
Bundan bir kaç ay önce kendini halimde mesleğimin başında bir doktorken şimdi ise hem mesleğimden uzak, hemde birini sevmenin bedelini en ağır şekilde ödeyen birine dönüşmüştüm. Bu çok ağırdı hemde çok ağır ben bir sevginin bedelini sevdiklerimi kaybederek ödememeliydim.
Kendime gelmeye çalışırken ağzımdan tek çıkan kelime 'İrem' olmuştu. Ateş bana sarılıyor benim yine bir atak geçirdiğimi düşünüyor olmalı ki elimde ki telefonunu neden aldığımı bile sormuyordu yada şuan ki halimden dolayı sormayı ertelenmişti.
"Eflin sakin ol korkutuyorsun beni ne oldu da bu hale geldin?" Bunun gibi bir çok soruları ard arda soruyordu ama benim ağlamaktan ne onun sorularını algılayabiliyordum nede cevap verecek bir durumdaydım. Beni kaldırıp yatağa yatırdı. Benim hemen bu evden çıkmam gerekiyordu. Ateş bana çok kızacaktı ama benim yüzümden birinin ölmesine asla izin veremezdim. Ateş yanımdan bir an bile ayrılmıyor saçlarımı okşuyordu. Onun bu hareketi bile bana iyi gelmiyordu. Tek isteğim bu evden uzaklaşmak, yoksa gece evi basacak ve evde kim var kim yoksa canını alacaktı. O çoktan burayı bulmuştu. İçeride bir köstebek olduğu çok kesindi.
Ama kim?
"Ateş uyumak istiyorum beni yanlız bırakırmısın."
"Eflin seni bu halde hayatta tek bırakmam ne oldu da bir anda bu hale geldin?" Ne olmadı ki.
"Duygu patlaması yaşadım sadece yalnız kalmak istiyorum. Ve lütfen bu gece beni rahatsız etme kendime gelmem için bana zaman ver." Arkam ona dönüktü. Gitmesin istiyordum yanımda kalsın, korkuyordum. Cenin pozisyonundaydım. Saçlarımda olan eli bir anda duraksadı. Ama ellerini çekmedi. Onu göremiyordum ama ne düşündüğünü anlayabiliyordum. Bir anda bu kadar ılımlı davranmam onu afalatmış olmalıydı.
"Eflin ne oldu o telefonun elinde ne işi vardı? İrem'i neden aradın? Ne oldu da konuşmadan sonra bu hale geldin anlat lütfen. Bak Eflin benden birşey saklamanın hiç sırası değil. Bir durum varsa bana anlat, anlat ki bende o sorunu daha kötüye gitmeden halledeyim. Ne olursa olsun senin güvenliğin için herşeyi yapacağım. Korkma benden anlat ne oldu?" İrem'in değil ama.
Anlatamazdım, o da biliyordu birşeyler olduğunu ama anlatamazdım o manyak kardeşimi öldürürdü. Ateş'in canı o çocuğun hatta o kadının hayatı bile benim yüzümden tehlikedeydi.
Onlara, en çokta Ateş'in canına zarar gelemeden gitmem en iyisi olacaktı.
"Ateş iyim aradım iyi olduğumu söyledim. Merak etmiştir diye anladın mi şimdi çık git ve bu gece yanlız bırak beni." Başımı ellerinin altından istemesemde kurtardım. Canımın yanmasına alışıktım nasıl olsa. Buna da alıştırdım. Gözlerimden akan yaşlar boğazımda acı bir düğüme neden oluyordu. Ateş kısa bir an sessizce bekledi. Sonra yanımdan kalktı adım sesleri odadan uzaklaştı ve odanın kapısını kapanma sesini duyduğum an başımı yastığa gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Hiç bir zaman hemde hiç bir zaman ona doyamayacağım. Onun sevgisine onun dokunuşuna hep muhtaç olarak yaşayacaktım. Bu da benim en büyük lanetim olarak kalacaktı. Ne zaman tamam mutlu olacağım artık desem hem bir kaos çıkıyor ve hayatım tepetaklak oluyordu.
Ama bu seferki çok başkaydı. Bu son duraktı! Bir can için bir can verecektim ama o verilen candan asla başkasının olmayacaktı. O can benim canım olacaktı. Bu belayı nasıl ben başıma sardıysam öylede ben tamizleyecektim. Ve bu şavaşta ya Boran yada ben ikimizden biri ölecekti. Ama ikimizden başka kimse zarar görmeyecekti. Buna asla ama asla izin vermeyecektim.
Ağlamaktan yorgun düşünce istemesemde uyuya kalmıştım.
Kocaman yemyeşil bir ormanın ortasında Ateş ile el ele yürüyorduk. İçim o kadar huzur doluydu ki ilk defa kendimi bu kadar huzurlu hissediyordum. Hiç konuşmuyorduk, aramızda konuşma olmadan da konuşuyorduk sanki. Ara ara göz göze geliyor gülümsüyordum ona o da bana hayran dolu bakışlarını atıyordu. Sanki uzun zamandır gelmek istediğim o yere bana süpriz yapmıştı ve beni oraya getirmişti. Bir anda elleri ellerimin arasından kayboldu. Hızla başımı ona çevirdiğimde yoktu. Korkuyla etrafıma bakındım. Endişe ve onu kaybetmenin korkusu tüm bedenimi ve ruhumu sarıyordu. Kendi etrafımda dönerek onu aradım. Şaka yapıyordu o hep beni korkutmayı severdi zaten. Çıkacaktı şimdi ortaya. Ve benim korkmuş halimle dalga geçecekti.
"Ateş nerdesin hadi ama bak çok uzadı bu şaka korkuyorum." Yoktu ormanın ortasında tek kalmıştım.
"Ateş korkuyorum ne olur gitme geri gel." Gitmişti! Yoktu hava kararmaya başladı kargalar havada bağırarak uçuşuyorlardı.
Bir ses duydum 'şitt sakin ol buradayım.' Diyordu sesini duyabiliyor ama onu hayla göremiyordum. Delirmiş gibi etrafıma bakınıyordum onu görmenin umuduyla.
"Ateş nerdesin korkuyorum ne olur gitme." Ağlayarak bağırıyordum ama yoktu göremiyordum. Kargaların bana doğru uçtuğunu gordüğüm an korkuyla koşmaya başladım. Hava çok hızlı kararıyordu.
"Eflin buradayım korkma uyan güzelim." Bu ses çok derinden geliyordu. Önüm bir anda zifiri karanlık olmuştu. Ama ben koşmaya devam ediyordum. Çünkü kargalar benim peşime takılmışlardı. Attığım adımla bir anda uçurumdan düşmem bir olmuştu. Nefes nefese gözlerimi açtım.
"Ateş!" Diye bağırdım. Bir eli yanağımı okşuyor diğer eli ise saçlarımdaydı. Burun buruna geldik. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki burnu burnuma değıyordu.
İçimi saran o özlem ile ona sıkıca sarıldım.
"Gitme korkuyorum ne olur bir daha bırakma beni." Onu kendime çekip sarılmamla içimde ki korku az da olsa geçmişti. Geldi! Evet o geldi, iyi Eflin o da sende iyisin. Bana sıkıca sarıldı.
"Seni asla bırakmam Eflin sen benim herşeyimsin." Bir dakika bu an gerçek mi? Hızla etrafıma bakındım. Allah kahretsin tüm söylediklerimi duydu mu yani?
Benden ayrıldı ama beni saran kolları beni bırakmadı. Burun buruna geldik kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bir an patlayacak sandım.
Eli tekrar yanağımı buldu. Baş parmağıyla okşamaya başladı yanağımı.
"Sen.." dedi ve yüzünü bir santim daha yakınlaştırdı yüzüme. Ben yatakta uzanıyor o da benim yanıma oturmuş tek elini belimde diğer eli ise yanağımdaydı. İşaret parmağı yanağımda ki belli belirsiz duran gamzemde durdu ve oraya işaret parmağıyla daireler çizmeye başladı.
"Kötü bir rüya gördün. Nasıl bir rüyaydı ki bu seni uykunda ağlatacak kadar sarstı Eflin?" Rüya tekrar zihnimde canlanınca gözlerim doldu. Rüyalarımda bile beni terk ediyordu.
Ağladığımı görünce gözlerinde ki o şehvet bir anda kayboldu yerini endişeye ve şefkate bıraktı. Sesinde ki o ton değişmemişti ama.
"Şiitt sakin ol gerçek değildi. Ben buradayım Eflin." Baş parmağıyla göz yaşlarımı sildi.
Dudaklarını dudaklarıma ara ara dokundurtturup çekmesi bende inanılmaz derecede duygu karmaşasına sokuyordu. Ama sanki bunu bilerek yapmıyorum gibi davranıyordu. Arada konuşarak bazende yakınlaşarak yapıyordu bunu.
"Eflinim..." dedi içli içli ah ederim gibi.
"Hı." Diyebildim sadece dilim tutulmuştu adeta.
"Biliyormusun..." dedi ve dudaklarını tekrar dudaklarıma sürttü. Bakışlarını bir an olsun dudaklarımdan ayırmıyordu. Ve bu benim mantığımı devreye sokmamı egeliyordu.
"Sana dokunmayı çok özledim. Sana sarılmayı çok özledim." Derin bir nefes aldı ve geri bıraktı o nefesini. Dudaklarıma temas eden nefesi bir alev gibi bedenimi ele geçiriyordu adeta. Kaybolduğu günün öncesinde hiç bir yakınlaşmamız olmamıştı sadece arada kardeşiyle uğraşır gibi saçlarımı karıştırırdı. Bazende koruma amaçlı sarılırdı. Ne olduysa geri geldiğinde olmuştu. Ve bu benim istemesemde hoşuma gidiyordu. Evet berbat birşeydi bu durum ama arsız kalbim laftan anlamıyordu.
"Eflin..." dedi tekrar sesinde ki ve bakışında ki o tutku bunun sonu hiç iyi yerlere gitmeyeceğinin habercisiydi. İçmişti, içki kokuyordu bana karşı bu kadar net olması bundandı. Kendine geldiği zaman pişman olacaktı.
"Ateş lütfen." Dedim başımı yan tarafa çevirdim sonunda. Ama o buna izin vermeyip çenemden tutup ona bakmamı sağladı.
"Yetmezmi sencede Eflin bu kadar ayrılık yetmez mi? Ben seni çok özledim. Sen de beni çok özledin. Bunu bakışlarından anlayabiliyorum."
"Olmaz Ateş sen ve ben hiç olmadık ve olama-" dudakları dudaklarıma kapanınca kalbimde durdu evet tam olarak kalbim durmuştu. Nutkum tutmuştu. Bana sus dercesine sert ve delicesine öpüyordu beni.
Karşılık vermemek için zor tutuyordum kendimi. Ona karşılık vermediğimi anlayınca dudağımı ısırdı. Acıdan inlemem onu daha çok tahrik etmiş olacak ki öpüşü daha da derinleşti.
Daha fazla dayanamayıp bende yavaş yavaş karşılık verince belimde ki eli sırtımda gezinmeye başladı. Ona bu kadar çabuk kapılmam çok yanlıştı. Hemen kendimi çekip onu sert bir şekilde itip kendimden uzaklaştırmaya çalıştım ama buna izin vermedi. Beni dudaklarına öyle bir mühürlenmişti ki ondan ayrılamaya yeltendiğim an beni kendine daha çok hapsediyordu. Onu omuzlarından itmeye çalıştığım ama buna izin vermedi. Elimi tutmak için elini belimde çektiği an boşluktan yararlanıp onu üzerimden sert bir şekilde ittim. Geriye doğru sendeledi yataktan kalkarak iki adım geriledi. Alkolün etkisiyle olacak ki ayakta dengesini son anda sağlamıştı.
Öfeksi ve sitemi onu reddettiğim içindi. Bana inanamıyormuş gibi bakıyordu."Eflin yeter bu kadar inatta neyin nesi geçmişin acısını çıkarmayı bırak artık. Seni seviyorum diyorum ama sürekli beni kendinden uzaklaştırıyorsun." Hemen doğruldum ve ayağa kalktım.
"Hayır bu çok yanlış. Senin evinde karının çocuğunun olduğu bu evden yakınlaşmamız çok yanlış Ateş çık odadan hemen!" Yanına gidip kolundan tuttum. Kapıya kadar sürükledim. Tam kapıyı açtığım an kapıyı sert bir şekilde kapattı ve beni kapıyla arasına aldı.
"Eflin kendine gel seni seviyorum diyorum sen neden beni duymuyorsun?" Sesinde ki sitem beni deli ediyordu.
"Çünkü sen evlisin Ateş! Ben kendime metres muamelesi yaptırtmam anladın mı çık git od-" dudaklarıma tekarar kapandığı an bu sefer izin vermedim. Onu kendimden tüm gücümle uzaklaştırdım ve sert bir tokat attım yanağına.
"Kendine gel artık Ateş ben o eski basit salak Eflin değilim anla artık bunu. Benim bir onurum gururum var. Defol odadan yoksa ben giderim anladın mı beni." Çok şey söyleyecekti ama biraz daha konuşursa ortalığı ayağa kaldıracağımı çok iyi biliyordu. Karısı ve oğlu duymasını o da istemezdi tabi ki.
Canım acıdı o tokat sanki benim suratıma indi. Ama ona bunu belli edemezdim. Benden uzak durmalıydı.
Kolundan tutup kapıyı açtım ve onu kapının diğer tarafına itip kapıyı tekarar kapattım. Kapıyı kitleyecekken kilidin olmadığını fark etmem beni daha çok deli etti. Kafasına göre davranamazdı. Ben onun oyuncağı değildim. Tüm bunlara izin veren bana da lanetler olsun. Kabimede onu susturmayan beynime de yazıklar olsun.
Yatağıma oturup bacaklarımı kendime çekip başımı dizime yaslayıp kollarımı bacaklarıma doladım. Gözüm saate takıldı gecenin on biriydi. Ve benim zamanım kısalıyordu. Böyle yaşamak bana çok ağır geliyordu artık. Yıllardır beni sevmesi için dualar ettiğim adam şimdi bana aşık olduğunu söylüyordu. Ama büyük engeller vardı artık evli olması ve Boran en büyük iki engeldi ve geri dönüşü yoktu bunun. Bitmiyordu canımın acısı bir türlü dinmiyordu. Bir ölüden daha beter bir haldeydim artık. Boş gözlerle pencereden bulanık bir şekilde dışarıyı izliyordum. Artık göz yaşlarım yabancı gelmiyordu. Ben gülmeyi unutmuştum çünkü. Mutlu olmak neydi onu hatırlamaz olmuştum.
Saat gecenin ikisiydi ve ben odanın içerisinde sitresten dört dönüyordum. Ateş hayla uyanıktı ve bu beni deli ediyordu bu da yetmezmiş gibi yan odamdaydı. Benim bir şekilde bu evden çıkmam gerekiyordu. Ama bu ordu yığınıyla korunan evden nasıl çıkacaktım? Evin arka tarafından bir çıkış vardı orada sadece iki koruma duruyordu. Oraya ulaşmam ise hiç kolay değildi. Odadan çıktığım an tüm gözler üzerimde oluyordu. Pislik nasıl bir emir verdiyse adamlara bir saniye bile gözlerini benden ayırmıyordu. Türlü numaralarla odadan çıkıp evin içinde gezmeye başladığım an tüm gözler üzerimde oluyordu bu da beni çok rahatsız ediyordu. Zaten iki koruma odamın kapısındaydı ve bu hiç bana göre değildi. Şimdiden geliyorlardı bana. Aklım İrem de kalmıştı ve bu benim panik atağımı devreye girmesi için yetmiyormuş gibi bir de bu hapis olmuş eve sıkışıp kalmıştım. Nefes almak yanlız kalmak istiyordum. Ancak o zaman kendime gelebilir ve düzgün bir plan yapabilirdim. Baskı altında asla şu beynim çalışmıyordu. Dayanamayıp odadan çıktım. Kendi aralarında konuşan iki koruma beni görünce hemen hazır ola geçip üzerlerine çeki düzen verdiler.
"Buyrun Eflin hanım bir şeye mi ihtiyacınız var?" Onlar ters ters bakmaktan başka hiç bir tepki vermediğimi anlayınca ne olduğunu anlamışlardı. Adının Tolga olduğunu öğrendiğim koruma oflayarak sabır diledi.
"Eflin hanım kusura bakmayın nereye giderseniz biz sizinle geleceğiz. Sizi bir an bile tek bırakırsak patron bizi öldürmekten beter eder. Canıma susamadım daha hem bunu size kaç defa söyledik ne zaman bu odadan çıksanız hep aynı açıklamayı yapmaktan bıktık artık sizde bizi anlayın."
"Ben sana açıklama yap demiyorum ki sen bana sürekli açıklama yapıyorsun Tolgacık. Dedim gıcıklığına onlar benim sinirimle oynarsa bende onların siniriyle oynardım. Kendi aralarında konuşurken sesleri benim odama da geliyordu tabikide. Yanında ki badigart gibi duran Samet'e laf arasında Tolga'nın küçükken zorbalığa uğradığını kızlar tarafından hep tuvalete kitlenip ismiyle dalga geçerlermiş. Tolgacık derken de aslında gey diye adını çıkarmaya çalışmışlar sırf bu yüzden okula gitmemiş bir daha. Bunu benden ilk duyduğu an beyninden vurulmuşa döndü. Samet'e öyle bir baktı ki Samet ellerini valla ben söylemedim dercesine yukarı kaldırdı.
"O söylemedi Tolgacık biraz fazla sesli konuştuğunuz için ses odaya kadar geliyordu. Ee bende normal olarak duydum." Gözlerinin önünde anıları canlandı sanki. Evet birazcık ağır olmuş olabilirdi ama onlarda beni çok bunaltıyordu. Tolga olacak gerizekalı benimle çok uğraşıyor arada inceden laf bile sokuyordu neymiş 'kumamı geldiysem ne olmuş ta Ateş beyciği sevgisini her türlü gösterirmişte.' Gerizekalı bana bulaşmayacaktı.
Tolga hemen etrafına bakındı telaşla. Ağzının içinden ağza gelmeyecek küfürleri de sıralamayı ihmal etmiyordu kendine. Belli ki bunu bilen sadece Samet'ti. Tabi artık bende biliyordum. Hem ne var ki bunda çocukken herkes herkese bir takma isim takardı bana takılan isimlerin haddi hesabı yoktu. Belli ki Tolga çok hasastı bu konularda. Beni ilgilendirir mi tabiki de hayır.
"Yenge kurbanın olayım kimse duymasın yoksa biterim ben." İşte şimdi eğleniyordum. Kollarımı göğüsümde birleştirdim sinsice gülümseyerek ona baktım.
"Bir şartla bende olmak üzere kimseden duymayacaksın bu kelimeyi." Derince yutkundu. Samet ile göz göze geldiler.
"Sadece bir saatliğine bahçeye çıkacağım hava almak için ve siz ikiniz asla gelmeyeceksiniz. Çevremde de başka koruma istemiyorum. Nefes almaya ihtiyacım var bu ne yaa bunaldım rahat bırakın beni bir saatte kendime geleyim." İkisi de aynı anda hayır dercesine başlarını saladılar.
Samet, "Eflin hanım bir saat ne hadi on dakika neyse ama bir saat çok fazla size birşey olursa patron bizi öldürmez ama ölüden beter bir hayatımız olur. Acı bize insafsız olunmaz bu kadar." Yalvarır gözlerle bakıyorlardı bana. Ama umrumda mı tabi ki de hayır.
"Siz bilirsiniz." Sesimi yükselttim bir anda.
"Tolgacık mı diyorlardı sana o derce kız gibiydin yani yoksa gey mi demel-." Tolga bir anda eliyle ağzımı kapattı.
"Manyak karı sus artık sus. Allahım ne günahım vardı da bu kadıni başıma sardın."
"Günah konusuna hiç girme istersen Tolga ne dersin. Allah vermiş belamızı zaten." Samet yaptıları işi kast ediyordu galiba.
Tolga sabır çekerek elini ağzımdan çekti.
"Bak tamam bir saat değil ama on dakika olur ve seni pencereden izleyeceğiz." Olmaz hemde hiç olmazdı.
"Hayır tabiki de yirmi dakika ve siz hiç bir şekilde etrafımda olmayacaksınız!" Dedim net bir şekilde.
"Tamam on beş dakika kimse olmayacak adamlardan." Hızla başımı salladım. Yeterdi de artardı bile.
"Anlaştık şimdi arka tarafta ki korumaları çek. Malum öndekilerin hepsini geri çekemeyeceğine göre. Bu da sana kıyağım olsun Tolga." Dedim ismini söylerken bastıra bastıra söyleyince sinirden tüm kasları seyiriyordu.
"Dua et sen dua et patron için önemlisin yoksa sana yapacaklarımı çok iyi bilirdim. Bana bak bu konu kapandı burada yoksa benden kork Eflin hanım." Dedi o da son cümlesini bastıra bastıra söyledi.
"Tamam söz zaten bir daha duyamayamayacaksın benden." Tek kaşını kaldırdı. Hayır ya bunu içimden demem gerekiyordu benim.
"O ne demek oluyor?" Dedi Samet sorgularcasına.
"Anlaştık ya onun için diyorum ne olabilir başka acaba." Hemen toparlayarak konuşsam da ikna olmuş gibi değillerdi.
"Neyse ben hava almaya çıkıyorum sende adamlara söyle çekilsinler."
"İyi tamam." Dedi Tolga aklında soru işaretleri vardı sanki ama o ayıkana kadar çoktan gitmiş olurum. Ateş'i hiç görmemiştim onu son bir kez görmek isterdim. Ona veda etmeden gitmek hemde çok kötü bir şekilde ayrılmıştık o odada içimde bir ukte olarak kalacaktı bende bu.
Evin arka tarafına geçtiğimde adamlar yoktu cidden. Hemen etrafı kontrol ettim. Kimse yoktu. Başımı kaldırıp camlara da baktım. Sözlerini tutmuşlardı. Kimse yoktu. Ama arka kapıda ki iki koruma içerideyken dış tarafa geçmiş orada duruyorlardı. İşte bu hiç olmadı. Pislik boş bırakırmı hiç arka kapıyı. Oflayarak bir ileri bir geri gidiyordum. Aklıma gelen fikirle Hemen korumaların yanına gittim.
"Buyrun Eflin hanım." Dedi ikisi de aynı anda.
"Ateş sizi çağırıyordu. Telefonunuza ulaşamadı çok sinirli bence hemen gidin."
Adamlar ilk bir birlerine baktı. Sonra bana döndü koruma.
"Eflin hanım biz telefonla değil telsizle haberleşiyoruz." Ahh salak Eflin dakika bir gol bir ilk anda yakalandın.
"Her neyse işte sizi çağrıyor." Dedim hızlıca.
"Eflin hanım biz ulaşırız Ateş beye siz gidebilirsiniz teşekkürler." Dedi imalı bir şekilde. Off anlamışlardı ne yapacaktım ben şimdi.
"Peki." Dedim ve onlardan uzaklaştım. Fazla diretirsem Ateş'e haber uçardı bu da benim için hiç iyi olmazdı. Arka bahçede bulunan sundurma salıncağa ilerledim. Ne yapacaktım ben şimdi birini bayıltsam diğeri izin vermeyecekti. Gözlerim doldu ağlamamak için başımı gökyüzüne kaldırdım. Allahım sen yardım et bana.
Ben ne yapacağımı kara kara düşünürken yanıma oturan biriyle bakışlarımı gökyüzünden çektim. Bu o kadındı! Ateş'in eşi. Ben rahatsızca yerimden kıpırdandım.
"Senin içinde çok kötü bir durum anlıyorum seni Eflin. Gitmek istiyorsun ama gidemiyorsun da değil mi?" Başımı olumlu anlamda salladım. Beni anlaması beni az da olsa rahatlatmıştı.
"Ben sizin huzurunuzu bozmak istemiyorum. Gitmek istiyorum ama Ateş izin vermiyor. Her yer koruma dolu. Kafayı yiyeceğim. Benim buradan çıkmam gitmem gerekiyor. Hemde hemen şimdi. Ama gidemiyorum." Dedim sesimin titremesine engel olamayarak.
"Adım Nazlı." Dedi ve elini uzattı. Demek adı Nazlı'ydı. Samimi bir şekilde bana gülümsüyordu. Beni anlıyordu artık kötü biri olmadığımı anlamış mıydı gerçekten? Eğer öyleyse içimde ki o yük kalkmıştı şuan.
"Benimde Eflin." Dedim elini sıkarak.
"Biliyorum adını Eflin. Bak sana buradan kaçmana yardım ederim ama ne olursa olsun benim sana yardım ettiğimi Ateş yada başkası bilmeyecek söz ver bana." Bana yardım mı edecekti. Sevinçten çığlık atacaktım. Onu da anlıyordum Ateş öğrenirse onu asla affetmezdi.
"Söz yakalansam bile asla adını söylemeyeceğim." Yönümü ona döndüm etrafı kolaçan ettim bizi duyan biri olmadığından emin olmak için. Kimse yoktu.
"Tamam o zaman ben kapıda ki adamları oradan uzaklaştıracağım bekle biraz, sana işaret verdiğim an arka kapıdan kaç. Dümdüz koş karşına topraklı bir yol çıkacak soldan ilerle sonra ileride yol ayrımı var Boran seni orada bekliyor olacak." Duyduğum isimle kanım çekilmişti. Ayağa kalkıp bir kaç adım uzaklaştım ondan.
"Se-sen onu nereden? Nasıl yani?" Dedim dehşete kapılarak.
"Benim bir oğlum var Eflin ben bir anneyim ve onun güvenliği için herşeyi yaparım. Eğer sen buradan iki saat içinde çıkmazsan Boran öldürmeye ilk oğlumdan başlayacağını söyledi. Hem o senin kocan değil mi? Seni seviyor tek istediği karısını geri almak. Ve haklıda yanlış birşey yapmıyorum ben." Bilmiyordu onun gerçek yüzünü bilmiyorudu. Bilmemesi de gerekiyordu. Acıyla gülümsedim.
"Evet öyle evliyiz biz. Sende haklısın Nazlı koruman gereken bir ailen var."
"Tamam o zaman, zamanımız yok şimdi ben adamları eve çekeceğim ve senin on saniyen var o arada kaçman lazım. Sana işaret verdiğim an koş ve çık git." Başımla onu onayladım sadece.
Nazlı hızla adamların yanına gitti birşeyler söyledikten sonra adamlar hızla eve koştular. Ben ise hemen salıncağın arkasına saklandım. Nazlı bana hadi işareti yaptığı an hemen o tarafa koştum.
Arka kapıdan çıktığım an Nazlı hemen demir parmaklıklı kapıyı kapattı.
"Teşekkürler Nazlı." Dedim buruk bir tebessümle.
"Lafı bile olmaz sen gitmek istedin bende sana yardım ettim ve ne olur Ateş ve bizden uzak dur."
"Merak etme evli birine asla ama asla bakmam bu benim ahlakıma yakışmaz." Nazlı tam uzaklaşacakken tekrar konuştum.
"Nazlı." Arkasını dönüp bana baktı.
"Kendini suçlama olur mu sen yapman gerekeni yaptın sadece. Onlara çok iyi bak." Afalladı anladı da bu işte bir terslik olduğunu ama buna inanmak istemedi.
"Allaha emanetsin Eflin seni sevmem ama sana da zarar gelsin istemem ya o adama git yada kaç kurtar kendini karar senin." Gidemezdim İrem onun elindeydi.
"Mecburum Nazlı. Hoşçakal." Dedim ve hızla oradan koşarak uzaklaştım. Olacakları inşallah duymazdı. İyi birine benziyordu.
Nazlı'nın tarif ettiği şekilde koşarak ilerledim. Topraklı yolu bulduğum an biraz durup soluklandım ne kadar koştuğumu bilmiyordum ama ciğerlerime oksijen gitmiyordu artık. Tüm acımı öfkemi koşarak çıkarıyordum. Kendi sonuma koştuğumu bilmek daha çok koyuyordu. Ama bunu sevdiklerim için yaptığımı bilmek buna katlanmamı sağlıyordu.
Bir süre soluklandıktan sonra koşmaya devam ettim. İleride gördüğüm siyah bir arabayla ayaklarım yere çakılı kaldı. Oradaydı beni bekliyordu. Camı açtı ve gülümseyerek bana bakıyordu. Ama bu normal bir gülümseme değildi. Bir psikopatın gülümsemesi vardı onda. Bana işaret ve orta parmağını sallayarak gel işareti yaptı. Derin bir nefes aldım.
"İrem ve Ateş için Eflin, sen başına sardın sen temizleyeceksin bu işi." Dedim fısıldayarak. Arabası uzaktaydı ama onu çok net görebiliyordum. Sesini duyacak kadar yakı ama bana yakın olamayacak kadar uzağımdaydı. Bir kaç adım korkarak ona ilerlediğim an arkamda duyduğum araba sesiyle irkilerek arkama baktım. Arabadan hızla inen Ateş dehşete kapılarak bana ve ileride ki arabaya bakıyordu. Boran hızla arabadan indi ve bana seslendi.
"Karıcım seni bekliyorum hadi gel." Ateş öfkeyle yanıma gelmek için hamle yaptı ama ben onu elimi kaldırarak durdurdum.
"Hayır Ateş gelme istemiyorum. Gitmem gerek anlamıyormusun."
"Anlamıyorum siktiğimin beyni anlamayacakta. Senin derdin ne Eflin onun nasıl bir manyak olduğunu anlattım sana. Buna rağmen neden gidiyorsun. Seni ne ile tehdit ediyor. Anla arttık gidersen seni yaşatacak mı sanıyorsun." Öfkeden deliye dönmüştü. Nasıl hemen haberi oldu onu anlamış değildim. Bana doğru bir adım atmasıyla ben iki adım geriledim.
Adamları yoktu tek gelmişti. Boran da öyle.
"Ateş gitmem gerekiyor. Herşeyin farkındayım ama gitmeliyim. Lütfen gelme peşimden evine git ailene git onların sana ihtiyacı var."
"Onlar benim ailem falan değil Allahın gerizekalısı yeter artık yaa anla bunu benim tek ailem de yuvam da sensin." Ellerini saçlarının geçirdi ve sertçe çekiştirdi.
"Eflin kurbanın olayım gel benimle." Boran'a baktım. Elinde silah Ateş'e doğrultmuştu. Ona yapma dercesine yalvaran gözlerle baktım.
"Sevgilim hadi ama." Dedi yapmacık bir hüzünle.
Ateş kolumdan sıkıca tutup beni arabaya doğru sürükledi. Ondan kurtulmaya çalıştım ama buna izin vermedi.
"Ateş bırak beni dedim gideceğim diyorum sana."
"Ölürüm de bu piçin yanına gitmemene izin vermem. Seni ölüme göndermem Eflin bunu o almayan beynine bir şekilde sok." Tam arabaya bindirecekken bir silah sesi duyuldu. Korkuyla ilk Ateş'i kontrol ettim ama o öfkeyle arkasını döndü. İyiydi ona gelmemişti kurşun.
"Sana da sıra gelecek bekle sen beni orada."
"Bana değilde sana sıra geldi gibi Ateş. Bırak karımı hemen o bana ait bunu anla artık."
Ateş beni arabaya ite kaka bindirip kapıyı kitledi ne kadar çabalasamda çıkamadım.
"Senin ecdadını sikmezsem bana da Ateş demesinler lan. Tam ona doğru öfkeyle yürürken Boran elinde ki silahı hızla beline koydu. Ve hemen ardından polis siren sesleri geldi. Bir kaç saniye sonra polisler etrafımızı sardı. Ateş öfkeyle küfürler saydırdı. Bu adam cidden çok tehlikeliydi. Onda ki bu rahatlık ondandı demek ki. Benden Ateş'in beni kaçırdığını polislere söylememi istiyordu. Ama bilmediği bir şey vardı. O da benim buna asla izin vermeyeceğim.
Ateş ani bir şekilde bana döndü. Gözlerinde ki yalvarmayı gördüm an kalbim acıdı. Ama bunu onun için yapacaktım.
"Polis bey bu adam karımı kaçırdı şikayetçiyim."
"Öyle bir şey yok evli değiller memur bey nikahları düştü. Eflin yirmi dört saat içinde itiraz etti. Karısı da olmuyor bu yüzden. Hem orta da kaçırılma gibi bir durum yok. Bu psikopat adam Eflin'i tehdit ediyor. Neyle ediyor bilmiyorum ama Eflin tehdit edildiği için onunla gitmek zorunda kalıyor. Ve ben buna asla izin vermem."
Boran boşanma olayını duyduğundan beri gözlerini bir an olsun üzerimden çekmiyordu. Ona hayır inanma dercesine başımı sallıyordum.
"Susun artık Eflin hanımdan dinleyeceğiz gerçeği. Nere de Eflin hanım."
"Karımı arabasına hapis etti ve üzerine kapıyı kitledi. Birde ben yaklaşmayayım diye havaya ateş edip beni tehdit etti. Sizde duymuşsunuzdur silah sesini memur bey. " Dedi Boran öfkeyle elleri yumruk yapmıştı. Bu boşanma olayı onun hoşuna hiç gitmemişti. Ama dışarıdan endişeli ve mahcup bir eş gibi duruyordu.
"Yalan söylüyor şerefini siktiğimin iti kendi sıktı silahı. O adam diğer karısını öldürdü polis bey takıntılı bir manyak. Savcı Kerem Eflin'in abisi ve bu olaylar birebir ilgileniyor. Ve kesinlikle kardeşinin yanımda olmasını istiyor." Polisler abimin ismini duymasıyla birbirlerine baktılar. Boran duyduğu şeyle ilk defa gözlerini benden çekip Ateş'e baktı. Bunu beklemiyordu.
"İsterseniz arayayım konuşun." Polisler susunca hemen telefonunu çıkardı ve abimi aradı. Boran deliye dönmek üzereydi. Abimin savcı olduğunu yeni öğreniyor olmalı ki ne yapacağını planlıyordu şuan galiba.
"Kerem Boran Eflini buldu ve Eflin onunla gitmek istiyor. Polisleri çağırmış Boran iti. Ben senin savcı olduğunu kardeşinin kesinlikle gitmeyeceğini söyledim ama senden duymaları daha iyi olur."
"Ateş bey ne dediyse doğrudur. Kardeşim hiç bir şekilde Boran denen sahısla gitmeyecektir. Kendisi bir cinayetin baş şuphelisidir." Polis telefonu eline alıp konustu.
"Sayın savcım haklısınız ama sizde çok iyi biliyorsunuz ki Eflin hanım kendi istediği sürece biz buna engel olamayız. Boran bey eşim diyor. Bu sebepten gereği neyse ise onu yapmalıyız."
"Evli falan dediler dava bugün görüldü sisteme bir kaç güne işler ben size belgeleri atacağım. Kardeşim tehdit altında ne diyorsam o olacak."
"Ama savcım bizim başımız yanar o zamanda şuan sisteme girmese bile evli gözüküyorlar ve Eflin hanım gitmek istiyor. Kendisi reşit biri ve bizim elimizde şikayet olmadığı için hiç bir mudahele yapamayız."
Kerem sustu bir süre. Sesleri tam duyamadım ama Boran biraz daha beklerse burada ki herkesi kurşuna dizecek gibiydi. Yine göz göze geldik. Yüreğimde ki o korku o kadar netti ki onunla göz göze gelmek beni ölümüne korkutuyordu.
Bana saatini gösterip tam üç defa işaret parmağıyla saatine dokundu. Başını olumsuz anlamda sallayınca başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. İrem'in zamanı yoktu.
Ateş telefonda ne duyduysa hiç hoşuna gitmemiş olacak ki telefonu kapattı.
Hızla kornaya bastım. Polislerden biri, "Ateş bey lütfen arabayı açın yoksa idari işlem uygulamak zorunda kalacağız."
Ateş bana doğru gelmeye başladı adımları çok ağırdı. Gözlerini gözlerime kenetledi. Bana o kadar çok şey anlatıyordu ki gözleriyle. Ama tüm o bakışları görmezden gelmek zorundaydım.
Arabanın yanına geldi arabanın dibinde durup bana içli içli baktı.
Gitme diyordu. Bana yalvaran bakışlarla bakıyordu ama bunu yapamazdım. Biliyordum ki Bora'nın başka planı mutlaka vardı. Polisi planlayan kişi işler ters giderse o polisleri ortadan kaldırmak içinde etrafa bir ton adam yağmıştır.
Gözlerim doldu. "Yapma ne olur." Dedim sadece. Daha fazla bu olanları kaldıramıyordum çünki. Canım bu kadar yanarken tam ona kavuştum derken tekarar onsuzluğa mahkum olmak yeterince bana koyuyordu zaten birde bu olanlar, çok ağırdı cidden çok ağırdı. Uzun çok uzun bir süre gözlerimizi birbirimizden hiç ayırmadan birbirimize baktık. Bu sefer vedalaşarak ayrılıyorduk ama tek bir farkla bu sefer ben ölüme gidiyordum.
Kapımı açtı sadece bir adım sendeledi. Bu adım dünyası başına yıkılan bir adamın yıkılışını temsil ediyordu. Arabanın kapısı açıldı ikimizde kapının arkasında kalıyorduk. Bize bakanlar sadece göğüsümüzden yukarısını görüyorlardı. Bir kaç saniye Boran'a baktım. Bana tüm bu olanları bedelini çok ağır ödetecekti. Elim boynumda ki kolyeme gitti. Ben onu ona ait olan tek birşey olmadan bekledim. En azından o bana ait olan bir eşyayla avutur kendini. Öldükten sonra en azından benden birşey bırakacaktım ona. Bakışlarımı Boran'dan çektim.
Boynumda ki kolyeyi kopardım Ateş bunu görmedi çünki şuan kafayı yemek üzereydi.
Aşağıya indiğimde elini tuttum avucumda ki kolyeyi onun avucunun içine bıraktım. Buna ilk anlam veremedi.
"Ben seni dokuz sene sana dair en ufak bir eşyan olmadan beklemiştim Ateş ve bu çok zordu. Bundan sonra bu kolyemle azda olsa benim yanında olduğumu hissedersin." Bana öyle bir baktı ki gözlerinden geçmişe gittiğini anladım. Dudaklarımda silik bir tebessüm oluştu. "Evet Ateş o zamanlar neden bana sürekli hediye alman için başının etini yediğimi anlamış oldun. Çünkü birgün gideceğini biliyordum. Ama o kadar erken ve ani gideceğini bilsem senden bir şeyler çalardım." Dedim acı bir gülümsemeyle beraber gözlerimden yaşlar boşaldı.
"Ama sen çok cimriydin ne bilim yada bana karşı öyleydin. Bana tek verdiğin hediye menekşe çiçeğiydi. Onu da annenin çiçeklerinden koparıp getirirdin bana." Bu sefer gülümsedim. Burnumu çektim derin bir nefes aldım.
"O zamandan sonra çiçekleri sevemedim hiç biliyormusun. Sen bana o gün menekşe çiçegi getirdin an ben tekrar sevmeye başladım. Ben seni hep çok sevdim Ateş ama sen beni hiç sevemedin. Bunu gözlerinde çok net görüyordum. Şimdi bile sevmiyorsun sana emanet edildiğim için bana bu kadar önem veriyorsun. Yada gerçekten seviyorsundur. Ama herşeye çok geç kaldık." Burnumu çektim ve derin bir nefes aldım.
"Ama biliyormusun ben senin canın için canımı yine olsa yine öne sürerim." Yalvaran gözlerle ona baktım.
"Lütfen dön evine ailenle mutlu mesut yaşa. Ben bu belayı başına nasıl sardıysam öylede halledileceğim. Ne pahasına olursa olsun."
"Eflin ben senin se-"
"Hayır Ateş bu saaten sonra bir anlamı kalmadı söyleyeceklerinin. Herşey için çok geç kaldın." Elimi ellerinden çekmeye çalıştım ama bırakmadı. Daha sıkı tuttu.
"Ben o menekşeleri her kopardığımın akşamına annem ve babamdan şiddet görüyordum. Annem onları pazarda satmak için yetiştiriyordu Eflin. Ben sana en nadide ne verebilirim diye düşünürken aklıma hep o ulaşılması imkansız olan çiçek geliyordu. Ne zaman o çiçeğe baksam seni görüyordum. Benim için en kıymetli hediyeydi. Akşamına yediğim dayağın haddi hesabı yoktu ama senin yüzünde ki o gülümsemeye değerdi. O zaman da aşıktım belki sana ama ben bunu aşk olduğunu anlayamadım. Sana verebilecek ondan daha kıymetli başka birşey gelmiyordu aklıma. Verecek başka birşeyim de yoktu zaten." Bu itirafıyla kalbim yeniden can bulmuştu adeta. Ona sarılmak istiyordum ama ona sarıldığım an onu bırakamayacağımı biliyordum.
"Teşekkürler bunu duymaya ihtiyacım vardı Ateş." Elimi elinden ayırdım. Kolyemi sıkıca tutuyordu.
"Ne olursa olsun kalbimde sadece sen olacaksın. Son nefesimde bile son gördüğüm senin yüzün olacak Ateş. Bana bir söz ver."
"Hayır bırakmam seni Eflin arabaya bin gidelim buralardan. Ne olur bana ölümden bahsetme." Ölüme gidiyordum ama ölüm kelimesini duymak istemiyordu. Dudaklarım düz çizgi oldu.
"Şuan yapacaklarım için beni ne olur affet olurmu. Hepsi senin için." Daha ne demek istediğimi anlamadan, "memur bey Ateş Kurt'tan şikayetçiyim. Beni kaçırdı ve hapsetti bir odaya. Boran yani eşim doğru söylüyor." Gözlerimi yumdum ve iki gözümden de yaşlar ardından ardına akmaya başladı. Beni asla ama asla birakmayacaktı. Hele ki tehdit edildiğimi anlamışken beni aramaya geri bindirip kaçırmak için can atıyordu.
"Hayır hayır lan hayır izin vermeyeceğim anladın gerekirse ölürüm hatta hapse bile girerim ama onunla gitmene izin vermem. Bin hemen arabaya kolumdan tuttuğu an hızla kolumu ondan kurtardım bir iki adım uzaklaştım. Nefesim daralıyor kalbim durma noktasına gelmişti.
Polisler hemen mudahele edip onu iki kolundan tuttular.
"Hoşça kal sevdiğim. Kendine iyi bak." Dedim fısıltıyla. Ateş'in haykırışları gökyüzünü yaracak cinstendi. Tüm polisler onu tutmaya çalışıyordu. Boran'a doğru attığım her adımda nefesim daha çok kesiliyordu. Nefes alabilmek için derin derin nefesler alıyordum. Duyduğum cümleyle tüm hücrelerime kadar kanadım.
"EFLİN SENİ SEVİYORUM NE OLUR GİTME. YAPTIĞIM EVLİLİK GERÇEK DEĞİL YEMİN EDERİM. AYAZ BENİM OĞLUM DEĞİL. ANLAŞMA ÜZERİNE YAPILMIŞ BİR EVLİLİK BU. O EVLİLİK SENİ BULMAM İÇİN BİR BASAMAKTI SADECE. SENİ BULMUŞKEN TEKRAR KAYBEDEMEM. KURBANIN OLAYIM BENİ SENSİZ BIRAKMA." Duyduklarımla dumura uğramıştım. Ne demek beni bulmak için bir basamaktı. Olduğum yere çivilenmiştim adeta. Hızla Ateş'e döndüm. Ağlıyordu o ağlıyordu. Şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmıştım.
"Seni öldürecek ne olur gitme. Benden intikam almak için seni öldürecek. Onun derdi en başından beri benimle. Ne olur gitme kaldıramam Eflinim ölürüm ben sensiz yapma bunu bana ne olur." Tam Ateş'e doğru bir adım atmıştım ki Boran yanıma gelmiş kolumdan tutmuştu. Kulağıma edildiği an irkilmem bir oldu.
"İrem için son dakikalar Eflin elini çabuk tut İrem mi Ateş mi?" Kolumda ki eli elime ulaştı ve tuttu. Gözlerimden bitmek bilmeyen yaşlar akmaya başladı tekrardan.
"Özür dilerim gitmem gerekiyor. Hoşça kal." Dedim buruk bir tebessümle. Ateş tüm gücüyle polislerden kurtulup koşarak yanıma geldi ve kolumdan tutup beni kendine çekti. Ama Boran buna izin vermedi. Elimi sıkıca tuttu Ateş'e tam bir yumruk atacakken Ateş'i son anda kendi tarafıma çekmemle alacağı darbeden kurtardım.
"Ateş git yapma ne olur ben halledeceğim herşeyi." Dedim hızlıca kulağına fısıldadım. Boran beni ondan kopardı ve arkasına aldı. Ama bu sefer yumruk Bora'nın suratına inmişti. Dudağını patlamıştı. Buna sevinmedim değildi.
"Onu sana vermem anladın mı beni." Boran güldü.
"Ama benim bak Elimi tutuyor ve gidiyoruz aşk yuvamıza. Polis bey lütfen görevinizi yapın. Bu adam eşime ve bana saldırıda bulunuyor." Polisler bile durumu anamıştı ama benim şikayetim olduğu için ellerinden birşey gelmiyordu.
Polisler Ateşi'i ters kelepçe yapınca Ateşi'in çaresizlikten deliye dönüşü beni maf ediyordu. Nasıl tarif edilir bilmiyorum ama bir anda kimsesiz kalmış gibi hissediyordum kendimi.
Arabaya bindim Ateş'in adamları gelmişti ama çok geçti. Çoktan oradan uzaklaşmıştık. Başımı Ateş'in olduğu yere çevirdim. Polisler onu götürüyordu. Hapise girmeyecekti. Çünki o mahkemeye ne ben neden Boran çıkacaktık.
Boran bir anda çenemden tutup beni kendine çevirince neye uğradığımı şaşırdım.
"Demek beni boşadın öylemi. Benimle evlenmek isteyen sendin Eflin. Birde gözümün önünde o adi adamla oynaştın." Konudan konuya atlaması beni şaşırtmıştı. Yüzüme yediğim sert tokatla başım diğer tarafa düştü. Öfkeyle ona döndüm.
"Ben senin için değil İrem için geliyorum. En başından seninle aşk için evlenmediği mi söyledim. Sende kabul ettin Boran bir daha bana elini kaldırırsan seni Ateş gibi hapse sokarım." Kahakah attı. Eli boğazımı sardı. Öyle bir sıkıyordu ki o an orada ölecem sandım. Çırpınmaya başladım, nefes alamıyordum.
"Sence ben buna izin verirmiyim. Seni onun ellerinden nasıl aldıysam birdaha da asla onun seni bulamaması için her şeyi yapacağım." Beni sert bir şekilde kapıya itince başımı kapının koluna çarptım.
"Seni gerçekten sevdiğimi mi sandın, aptal olduğunu biliyordum ama bu kadarda değilsindir diye düşünmüştüm. Elimdesin artık Eflin Karsu. Ve intikamımı yıllar sonra almanın verdiği hazzı bilemezsin." Korkuyla yutkundum. Cebinden telefonu çıkarıp birilerini arayınca.
Bu fırsattan yararlanıp elimi arabanın kapısını kulpuna götürdüm kapıyı tam açtığım an bir el saçlarımı sıkıca tutup beni geriye çekti. Acıdan inliyordum resmen.
"Bırak beni bu zevki sana yaşatacağıma kendimi öldürürüm daha iyi." Saçlarımı ellerinden kurtarmaya çalışıyordum ama nafileydi. Beni sevmeyen biri arkadaşımın canına çoktan kıymıştır. Aklıma geldikçe deliriyordum. Saçımı tutan elinin tüm gücümle ısırdım. O acıyla ellerini saçlarımdan çekmesiyle tekrara kendimi arabadan atacağım an bu sefer daha sıkı tuttu ve diğer eliyle arabanın kapısını kapattı. Yüzümü sert bir şekilde kapıya vurmasıyla beynimde inanılmaz bir karıncalanma oluştu gözümün karamasıyla saçlarımda olan ellerini çekmedi ve beni çekiştirerek dizlerine yatırdı, onun kucağına düşmemle bilincimin kapanmaya baslaması bir olmuştu.
"Uyu güzelim daha yeni başlıyoruz aklının alamayacağı mükemmel bir hayat seni bekliyor. Yıllardır beklediğim o intikam günü geldi sonunda." Son duyduklarımla beni nelerin beklediğini düşünemeden bilincim kapanmıştı. Ne kadar savaşırsam savaşayım hayata karşı hep bir geç kalışım yada hayatın bana kurduğu planların çok farklı oluşuna şahit oluyordum. Galiba ben bu hayata mutsuz olmak için gelmiştim. Ölümüm ise sevdiğim adamın düşmanından olacaktı. Affet beni Ateş bu da senin içindi...
VEEE BÖLÜM SONUU...
NASIL BULDUNUZ ARKADAŞLAR BÖLÜMÜ?
SİZCE EFLİN'İ YENİ BÖLÜMDE NELER BEKLİYOR?
OY VE YORUMLARINIZI EKSİK ETMEYİN CANLARIM.🥰🌼🦋
GÖRÜŞMEK ÜZERE...😘
SEVİLİYORSUNUZZZ...🌸🩷
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |