
ATEŞ’TEN
Direksiyonun başında öfkeden sıktığım ellerim uyuşmuştu. Gözlerim yoldaydı ama zihnim kilometrelerce ötede, Eflin’in yanındaydı. Hakan’ın söylediklerini duyuyordum ama kelimeler beynimde tam anlamıyla yer etmiyordu. Tek bir cümle vardı kafamda dönüp duran: Ya ona bir şey olduysa…
Düşünceler içinde arabayı Eflin'in en son göründügü yere sürüyordum. Bunu hergün yapıyor atladığım bir şey varmı diye orada ki en ufak bir yeri bile inceler hale gelmiştim. Telefonum titredi. Ekrana baktım. Tanımadığım bir numaraydı işte sonunda aramıştı. Son aramasının üzerinden tam dört gün geçmişti.
“Bu o,” dedim dişlerimin arasından.
“Hacker hazır mı?”sinirden ellerim titriyordu ama Eflin için sakin olmalıydım.
“Hazır,” dedi Hakan. “Aç ama konuşmayı uzat.” Başımı onaylarcasına salladım. Derin bir nefes aldım ve aramayı açıp telefonu hoparlöre aldım.
Karşıdan hafif bir nefes sesi geldi. Bunu beni deli etmek için yapıyordu bunu biliyordum. Ardından tanıdık o ses ve iğrenç bir ton…
“Ne kadar hızlısın Ateş bu kadar hızlı açacağını tahmin etmemiştim. Beni bu kadar özlediğini bilsem daha erken arardım.” dedi sesinde ki alay dolu tona katlanmak mümkün değildi. O sırıtan dişlerini teker teker söküp ona yedirtesim vardı.
"Sen ve esprilerin, hiç komik değiller. Biraz geliştir bence. Ama imkansız tabi o beyin anca bu kadarını yapabiliyor Boran."
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi ama sesimi belli etmedim. Sakin olmalıydım.
“Ona ne yaptın?” dedim daha fazla dayanamayarak. Onun sesini duymaya, iyi olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı.
“Eflin nerede?” öfkem kendini belli ediyordu. Ve istesemde bu duyguyu bastıramıyordum. Arabayı kenara çektim. Bu öfkeyle kaza yapmam an meselesiydi.
Güldü. O pis gülüşü beni daha da çileden çıkardı. İstediği tepkiyi ona vermiştim.
“Bu ne biçim soru?” dedi sahte bir şaşkınlıkla. Direksiyonu tutan elim daha da sıkılaştı.
“Onu senden daha iyi koruyorum.”
Elimi direksiyona olabildiğince daha da sert bastırdım. Direksiyonu biraz daha sıksam elimde kalacaktı sanki.
“Eğer ona bir zarar verdiysen,” dedim dişlerimi sıkarak, “seni dünyada hiçbir yer saklayamaz.” Gözlerimi Hakan'ı buldu. Bana devam ettir dercesine işaret yaptı. Onun gözü de elinde ki bilgisayardaydı. Hacker bilgisayarında ki konum takibini bizim bilgisayara aktarmıştı. Canlı bir şekilde hackerın yaptığı işlemleri görebiliyordu Hakan.
“Tehdit mi ediyorsun beni Ateş'cim?” dedi keyifle."Sen beni tehdit edecek konumda değilsin.” sesi bir anda ciddileşti. Onun ciddiyetini bir taraflarına sokacam az kaldı. Elime bir geçireyim kimse elimden alamayacaktı.
“Ne istiyorsun?” diye sordum doğrudan.
Sessizlik oldu. Ardından sesi net ve soğuk çıktı.
“Onu istiyorum,” dedi tereddüt bile etmeden. “Ve sen yolumdan çekileceksin.”
“Onu sana bırakmam,” dedim. Benim canımı benden koparmak istiyordu. Onun canını alırdım. Onun kanından kim varsa hepsinin canını alıp onun soyunu kurutmazsam bana da Ateş demesinler. “Bunu aklından bile geçirme. Senin canını sikerim lan siktigimin piçi. Eflin'in kılın zarar gelmiş olsun bak o zaman kaçacak yer bile arama andım olsun seni doğduğun güne pişman ederim. Senin soyunu kuruturum Boran andım olsun bunu yaparım.” Öfkeden deliye dönmüştüm adeta.
“Geçecek,” dedi sakin bir sesle. “Çünkü başka seçeneğin yok." Güldü yine.
"Klasik bir cevap olacak ama bence tam oturacak bizim duruma. Ya benim ya kara toprağın Ateş." Koca bir kahkaha attı.
Tam cevap verecekken telefon kapandı.
Kanım dondu. Direksiyona ard arda öfkeyle vurdum. "Şerefini siktiğimin piçine bak seni bir elime geçireyim bak bakalım böyle sırıtabilecekmisin. Seni bu yer yüzünden öyle bir silecem ki seni diri diri gömecem lan o toprağa.
Hakan’a baktım. Yüzü bembeyazdı. Nasıl bir haldeydim bilmiyorum ama benden korkmuştur ama şuan umrumda bile değildi bu.
“Sinyal?” diye sordum. Öfkeden konuşacak durumda bile değildim. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordum.
En çok ta Eflin'e birşey yapmış olabileceği ihtimali beni korkutuyordu. Tüm bu öfkem ona olacaklardan dolayı olan korkumdandı.
“Çok kısa sürdü,” dedi. “Ama yakaladık. Kırsal bir alan… Dağlık. Şehirden uzak.”
“Git,” dedim. Nefesimi düzene koymaya ve sakinleşmeye çalışarak.
“Ne kadar adam varsa yönlendir. Yolu kapat, hava desteği iste, kim varsa çağır.”
Arabayı çalıştırdım ve gaza köklendim. Hakan ben konuşmaya başladığım an telefonu eline almıştı bile.
İçimdeki öfke artık korkunun önüne geçmişti. Ona ulaşacaktım. Eflin’e dokunduğu her saniyenin hesabını soracaktım. Ona dokunan o parmaklarını koparmakla başlayacaktım önce.
