arayıp bilgi alsam çok iyi olacaktı. Boran'a ilaçlarını verip odasından çıktım. Bu bir hafta burada kalacaktım benim odam Boran'ın bir yan odasıydı. Yatağın üzerinde duran telefonumu alıp hastaneyi aradım. İlk çalışta açıldı.
"Merhaba ben Ateş Kurt'un durumunu merak etmiştim."
"Yakınlık dereceniz nedir?" Tabi ki öyle her önüne gelene bilgi verilmiyorlardı.
Ne diyecektim ben şimdi. Bir anda aklıma geçmiş canlandı.
"Ateş bu beni dövdü."
"Kim sana vurma cesaretinde bulunur? Gel bana göster onu öldüreceğim." O an ki sahiplenici benim korkumun geçmesine yetmişti bile. Onun yakınımda olması bile beni korkusuz yapıyordu.
Beni kaydıraktan aşağıya iten çocuk birde saçımı çekince canım daha çok acımıştı. Okuldan yeni çıkmış Ateş benim bulunduğum parka doğru yürüyünce bende acıyla ona doğru koşmuş beni yaralayan ve döven çocuğu şikayet etmiştim.
Ateş çocuğun yanına gelir gelmez yumruğu çocuğun suratına geçirmişti.
"Sen bir daha benim kardeşime vurursan senin nefesini keserim anladın mi lan beni!"
Dudağı ve kaşı patlayan çocuk hem korkmuş hemde şaşkındı.
"Ama onun bir tane abisi var sen onun geçekten abisimisin?" Diyince Ateş hiç tereddüt etmeden.
"Evet ben onun abisiyim onun yakınında bile görmeyeceğim seni." Demişti ama bu sözleri kalbimi çok kırmıştı. Ben onu abimi sevdiğim gibi sevmiyordum. O benim abim değildi ki. Neden arkadaşıyım yada benim için değerli biri demedi ki. Ben onu gözünde hep bir kız kardeşi olarak mı kalacaktım? O zamanlar ben on o ise on dört yaşındaydı ve ben olmasamda o sevgili kavramını bilecek yaşlardaydı. Benim kalbimi ilk o zamanlar kırılmaya başlamıştı.
Beynimi saran geçmişten sıyrıldım. Benden cevap bekleyen kadına, "kardeşiyim." Dedim içim acıya acıya.
"Abinizin durumu iyi kendine geldi. Bugün taburcu olmuş kendi isteğiyle." Şaşırdım mı tabiki de hayır.
"Teşekkürler bilgi için." Diyip telefonu kapattım. Ne zaman aktığını bilmediğim göz yaşlarımı hızlıca sildim. Onun yanında olmak istiyordum. Onu görmediğim her saniye bana azap gibiydi. Onun yokluğunu zor sindirmişken bir anda karşıma çıkmasıyla tüm benliğim en çokta kalbim. Onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemezken ondan ayrı kalmak çok ama çok zordu. Canım gidişine bile bu kadar acımamıştı. Onun yıllar sonra evli ve çocuklu görmeyi aklımdan bile geçirmemiştim.
Bir yanım yalan bir yanım ise karamsarlıklarla doluydu ve bu durum beni dibe çekimesi yetmiyormuş gibi birde o dipte boğuyordu.
"Hayır Eflin kendine gel, bunu o istedi seni hep kız kardeşi olarak gören oydu sen değil. Şimdi ona istediğini veriyorsun. Kendine gel bu kadar alçalma artık." Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapadım nefesimi verirken tekrar açtım gözlerimi ama olmadı ciğerimi yakan nefessizlikte neyin nesiydi.
Nabzım hızlanıyor nefes almam git gide zorlaşıyordu. Panik atağım yine tetiklenmişti. Off birde bununla uğraşıyordum. Çantamda ilacım olacaktı. Hızlıca çantamı komidinin üzerinden alıp yatağın üzerine titreyen ellerimle içimdekileri boşalttım gözüm bulanıklaşmaya başlamıştı zar zor ilacı ağzıma attım ve ilacı yuttum. Su içmeye bile zamanım yokmuş gibi hissediyordum. Sanki nefessizlikten ölecektim. Kalbim her an atmayı bırakacaktı sanki. Korku tüm bedenimi sarmış son olanlarda eklenince bünyem daha fazla bu olanları kaldıramadı dizlerimin üzerine çöküp tuttuğum tüm korkularımı, acılarımı, gözyaşlarımı serbest bıraktım. Olmuyordu hiçbirşey yoluna girmiyordu. Sırtımı yatağa yasladım ve başımı geriye attım. İlaç etkisini gösteriyordu yavaş yavaş kasılan vücudum gevşemeye başladı. Ama aldığım nefesleri hayla hissedemiyordum. Bu illetti yaşamaktan çok yorulmuştum artık.
