14. Bölüm

14.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

Ah şu belirsizliklerle dolu hayat. Ne kadarda görmezden geliyoruz bazen hayatın bize kurduğu o planları. Halbuki bizim planlar yapıp gelecek için kurduğumuz o hayaller, sadece bir hayalden ibaretti.

 

İşte bende tam da bu gerçekle yüzleşmiştim. Ben sevmediğim bir adamla şuan nikah masasındaydım ve ona evet demiştim. Bundan bir kaç ay önce biri bana bunları yaşayacaksın dese ona 'hadi ondan kimse beni sevmediğim biriyle bırak evlendirmeyi o adamla yan yana bile getiremez' derdim. Ama şuan ben bir aralar gülüp dalga geçeceğim kâle bile almayacağım hayatı yaşıyordum.

 

Boran sevinçle bana bakıyordu. Ama gözlerinde ki o korku yerindeydi.

Ona son anda hayır diyebilme ihtimalimi çok iyi biliyordu çünkü.

Nikah memuru önümüze koyduğu deftere ilk Boran imza atmak için nikah defterini biraz daha önüne çekti. Ve dikkatimi çeken o şey aklımı başıma getirmişti. Aile cüzdanı. Ben Boran ile bir aile kuramazdım. Evet şuan sadece formalite diyordu ama bana olan aşkı o kadar baskındı ki beni arkadaş gibi değil karısı gibi görecekti bir süre sonra.

Boran defteri hızla imzalayıp önüme nazikçe koydu.

Acaba verdiği o sözünde durabilecekmiydi.

 

Korkuyordum! Hemde delicesine içinde ki o ses bana yapmamam için adeta yalvarıyordu.

 

Kalbim korkudan deli gibi atıyor, vücudum soğuk terler döküyordu. Ellerim titremeye başlamıştı yaşadığım stresten dolayı. Aklımda Ateş'in o hastane bahçesinde söyledikleri yankılanıyor ve bu benim başım da inanılmaz bir ağrıya sebep oluyordu. Midemin bulanmasıyla elimi ağzıma koyup lavaboya koşmam bir oldu.

Boran endişeyle bana seslenmiş ve arkamdan geliyordu. Ama lavaboya girer girmez kapıyı kitlemiş ve kendimi klozetin dibinde bulmuştum. O kadar şiddetli kusuyordum ki bir an nefesim kesilmişti. Ne kadar orada o şekilde kustum bilmiyordum ama kendime geldiğimde sırtımı karşı duvara dayayıp derin derin nefesler almaya başladım. Yaşadığım strese midem sonunda dayanamamış ve alarım vermişti.

 

"Eflin cevap ver yoksa kapıyı kıracağım." Duyduğum o bulanık ses yeni yeni netleşiyordu.

 

"İyim." Diyebildim sadece konuşacak halim bile yoktu. İçimden sadece ağlamak geliyordu. Ama onu bile yapacak halim yoktu. Bir anda kapının kırılmasıyla irkildim ama gözlerimi dahi açamadım. İki el yüzümü avuçlarının içine aldı.

 

"Eflin güzelim neyin var?" Bu ses oydu! Gözlerimi açtığımda onun o deniz mavisi gözlerini görmek benim bedenimde ki o bütün stresi, hastalıkları alıp götürmüştü adeta. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Sarhoş gibiydim galiba fazla kusmaktan bünyem yorulmuştu.

 

"Geldin, ben ben çok korkuyorum iyi ki geldin." Dedim cılız bir sesle.

 

"Buradayım canım iyisi merak etme yanındayım." Ateş'in yüzünün yerini yavaş yavaş Boran alınca neye uğradığımı şaşırmış yana doğru kaymıştım. Yüzüm ellerinin arasından kaymasıyla yüzünde bir şaşkınlık oluştu. Ben nasıl olur da onu Ateş olarak görebilirdim.

 

"Şey ben iyim stresten herhalde midem kötü oldu ama iyim şimdi teşekkürler." Dedim ve yerimden doğruldum. Üzerimi düzeltip derin bir nefes aldım.

Şu işi bitirmeliyim yoksa vazgeçmem an meselesiydi.

 

"İyi değilsen bir doktor çağırayım Eflin zaten bir imza kaldı. Sonra dinlenir kendine gelirsin."

 

"Yok yok iyim ben doktor gerekmez, bitirelim şu işi artık."

 

"Peki nasıl istersen." Önden hızlı adımlarla gidiyordum Boran ise arkamdan geliyordu.

Hiç oturmadan defteri önüme çektim kaleme elim titreye titreye uzandım ve aldım. Yapabilirsin Eflin onu kendinden uzak tutmanın tek yolu evli olman.

 

Elim titreye titreye o deftere o imzayı atmıştım. Sol gözümden bir damla yaş imzamın üzerine damlamıştı. Hızla defteri nikah memuruna uzattım.

 

"Bittimi başka bir şey var mı?" Dedim sinirliydim neye neden bilmiyordum ama aşırı öfke doluydum.

 

"Eflin hanım rızanız yoksa bu evlilik gerçekleşmez o imzanın anlamıda olmaz sanki zorla-" dedi ve Boran'a baktı tekrar gözleri beni buldu.

 

"Eğer zorraki bir evlilikse evet demeniz yeterli." Hem öyleydi hem değildi. Boran öfkeden deliye dönmek üzereydi.

 

"İstemezse bu masada ne işi var değilmi Selim bey. Bence siz işinizi yapın ve gidin."

Adının Selim olduğunu öğrendiğim nikah memuru meydan okurcasına Boran'a dikti gözlerini. Kırkların başında sarışın biriydi.

 

"Benim işim tam olarak bu Boran bey. Ben hiç bir şekilde zorla yapılan bir evliliğe şahit olmam ve o evliliğin oluşmasını sağlamam." Tekrar bakışları beni buldu.

 

"Eflin hanım siz bu evliliği istiyormusunuz? Bakın geç değil benim imzam olmadan bu evlilik gerçekleşmez." Off kafayı yiyecektim. Gözlerimi kapadım ve derin bir nefes alıp geri verdim. Bakışlarımı anlayışlı bir şekilde Selim beye çevirdim.

 

"Anlayışınız ve hassasiyetiniz için çok teşekkürler ama ben kendi isteğimle buradayım. Sadece bugün rahatsızım ondan böyleyim. Lütfen gereği neyse yapın Selim bey." Nikah memuru bu dediklerime şasırmıştı. Sanki benden tam tersi bir cevap bekliyordu. Bu cevaba hiç memnun değildi sanki.

 

"Peki öyle olsun defteri önüne çekip bir iki yere imza atıp önünde duran aile cüzdanını bana uzattı.

 

"Mutluluklar dilerim Eflin hanım. Buyrun aile cüzdanınız." Tebessüm ederek aldım ikimizde aynı anda Boran'a döndük. Onu da tebrik edip hızla evden ayrıldı. Boran ise sakinleşmek ister gibiydi soluklanıyordu. Ama bir anda bana baktı ardından üzerimde gezindi gözleri en son elimde ki aile cüzdanında takılı kaldı. O an tüm öfkesi ve siniri bir anda silinip yok oldu.

 

"Eflin evliyiz inanamıyorum biz şimdi evlimiyiz?" Kendini inandırmaya çalışıyordu adeta bu duruma.

 

"Kağıt üzerinde Boran unutmadın umarım. Kağıt üzerinde biz seninle asla gerçek bir evlilik kurmayacağız bunu unutma lütfen."

 

Dedikerim hoşuna gitmese de anlayışla gülümsedi.

"Sen nasıl istersen, sen ne istersen o Eflin. Ama bunu güzel bir-" ard arda duyulan silah sesleri ve hemen ardından dış kapının kırılma sesiyle Boran benim kolumdan tutup arkasına alması bir oldu.

 

"EFLİN NERDESİN EFLİNNN!" Bu oydu cidden oydu. Gelmişti ama çok geçti. Bana hep çok geç kalıyordu ve bu son geç kalışıydı. Boran'ın arkasından çıktım.

 

Gözlerini bir an olsun Boran'dan ayırmıyor öfkeli adımlarla onu üzerine yürüyordu. Ona zarar verecekti yada öldürecekti. Evet ikinci seçeneğin olma olasılığı daha yüksekti.

 

Boran'ın yüzünde ise zafer gülümsemesi vardı. Elleri ceplerinde rahat ve labai bir pozisyonda durmuş Ateş'in ona gelişini büyük bir zevkle izliyordu.

"Oo Ateş'cim kusura bakma seni nikahımıza çağıramadık. Malum yıldırım aşkımıza yıldırım nikahı yakışırdı. Biz de tam kutlama yemeğine geçecektik." Ateş Boran'ın söyledikleriyle adımları yere çakılı kaldı. Gözleri beni buldu bir anda, beni yeni görüyor olmalıydı ki üzerimde ki beyaz elbiseyi görmesiyle gözlerinde ki yıkımı çok net gördüm. Bakışları elimde ki aile cüzdanına kayınca acıyla gözlerini kapattı ve arkasını döndü. Ellerini saçlarının arasına öfkeyle geçirip bağırdı. Ve öfkeyle bana dönüp üzerime yürüdü bir kac adım. Ben ise kendimden emin umursamaz bir şekilde onu izliyordum.

 

"Hayır hayır Eflin bana bu siktiğimin şeyinin şaka olduğunu söyle ne olur. Gerçek değil değil mi?" Ne yapacağını nasıl tepki vereceğini bilemez gibiydi.

 

"Yetişemedim deme bana ne olur." Bunu kendine söylüyordu. Omuzları çöktü elleri iki yana düştü ve elinde ki silahı yere düşünce tok bir ses çıkardı. Elleriyle saçlarını yolarcasına çekiştirdi. Yüzünü sertçe ovaladı. Gözlerini açtığı an korkudan yutkunamadım bile. Ateş ismine yakışır gibi gözlerinde isminin anlamını taşıyordu.

 

"Eflin yapmadım de siktiğimin inadı uğruna hayatımı maf etmedim de lütfen yapmadım de."

 

"Her şey gibi buna da geç kaldın Ateş. Ne gördüysen o biz evlendik." Yüzünde bir gülümseme oluştu. Ama bu saf öfkeden oluşan bir gülümsemeydi.

 

"Sen şimdi bu şerefini siktiğimin itiyle evlenince senden uzak duracağımı hayatından çıkacağım diye mi evlendin." Kocaman gür bir kahkaha daha attı. Galiba sinirleri bozulmuştu. Gülmesi bir anda kesildi ve öfkeyle bana yaklaşıp elimde ki aile cüzdanını sertçe çekmesiyle paramparça edip Boran'ın yüzüne fırlattı. Hemen ardından yüzüne sert bir yumruk attı. Bir yumruk daha ve bir yumruk daha. Boran ona karşılık verecek fırsatı bile yoktu. Tam mudahele edecekken içeri giren adamlar koşarak kollarımdan tuttular. Diğerleri ise Boran'ın başında durdular.

 

"Ateş bırak onu ne yaptığını sanıyorsun sen." Bir anda öfkeyle bana döndü. Boran yarı baygın yerden kalkmaya çalıştı ama iki adam onun kollarından tutmuştu bile.

 

Burun buruna geldik. "Demek evlendiniz!"

Başım dik bir şekilde gözlerine korkusuzca baktım.

"Evet evlendik." Dedim

"Allah Allah bak sen şu ise bende hayla evlenmediniz diyorum çünkü benim iznim olmadan nefes bile alamazsın Eflin." Bu o defteri yırttı diye iptal mi sanıyordu evliliği.

 

"Ateş onu yırttın diye iptal olmuyor bu evlilik biliyorsun değil mi?" Cık cıkladı. Alayla gülümseyip bakışlarını Boran'ı tutan adamlara çevirdi.

 

"Götürün onu gerekeni yapın o son şansını kaybetti. Karsını gömdüğü yere gömün ayırmak olmaz değil mi karı kocayı." Dehşetle Ateş'e baktım.

 

"Ateş haddini aşıyorsun saçmalama bırak hemen onu dedim sana." Bakışları ağır ağır bana döndü. Boran'ı götürüyorlardı.

Çırpındım ama nafileydi. Boran'a nasıl vurduysa yarı baygındı.

 

"Onu benden hiç bir zaman alamayacaksın Ateş." Son kelimesi olmuştu çünkü Ateş bir kaç adimla yanına gidip öfkeyle suratına bir yumruk daha artmış ve bayılmıştı.

"Götürün şunu infazını bana bırakın onu kendi usulümce öldüreceğim."

 

"Ateş ona birşey yaparsan seni asla affetmem." Ağlıyordum arttık, benim yüzümden onu öldürecekti. Bir anda bana döndü ve işaret parmağını bana salladı tehditkar bir şekilde.

 

"Seninde hesabını soracağım Eflin ama önce seninle ufak bir işimiz var. Dua et baban ve abinin hatrı çok büyük bende yoksa bunun hesabını çok pis ödetirdim sana."

 

"Ne yapacaksın ha şöyle sen kimsin ya gecmişte ki en büyük hatamsın sen yıllar sonra karşıma çıkıpta bana sanki kocamışsın da biriyle yakalamışsın muamelesi yapma." Üzerime ağır ağır yürümeye başladı. Evet korkuyordum kim olsa böyle bir manyaktan korkardı. Korktuğumu anlamış olacakki sinsice gülümsedi. Bir insanın gülümsemesi bile korkunç olur mu yaa?

 

"Korkma küçük cadı. Seni öldürmeyeceğim ama ufak bir dersi hak ettin sana çok şans verdim Eflin ama sen hepsini elinin tersiyle ittin sana verecek tek bir şansım bile kalmadı artık bende. Ama önce şu üzerini değiştir yoksa ben parçalayarak çıkaracağım az kaldı."

 

"Pardon ama senden şans isteyen mi old-" öyle bir baktı ki yutkunmak zorunda kaldım.

 

"Diklenme Eflin. Yürü Eflin.Hadi Eflin."

 

 

Bu manyak dediğini yapardı. Ona twrs ters bakıp odama girdim.Kapıyı arkadan kitledim. Buradan kaçmam gerekiyordu. Ben ne kadar konuşursam konuşayım beni duymuyordu.

Hızla pencereye koştum ama gördüğüm koruma ve cesetlerle korkudan perdeyi geri kapattım. Allahım ne yapacaktım ben, bir dakika abim onu ararsam o beni bu manyaktan kurtarırdı. Hemen yatağın üzerinde ki telefonumu aldım. Ama zaten abim babam ve annemin beni bir çok kez aradığını görünce aramaktan vazgeçmem gerektiğini düşünmeden edemedim. Ama aramazsam bu adam bana neler yapardı Allah bilir. Hemen abimin adına tıklayıp aradım. İlk çalışta açtı.

 

"Eflin neredesin sen, iyimisin?"

 

"Abi iyim ama Ateş beni zorla götürmeye çalışıyor sana konum atsam beni kurtarırmısın? Çok korkuyorum."

 

"Ohh şükür buldu demek seni. Kızım sabahtan beri seni arıyoruz İrem olanları anlattı. İnşallah o aptallığı yapmadım de kızım o adam azılı katil. Onun davasını ben yürütüyorum. Sen bu kadar aptal olamazsın ne oldu sana böyle. Boran denen adam işlediği cinayetleri bir şekilde üzerini örtüyor onun olduğunu biliyoruz ama kanıt olmadığı için serbest dolanıyor." Duyduklarımla kanım donmuştu.

 

"Ab-abi ne diyorsun sen o bir karıncayı bile inciltemez ki, Ateş o kadar dövdü ama o en ufak bir karşılık bile vermedi."

Dilim tutulmuştu adeta aynı kişiden mi bahsediyorduk biz.

 

"Aptalsın kızım sen hiç akılanmamışsın o bir mazoşist acı seviyor önce kendini dövdürtüp psikolojik olarak rahatlıyor sonra kurbanını katlediyor. Eflin ne olur evlenmedim de bana." Hayır olamaz ben bir azılı psikopatla mı evlendim.

 

"Abi ben bir psikopatla az önce evlendim." Ateş haklımıydı yani?

"Eflin ne diyorsun sen yirmi dört saat dolmadan hemen itiraz edip evliliğin iptalini isteyeceksin ben Ateş'i arıyorum hemen."

 

"Abi dur kapatma. Ben Ateş ile hiç bir yere gitmeyeceğim. Hem o Boran'ın ölüm emrini verdi otomatikman boşanmış oluyorum zaten. Ne olur sen gel al beni." Resmen yalvarıyordum. Tamam bir aptallık yaptım ama ben ne olursa olsun onunla bir yere gitmek istemiyordum.

 

"Eflin sen Ateş'in yanından bir yere ayrılmıyorsun annem gil olayı bilmiyor senin şu işi halledene kadar ortalıktan yok olman gerek, ben annem gile benim yanıma geldiğini ve bir kaç ay bende kalacağını söyledim. Sende bozuntuya verme seni şuan uçakta yanıma geliyorsun sanıyorlar."

 

"Abi benim haberim olmadan nasıl benim hakkımda planlar yapabiliyorsun."

 

"Sen nasıl ailemiz hakkında kafana göre davranıyorsan bende aynen öyle davranıyorum beni deli etme Eflin şuan Ateş'e güvenmekten başka çaremiz yok o adam çok tehlikeli çevresi çok geniş başın belada aptal artık olayların farkına var. Büyük bir çeteyi çökertmek üzereyiz bu olaylar bitene kadar Ateş'in yanından hiç bir yere ayrılmıyorsun. En azından geçmişten tanıdık biri seni de benim kadar seviyor. Hem oğlu da varmış yedi yaşında onula da ilgilenirsin çocukları da seviyors-"

Onu konuşmasını bölen benim çığlığımdı.

 

"NEE ONUN EVİNDE MI KALACAM! ASLA OLMAZ ANLADINMI ASLAA!" Delirmiş olmalıydı. Aklınımı kaybetti abim. Tamam Ateş ile aramızda olanları bilmiyordu. Bizi abi kardeş gibi bilirdi Ateş sağolsun. Küçükken ilk başlarda Ateş ve abim hiç anlaşamazlar ve sürekli kavga ederlerdi. Abim beni asla paylaşamaz ve bana çok düşkündü. Ama ne zaman abimin olmadığı zamanlar Ateş beni koruyup kolladı işte abim o zaman onu sevmeye başladı. Ama bu benim hiç hoşuma gitmedi. İnadına bana ortamda kardeşim diye hitap eder yada küçük cadı derdi. Ben ona ne zaman duygularımı açtım işte o zaman işler sarpa sardı. Zor durumda kalsam bile gelemez olmuştu. Hep abime haber verirdi zor durumda kaldığımda, ta ki o güne kadar. O günden sonra eski aptal Eflin ölmüştü. O olay benim dönüm noktam olmuştu. Tabi bu dönüm noktası da bir yere kadardı. Kalp bu söz dinler mi? Hele aklı hiç dinlemez. Başına buyruk yaşayan bir organ insanın hayatını çok güzel altüst ediyordu.

 

Geçmiş (2013 Aralık 12)

 

"Anne ben çıkıyorum."

 

"Tamam birtanem kaç gibi gelirsin geç kalma bak baban ve abini başıma bela etme."

 

Lise çıkışı kızlarla bir şeyler yapacaktık okuldan çıkar çıkmaz hemen evlerimize gidip üzerimizi değiştirdikten sonra her zaman ki buluştuğumuz kafede toplanacaktık. Kızıl ve uzun saçlarımı at kuyruğu yapmış yüzüme makyaj yapmayı sevmediğim için sadece dudaklarıma hafif bir nemlendirici sürdüm. Aralık ayındaydık ve hava cidden buz gibiydi. Kalın örgülü mavi bir kazak altınada cin bir pantolon giymiştim. Girişte ki askılıktan kabanımı ve çantamı da aldıktan sonra bana bakan anneme döndüm.

 

"Dokuz gibi gelirim annem merak etme." Dedim içten bir gülümsemeyle.

 

"Tamam ama telefonun açık olsun ulaşayım aradığımda sana hem abin alacak seni ona haber ver." Ayy neresi abiymiş yaa her şeyimde o var zavallı bazen zorunda kalıyordu tıpkı bugün ki gibi.

 

"Olduuu bu işin sonu evde kal konuşmasına dönmeden ben kaçar. Abime gerek yok ben taksiyle gelirim hayatım." Kapıdan çıktıktan sonra aralık olan kapının eşiğinden anneme öpücük gönderip hızlıca evden çıktım.

 

Kızlarla buluştuktan sonra hemen sıcak içecek söyledik cidden havalar buz gibiydi.

"Ayy bu ne soğuk yaa yıl olmuş iki bin on üç kutuplardayız sanki."

 

"Ay hiç sorma ya dondum valla bir ara bacaklarımı hissedemedim. Önceki günler ne güzeldi ne zaman ki ayın on'u oldu hava bir anda değişti." İrem gelen sicak kahveyi iki elinin arasına almış ısınmaya çalışırken bir yandan da şikayet ediyordu. Cidden hava bir günde nasıl bozdu ya.

 

Dilan, "Ayy neresi soğuk yaa amma abarttınız tam benim sevdiğim havalar insana yaşadığını hissettiriyor valla." Bu kız cidden manyaktı. İrem ile göz göze geldik. Yok artık dercesine göz devirdik ikimizde aynı anda. Dilan bizden çok farklıydı. Herşeyin en olumsuzunu severdi. Az çok onu da anlıyorduk. Ailevi durumu çok kötüydü, onun durumuna da çok üzülüyorduk. Lisenin ilk günlerinde içine kapanık depresif biriydi. Kimseyle konuşmaz kimseyle aynı ortama bile girmezdi. Benim sıra arkadaşımdı ama hiç iletişimimiz olmazdı. Ara ara ağlarken bulurdum. Onunla çok konuşmayı denedim ama o hiç oralı bile olmuyordu.

 

Bir gün okulun luvaletinde bileklerini keserken yakaladım. Dersin ortasında tuvalete gidecem diye izin almıştı. Elinde birşeyi sıkıca tuttuğunu görünce bende bir iki dakika sonra arkasından izin isteyip gittim. Tabi izin vermedi ilk, karnımı tutup acı çeker gibi öğretmene bakıp "regl oldum" diyince mecbur vermişti izin öğretmen. Onu o tuvalette o şekilde görmek bende büyük bir tranvaya sebep olmuştu. Bir bileğini kesmiş diğer bileğini de kesecekken son anda elini tutmuştum. Dehşetle ona ve elinde ki durmak bilmeyen kana bakıyordum.

 

"Bırak beni defol git buradan. Bı-bırak ölme-mek istiyorum." Sesi o kadar kötü çıkıyordu ki hem korkmuş hemde acı içinde hemde çaresizlik dolu çıkıyordu.

 

"Di-Dilan bu ne? Ne yaptın sen böyle!" Hemen yanda asılı duran pecetelikten alabildiğim kadar peçete koparıp kanayan yaranın üzerine bastırdım. Diğer elimle ise elinde tuttuğu jileti hizla ve dikkatlice alıp çöpe attım.

 

"Neden yaptın Dilan nasıl yaparsın böyle birşey." Kan kaybından bayılmak üzereydi. Böyle olmayacaktı. Korkuyla tüm gücümle bağırdım.

 

"İmdattt yardım edin kimse yokmu arkadaşım ölüyor." Bir kaç defa ağlayarak bağıra bağıra yadım istedim. En sonunda yan sınıfta ki öğretmen koşarak gelmiş kucağımda baygın olan Dilan'ı görmesiyle hemen ambulansı aramıştı. Sonra herkes toplandı ve bir öğretmen Dilan'ı kucaklayıp gelen ambulansa yetiştirdi. Ben ise orada şok içinde kala kalmıştım. Ellerim ve üzerim hep kan olmuştu. İrem benim yanıma gelip elimi yüzümü yıkamama yardım etmişti. O gün Dilan dan gelecek haber için diken üzerindeydik. Okul çoktan dağılmıştı ama ben ve İrem müdürün odasında haber bekliyorduk. Çok kötüydü cidden çok berbat bir andı.

 

Sonunda o iyi haber gelmiş ama iki üç gün gelemeyeceğini öğrenmiştik. Olsun iyi olsunda gerisi önemli değildi. O günden sonra tek bir haber bile alamamıştık Dilan'dan

 

Aradan tam bir hafta geçmişti ve Dilan'dan bir haber hayla yoktu ve bu durum bizi korkutuyordu.

"Sence neden gelmedi bugün?"

"Bilmiyorum İrem ama ölmek isteyecek kadar ne yaşadıysa o engel oluyor gibi ölmek isteyen birinin okumak gibi bir derdi de olmaz. Umarım iyidir çok korktum hayla rüyalarıma giriyor."

 

"Normal Eflin ben senin halini görmeme rağmen dehşete düştüm sen Allah bilir

Nasıl hissettin." İkimizde çok durgun ve üzgündük. Hatta babama bile yalvarmış evinin adresini öğrenmesini istedim ama o bulamadım diyip geçiştirdi. Ama durumunun iyi olduğunu gerekli tüm destekleri yaptığını söylemişti. Bu da demek oluyor ki evini bulmuş ama bana söylemiyordu. Ne desteği ya ben arkadaşımı görmek istiyordum. En çokta ölmek isteyecek ne yaşadı bunu bilmek istiyordum.

Ve o gün gelmiş tam on gün sonra okula gelmişti. Ve İrem ve ben onu ilk derse sokmayıp okulun kantininde İrem ben Dilan bom boş olan bu yerde ondan gelecek cevabı bekliyorduk. Evet kötü bir psikolojide ama bunun nedenini öğrenmek ve ona yardım etmek istiyorduk.

 

"Dilan anlıyorum hiç iyi bir psikolojide değilsin ama seni o halde gördüğümden beri hiç iyi gecelerim olmuyor. Seni çok merak ettik." Dilan gülümsedi ama bu acı bir gülümsemeydi. Bileklerinde ki sargıyı uzun kollu giyerek gizlemiş ara ara onları çekiştiriyordu. Utanıyordu bu yaptığından ama o bunu yaparken psikolojisi yerinde degildi. Yada beceremediği intihardan utanıyordu.

 

"Sen hiç bir zaman beni anlayamayacaksın Eflin. Sende İrem siz merakınızdan beni sorguya çekiyorsunuz. Benim size anlatacak hiç bir şeyim yok ve benden de uzak durun." Tam kalkacakken kolundan tuttum.

 

"Bizi kendinden uzaklaştırma artık. Seni cidden önemsiyor ve seviyoruz Dilan ne olur yapma söz ne anlatırsan anlat asla ama asla kimse bilmeyecek ailemizde dahil. Anlat hadi bir derdin var içinde kaldıkça seni bitirecek. Belki bir yardımımız olur." İrem'e baktı. O da başını onaylarcasına salladı.

 

"Dilan güvenebilirsin bize biz seni sevdiğimiz için buradayız amacımız seni rencide etmek değil senin yanında olmak." Dilan kalktığı sandalyeye geri oturduğu an gözleri dolmaya başladı.

 

"Kimse ama kimse bilmesin olurmu? O zaman yaşayamam ben." Endişeyle İrem ile göz göze geldik anlık ve tekrar Dilan'a baktık. İkimizde aynı anda.

 

"Söz yemin ederim söz Dilan korkma çekinme anlat lütfen. " Dilan tam karşımızda bizde onu karşısında oturuyorduk. Ağlayınca ikimizde iki tarafına sandalyeyi çekip sarıldık. Anlatacakları bizi çok sarsacaktı bu netleşmişti.

 

"Benim lafımı kesmeyin olur mu zaten bunları anlatmak benim için çok zor. O cesareti bir daha bulamam yoksa." İkimizde onaylar şekilde sesler çıkardık.

Bakışlarını ellerine çevirdi ve anlatmaya başladı. O anlattı biz maf olduk o anlattıkça bu iğrenç dünyanın yok olmasını istedik.

 

 

"Her şey iki yıl önce başladı. O zamanlar mutlu olmasamda ailem bana iğrenircesine bakmadığı zamanlardı. Sonra bir gün bir yakınımızın düğünü vardı, gece eve dönerken bizim arabada yer olmadığı için bana boş bir araba arıyordu babam düğünde herkes çok yakınlarımızdı aynı mahallede büyüdüğümüz aynı ekmeği paylaştığımız kişiler. Benden sekiz yaş büyük kuzenim beni çağırdı. Babam gilden baya uzak bir yerdeydi. Bana 'babana benle geleceğini söyle arabada boş yer var' dedi. Bende anlamadım ilk yani sürekli iç içe olduğumuz biri amcamın oğlu yani evlerimiz bile aynı mahallede. İnsanın aklına gelmez ki çok iyi biriydi yeminle bana bacım kardeşim diye hitap eden biriydi. O gece içmiş galiba biraz dengede durmakta zorlanıyordu hafif. Ben babama onunla gidecem diyince babam da güvendiği için tamam dedi. Sonra ben bindim ama araba bomboştu. Ben bunu önemsemedim. Sonra yol boyu sürekli bana bakıyordu dikiz aynasından. Yeminle açık giyinmedim uzun kapalı bir elbise vardı üzerimde." Gözlerini elinden kaldırıp bize baktı. Aman Allahım ne olur düşündüğümüz şey olmasın. Ona inanıyoruz dercesine tebessüm edip omuzunu sıvazladık. O anı tekrar yaşıyordu resmen. Bakışları tekrar eline kaydı ve titrek bir nefes aldı.

"Sonra evin sokağına girmek yerine orman yoluna saptı. İlk anlamadım sordum. 'Abi yanlışlıkla mı girdin' diye. O kadar güveniyordum. O kadar aklımdan geçmezdi. Güldü Eflin çok pis güldü. Çok korktum o an dank etti. Kapıyı zorladım ama kilitledi. Telefonumda yoktu." Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Onunla bende ağladım İrem de ağlamaya başladı.

 

"Tamam anlatma istersen Dilan." O anlattıkça sanki orada bende vardım ve elimden birşey gelemeden onlara müdahele edememenin acısını çekiyordum.

"Yok anlatmak istiyorum. Biri beni anlasın istiyorum Eflin." Anlaşılmayan tacize uğramış biri ne berbat bir durum. Annesi de mi inanmamış kızına.

 

"Nasıl iyi hissedeceksen öyle yap canım ama sana inanıyoruz bunu unutma." Acıyla ve göz yaşlarıyla buruk bir tebessüm oluştu dudakların da.

 

"Sonra arabayı en izme yere park etti. Ve orada ben bayılana kadar." Söyleyemedi devamını ona İrem ile ikimiz aynı anda sıkıca sarıldık. Çok kötü oldu korkudan terlemeye ve titremeye başladı. Canım yandı. Tüm bu acıyla tek başına mı savaştı.

Su verdik bi iki yudum aldı. Sonra bir kaç dakika bekledik sakinleşmesini. Bir anda devam etti.

 

"Uyandığımdan arabadaydım. Bana pis pis bakıyordu. Canım çok acıyordu.

Bana dedi ki, 'babana benimle gitmeyi sen söyledin. Ben hiç birşey söylemedim. Ben bir şekilde kendimi aklarım bir aptalık yapıp olanları sakın anlatma. Sevgiliyiz benimle evlenmek istediğini söyleyeceksin.' Dedi bana beni seviyormuş." Allah onun belasını versin pis sapık. Bu sevgi değil bu sapıklıktı, bu adilik, bu şerefsizlik, bu canilikti.

 

"Ben çok ağladım çok hemde bana bağırıp üzerimi düzeltmemi söyledi. Eve gelir gelmez olan biteni anneme babama anlattım. Annem feryatlar etti babam beni suçladı 'sen gittin oruspu niyetin bumuydu. O benim abimin oğlu sana kardeşi gibi davranıyordu. Ne yaptin da baştan çıkardın' gibi bir sürü cümle ve şiddet uyguladı. Annem de bir süre sonra babama inandı. Ya da inanmak istedi. Herkes duydu evlensinler dediler. Ama o yani Burak abi kabul etmedi bu sefer. Beni orospulukla suçladı neymiş onu baştan çıkarmışım. İçkiliymiş evlenemem dedi sevdiği varmış." Bana baktı ama o bakışlarda ölümü gördüm. Sonra İrem'e baktı.

 

" Herkesin içinde 'kızlığı yoktu zaten kendini bana yamamaya çalıştı'Valla ben oruspu değilim. Ben kimseyle sevgili bile olmadım.Niye onun söylediklerini yapmadım diye benim namusumu kirletip gitti sevdiği kadınla evlendi. Ailem ondan sonra bana sırtını döndü. Okuldan da alacaklardı annem en azından okusun gitsin buralardan sileriz gelmez bir daha diyince babamda kabul etti. Bende öyle düşündüm. Okurum üniversiteyi kazanıp başka şehre gider kendime yeni bir hayat kurarım dedim ama ta ki iki haftaya kadar. Beni istemeye geldiler. Babam hemen tamam demiş bende birşey diyemedim. Zaten benim o evde bırak söz hakkım olmasına tek bir kelime söylememe bile hakkım yoktu. İşte annem geldi ama sanki düşmanıyla konuşuyor. Eflin bir anne evladına iğrenircesine nasıl bakabilir.

Beni isteyen adam kimmiş biliyormusunuz?" Kendi soru soruyor ama cevap vermemize fırsat vermeden devam ediyordu. Nasıl dolmuştu canım benim ne kadar da güzel bir kızdı ama bahtı yoktu işte. İrem ile aynı anda hayır dercesine başımızı saladık. Gözlerini acıyla kapattı.

 

"Elli yaşında yaşlı bir adam. Ben duyduğum an ölmek istedim. Ben istemiyorum dedikçe babam beni duymuyor düğün gününü planlıyorlardı. Bir de başlık parası almış yetmiş bin.

Sonunda dayanamayıp o adamın karşısına çıkıp ağzıma geleni söyledim. Adam sinirlenip kalkıp gitti başlık parasını da aldı tabi. Ama babam çok sinirlendi ve beni bayılana kadar dövdü. Okula gidiyorum diye yüzüme asla vulmaz hep görülmeyen yerlerime vuruyordu. O günün ertesi günü de dayanamadım iste o olay oldu. O evde bana bir lokmayı bile çok görüyorlar o evde kendimi sokak köpeğinden bile değersiz görüyorum. Bu hayatta kalmak için hiç bir sebebim yok artık ne çalışmama izin veriyorlar ne de okul için ihtiyaçlarımı karşılıyorlar. Bunları yardım istemek için istemiyorum yanlış anlamayın. Ama onlar bildiğin bana öl diyorlar bunu sözlü söylemeselerde eylemleriyle dile getiriyorlar. Ben çok yoruldum hele o sapık adamın evli mutlu görmek cezasını çekmeden benim değilde onun mutlu olması çok ağrıma gidiyor. Ben ne yapacağımı bilemiyorum artık." Bende ne yapacağımı bilemiyordum.

 

"Polise gittin mi peki şikayetçi olsaydın." İrem'in söyledikleriyle Dilan daha çok ağlamaya başladı.

 

"İzin vermediler amcam babama 'senin ahlaksız kızın polise giderse onu da sizi de gebertirim oğlumun size yedirmem diye ortalığı ayağa kaldırdı. Zaten okuldan çıktıktan sonra babam alıyor beni bir yere gitmeme izin vermiyorlar iletişim sıfır. Birine söylersen kimse sana inanmaz dediler." Biz bu konuyu asla böyle bırakamaz susup oturamazdık.

 

O günden sonra ben ve İrem konuyu ailelerimize anlattık ve Dilan'ı o aileden alıp bir yurda yerleştirdiler şuan gayet mutlu ama o depresif modu hayla var. Bu arada o sapık adam da cezasını buldu abim sayesinde inat edip tüm delileri toplayıp o sapığı hapse attırdı. Dilan'ın ailesi pişmanız deseler de Dilan onları sildi. Dilan bilmese de İrem ve benim ailem ona geçimini sağlayacak kadar burs veriyorlardı. Dilan bunu hiç bir zaman bilmeyecekti. Aslında o yurda bile bizimkiler sayesinde gittiğini bilmiyordu babası seni yurda vereceğiz demiş bunu da babam tembihlemiş tabi bir de para vermiş. Şuan bile geçmişin o tranvamaları peşini bırakmıyor Dilan'ın hep bir mutsuz depresif ama buna rağmen bizim yanımızda rahat ve güvende hissediyor. Ona bizimle kal deseydim hayatta kabul etmezdi. Ama arada bizde ve İrem de kalıyordu. Dersleri çok iyiydi inşallah güzel bir hayatı olurdu. Mutluluğu çok hak ediyor.

 

Yine geçmişe gitmiştim. Beni bu derin düşünceden çıkaran İrem'in dürtmesiydi.

 

"Oo yine nerelere daldın öyle. Sana diyorum."

 

"Gözüm dalmış yaa ne oldu?"

 

"Şurada ki çocuk sabahtan beri gözünü senden ayırmıyor. Bayada yakışıklı ama ha." Bu dediklerine gözlerimi devirdim.

 

"Hiç pes etmeyeceksin değil mi?"

 

"Asla tabikide. Ne dersin bence gayet hoş çocuk. Bir şans ver bence."

 

"Zorlama İrem kızı kalbinde başkası varken neden zorla biriyle sevgili yapmaya çalışıyorsun." Dilan'a öpücük gönderdim.

 

"Beni anladığın ve desteklediğin için sagol bebeğim. Bu ruhsuz ne anlar aşktan."

 

"Kızım aşk ne ya erkekler aşık olunacak varlıklar değil ben kendimden başka kimseye aşık değilim. Sizde öyle olun. Dilan zaten aşktan uzak biri geriye sen kalıyorsun ama seni bir türlü o manyaktan kurtaramadım."

 

Dilan ile aynı anda güldük ve sen iflah olmazsın dercesine başımızı iki yana salladık.

 

Dikkatimi bana gözünü dikmiş bakan çocuk çekti. Tek başına oturmuş kahve içiyordu. Bana gülümseyince hemen ters bir bakış atıp önüme döndüm. Bir kaç dakika sonra masamıza bir pasta geldi. Garson, "ileride ki masada oturan bey efendi gönderdi." Diyince sinirle soludum.

İrem tam konuşacakken ters bakışımla gülümsemesi soldu ve ağzına hayali fermuar çekti eliyle. Yoksa kalbini kıracağımı iyi biliyordu. Dilan'a baktım ne yapacağımı tahmin edince sinsice güldü.

Pastayı alıp ayağa kalktım. Benden altı yada yedi yaşından büyük esmer ve cidden yakışıklı biriydi. Ama amacı gönül eğlendirmek olduğu çok netti. Yoksa hayatta böyle yaklaşmaz kibarca red ederdim. Ama böylelerine tam olarak şuan yapacağımı yapıyordum. Sevimlice gülümsedim.

"Bu anı asla kaçıramam diyen İrem kayda almaya başlamıştı bile.

 

"Demek beğendin seveceğini biliyordum istersen yanlız kalacağımız ço-" pastayı çok sert bir şekilde yüzüne vurup güzelce yedirdim. Adam öfke ve şaşkınlıkla ayağa kalktı.

 

"Seni küçük sürtük bittin sen!" Evet şu anı planladım ama sonrasını planlamamıştım işte. Doğaçlama oynamayı çok seviyordum. Daha bi aksiyonlu oluyordu.

 

"Pis sapık sen kimsin ki bana kafana göre şeyler gönderebiliyorsun."

 

"Lan istemiyorsan istemiyorum de ne bu abartı haller ergen."

 

"Ne ne bu bana ergen mi dedi." Dedim şaşkınca İrem ve Dilan'a bakarak.

 

"Sen bana ergen mi dedin. Asıl sensin ergen lan pis sapık madem ergenim ne işin var kardeşin yaşında ki kızlarla şerefsiz." Masada ki bardakta duran suyu alıp yüzüne boşalttım. Bu onu daha da öfkelendirmişti. Tam bana doğru bir adım atmıştı ki Dilan adama çelme taktığı an adam yere yapışmıştı evet tam olarak yere yapışmıştı.

 

Kafede ki herkes adama bakıp gülüyordu.

"Eflin tüyme vakti kanka koş." İrem'in dediklerini yapıp koşarak kafeden çıktık. Yoksa o çocuk bizi doğduğumuza pişman edecekti. Biraz uzaklaştıktan sonra erkamızdan kimsenin gelmediğine emin olduk ve durup biraz soluklandık. Bu soğukta koşmakta hiç güzel bir aktivite değilmiş. Bir kaç defa kaydık ve az daha yere düşüyorduk.

 

"Yazık oldu güzelim çocuğa tam benim dişime göreydi ama salak iste yanlış kişiyi seçti. Ben onunla çok güzel oynardım ama kısmet değilmiş. Beni seçmememsinin sonucuna katlanıverdi zavallı."

 

"İREMMM!!" Dilan ve ben aynı anda uyarı niteliğinde seslenince susmak zorunda kaldı.

 

Biraz daha takıldık akşam olmuştu çoktan saat on'a geliyordu. İrem başka arkadaş gruplarıyla takılacağım diyince Dilan direk yurda geçti bende şuan taksi bulamadığım için eve yürüyordum. Evin yolu biraz izme bir yerden geçtiği için bu yolda yürümeyi bir taraflarım yemediği için telefonumu çıkarıp tam abimi arayacakken aklıma gelen kişiyle elim Ateş'in numarasına kaydı. Zaten abimi arasam da gelemezdi.Numarayı arayıp telefonu kulağıma koydum. Bu saate beni bu sokakta yanlız bırakmazdı herhalde.

 

İlk çalışta açtı. "Efendim baş belası söyle. Yine kimi dövdün de işin içinden çıkamadın." Pislik hemen laf sokarak azarlıyor.

 

"Hayır yaa öyle birşey değil tamam birini dövdüm ama bu sefer halletim. Sadece taksi bulamadım ve bizim o izme yola girmek üzereyim çok korkuyorum beni alırmısın diyecektim."

"Sen bu saate kadar dışarıdanısın Eflin? Aman neyse ya gelemem abini ara kız arkadaşımlayım." Kız arkadaş kadar başına taş düşsün inşallah. Belki o zaman sana açıldığım günü unutur bana yeniden eskisi gibi yakın olursun.

 

"İyi tamam başıma birşey gelirse sorumlusu sensin. Hem burada köpeklerde var ya onlara yemek olursam ya ölürsem. O zaman vicdan azabından ölürsün." Dedim acınası bir sesle.

 

"Büyüdün artık Eflin dakika başı beni aramaktan vazgeç abin var baban var annen var onları ara." Gözlerim doldu. Neden bu kadar ağır konuşmak zorundaydı.

 

"Özür dilerim bir daha aramam seni." Sesim titremişti kalbim acıyordu. Beni istemiyordu sesimi bile duymak istemiyordu.

 

"Eflin yapma ama bö-" telefonu suratına kapattım. Kendim giderdim eve ona muhtaç değilim. Salaklık bende işte beni sevmeyen biri için bu kadar çabalamam aptallıktı.

Bir anda arkamdan ağzıma kapanan el ile korkudan çırpınmam bir oldu.

 

"Naber güzellik ödeşme zamanı bence ne dersin?" O adamdı kafedeki adam. Dirseğim ile karın boşluğuna sert bir şekilde vurunca acıdan bağırarak bir iki adım geriledi.

 

"Uzak dur benden pis sapık. Hemen telefonumu çıkarıp ilk kim denk geldiyse aradım. Adam acının etkisinden çıkmaya çalışıyordu. Nefesi kesilmişti. Abimin öğrettiği savunma teknikleri bu gibi durumlarda işime çok yarıyordu.

 

Meşgule düştü Ateş'i aramıştım ama ondan başkası da yardim edemezdi abim evde bile degildi şehir dışına gitmişti bugün, sabah gelecekti. Annemlerin haberi bile yoktu sevgilisinin doğum günüydü çünki. Benden de idare etmemi söyledi.

Babamın nerede olduğunu bile bilmiyordum.

 

Tekrar aradım bu sefer açtı. O konuşmadan hemen lafa girdim.

"Bak seninle konuşmaya hiç niyetim yoktu ama şuan kafede dövdüğüm çocuk karşımda ve niyeti hiç iyi değil. Ateş korkuyorum gel lütfen. Abim şehir dışında onu arayamam." Telefon diğer ucunda o kadının sesini duydum.

"Aşkım hadi gel."

"Geliyorum." Dedi ve ofladı.

"Eflin yemedim bunu yüzsüzleşiyorsun artık yalana mı baş vurmaya başladın artık." Dedi ve bir anda telefonu yüzüme kapattı, kalbimde birşeyler kırıldı o an. Benden bu kadar mı nefret ediyordu. Ona onu sevdiğimi söylediğim andan beri benden uzak duruyordu ama bu çok ağırdı hemde çok ağır. Gecenin bir yarısı beni bu sapık adamın ellerine bıkrakmıştı.

 

Bir anda telefon elimden çekildi ve uzağa fırlattı.

 

Korkuyla koşmaya başladım ama kolumdan yakaladı. Beni sert bir şekilde yere fırlatınca başımı çarptım. Karnıma attığı tekmelerin haddi hesabı yoktu.

 

"Sana dokunup başımı belaya sokamam ama güzel bir dayak ile bana bulaşmanın ne kadar kötü bir fikir olduğunu anlarsın." Acıdan nefes alamaz haldeydim. Eli saçlarımı buldu ve saçlarımı eline doladı. kafamı bir kaç defa yere sert bir şekilde vurunca bilincim kapanmıştı. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Annem benden haber alamayınca babamı aramış oda telefon sinyalinin evin yakınından geldiğini anlayınca hemen sinyalin olduğu yere gelince beni orada baygın halde bulmuş ve hastaneye getirmiş. Tabi Ateş olanları duyunca hastaneye gelmişti ama onun yüzünü dahi görmek istemiyordum. Babama onu aradığımı ama beni dinleyip sevgilisiyle olduğu için gelemeyeceğini söyleyip kapattığını söyledim babam tabi bunu duyunca yumruğu onun suratına indirmişti. Her ne kadar onu görmek istemesemde babam gilin olmadığı bir anı kollayıp odama girmişti. Acıdan kımıldayamayacak haldeydim. Kolumda kırık ve kaburgamda da üç çatlak vardı. Zaten yüzümün aldığı darbeleri haddi hesabı yoktu. Onu görünce gözlerim doldu. Beni ölüme gönderecek kadarmı sevmiyordu.

 

"Bakama bana öyle ne olur. Ben numara yapıyorsun sandım. Sesin ne bilim ciddi gelmedi bana." Başımı diğer tarafa dönderdim.

 

"Eflin bana bak lütfen özür dilerim. Allah belamı versin ki ciddi olduğunu bilseydim iki elim kanda olsa yine gelirdim biliyorsun." Bakışlarımı ona çevirdim.

 

"Benden bu kadar nefret ettiğini bilseydim inan bırak seni aramayı adını bile unuturdum. Ya yabancı birini arasam koşarak yardıma gelirdi. Ama ben anladım anlayacağımı. Bir daha asla ama asla ölsem bile benim sesimi dahi duymayacaksın buda sana sözüm olsun. Şimdi çık git daha fazla beni görmek zorunda kalma Ateş ABİ." Son söylediğim cümle onu şoka sokmuştu. Benden hiç duymamıştı abi kelimesini. Zaten bu saatten sonra da hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne aldığı çiçekleri ne de aldığı hediyeler onun beni görmesine yaradı. Tam altı ay halamda kaldım okula halam bırakıyor halam alıyordu. Ateş halama kadar gelmiş ama halam biraz eski kafalı olduğu için buna asla müsade vermedi. Eve dönünce de o eski ben değildim artık. Benim canımı bile önemsemeyen birini unutmak için her yolu denemiş ve onu kalbimin en derinine gömüştüm.

 

 

Günümüz

 

"Eflin saçmalama ne dersem onu yapıyorsun yoksa babama söylerim. Olacakları iyi biliyorsun." Odanın kapısı açılınca abim konuşmama izin vermeden telefonu kapattı.

 

"Hayla değiştirmedin mi üzerini."

"Ya sanane sanane benden defol git başımdan gelmiyorum ben seninle hiç bir yere başımın çaresine bakarım ben." Öfkeyle onun yanından geçip dışarı çıktım. Tüm adamlar beni görünce dik dik bakıyorlardı.

 

"Ne var lan ne bakıyorsunuz dönün önünüze. Bende meraklı değilim sizin bu manyak patronunuza." Hepsi bir anda başlarını önüne eğmesiyle ensemde hissetiğim nefesle irkildim. Hemen bir iki adım uzaklaştım. Öfkeyle yönümü Ateş'e döndüm.

 

"Ben seninle hiç bir yere gelmiyorum anladın mi beni."

 

"Geliyorsun."

 

"Gelmiyorum dedim."

 

"Geleceksin dedim."

 

"Ya sen benim başıma belamısın abicim defol git." Bir anda yanıma gelip kolumu sıkıca tuttu.

 

"Bana bak o siktiğimin kelimesini kullanırsan sana abin olmadığımı kanıtlarım hemde büyük bir zevkle." Gözleri dudaklarıma kayınca ondan uzaklaşmaya çalıştım ama izin vermedi.

 

"Şimdi uslu dur ve bin şu arabaya." Dedi dik dik gözüme bakarak. Meydan okurcasına gözlerimi kaçırmadan baktım gözlerine.

 

 

"Binmeyeceğim hem utanmıyormusun evli bir kadın kaçırmaya. Bu kadar mi düşt-"

 

EFLİNN BENİ ZORLAMA DEDİM SANA!!??" Öyle bir bağırdı ki korkudan gözlerimi kapadım.

 

"Bana bak Eflin herşeyin farkında olmana rağmen şu inadın uğruna bir seri katilin karısıyım diyip durma öyle biride yok artık zaten normal olarak evli de değilsin."

 

"Yaa sen ne güzel beni umursamıyordun ölüme terk edecek kadar umursamazdın yine öyle olsana o zamanlar kafam çok rahattı. Ne kadar ölümle burun buruna gelsemde gerçekleri çok net görmüştüm. Şimdi de sen gerçekleri görmemekte ısrarcısın." Hatırlamıştı hemde çok net. Benim kırılma noktam orasıysa onunda tam bu an olacaktı. Elleri gevşedi gözlerinde ki öfke bir anda silindi yok oldu yerini acı ve pişmanlık kapladı.

Bundan fırsat bularak onadan uzaklaştım.

 

"O yüzden bana beni düşünüyormuş ayakları yapma. Ben o zaman nasıl ölmediysem bu saaten sonrada bana birşey olmaz hem o çocuk Eflin yok karşında eski Eflin öldü Ateş Şimdi defol git karının yanına bir daha da karşıma-" enseme aldığım darbeyle gözümün bir anda kararması bir oldu. Ateş beni son anda tutmuştu.

 

"Sen çok konuştun." Bu Hakan'ın sesiydi.

"Lan senin elinin yarını sikim Hakan. Ben eterle bayılt dedim piç silah ile vur mu dedim?"

"Bu eter bile yaramaz bunun çenesine Ateş bune yaa susmayan makine gibi." Bilincimin kapanmasıyla o malın sesi kesilmişti ama ben bunun hesabını ikisine de çok kötü ödetecektim.

 

 

 

VEEE BÖLÜM SONU. 🌸🥰

 

Valla yetişmeyecek diye çok korktum. Bu hafta o kadar yoğunum ki bir de 15 saatlik yol gideceğim ablamın tanışma ve isteme gibi bir şeyi olacak Bursa'dan Niğde'ye gideceğim. Aslında bu hafta bölüm gelmeyecekti. Ama canım okuyucularımı kırmak istemedim.

Şuan cuma ve aksam dokuz civarı ve ben yarın yola çıkacağım bir sürü işim var ama önceliğim sizlersiniz. Neyse ben kaçar şu bavul işini halledeyim. Büyük ihtimal bu bölümü cumartesi yada pazar günü atarım.

 

Bol yorum ve beğeni canlarım o kadar emek veriyorum.

 

SEVİLİYORSUNUZZZ...❤️🦋🌼

Bölüm : 13.12.2025 16:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...