Bu bir kurtarma değil…
Bu bir hesaplaşmaydı. Bu benim geçmişimle hesaplaşmamdı. Bu geçmişimin bedelinin masum bir kıza, sevdiğim kıza ödetilmesinin en büyük vicdan muharebesiydi... Bu sefer değil Eflin bu sefer yetişeceğim sana.
EFLİN’DEN
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bu oda da zaman kavramı yoktu. Karanlık, soğuk ve sessizlik… Hepsi birbirine karışmıştı. Dizlerimi karnıma çekmiş, olduğum yerde küçülmüştüm. Sanki ne kadar küçülürsem, o kadar görünmez olacaktım. Sanki kıpırdamadan yerimden öylece kalsam bana zarar vermeyeceklermiş gibiydi. Bir ileri bir geri salanıyordum sindiğim duvar köşesinde. Ne bir yastık ne bir battaniye vermişlerdi. Bu soğuk oda bana ölümü çağrıştırıyordu artık bana.
Kapının açılma sesiyle irkildim. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Nefesim kesildi. Salanmam bir anda durdu ve bakışlarım korkuyla bu mahsen gibi odaya gelen adım seslerine kitlendi. Ayak seslerini duydum. Ağır, sakin ve kendinden emin adımlardı.
Geldi. Bunu bile bile yapıyordu.
Gözlerimi yere diktim. Ona bakmak istemiyordum. Bakarsam parçalanacağımı biliyordum. İki ayak tam karşımda durdu.
“Başını kaldır,” dedi. Sesindeki sakinlik ve sert emri vaki ton beni daha çok korkutuyordu. Başımı kaldırmadım. Ellerim titriyordu. Tırnaklarımı avuçlarımın içine geçirdim. Bacaklarıma daha sıkı sarıldım. Ona boyun eğmeyecektim.
“Bana bak dedim!”
Saçlarımdan tutup başımı zorla kaldırdı. Göz göze geldik. Gözlerinde hiçbir merhamet yoktu. Hiçbir vicdan kırıntısıda... Sanki yaptıkları onun için çok sıradan şeylerdi. Bir hayvan eğitiyordu sanki. Gözlerim doldu ve hızla yanaklarımdan süzüldü. Ben bu davranışları hak etmiyordum. Ağrıma gidiyordu bir hayvan muamelesi görmek. Bu bir hayvana bile yapılmazdı.
“Ağlama,” dedi.
“Bana ittat etmeni istiyorum. Böyle herşeye ağlamanı değil.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Sessizce akıyorlardı ama yine de fark etti. Elini yüzüme uzattı. Kollarımı sarılı olan bacaklarımdan hızla ayırıp geriye doğru kaydım.
Bu hareketim onu öfkelendirdi.
“Kaçamazsın,” dedi dişlerinin arasından.
“Bunu hâlâ anlamadın mı? Ateş gelmeyecek seni kimse bulamayacak. Sen benimsin artık. Bana alış bana itaat edersen seni bu odadan çıkarırım güzel bir odada kalırsın istediğin kadar yemek yiyebilirsin. Hem o iğnelerden de vurmam. Bu kadar şeyi sadece benim yanımda ol diye yapıyorum Eflin neden anlamıyorsun beni. Benim olmanı istiyorum beni sevmeni istiyorum. Sadece beni sev istiyorum." Aklımla oynuyordu. Bu dedikeleri yalandı. Ona sen ciddimisin bakışı attım. Sanki bana neler yapacağını, planlarını anlatmamış gibi davranıyordu. Yoksa hafızamı mı yokluyordu.
Başımı iki yana salladım.
“Ben…" göz yaşlarımı elimin tersiyle hızla sildim. Sakin kalmaya ve ağlamamaya çalıştım. Ama olmadı dudaklarımın arasından acıyla beraber bir hıçkırık çıktı.
"Ben bir şey yapmadım,” dedim titreyen bir sesle. “Beni bırak. Lütfen…” Yalvarıyordum artık. Bir ümit bana merhamet eder diye.
Güldü. Bu gülüş içimi dondurdu. Öyle pis bir gülüştü ki bu kanım donmuştu. Ondan uzaklaşmak için geriye doğru kaymaya çalıştım. Ama olmadı arkamda ki duvarda buna izin vermedi.
“Lütfen mi?” Kaşlarını çattı. Bunu benden duymak istemiyormuş gibi baktı. Gözlerimi kaçırdım korkuyla.
“Eflin, ben seni bu hale görmek istemiyorum. Ben bana ittat eden bir Eflin istiyorum. Anlaşılan ilaçların dozu az gelmiş. Sınavı geçemedin birtanem. Ama merak etme iyi olacaksın. Tamam mı o iyineler seni gercek benliğine getirecek karıcım. O adam senin beynini yıkamış ama ben seni iyilestireceğim. Ben aylarca bu gün için ne planlar ne hazırlıklar yaptım. Güvendesin kimse seni benden alamaz."
Sözleri beynimde yankılandı. Deli gibi bakıyordu. Gözleri fal taşı gibi açılmış bana çok korkunç bakıyordu. Ona bakmak bile korkudan kalbimi durma noktasına getiriyordu.
Aylarca mı??...
Demek her şey planlıydı. Onunla tanışmadan önce bile bu olacakları hesaplamış. Onu sakinleştirmek için sesimi ılımlı tutmaya çalıştım.
“Beni seviyorsun Boran insan sevdiğine zarar vermez. Sen neden bana bunları yapıyorsun.” Amacım onu konuşturup bana karşı olan ön yargısını kırmak yada ne bilim az da olsa bana karşı bir merhamet oluşturmaktı. Boş bir çaba belki de ama elimden gelen ne varsa yapmam gerekiyordu. Yoksa kaybeden cidden ben olacaktım. Ona karşı savaşmam mümkün değildi. Günde üç defa vurduğu o iğneler beni ben olmaktan çıkarıyordu. Bana sanki eğittiği bir hayvanıymış gibi davranıyordu. Kendimi hiç bu kadar berbat hissetmemiştim. Dozu arttıracak ve beni tamamen kölesi haline getirecekti. Bu kadar doza bile zihnimi zor ayık tutarken o vereceği dozlar beni ben olmaktan çıkaracaktı.
Beni uzun süre inceledi. Yüzünde ki o narsist ifadeyi görünce en ufak umut kırıntısı o anda un ufak olup toz oldu ve bir fırtına koptu. O umut kırıntısını alıp savurdu her bir tanesini dört bir tarafa savurdu.
“Ben kimseyi sevmem. Sahip olurum.” Güç zehirlenmesi yaşıyordu resmen. Yüzünde ki öfke çok netti. İğrendiği birşeye bakar gibi bakıyordu bana. Diyecek en ufak bir kelimem bile yoktu. Onda saf intikam duygusunu görmüştüm. Ve bu benim sonumun geldiğinin habercisiydi.
Ayağa kalktı. Bir an için üzerimdeki baskı azaldı ama bu, yaklaşan fırtınanın habercisiydi sanki. Aklında farklı planları vardır bunu anlayabiliyordum. Kurduğu plana ek bir plan daha eklemişti. Bunu o bakışlarında görmüştüm.
“Bugün misafirim var. Senin içinde önemli ona göre uslu uslu dur diyeceğim ama-" beni baştan aşağıya süzdü. O aşalayıcı bakışlarını üzerimde gezdirdi. Bakışları gözlerimi buldu. Silik bir gülümseme oluştu dudaklarında. "senin kılını bile kıpırtatacak halin yok zaten.” dedi alayla karışık bir ciddiyetle arkasını bana döndü ve kapıya yönelirken bir anda durdu ama yönünü çevirmedi bana. "Döndüğümde konuşacağız. Başlıyoruz Eflin. Oyun başlasın artık değil mi? Biraz da aksiyon lazım. Sıkıldım beklemekten." Dediklerini sindirmeye çalışırken o çoktan gitmişti. Kapı kapandı ben ise duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. Ne demek senin için önemli? Ne demek başlıyoruz?
Yalnız kaldığımda, içimde tuttuğum tüm çığlıklar boğazıma yığıldı. Ses çıkaramıyordum. Ağlayamıyordum bile. Sadece gözlerimden yaşlar akıyordu. Sanki bedenim bana ait değildi. Bedenimi başkası ele geçirmişti ve ruhumu o bedende sıkışmış işkence görüyordu.
Ateş…Adını içimden fısıldadım. Sesim çıkmadı ama kalbim onunla doldu. Kalbim onun adını haykırıyor bu olanlara isyan ediyordu.
Eğer hâlâ yaşıyorsam, tek sebebi oydu. Onun varlığına tutunuyordum. Ama artık ne halim ne de sabrım kalmıştı. Boran beni başkalarına satacaktı. Yada.... aklıma getirmek bile istemiyordum. Yaşayamazdım ben o zaman asla yaşayamazdım. Bana onun gelmeyeceğini söylüyordu. Beni nasıl bir yere getirdi ki bu kadar net konuşabiliyordu. Bu benim içimde ki umudu öldürüyordu.
“Geç kalma…” diye fısıldadım.
“Ne olur bu sefer geç kalma…” yere cenin pozisyonu uzandım ve tek yaptığım şeyi yaptım yine. Bu olanlara ağlamaktan başka elimden hiç bir şey gelmiyordu. Yine ve yine ağlayarak uyuya kaldım.
O adam yine geldi ve bana o iğneden tekarar vurmuştu. Ne zaman o iğneden vurulsam saatlerce baygın kalıyor yada uyuyordum ama bu uyumak gibi değildi. Boynumda hissetigim tiz bir acıyla gözlerimi bana sadisçe bakan adama çevirdim. Onun bütün adamları da aynı Boran gibiydi. Acıdan zevk alıyor nasıl böyle birine dönüşürler hayla aklım almıyordu. Bir insan ne yaşamıştır ki bu hale gelebilir. Ve neden bunu masum birinden acımasızca çıkarır. İlacın dozunu arttırmıştı. Normalde yavaş yavaş uyuşuna zihnim daha iğneyi sapladığı yerden çıkarır çıkarmaz beynimde karıncalanma oluştu.
Görüş alanıma bulanıklaşmasıyla bilincim yine kapandı. Misafiri kimdi acaba? Umarım benimle bir alakası yoktur... Sadece korkutmak için yapmış olsun Allahım ne olur. Onun yaptığı her davranış benim içimde ki korkuyu harlıyordu. Sanki bana yaptığı o kadar iğnenin başka bir nedeni vardı. Ben hayat dolu biriydim ama şimdi ölmek istiyordum. Yol açacağım felaketin sebebi olmak istemiyordum. Ben ilk defa kendimi öldürmek istiyordum...
Kapının sert açılmasıyla irkilerek uyandım. Her taraf bulanıktı ve ben net görmemeye başlamıştım. Bu bile umrumda değildi. Ruhum sıkıştığı o bedende susturulmuştu adeta. İçimde öyle bir boş vermişlik vardı ki herkes ve herşey koca bir boşluktu sanki. O kadar ağlamadan sonra duygu boşalması yaşamıştım galiba.
"Al yemeğin." Dedi ve demir tabağı önüme atmasıyla tiz bir ses çıktı tabağın yere sert çarpmasıyla inanılmaz derecede sesten rahatsız olmuştum. O tiz ses beynimi tırmalıyordu sanki.
Korkuyla oturduğum yerden geriye doğru kaydım. Ve ellerimle kulaklarımı kapattım. Sesin bitmesini bekledim.
Bu da neydi böyle. Yüksek ses neden bende bu kadar korku ve acı yaratmıştı. Hayır olamaz onun dediği kişiye dönüşüyor olamazdım değil mi? Allahım ne olursun yardim et. Beni istediğin kişiye dönüştürüyordu ve ben hiç bir şey yapamıyordum.
Kapı kapandığı an gözlerimi açtım. Ses kesilmişti. Elerimi kulaklarımdan yavaşça çektim. Bulanık gören gözlerimi ellerimle ovuşturdum.
Görüş alanıma daha çok bulanıklaştı ama kısa süre sonra görme yetimi geri kazandım. İtiraf etmeliyim az da olsa o korkuyu hissetim içimde bir yerde. Hem ses hassasiyeti hemde görme sorunu çok ağır gelirdi. Zaten zihnimi çok zor bir şekilde kontrol edebiliyordum. Gözlerim yerde ki demir tabakta ki yiyeceği buldu.
Yine bir sandeviç ve su vardı. Hiç düşünmeden öne doğru atıldım ve titreyen ellerimle döke döke hızlıca yedim. Günde bir yada iki kere yemek veriyorlardı bazen iki gün vermedikleri oluyordu. Benim burada ne kadar kaldığımı bile artık sayamayacak kadar zihnim bulanıktı. Belki de günde iki üç kere veriyorlar düzenli bir şekilde ben zaman kavramını karıştırıyordum. Artık bundan bile emin değildim.
Kapımda ki nöbetçi adamlar sürekli değişiyordu. Onlarda benimle hiç iletişime geçmiyor sorularıma bile cevap vermiyordu. O ilk geldiğimde ki adam alay edercesine de olsa cevap veriyordu en azından. Bulunduğum oda karanlıktı tavanda asılı olan lamba çok hafif aydınlatıyordu odayı. Uzun zamandır açtım ve bu yediğim az da olsa iyi gelmişti. Tad alamıyordum ama midemde ki o boşluk hissini az da olsa dolduruyor olması bile benim için güzel bir şeydi. Bu halimi kaldıramıyordum. Daha ne zamana kadar bu işkenceye maruz kalacaktım.
Boran çok nadir yanıma geliyor her geldiğinde de onu hep Ateş sanıyordum. Aklımla oynayıp gidiyordu resmen. Ama artık bunu ona belli ettirmiyordum. Ne zaman ki yanıma yaklaştı o zaman kokusundan anlıyordum o olup olmadığını. Sabit birşey düşünemez haldeydim. Sürekli aklımda binlerce düşünce vardı. Hızlıca diğerinden diğerine geçiyor gibiydim.
Galiba Ateş beni bulamayacaktı. Çok geç kaldın yine Ateş. Bu sefer bu son noktaydı. Zihnimi kontrol edemiyordum artık. Kişiler aklımda karışmaya başlamıştı. Bir ara uyuya kaldığım anlardan birinde rüyamda annemi öldürürken gördüm kendimi saatlerce ağlamıştım. Ve bu hiç iyi birşey değildi. Zihnimi kontrol altında tutmaya çalıştığım için bilinç altım bunu rüyalarıma yansıtıyordu. Rüya tekarar aklıma gelince göz yaşlarımı tutamadım.
Boran bana 'anneni öldürmeni istiyorum' diye komut vermiş bende hiç düşünmeden annemi uykusunda yastıkla boğarak öldürmüştüm. Annemin o çırpınışını hatırladıkça kalbim acıyordu. Burnumun direği sızladı. Ben rüyamda ki gibi olamazdım.
"Be-ben katil olamam! Bunu yapamam!" Sesim titriyor cılız ve pürüzlü çıkan sesim titremişti. Gözüme demir tabak takıldı. Salata tabağı gibi duruyordu eskilerde kullanılan türdendi. Aklıma gelen düşünceyle titrek bir nefes soludum.
"Aradığın fırsat Eflin, yapabilirsin. Sevdiklerinin canını kendi ellerinle almaktansa kendi canını al ve kurtul." Dedim mekanik bir sesle. Başka çarem yoktu. Ya sevdiklerimin katili olacaktım yada ölüp bu işkenceye son verecektim.
Yerde ki tabağı inceledim. İnce bir yapısı vardı bunu kırabilirsem eğer gerisi gelirdi. Tabağı titreyen elime alıp ilk dizimden destek alarak büktüm sonra iki tarafa bükerek kırmaya çalıştım. Bir kaç defa devam ettim aynı işleme. Kollarımda güç olmadığı için bu biraz zor oldu ama sonunda başardım. Demirin kopan yeri çok keskindi. Son kez kapıyı kontrol ettim. Uzun bir süre gelemzdi zaten ya iğne için geliyor yada yemek için onun dışında bu adaya giren olmuyordu. Üç dört saatim vardı. Ya daha uzun yada daha kısa ama uzun bir zaman dilimi olduğunu biliyordum. O zamana kadar amacıma ulaşırdım.
Gözlerim doldu. Annem, babam, abim ve Ateş hepsinin siması gözlerimin önünde belirdi. Onların gülüşü ailemle olan sohbetim. Abimle şakalaşmalarım.
Ateş... benim ömrüm, nefesim, herşeyimdi. Çocukluğum gözlerimin önünde tekarar canlandı. Onu yılardır sonra gördüğüm o ilk an hepsi filim şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Demir tabağın sivri yerini bileğime dayadım ve gözlerimi kapattım.
"Affet beni Ateş daha fazla beklemeye gücüm kalmadı." Dedim acı bir tebessümle gülümsedim. Demirin sivri yerini bileğime bastırdım ve hiç tereddüt etmeden hızlı ve tüm gücümle bastırarak bileğimi kestim. Aynı şekilde kesiğin üzerinden üç defa gittim. Gücüm yoktu damarıma ulaşması için kesiğin üst üste yapmam gerekti. Canım öyle bir acımıştı ki acıdan bağırmamak için dudaklarimi bir birine bastırdım. Diğer koluma da aynı şekilde kesikler attım. Gözlerimi açtığımda bileklerimden akan kanları görünce başarmanın ve ölecek olmanın gerçekliğiyle acı bir gülümseme oluştu dudaklarımda.
Beni bulacaktı biliyorum ama çok geç kalacaktı. Bu da benden ona hayatının dersi olacaktı. Bileklerimden parmak uçlarıma kadar akan kanı boş gözlerle izliyordum. Keşke onu son bir kez görebilseydim. Onu tam bulmuşken bj sefer benim onu terk etmem çok zoruma gidiyordu. Hayat bizi bir araya getirmemek için herşeyi yapıyordu. Ne kadar dirensemde olmadı. Ve ben yine kaybettim. Boğazımda oluşan o yumru bileklerimde ki acıdan daha çok yaktı canımı.
Elim duvara gitti. Parmaklarıma bulaşan kan ile bir menekşe çiceği çizmeye çalıştım. Onu bana anımsatacak tek şey o çiçekti. Ölmek üzereyken bile tek yapabileceğim onun anılarıyla gözlerimi sonsuzluğa kapatmak istemekti. Menekşe çiçeğini çizdikten sonra yaşlı gözlerle çizdiğim reme baktım.
Ona söylemek istediğim çok şey vardı ama o kadar yazacak ne zamanım ne de halim vardı. Gücüm tükenmek üzereydi. Zaten bulanıkta görüyordum. Ama yinede ona son kez bir şeyler yazmak istedim. Son veda yazısıydı bu yazacaklarım. Elimde ki acıyı yok sayarak elimi kaldırdım ve duvara yaklaştırdım. Kendi kanımla ne yazacağımı bilemiyordum.
Bilinçsizce birşeyler yazmaya başladım. O an aklıma ne geldiyse onu. Düşünmeye bile zamanım yokmuş gibi hissediyordum. Kanlı parmaklarımla çizdiğim menekşe resmin yanına yazmaya başladım.
"Yine geç kaldın. :) Senin için yaptım. Bana iğneler vurdular seni öldürmem için. Seniseviyorum Ateş. Hoşç-" devamına ne gücüm yetti nede halim kalmıştı bilincim kapanmak üzereydi.
Önce bileklerim uyuştu sonra bedenime yayıldı bu uyuşukluk ama çok huzurlu hissediyordum. Elim boşluğa düştü. Yazıyı tamamlamak için çok uğraştım ama olmadı. Başımı duvara yasladım. Yüzümde silik bir gülümsemeyle yarı açık gözlerle başımı yasladığım duvarda ki yazıya baktım. Onun sevdiğimi söylemiştim. En azından bunu yapabilmiştim. Boran asla amacına ulaşamayacaktı. Buna o zevki yaşatmayacaktım. Duvarda yazdığım yazının yanında onun suliyeti belirdi. Gülümsedim. Gözlerimden yaşlar akıyordu ama sebebini bilmiyordum. Belkide sevdiklerimi birdaha görememenin verdiği acıydı bu. Ama onlar iyi olacaklardı. Ben ölürsem Boran aileme karışamayacaktı. Ateş ise kendini koruyabilirdi. Ama kendini benden koruyamazdı. Boran da bunu bildiği için beni bu hale getirmişti.
Bilincim tamamen kapandığında kendimi uykunun kollarına bıraktım.. Gözlerimi sonsuzluğa kapatmanın huzuru vardı içimde ama diğer yanım ise acı çekiyordu sanki...
******
"Eflin güzelim aç hadi gözlerini bak ben geldim." Bileklerim de bir baskı hissettim. Ateşin sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Bu da bir yanılsamaydı biliyordum. O hiç bir zaman gelmeyecekti. Yüzümde hissetiğim sıcak elleri beni uyandırmak içindi ama ben yaşamak istemiyordum. Gözlerimi açtığımda o kabus dolu anlar geri gelecekti. Belki de Boran'dı Ateş sandığım kişi. Ama kalbim yine beni ikna etmeye çalışıyordu. 'Hayır o sevdiğin adam aç gözlerini' diyordu bana 'geldi yetişti Eflin' diyordu. Kalbimin haykırışlarına kayıtsız kalamadım gözlerimi usulca araladım. O kadar çok uykum vardı ki sadece iki bilemedin üç saniye açık tutabildim gözlerimi. Oydu gözlerinde ki endişe korku çok netti. Yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu. Birşeyler söylüyordu ama duyamıyordum. Kelimleri bir birine giriyor boğuk ve yankılı duyuyordum. Gözlerimi geri kapattım ama yüzüme attığı tokatlar uyumamı engelliyordu. Gözlerimi geri açtığımda gördüğüm yüz ile gözlerim doldu. Boran'dı. Bana yine o iğrenç bakışlarla bakıyordu. Bana dokunması bile midemi bulandırıyordu. Ellerimi ellerinden çekmeye çalıştım ama olmadı.
"Do-dokunma bır-bırak." Dedim cılız ve kısık çıkan sesimle amansızca çırpınıyordum.
Boran'ın siması bir anda Ateş oldu. Sonra tekarar Boran'a dönüştü. Korkuyla gözlerim doldu. Kafayı yemek üzereydim. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
"Bırak... beni... lütfen..." Gözlerimi açmak dahi istemiyordum. Korkuyordum. Gözlerimi kapattım vücudum uyuşmuştu adeta hareket etmekte bile çok zorlanıyordum. Yerden havalandığımı hissettiğim anda başımın dönmesi daha da şiddetlendi. Başım boşluğa düşmesi ise son hatırladığım şeydi. Geç kalınmış bir zaman diliminde kaybolmuştum.
ATEŞ'TEN
Hackerın gönderdiği konum çok uzaktaydı en az dört saatlik yoldu. Ayarlattığım özel helikopter bize en yakın boş bir araziye iniş yapmıştı. Bir kaç dakikada helikopterin olduğu yere ulaştık. Hiç vakit kaybetmeden helikoptere bindik. Hakan ben ve iki koruma benimle geliyordu diğer adamları ise ayarlanan diğer uçakla geleceklerdi.
Yarım saatlik yolumuz vardı. Bu kadar zaman bile benim için çok uzundu. Ona ulaşamamanın her dakikası bana ızdıraptı. Boran yılların verdiği intikam hırsından neler yapacağını düşünmek bile içimde ki fırtınayı körüklüyordu. Tam yedi gün olmuştu. Onu yedi gündür arıyordum. Ama en ufak bir iz bile yoktu. Uçağa binene kadar hacker o evi iyicemen araştırmıştı. Yaşlı bir çiftin evini zorla ele geçirmişti. Büyük ihtimalle öldürmüştü. Çünki yaşlı çiftin uzun süredir haber alınamıyormuş. Boran ise o evi başkasının üzerine göstererek zorla satın almış olmalıydı. Bir diğer konu ise İrem'di. Bunu çok geç öğrenmiştim. Çünki İrem onun elindeydi.Mecburluğu bundandı. Ah be güzelim bana söyleseydi canım pahasına kurtarırdım. Ama yine kimseye birşey olmasın diye kendi kafasına buyruk hareket etmişti.
İrem'i ölmek üzereyken hastane kapısına atmışlar o da ayrı bir sorundu. İrem Eflin için çok önemliydi. Ama hayla yoğumbakımdaydı ve durumu hiç iç açıcı değildi onunda. İrem'e bunu yapan Eflin'e- devamını düşünmek dahi istemiyordum. Bana beni kurtar dercesine yalvaran acı dolu sesi hayla kulaklarımda yankılanıyordu. Onun o çaresiz çıkan sesi yüreğimi dağlamıştı.
"Seni diri diri öldüreceğim kanını siktiğimin piçi." Öfkem hiç bir şekilde dinmiyor her saniye daha da körükleniyordu.
"Sakin ol diyecem ama bunu bir haftadır söylüyorum işlemiyor bile sana. Bak Ateş önceliğimiz Eflin. Onu sağ salim kurtarmak. En ufak bir hatan onu sonsuza kadar kaybetmen demek. Kerem'e söz verdin unutma bu kadar hızlı bulmamız onun sayesinde. Boran ikinci sırada onunda hesabı görülecek zaten. Sakin ol ki hata yapma. Hata yapma lüksümüz yok anladın mı beni." Tam karşımda oturuyordu. Haklıydı ama elimde olan birşey değildi.
"Onun o sesi beynimde yankılanıyor. Canını yakmış Hakan canı yanıyordu. Sesinde acı vardı. Söyle bana nasıl sakin kalayım." Öyle bir haldeydim ki ne uyku bildim ne tek bir lokma yemek. Kaç gündür içim içimi yiyordu. Kafamda oluşan senaryolar beni deli etme noktasına getirmişti. Kerem tüm hava ulaşımını bizim için ayarlamış evin yol güzergahını açtırmıştı. O da gelecekti ama izin vermedim. Ailesinin haberi yoktu hayla. Annesi şüphelenmiş rüyasında görmüş. Dar karanlık bir oda da annesinden beni kurtar korkuyorum diye ağlarken görmüş. Tüylerim diken diken olmuştu ilk duyduğumda. Sema hanım hissetmişti. Eflin'e ulaşmak istemiş ama Kerem bir şekilde oyalamıştı onu. O günden sonra Eflin'in ne halde olduğunu bilmemek beni her geçen saniye daha da berbat bir hale sokuyordu. Aklımda binlerce senaryo canlandırıyor kendime işkence ediyordum. Kalbimde inanılmaz bir ağrı vardı. Onun ellerimden kayıp gidişini izlemek, kendi ellerimle buna izin vermek çok kötü koyuyordu bana.
Hakan son söylediklerimin üzerine birşey diyemedi. O da biliyordu beni Eflin'den başka kimsenin sakinleştiremeyeceğini.
Helikopter bizi fark edemeyecekleri kadar uzak bir yere iniş yaptı. Bizi bekleyen arabaya hızlıca binip hiç beklemeden gazı kökledim. Diğer korumaların uçağı ise hemen arkamızdan iniş yapmıştı. Hakan son anda yan koltuğa atmıştı kendini. Evin önüne geldiğimde beklediğim gibi sıkı korunuyordu.
Evin etrafına yüksek duvarlar örülmüştü. Bu da tek yada iki girş olduğunu açıklıyordu. Dışarıda bile korumalar vardı. Diğer arabalar da arkamızda durdu.
"Adamları evin etrafına gönder şunların işini sessizce halletsinler sonra sinsice içeri girsinler. İç bahçe kontrol altına alındığı an arka kapıdan giriş yapsınlar diğer adamlar, biz de ön kapıdan giriyoruz. Eflin'in kılına zarar gelmeyecek anlaşıldı mı." Hakan başıyla beni onaylayıp kulağında ki kulaklığa iki kez tıklayıp dediğim komutları veriyordu.
Çok dikkatli ve planlı ilerlememiz gerekiyordu bir kaç adam ise yolun çıkışında pusuda bekliyorlardı. Olası bir durumda yolu keseceklerdi. Bir kısmı ise ormana dağılmıştı. Geniş bir çemberde evin etrafını sarmışlardı. Yer altı dünyasından benim tarafımda kim varsa hepsinden destek istemiştim. Normal bir durumda daha doğrusu söz konusu Eflin olmadığı bir konuda asla böyle birşey yapmam. Zaten bu isteğim tüm masayı şoka sokmuştu. Umrumda bile değildi. İlk defa böyle birşey istediğim için hemen kabul etmislerdi. Sıkıysa etmesinlerdi ölüm listeme gireceklerini çok iyi biliyorlardı kabul etmeselerdi zaten.
Adamlardan işaret gelince Hakan'a baktım. Başını sallamasıyla arabayı çalıştırdım. Silahımı elime aldım ve camı açtım. Gaza köklememle çıkan lastik sesiyle arkamda bekleyen diğer arabalarda hareketlendi. Girişte korumalar yoktu zaten bizim adamlar kapıları açmıştı. Araba evin avlusunda durunca evden çıkan adamı görmemle göğüsünden vurdum. Silahlar da susturucu vardı. Ne kadar geç fark edilsek o kadar iyiydi. Adamlarımdan ikisi hemen adamı yerden aldılar göz önünde olmayacak yere taşıdılar. Herkese işaret vererek içeri girdik. Bir kısmı evin etrafında kalacaktı. Bu evde Eflin dışında tek bir kişi bile sağ kalmayacaktı. Ev üç katıydı. Herkes gruplar halinde katlara dağıldı. Ben ise giriş kısmına ilerledim. Evin içinde dışında ki kadar adam yoktu. Kulaklıktan herkes bir biriyle iletişim halindeydi.
"Eflin bulunduğu an anında haber veriyorsunuz."
"Emredersiniz efendim." Dedi herkes aynı anda. Boğazımda hissetiğim el ile dirseğimle boğazımı sıkan adamın karın boşluğuna sert bir darbe vurdum ama bırakmadı beni. Kafamla sert bir sekilde yüzüne kafa attım. Sersemledi ve elleri gevşetince boynumu saran bileğini kavramamla kırmam bir oldu. Acıdan bağıracağı sırada ağzını kapattım.
"Şiitt sesiz ol bakim. Patronuna yapacağım süprizi bozacaksın. Ve ben hiç sevmem suprizimin bozulmasını." Tek bir hamleyle boynunu kırmamla adam yere yığıldı. Sol taraftan duyduğum tetik sesiyle yerdeki adamı hızla kaldırıp kendime siper ettim. Ard arda sıkılan silahlarla adam süzgeçe dönmüştü. Kafamı dahi çıkartmama izin vermiyordu piç. Adamlarımdan biri onu kolundan ve karınından vurarak indirince önüme siper olan adamı yere bıraktım. Öfkeyle o adamın yanına gidip yüzüne sert bir tekme attım.
"Tüm enerjimi senin o piç patronuna ayırıyorum tüm sinirimi ondan çikaracam o yüzden uğraşamam seninle.
"Patron en üst katta toplantı yapılıyor galiba. Adamlardan biri bana içeridekilerin adamı giremez denmedimi çık dedi. Bende bozmadım. Yanlız burası koruma yıgınıyla dolu. Alt katların neden boş olduğu anlaşıldı."
"Silah sesi duyuldumu?" Dedim.
"Evet ama telsizden bizimkilerden biri yanlışlıkla oldu diyince sorun çözüldü."
" Aferin size." Endişeyle ufak bir hatq istemiyordum.
"Ateş dikkatli ol en ufak bir hata da bizi burada sağ çıkarmazlar. Üçüncü katta adım atacak yer yok biz geri çıktık. Önceliğimiz Eflin'i bulmak ama bu katta yok eminim ona."
İyi yaptın Hakan üst kat sende o herifin sağ istiyorum."
"Tamamdır."
"Patron bodrumda kilitli bir oda var. Şey birde."
"Birde ne lan geveleme." Hızla aşağıya inen merdivenlere yöneldim.
"Abi kapının altından kan akıyor." Duyduklarımla adımlarım çakılı kaldı olduğum yere. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü sanki. Gözlerim karardı son anda duvardan destek aldım. Yoo hayır o olamaz başka birseydir o.
"Aç aç kapıyı." Dedim korku tüm bedenime yayıldığını iliklerime kadar hissettim. Yere çivilenen ayaklarımı zorda olsa hareket ettirerek o merdivenleri indim. Ama her bir basamak canımdan can alıyordu sanki.
"Lan bastır daha sıkı bastır." Diyirdu içeriden gelen seslerle hiç bu kadar canım yapmamıştı. Merdivenin son basamağına geldiğimde ilk gözüme yerde ki ince uzun çizgi halinde kırmızı kan takıldı. İçeriden gelen korku dolu bağırışlar beni kendime getirdi. Oraya girmekten çok korksamda hızlı adımlarla odaya girdim.
Gördüğüm manzarayla iki adım geriledim.
"Abi yaşıyor nabız var acil hastaneye yetişmesi lazım." Latif bileklerine bir bezle baskı yapıyordu. Dizlerimin bağı çözüldü ve dizlerimin üzerine düştüm. Beni bıraktı mı?
Ellerim başıma gitti. Hayır bunu yapmış olamazdı. Kendi canına kıymış olamazdı. Benden ümidini kesmiş olamazdı.
Kulaklıktan Hakan’ın sesini duydum.
"Ateş kendine gel ve onu oradan hemen çıkart. Birazdan savaş alanına dönecek burası."
"Benden vazgeçti Hakan. Ona yine geç kaldım."
Nefesim kesildi.
Kalbim acıdan kasıldı. Korumalardan biri onu kucağına almaya çalışınca hızla yerimden kalktım.
"Dokunama ona çekil." Diye bağırdım.
Ellerimle yüzünü kavradım. Latif iki koluna tampon yapıyordu. Yüzü bembeyazdı ne hale gelmişti benim nefesim. Soldurmuşlardı benim çiçeğimi.
"Eflin güzelim aç hadi gözlerini bak ben geldim." Yanağını okşuyordum. Oturur vaziyette duvarın bir köşesine sinmişti. Başı duvara yaslıydı. Kirpikleri oynadı ilk, yaşıyordu. Nefes alışları çok yavaştı. Ama gözlerini açmadı.
"Eflin ne olur bana cehennemi yaşatma aç gözlerini kurbanın olayım." Duymuyordu beni duymuyordu. Kiprikleri de hareket etmedi.
"Eflin yapma ne olur yapm-" Açtı gözlerini. Derin bir nefes alıp geri verdim. Yaşıyordu..
"İyi olacaksın geldim bak geç kalmadım bu defa." Nefes alamıyordu. Bana gülümseyerek baktı. Onun gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdim. Yüzüne düşen bir tutam saçı canını yakmamaya dikat ederek yüzünden çektim.
"Buldum seni bak yetiştim." Dedim yüzünde ki tebessüm silikleşti aynı anda gözleri kapandı. Korkuyla yanaklarına vurmaya başladım. Kaşlarını çattı, onu hemen götürmeliydim. Gözlerini açtığı an bu sefer korkuyla bana baktı. Ellerini çekmeye çalıştı. Amansızca çırpınması beni şaşkına uğrattı. Bendim bana mi sinirliydi yoksa.
"Do-dokunma bır-bırak." Dedi sesi çok kısıktı. Delirmiş gibiydi. Gözleri beni bulunca ağlamaya başladı. Endişe ve korkuyla onu sakinleştirmek istedim ama ona dokunmam bile onu çileden çıkarıyordu.
"Eflin benim Ateş." Dedim ama duymadı beni.
"Bırak... beni... lütfen..." bilincini yine kaybediyordu. "Doku-dokunma ba-bana." Kanım dondu. Beni görmüyordu onu görüyordu. Ne yaşattı ki ona dokunma diye yalvarıyordu.
Onu hemen kucağıma aldım. Silah sesleri duyulmaya başlandı. Tam bir adım atacakken Eflin'in başı boşluğa düşmesiyle nefes alamayı birle o an bıraktım.
Elim titreyerek nabzına gitti. Latif bileklerini sıkıca bağlamıştı ama kan hayla akıyordu.
Nabız vardı ama çok yavaştı. Düşen başını omuzuma yasladım. Saçlarının arasına ard arada buseler kondurdum.
"İyi olacaksın canımın içi sana tüm olanları unutturacağım."
Kapıya doğru bir adım atmıştım ki duvarda ki kanlı dikkatimi çekti. Latif yazıyı bilerek kapatıyordu. Ama ben kan ile yapılan menekşe çiçeğini gördüğüm an beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Ona ters bir bakış attığımda, "Abi görmesen daha iyi gidelim zamanımız yok."
"Çekil!" Dedim öfkeyle bağırarak.Latif istemesede çekildi. Kendi kanıyla yazmıştı. O an kanımın kurumasını istemiştim. Kendi kanıyla menekşe çiçeği çizmiş ve o duvara bir yazı yazmıştı.
"Yine geç kaldın. :) Senin için yaptım. Bana iğneler vurdular seni öldürmem için. Seniseviyorum Ateş. Hoşç-"
Bana geç kaldın demişti. Acıyla gözlerimi kapattım. Hayır geç kalmadım bu sefer olmaz bu sefer izin vermeyeceğim.
"Hakan bana o piçin kaçmadığını söyle."
Dedim gözlerimi açtım ve hızla o yerden çıktım.
"Elimizde ama yaralı."
"Yaşasın yeterli. Onu bizim hücre evine götür. Kimsenin bilmediği yere." Önce bir sessizlik oldu. Çünki bu zamana kadar orayı asla böyle şeyler için kullanmamıştım. Orası Nazlı ve Ayaz için acil durumlarda sığınak olarak kullandığım yerdi.Onu kimse elimden alamayacaktı.
"Tamam." Dedi sadece.
Etten duvar örülen korumaların arasından evden çıktık. Arabanın arka koltuğuna Eflin'i yatırdım. Hızla diğer tarafa geçip oturdum ve başını dizlerime yasladım bileklerine sıkıca bastırıyordum. Araba hızla oradan ayrıldı. Başımı arka koltuğa yasladım. Ve gözlerimi bir kaç saniye kapattım. Duvarda ki o yazı ve o çiçek resmini kendi kanıyla yazmıştı. Öfkeyle arabanın kapısını tüm gücümle ard arda yumruk attım.
Bakışlarımı kucağımda ölüm ile savaşan sevdiğim kadına çevirdim. Yüzü bembeyazdı. Gözlerinin etrafı yer yer kızarmış ve morarmıştı. Dudakları çatlamış ve teninden daha beyazdı. O dokunmaya kıyamadığım saçları ne hale gelmişti. İçimde ki o yangının tarifi yoktu. Bu cok farklı bir acıydı.
"Bana bunu yaşatmaya hakkın yoktu. Bana kendi kanınla bir yazı yazıp o çiçeği çizerek veda etmeye hakkın yok. Bu, bu çok ağırdı Eflin." Boğazım düğümlendi. Hayatımda hiç bu kadar canım yanmamıştı. Ben annemin ölümünde bile o kanlı yazıyı gördüğüm kadar acı çekmemiştim.
"Bana kendi kanınla o siktiğimin notunu bırakıp gidebileceğini mi sanıyorsun. Bunun hesabını vereceksin bana anladın mı? Ama önce seni bu hale getiren o siktiğimin puştun cezasını kesecem." Bir yandan bileklerine baskı yapıyor diğer yandan onu azarlıyordum. Gözlerimden akan yaşlar onu yüzüne damlıyordu.
Canı çok acımıştır. Çıt kırıldım biri bunu nasıl kendine yapabilir hayla aklım almıyordu.
Benim çok bakarsam nazarım değer diye uzun süre bakmaya kıyamadığımı bu hale getirenin azraili olacaktım. Bunun bedelini çok ağır ödeyecekti. Onu öyle bir hale getirecektim ki yaşayan ölüden farksız olacaktı. Ama ilk önceliğim kollarımda ölümle burun buruna gelen sevdiğim kadını hayatta tutmaktı.
VEE BÖLÜM SONU...😟💥
AYY ATEŞ SAHNELERİNDE AĞLAMAKTAN YAZAMADIM. HELE Kİ EFLİN'İN O ÇARESİZLİĞİ MAF ETTİ BENİ. 🥺🥀
BAKALIM YENİ BÖLÜMDE NELER OLACK. 🌼
GÖRÜŞMEK ÜZERE...🦋❤️
SEVİLİYORSUNUZZZ...🥰🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |