
ATEŞ'TEN
Ömrümde ikinci defa ellerim titriyordu. Birincisi annemi kaybettiğim gün ikincisi ise kollarımda ölümle yaşam arasında ki incecik çizgide dolaşan sevdiğim kadın için. Onun solgun yüzü, içimde tarifsiz bir acı bırakıyordu. Hastaneye doğru giderken, her an onu kaybetmenin korkusuyla Eflin’in nabzını kontrol ediyordum. Öfkemi, korkumu, içimi kaplayan endişe ve suçluluk hissini en çokta kollarımda ölü gibi yatan kadını kaybetme korkum içimde hiç bitmeyecek savaşı başlatmıştı. Onu hastaneye yetiştirmek, benim için sadece bir kurtarma değil, aynı zamanda benim bu girdiğim sonu gelmeyen iç çatışmamı dindirecek tek seçenekti.
Hastaneye vardığımızda, hızlıca arabadan indim ve Eflin'i kucağıma alıp acil girişine koşarak girdim. Yeri göğü inletecek derecede bağırıyordum.
"Doktor, doktor yokmu lan." Bağırmamla bir kaç doktor ve sedyeyle koşarak benim yanıma gelen hemşireler hastane koridorunda belirdi.
"Nesi var?" Dedi doktor olduğunu giydiği beyaz önlük ve yakasında ki isimden anladığım adam.
"Kaçırıldı yedi gündür kayıptı bilmiyorum nesi var. Bulduğumda bilekleri kesikti. Doktor onu kurtaracaksın anladın mı beni!" Eflin'i getirilen sedyeye dikkatlice yatırdım. Doktor, "merak etmeyin elimizden geleni yapacağız." Dedi sakin bir sesle.
Doktorda ki bu rahatlık beni deli etmişti.
Yakasını kavradığım gibi diğer elimlede boğazını kavradı. Tüm öfkem ellerimde toplanmıştı adeta. Gözlerimi, korkudan ve nefesziliklet kocaman açılan gözlerine kitledim.
"Bana bak doktor elinden geleni değil onu iyileştireceksin başka seçeneğin yok anladın mı beni." Korkuyla başını olumlu sallayınca ellerimi doktorun üzerinden çektim. Derin derin nefesler aldı.
"Sakin olun anlıyorum endişenizi. Bilinen bir hastalığı yada şüphe ettiğiniz bir Durum var mı?" Dedi nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.
"Hastalığı yok ama panik atağı var. Kan gurubu 0 negatif. Kan gerekli olursa ben veririm kan gruplarımız aynı." Bir anda duvara yazdığı yazı geldi aklıma. Bana iğneler vurdular diye yazmıştı. Acıyla gözlerimi kapattım. Sakin olmaya çalıştıkça öfkem daha da katlanıyordu. Delirmek üzereydim. Tüm bu olanlar çok ağırdı.
"Birde o şerefini siktiğimin iti iğneler vurmuş ama ne olduğunu bilmiyorum. Çok kan kaybetti." Nefesim kesildi sanki. Aklımdan hiç çıkmayan o ihtimal kalbimde inanılmaz bir acıya sebep oluyordu. "Yaşayacak değil mi?" Son cümlede artık daha fazla dayanamadım. Sesim titredi sol gözümden bir damla yaş aktı.
"Merak etmeyin ne gerekiyorsa yapılacak. Amacımız karınızı iyileştirmek. Lütfen sakin olun."dedi ve hızla Eflin'in alındığı odaya girdi. Karınız mı demişti? O beni onun kocası sanmıştı. Hiç birşey hayal ettiğimiz yada planladığımız gibi olmuyordu. Hayat hep acımasız davrandı. Ama en çokta onu benden yılar önce koprdığı zaman çok zalimce davranmıştı bana. Kimi sevsem kimi kalbimde saklasam en çok zarar gören onlar oluyordu.
Olmuyordu amına koyduğumun siniri geçmiyordu işte, aklımda tek bir şey vardı: Eflin. O iyi olmadığı sürece bende iyi olmayacaktım. O iyi olana kadar bu işte kim varsa onları yandığım o ateşte yakacaktım. Ama önceliğim Eflin'di. Onu hayata döndürmek, benim en büyük amacımdı. Sonrası ise büyük bir kasırga dönüşecekti. Başta Boran olmak üzere herkesi ateşten oluşturduğum o kasırga da yakıp kül edecektim.
Ne kadar saat geçti bilmiyordum. Acil ameliyata alınmıştı. Kanında bazı ilaclar tesbit etmişler. Bu da ameliyatın zorlu geçeceğini söylemişti doktor. Sadece bunları söyleyip ameliyata girmişti. Dünyam başıma yıkılmıştı. Şuan o piçin yanına gidip o ilacları boğulana kadar ona yedirtesim vardı. Ama onun iyi olduğunu öğrenmeden buradan bir adım dahi uzaklaşamazdım.
Kerem'in sesini duymamla ameliyat kapısının yanına çöktüğüm yerden bakışlarımı bana doğru çevirdim korku ve endişeyle gelen Kerem'i boş boş gözlerle izliyordum. Beni gördüğü an adımları yavaşladı. Ne gördü bilmiyorum ama yutkunmasına sebep olmuştu.