Vücudumun titremesi azalmaya başlayınca kalkıp yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattığım an uykuya dalmam bir olmuştu. Bu ilaçları içince tüm duygularım donuyordu adeta. Ama etkisi geçtiği an o tüm duygularım bir anda patlak veriyor ve beni darmadağın ediyordu. Uyumak bile iyi gelmiyordu artık.
Tam dört gün geçmişti o günden bu yana. Boran'ın bulduğu doktor gelmiş beni muane etmişti. Ve durumumum sandığından daha iyi olduğunu ve bir ay içerisinde belli ilac ve tedavilerle eski halime döneceğimi söyleyince dünyalar benim olmuştu. Haftanın dört günü yoğun bir tedavi tablosu oluşturduk. Geri kalan üç günü ise verdiği kırem ve ilaçları doktorun gösterdiği gibi evde kendim uygulayacaktım.
Bu süre zarfında Boran da baya toparlanmış hatta bu hızlı toparlanışı beni baya şaşırtmıştı. Normal biri bir haftaya anca desteksiz ayağa kalkacakken Boran eve geldigimizin ertesi sabahı odama gelmiş üzerimi örterken bulmuştum. Tabi geçirdiğim atağı söylemedim. Sadece uyuya kaldığımı söylemiştim. Bu gün ise baya iyiydi. Bugün eve dönsem iyi olacaktı. Annem ve babam dün gelmişlerdi benim nerede olduğumu ısrarla sorunca bende bir hastama bakmak için evinde kalacağımı söylemiştim. Tabi babam kimdir kimin neyisi güvenmediğin insanlarda kalınırmı gibi şeyler söylese de bir şekilde ikna etmiştim babamı. İlk İrem de kaldığımı söyledim ama babam Mehmet amcayla konuşunca yalanım ortaya çıkmıştı tabi.
"Eflin hadi gel sana çok güzel bir yemek yaptım bayılacaksın." Odamda cam kenarında oturmuş dışarıyı izleyerek düşüncelerim içinde boğulurken Boran'ın sesiyle o düşüncelerden sıyrılmıştım. Başımı arkamda ki Boran'a çevirdim.
"Olur geliyorum hemen." Dedim hafif bir tebessümle. Gülümseyerek başını onaylar şekilde sallayıp odadan çıktı. Ateş aklımdan çıkmıyordu o günden sonra hiç aramamıştı. Bende onu aramıyordum. Ama nasıl olduğunu da deli gibi merak ediyordum. En son gördüğümde hiç te iyi görünmüyordu.
Dayanamayıp hızla telefonu elime aldım ve kendime düşünme fırsatı vermeden Ateş'in numarasını tuşlayıp kulağıma götürdüm. Sesini duysam yeterdi bana. Hem çocukluk arkadaşım, merak etmem çok normal. Telefon uzun süre çaldı. Tam kapatacakken telefonun açılmasıyla sevinçten kalbim yerinden çıkacaktı. Tam konuşmak için ağzımı açmıştım ki duyduğum ses ile beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
"Baba Tatlı Bela diye biri arıyor seni."
"Berk açma sakın kapat şarjda dursun ben dönerim ona."
"Kim bu Tatlı Bela Ateş?" Bu konuşan onu karısı olmalıydı. Kalbime saplanan binlerce bıçak acıdan kasılan yüreğim nefes bile almamı engeliyordu. Başımdan aşağıya kaynar sular hemen ardından da soğuk su dökülmüş etkisi yaratmıştı bende. Evine ailesine gittiği için mutlu olmamam gerekiyordu. Ama ben neden mutlu değildim.
"Çocukluktan kardeşim yerine koyduğum biri yani ben sonra dönerim ona." Demek sadece geçmişten biri o kadar mı önemsizdim onun için.
"Baba ama açtım ben telefonu." Kısa bir sessizlik oluştu. Bir kaç adım sesinden sonra bir hışırtılı ses duyuldu. Ben ise acı bir şekilde gülümseyerek onları dinliyordum. Telefonu kapatacak halim bile yoktu.
"Alo Eflin?" Tepki dahi vermemek beni deli ediyordu.
"Eflin oradasımısın cevap ver bir şey mi oldu?" Zorda olsa konuşmak için derin bir nefes aldım.
"Hayır birşey olmadı rahatsız ettim galiba kusura bakma. İyisin belli ki neyse ben rahatsız etmeyeyim iyi günler ABİ." Son kelimeyi bastıra bastıra söylemem onda yutkunma etksi yaratmıştı. Telefonu suratına kapayıp direk engelledim.
"Salak Eflin aptal Eflin senin ne haddine ki evli çocuklu bir adamı arıyorsun. Arsızlık diz boyu oldu sende. Allahta benim belamı versin. En başta kalbimin belasını versin hep onun yüzünden oluyordu bunlar.
Telefonu hırsla yatağın üzerine atıp odanın içinde ileri geri gidip geliyordum. Bedenimde daha önce hiç anlamlandıramadığım bir duygu vardı. Kırgınlıga hakimdim ama bir tane daha vardı bana çok yqbancıydı sanki. Kıskançlık olma ihtimali olabilirmiydi? Çünki ben onun o çatı altında o kadınla kaldığını öğrendiğim andan beri içimi kaplayan öfkeyi kontrol etmeden duramıyordum. Ama benim haddime değildi. O yuvayı bozamazdım. Benim karakterime çok tersti bu durum. Allahım ne yapacaktım böyle. Neden çıktı ki karşıma neden ya neden. Allah kahretsin. Öfkeyle saçlarımı çekiştirken kapım çalınca hemen ellerimi saçlarımdan çektim ve göz yaşlarımı hızlıca silip derin bir nefes aldım.
"Gel Boran." Boran içeri girince ilk beni baştan sona süzdü.
"Eflin iyimisin ne bu halin?" Ciddi bir şekilde ona baktım.
"İyim hemde çok iyim hiç olmadı-" gözlerimi doldu ve yenilmişliğin verdiği yıkımla omuzlarım düştü. "olmadığım kadar kötüyüm Boran." Yanıma gelip bana sıkıca sarılınca benim ağlamam daha da şiddetlendi.
"Olmuyor ben yapamıyorum keşke hiç karşıma çıkmasaydı. Evlenmiş Boran çocuğu bile var. Ve şuan karısının yanında." Başımı onun göğüsüne yasladım ellerim ikimizin arasındaydı. Bir eli saçlarımı okşuyor diğer eli ise sırtımı sıvazlıyordu.
Bir hıçkırık koptu dudaklarımdan.
"Be-ben onu sevmek is-istemiyorum Boran. Geçermi bu acı?" Kısa bir süre sustu sonra derin bir nefes alıp verdi.
"Geçmez Eflin hiç geçmez onu gördüğün zaman canın kat be kat daha çok yanacak. Onula aynı havayı soluduğunu bilip ama yanına gidememek sana çok koyacak. Onun karısı ve çocuğuna aynı çatı altında mutlu yaşadığını bilmen senin için ölüm ile eş değer olacak. Ama bir gün alışıyorsun bu acıya. Geçmiyor ama alışıyorsun." Başımın üzerine bir öpücük bıraktı. Ben ise hayla hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. O kadar doğru söylemişti ki tam olarak bunları yaşıyordum.
"Ama onu olmadığı bir yere gitmek onu unutmanı kolaylaştırır. Kabul ettiğin o teklifin hayla geçerli mi Eflin. Seni bu acıdan çekip almak istiyorum. Sen evet de bu gün gidelim buralardan nikahı kıyalım ikimizde bir birimize bir şans verelim Eflin. Sana söz hiç bir şekilde beni sevmen için zorlamayacağım. Denedik olmadı mı sana hiç zorluk çıkarmadan boşanırız sen o zamana kadar orada kendi hayatını kurmuş olursun bende bir arkadaş olarak hep yanında olurum. Ne dersin Eflin hayatlarımızı düzene koyalım mı?" Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ateş onun hakkında hiç güzel şeyler anlatmamıştı. Ve o andan sonra bu evlilik fikri hiç de mantıklı gelmiyordu. İlla evlenmem mi gerekiyordu kendim de gidebilirdim yurt dışına ki gitmişliğim çok olmuştu. Ama bu seferde Ateş peşimi bırakmadı değimi?
Ondan ayrıldım aklımı kurcalayan o soruları sormam gerekiyordu.
Göz yaşlarımı sildim.
"Boran sana sormam gereken şeyler var." Gülümsedi ne soracağımı da gayet iyi biliyordu.
"Biliyorum Eflin Ateş'in dedikleri aklını karıştırdı değil mi? Ama ben katil değilim Eflin evet evlilik yaptım deli gibi seviyorduk bir birimizi ama o bir anda ortadan kayboldu. O günleri bir ben bir de Allah bilir. Sonra bir gün bir telefon geldi ve aylardır aradığım sevdiğim kadını caniler burnumun dibinde gömmüşler Eflin. Bu benim için çok zorlu bir süreçti. Günlük konusuna gelirsek benim eski eşim günlük tutmazdı tutamazdı da zaten. Çünki onun okuma yazması bile yoktu. Ailesi çok zalimdi. Onu okula bile göndermemişler. Ben onunla bir kafede karşılaştım. Garsonluk yapıyordu. Biz bir birimize orada aşık olduk bir gün babası öldüresiye dövmüştü evden kaçmış onu çalıştığı kafenin yakınlarında buldum yarı baygındı, telefonu bile yoktu Eflin benden yardım bile isteyememişti. Sonra evlendik iste çok mutluyduk ama bir cani onu benden kopardı." Duyduklarımla kanım dondu. Nasıl bir anne baba evladına bunları yapar. Cebinden telefonunu çıkardı bir kaç tuşa bastı ve bana verdi telefonu.
"Bak bu kaybolmadan bir kaç saat önce çekilen videomuz tarihine bile bakabilirsin.
Telefonu elime aldım. Eski eşi çok güzeldi cidden, gülümseyerek mutfaktan elinde iki tabakla çıkıyordu.
"Yaa Boran çekme utanıyorum ama."
"Benden utanma Elif senin her anını çekmek istiyorum. Hem bırak elindekilerini de gel yanıma."
"Offf Boran yapma çok utanıyorum ama."
Telefondan kamerasını bir yere sabitleyip karısının yanına gitti. Elinde ki tabakları alıp kenara koydu ve karısını kendine çekip dans etmeye başladılar. Gözlerim dolmuştu. Elif'in başını Boran'ın omuzuna koymuş huzurla gözlerini kapamış dans ediyorlardı. Müzik yoktu ama onlar sanki kimsenin dumadıgı o müziği duyuyor gibilerdi. Öyle bir bakıyordu ki Elif'e bu adam asla bu kadına en ufak bir zarar veremezdi. İstemsizce yana doğru kaydırdım ekranı. Elif ile olan samimi fotoğrafları vardı. Bazılarında ise habersiz çekmişti. Ya yemek yapıyor yada Boran'a heyecanla birşeyler anlatırken çekilmisti. Elif'in Boran'a bakarken gözlerinin içi gülüyordu.
Telefonu ona geri uzattım. Ateş haksızlık yapmıştı Boran'a böyle bir adam asla sevdiği birine o caniliği yapamazdı.
"Peki katili bulundu mu?" Gözlerine çöken hüzün beni bunları sormama pişman etmişti.
"Hayır bulunamadı. En çokta içimi bu yakıyor Eflin. İşte bende senin gibiyim kalbimde hep o acıyla yaşıyorum. İkimize bir şans verelim. Belki ikimizin kalbinde ki bu acıyı hafifletiriz. Bana iyi geliyorsun Eflin." Banada iyi geliyordu ama arkadaşça bir duyguydu bu onda ki o duygu çok farklıydı. Bu kadar güzel sevmesi cidden bana olan duygularıyla aynıydı. Haklıydı galiba bize acı veren her şeyden kurtulmanın vakti geldi de geçiyor bile.
"Son bir şey daha var neden Ateş' vurdun. Ve o silahın sende ne işi vardı madem bu işlerde işin yok o silahı nerden buldun da hiç düşünmeden Ateş'e sıktın?"
Aklına gelenlerle hüzünlü yüzü endişeye dönüştü.
"Ah Eflin sana çok sinirliyim bu konuda sen nasıl olurda kendini kurşunun önüne atarsın. Ya sana gelseydi o kurşun. Beni nasıl bir acıyla baş başa bırakacağının farkındamısın sen?" Yine olsa yine hiç düşünmeden yapardım. Söz konusu Ateş ise kalbim beni ele geçiyordu adeta.
"Konumuz bu değil Boran o silahın sende ne işi vardı ve nasıl gözünü dahi kırpmadan onu öldürmeye kalkıştın?"
Aklıma gelenlerle öfkem yerini almıştı.
"Eflin ben bir iş insanıyım dostlarım olduğu kadar düşmanlarım da var. Ve bir ihaleye girdim ama karşı taraf tehdit ediyordu beni bende güvenlik için aldım. Ben öyle bir ton korumayla gezmeyi sevemem. Hem Ateş beni öldürmek üzereydi. Sence orada beni öyle bırakacakmıydı sanıyorsun sen. Ya kendi ya da adamlarından biri öldürecekti beni. Benimde kendimi korumam lazımdı. Hem seni öyle, yani zorla öpünce bende devreler yandı. Seni taciz ediyordu Eflin nasıl durabilirdim." Yani ona taciz denemezdi ama uzaktan biri için öyle görünüyordu tabi. Kendince haklı sebepleri vardı ama onun yaptığı şey beni öldürüyordu. Ben Ateş'e birşey olursa hayatta yaşayamazdım.
"Bak Boran ne olursa olsun Ateş benim için çok önemli. Beni de anla lütfen ne olursa olsun ona canına kast edecek her hangi bir davranışta bulunma yoksa beni kaybedersin." Dediklerimle yüz kasları gerildi. Benimde kırmızı çizgilerim vardı.
"Tamam Eflin buna da tamam oldu mu? Senin için bunu da kabul ediyorum." Buruk bir gülümseme oluştu dudaklarımda.
"O zaman sorun kalmadı Boran evlenelim bu karmaşadan kurtulmak istiyorum. Ne kadar beklersem yine kalbime yenilirim biliyorum.Bende nikahtan sonra aileme söylerim sonra gideriz bize acı veren bu yerden. Yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi senin de dediğin gibi." Bu söylediklerim onun yüzünden kocaman bir gülümseme oluşturdu. Gözlerini kapayıp derin bir nefes alıp verdi ve gözlerini geri açtı. "İnan bana Eflin seni asla üzmeyeceğim." Bu dediklerine gülümseyerek cevap verdim. Bir yanım Ateş'in söylediklerine inan dese de diğer yanım Boran doğru söylüyor böylesi en iyisi diyordu.
"O zaman ben herşeyi ayarlıyorum bir kaç saate nikah memuru gelir. Sen istersen İrem'e haber ver. En yakının o bende gidip hazırlıklarla ilgileneyim."
"Bunun kan alma gibi prosedürleri yokmuydu?"
"Merak etme o iş bende hallederim ben." Dedi rahat bir tavırla.
"Haber vermesem daha iyi Boran." Boran elini yanağıma koyup baş parmağıyla yanağımı okşadı.
"Nasıl istersen Eflin, bana inandığın için çok teşekkürler Eflin."
"Gördüklerim bana yetti Boran asıl ben özür dilerim. Seni boş yere suçladım."
"Bana şuan inandın ya bundan daha güzel birşey olamaz. O suçlamanı bu yaptığınla unuttum ben." Bana iyi gelecekti. Bazen de hayatın çizgisini kabul edip oradan gitmek gerekiyordur belkide. Belki beni Boran iyileştirirdi.
"Ben gideyim şu işleri halledeyim sende hazırlan lütfen. Ben kıyafet göndereceğim sana." Başımla onu onayladım.
Boran gittikten sonra bende bir duşa girip kendime geldim. İçimde çok büyük bir sıkıntı vardı. Neden böyleydim bilmiyordum. Sanki Ateş'e büyük bir ihanet yapıyordum.
Duştan çıktıktan sonra yatağımın üzerine attığım telefonumun ard arda çaldığını duydum. Hızlı adımlarla gidip elefonumu aldım. İrem arıyordu hemde on beş cevapsız arama vardı. Bu da neydi şimdi. Tam telefonu açacakken odamın kapısı çalındı.
"Müsait değilim Boran."
"Nikah memuru geldi Eflin koltuğun üzerine bıraktığım elbiseyi giy lütfen."
"Tamam hemen giyinip geliyorum." Dedim ve çalmaktan bıkmayan telefonu açıp kulağıma koydum. Tabi ki de İrem'in haberi olmayacaktı yoksa beni yolardı. Ateş'in söylediklerinden sonra Boran olayından tamamen uzak tutmaya çalışıyordu beni.
"Efendim canım."
"Eflin neredesin çabuk eve gel." Sesinde ki korku ve endişe beni şaşırtmıştı.
"İrem ne oldu iyimisin?"
"Allahın cezası Ateş geldi seni sordu. Bende yok dedim size gidecekken orada da yok dedim. Sonra nerede olduğunu sordu bana bende söylemedim o da tahmin etti ve gidip herşeyi baban gile anlatacakmış. Boran gibi katil birinin yanına kızının kalmasına nasıl müsade ediyorlarmış birde ben sorayım dedi. Eflin Ahmet amca seni de beni de Boran'ı da öldürür. Birde engellemişsin onu."
"Bir sakin ol İrem o kim ki benim hayatıma mudahele ediyor. Birde evli barklı biri yani. Zaten babam da artık birşey yapamaz."
"O ne demek Eflin?" Aman ne olacaksa olsun artik. Yattı balık yan gidermiş.
"Ben bir kaç dakikaya Boran ile evleniyorum demek. Ve iki güne de buralardan gidiyorum." Tam konuşacakken onu susturdum.
"İrem kararım net kapatmam gerekiyor nikah memuru bekliyor. Biliyorum seni de çağırmam gerekiyordu ama tepkini bikiyorum İrem o yüzden özür dilerim. Kapatmam gerekiyor seni çok seviyorum." Dedim ve birşey demesine izin vermeden kapattım.Gözlerim doldu ama hayır ağlamayacaktım. Bu sefer değil.
Hafif bir makyaj yapıp saçlarımı da düzleştirdim. Boran'ın aldığı beyaz uzun saten elbiseyi de giydim. Şuan hiç bir duygu hissedemiyordum. Sadece buralardan gitmek istiyordum. Evli bir şekilde gidersem Ateş beni bulsa bile evli olduğum için beni istediği gibi götüremezdi.
Aynadan son kez kendime bakıp odadan çıktım. Salona girdiğimde iki şahit ve nikah memuru oturmuşlar beni bekliyorlardı. Boran ise ayakta bana büyülenmiş gibi bakıyordu."Eflin çok güzel olmuşsun." Bu söylediklerine gülümsedim sadece. Başka da birşey yapamıyordum. Yanıma gelip elimi tuttu ve elime buse kondurdu.
Masaya geçtigimizde Boran işaret ederek nikah memuru başlaması bir oldu.
Nikah memuru prosedür gereği konuşma yaptıkça içimde ki korku had safaya ulaşıyordu. Boran'ın, "Evet kabul ediyorum." demsini duydum sadece.
Ve o soru beni buldu. Herkes benden cevap bekliyordu. Boran bana hadi dercesine bakıyordu. Bakışlarım nikah memuruna kaydı benim vereceğim cevabı sabırsızlıkla bekliyordu.
Hiç istemesemde o iki kelime döküldü dudaklarımdan.
"Evet kabul ediyorum." Bu evet benim sonum mu olacaktı yosa kurtuluşum mu bunu hiç bilmiyorum. Tek bildiğim içimi kaplayan sebepsiz korku ve hiç doğru bir şey yapmadın diyen beynimde ki o ses.
VEEE BÖLÜM SONUU BAKALIM NELER OLACAK YENİ BÖLUMDE?💫
GÖRÜŞMEK ÜZERE...🥰
SEVİLİYORSUNUZZZZ💞💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |