1. Bölüm

1.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

AŞK... Üç harf ama bu üç harften oluşan kelime insanın tüm hayatını yönlendirebilir. Ve buna asla müdahale edilemez. En çokta kalbe söz geçmez. Birde bu aşk karşılıksızsa bu Sevda Zindanı'na döner. O zindanda eriyip yok olursun ve bunu kimse görmez. Görenlerde görmezden gelir. Görmelerini de istemezsin zaten çünki bunun bir ilacı yada çözümü yoktur. Platonik aşk demişler bu aşkın adına ama bence bu SEVDA ZİNDANI...

Herşey bizim mahallemize taşınan aileyle başladı. O zamanlar altı yaşındaydım. Benim hayatımın dönüm noktası çok erken yaşta oldu. Bazen keşke hiç olmasaydı diyorum. Bazen ise iyi ki olmuş... Hayat işte acı bile insana bazen bağımlılık yapıyor. Bu acıyla yaşamaya alıştığın an işte o zaman hayatın bir zindana dönüyor.

~GEÇMİŞ~
2003 YILI...

"Eflin kızım nerdesin?"

"Buydayım anniş." Annemin seslenmesiyle odamdan çıktım. Annemin sesi oturma odasından geliyordu. Odaya girdiğimde hiç tanımadığım misafirler vardı. Çekingen adımlarla annemin yanına gidip koluna sarıldım.

"Bak kızım yeni komşumuz Aslı ablan bu da oğlu Ateş. Onunla oynamak istermisin?" Dedi annem sevecen bir sesle. Bana ters ters bakan çocuğa dil uzatıp anneme döndüm.

"Ben bu siniyli kişiyle oynamam anniş." Koşarak odama geri gittim. Annem arkamdan bana seslense de onu duymamazlıktan geldim. O kötü çocukla oynamam benim canımı acıtır.

Odama girip kapıyı kapattım. Yatağımın üzerinde ki bebeklerimi alıp oynamaya başladım. Birde gelip benim evciliğimi bozardı o kötü çocuk.
Kısa süre sonra annem Ateş denen o çocukla odama girdi. Bana sitemli bir şekilde bakınca yüzümü astım.

"Eflin kızım neden böyle yapıyorsun? O senin arkadaşın ama evimize gelen birine biz böylemi yapıyorduk?" Dedi azarlar bir şekilde.

Ağlamaklı bir sesle yüzümü astım.
"Ama anniş o beni dövey. Bana kötüy kötüy bakıyoy." Dedim titreyen sesimle.
Annem anlayışla gülümseyerek yanıma gelince Ateş olduğu yerde bana öylece sinirli bir şekilde bakmaya devam ediyordu.

"Canım kızım ama bak sende onun gibi davranıyorsun. Bence oyun oynadıkça birbirinizi çok seveceğinize eminim. Hadi Ateş'i yanına çağır oyun oynayın."
Öfkeyle, kapının yanında odayı inceleyen çocuğa baktım. Sonra tekrar anneme baktım. Tam itiraz edecekken Annem benden önce konuştu.

"Eğer uslu uslu oynarsan babana akşam gelirken en sevdiğin çikolatayı almasını söylerim." Dedikleriyle gözlerim sevinçle kocaman açıldı. Hemen yatağımdan inip Ateş'in elini tuttum gülümseyerek anneme baktım.

"Tamam anniş ben oynayım hem şevdim ben onu." Annem gülümseyerek bana bakıp başıyla beni onaylayıp odadan çıktı. Odadan çıktığı an çocuğun elini sert bir şekilde bıraktım.

"Şimdiy şen şurada otuy ama benim eşyalarıma dokunma yoksa çok kızayım." Dedim Ateş'e ters ters bakarak. Bana uzun süre bakıp benim dediklerimi umursamadan odamda gezmeye ve oyuncaklarımı incelemeye başladı.

Öfkeyle odam da gezinen çocuğa baktım.
"Ben sana demediymi otuy orada diye." Ateş bana alaylı bir şekilde baktı.

"Ben senin gibi ezik biriyle zaten oynamam hem sen annene odama gelsin dedin köşe de otursun kalksın demedin. Daha konuşmayı bile bilmiyorsun ne işim olur senin gibi bir bebekle. Merak etme bende buraya meraklı değilim." Dedikleriyle gözlerim dolmuştu. Dudaklarım titriyor ağlamak üzereydim.

"Sensin bebek giyt odamdan." Çok kötü biriydi anneme dedim ama beni dinlemedi. Ona ters ters baktım. O ise beni umursamadan odamın içinde geziniyor oyuncaklarıma iğrenircesine bakıyordu. Öfkeyle yanına gidip kolundan tuttum.

"Sen kötüy birisin çık odamdan." Elini kolumdan kurtarıp beni sert bir şekilde yere itince başımı dolabımın köşesine çarpmamla acıdan bağırarak ağlamam bir olmuştu. Elimi acıyan yere bastırıp acıdan kapalı olan gözlerimi açtığımda bana korkuyla bakan kişiye baktım.

"Kanıyor lan." Dedi dehşete düşmüş bir şekilde. "Ö-özür dilerim." Dedi ama bu canımın acısını geçirmiyordu. İçeri giren annemle göz göze geldiğimiz an annem korku ve endişeyle bana baktı. Anlımda ki kanı gördüğü an dehşete düşmüş bir şekilde koşarak yanıma geldi.

"Eflin kızım ne oldu? Ne bu halin?" Ağlamam daha da şiddetlendi.

"Çok özür dilerim benim kolumu tutup itince bende kolumu ondan kurtarmak isteyince dengesini kaybedip düştü." Dedi Ateş endişeli bir şekilde. Annem öfkeyle Ateş'e baktı.

"Ateş o senden küçük ona anlayışlı olmalıydın sen sekiz yaşındasın abi gibi ılımlı olmalıydın." Annem sinirliydi ama kendini tutmaya çalışıyordu. Yüzümde ki kanı hissettikçe korkum artıyor ve ağlamam daha da şiddetleniyordu.

"Özür dilerim çok haklısınız benim hatam." Dedi daha yeni deccal olan çocuk şimdi masum rolünü oynaması beni sinir etmişti.

"Yalan söylüyor anne ben çık dedim bana kötüy kötüy şeyley söyleyip itti beni." Annem bana endişeli bakıp ardından Ateş'e öfkeyle baktı.
Ateş'in annesi odaya girince olanaları gördü ve öfkeyle Ateş'e baktı.

"Yinemi yaa oğlum bir kere de beni şaşırt ne yaptın yine sen?"

"Anne valla bu sefer o başlattı. Bana sert davranıp emirler vermeye başladı. Kolumdan tutup dışarı atmaya kalktı bende kolumu kurtarayım derken dengesini kaybedip düştü."

"Kesin öyledir tabi düş önüme yoksa elimde kalacaksın. Kusura bakma ne olur benim oğlum asidir. Normalde kızlara hayatta zarar vermez yanlışlıkla olmuş. Hastaneye gidelim kanaması durmuyor." Dedi mahçup bir sesle Aslı abla. Annem kendini zor tutuyordu.

"Benim arabam var siz oğlunuzu benim kızımdan uzak tutun yeterli." Annem alnıma birşeyle kanayan yere bastırıp beni kucağına alıp hızla evden çıktı. Aslı abla ve o kötü çocuk bizimle geliyordu.

Hastaneye geldiğimizde doktor kaşımın hemen altına iğneyle dikti canım hiç olmadığı kadar çok acımış ve tüm hastaneyi ayağa kaldırmıştım. İğneden korktuğum kadar hiçbirşeyden korkmuyordum.
O kadar ağlamıştım ki babamın geldiğini elimi tuttuğunu bile hiç fark etmemiştim. Babam beni kucağına aldığı an kucağında uyuya kalmıştım. Son duyduğum ise babamın anneme, "bir daha o velet benim kızımın yanına bile yaklaşmayacak!" Demesiydi. Babam beni anlamıştı o kötü çocuğu bir daha görmek zorunda kalmayacaktım.

İKİ GÜN SONRA...

Babam ben annem ve abim Kerem kahvaltı masasında kahvaltımızı yapıyorduk. Abim okulda olduğu için benim o halimi akşam eve gelince görmüş o çocuğu dövmek için Ateş'in evine kaç defa gitmeye çalışmıştı ama babam ve annem buna izin vermemişti. O yüzden sofrada somurtup oturuyordu.

"Kerem oğlum yapma hadi kahvaltını yap okula geç kalacaksın." Babam sinirliydi ama kendini tutuyordu.

"Baba ben o çocuğu Eflin'in haline sokmadan rahat etmeyeceğim anlayın bunu artık. Tokum ben okula kendim giderim." Masadan kalkıp yanıma geldi yanağımdan öpünce yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Keşke dövseydi o kötü çocuğu. Abimi çok seviyordum okulu yüzünden fazla göremesemde vakit buldukça beni parka götürüyor ve harçıklarıyla bana oyuncaklar alıyordu.

"Dikakkat et kendine cimcime o çocuk sana yine zarar vermeye kalkarsa sana öğrettiğim hareketlerle onu döv anlaştık mı?" Dedi gülümseyerek.

"Şu sıpaya bak ya büyümüşte artistlik taslıyor. Oğlum sen daha dokuz yaşındasın ne bu kabadayı haller? Anlamıyorum ergenliğe mi girdin. Bak zorbalıkla hiç birşey hallolmaz hem bilerek yapmamış ne diye hayla kafaya taktın onu." Aklıma gelen şeyle güldüm.

"Babiş abime kızıyorsun ama sen neden anneme güzel dediği için adamı yolun ortasında dövdün." Annem bu dediğime kahkaha attı.

"Al işte cevap ver bakalım kızına." Babam yerinden doğrulup boğazını temizlercesine öksürdü.

"Yok kızım biz oyun oynuyorduk o abiyle ağzına sinek kaçmış bende o pis sineği öldürmeye çalışırken yanlışlıkla vurmuş olabilirim." Annem daha çok güldü.

"Nasıl yani sen bir canlıyı mı öldürdün babiş ama hani hayvanlara zarar vermek çok kötüy birşeydi?" Dedim şaşkınlıkla.

Abim kahkaha atarak konuştu.
"Baba hiç iyi bir yalancı değilsin. Bir de bana kızıyorsun. Genlerini aldığım için böyleyim. Neyse ben okula geç kalıyorum o çocuğu da gördüğüm yerde ağzını burnunu dağıtacağım. Korkak evinden çıkamıyor korkusundan." Babam tam birşey diyecekken annem araya girdi.

"Tamam Ahmet konuştukça batıyorsun yeterli bu kadar." Dedi kahkhalarının arasından.

"Sen hiç konuşma Sema ne yapsaydım itin teki sana yavşayacak bende gülümseyip teşekkür mü edeceğim." Babamın bağırmasıyla korkudan irkildim. Annem benim irkildiğimi görünce gülen yüzü soldu bir anda ve babama ters ters baktı.

"Yeri değil." Dedi beni göstererek. Babam bana bakınca sert yüz hatları bir anda gevşedi.

"Neyse benim prensesim bugün ne yapmak istiyor. Listende bugün ne var bakim?" Dedi yanağımı okşayarak kurduğu cümleler korkumu yok etmiş yerini heyecana bırakmıştı. Hemen düşünür gibi yaptım. Tabi ki geceden hazırdı planım.

"Lunapark." Diye sevinçle bağırarak.

"Emrin başım üstüme bal kızım. O zaman kahvaltını güzelce yap önce seni çok sevecegin bir yere götürüp sonra da istediğin yere gideceğiz. Sevinçle yerimden zıpladım. Babamın yanına gidip iki yanağından da kocaman öptüm.
"Aslan babişim benim."

"Şu kelimen benim sakinleştiricim resmen prensesim benim." Saçlarımın arasına öpücük kondurup bana sıkıca sarıldı.

"Saçının tek bir teline dünyayı yakarım."
Bu kadar güzel seven bir babam olduğu için çok şanslıydım.

Yemeklerimizi yedikten sonra büyük bir alışveriş merkezine geldik. İki aydır alması için yalvardığım o oyuncağı babam bana bugün almıştı. Konuşan bebek ve kocaman evi vardı ve o evi istediğim gibi dizebiliyordum. Sevinçten yerimde duramıyordum resmen. Bundan üç tane daha olduğu için annem kesinlikle almama karşıydı. Ama benim oyuncak evlerimle birsürü evlerle dolu küçük bir mahalle kurmak istediğimi anlamıyordu. Ama babam bana sonunda almıştı. Ve annem babama cok fena kızmıştı. Hava kararana kadar gezmiştik. Sonunda en sevdiğim yere gelebildik.

Lunaparka geldiğimizde en sevdiğim atlı karıncalara doğru koşmaya başladım. Babam ve annem arkamdan, "yavaş ol düşeceksin!" Diye bağırsalar da onları duymazdan geldim. Tam atlı karıncaya binecekken ileride onu gördüm. Gülen yüzüm bir anda düştü. Evet oydu beni görmedi. Öfkeyle ileride birşeylerle uğraşan Ateş'e bakıyordum. Arkası bana dönüktü. Bir anda bana doğru döndüğünde gözlerim korkudan fal taşı gibi açıldı. Ne olmuştu onun yüzüne öyle. Gözü mor olmuştu. Dudağı kanamıştı yoksa abim mi dövmüştü. Yok hayır abim bu kadar kötü biri değildi.
Hemen adımlarım onun olduğu yöne doğru ilerledi. Evet kötüydü ama nedense onun bu haline çok üzülmüştüm.

Yanına gittiğimde beni hayla görmemişti. Yerde ki pis şeyleri diğer elinde olan siyah çöp poşetine dolduruyordu.

"Atiş ne olduy sana?" Dedim canımı sıkmıştı nedense onun bu hali. Bir anda bana döndü. Gözlerinde panik vardı. Elim dudağında ki yaraya gitti.

"Canın açıyoy mu?" Dedim. Ama bir anda geri çekildi.
Arkasını bana döndü.

"Sanane benim halimden. Defol git başımdan patron kızacak yoksa." Benden korkmuşmuydu?
"Ama burası oyun parkı senin de oynaman gerekmiyoy mu? Hem patron çalışanların sahibine deniy. Yani babam patron ya oyadan biliyoyum." Dedim şaşkın bir sesle

"Eflin git dedim beni de görmedin tamam mı bak annen baban geliyor git dedim sana onlara beni gördüğünü sakın söyleme." Neden böyle diyordu. Onuda benim gibi canı çok acımıştır ama o üzgün olacağına sinirliydi.

"Atiş doktoya gidelim mi?" Bir anda durdu. Hareket etmedi. Ağır ağır bana döndü. Gözleri dolu doluydu. Ben ne demiştim ki doktor amca beni iyileştirdi belki onu da iyileştirirdi.

"Abim mi yaptıy ama o bu kadar kötüy yapmaz kim acıtıy canını söyle ben kızarım ona." Bana tuhaf bakıyordu. Yanıma gelip elini bandajlı olan yarama dokundurup, "Özür dilerim çok özür dilerim canını yakmak istememiştim. Ben bana olanları hak ettim. O yüzden canım da acımıyor." Bir anda tekrar arkasını döndü. "Şimdi git oyuncaklarla oyna bak anneler buraya bakıyor. Ve beni gördüğünü söyleme." Ben birşey demeden hemen uzaklaşmıştı.

"Eflin kızım kiminle konuşuyordun?" Anneme döndüm.
"Anne onu dövmüşler." Dedim üzgün bir şekilde.
Annem anlamayan gözlerle bana baktı.

"Kimi dövmüşler kızım?" Dedi.

"Atiş yaralanmış yerden pis şeyleri topluyoydu. Bana beni göydüğünü kimseye söyleme dedi. Anniş canı çok acımış." Annem dediklerimle ne yapacağını şaşırmıştı. Diz çöküp, "Eflin eminmisin Ateş'i gördüğüne." Dedi.

"Evet anniş gözü mordu birde dudağı kan olmuştu." Benimde gözlerim doldu.
"Anniş doktor amcaya gidelim dedim ağladı. Canı acıyoy ama doktor amcaya gitmek istemedi." Elimle gittiği yönü işaret ettim. "O tarafa koşarak gitti. Benimle oynayabilirsin dedim 'git' dedi bana." Annem babama baktı babam da annem bakıp o tarafa doğru ilerledi.

"Tamam kızım sakin ol baban ilgilenecek Ateş'le sen ağlama ama tamam mı?"

Ama onun canı çok acımıştır. Peki neden benim de canım acımıştı?

Babam uzun süre gelmedi ben meraktan yerimde duramıyordum. Burada ki oyuncaklara bile binmek istemiyordum. Babam ve Ateş'in bize doğru geldiğini görünce oturduğumuz sandalyeden ayağa kalktım. Annemde ayağa kalktığında da babam yanımıza gelmişti. Ateş bana ve anneme bakmıyor gözlerini yerden ayırmıyordu.

"Ahmet ne olmuş?" Dedi annem sorgulayıcı bir şekilde. Babam anneme öyle bir baktı ki annemin rengi atmıştı ama ben hiç birşey anlamıyordu. Annem Ateş'in yüzüne bakınca endişesi daha da artmıştı.

"Ateş sen bizi burada bekle hemen geliyoruz." Dedi annem. Onlar biraz uzakta konuşunca Ateş sinirle bana baktı.

"Ben sana kimseye söyleme demedim mi nelere yol açtığından haberin var mı senin küçük cadı." Bana öyle bir öfkeyle bakıyordu ki korkudan bir adım geriye gittim.

"Ama ben kötüysün diye-" Dedim ama korkudan devamını getiremedim.

Ateş tam konuşacakken annem gil geldi. Annem eğilip Ateş'e merhamet dolu bir şekilde gülümsedi.

"Ateş herşeyi Ahmet amcan anlattı. Annen kardeşin ve sana yardımcı olabiliriz inan bana baban size hiç birşey yapamaz." Babamda annemi onaylar şekilde ses çıkardı.

"Çok teşekkürler ama lütfen ailevi sorunuma karışmayın yoksa herşey daha kötü olacak. Ben bir şekilde hallediyorum. Şimdi izninizle işimin başına dönmem gerekiyor." Diyip koşarak yanımızdan uzaklaştı. Ne yani onu babasımı dövmüştü. Ama bu imkansız benim babam benim mutsuz olamama bile dayanmıyor ki Ateş yalan söylüyor bir baba çocuğuna asla vurmaz. Baba dediğin çocuğunu sever ve korur.

GÜNÜMÜZ....

"Doktor kızım hele bir söyle benim bu dizimde ki ağrılar neden geçmiyor hiç?"

"Havva teyze sana daha öncede söyledim. Güneşte günde en az bir saat yürüyüş yapman gerekiyor yürüyemiyorsan da güneşte dur ve o kilolarını da vermen gerekiyor. Ama sen sana verdiğim diyet listesine hiç uymuyor ve duyduğuma göre evden dışarı bile çıkmıyormuşsun." Azarlar şekilde konuşunca yüzü asılmıştı.

"Başka yolu vardır bunun mutlaka doktor kızım. İki adım atsam nefes nefese kalıyorum." Havva teyzenin gözleri dolunca sinirli bakışlarımı yumuşattım. Hiç söz dinlemiyor ama ona rağmen iki günde bir hastaneye geliyor ilaçlarını bile kullanmıyor ben nasıl yardımcı olacaktım ki kemik erimesi var ve bu da onun ağrı çekmesine sebep oluyor. İlaçlarını kullansa güneşte bir saat durup o kilolarını biraz verse ağrı çekmeyi bırak daha sağlıklı ve dinç olacaktı ama gelde anlat bunu Hava teyzeye. Sakinleşmek için derin bir nefes aldım.

"Tamam ağlama lütfen sana bir serum takalım o seni rahatlatır. Ve lütfen ilaçlarını saatinde al inan bana ağrıların hafifletecek diğer dediklerimi de ciddiye al teyzecim.
Havva teyze beni onaylayıp elinde ki bastonla ağır ağır odadan çıktı. Hemşireye ona eşlik etmesi için işaret edince anlayıp hemen koluna girdi.
Tek yaşayan ve kimsesi olamayan bir teyzeydi. Bir yıldır tüm masrafları kendim ödüyor onun iyileşmesi için herşeyi yapıyordum. Yanlız kalmış birini öyle tek bırakmak bana göre değildi. Onu o gün yağmurun altında ateşler içinde gördüğümde içim acımıştı. O kadar kişi Havva teyzenin yüzüne bile bakmadan yanından geçip gidiyordu. Ne ara bu kadar acımasız bir toplum olmuştuk.
Onun hakkında araştırma yaptığımda kimsesiz olduğunu öğrendim. Evet daha bebekken hayatla mücadelesi başlamış. Zaten iki günde bir hastalığını öne sürerek bana gelmesi de beni kızı gibi gördüğünden. Yanıma almayı çok istedim ama asla kabul etmiyordu. Onu o köpek bağlasan durmayan ev demeye bin şahit isteyen yerden bile ikna edip çıkarmam üç ayımı almıştı. Bakım evlerinin konusunu bile açamaya gelmiyor bana bağırıp beni kovmaya bile kalkmıştı. Neyse ki evimin en yakınında bir ev tutup ona daha iyi bir yuva verdim. En azından son günlerini iyi bir evde geçirsin. Düşünceler içinde kaybolurken kapımın hızlıca açılmasından irkilerek kendime geldim.

"Eflin hocam acil bir vaka var silahlı çatışmadan dolayı çok sayıda yaralı geliyor. Acilde doktor sayısı yetersiz." Hemen ayağa kalkıp acile doğru koşmaya başladım.

"Kaç kişi ve durumları nedir?" Dedim yanımda koşan hemşireye.

"Otuz kişi on yedisi hafif diğerleri ağır yaralı." Acil bölümüne geldiğimde hastalar çoktan gelmişti. Ortalık can pazarına dönmüştü resmen. Çok kalabalıktı hemen ambulans bölümüne koştum. Hayla ard arda gelmeye devam eden hastalar vardı. Önümde duran ambulansın kapıları açılınca kanlar içinde ki adamı aşağıya indirdiler. Hemen yanına gittim.

"Durumu nedir?"

"Ateş Kurt 28 yaşında. Vücudun da dört kurşun isabet etmiş. Biri kalbi diğer üçü ise batın bölgesinde. Solunum ve satırasyon düşük. Yolda iki defa kalbi durdu." Duyduğum isimle nefesim kesildi. Yüzü kanrevan içindeydi ve ben onu tanıyamamıştım. Gözlerim doldu onu en son gördüğümde de yaralıydı. Şimdi yıllar sonra da kanlar içinde karşıma çıkmıştı. Hayatın bana acımasız bir oyunu olmalıydı. Zaman durmuş dünya bile dönmeyi bırakmıştı adeta.

 

"Eflin hocam ne yapalım durumu ağırlaşıyor." Ambulans doktorunun seslenmesiyle bakışlarımı sedyede kanlar içinde yatan adamdan ayırıp bana seslenen Ferhat'a baktım.

 

"Hemen ameliyathaneyi hazırlayın ve sekiz ünite kan hazırda bulunsun. Hadi ne duruyorsunuz hızlanın." Diye bağırdım beni ilk defa böyle gören Ferhat ne diyeceğini bilemez halde hemen ameliyat bölümüne hızlıca sedyeyi iterek ilerledi. Ben iste hayatın bana attığı sert tokatın etkisinden çıkmaya çalışarak peşlerinden koşarak gidiyordum. Dokuz yıl koskoca dokuz yıl sonra hiç ummadığım bir anda ve hiç istemediğim bir şekilde karşıma çıkmıştı. Bir anda ailesiyle ortadan kaybolan adamı yıllarca aramış ama bulamamıştım. Sonra anne babasının öldüğnü öğrendim. Ama kız kardeşi ve kendisinden hiçbir iz yoktu. Evet bir kız kardeşi varmış. Bunu bile aramaya başladığımda öğrenmiştim. Ama nedense kız kardeşi olduğunu sakladılar işte bunu hiç bilmiyordum. Küçükken bile ne zaman Ateş bize gelse yada parkta karşılaşsak kız kardeşi hiç yoktu varlığından bile kimsenin haberi yoktu. Hayal meyal onu ilk yaralı gördüğümde bir kardeşi olduğunu öğrendim ama ondan sonra hiçbir şekilde konusu açılmamıştı. Tabi çocuktum ve bunu araştırma yaptıktan sonra hatırlamıştım.

 

Ameliyat için hazırlandığım da vakit kaybetmeden hemen ameliyata başladım. Çok zorlu bir ameliyat ve benim en büyük sınavımdı. Yıllarca deli gibi aradığım sevdiğim adam karşıma ölümün eşiğinde can çekişirken çıkmıştı. Ne pahasına olursa olsun onu yaşatacaktım. Onu kaybersem bu sefer onunla ben de ölürdüm. Soğuk kanlı olmalı ve bu ameliyatı sorunsuz yapmalıydım. Ameliyata girdiğimde tüm ekip hazır bir şekilde beni bekliyordu.

 

Hemen yerimi alıp elimi uzattım.

"Bisturi." Allahım ne olur onu bana bağışla tam bulmuşken onu benden tekrar alma.

 

                                  ***** 

 

On saatlik bir ameliyatın ardından yorgun bir şekilde kendimi odama attım. Evet kurtulmuştu. Çok zorlu bir ameliyattı. Kalbinin beş santim yakınında ki kurşun kalp damarlarını çok kötü zarar vermişti. Batın bölgesinde ki iki kurşun zararsız yerdeydi ama diğeri çok sıkıntılı bölgedeydi. Ameliyat sırasında duran kalbi ise onun değil benim kalbimdi ama iyiydi. O iyi olacak olayların şokunu yeni yeni atlatıyordum. Odamın kapısını kitleyip sırtımı kapıya dayadım. Bedenim titremeye başladı. Ama bu titreme ruhumun çektiği acıdan ve şoktan kaynaklıydı. Boğazımda oluşan o koca yumru canımı daha çok yakıyordu bu da tuttuğum göz yaşlarının doruk noktası olduğunu anlamaya yetmişti. Daha fazla kendimi tutamayım akmak için direnen göz yaşlarım usul usul yanaklarımdan akmaya başladı.

Dudaklarımdan kopan hıçkırık ise benim sarsılarak ağlamamın sebebi olmuştu. Onu bulmuştum ama onu ölümün pençesinde bulmayı hiç beklemiyordum. Gözlerimi kapadığımda onu son gördüğüm gün geldi gözlerimin önüne.

 

"Neden bana öyle bakıyorsun?"

"Nasıl baktığımı bilmiyorum ama özür dilerim Eflin sana yaşattıklarım için, canını çok yaktım. Daha ilk günden sana zarar vermeye başladım. Ama bu benim elimde olan birşey değil."

 

"Ne demek istiyorsun Ateş? Neden böyle tuhaf konuşuyorsun?"

 

"Hep mutlu ol canının yakmalarına asla izin verme."

 

"Ateş birşey olacak değil mi? Yoksa baban mı yine sana ceza verecek?"

 

Bana uzun uzun bakmıştı o gün ama ben anlamadım. Çünki o hep tuhaftı onu anlamak çok zordu. O günde çok kötü dayak yemişti hatta yanıma geldiğinde bana anlatmasada halinden belli oluyordu. O gün burnundan bir anda kan gelince korkudan delirmek üzereydim. Bana, "Korkma artık ve bana acımaktan vazgeç. Ben büyüdüm artık. Bunlara son vereceğim çok az kaldı Eflin o adam artık bize zarar veremeyecek. Ben artık annem ve kardeşim zarar görmesin diye bunlara katlanmak zorunda kalmayacağım." Demişti. O an ne demek istediğini anlamadım. Yine sinirden öyle konuşuyor sanmıştım. Ama onu can yakmayı aslından babasından gördüğü şidetle öğrendiğini anlamam çok geç olmuştu. İnsan ister istemez ailesine benzer bazıları farkında olmaz bazıları ise farkında olur ve yapar ama yaptığını ailesine benzediğini inkar eder. Aile yapısı kötü olan çocuklar sağlıklı bir beyne sahip olamazlar ve bunun en büyük sorumlusu anne ve baba faktördür.

 

Benim canımı da yakmayı seviyordu sonra buna pişman olup bana hediyeler alıp gönlümü alıyordu. O zamanlar bunu anlamıyor bilerek yapamadığını düşünür onun için özür diliyor sanıyordum. Meğer öyle değilmiş.

Ama ben en çok bana aldığı o rengarenk çiçekleri seviyordum. Bazen canımı yaktığı için sevindiğim bile olurdu çünkü o zaman benimle ilgileniyor ve bana çiçek alıyordu Menekşeler, kokmuyorlardı ama çok güzellerdi. Bir ara "ama bunlar kokmuyor" demiştim.

 

"Evet bunu bildiğim için sana bunlardan alıyorum" demişti. Sebebini sorduğumda gülüp geçmişti ileride anlarsın demişti. O zamanlar on yaşındaydım ve bu dedikleri bana anlamsız gelmişti. Evet o gittikten sonra anlamıştım. Menekşeler kokmazdı. O bana ben senin hayatında varım ama yokum demek istiyordu. Ben bunu o gidince anlamıştım. Menekşe çiçeği bizim daha doğrusu onun ve benim aramada ki ilişkinin simgesiydi. Bir ilişki var ama yok işte bu belirsizlik benim lanetim olmuştu. O beni sevmiyordu beni arkadaş olarak hatta öyle bile görmüyordu. Canımı yakmayı seviyor sonra da canımı yaktığı için babası duymasın diye hemen gönlümü almaya çalışıyordu. Bunu çok iyi de yapıyordu. Bu da narsistlik kategorisine giriyordu. Evet onun küçükken çektiği acılar onu narsist biri olmaya sürüklemişti. Ve bu çok tehlikeli bir hastalıktı. Ve ben bu hastanın kurbanı olmayı kabul etmiştim. Bunu doktorluk stajindan aldığım psikolojik eğitimden öğrenmem ise benim için yıkıcı bir darbeydi.

 

Oturduğum yerde bir süre daha durduktan sonra titreyen vücudumu zorda olsa yerden kaldırmıştım. Üçlü koltuğa kendimi zor atmıştım. Başımı arkaya atıp gözlerimi kapadım.

Uyandığında beni tanırmıydı acaba?

O silahlı çatışmada ne işi vardı?

Kesin pis işlere bulaşmıştır. Küçükken de can yakmayı seven bir deliydi zaten. Canı yandığı için can yakıyordu. Bunu çok geç öğrenmiştim. O da babasına olan sinirini hayata olan öfkesini etrafında ki gücü yetenlerden çıkarıyordu. Kim bilir benim bilmediğim daha ne gibi acılar yaşamıştı.

 

İyiydi evet Eflin o iyi şimdi biraz uyu ve kendini topla. Mesaim bitmişti ama onu bırakıp eve gidemezdim. Az da olsa dinleyebilmek için gözlerimi kapadım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.

 

Kapının sert bir şekilde çalınmasıyla irkilerek kalktım. Ateş'e mi birşey oldu yoksa. Hemen kapıya koşup kilidi açtım.

 

"Ateş'e mi birşey oldu?" Dedim korkuyla.

 

İrem şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu.

"Eflin sakin ol kimseye birşey olduğu yok. Hem sen uyuyormuydun, yine Ateş'i mi gördün?" Dedi üzgün bir sesle. Evet o hiç rüyalarımdan çıkmıyordu. Ve İrem bunu çok iyi biliyordu. Çocukluk arkadaşım aynı zamanda iş arkadaşımdı.

 

Derin bir nefes alıp dolan gözlerimle ona sıkıca sarıldım. Şuan tüm duyguları aynı anda yaşıyordum. Söylediğim kelimelerle İrem,in omuzları gerilmişti.

 

"Onu buldum İrem onu buldum. Çatışma da yaralanlar arasında buldum onu kendi ellerimle ameliyat ettim. İyi olacak değil mi kardeşim? O iyi olacak değil mi?"

 

Kısa bir süre öylece kaldık. Benden ayrılınca şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Ne diyeceğini bilemiyordu. O da beklemiyordu böyle birşeyi. Zaten kimin başına gelirdi ki böyle birşey.

 

"Eflin sen ciddisin! Eflin nerede o nasıl olur o yaralılar hakkında hiç iyi şeyler duymadım. Ben de sana bununla ilgili konuşmak için gelmiştim, senin ameliyat ettiğin hasta çok ünlü ve aranan yer altı mafya lideri. Polisler yolda geliyorlar bende sana bunu haber vermek için geldim." Duyduklarımla dumura uğramıştım. Ne yani yıllardır hiç pes etmeden deli gibi aradığım o adam azılı bir katil mi?

 

 

 

 

 

Veeee yeni bir kurguyla karşınızdayım ballarım uzun zaman oldu değil mi? Çok güzel bir kurgu sizleri bekliyor bakalım yeni bölümlerde sizleri ve beni neler bekliyor.

 

Yeni kurguyu nasıl buldunuz arkadaşlar? Yorum ve oylarınızı eksik etmeyin lütfen.

Yeni bölümde görüşmek üzere.

 

SEVİLİYORSUNUZ..🥰💋 (Bunu söylemeyi çok özlemişim.💫🌸)

 

 

Bölüm : 20.08.2025 19:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...