"Durumu nasıl? Varmı bir gelişme? Çıktı mı ameliyattan?" Tüm sorularına başımı olumsuz sallamakla yetindim. Öfkeyle bir ileri bir geri gidip geliyordu. Canım yanıyordu. Hemde öyle böyle değil tarifi olmayan bir acıydı bu. Duvar dibine çökmüş tek ayağımı uzatmış diğerinide kendime çekmiştim. Başımı arkamda ki duvara yasladım. Nefes alamıyordum. Nefesimin nefesini kesmişlerdi ben nasıl nefes alabilirdim ki zaten.
"Elinde olduğunu söyle o siktiğimin puştunun." Kerem'in öfkeli sesi tüm koridorda yankılandı.
"Elimde ama öncelik benim. Açılışı ben yapacağım. Eğer olurda sağ kalırsa gerisi senin olur. Önce Eflin'in iyi olduğunu öğrenmeye ihtiyacım var." Dedim gözlerim kapalı bir şekilde konuşuyordum. Sanki en ufak bir harekette öfkem zaptedilemiyecek hale gelecekmiş gibi hissediyordum. Yemin ederim o zaman hiç bir güç beni tutamazdı. İyi kötü kimin parmağı varsa acımadan soyunu kurutacaktım. Ama şuan kendimi tutuyordum çünki o insanlıktan çıkmış çakal sürülerinin ailelerinde iyi saf çocuklar vardı. Boran'ın masasına oturan o çakal sürerinin de hesabı görülecekti ama içlerinden masum kalan o insanlara zarar vermemek için kendimi zaptediyordum.
"Hepsi senin yüzünden oldu biliyorsun değilmi? Sen o yer altından çıkmasaydın benim kardeşim şuan iyi ve sevdiği o mesleği yapıyor olurdu. Sen onun hayallerini hayatını maf ettin Ateş." Öfkeyle gözlerimi açtım. Bakışlarımı ona çevirince yutkunduğunu gördüm.
"O toplara hiç girme bence." Dedim öfkeyle dişlerimin arasından konuştum.
"Girersem ne olacak Ateş. Sen onun hayatına ne zaman girsen kızın hayatı maf oluyor. Defol git onun hayatından ve sakın bir daha onunda bizimde karşımıza çıkma."
Sinirle bir hışımla ayağa kalkıp yakasına yapıştım.
"Beni o karanlık dünyaya sokan sen ve baban değil mi zaten. Siz benim hayatımı sikerken neden bu düşünce yoktu aklınızda. Eflin'in o zamanlar üzüntüden hasta olduğu zamanlar neredeydi bu düşünceli halleriniz? Beni yana yakıla ararken bana gelip, 'senin arıyor inine geri git çıkma ininden derken neredeydi o abi sevgin?
Baban beni ailemle annemle kardeşimle tehdit ederken o zaman niye o merhamet ve adelet tarafının sesi çıkmadı. Şuan bunları yaşıyorsak hepsi senin ve babanın yüzünden. Dua et bende az da olsa merhamet kalmış yoksa neden bir anda ortadan kaybolduğumu neden onun karşısına evli biri olarak çıktığımı Eflin'e çoktan anlatmış olrurdum. Eflin hayla sizden nefret etmiyorsa bu benim sayemde. Ha bu saaten sonra onun hayatından beni öldürseniz bile çıkaramazsınız. Şimdi sus yoksa hiç iyi şeyler olmaz Kerem." Yüzü bembeyaz oldu. Geçmişi yüzüne vurunca dut yemiş bülbüle dönmüştü. Öfkeyle kalktığım yere geri oturdum. Başımı arkamda ki duvara yaslayıp gözlerimi geri kapattım.
Ameliyathane kapısının açıldığını duyduğum an direk gözlerimi açtım. Doktor maskesini yavaşça indirdi. Yüzündeki ifade ne rahatlatıcıydı ne de tamamen karanlık… Arada bir yerdeydi. O bakışı görür görmez ayağa fırladım.
“Nasıl?” dedim, sesim sabırsız ama kırılgandı.
“Yaşıyor mu?” İçimde ki korku had safadaydı.
Doktor başını salladı.
“Ameliyat başarılı geçti. Şu an hayati tehlikesi yok.”
Omuzlarım bir anlığına gevşedi ama rahatlamam uzun sürmedi.
“Peki ya zihni?” dedim aklıma gelen ihtimaller hayla zihnimde savaş halindeydi. “Bana bakıyor ama beni görmüyor gibiydi… Beni bile tanımıyordu. Ne ilacı vermişler ona?”
Doktor elindeki dosyayı açtı, kan tahlillerine bir kez daha baktı.
“Kanında çok yüksek dozda psikotrop madde tespit ettik,” dedi net bir sesle.
“Antipsikotik ve ağır sedatifler. Normal bir hastaya verilmesi gereken dozun katbekat üstünde.”
Öfkeden sıktığım çenem kilitlendi.
“Ne kadar?” diye sordum dişlerimin arasından.
“Günde üç doz verilmiş, bunalr ağır dozlar birde tahminimce yiyecek ve içeceğine katılan hafif dozlar var.” dedi doktor.
“Son gün ise… kontrolsüz şekilde çok daha fazlası. Bu artık tedavi değil, zihni dağıtmaya yönelik bir uygulama.” Yumruklarımı sıktım kalbimde ki acı ve öfke had safadaydı.
“Bu yüzden mi beni o adam sanıyor?” Sanki biri kalbimi elleri arasına almış ve onu hiç acımadan sıkıyordu.
“Bu yüzden mi benden korkuyordu?”
Doktor başını kaldırdı, gözlerini gözlerime dikti.
“Evet,” dedi net bir şekilde.
“Eflin şu an gerçek ile tehdidi ayırt edemiyor. Beyni, sürekli tehlike algısıyla çalışıyor. Korku hafızasına kazınmış. O ilaçlar bu korkuyu bastırmak yerine derinleştirmeye yarıyor zaten.”
“Geçecek mi?”Sesim titredi ve çatallaştı. Kerem duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Tek bir kelime daha edemeyecek haldeydi. Çünki tüm bunlar onun ve babasının yüzünden olmuştu. O da çok iyi biliyordu.
Doktor bir an durdu.
“Zamanla,” dedi.
“Ama bu bir ‘yarın’ meselesi değil. Günler, haftalar… belki aylar. Önce zihnini sakinleştireceğiz. Sonra güveni yeniden öğreteceğiz.”
Başımı eğdim ve kendimi sakinleştirmek için derin bir nefes soludum.
“Onu eve götürmek istiyorum,” dedim alçak bir sesle. Gözlerimi açıp tekrar doktora baktım.
“Burada daha çok korkar. Yabancı simalar onu daha çok korkutur.
Doktor derin bir nefes aldı.
“Şu an hayır,” dedi net bir tonla.
“İlk günler hastanede kalmalı. Kriz anları olabilir. Halüsinasyonlar artabilir. Uyanana kadar aldığı dozlar Eflin de nasıl bir hasar bırakmış anlayamayız. Onun uyanmasını ve uyandıktan sonra ona göre bir takvim oluşturmalıyız. Ama stabilize olduktan sonra… sizinle, kontrollü şekilde ev tedavisine geçebiliriz.”
Acıyla gözlerimi kapattım. Onun o kırılgan ruhu bunu nasıl kaldıracaktı.
“Beni Boran sanmaya devam ederse?” diye fısıldadım.
Doktorun sesi bu kez yumuşadı.
“Kaçarsa… bağırırsa… sizden korkarsa bile,” dedi,
“unutmayın: O sizi reddetmiyor. Sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Korktuğu o kişiden kaçmaya çalışıyor sizden değil.”
Ve ekledi, çok net bir cümleyle:
“Eflin aklını kaybetmedi. Aklı, yaşadıklarını taşımaya çalışıyor. Lütfen bunu unutmayın. Şimdi onu yoğumbakıma alacağız."
"Onu görmek istiyorum." Dedik Kerem ile aynı anda.
"Malesef bu mümkün değil yarına normal odaya alacağız o zaman görebilirsiniz."
Kerem ile aynı anda göz göze geldik. İkimizinde aklından aynı şey geçiyordu. Doktor koridorda ilerledi ve gözden kayboldu.
"Ben tüm polisleri bu hastaneye yığıyorum."
"Bende en üst seviyede kuma altına aldım zaten."
"Beni o piçe götür Ateş." Dedi Kerem. Bende ki öfkenin aynısını onun yüzünde görüyordum.
"Benimde sabrım kalmamıştı zaten. Ama öncelik benim."
"Tamam allahın delisi tamam."
Yarına kadar hayatında görmediği tüm işkenceleri ona taddıracaktım. Namımı onun beynine öyle bir kazıyacaktım ki. Ömür boyu yaşayan ölüden farksız, cümleti aleme ders niteliğinde bırakacaktım onu, sadece nefes alan bir canlı olarak kalacaktı.
Kerem ile yol boyunca tek bir sohbet dahi etmedik ona karşı içimde inanılmaz derecede bir öfke vardı. Beni durduran tek şey sevdiğim kadının abisi olmasıydı. O da suçunun farkındaydı ve benim gibi hiç konuşmuyordu. O piçin tutulduğu yere geldiğimizde arabayı kimsenin göremeyeceği gizli garajın olduğu yerde durdurdum. Kapısını açtımğim an toprak geriye doğru çekildi.Garaj yer altındaydı ve garaj kapısı toprak ve ağaç dallarıyla kamuflaj edilmişti. Açılan kapıdan hiç beklemeden içeri girdim. Uzaktan kumandayla garaj kapısını kapattım ve arabayı park eder etmez öfkeyle çıktım arabadan. Kerem ise tüm bu olanlara şaşkınlıkla izliyordu ama tek bir cümle bile kurmuyordu. Çünki tek bir hedefimiz vardı.
Hızlıca asansöre bindik. Öfkeyle elerimi yumruk yapıp açıyordum. Ona verdiği her bir zararın hesabını bin misli ödetecektim.
Asansör kapısı açıldığında beni Hakan karşıladı.
"Eflin nasıl Ateş?" O şerefsizin tutulduğu yere doğru adımlarımı kesmeden yürüyordum. Arkamdan ise Hakan ve Kerem geliyordu.
"Kötü Hakan çok kötü." Dedim sadece. İçimde ki o fırtına konuşmamı bile engelliyordu.
Odaya girdiğimde sandalyeye bağlı yarı baygın duruyordu. Hakan benden önce davranması sinirimi bozmuştu.
Öfkeyle Hakan’a döndüm. "Ben sana kimse dokunamayacak demedim mi Hakan."
"Kaçmaya çalıştı. Zor zaptettik bende bir kaç tane vurdum işte."
Benim geldiğimi fark etti. Yarı baygın bakışlarını sinsice gülerek bana çevirdi.
"Ooo Ateş uzun zaman da olmadı görüşmeyeli. Duyduğuma göre beni çok özlemişsin. Yana yakıla beni arıyormuşsun." Hırıltılı çıkan sesi ve ağzından akan kan bile onu durdurmuyor damarıma basmak için her yolu deniyordu.
Bir iki adım yaklaştım ona. Göz göze geldik.
"Seni öldürmeyeceğim lan seni yaşayan bir ölüye çevireceğim. Ne elin ne ayağına olacak ne de o dilini hepsini yavaş yavaş koparacağım. Beni öldür diye yalvaracaksın ama o dilini kökünden kopardığımda bana yalvaracak bir dilini bile olmayacak." Daha fazla dayanamadım. Ve baş parmağını tutup tes yöne çevirmemle kırmam bir oldu.
"Bu parmaklarla mı dokundun ona ha." Öfkeden tüm oda da sesim yankılandı.Acı dolu bir inleme koptu dudaklarından. Ama kendini bastırıyordu.
"Bi-biliyormusun Ef-" diğer parmağını da kırmamla nefesi kesildi.
"Sakın onun adını ağzına alma anladın mı? Senin ecdadını sikerim orospunun evladı."
Acıyla güldü. "Hakan dediğim malzemeleri getirdin mi?" Dedim sinsice gülerek.
"Evet hazır."
"Getir. Ve doktoru da hazır tut bu itin ölmesine asla izin vermeyeceğim."
"Onu asla iyileştiremeyeceksin. Seni ben sanacak herkesi ben sanacak sadece," gözlerime baktı. Yüzünde ki zafer kazanma gülümsemesi beni deli ediyordu. Yumruğumu yüzüne geçirmemle başı yana düştü ve ağzından kanlar boşaldı.
Ağzında ki kanı tükürdü. Hiç bir tepki vermemesi beni deli ediyordu. Ne yaparsam yapayım o iğrenç gülümsemesi yüzünden eksilmiyordu.
"Seni ben sanıyor." Dedi ağzında ki kanı yutarak kurduğu cümle kanımın dondurmuştu.
"Beni sen sanıyor öyle bir oynadım ki zihniyle beni kendi isteğiyle öptü. Dudaklarının tad-" Yüzüne indirdiğim ard arda yumruklar onu susturmuştu ama dediklerinin beynimde yankılanmasını susturamamıştı.
Ona dokunmuştu!
Onu taciz etmişti!
Onun canını yakmıştı!
Benden tiksinmesine sebep olmuştu!
Biri beni onun üzerinden çekene kadar yumruklarımı yüzüne ard arda geçiriyordum.
Hakan, "kendine gel Ateş amacıda bu zaten kendini öldürtmek. Ona bu zevki yaşatma." Öfkeli gözlerimi baygın yatan adamdam ayırmıyordum. Kerem onun yanına gidip yerde ki kovadan suyu alıp yüzüne serpince öksürerek uyandı. Kerem onu ellerini ayaklarını yavaş yavaş çözünce ilk anlamadım ne yaptığını. Çözdükten sonra yakasından tutup ayağa kaldırdı ve bir çöp gibi yere fırlattı. Bakışları donuktu.
"Benim kardeşime verdiğin her bir zararın bedelini ödetecem sana. Onu taciz ettin öylemi hemde o pis ağzınla. Cebinden çıkardığı çakıyı açıp tek ayağını yerde yatan piçin göğüsüne bastırdı. Çakıyı sıkıca tutup malum organına saplamasıyla hayvanlar gibi bağırdı. Onun çektiği her acı bana zevk veriyordu. Onun bu haline sinsice güldüm.
Kerem bir kaç tefa bıçağı sapladı aynı yere.
"Öncelik benim demiştim." Dedim yapay bir sitemle.
"Daha fazla dayanamadım ne yapim." Boran acıdan kıpırdayamaz hale gelmişti. Ama daha yeni başlıyorduk. Boran'ın yanına gittim. Onu baştan sona iğrenircesine baktım.
"Kerem sencede bunun fazlalıkları yok mu? Biraz hafifletelim ne diyorsun?" Kerem ne demek istediğimi anladı ve yapmacık bir üzüntüyle baktı Boran'a.
"Bencede yazık bu zamana kadar ağırlık olarak taşımış. Ama benim mesleğim gereği yapamam işime ve mesleğime sağdık biriyim. O iş sende bende o sıra sana işine yarayacak malzemeleri ayarlarım."
"Güzel plan ama benim önce ufak bir işim var." Dedim ve eğilip tüm parmaklarını ard arda hizla kırdım. Boran'ın çığlıkları odayı doldurmuştu. Acıdan bayılınca sert bir tekmeyi yüzüne savurdum.
"Öyle telefonda boş boş konuşmak gibi olmuyormuş değil mi lan."
Sesim odanın duvarlarında yankılandı. Eğilip saçlarından tuttum, başını zorla kaldırdım. Bilinci açılmıştı. Yarın açık gözlerle bana bakıyordu.
Gözlerindeki korku, az önceki o pis sırıtmanın yerini almıştı. İşte bunu görmek… işte bu bana nefes aldırıyordu.
“Ne oldu?” dedim dişlerimin arasından. “Az önce çok konuşuyordun. Nerede o dilin ha? Eflin’in adını ağzında geveleyen o dil nerede şimdi it?”
Başını iki yana sallamaya çalıştı ama gücü yoktu. Titriyordu.
Güldüm. Soğuk, içi boş bir gülüştü bu.
“Bak iyi dinle beni orospu çocuğu,” dedim. “Ölmek istiyorsun değil mi? Ama ben sana o lüksü vermeyeceğim. Sen her sabah uyandığında aynaya her baktığında kendinden tiksineceksin. Her nefeste bana küfredeceksin ama sesin çıkmayacak.”
Yüzüne yaklaştım, fısıldadım: “Ben senin kâbusun olacağım. Gecen, gündüzün, her düşüncen ben olacağım. Kaçmak isteyeceksin ama kaçacak yerin olmayacak.”
Bir an durup Kerem’e baktım, sonra tekrar ona döndüm.
“Eflin’e dokunduğunu sandığın o an var ya…” dedim sesi sertleşerek,
“işte o an senin hayatının bittiği andı. Bundan sonra yaşayacağın her saniye onun bedeli.”
Başını yere bıraktım, ayağımla çenesini ittim.
“Sıra bende. Ve ben sabırlı bir adam değilim… Ona yaşadığın her bir acıyı, bana yaşattığın o kabus gibi günlerin hesabını ödeyeceksin. Ama sana birşey diyim mi acı konusunda çok yaratıcıyımdır.”
Artık bağıran, tehdit savuran bir adam yoktu. Ben vardım. Ve ben kararımı vermiştim. Canımı yakanın canını alacaktım. Nefes alacaktı ama bir ölü olarak alacaktı o nefesi aldığı her nefeste beni hatırlayacaktı.
Ona baktım. Gözlerinde korku vardı ama hâlâ tam anlamıyla idrak edememişti. Başına geleceklerden bi haberdi. İnsan bazen başına gelecek şeyin büyüklüğünü, ilk acıyı hissedene kadar anlayamaz. Bu ruh hastası parmaklarını kırsam bile hayla idrak edememişti anlaşılan. Uvuzları kopunca idrak ederdi artık.
“Bugün,” dedim sakin bir sesle, “buradan eksilerek çıkacaksın.”Konuşmadı. Konuşamazdı zaten.
İlk olarak koluna uzandım. Acelem yoktu. Elimi bileğine koyduğumda titrediğini hissettim.
İşte o an… kontrolün bende olduğunu anladı.
Yavaşça çevirdim.
Kemikten gelen o ses, içerideki sessizlikten daha yüksekti.
Bağırdı. Can çekişe çekişe bağırması bana nefes aldırıyordu.
“Bu kol,” dedim kendi kendime,
“ona uzanan kol!”
Durmadım. Aynı sakinlikle devam ettim. Onun acısı yükseldikçe benim içimde ki o intikam duygusu besleniyordu sanki.
Bayılmak üzereydi. Çenesine attığım sert tokatla gözlerini tekrar açtırdım.
“Bana bak bana!,” dedim. Dişlerimin arasından.
"Hakan çay yok mu ya bu filim baya iyiymiş." Kerem'in sesiyle anlık ona baktım. Sandalyeye oturmuş bacağını diğer bacağının üzerine atmıştı. Nasıl bakıyordum bilmiyorum ama bakışımla ayaklarını indirdi ve yayıldığı sandalyeden dikleşti.
"Bakma bana öyle yeminim var yoksa onu sana bırakmazdım. Ama bakıyorum da bana gerek yokmuş." Hiç bir tepki vermeden önüme döndüm. Bakışlarımı tekrar korkudan titreyen ite çevirdim bilinci gidiyordu.
“Kaçmak yok. Gözlerini kapatmakta yok.” kırılan bileğine ayağımla çöpü kenara iter gibi önümden ittim. Bu hareketim bile onun acıdan bağırmasına sebep olmuştu. Benim sevdiğim kadından böyle acı çekmişti. Eflin'in o hali aklıma geldikçe öfkem asla azalmıyor tam tersi kat ve kat artıyordu.
Bacaklarına dogru ilerledim.
Artık bağırmıyordu. Sesi tükenmişti. Acıdan haykırışlar tiz bir inlemeye dönmüştü. Sadece nefes almaya çalışıyordu.
Her hamlede vücudundan bir parça daha düşüyordu hayattan.
“Yürüyemeyeceksin,” dedim alçak bir sesle.
“Kaçamayacaksın. Kimseye zarar veremeyeceksin.” Ayağının altına sandalyeyi koydum. Çekmeyi çalıştı ama izin vermedim. Gücü de yoktu zaten. Tüm gücümle ayağına sert ve ani bir baskı uygulayınca kırılma sesiyle bu sefer bayılmıştı.
"Aaa bak oyun bozanlık yapıyor oldu mu bu şimdi daha yeni başlıyorduk." Sinirle karışık bir kahkaha attım.
"Bu hep böylemiydi? Benim hatırladığım Ateş böyle manyak biri değildi." Kerem korkuyla beni izliyordu. Öfkeyle ona döndüm.
"Şaheserinizle gurur duymamana çok üzüldüm bak şimdi." Yalandan öksürdü.
"Tamam yaa sustuk. Hedefin ben değilim o puşt. Lütfen hedefini şaşırma." Öfkeyle soludum. Arada onu da çıkartsam baya iyi olurdu ama Eflin'e dua etsin.
Geri çekildim. Üzerimi düzelttim. Ellerim titriyordu. Ama öfkeden, hırstan, içimde ki bitmeyen acıdan kaynaklıydı bu titreme.
Ölmeyecek ama yaşamayacakta. "Uyandırın ben gelene kadar kendine gelmiş olsun."
Kapıya yöneldim. Çıkmadan önce durdum. Yere bir çöp gibi yığılmış kişiye baktım tiksinerek.
“Eflin’e dokunduğun an,” dedim soğuk bir netlikle, “hayatın kendin siktin pezevenk.” Ona dokunmayacaktı. Benim menekşemi soldurmayacaktı.
Kapıyı kapattım.
Bu gün kimse ölmeyecekti.
Ama ben içimde uyuyan o canavrı uyandırmıştım. Ve bu ölümü bile önünü ilikletip saygı duruşuna geçirecek derecedeydi.
Tuvalete gidip elimi yüzümü yıkadım. İçimde ki öfke vücudumun titremesine neden oluyordu. Onu öldürmemek için kendimi zor tutuyordum. Cebimde ki telefonu çıkardım.
Samet'i görüntülü aradım. Hemen açtı. Yüzünde ki yaralar hayla iyileşmemişti. O gece Eflin'in kaçmasına sebep olmuştu. Ve hak ettiği cezayı da almışlardı. Sağlam adamlarımdandı ama bu yaptığı affedilemezdi.
"Buyur abi." Dedi hazır ola geçerek.
"Bana Eflin'i göster. Durumunda bir gelişme var mı?"
"Yok abi hayla yoğumbakımda." Bir kaç adım sesinden sonra bir pencerenin yanında durdu. Arka kamerayı açınca derin bir nefes soludum ah edercesine. Onu bu halde görmek bana zülümdü. Bileklerinde bandaj vardı. Vücudunda kablolar yüzünde oksijen maskesi onu hayatta tutan cihazların içinde görmek bile benim için ızdıraptı.
"Samat bir salise dahi gözünü ayırmayacaksın belirli doktor ve hemşireler dışında hiç kimse girmeyecek o odaya, veriler ilaçların listesini kontrol edeceksiniz."
"Emrin olur abi merak etme salise ayrılmıyoruz başında."
"En son böyle dediğinde ne olduğunu gördük. Bu sana son şans yoksa kendine mezar kaz ve kafana sık yoksa seni ölmekten beter hale getirim." Yutkundu.
"Merak etme sana söz bu sefer o hata tekrarlanmayacak abi." Telefonu kapattım. Bu iş çok uzamıştı. Onun yanında olmak istiyordum. Çıktığım odaya geri girdim. Boran uyanmıştı. Kerem'e baktım sonra Hakana.
"Bu iş çok uzadı. Doktorun çağır kolları ve bacakları kesilecek. Dilini de ben keseceğim. Eflin'e gitmek istiyorum. Daha fazla bu orospunun evladını görmek istemiyorum. Yoksa nefesini kesmeme ramak kaldı.
"Ya-yapma" dedi. Bakışlarımı yerde yatan çöpe çevirdim.
Onun yanına gidip tam dibine tek dizimi yere koyarak eğildim ve ona yaklaştım.
"Eflin de sana böyle yalvardı mı lan. Ha sen onun o acı haykırışlarına merhamet gösterdin mi de ben sana merhamet göstereceğim."
"Ateş." Hakan’ın sesiyle ona çevirdim bakışlarımı. Ne oldu dercesine bakış attım.
"Toplantının sebebini ögrenmiş bizim adamlar." Kereme baktı endişeyle sonra bana.
"Ee Hakan taksit taksit konuşma deli etme beni." Hakan'ın bu halini biliyordum. Duyacaklarım hiç hoşuma gitmeyecek şeylerdi.
"O masada dört kişi vardı. İkisi fuhuş çetesi lideriymiş diğer ikisi de organ mafya çete liderlerinin elçisiymiş." Bakışlarım hızla Boran'a döndü. Başını hızla iki yana salladı.
"Hay-hayır düşün-düğün şey değil. Onlar çok farklı konu için oradalardı."
"Organ mafyası evet başka sebepten ama fuhuş çetesi Eflin için gelmişler. Sen kızı onlaramı verecektin lan." Hakan'ın söyledikleriyle kan beynime sıçradı.
"Hayır yeminle öyle değil. Be-benim amacım Efl-"
"Onun adını o sikik ağzına alma demedim mi lan." Yüzüne geçirdiğim yumrukla başı sola düstü. Kısa bir an kendine gelmek için derin derin nefesler aldı. Ama ben buna izin vermedim boğazına yapışıp tüm gücümle sıktım boğazını. Zorda olsa konuştu son nefeslerinin içinde.
"Ama-cım aklını kaybettirip ona seni öldürtmekti."
Yumruk atacağım elim havada asılı kalmıştı. Boğazında ki elim gevşedi. Duvarda ki yazı bu yüzdendi! Doktorun anlattıklarıyla 'iğneler vuruyorlar seni öldürmem için' yazısı belirdi gözlerimin önünde zihni bulanık olduğu için demiştim ama aslında o kısacık yazıda ne acılar sığdırmış. Kalbim kasıldı. O zindanda benim hayalim ona işkence çektirtmişti. Elimi uzattım Hakan ne istediğimi anlamış olacakki. Büyük bir bıçak verdi elime. Boran korkuyla çırpınmaya başladı. Dirseğimle boğazına baskı uygulayınca nefesi kesildi dilini elimle yakalayıp korkudan ölmek üzere olan adama canice baktım.
"Benim sevdiğim kadını taci-" devamını getiremedim. Yoksa onu öldürürdüm. "Bedeli seni sonsuza kadar bir kadın olman oldu." Dedim öfkeden gülerek. Bakışlarım sertleşti.
"Benim sevdiğime dokunmanın bedeli o ellerini koparmak oldu.
Benim sevdiğim kadına zarar vermek için attığın her adımın bedeli ayaklarının koparılmasına sebep oldu.
Benim sevdiğim kadına uzanan o dilinin bedeli dilinin koparılmasına neden olacak.
Ve benim kadınıma bakan o gözlerle her aynaya baktığında tüm bu bedellerinin sonucunu görerek delireceksin. Bu da senin en büyük cezan." Altımda çırpınmaya baslayan adamın dilini hiç tereddüt etmeden tek bir hamlede kestim. Elimde kalan diğer parçayı bir köşeye fırlattıp attim. Üzerinden kalktıktan sonra acıdan kıvranan piçi zevkle sırıtarak izledim.
Arkamı dönüp kapıdan çıkacakken doktor içeri girdi. Kolundan tuttum, "bacak ve kollar komple gidecek anladın mı beni?" Dedim tehditkar bir sesle.
"A-anladım efendim." Dedi titreyen sesi Boran'ı yerde gördükten sonra çıkmıştı.
Kerem, "Beni şaşırttın valla ne cevherler varmış sende özel korumam olarak yanımda çalışmaya ne dersin." Labai konuşmasıyla sert bir şekilde ona döndüm.
"Kerem sabrımı zorluyorsun. Zorlama."Dedim net bir sesle.
Ellerini havaya kaldırdı teslim olurcasına. "Sakin sadece ortamın havası çok kasvetli yumuşatmak istedim."
"Seni nasıl savcı yaptılar hayla aklım almıyor. Bu kafayla savcı olman için torpille anca savcı olmuşsundur sen. Gerçi torpile bile almazlar seni. Sahi nasıl savcı oldun sen?" Bir yandan konuşuyor bir yandan da odama gidiyordum. Gömleğimi çıkarıp kenara attım. Odama girince o da peşimden geldi.
"Öyle deme sen beni bir de işimin başında gör. Mesela senin davanı gördüğüm zaman ki o ciddiyetimi göresen bu halimden eser kalmaz." Ellerime bulaşan kanı banyoya girip yıkadıktan sonra odama geçtim. Dolaptan aldığım siyah gömleği hızlıca giydim.
"Benim davamı gördüğün an sende mesleğine veda et bence. Seni bitimek için elimde çok güzel kozlar var." Dedim düz bir sesle.
Tam cevap verecekken onu umursamadan odadan çıktım. Onunla ağız dalaşına girecek zamanım yoktu.
Hızlıca otoparka gidip arabama bindim. Hakan beni bekliyordu zaten. Kerem ise peşimden geliyordu. Üçümüzde arabaya bindikten sonra hızlıca hastaneye doğru sürdüm. Aklımda da kalbimde de sadece onun uyandığı an vereceği ilk tepki vardı. Beyninin ne kadar hasar aldığını bilmiyordum. Ve bu beni çok korkutuyordu. Daha bir endişem geçmeden hemen arkasından başka bir olay çıkıyordu. Bu kısır döngü hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Nefes alamadım yine benim tarafımda ki camı açtım. Az da olsa iyi gelmişti.
Hastaneye geldiğimizde Kerem telefon konuşması yapmak için hastane bahçesinin diğer tarafına ilerledi Hakan ise sigara içip geleceğini söyledi. Gece yarısı olmuştu. Ve onu çok özlemiştim. Hızlıca yoğumbakım odasına ilerledim. Samet önüme geçti. Gözlerinde ki o ifadeyi iyi biliyordum.
"Birşey mi oldu Eflin'e?" Dedim korkuyla odaya doğru koşacağım an kolumdan tuttu.
"Abi uyandı ama geri uyudu. Doktorlar normal odaya aldılar. Aslında sabahı bekleyeceklerdi ama bir sorun yoksa normal odaya geçmelerini ben söyledim. Gayet iyimiş durumu." Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapattım ve o nefesi sesli bir şekilde geri verdim. Bir an sadece o bir saniyelik an ona birşey oldu korkusu dünyamı başıma yıkılmıştı resmen.
Hızlıca odaya girdiğimde uyuyordu. Bir kaç adım yaklaştım. Onun o solgun yüzünü öpüp koklamak istiyordum. İncinen her bir saç telini sevmek onu bağrıma basmak istiyordum. Ama yapamadım üç adım uzağımda olan sevdiğim kadını izlemekle yetindim. Ya ona dokunduğum an uyanırsa korkarsa. Bu sefer ben bunu kaldıramazdım. Gözlerinde ki o korkuyu öfkeyi görmek beni maf ederdi. Kiprikleri kımıldadı. Heyecandan nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim. Bu belirsizlik kalbimi durma noktasına getirmişti. Yanına gitmek onu sarıp sarmalamak bak yetiştim kurtardım seni demek istiyordum ama yapamıyordum.
Gözlerini açtığı an, yüzündeki acıyı gördüm.
Işık canını yakmıştı. Ellerini gözüne siper etti acıyı dindirmek için. Ama canı daha çok yandı bileği acımıştı. Kaşları çatıldı, dudakları aralandı. Nefesi… nefesi bozuldu.
Bir adım dahi atamadım.
Yakınındaydım ama yaklaşmıyordum.
Çünkü bazen en büyük şiddet, farkında olmadan atılan tek bir adımdı.
Gözleri odada gezindi. Boşluğa, tavana, duvara… Sonra bana takıldı.
O an kalbim durdu.Bakışları beni tanımıyordu.
Hayır… tanıyordu. Ama yanlış bir isimle.
Boran...
Bunu gözlerinden okudum. O bakışı tanıyordum; korkuyla karışık nefret, çaresizlikle yoğrulmuş bir titreme. Ellerini yatağın kenarına çekti, bedenini küçülttü. Sanki biraz daha büzülse, yok olacaktı.
“Hayır…” dedi.
Ama sesi, ses olmaktan çıkmıştı.
Kımıldamak istedim.
Sadece adını söylemek… sadece “buradayım” demek istedim.
Ama içimde bir şey beni durdurdu.
Çünkü ben ilerlersem, o kaçacaktı.
Ve kaçacak bir yeri yoktu.
Geri çekildi.
Çocuk gibi… korkmuş bir çocuk gibi ağlamaya başladı.
O an içimde bir şey kırıldı.
“Yaklaşma!” diye bağırdı.
“Ne olur… yaklaşma!”
Durduğum yerde kaldım.
Ayaklarım yere mıhlanmıştı. Bedenim taş kesilmişti.
“Eflin…” dedim.Sesim titremedi.
Titremesine izin veremezdim.
Ama o ses, ona ait olmayan bir anıyı çağırdı.
Çığlık attı. Vücudu titremeye başladı.
“Git!”
“Git buradan!”
Sanki biri göğsümün ortasına yumruğunu sokup çevirdi.
Yüzümdeki ifadenin değiştiğini hissettim. Sertleşmedim. Kırıldım. Ama o bunu göremezdi. Göremezdi çünkü zihninde herkes Boran’dı.
Ve Boran, güvenilecek biri değildi.
Bir adım atsaydım, onu kaybedecektim.
Bir adım geri çekilseydim, yalnız bırakacaktım.Bu ikisinin arasında kaldım.
Şuan gidip o piçi öldürmek o nefesini kesmek istiyordum.
“Tamam…” dedim yavaşça.
“Tamam Eflin… duruyorum.”
Ama titremesi dinmedi.
Gözleri bana bakmıyordu; benden kaçıyordu.
O an anladım: Beni görmüyordu.
Hemşire kapıda belirdi. Doktorun sesi alçaktı ama kelimeler çok ağırdı.
“Şu an çıkmanız gerek.”
Başımı salladım.
Ama bedenim itaat etmedi. Gözlerimi bir an olsun ondan ayıramıyordum.
“Beni görmüyor,” dedim.
Sesim boğazımda parçalandı.
“Beni gerçekten görmüyor…”
Doktor yanıma yaklaştı.
“Şu an görmemesi daha güvenli,” dedi.
“Zihni sizi tehdit olarak algılıyor. Kalırsanız kriz derinleşir.”
Son bir kez baktım ona.
Yatağın içinde küçülmüş, nefes almakta zorlanan, gözleri korkuyla dolu kadına.
Hayatımda ilk kez, onun sağlığı için ondan uzaklaşmam gerektiğini anladım. Ben ona hep iyi gelirdim oysaki.
“Ben buradayım,” dedim.
Ama bunu ona değil, kendime söyledim.
Kapıya yöneldim. Her adımda içimden bir parça koptu.
Kapı kapanırken sesi yükseldi:
“Gitme!”
Kalbim durdu.
Sonra…
“Git!”
Koridorda sırtım kapıya dönük durdum.
Doktor ve hemşire odaya girdi ve kapıyı kapattılar.
Başımı soğuk duvara yasladım. Acıyla gözlerimi kapattım.
İlk kez! İlk kez gerçekten anladım:
Onu iyileştirmek, elini tutmakla başlamıyordu.
Bazen…
Uzakta durabilmeyi öğrenmekle başlıyordu.
Gözlerimden akan yaşlarla olduğum yere çöktüm. Ben buna nasıl dayanacaktım...
VEEE BÖLÜM SONU...💥🥀
BU BÖLÜMÜ ATEŞ'TEN OKUDUNUZ CANLARIM. NASIL BULDUNUZ?
GELECEK BÖLÜM DE SON SAHNEYİ EFLİN'İN AĞZINDAN OKUYACAKSINIZ.
BAKALIM BU SÜREÇTE EFLİN'İN DUYGU GEÇİŞLERİ NASIL OLACAK.
BİRDE UFAK BİR ZAMAN ATLAMASI OLACAK BU OLAY FAZLA UZASIN İSTEMİYORUM. TABİKİ DE ATEŞ'İN EFLİNE BEBEKLER GİBİ BAKTIĞI SAHNELERİ OKUYACAĞIZ AMA FAZLADA UZATMAK İSTEMİYORUM. ÇÜNKİ DAHA NAZLI OLAYI VAR VAR DA VAR YANİİ..😉
YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE CANLARIM..💞
SEVİLİYORSUNUZZZ..💋🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |